İslam Dininde Reform

Bu yazı dizisi, asırlardan beri İslam’a karşı sürüp gelen ve günümüzde de “Ilımlı İslam” isteği ile ortaya çıkanlara cevap olarak hazırlanmıştır.

4 Temmuz 1999 tarihinde bir yazarın gazetede ılımlı İslam isteği ile “Kur’an’dan bazı ayetler atılsın” sözleri ile yeni bir hareket başlatılmıştır. Ardından Kur’an’dan atılacak ayet sayısı üzerinde çalışmalar yapılmış, yaptırılmıştır. Bunun akabinde de Lüterciliğe soyunanlar gecikmemiştir.

Biz yazımızda “Allah’ın dini olan İslam, tartışılmaz, değişmez ve değiştirilemez” diyeceğiz. Çünkü; dinin kurallarını biz koymadık ki, tartışalım ve değiştirelim. Biz ancak yasaları tartışabiliriz. Ama dini asla. Dinin kurallarını Cenab-ı Allah koymuştur. Bizim dine hiçbir şekilde müdahale yetkimiz yoktur. Dini, işine gelen kabul eder, işine gelmeyen de kabul etmez. Dinde zorlama yoktur.İnsanın beğenmediği, kabul etmediği bir dinle uğraşması, abesle iştigal olur. Ona yakışan, dini inananlara bırakmasıdır.

 

Kur’an’da şöyle buyuruluyor:

“De ki: Size yaptıkları işler bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi? bunlar; iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatın da çabaları boşa giden kimselerdir.” (Kef Süresi: 103-104) buyurularak, Allah’ın dini ile uğraşmanın boşuna bir gayret olduğu bildirilmiştir.

İnandığını söyleyenlere de şunu hatırlatmak istiyorum; ehli sünnet çizgisinde kalmak kolay değildir. Her şeyden önce itikadın düzgün olması lazımdır.

İkinci bir husus da; Kur’an, Allah Kelamıdır. Kur’an mahluk değil, akıl mahluktur. Bunun için Kur’an,aklı aşar. Ziya Paşa, bunu şöyle ifade eder:

“İdrak-i meali bu küçük akla gerekmez,

Zira bu terazi o kadar sıkleti çekmez.”

Bana göre şu ortamda  “dinde reform”  ve  “dinde Rönesans” ifadelerini kullanmak kadar yanlış bir ifade olamaz. Çünkü dinde reform ve Rönesans olmaz.

Dinde ancak ehil kimseler tarafından, şartlara uyularak ictihad yapılabilir

Sırf Allah rızası için, faydalı olurum ümidiyle yaptığım bu çalışmanın kabulünü umuyor, Yüce Allah’tan yardım ve hidayet niyaz ediyorum.

 

İSLAM’DA REFORM VE RÖNESANS

“İslam’ı tahrip için yeniden düğmeye mi basıldı? Sorusu zihinlerde dolaşıyor. İslam’ı gözden gönülden düşürme çabasını ve kafa karıştırarak fitne çıkarma gayretini hepimiz apaçık görmekteyiz.

Son zamanlardaki, yanlış beyanların, itirazların, zayıf görüşlerin, küllenmiş meseleleri gündeme getirerek masum görünümlü isteklerin ardından gelecek olan buydu zaten.

Kur’an’daki bazı ayetlerin çıkarılması isteği, İslam’a hurafeler karıştığı ve İslam’ın mezarlıklar dini haline geldiği iddiası ve İslam’ın kalıbını değiştirme çabaları, İslam’da Reformu ve İslam’da Rönesans’ı önümüze koymuştur.

Bazı yolların başında şeytan, sonunda da fitne oluyor. Kafa karıştırmanın ve yanlış yönlendirip, yanlış şeyler akla getirmenin vebalinden korkulmuyor. Hele bazıları din adına ve koyu dindar görünümünde Müslümanların iyiliğini istiyormuş havası ile ortaya çıkıyor, insanımızı aldatıyor.

Konuya girmeden şunu açıkça ifade edeyim ki; Bugünkü durum, yabancı olmadığımız bir durum. Tekrar tekrar seyrettiğimiz film. Senaryo aynı, oynayanlar değişik. Evet senaryolar yazılıyor, zaman zaman sahneye konuyor. Suflörler aynı, oyuncular aynı, konu da aynı…

Bazılarına Kur’an’da Cenab-ı Allah soruyor: “Feeyne tezhebün” (Nereye gidiyorsunuz?)  diye …

Şimdi bakalım Reform ve Rönesans’ın ne demek olduğuna:

REFORM: Daha iyi duruma getirmek gayesiyle yapılan değişiklik,değiştirme demek.

RÖNESANS: 15. y.yılda Avrupa’da çeşitli sebeplerle doğan ilim ve sanat hareketidir.

Rönesans, yeniden doğuş demektir. Başka bir ifadeyle de yenilik hareketi manasına gelir.

Hıristiyan aleminin düzenlediği Haclı Seferleri sonunda batılı, gözünü açmış, bozulan, baskı ve zulüm uygulayan Hıristiyanlıkta düzeltmeler yapmıştır. Bunun adına da Rönesans denmiştir.

 

HIRISTİYANLIKTA REFORM-RÖNESANS NASIL OLMUŞTUR ?

İsa (AS)’ın risaleti, 1 yıl veya 3 yıl kadar kısa sürmüştür. En kısa süre içerisinde İncil yazılıp, bellenememiş, Hıristiyanlık dini de tam olarak tebliğ edilememişti. Böylece aslını çok çabuk kaybetmişti.

İsa Peygambere hayatında inananların sayısı ise 11 kişi idi. Ağır baskılar nedeniyle onlar da dinlerini iyi öğrenememiş ve muhafaza edememişlerdi. Çünkü İsa (AS)’a inananlar hemen öldürülüyorlardı. Hatta İsa Peygamberin peygamberliği de bu yüzden kısa sürmüştü.

Daha sonra Pavlos’un müdahalesiyle Hıristiyanlık İsa Peygambere inen din olmaktan çıkmıştır. İsa Peygamberin dini putperestliğe dönmüş, Allah’ la kul arasına din adamları girmiş, günah bağışlamışlar, insanların para karşılığı cennete girmeleri için bilet satmışlar, papa ve papazlar imtiyazlı kimseler olarak dilediğini yapmışlardır; evlilikte ilk hakkı kendilerine tanımışlar, sevmediklerini aforoz etmişlerdir her şeyi ve her yetkiyi ellerine almışlardır. Yani Kilise, halk üzerinde kayıtsız şartsız hakimiyet kurmuştur.

Bütün bunlara karşı her kesimden başkaldırma ve protestolar başlamıştır. Bunun sonucu da Reform ve Rönesans yapılmıştır.

Reform ve Rönesans, yeniden biçimlendirip şekillendirmek demektir. Hıristiyanlıktaki Reform ve Rönesans da böyle olmuş, Hıristiyanlık yeniden biçimlendirilip şekillendirilmiştir.

Dinde Reform ve Rönesans ifadeleri, Batı dünyasına aittir. Hıristiyanlığın bozulmuş şekline yeniden şekillendirme manasında kullanılmıştır.

Reform ve Rönesans tabirlerini İslam için kullanamayız. Neden derseniz,

Çünkü Hıristiyanlığa olanlar, İslam’a olmamıştır da ondan. Ayrıca İslam’a vahyin dışında hiçbir şey karışmamıştır. Bu konuda Batı ilim adamları da hemfikirdir. “İslam bozuldu, mezarlık dini haline geldi, İslam’a hurafeler karıştı” iddiaları da asla doğru değildir. Halkın yanlış uygulaması ve bazı bölgelerin gelenekleri ile İslam Dinini karıştırmamak lazımdır.

Bugün İslam’da Reform ve Rönesans denince, kime sorarsanız sorun dinin aslını bozmak, dini değiştirmek anlaşılacağından bu ifadeler İslam için geçerli olamaz.

 

İSLAM’DA REFORM İDDİALARI YENİ DEĞİLDİR

İslam’ı bozma girişimleri, peygamberimiz zamanında başlamış, ondan sonra da durmamıştır. Yalancı peygamberler çıkmış, sapık mezhepler ortaya çıkmış, İslam’a bir çok iftiralar atılmış, Hıristiyanlar ve Yahudiler seferber olmuş, bugün bile hala Rasüllük, Nebilik, Mehdilik iddiaları ile ortaya çıkalar olmaktadır.

1800 yılın sonlarında Şeyhülislam Mustafa Sabri, Dini Müceddidler (Reformcular) adlı bir kitap yazmıştır. Bu kitaba bakıldığında istek, iddia ve hedefin aynı olduğu görülmektedir.

Daha sonraki yıllardaki durumu da, Ahmet Kabaklı’nın “Temellerin Duruşması” kitabından kısaca nakledelim:

1923’te Meclis kürsüsünden Tevfik Rüştü :    “Teşkilatı Esasiyemizde dinimiz apaçık yazılmalıdır.” deyince “Teşkilatı Esasiyede dinimiz yazılıdır, hangi dini yazdıracaksın? Hıristiyanlığı mı?  denince Mahmut Esad Bey, söz almış : “Evet Hıristiyanlığı. Çünkü İslam terakkiye manidir. Bu dinle yürünmez, mahvoluruz ve bize kimse de ehemmiyet vermez” demiştir. (s.55-56)

Daha sonraki yıllarda “Türkiye Devletinin dini İslam’dır” maddesi ve resmi yemindeki dini ibareler Anayasadan çıkarıldı. (s.197)

“Din yok millet vardır. Dinin yerine milliyetçiliği geçireceğiz” İfadeleri, yazılan ve konuşulan ifadelerdir.

Refik Ahmet: “Allah’ı sultanla birlikte tahtından indirdik, bizim mabetlerimiz fabrikalardır” derken,  Tevfik Fikret de: “Şeytan da biziz, cin de. Ne şeytan ne melek var. Türkiye için Ahiret günü olmadığına inanıyorum” demiştir. (s.214)

Kemalettin Kamu ise:

Ne örümcek ne yosun,

Ne mucize ne füsun,

Kabe Arab’ın olsun,

Bize Çankaya yeter” diye yazmıştır.(s.216)

Türkçe Ezan, Türkçe namaz, Türkçe dua istekleri o günlerde de vardır. Ziya Gökalp : “Bir ülke ki, camiinde Türkçe Ezan okunur, Köylü anlar manasını namaz duanın, Ey Türkoğlu işte orasıdır vatanın” diyordu. (s.224)

İsmet İnönü devrinde iyice ileriye götürülmüştür. İskipli Atıf Hoca şapka giymedi diye idam edilmiş, gençler Ayasofya’da namaz kıldı diye hapsedilmiş, Osman yüksel Ayasofya ile ilgili şiir yazdı diye mahkemelerde süründürülmüş, Topkapı Sarayında 450 yıl okunan Kur’an-ı Kerim susturulmuştur. Bunlar sadece birkaç örnektir.

Emin Işık rahmetli şöyle anlatır: “O devirde dine yasak getirilmiştir. Kur’an öğrenmek, öğretmek yasaklanmıştır. Çeşmelerdeki Besmeleler bile kazılmıştır. Hatta Kur’an’lar toplatılmıştır…” (s.242)

Peki bu işler şu anda durdu mu? Hayır. 1999 yılında Denizli İ.H. Lisesi’nin duvarında asılı Besmele kaldırılmış ve yöneticiler, bakanlık müfettişleri tarafından sorguya çekilmiştir.

İnançlarından dolayı örtünenlerin mağduriyetini, Kur’an kurslarının ve İ.H.Liselerinin önünün kesilişini hepimiz gördük…

 

İSLAM’DA RÖNESANS – İSLAM’DA REFORM OLUR MU?

Reform ve  Rönesans kelimeleri, ilk bakışta güzel manalara geliyor gibi ama, İslam’da Reform, İslam’da Rönesans denilince bir soğuk rüzgar esiyor.

Müslümanlar için İslam üstün bir değerdir. İslam, tamamen vahye dayalı bir dindir. Bugüne kadar vahyin dışında, İslam’da herhangi bir şey mevcut olmamıştır. İslam Dini, Allah tarafından kemale erdirilmiştir (Miada:3) Hz. Peygamber, Hatem’ül Enbiya’dır. (Ahzab:40) Peygamber (SAV), Arafat ‘ta tebliğ görevini tamamlamıştır. Yani İslam tam olarak tebliğ edilmiş, eksik bir şey kalmamıştır. Bunu için İslam’a müdahale olamaz. İslam’da yeniliğe ve değişikliğe de ihtiyaç yoktur. Ayrıca bizim dine şekil verme yetkimiz de yoktur. Mesela; Anayasayı değiştirirsiniz. Onu yapanlar değiştirir. Ama dinin kurallarını biz koymadık ki biz değiştirelim. Eğer dinde değişme olursa, o zaman dünyanın sonu gelmiş demektir. Çünkü İslam kıyamet dinidir.

Eğer İslam, Allah’tan geldiği gibi korunamamış olsaydı, işte o zaman iyileştirme söz konusu olabilirdi. Ayrıca dini değiştirip; “Şuna göre, buna göre yaşayacaksın” demek, baskı uygulamak olur. İnanç hürriyeti ortadan kalkmış olur.

Reform ve Rönesans’ın kısaca manası, yeniden şekillendirmek demektir. Bunu İslam için düşünürsek, bizim Allah’ın dinini şekillendirmeye yetkimiz yoktur. Bize düşen, ya aynen kabul edip yaşamak veya kabul etmemektir. Efendim ben İslam’da yenilik yapacağım demek, kendimize göre din icat etmek olur ki, buna da kimsenin yetkisi yoktur.

Dinde iyileştirme olayı, aslından uzaklaşan ve insanlar üzerinde baskı uygulayan, kutsal kitabı bozulup, insanlar tarafından değişik değişik yazılan Hıristiyanlık dininde olmuştur.

Şimdi soralım: Dinde reform, ama hangi dinde? Bunu iyi anlamak ve iyi anlatmak lazım.

Bir de Hıristiyanlıktaki mezheplerle, İslam’daki mezhepleri, ayrıca hak mezheplerle sapık olanlarını birbirinden ayırmak, sapla samanı birbirine karıştırmamak gerekir.

Şunu çok iyi bilmek gerekir ki, İslam Dini bozulmamıştır. İslam’a hurafe de karışmamıştır. İslam, mezarlık dini haline de gelmemiştir. İslam Allah’ın gönderdiği Allah Resulünün tebliğ ettiği şekliyle ortadadır. İnsanımızın bazılarının din anlayışı değiştiyse, bazıları da dini öğrenememiş veya din onlara doğru bir şekilde öğretilememiş ise bunda İslam’ın ne suçu vardır?

İyileştirilmeye İslam’ın değil, insanımızın ihtiyacı vardır. Rönesans, Reform, İslam’da değil, insanımızın kafasında, hayatında düşünülürse doğru olur.

Kısaca peygamberin bile görevi, dini aynen tebliğdir. Reform ve Rönesans dini aslından uzaklaştırmak demektir. İslam bozulmamış, Kur’ an bozulmamıştır ki, neyini düzelteceksiniz?..

Böyle bir din, tartışılmaz, yaşanır. Bu da herkese nasip olmuyor işte.

 

İSLAM FITRAT DİNİDİR

Cenab-ı Allah insanlığa en son gönderdiği İslam Dinini insanın fıtratına ve yaşayışına en uygun bir şekilde göndermiştir. İnsanda inançsızlık hastalığı yoksa, insanın İslam’ı beğenmemesi ve dışlaması mümkün değildir. Çünkü İslam, insanın kıyamete kadar, ihtiyacına cevap verebilecek şekilde gönderilmiştir.

İslam, insana faydalı olanı emretmiş, zararlı olanı da yasaklamıştır. İslam insanın her devirde problemlerini çözebilecek şekilde vahyedilmiş bir dindir. Bazılarının bir şeyler demesi, bir şeyler yapması, bu gerçeği değiştirmez.

Kıyamete kadar insanın iki cihan saadeti için Kur’an’ın rehberliği şarttır. Cenab-ı Allah şöyle buyurur:

“Kur’an insana en doğruyu ve en sağlam yolu gösterir” (İsra:19)

İslam insanın zarar görmesine yüzünün kızarmasına ve alçalmasına asla müsaade etmez. İslam’a göre insan, tertemiz dünyaya gelmiştir, temiz bir hayat yaşamalı ve temiz bir şekilde yaratanına kavuşmalıdır.

İnsan isterse, İslam çerçevesi içinde bir ömür geçirir; kendini koruyup, neslini de bozmadan devam ettirebilir. Bunun için İslam aynı zamanda toplum dinidir, insanlık dinidir.

En önemlisi de İslam, hayat dinidir. İslam’ın hiçbir emri yerine getirilemez durumda değildir. İslam’da emirler ve yasaklar, insanın kolayca yerine getirip, faydasını görebileceği şekildedir.

Diğer dinlerde olmayan bir husus da; İslam yöreye göre, örf-adetlere göre, kişinin özel durumuna göre katı bir din değil, bilakis olumlu gelişme ve yeniliklere açık bir dindir. Mesela; Peygamber, dişlerini misvakla temizlemiştir. Bugün ise gaye aynıdır, diş sağlığı ve diş temizliği. Ama araç değişmiştir. Bir örnek daha verelim:          Kur’an da hırsızın elinin kesilmesi emredilmiştir. Burada caydırıcılık söz konusudur. Ama din alimleri, duruma göre hırsıza farklı bir ceza şekli tatbik edebilir.

İslam Dininin Kutsal Kitabı olan Kur’an da yaşanması imkansız bir kitap değildir.

İslam, toplumun örf ve adetlerini de önemli ölçüde dikkate alır. Mesela; giyim-kuşam konusunda olduğu gibi…

Bugüne kadar bazı çevrelerde İslam’a değil de Müslüman’a bakılarak dini değerlendirme hatasına düşülmüştür. Bazı insanların yaşayışı, din gibi gösterilmiştir.

İslam, dinde olmayan ve dine sonradan sokulan bir şeyi asla kabul etmez. Hz. Peygamber şöyle demiştir: “İşlerin en zararlısı, dinde olmadığı halde sonradan uydurulan şeylerdir. Bunlar bit’attır. her bit’at sapıklıktır. Sapıklığa düşen de  cehennemdedir.” (Nesei, lydeyn:22)

Ziya Paşa’nın dediği gibi: “Evvel yoğ idi bu rivayet yeni çıktı.” İslam’da reform, İslam’da Rönesans, kuyuya atılan bir taştır. l999 yılının ortalarında bir gazetede “Bazı ayetler reddedilsin” diye bir görüş ortaya atıldı. Ardından yetkili bir ağız 230 ayetin alınıp diğerlerinin çıkarılması teklifi ile reform fikrine katıldı.

Teslime Nesrin, Salman Rüşdi de aynı şeyleri söylememiş miydi’?…

Zaman zaman gündeme gelen şeyler bunlar… Peki şöyle soralım: Kur’an’dan bazı ayetleri çıkarıp attığımız zaman o Kur’an olur mu? Tekrar soralım: İslam’a bir şeyler ilave ettiniz veya İslam’dan bir şeyler çıkardınız. O zaman o din, Allah’ın gönderdiği din mi olur? Yoksa başka din mi olur?

Gerçek şu ki, maksat belli, niyet bozuk…

 

KUTSAL KİTABIMIZ KUR’AN-I KERİM

Kur’an insanın mutluluğu için gönderilmiştir. Herkesin imanı ve kültürü oranında Kur’an’dan bir şeyler alması mümkündür. Çünkü  Kur’an, gelmiş geçmişin ve geleceğin bilgilerini içerir. Ayrıca bütün insanlığa hitab eder. Cenab-ı Allah: “Onda hiçbir şeyi eksik bırakmadık” buyurur.” (Enam:38)

Kur’an’ın tamamı vahiy mahsulüdür. O’nda beşer sözü yoktur. Eksik tebliğ de olmamıştır.

Kur’an’da: “Peygamber kendiliğinden konuşmaz.” buyrulmuştur. (Necim:3)

Hz.Peygamber de: “Ben size Allah’ın emrettiğinden başkasını emretmiyorum. “demiştir.

Bu konudaki ayetlere bir göz atalım:

-“Geçmişte ve gelecekte O’nu geçersiz kılabilecek bir güç yoktur. O, Allah’ın katından indirilmiştir.” (Fussulat:42)

Kur’an’ın değiştirilemeyeceği de şöyle ifade edilmiştir:

-“Allah’ın ayetlerini değiştirebilecek hiçbir güç yoktur.” (En’am:34)

-“Rabbinin sözü, doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. O, işitendir, bilendir.” (En’am:115)

-“Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak olursan,seni Allah’ın yolundan sapıtırlar.Onlar zandan başka bir şeye tabi olmazlar. Yalandan başka sözde söylemezler.” (En’am:116)

Kur’an, İncil gibi, Tevrat gibi bozulmamıştır. O, Allah resulüne geldiği gibi bize ulaşmış, kıyamete kadar da hiç bir değişikliğe uğramayacaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.

Kur’an için; “Hükmü geçmiştir” diyen, bir ayet bile olsa beğenmeyen,  Kur’an’ı yetersiz gören; “bu çağda şöyle olmalı, böyle olmalıdır” diyen Kur’an’ın hükmünü tanımayan, Kur’an’a ilave yapan, değiştiren, eksilten, akaid kitaplarında bildirildiğine göre küfre girer. (Bak: Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri AKAİD, s.214)

Ayrıca; Kur’an’ın şu hükmü geçmiştir, şu ayet böyle diyor ama ilim de böyle diyor, Kur’an’ın şu hükmü ilme, akla uygun düşmüyor denilebilecek herhangi bir hüküm de yoktur .

Kur’an, Allah’ın insanlığa mesajıdır. İki cihan saadeti için de Allah’tan gelen reçetedir. Ayrıca Allah’ın koruması altındadır. Allah: “Kur’ an’ı biz indirdik, O’nu koruyacak olan da biziz” (Hıcır: 9) buyurur.

Bugüne kadar Kur’an, insanlığa ışık kaynağı olmuş,kıyamete kadar da ışık kaynağı olmaya devam edecektir. Kur’an, bedevi Arapları cahiliye devrinden kurtarmış, ortaçağ karanlıklarını aydınlatmış, Avrupa’nın üzerine doğan güneş olmuştur. (Dr. Sigrid Hunke, Avrupa’nın üzerine doğan İslam Güneşi adlı eserinde bunu etraflıca anlatır.)

Bu yüzden Kur’an’a herkes saygı duymalıdır. Osman Gazi, Kur’an’a gösterdiği saygı sonucu en uzun ömürlü imparatorlukla mükafatlandırılmıştır. Kur’an’a saygı duymalıyız, çünkü; hepimiz Kur’an’a ve O’nun vereceği huzura muhtacız. Kur’an’ın açıkladığı gerçekleri, henüz ilim daha tam olarak açıklayamamıştır. İlmin buluşları devam etmektedir. Kur’an ise son sözü 14 asır önce söylemiştir. Buna rağmen ilimle ters düşen bir tek ayet gösterilemez.

Ne isteniyor öyleyse?…Durup dururken niye Kur’an hedef seçiliyor? Anlamak mümkün değil.

Bu durumda bizim tavrımız ne olacak?

Kur’an bizi şöyle uyarıyor:

– “O Allah, kitapta size şöyle indirmiştir ki,Allah’ın ayetlerinin inkar edildiğini, yahut onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, onlar bundan başka konuya geçinceye kadar, inkar edenlerle beraber olmayın. Yoksa siz de onlar gibi olursunuz…” (Nisa:140)

İkinci bir uyarı da şöyle:

– “Ayetlerimiz hakkında ileri geri konuşmaya dalanları gördüğünde ,onlar başka bir söze geçinceye kadar onlardan uzak dur.  Eğer şeytan sana unutturursa, hatırladıktan sonra artık o zalimler topluluğu ile oturma.” (En’am:68)

İslam’da yanlıştan, fitneden uzak durmak esastır. Uzak durmayan yanılır ve fitnenin kahrına uğrar.

Kur’an iddia edildiği gibi sadece Araplara ve onların zamanına ait bir kitab da değildir. O insanlığa  inmiştir, kıyamete kadar hükmü geçerlidir, hiçbir şey  Kur’an’ın hükmünü değiştiremez.

Ayrıca; açık Nas (Kur’an ayeti veya sahih hadis) bulunan bir konuda yorum yapılamaz.

 

İSLAMIN REFORMA DA RÖNESANSA DA İHTİYACI YOKTUR

Reform ve Rönesans, fikirde olur, davranışlarda olur, geleneklerde olur. Yüce Allah’ın dini olan İslam’da olmaz. Çünkü İslam, insanı düzelten, insanı hizaya getiren bir dindir. İlk zamanlarda müşrikler, İslam’ı istememişler, peygamberin üzerine yürümüşler ve gırtlağına sarılmışlardı. Peygamber (SAV), sıkılan gırtlağından müşrikin ellerini ittikten sonra onların topuna şöyle seslenmiştir:

-“Allah’a yemin ederim ki, sizi hizaya getirecek bir din ile geldim.”

İslam’ın Reforma, Rönesans’a ihtiyacı yoktur. Çünkü İslam bozulmamıştır.

O günden bu güne ne değişti ki, bugün biz İslam’ı değiştireceğiz. Sonra İslam’ın nesini değiştireceğiz? Zaman yetmiyor diye namazları mı azaltacağız? Allah bire on veriyor diye orucu üç güne mi indireceğiz? Zekat miktarını çoktur diyerek, kırkta bir değil, yüzde bir mi yapacağız? Sel geldi, deprem oldu diye haç ibadetini mi kaldıracağız? Allah’ın hangi emrini değiştireceğiz? Yoksa herkese göre din mi icat edeceğiz? Yoksa bize karışmayan, her şeyi mubah gören bir din mi istiyoruz?

Ne demek dinde Reform dinde Rönesans? Dinin değişmesi demek değil mi? Bakın, Yahudilik ve Hıristiyanlık değiştirildiği için bu hale gelmiştir. Yoksa İslam’ı da diğer dinlerin akıbetine getirme arzusu ile hareket edenler mi var?

Bu ifadeler yanlış. Bu konuda iki ilim adamımızın ifadelerine bakalım: Prof. Dr. Mehmet Aydın: “İslam’da reform olmaz. İslami bilgilerde olur. Dinde reform ifadesini kullanmak kadar sakıncalı bir şey olmaz. Dinde reformdan bahsetmek, abesle iştigaldir. İslam’ın özüne dokunulamaz.” (O5-11-1999- Zaman Gazetesi)

“Dinde reformu gerektiren sebep ve gerekçelerin, İslam tarihinde hiç bir zaman bahis mevzu olmadığı görülür. Bazı konularda içtihad yapılmıştır. İlim adamları yeni yorumlarla meseleleri çözmüşlerdir. İslam’da reform olmaz; ama içtihad kapısı sürekli açıktır” (Prof. Dr Hayrettin Karaman, 05-11-1999 Zaman Gazetesi)

İslam, donuk bir din değildir. Her devrin problemlerini çözebilecek güçtedir. Çünkü İslam’da kitap ve sünnetten başka, icma ve kıyas gibi iki kaynağı daha vardır. İslam’da meselelere yorum yapma kapısı kapalı değildir. Zaten İslam’da Reform ve Rönesans iddiaları, İslam’ın üçüncü ve dördüncü kaynaklarını kabul etmemekten kaynaklanıyor.

Bir de İslam’ı çağa uydurma iddiaları var. Bu da yanlış.  İslam, çağa uymaz, Kur’an’da  çağa göre hüküm değişmez. Çağ,İslam’a uyar. Çağ, Kur’an’a boyun eğer. Bu bugüne kadar böyle olmuştur, bundan sonra da böyle olacaktır. Çünkü İslam, çağları arkasından sürükleyen bir dindir. Hiçbir devirde İslam’ın hükmü ve modası geçmez.

Öyle veya böyle İslam’ı ihtilaflı bir din haline getirmek isteyenler, abesle uğraşan ve itikadı düzgün olmayan kimselerdir.

Hz. Peygamber: “Allah’ın kulundan vazgeçmesinin alameti, o kulun boş şeylerle uğraşmasıdır” buyurmuşlardır.

 

BİZE DÜŞEN NEDİR?

Yüce dinimiz İslam, l4 asır önce insanlığın ihtiyacına göre ve kıyamete kadar bütün insanlığın ihtiyacına cevap verebilecek şekilde indirilmiştir. İslam bu bakımdan Yüce Allah’ın bize bir lütfu ve ihsanıdır.

İslam nasıl geçmişin insanına hitab edip, onun sorunlarını çözebildiyse, bugünün insanına da hitab etmekte ve gelecekteki insana da hitap edip sorunlarını çözecek, derdine derman olacak güçtedir.

Din, Allah tarafından gönderilir. Dinde kuralları Cenab-ı Allah koyar. Zamana göre ,bölgeye göre, kişiye göre, milletlere göre din olmaz. Böyle bir din ancak batıl bir din olur. Kimse “bana göre…”de diyemez. Allah’ın koyduğu kurallarda tevile kaçıp, kılıf da arayamaz. Ayrıca dine müdahale de edemez.

Kur’an’da:

“Yoksa onların ,Allah’ın izin vermediği bir dini getiren ortakları mı var? Eğer erteleme sözü olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz zalimlere can yakıcı bir azab vardır.” (Şura:21) buyrulmuştur.

Dinde hüküm koyma yetkisi, Allah’a aittir.Allah’ın hükmüne razı olmayan, dinden çıkmış olur. Çünkü Kuran’ın ifadesiyle :“Kimsenin kendine göre din seçme hakkı yoktur.” (Ahzab:36)

İslam tartışılmaz. Bize düşen, İslam’ı tartışmak değildir. İslam’da her şey yerli yerindedir, her şey olması gerektiği gibidir. Biz neyi tartışacağız? Eğer inanıyorsak, bize düşen İslam’ı tartışmak değil, İslam’ı yaşamaktır. Çünkü İslam yaşanır, tartışılmaz İslam dini hakkındaki iddialar, doğru bir itikatla ileri sürülen iddialar değildir. Bizler, Allah’ın  dininin emanetçileriyiz. İstikametten ayrılırsak ibadetlerimiz kabul olmaz.

Şunu herkes bilmelidir ki, Allah’ın dinini kendi malı gibi tasarruf yetkisi kimseye verilmemiştir. Ancak dinde bazı düzenlemeler yapılabilir. Oda nasıl olur? Mesela; Ramazan, Kurban ve cuma gibi önemli günlerde bazı düzenlemeler yapılabilir. Bu da halkın yararına yapılır. Osmanlı, azınlıklara bile bir çok düzenlemeler yapmıştır. Bu gün Avrupa ve Amerika da başka dinlerden ve inançlardan olan vatandaşlar için düzenlemeler yapmakta ve kolaylıklar sağlamaktadır. Ayrıca heyetler oluşturulup fıkıh kitapları yeniden yazılabilir. Buna ihtiyaç da vardır. Mesela; sprey orucu bozar mı, bozmaz mı? Efendim,sigara haram mı,  değil mi? gibi…

Devam edelim. Bazılarının İslam’ı yanlış anlamaları delillerle düzeltilebilir. Örf adetlere göre giyim – kuşam netleştirilebilir. Daha bunun gibi birçok hizmetler görülebilir. İyileştirme yapılabilir. Fakat bu işler çok ince işlerdir, dikkatli olunmazsa insan sapıtır gider.

Bize düşen, bizden öncekilerin yaptığı gibi İslam’ı yaşamak ve savunmaktır. Hz. Peygamberin ifadesiyle ya hayır söylenmeli, yada susulmalıdır.

 

YANLIŞ YAPMAMAYA DİKKAT EDİLMELİDİR

Geçmişe baktığımız zaman, İslam’a çeşitli vesilelerle saldırıların çok eski olduğunu görürüz. Bu günkü iddialar ilk olmadığı gibi son da olmayacaktır. İnsan var olduğu müddetçe de devam edecektir.

Bugünkü irtica yaygaraları, Türkçe Ezan, Türkçe namaz, Türk Müslümanlığı, Kur’an İslam’ı, İslam’da Reform ve İslam’da Rönesans istekleri gelecekte bir başka şekil alacaktır.Değişen sadece oyuncular olacaktır…

Allah ve Resulünün birer uyarısı var:

Önce bu milletin inancı ve kutsal değerleri ile oynanıp, insanımız daha fazla incitilmemelidir. Bazıları da değişik görünümlerde milleti incitenler safında yer almamalıdır. Kur’an’da: “ Mü’minleri bırakıp da kafirleri dost edinenler,onların yanında izzet (güç ve şeref) mi arıyorlar?

Bilsinler ki bütün izzet, yalnızca Allah’a aittir.” (Nisa:139) buyrulmaktadır.

Sonra Müslüman’a ve İslam’a haksızlık da edilmemelidir. Hz. Peygamber

şöyle buyurur: “Sizlerin üzerinde bazı ümera bulunur.Yalan söylerler ve zulüm yaparlar. Kim ki, bunların yalanlarını tasdik eder ve zulümlerine yardım ederse, ben onlardan değilim, onlarda benden değildir. Havzıma da gelemezler. Kim de onların yalanlarını tasdik etmez ve zulümlerine yardımcı olmazsa, o bendendir, ben de ondanım.” (Ramuz’ul e-hadis:l41/9)

Şairin dediği gibi:

“İnsan beşer,durmaz şaşar,

Eyler hata üçer-beşer.” İnsan hata ediyor işte.Ama kendini yazık edecek hata etmemelidir.

 

İSLAM DEĞİŞMEZ

BBC’nin yayınladığı “Misyoner” adlı kitapta: “Müslümanları Hıristiyan yapmak mümkün değildir. Ama önce onların dinlerini bozarak bu işi azar azar yapmakla sonuca ulaşabiliriz.”denilmiştir.

Evet son yıllarda hedef  İslam’dır. NATO tatbikatlarında hedef kırmızı iken, Rus İmparatorluğunun dağılışından sonra renk yeşil olmuştur.

Bazı Müslüman’ım diyen kimseler ise İslam’a uyamadıkları için menfaatine uygun yaşamak, hem de Müslüman kalmak istiyor. “Kur’an haktır, son kitaptır, Kıyamete kadar hükmü bakidir” diyor,  ama bazı ayetlerin hükmünü kabul etmiyor. Namazda okuyor, sevap kazanacağım diye okuyor. Kur’an’ın men ettiğini yapmaktan geri durmuyor.  Hani Kur’an, kıyamete kadar baki idi? Böyle inanç olmaz. Şunu iyi bilelim ki, şarta bağlı, zamana göre ve bölgeye göre hüküm değişmez. Kimseye de değiştirme yetkisi verilmemiştir. Böyle yanlış düşünenlere Kur’an uyarıyor: “Yoksa onların Allah’ın izin vermediği bir dini getiren ortakları mı var?” (Şura: 2l)

Peygamberimiz (SAV), bu üzücü durumu şöyle haber veriyor:

l-“Sulh Müslümanlar arasında caizdir.  Yalnız haramı helal, helali de haram yapan sulh müstesnadır!” (Ramuz el-Ehadis: 219/5)

2-“Bir topluluk gelir, sünneti öldürürler ve dinin temizliğini bozacak şeyleri sokarlar. Allah’ın, lanet edicilerin, meleklerin ve bütün halkın laneti onların üzerine olsun.” (Ramuz el-Ehadis: 507/5)

3- “Bir zaman gelecek bir gurup, benim sünnetimden başka yollara tabi olacaklar ve benim ümmetimi başka yollara götürecekler”. (Müslim 1847) Atalarımız: “Rehberi karga olanın burnu pislikten kurtulmaz” diyerek her fikrin, herkesin peşinden gidilemeyeceğini ifade etmişlerdir.

Elbette herkesin bir hesabı vardır. Olacaktır da. Ama unutmayalım ki, Allah’ın da bir hesabı vardır. Kim ne derse desin, Allah’ın dediği olur. Bugüne kadar hep O’nun dediği olmuştur.

Bu din, son dindir; sahibi de Allah’tır.

Ebrehe, Kabe’yi yıkmak istedi de sahibi müsaade etmedi. (Fil Süresi) Allah’ın nezdinde din, İslam’dır. Kur’an’da:

-“Allah nezdinde hak din İslam’dır.” (Al-i İmran: 19)

-“Kim İslam’dan başka bir din ararsa bilsin ki, kendisinden böyle bir din asla kabul edilmeyecek ve O, Ahirette ziyan edenlerden olacaktır.” (Al-i İmran: 85) Kur’anla ilgili olarak da:

-“Kur’an’ı biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız.”(Hicr: 9)

-“Şüphesiz bu, korunmuş bir kitapta bulunan değerli bir Kur’andır” (Vakıa süresi: 77-78)

Bu ayetlere göre; İslam’dan başka bir din arama ve yeni bir din icat etme çabaları boşunadır.

Bugün İslam fıtratı üzerine dünyaya gelen Müslüman’ın en önemli meselesi, Müslüman kalmak ve Müslüman olarak can vermektir. Bunun için de dikkat etmesi gereken şeyler vardır.

Nisa suresinin 46. ayetinde şöyle bir mesaj var: Yahudilerden bazıları, dillerini eğerek, bükerek ve dine saldırarak, peygamberle alay ettikleri için Allah onları lanetleniştir, deniliyor.

Miada suresinin 13.üncü ayetinde de: sözlerini bozmaları sebebiyle onları lanetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar, kelimelerin yerini değiştirdiler, Tevrat’ı tahrif ettiler, buyrulmuştur.

Ahzap suresinin 36. ayetinde de: “Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah ve Resulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” Buyrularak, inandım diyenin İslam’ı aynen kabul etmesi gerektiği bildirilerek, seçme hakkının olmadığına işaret edilmiş, aksi halde Allah’a ve Resulüne karşı gelmiş olacağı ve sapıklığa düşeceğine işaret edilmiştir.

 

DİNE VE İMANA BASKI OLMAZ

İnananları asırlardan beri İslam’dan, Kur’an’dan uzaklaştırma çabaları devam ediyor. Halbuki, dine, imana baskı olmaz. Çünkü; herkesin inancını yaşama hakkı vardır. (Bakara: 208) Bu haktan kimse kimseyi alıkoymaması lazımdır. Eğer, insanlar inancını yaşamasın denilirse ve bu konuda senaryolar oluşturulursa, Türkiye’nin sıkıntısının kaynağı İslâm’mış gibi gösterilirse, bu baskıdır.

Tarihe baktığımızda bir gerçek ortaya çıkıyor, o da baskı ile inançların yok  edilemeyeceği gerçeği…

Firavun’ların, Nemtur2ların, Ebu Cehil’lerin baskısı, hep inananların sayısını arttırmıştır. Rusya’nın ateist baskısı, Rusya’nın dağılmasına neden olmuştur. Bazı partilerin dine karşı olan olumsuz tavrı, küçülmelerine neden olmuştur.

İnsanları dini konularda yönlendirmeye çalışmak, onlara karşı baskı ve zorlamak olur. Halbuki  inanç, hür irade ile olur. Bu bakımdan kişi, hür iradesiyle baş başa bırakılmalı, devlet de inanç karşısında tarafsız olmalıdır. İnanan hangi dine inanırsa inansın, devletin himayesinde inancını yaşama imkanı bulmalıdır.

Devlet din tanzim etmez. Devlet halkın hizmetinde olan bir güçtür, halkına zulmetmez. Ayrıca din değiştirmeye, din koymaya da yetkili değildir. Onun içindir ki, milleti oluşturan halkın arasında her düşünceden ve her inançtan insanlar vardır.

Demokratik ülkelerde inanca sınır konamaz. Bir zamanlar Amerika’da bir belediye Müslümanların kurban kesmesini yasaklıyor. Müslümanların müracaatı üzerine mahkeme bu yasağı kaldırıyor. Gerekçe de, dine müdahale sayıyor.

Mahkeme, belediye yetkililerine soruyor:

-Hayvan kesmeyi yasaklıyor musunuz?

-Hayır. Bunun üzerine mahkeme soruyor:

-Öyle ise dini inançla kurban kesmeyi neden yasaklıyorsunuz?

Eğer bir din istenir, bir yerlerde dursun, yaşanmasın, ve kimseye karışmasın, adı da “Modern İslam” olsun. Eee.. Buna gel de sen din de..

İnsanlığa onun bunun ortaya koyduğu din değil, Allah’ın gönderdiği ve peygamberin getirdiği din lazımdır.

 

BUGÜNE KADAR KURAN İÇİN İLERİ SÜRÜLEN İDDİALAR

Bu güne kadar Kur’an hakkında yalan yanlış bir çok iddia ve iftiralarda bulunulmuştur. Bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

-Kur’an, Allah kelamı değil, O’nu Muhammed uydurdu, dediler.

-Kur’an’a şeytan sözü karıştı, dediler.

-Bize Kur’an yeter, diye ortaya çıkanlar oldu.

-Tefsir, Tercüme okunmaz. Çünkü Allah’ın ne kastettiğini bilemeyiz,diyenlere karşı:

-Manasını anlamadan Kur’an okunmaz, diyenler oldu.

-Boşu boşuna Kur’an okumayın size hiç bir faydası olmaz. Ölülere de Kur’ an okumayın, onlara ulaşmaz, dediler.

-Yanlış okuyan, Kur’an okumasın, günaha girer, dendi.

-Bize Kur’an İslam’ı gerek, Kur’an Müslümanlığı gerek, Türk Müslümanlığı isteriz, dediler.

-Bazıları tercümelere bakıp ayrı ayrı Kur’an var, olmaz böyle şey, dedi.

-Bazıları da her ayet bize lazım değil, bazı işlerimizi hukuk düzenliyor, bazı ayetleri Kur’an’dan çıkaralım, dediler.

Karalamak, kafa karıştırmak ve kapıyı aralamak için neler yapılmadı, neler denmedi…

Bu sözler, hak sözmüş gibi görülmemelidir.

Bu iddialar karşısında “her şeyde bir hayır vardır” denmeli, hep şer olarak görülmemelidir. Bu yanlışlar olmasaydı, doğrular düşünülmez ve öğrenilmezdi. Ayrıca doğru düşünen, doğru konuşan ve itikadı düzgün olanla, olmayan bir birinden ayrılamazdı.

Bir de bazı iddia ve iftiralar, İslam’a ilgi uyandırıyor. İnsanımız araştırıyor ve doğruyu öğreniyor.

Ne olursa olsun, biz: “Hayırlısı” demeliyiz, her şeyin hayırlısını Allah’tan dilemeliyiz. “Her şeyde bir hayır vardır” diye düşünmeliyiz.

Haydi hayırlısı…

 

KUR’AN NE DİYOR?

Kur’an bize şöyle diyor:

l-  “Doğrusu Kur’an, en doğruya götürür.” (İsra: 9)

2- “Ey iman edenler! Doğru yolda iseniz,saptıranlar asla size zarar veremez.” (Miada:105)

3- “Tehdit ederek, inananları Allah yolundan alıkoyarak ve o yolu eğip bükmek isteyerek, öyle her yolun başında oturmayın…” (A’raf:86)

4- “Geçmişte ve gelecekte O’nu geçersiz kılabilecek bir güç yoktur. O, Allah’ın katından indirilmiştir.” (Fussılat:42)

5- İnsanların öylesi vardır ki, herhangi bir ilmi delile dayanmadan, Allah yolundan saptırmak ve sonra da onunla alay etmek için boş lafı satın alır.  İşte onlara rüsva edici bir azab vardır. (Lokman:6)

6- “Allah’ın nezdinde din, İslam’dır.” (Al-i İmran:19)

7-“Allah’ın dininde değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Rum:30)

8- “Allah’ın nurunu ağızları ile söndürmek istiyorlar. Halbuki kafirler  hoşlanmasa da Allah nurunu tamamlamaktan asla vazgeçmez.” (Tevbe :32)

9-“Onlar, ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kafirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.”(Saf:8)

l0- “Müşrikler istemese de, dinini bütün dinlere üstün kılmak için Peygamberini hidayet ve hak ile gönderen O’dur.”(Saf:9)

Örnek olarak verdiğimiz bu ayetlerde herkese mesajlar vardır. Şu kesin olarak bilinmelidir ki, İslam, birliğin, kardeşliğin, dayanışmanın ve huzurun kaynağıdır.  Cenab-ı Allah İslam’ı insanların iki cihan saadeti için göndermiştir. İslam’dan başka din arayanın dinini Allah kabul etmeyecektir. (Al-i İmran:85)

 

EMANETLERE SAHİP ÇIKMAK

Cenab-ı Allah’ın bizim üzerimizde emanetleri vardır. Kur’an, Allah’ın bir emanetidir, İslam Dini, Allah’ın bir emanetidir. Peygamberin de bir emaneti vardır. Allah Resulünün sünneti üzerimizde emanettir. Zaten bizimle vedalaşırken şöyle demiştir: “Size iki şey bırakıyorum: Kur’an ve sünnetim. Eğer onlara sarılırsanız, asla yolunuzu şaşırmazsınız.”

Bir de büyüklerimizden devraldığımız emanetler de vardır. Üzerimizdeki bu emanetleri korumak, boynumuzun borcudur. Eğer korumazsak, emanete hıyanet etmiş oluruz. Allah yanında da mesul duruma düşeriz.

Atalarımız, Allah’ın dinini yaşamış, savunmuş ve hep ön planda tutmuştur. Bir örnek vermek istiyorum: Kilise tarafından afaroz edilen Volter, suçunu affettirmek için İslam  Peygamberini küçük düşürecek iftiralarla dolu bir piyes yazmış, Papa da “oğlum Volter…” diye başlayan, affettiğini ifade eden bir mektup yazmıştı. Piyes,İngiltere’de oynanacaktı. Biletler satılmıştı. Osmanlı’nın en zayıf döneminde Osmanlı Padişahı Vahdettin, piyesin oynanmaması için haber gönderir. Ve oynatıldığı takdirde bütün İslam ülkelerinde Cihad-ı Ekber ilan edeceğini bildirir. Piyesin oynatılmasından vazgeçilir. Fransa’da oynatma kararı alınır. Ayni gerekçe ile orada da oynatılmasına mani olunur.

1997 yılının Mayıs Ayında İngiltere’de Kur’an’a hakaret eden bir filmin afişleri, İngiltere deki Müslümanları ayağa kaldırmış, Müslümanların tepkisiyle film oynatılamamıştır. (22-6-1997 Yeni Şafak Gaz.)

Şimdiki Müslüman’a bakıyoruz, uyuşmuş, uyuşturulmuş. Allah’tan korkmadığı için başka korkular çekiyor. Bir kısmı da yaranma gayreti içinde yaşıyor. Çoğumuz: “Bize ne?” diyoruz. Her toplumun korunması gereken değerleri olduğunu unutuyoruz. “Bizim” deyip sahip çıkmadığımız ve savunmadığımız şey, bizim olmaktan çıkıyor.

Dikkat etmemiz lazım, kaybolan değerlere üzülmeyen, manen zarar görür. Hatta İlahi ikaz ve cezalara maruz kalır.

İşin bir başka yönü de; suskunluk ve tepkisizlik, razı olmak ve rıza göstermek olur, insanı vebal altına sokar. Bir başka ifadeyle önleme gücü varken fitneyi önlememek, fitneye göz yummak, bir de sebep olmak, bizzat o fitneyi işlemek gibidir.

Evet din Allah’ındır, sahibi O’dur, onu koruyacaktır. Bizi de bu hal ile imtihan etmektedir.   “Başkaları bir şeyler yaparken sen ne yaptın” diye soracaktır.

Kimse “Ben ne yapabilirim ki” diyemez. Herkesin yapabileceği bir iş mutlaka vardır. Hiçbir şey yapamam diyen, dua da mı yapamaz?

Eski bir Türk atasözü var “Oturak olmayasuz” diye. Evet oturak olmamamız lazım.

 

KİM BU İSTEK VE İDDİA SAHİPLERİ

Yoksulluk çeken bir vatandaş, takmış siyah gözlükleri, cami avlusuna oturup, açmış mendili, “Amaya yardım edin” diye söylenmeye başlamış. Epey para toplanmış.Bunu gören açıkgözün biri, yavaşça bir avuç para alıp doğrulmuş, hızlı hızlı giderken tam belinin ortasına kocaman bir taşın indiğini görmüş, iki büklüm yere yığılmış. Birazdan kalkmış, kaçayım derken ikinci bir taşın kafasına vurması ile durmuş ve demiş ki, “bu kör atışı değil”.

Evet bugüne kadar hiçbir şey tesadüfi değil. İddiaların, masumane gibi görünen isteklerin ve iftiraların hepsi, planlı bir şekilde düşünülmüş, hesabı, kitabı yapılmış şeylerdir. Yani kör atışı değildir. Her şey organize ile yürüyor.

Şu bir gerçektir ki, kim kimin ekmeğini yerse, onun davulunu çalıyor. Yoksa kendisi için başka ne menfaat gözetsin?

Diğer yandan bazı ilim adamlarımız ve medyamızda bu konuda olumsuz gayretler gösteriyor. Doğruymuş, yanlışmış demeden taraflı yayın yapılıyor, İnsanımız yanlış yönlendirilmeye çalışılıyor.

Atalarımız: “Fare, çuvalın ağzını bırakır, altından deler” demiş. Zemzem  suyunu kirletme misali, ileri geri konuşanların ekrana, dergi ve gazetelere taşındığını gören bazıları da onlara özeniyor, oda hevesleniyor.

Benim hayatımdaki müşahedelerimden biri de şu: Çevresinin veya milletin hakkını yiyenler, doğru düşünüp doğru iş yapamıyor. Peygamberimiz (SAV): “İnsan, yediğinden ibarettir” buyurmuş.

En büyük tesellimiz, İslami konularda ileri geri konuşup, bazı iddia ve isteklerde bulunanların itikadı düzgün ve İslam’ı gereği gibi yaşayan kimseler olmayışıdır. Mesela; Türkçe ezan ister, okutur, ama namaz kılmaz…

Ya bunlar, dediğini yapan, güvenilir kimseler olsaydı, o zaman neler olurdu?

 

NE İSTENİYOR?

Bugüne kadar neler söylendi kısaca hatırlayalım:

-Hz .Muhammed, Arapların peygamberidir.

-Peygamber görevini tamamlamıştır. O’na uymak, kula kulluk olacağından şirktir.

-O da bir insandı. Okuma yazma bile bilmiyordu.

-Kur’ an’ı Hz.Muhammed yazmıştır.

-Bize Kur’an yeter.

-Kur’an’ın her ayetine ihtiyaç yoktur. Onun için Kur’an’da reform yapılmalıdır.

-Mezheplere gerek yoktur.

-İsa, Musa, Muhammed aynıdır. Bunlardan hepsine de uyulabilir.

-İbadetler Türkçe olsun

-Türk Müslümanlığı olmalıdır. . . gibi şeyler.

1960 lı yıllarda camilere sıra koyalım istekleri…

1995 yılında özel bir heyete “İslam Gerçeği” adlı kitabın yüz binleri aşan nüshasının ücretsiz olarak dağıtılması. (Bu kitap, misyoner mantığı ile yazılmış, Kur’an tek başına kaynak olarak gösterilmiş, sünnet devreden çıkarılmış ve Kur’an’daki bazı gerçekler inkar edilmişti.)

 

1998’de İslam’da Rönesans istekleri…

1999’da çalışmalar yaptırılmış, Kur’an’dan 230 ahkam ayetini alıp diğerlerinin uygulama dışı bırakılması isteği ile reform teklifi gündeme gelmiştir.

Bu arada yepyeni bir istek, “Türk Müslümanlığı”. İngiliz, Fransız, Alman, Amerikan Hıristiyanlığı yok ki, Türk Müslümanlığı, Mısır Müslümanlığı, Suriye Müslümanlığı olsun. Nedir bu? dediğin zaman, İslam’ı Arap etkisinden kurtarmak lazım, diyorlar. İslam’da Arap etkisi yok ki, Onda sadece Allah var. O konuşmuş, O hüküm koymuştur. Bunlar, İslam’ın özü ile bağdaşmayan sözlerdir. Türk Müslümanlığı, ilk anda cazipmiş gibi geliyor. Hepimizin milliyetçilik ve Türklük damarı var. Ama dinde milliyetçilik, dinde ırkçılık olmaz. Diyelim ki, Türk Müslümanlığı” dedik. Peki o zaman hükümler değişecek mi , usul, adap değişecek mi? En ufak bir şey değişirse o zaman İslam olmaz ki… Sonra biz dini Araplardan öğrenmedik ki. Peygamberden öğrendik.

Lafı uzatmayalım bunlar, İslam dışı yepyeni bir din ortaya koymaya yönelik çabalardır.

Bir iddia da “İslam her zaman her yerde yaşanamaz, İslam’ı yaşanan zamana uyarlamak gerekir” iddiasıdır. Bu ilk bakışta bazılarına cazip gelebiliyor. Ama  değişen İslam, değişen zaman değil ki, değişen insandır. İslam, zamana uymaz, insana uymaz. Yüce Allah, insanın İslam’a uymasını istemiştir. Allah, İslam’ı kıyamete kadar insanın ihtiyaçlarına cevap verebilecek şekilde indirmiştir. İslam, çağa ve zamana uymaz. İslam çağlara hükmeden ve çağları arkasından sürükleyen Allah’ın son dinidir.

Zaman zaman insan düşünüyor, neden oluyor bunlar diye. Kısaca ifade etmek gerekirse; İslamsız Müslüman isteniyor. İnanılsın ama yaşanmasın isteniyor.Unutulan şey şudur: Kişiler din icat edip din ortaya koyamaz. Devlet de din koyamaz ve dinde düzenlemeler yapamaz. Din, vahiy kaynaklıdır. Vahiy kaynaklı olmazsa, o zaman batıl din olur. O da yeteri kadar var zaten… Dinde peygamberin bile vahyi bozma ve değiştirme yetkisi yoktur. O, sadece anlatır ve açıklar. Kendiliğinden yorum bile yapamaz.

14 asırdan beri İslam’ı, Kur’an’ı bozma ve değiştirme faaliyetleri durmadan devam ediyor. Yunus Süresinin 15. ayetinde durum şöyle anlatılıyor:

“Onlara ayetlerimiz açık açık okunduğu zaman (Öldükten sonra) bize kavuşmayı beklemeyenler: Ya bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir! dediler: De ki: O’nu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben, bana vahyolunandan başkasına uymam. Çünkü Rabbime isyan edersem elbette büyük günün azabından korkarım.”

Bu ayetin yapılan açıklamasını da size aynen aktarayım:

“Zamanımızda olduğu gibi, Kur’an-ı Kerim’in indiği devirde de kendi kafalarına göre din isteyenler veya Allah’ın hükümlerinin kendi arzu ve heveslerine göre değiştirilmesini isteyenler olmuştur. Halbuki Kur’an belli dönemlerdeki insanların geçici ve değişken arzularını karşılamak için değil, Kıyamete kadar bütün insanlığın ruhi, ahlaki ve manevi ihtiyaçlarını karşılamak, dünyevi ve uhrevi saadetin yolunu göstermek için indirilmiştir. Bu sebepledir ki, ayette belirtildiği gibi Peygamber de dahil olmak üzere hiç kimsenin Kur’an’ın hükümlerini değiştirme yetkisi yoktur.”(Kur’ an’ı Kerim ve Açıklamalı Meali, Diyanet Vakfı Yay.s: 209)

Şunu açıkça belirtelim ki, bu ayetteki cevap ve açıklama, sadece o günkü Araplara değil, Kıyamete kadar Kur’an’a uzanan kötü niyetli kimseleredir.

Son zamanlarda moda oldu. Ağzı olan konuşuyor işte. Herkes bir şeyler söylüyor. Bazı mesajlarla insanımızın kafası karıştırılıyor; ya yanlış yönlendiriliyor veya yanlışlıkları ile baş başa bırakılarak, yanlışa uzun ömür sağlanmaya çalışılıyor.

Diğer yandan da “İslam’a da bir şeyler oldu, herkes başka başka söylüyor” dedirterek İslam’a olan güveni sarsmak ve İslam’dan soğutmak istiyorlar.

Bazıları da yeni din icat etmek istiyor, herkesin anlayışına ve menfaatine göre din olsun istiyor. Asıl hedef de, gerçek meseleleri ve problemleri unutturmak için tartışılacak konu ortaya atıp, kafaları karıştırıp, dövüştürmek ve sövüştürmektir. Bin yıllık İslam’ın bize verdiği güzellikleri silip atmaktır. İslam’ın kalıbını, ibadet şekillerini ve inanç bütünlüğünü bozmaktır.

Nasrettin Hoca, Leyleğe bakmış gagası uzun, biraz kesmiş. Ayağı uzun biraz kesmiş.  Kanadı uzun biraz kesmiş. Sonra da karşısına geçip: “Ha şimdi kuşa benzedin” demiş. Kesip  biçmek, ilave edip çıkarmak isteyenler de İslam’ı kuşa benzetmek istiyorlar.

Bir gün de Nasrettin Hocaya sormuşlar:

– “Bir şey icat ettin mi?”

– “Ettim.” demiş

– “Nedir o?” demişler.

– “Karla ekmek yemek” demiş.

– “Peki, nasıl oluyor, beğendin mi ?” demişler.

-“Valla bende beğenmedim” cevabını vermiş, Onun gibi bunlarda yaptıklarını beğenmiyorlar ama ne yapsınlar, görev …

Bakın atalarımız: “Çürük baklanın kör alıcısı olur” demişler. Bunlara da itibar eden yok zaten. Fakat her şeyde bir hayır var, hikmet var. Yanlışlar doğruya götürüyor; uyanmalar oluyor, öğrenmeler oluyor, dinin kıymeti daha iyi biliniyor.

Şunu da ilave edeyim: Bizim insanımız dinini çok iyi bilmese de, dinine karşı saygılıdır. Haksızlığı görünce “bırak şu sapığa” der geçer. Ezan sesi, Kur’an sesi duyup da yattığı yerden doğrulmayan, derlenip toparlanmayan, Peygamberin adını duyup da elini kalbinin üzerine götürmeyen çok az insan vardır.

 

SEBEP NE ?

Tabi ki sebepsiz bir şey olmaz, sebepsiz bir şey yapılmaz. Her şeyin mutlaka bir sebebi vardır. “Meyveli ağaç taşlanır” denmiştir. İslam Dininde başlangıçtan bu yana hasmı eksik olmamıştır.

-Bazıların da İslam korkusu olmuş, İslam’ın yayılması, gelişmesi onu ürkütmüştür.

-Bazılarının da İslam, menfaatine uygun düşmemiştir. Ebu Cehil, İslam’a beğenmediği için değil, işine gelmediği için inanmamıştır. Ebu Talip: “Kureyş kadınları bana ne der” demiştir.

-Bazıları da İslam’ı yaşayışı ile, alışkanlıkları ile bağdaştıramamıştır.

-Bir de dikkat çekmek, birilerine yaranmak arzusunda olanlar vardır.

-Diğer bir neden de ideolojileri uğruna, dinin insanımız üzerinde etkisini azaltmak, dini yaşanır olmaktan çıkarıp tartışılır hale getirmek, “İslam da bozuldu” imajını yaymak isteyenler olabiliyor.

Misyonerlerin: “Bu Kur’an’dan Türkleri ayırmadan onların işini bitiremeyiz” sözleri bir çoklarının kulaklarında çınlamaktadır.

Kur’an: “Senin dinin sana, benim dinim de banadır” (Kafirun süresi: 6) deyip dururken kendine göre din arayan, İslam’ı kabullenmek zorunda değildir. Hepimize şöyle hitab ediyor:

“Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim şeytanı ve Allah’tan başka tapılan her şeyi reddedip Allah’a inanırsa kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir.” (Bakara süresi: 256)

 

SÖZÜN ÖZÜ

Buraya kadar yaptığımız açıklamalardan sonra zannederim fazla bir şey söylemeye gerek kalmadı. Ama bu güne kadarki iddia ve istekler, bundan sonra da devam edeceğinden, İslam’da Reform ve Rönesans değil ancak içtihad yapılabileceğini bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Şöyle veya böyle İslam’ın özüne, esasına dokunulamaz. Eğer İslam’ın özüne, esasına dokunulacak olursa, o zaman ona İslam denemez.

Bundan elli yıl kadar önce İslam’da yenilik ve değişiklik isteyenlere Merhum Ali Fuat Başgil’in verdiği cevap, yerinde ve günümüze de uzanan mesajlar ihtiva etmektedir. Ali Fuat Başgil’in cevabını özet olarak zikredelim:

“İslam’ın imana ve amele dayalı hükümleri, 14 asırdan beri Peygamberin getirdiği şekli ile günümüze kadar gelmiştir.İslam’ın itikadiyatında ve ameliyatında “deforme” olmuş bir cihet yoktur ki, “reforme” olması bahis mevzuu olabilsin. O halde neyi reforme edeceğiz? Bozulan bir şey yok ki, asla irca bahis konusu olsun. Bineanaleyh İslam’a reform bahis mevzuu olamaz, ancak ictihad bahis mevzuu olabilir…

Değerli fikir adamlarımızdan yazar Ali Bulaç da dinde değişiklik isteyenlere şu cevabı veriyor:

“İslamiyet’te sınırlı, külli ve genel prensiplerin ifade edildiği naslar ile hayatın değişen maddi ve sosyal şartları arasında uyumu sağlayacak olan anahtar terim reform değil, içtihaddır…” (16-6-1999, Zaman)

Neleri tartışabileceğimiz, dinde neler yapıp yapamayacağımız bilinirse, kimse inkar girdabına sürüklenmez. Yanlış yaptığını anlayan için dönmek ve yanlış yönlendirdiği kimselerden özür dilemek meziyettir, fazilettir.

Allah indindeki İslam, tamamen ilahi vahye dayalı, Allah’ın Hz. Peygambere gönderdiği, Peygamberin de insanlığa tebliğ ettiği İslam’dır.

“İnandım” diyene düşen görev, Peygamberin tebliğ ettiği dini kabullenip yaşamaktır. İnsanlığa reformcuların ve Rönesansçıların sunduğu din değil Peygamberin getirdiği din lazımdır.

İslam’ın modernizme ihtiyacı yoktur. Bizim düşüncemizin ve yaşayışımızın İslamlaştırılmasına ihtiyaç vardır. İki asırdan beri sürdürülen yozlaştırma çabaları son zamanda İslam modernizmine dönüştürülmüştür.Bu modernleştirme edebiyatı, dinimizi içten vurmak isteyenlerin tehlikeli oyunlarıdır. Bu oyuna gelinmemelidir.

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in gündeme getirdiği “Dinde Reform” tartışmalarına, din bilginleri de katıldı. Dokuz Eylül Ünv. İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Aydın, İslam’da değil de İslami bilgilerde reform yapılması gerektiğini kaydetti. Prof Aydın, “Dinde reform ifadesini kullanmak kadar sakıncalı bir şey olamaz. İslam tarihi, İslam alimleri ve İslam dünyasının bu günkü durumu açısından bakıldığında dinde reformdan bahsetmek abesle iştigaldir” dedi. Dinle ilgili bilgilerin eskidiğini ve toplumla, hayatla ilgisini kaybettiğini savunan Prof. Aydın, bu nedenle İslami bilgilerde “Reform” yapılması gerektiğini söyledi. Prof. Aydın, dinde gerçekleştirilebilecek “yeniden yapılanma”yı şöyle özetledi. Son zamanlarda yine aynı maksatla gündeme getirilen, “dinde yenileme, hurafelerden temizleme” yaygarası ile yapılması istenilen dinde reform hareketidir. Tepki görmesin diye bu kılıfta sunuluyor. “reform” nedir?  ne değildir? Buna bir bakalım: Reform, ıslah etmek, bozulmuş bir şeyi düzelterek, eskiyi doğru haline getirmek demektir. Hıristiyanlık bozulduğu için reform yapıldı. Müslümanlık bozulmadığı için böyle bir hareket dini bozmak olur. İslamiyet her çağa uygundur. Reform’a ihtiyacı yoktur. Şunun bunun adına, menfaat adına konuşmayan herkes bunun öyle olduğunu bilmektedir. Bir zamanlar komünizmin fikir babası meşhur fikir adamı Roger Garaudy “Niçin İslam’ı seçtiniz ? sorusuna: İslam’ı seçmekle çağı seçtim” şeklinde cevap verdikten sonra şöyle devam ediyor: “İslam, çağları arkasından sürükleyen bir dindir. Diğer dinler ise, çağların arkasında sürüklendi. İslam dışındaki bütün dinler zamana uyduruldu. Reforma tabi tutuldu. Mukaddes kitaplar zamana göre tahrif edildi. Kur’an-ı Kerim ise indirildiği günden beri hep zamana hükmetti. O, zamanı değil, zaman onu izledi. Zaman yaşlandıkça O gençleşti. Bu, çağlar üstü bir olaydır” demiştir. (5.11.1999 Zaman)

Reform, Rönesans isteyenler: “İslam’ı güçlendireceğiz” diyorlar. Nasıl olacak bu? İslam güçlü değil mi? sonra İslam’a bir şeyler katarak mı güçlendireceksiniz. Yoksa bir şeyler çıkararak mı güçlendireceksiniz.

“Bugün dininizi kemale erdirdim ve üzerimizdeki nimetimi tamamladım. Din olarak sizin için İslam’ı seçtim ve ondan razı oldum” (Miada: 3) buyurmuyor mu Cenab-ı Allah. Sen niye Allah’ın dininden razı olmuyorsun?…

Kur’an’da yüce Rabbimiz şöyle uyarıyor:

–    “Yoksa kitabın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Sizden öyle davrananların cezası dünya hayatında rüsvalıktır. Kıyamet gününde ise en şiddetli azaba itilmektir. Allah sizin yapmakta olduklarınızdan asla gafil değildir.” (Bakara: 85)

–    “Kur’an-ı biz indirdik; elbette onu biz koruyacağız” (Hıcr: 9)

–    “Rabbinin kitabından sana vahyedilenleri oku. O’nun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. Ondan başka bir sığınakta bulamazsın” (Kehf: 27)

–    “Kur’an’ın önünden de ardından da batıl gelemez. O hikmet sahibi çok övülen Allah’tan indirilmiştir.” (Fussılat: 42)

 

SONUÇ

Kimse İslam’ı zorla kabul etmek ,zorla Müslüman kalmak zorunda değildir.  İslam’ı  beğenmeyen, bırakır, beğendiğine inanır. İbadeti Türkçe yapmak isteyen, yapar. Müslümanları bu kadar rencide etmeye gerek yoktur.

Ayrıca huzurun kaynağı olan İslam’ı gerginlik sebebi olarak göstermek de kimsenin hakkı değildir.             Bugün gerginliğin sebebi, tartışma ortamının hazırlanmasıdır.

İslam’a müdahaleye kalkışmak, tartışmalara, kutuplaşmalara neden olmaktadır. Bu da insanımızın çıkarları ve ülkemizin bütünlüğü açısından hiç de iyi sonuç vermez. Bu işin bir de vebali vardır. Allah’a hesap vermek vardır.

Bakın İslam, bugün Batı ‘da büyük bir hızla yayılıyor, hem de ilim adamları arasında. Eğer İslam yarın Batı’dan bize gelirse, o zaman ne olacak? Düne kadar din için “afyon” denmişti. Bugün dinin vitamin olduğu görüldü. Manevi bunalımların arttığı günümüzde İslam, insanlığa ilaç gibi geliyor. “Çare İslam” diyenlerin sayısı her geçen gün artıyor.

Bunları sizlere anlatırken hedefim kişiler olmamış, yanlışlar olmuştur. Gayem de vebalden kurtulmak ve ulaşabildiklerimi de söylenen yanlışlıklara inanarak sorumluluk altına girmekten kurtarmaktır.

Rabbim hepimize dinde anlayış versin de hataya düşmeyelim.

Bugün bize düşen, her şeyin birbirine karıştırılmak istendiği bir zamanda, yanlış yapanlara, art niyet taşıyanlara itibar etmemektir.

Hepimizin görevi; dinimizi doğru bir şekilde, itikadı düzgün olanlardan öğrenmek ve dini Peygamberimizin bildirdiği şekilde yaşamaktır. İnsanın dini kimden öğrendiği çok önemlidir. İslam’da inancı, itikadı düzgün olanlara uyulursa, o zaman insan sapıtmaz. İnsan dünyada kimin ardandan giderse, Ahirette de onunla beraber olacak ve onun ardından gidecektir. (Hud süresi:98) Ona buna uyup da malzeme olmamak en doğru olandır.

“Çürük baklanın kör alıcısı olur” derler, biraz mantıklı ve ölçülü hareket edersek, yanlış yaparak amellerimizi boşa çıkarmayız. Çünkü yanlış yapmamanın da yolu vardır.

En önemli şeylerden biri de; fitne ve fitneci merak edilmez. Merak eden ocağına düşer ve yanar.

Bu günün en önemli meselelerinden biri de imanı kurtarma meselesidir. Müslüman olarak doğduk. Rabbim Müslüman olarak yaşayan ve Müslüman olarak can veren kullarından etsin. Son nefesimizde de iman Kur’an nasip etsin,  inşallah.


Bu yazıyı 604 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.