İslam Dininde Sosyal Görevler

A-DİNİ VE İNSANI VAZİFELER
Kul hakkının başında ana baba hakkı gelir. Kur’an’da:
-“Biz insana ana babasına iyi davranmasını tavsiye ettik.” (Lokman: 14) “Ana babaya iyilik edin.” (En’am: 151) “ Ana babana öf bile deme, azarlama, onlara güzel söz söyle.” (İsra: 23) buyrulur.
-“Cennet anaların ayakları altındadır. Allah’ın rızası babanın rızasındadır.” (Tirmizi, Birr: 3)
Ana babası kendinden razı olmadan bir insan cennete giremeyecektir.
Sevap kazanmak ve hayırlı bir evlat olmak için;

  1. Meşru istekleri yerine getirilir.
  2. Saygılı olunur.
  3. Onları üzecek işler yapılmaz.
  4. Onları memnun etmek için hizmette kusur edilmez.

Sevaplı işlerden biri de hayırlı evlat yetiştirmektir. Peygamberimiz:
-“Küçüklere merhamet, büyüklere hürmet göstermeyen bizden değildir.” (Tirmizi Birr:15) demiştir.
Evlat, insanın ya cenneti ya da cehennemidir. Evlat yüzünden sevap kazanmak ve cennete girmek isteyen hayırlı evlat yetiştirmelidir. Bu iş ana karnında başlar. Başta helal gıda gelir. Yedi yaşına geldiği zaman dini eğitim başlar, güzel terbiye ile sadaka-i cariye olacak evlat yetiştirilir. Böyle bir evlat, üzerinde hakkı olanlara hayırlı dua eder. Onun yaptığı hayırlı işlerden bir pay ana babaya gider.
İyi evlat yetiştiren evladı yüzünden sorguya çekilmez ve ceza görmez.

Peygamber (a.s) bir hadislerinde: “Allah’a ve ahret gününe iman eden akrabasını görüp gözetsin.” (R. Salihın: 1/312) demiştir.
-“Rızkının ve ömrünün artmasını isteyen, akrabasını görüp gözetsin.” (Buhari, Edep: 12)
-“Akraba ile ilgisini kesen, cennete giremez.” (Age) buyurmuştur.
Kur’an’da da şöyle emredilir:
-“Akrabaya, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver.” (İsra:26 + Rum: 38)
-“Allah adaleti, iyiliği ve akrabaya yardımı emreder.” (Nahl: 90)
-“Akrabalık haklarına riayetsizlikten sakının.” (Nisa: 1)
Demek ki akrabayı görüp gözetmek hayırlı ve sevaplı işlerdendir.

Dinimiz yaşlıları görüp gözetmeyi tavsiye etmiştir. Bir hadiste: “Yaşlıları, düşkünleri gözetin. Onların sayesinde yardım görürsünüz.” buyrulur. (R.salihın: 1/314)
Varlık sebebimiz olan yaşlılar yüzünden rızıklandırılacağımız bildirilmiştir. Bir de yaşlılara saygı gösterip hizmet edilirse, Cenab-ı Allah’ın o kişi için aynı şekilde davranacak kimseler halk edeceği haber verilmiştir.
Yaşlıların gönlünü almak, Allah’ın rızasını kazandırır. Allah bu yüzden af edip, cennetine koyar.

İhtiyaç sahiplerinin ihtiyacını giderenin Allah da ihtiyacını giderir. Cenab-ı Allah:
-“Mallarda muhtaç ve yoksullar için hak vardır.” (Zariyat: 19)
-“Yoksula hakkını ver.” (Rum: 38)
-“Sen ver ben de sana vereyim.” (Sebe: 39) diyor.
Mal, mülk, Cenab-ı Allah’ındır. Kula geçici olarak, imtihan için verilmiştir. Maldan ihtiyaç sahiplerine verilince mal temizlenir ve o mal telef olmaz. Kıyamet gününde insanın kurtuluşuna sebep olacaktır.

Sevaplı işlerden biri de komşuluk hakkına riayettir. Cenab-ı Allah: “yakın komşuya, uzak komşuya iyi davran.” Diye emreder. (Nisa: 36)
Bu konuda peygamber (a.s) da şunları tavsiye etmiştir:
-“Komşusu şerrinden emin olmayan vallahi cennete giremez.” (Buhari, Edep: 29)
-“Allah’a ve ahret gününe inanan komşusuna hürmet etsin.” (Buhari Edep: 31)
-“Allah’a yakın olanlar, komşusuna iyilik edenlerdir.” (Tirmizi, Birr: 28)
-“Çorba pişirdiğin zaman suyunu çok koy, komşularını gözet.” (Müslim, Birr: 142)
Peygamberimiz, “Cebrail bana komşu için o kadar çok geldi ki, Allah komşuyu komşuya mirasçı yapacak zannettim.” (Buhari, Edep: 28) buyurmuş, üzerinde komşu hakkı olanı sefere almamıştır.

Yetim başı okşamak, yetimi koruyup, kollamak ve yardım etmek, yetimin hakkını korumak insanı Allah’a ve Resulüne yaklaştıran, bol sevaplı iştir.
Allah: “O has kullar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula ve yetime yedirirlerdi.” (İnsan: 8) buyurarak yetimi doyuranı övmüş ve has kulu olduğunu bildirmiştir.
Bir hadislerinde peygamber (a.s): “Dullara, fakirlere, öksüz, yetimlere yardım edenler, Allah yolunda savaşanlar gibidir.” buyurur. (Buhari, Nafakat: 1) cihad sevabı olduğunu bildirmiştir.
Peygamberimiz: “Dul ve ihtiyaç sahiplerine yardım eden kimse, Allah yolunda cihat eden ve gündüzleri nafile oruç tutup geceleri ibadet eden gibidir.” (Buhari, Zühd: 41)
Bir gün de Peygamberimiz işaret ve orta parmağını birleştirerek: “Yetimi görüp gözeten kimse ile ben cennette böyle yan yana olacağız.” demiştir. (Buhari, Edep: 24)

Bir sevap kapısı ve bereket kapısı da misafire ikramdır. Peygamberimiz (s.a.v): “Allah’a ve ahret gününe inanan misafire ikram etsin ve hakkını gözetsin.” buyurur. (Buhari, Edep: 85)

Çalışanın emeğinin karşılığının tam ve zamanında verilmesi, iyi davranılması Allah’ı hoşnut eden bir harekettir.
Peygamberimiz: “İşçinin ücretini alnının teri kurumadan veriniz.” buyurur. (İbni Mace Rükun: 4)
Bir hadiste de: “İşçinin ücretini tam ödemeyen kıyamet günü Allah’ı karşısında bulacaktır.” Demiştir.
Bir de işçiye ibadet etme hakkını verecektir. Vermeyen vebal altında kalır.
Buna karşılık işçi de güvenilir olacak, aldığının karşılığını verecektir. Çalışmayı aksatmayacaktır.
Bu durumda iki tarafında iyi niyeti ve gayreti ibadet sayılır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir hadislerinde:
-“On kişi üzerinde bile olsa, yöneticilik yapmış olan her insan, kıyamet gününde Allah’ın huzuruna elleri boynuna bağlı olarak gelir. Sonra da, ya adaleti sayesinde kurtulur veya haksızlık etmiş olduğu için mahvolur.” (İbn-i Hambel, Müsned: 2/431) buyurmuşlardır.

Bir önemli husus da hayvanlara iyi davranmaktır; aç, susuz bırakmamak, zulmetmemek, dövmemek, dövüştürmemek, keserken, öldürürken bile eziyet etmemek, hapsetmemek ve yaratılış gayesi dışında ki işlerde kullanmamaktır.
Peygamberimiz bir köpeği susuzluktan kurtaranın cennetlik, bir kediyi aç bırakıp ölümüne sebep olanın da cehennemlik olduğunu haber vermiştir.
Kıyamet günü hayvanlar da dirilecektir. Kendisine kötü davranana aynı muameleyi yapıp toprak olacaklardır.
Müslüman, bir karıncayı bile incitmemelidir. Çünkü Müslüman, Zararsız insan demektir.

B-MERHAMETLİ OLMAK
Yeryüzündekilere merhamet edene, göktekiler merhamet eder. Peygamber (a.s):
-“Merhamet ediniz ki, merhamet olasınız. Merhamet etmeyene Allah acımaz.” der. (Müslim, Fedail: 66)
Cenab-ı Allah Kur’an’ı Kerim’de: “müminlere karşı alçak gönüllü ol.” diye emrediyor. (Hıcır: 88)

Çocuklara karşı merhametli davranılacaktır. Enes (r.a) şöyle anlatır: “Bir defacık bile olsa peygamberimiz bana surat asmadı. Hatta “öf” bile demedi. Hoşuna gitmeyen bir şey için “Niçin böyle yaptın?” diye sormadı.”
Çocuk Allah’ın emanetidir.

Çalışana merhametli davranılmalıdır, yumuşak söz söylenmelidir. Kusuru varsa, hoş görülmelidir.
Bir adam Resulallah (s.a.v)’e gelerek:
-“Hizmetçiyi ne kadar effedeyim? Diye sordu.
Peygamberimiz susup cevap vermedi.
Adam tekrar:
-Ey Allah’ın Resulü! Hizmetçimi ne kadar affedeyim? Diye sorunca, Nebiyy-i Ekrem (s.a.v):
-“ Her gün yetmiş kere affet.” Cevabını verdi. (Tirmizi, Birr: 31)

Yaşlılara merhametle, şefkatle muamele eden yaşlanınca şefkat ve merhamet görecektir. Bir hadiste: “Bir genç ihtiyar birine yaşı sebebiyle ikramda bulunursa, Allah da yaşlılığında ona ikramda bulunacak kimseler halk eder.” buyrulur.(Tirmizi, Birr: 75)
Bir hadiste de: “Küçüklerine merhamet, büyüklerine saygı göstermeyen bizden değildir.” Buyrulur. (Age: 15)
Merhamet eden merhamet görür. Merhamet etmeyene de merhamet edilmez.
Bir kutsi hadiste Cenab-ı Allah şöyle bildirir:
-“Rahmet etmemi isterseniz; yarattıklarıma şefkat ve merhametle muamele ediniz.” (H.H.Erdem, İlahi Hadisler: 48)
Karşılıksız bir şey yoktur. İyinin de mutlaka karşılığı iyilik, kötünün de mutlaka karşılığı kötülük olacaktır.

C-YARDIMCI OLMAK
İhtiyaç sahibine vermek Allah’a ödünç vermektir. Kıyamet günü: “Ben acıktım beni doyurmadın, susadım bana su vermedin, hastalandım beni ziyaret etmedin, neden?” diye soracağını, bu nasıl olur? Denilince de falan kulum acıkmıştı, susamıştı, hastalanmıştı. Eğer onlara verseydin bana vermiş olacaktın.” diyeceğini bildiriyor.
Cenab-ı Allah’ın emri; sıkıntılar paylaşılacak, hayırda yarışılacak, okuyana, evlenene, iş kurana, hasta olana, düşkün olana, yardım edilecek. Birinin sıkıntılarını atlatmasına yardım eden, kendisi de sıkıntılardan kurtulmuş olacaktır. Beraber üzülmek, beraber ağlamakta ki gibi hiçbir şey kalpleri birbirine bağlamaz.

Olan olmayana verirse Cenab-ı Allah’da ona verir. Hem de fazlasıyla. Yunus:
“Bir miskini gördün ise,
Bir eskice verdin ise,
Yarın anda sana gele,
Hak libasın biçmiş gibi.” der.
Bir kutsi hadiste: “Ey âdemoğlu! İhtiyacından fazlasını ihtiyaç sahiplerine verirsen, senin için hayırlı olur. Vermezsen senin için şerli olur.” buyrulur. (H.H.Erdem, İlahi Hadisler: 70)
Kur’an’da şöyle müjdelenir:
-“Kim Allah’a güzel bir ödünç verecek olursa, Allah da onun karşılığını kat kat verir. Ayrıca onun çok değerli bir mükafatıda vardır.” (Hadid: 11)
-“Allah yolunda mallarını harcayanların örneği, yedi başak bitiren bir dane gibidir ki, her başakta yüz dane vardır. Allah dilediğine kat kat fazlasını verir. Allah’ın lütfu geniştir. O her şeyi bilir.” (Bakara: 261)

Hayırda yarışmak ihtiyaç sahiplerini kollamak, Allah’ı memnun eder. Kur’an’da:
-“Sevdiğiniz şeylerden Allah için harcamadıkça tam hayra erişemezsiniz.” (Al-i İmran: 92)
– “Hayırda yarışın.” (Bakara: 148)
-“Onlardan bir kısmı hayırda yarışırlar. Bu büyük bir lütuftur.” (Fatır: 32) buyrularak ilahi lütfa erişmenin yoluna işaret edilmiştir.

Peygamber (a.s): “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydası olandır.” Buyurur. Yoksul bir insan bile iyi dilek ve temennileri ile dua ederek mümin kardeşlerine yardımcı olacaktır.
Kırık kalplerin yanında olmak, ihtiyaç gidermek insanı Allah’a yaklaştıran güzel bir harekettir.
Musa peygamber bir gün:
-“Ya Rab! Seni nerede arayayım, nerede bulurum? Diye niyazda bulununca, Cenab-ı Allah ona:
-“Beni kalbi kırıkların yanında ara.” cevabını vermiştir.

İnsanların işlerini gören, yardımcı olan ve yumuşak davrananlara Allah da aynı şekilde muamele edecektir. Kıyamet gününde kendisine yardım edilen kimse, yardım edenin kolundan tutarak oda onun sıkıntısını giderecektir.
Bir hadislerinde peygamberimiz (a.s)şöyle buyurur:
-“Allah’ım! Ümmetimin yönetimini üstlenip de onlara zorluk çıkaran kimseye sende zorluk çıkar. Ümmetimin yönetimini üstlenip de onlara yumuşak davrananlara sen de yumuşak davran.” (Müslim, İmare: 19)

Sadaka, ömrü uzatır. Sadaka, Allah’ın gazabını söndürür. Sadaka, cehennem ateşini söndürür. Sadaka, malı eksiltmez, arttırır. Sadaka veren ödünç vermiş olur. Sadaka insana mutluluk verir.
Peygamber (a.s) şöyle buyurur:
-“Yarım hurma ile de olsa, ateşten korunmaya çalışın.” (R. Salihın: 139)
-“Kardeşinin yüzüne gülümsemen sadakadır. İyiliği emretmen, kötülükten sakındırman sadakadır. Ama ya kılavuzluk yapman sadakadır. İnsanların gelip geçtiği yerden bir taşı bir dikeni alıp atman sadakadır.” (Seçme Hadisler: 129/95)
-“Sadaka, kabir azabını söndürür. Mümin kıyamette ancak sadakasının gölgesinde gölgelenecektir.” (Ramuz el-Ehadis: 103/9)
-“Herkes ölür, amel defteri kapanır. Fakat üç kimsenin amel defteri kapanmaz: Bunlar; insanların faydalanacağı ilim, sadaka-i cariye (cami, çeşme, okul, hastane ve yol) ve kendine dua eden hayırlı evlat yetiştiren ana-babanın amel defteridir.” (Müslim, Vasiyet: 14) buyurmuşlardır.

Yardım konusunda cömert olmak gerekir ki, Allah da cömert olsun, nimeti arttırsın, sevabı bol versin.
Peygamberimiz: “Fakiri arayıp bulun, onu görüp gözetin. Zira siz ancak fakirler sayesinde yardım görür ve rızıklandırılırsınız.” (R. Salihın: 270)
-“Her gün iki melek iner. Biri: “Allah’ım! Verene karşılığını ver.” Diğeri de: “Allah’ım! Cimrilik edenin malını telef et.” diye dua eder. (Age: 293)
-“İnfak et, sayma; sonra sana da sayılarak verilir. Malını kilere kapatma, sonra senin de rızkın kapanır.” (Age: 561) demiştir.
Cenab-ı Allah da: “Hayra ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir. O rızık verenlerin en hayırlısıdır.” diye bildiriyor. (Sebe: 39)

Bize malı vereni unutmak olmaz. Mal bizim değil. Mal da mülk de Allah’ındır. Kur’an’da bize bunu şöyle hatırlatır: “Allah’ın kendilerine verdiklerini cimrilik gösterenler, sanmasınlar ki o kendileri için hayırlıdır. Bu onlar için pek fenadır. Cimrilik ettikleri şey, kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.” (Al-i İmran: 180)
Peygamberimiz (a.s) şöyle anlatır:
İsrail oğullarından alatenli, kel ve kör üç kişi vardı. Allah bunları imtihan etti. Bir melek gönderdi. Melek alatenliye:
-Ne istersin? Dedi “Oda güzel bir görünüm” dedi. Melek “hangi malı seversin?” dedi. O “deveyi” dedi. Vücudu güzelleşti, develere sahip oldu.
Melek kel olana geldi, “Ne istersin, hangi malı seversin?” dedi. Kel: “güzel saç istiyorum, ineği severim” dedi. Onunda güzel saçı oldu, ineklere sahip oldu.
Sonra körün yanına geldi: “ne istersin, ne seversin?” dedi. Kör: “gözlerimin açılmasını ve koyunlarım olsun isterim” dedi. Gözleri açıldı, koyun sürülerine sahip oldu.
Üçü de zengin oldular; develer, inekler, koyunlar çoğaldı. Yıllar sonra melek, Alatenlinin eski haline girerek ondan bir deve istedi. O adam da “ben çok yere yardım ediyorum” dedi vermedi. Melek: “ben senin eski halini de biliyorum, senden herkes iğrenirdi. Allah seni iyileştirdi. Sana mal verdi. Adam: “mal dedemden, babamdandır” dedi.  Allah onu eski haline çevirdi.
Kelin kılığına girip onun yanına geldi. Ondan bir inek istedi. O da aynı cevabı verdi. Allah onu da eski haline döndürdü.
Melek, körün yanına geldi. “Gözlerim görmüyor, bana bir koyun verir misin?” dedi. O adam şöyle dedi:
-Daha önce ben de kördüm, Rabbim beni iyileştirdi, istediğini al” dedi. Melek:
-Malın senin olsun, Allah arttırsın. Bu sizin için bir imtihandı. Allah senden razı oldu. Arkadaşlarını cezalandırdı.” dedi. (R. Salihın: 65)

Yapılan hayrın mükâfatını görebilmek için sırf Allah rızası için yapılmalıdır. Kur’an’da:
-“Hayır, olarak harcadıklarınız kendi iyiliğiniz içindir. Yaptığınız hayırları ancak Allah rızasını kazanmak için verin. Hayır olarak verdiğiniz ne varsa, karşılığı size tam olarak verilir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız.” (Bakara: 272)
-“Ey iman edenler! Allah’a ve ahret gününe inanmadığı halde malını gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve incitmek suretiyle yaptığınız hayırları boşa çıkarmayın.” (Bakara: 264) diye emredilmiştir.

İşe yaramayan bir şeyi hayır diye vermek sevaplı bir iş değildir. Kur’an da şöyle buyrulur:
-“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiye kavuşamazsınız. Her ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilir.” (Al-i İmran: 92)

Sadakayı gizli vermek, yapılan hayrı teşhir etmemek, ona buna gösteriş olsun diye yapmamak gerekir.
Allah yardımların gizli yapılamasını emrediyor:
-“Eğer sadakaları açıktan verirseniz ne ala! Eğer onu fakirlere gizlice verirseniz işte bu sizin için daha hayırlıdır. Allah’ta bu sebeple sizin günahlarınızı örter. Allah yapmakta olduklarınızı bilir.”(Bakara: 271)
Peygamberimiz buyurur ki:
-“gizli sadak, Rabbinin gazabını söndürür. Sıla-i rahim, ömrü uzatır. Hayır yapan kötü ölümle ölmez. La ilahe illallah sözü doksan dokuz belayı def eder.” (Ramuz el-Ehadis: 123/4)

Verilen sadaka, yapılan iyilik başa kakılırsa sevabı gider. Kur’an’da şöyle uyarı yapılmıştır:
-“Mallarını Allah yolunda harcayıp da arkasından başa kakmayan, fakirlerin gönlünü kırmayan kimseler var ya onların Allah katında has mükâfatları vardır. Onlar için korku yoktur. Üzüntü de çekmeyeceklerdir.” (Bakara: 262)
-“Güzel söz ve bağışlama, arkasından incitme gelen sadakadan daha iyidir.” (Bakara: 263)
-“Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma.” (Müddesir: 6)
-“Başa kakmak ve incitmek suretiyle yaptığınız hayırlarınızı boşa çıkarmayın.” (Bakara: 264) diye emredilir.
Başa kakmak ve kaşıkla verip, sapı ile göz çıkarmak, onur kırmak, iyiliğin sevabını giderir.
Sağ elin verdiğini sol el görmeyecek denir.
Peygamber (a.s) da şöyle demiştir:
Üç kişi vardır ki Cenab-ı Allah kıyamet gününde rahmet nazarı ile bakmaz:

  1. Ana babasına asi olana,
  2. Devamlı içki içene,
  3. Verdiğini başa kakana,

Üç kişi de vardır cennete giremez:

  1. Ana babasına asi gelen,
  2. Deyyus (hanımını başkalarına sunan)
  3. Kendisini erkeklere benzeten kadın.”  (Seçme hadisler: 157/36)

D-FAYDALI OLMAK
İslam’ın ve imanın temeli iyiliktir. Müslüman, sorumlu bir varlıktır. Yaptığı işler de Allah’ın rızasını gözeterek iş yapar. Peygamber (a.s) bunun için şöyle buyurmuştur:
-“İnsanların en hayırlısı, insanlara en çok faydalı olandır.” (Camiu’s-Sağır: 4044)
Peygamberimiz şöyle anlatır: “Kıyamet gününde Allah soracak:
-Benim için ne yaptın, ne getirdin? Kul diyecek ki:
-Namaz, oruç, zekât, hac…
-Bunlar senin için, sen benim için ne yaptın?
-Senin için ne yapabilirdim Rabbim? Ona cevap:
-Benim kullarım için yapılan, benim için yapılmıştır, olacak.
Kur’an’da: “ Siz hayıra ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir.”  buyrulur. (Sebe: 39)

Hayra vesile olmak Müslüman’ın vazifelerinden biridir. Müslüman, hayır adamı olduğu gibi hayrın işlenmesine de çalışacaktır.
Peygamberimiz (a.s): “Hayrın işlenmesine sebep olan, o iyiliği bizzat işlemiş gibi sevap alır.” buyurur.
Bir defasında Hz. Ali’ye şöyle demiştir:
-“Allah’a yemin ederim ki, senin vasıtanla Allah’ın birine hidayet etmesi, senin için kırmızı develere sahip olmandan daha hayırlıdır.” (Buhari, Sahabe: 9)

İyilik görmek isteyen iyilik yapmalıdır. Hiçbir iyilik boşa gitmez; zerre kadar da olsa karşılığı görülecektir. Kur’an’da:
-“İyiliğin karşılığı iyiliktir.” (Rahman: 60)
-“İman edip Salih amel işleyen kimseler için mağfiret ve bol rızık vardır.” (Hac: 50)
-“Erkek olsun kadın olsun, mümin olarak iyi işler yapanlara güzel bir hayat yaşatırız. Mükâfatlarını, yaptıklarının daha güzeli ile karşılık veririz.” (Nahl: 97)

İyilik yapmak, sevap kazanmak için sebep çoktur. Unutmamak gerekir ki, fırsatlar tekrar tekrar insanın karşısına çıkmaz. Onun için ele geçen fırsat iyi değerlendirilmelidir.
Kur’an’da : “hayırda önde olanlar, ecirde de öndedirler.” (Vakıa: 10) diye haber verilmiştir.
Peygamber (a.s) her şeyin hesabının sorulacağını şöyle ifade ediyor:
-“Kıyamet gününde Âdemoğlu şu beş şeyden sorguya çekilmedikçe yerinden ayrılamaz:
1-Ömrünü nerede ve ne şekilde geçirdiğinden,
2-Yaptığı işleri ne maksatla yaptığından,
3-Malını nereden kazandığından,
4-Malını nerelere harcadığından,
5-Vücudunu ve sıhhatini nerede ve ne şekilde yıprattığından.” (R.salihın: 410)

Müslüman, diğer Müslümanlara kardeş gözü ile bakacaktır ve kardeş hizmeti verecektir. Müslüman Müslüman’la çekişmeyecektir. (Enfal:46) Müslümanlar kardeştir.(Hücurat: 10)
Peygamberimizin ifadelerine göre:
-“Ey Müslümanlar, kardeş olun.” (Buhari, Nikâh: 45)
-“Kendiniz için istediğinizi Müslüman kardeşleriniz için istenmedikçe mümin olamazsınız.” (Buhari, İman: 7)
-“Müslüman kardeşini hor görmesi, kişiye kötülük olarak yeter.” (Müslim, Birr: 32)

İnsanın kurtuluşu için bol sevaba ihtiyacı vardır. Ameller tartılacak. Bir tarafa sevaplar, bir tarafa da günahlar konulacak. Hangisi ağır gelirse ona göre muamele yapılacak. Çok olan taraf az olan tarafı götürecek. Onun için iyiliklerimizin, sevaplarımızın çok olması lazım.
Allah şöyle uyarır:
-“Ey insanlar! Ahret yolcususunuz, azığı çoğaltın. Çünkü yol uzun. Vasıtaları yenileyin. Çünkü deniz derin. İhlâsla amel edin. Çünkü Allah görendir. Kâfire, küfre buğz ederek cehennemden uzaklaşın. İyi insanları severek cennete girin. Allah iyilik edenlerin mükâfatını zayi etmez.” (F. Yavuz, 40 Kutsi Hadis: 26)
Kabrin karanlığı, ölümün acısını, kıyametin dehşetini, hesabın çetin olacağını asla unutmayıp; “Allah görüyor, Allah biliyor, Allah soracak” bu üç kelimeyi hatırdan çıkarmamak gerekir.

Cennet iyi işler yapanlar içindir. Kutsi hadiste:
-“Bir iyilik işleyene on misli veya daha fazlası verilir. “ (H.H.Erdem, İlahi Hadisler: 13 + 32)
Bir kutsi hadiste de Allah şöyle vaat ediyor:
-“İman edip iyi işler yapan kullarım için cennette gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiçbir kimsenin gönlünden geçirmediği nice nimetler hazırladım.” (H.H.Erdem, İlahi Hadisler: 23)

Farzların yerine getirilmesinden sonra Allah’ın en çok sevdiği amel, Müslüman birini sevindirmektir.
Peygamberimiz şunu tavsiye eder: “Hediyeleşin, birbirinize muhabbetiniz artsın. Hediye kalplerde ki kin ve düşmanlığı yok eder.” (Tirmizi, Vela: 6)
Seveni Allah sever. Sevindireni Allah sevindirir.

E-İYİ ÖRNEK OLMAK-ÇIĞIR AÇMAK
İnsanın kendisinin iyi olması, kurtuluşu için yeterli değildir. İslam inancında gemisini kurtaran kaptan değildir. Bazıları: “Kıl beşi, kurtar başı” diyor. O kadar kolay değil. İnsanın evladı kurtarılmadan ana baba nasıl kurtulur? Allah: “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakacağı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” Diye emrediyor. (Tahrim: 6)
İnsan kendisi ile beraber yakınlarından ve çevresinden sorumludur.
Peygamber (a.s.): “Allah yolunda ayağı tozlananlara cehennem ateşi dokunmaz.” buyurur. (R.Salihın: 1308)

Yaptığını düzgün ve sağlam yapmak; iyilikte, doğrulukta ve güzellikte örnek olmak sevaplı bir iştir. Böyle bir hareket, iyiliğe teşvik olur. Bir iyiliğin yapılmasına sebep olmak da o iyiliği bizzat yapmak gibi sevaptır.
Kur’an’da: “Kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın; yaptığınızı güzel yapın. Allah güzel yapanları sever.” buyrulur. (Bakara: 195)

İyilik yapmak, iyilikte yardımlaşmak, iyiliğe çığır açmak, güzel insanların vasfıdır.
Peygamberimiz (s.a.v.): “İyi bir çığır açana, açtığı çığırın sevabı verilir. Bir de o yolda gidenlerin sevabı da verilir. Onun sevabından da bir şey eksik olmaz.” buyurmuştur. (R.Salihın: 170)
Her şeyin bir karşılığı olduğu bildirilmiştir:
-“Kim iyi bir işe aracılık ederse, onun da o işten nasibi olur. Kim kötü bir işe aracılık ederse, onun da ondan bir payı olur. Allah her şeyin karşılığını vericidir.” (Nisa Suresi: 85)
Peygamberimiz şöyle tavsiye eder:
-“Din kardeşini güler yüzle karşılamaktan ibaret bile olsa, hiçbir iyiliği küçümseme.” (Müslim, Birr: 144)
-“İyiliğe vesile ol. İyiliğe, hayra vesile olan, o iyiliği ve hayrı yapan gibidir.” (Tirmizi, İlim: 14)
-“Bir insanın diktiği ağaçtan veya ektiği ekinden insan, hayvan veya kuşların yedikleri şeyler, o kimse için birer sadakadır.” (Buhari, Edep: 27)
Kötü örnek olana, kötü çığır açana da açtığı çığırın günah yükü yüklenir. Kendisinden sonraki uyanların vebali de ona yüklenir. Kendi günahı yanında birde başkalarının günahını çeker.

Giyimde israf etmemek ve kötü giyime sebep olmamak gerekir. Dikimi, satımı da yardım etmek olur.
Bir hadiste şöyle buyrulur:
-“Bir kimse gücü yettiği halde mütevazı davranarak lüks elbise giymeyi terk ederse, Allah kıyamet gününde o insanı yaratıkların en başında huzuruna çağırır ve onu iman ehlinin giyeceği elbiselerden dilediğini giymede serbest bırakır.” (Tirmizi, Sıfatu’l-kıyamet: 39)
Kur’an’da çıplaklığın çirkin bir şey olduğu bildirilmiştir. Açık giyim, kötü mesaj verir. Kötü olaylara neden olur.
Aslında müstehcenlik, açıklık, hem açınanın hem de etrafın ruh sağlığını bozar. Cinsel sapıklık yayılır, şiddet artar.
Örtünmeyi kefene, namazı musalla taşına bırakmamak gerekir. Kabirde yüzü kıbleye döndürmenin de pek faydası olmaz.
Allah Kur’an’da şöyle emrediyor:
-“Ey kullarım! Şeytan Âdem’le Havva’yı ayıp yerlerini göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, sizi de aldatmasın. Çünkü o ve yandaşları sizin onları görmediğiniz yerden sizi görürler. Biz şeytanı inanmayanların dostları kıldık.” (A’raf: 27)
-“Evlerinizde oturun. Eski cahiliye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin. Allah’a ve Resulüne itaat edin.” (Ahzap Suresi: 33)
-“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve Müminlerin kadınlarına ihtiyaç için dışarı çıkınca dış örtülerini üzerlerine almalarını söyle. Onların tanınıp incitilmemesi için uygun olan budur.” (Ahzap Suresi: 59)
Hz. Aişe (r.a.) şöyle anlatır:
-“Bir gün Ebu Bekir (r.a.) ın kızı Esma ince bir elbise ile Peygamber (a.s.) ın yanına gelmişti. Peygamber (s.a.v.) ondan yüz çevirdi ve şöyle dedi. ‘Ey Esma! Şüphesiz kadın ergenlik çağına ulaşınca vücudunun görünmesi uygun değildir.” (Ebu Davut, Libas: 31)
Bir hadislerinde Peygamberimiz: “Nice kadınlar vardır ki giyinmiş gibidir. Ama çıplaktırlar.” demiştir. (R.Salihın: 1664)
Buna göre İslam kadını tahrik eden, dikkat çeken, bana bak diyen ince, dar ve kısa giysi giymemelidir. Çünkü kötü örnek olmak günah kazandırır.

F-İYİLİĞİ EMRETMEK KÖTÜLÜKTEN SAKINDIRMAK
İyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmakla ilgili Allah’ın emirleri, peygamberin tavsiyeleri pek çoktur.
Lokman suresi 17 de iyiliği emretmek yani iyiliğin çoğalması, iyilik yapanların artması, kötü ve kötülüklerin azalması için çalışmanın azmedilmeye değer bir iş olduğu bildirilmiştir. Kur’an’da:
-“Uygun olanı emreden, fenalığı yasaklayan ve Allah’ın yasalarını koruyan müminleri müjdele.” (Tövbe: 112)
-“Sizden hayra çağıran; iyiliği emredip, kötülüğü men eden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Al-i İmran: 104)
-“Sizler, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a inanırsınız.” (Age: 10) buyrulmuştur.
Peygamber (a.s) da şöyle buyurmuştur:
-“Günah işleyenleri, günahtan men etmeyenlere Allah hepsini kapsayan azap gönderir.” (Kimya-yı Saadet: 411)
Yetiştirilmemiş evladın, kıyamet gününde ana babasının yakasına yapışıp: “Allah’ım bunlardan benim intikamımı al!” diyeceğini haber vermiştir.
-“Allah’a yemin ederim ki, ya iyiliği emreder, kötülükten alı korsunuz ya da Allah size azap gönderir. Sonra siz azaptan kurtulmak için dua edersiniz de duanız kabul olmaz.” (Tirmizi, Fiten: 9)
-Kötülükten men edilmezse, Allah onlara azap indirir. “İyilere de mi ya Resulallah!” denince  “Evet. Sonra o iyiler Allah’ın rahmetine kavuşur.” (Ramuz el-Ehadis: 54/2)
-“İyilik hâkim kılınmazsa, Allah o yer halkına şerlileri musallat eder.” (Age: 502/11) diye uyarmıştır.

İyilik konusunda yardımlaşmamız emredilmiştir. Allah:
-“İyilikte yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın cezası çetindir.” (Maida: 2)
-“Kâfirler birbirlerinin yardımcılarıdır. Eğer siz Allah’ın emirlerini yerine getirmezseniz, yeryüzünde fitne ve fesat çıkar.” (Enfal: 73) diye haber vermiştir.
“Bana ne.” Yok. “Her koyun kendi bacağından asılır” yok. Herkesin sorumluluğu vardır. Hz. Ebu Bekir (r.a): “İyi hareket edersem bana yardım ediniz. Kötü davranırsam beni doğrultunuz.” demiştir.

Faziletli, sevabı bol işlerden biri de Allah yolunda çalışmak, Allah rızası uğruna gayret sarf etmektir.
Allah şöyle emrediyor:
-“Ey iman edenler! Allah’tan korkun O’na yaklaşmaya yol arayın. Allah yolunda cihad edin ki, kurtulasınız.” (Maida: 35)
-“Ey müminler! Mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda cihad edin, eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” (Tövbe: 41)
-“Yeryüzünde fitne kalmayıncaya, din tamamıyla Allah’ın oluncaya kadar uğraşın, çalışın.” (Enfal: 39)
Peygamber (a.s) da:
-“Allah yolunda ayağı tozlananlara cehennem ateşi haramdır.” (B.Hadis Ans: 3/6091)
-“Bir kimse cihad etmez veya bir mücahidi desteklemez veya cihad edenin çoluk çocuğuna bakmazsa, daha kıyamete varmadan o kimse belaya uğrar.” (R. Salihın: 1353)
-“Cihad edene yardım eden, o gazi ölünceye veya cihadı bırakıncaya kadar sevabına iştirak eder.” (Hadis Ans: 17/859) müjdesini vermiştir.
İnsanın yalnız kılıç sallaması cihad değildir. İnsanın anne babasına bakması, iyi evlat yetiştirmek için çalışması, başkalarına muhtaç olmamak için çalışması da cihattır. (Ramuz el-Ehadis: 362/8)

G-TEBLİĞ İLE SORUMLULUK
İnsanları iyiye, güzele, doğruya çağırmak, peygamber mesleğidir. İnanan her insan kendisi iyi olacak ve başkalarının da iyiliğini isteyecek, iyi olması içinde gayret gösterecektir.
Bir insanın iyi olması yeterli değil. Kurtuluş toptan. Sonra cennete yalnız girilmez.
Allah Kur’an’da bize şöyle emreder:
-“Sizden hayra çağıran; iyiliği emredip, kötülüğü men eden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Al-i İmran: 104)
-“Sen öğüt ver. Çünkü öğüt, müminlere fayda verir.” (Zariyat: 55) “Sen Rabbine davet et.” (Kasas: 87)
-“Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır.” (Nahl: 125)
İyiliğe çağırma görevi yapılmayınca, sorumluluk doğar. Bu görevin yapılaması ile de sevap kazanılır. Tebliğ edilen güzel şeyler hayata geçirildikçe de sevap devam eder.
Peygamberimiz şöyle anlatır:
-“Bir adama kıyamet günü yakasına biri yapışır. Ona:
-Sen kimsin? Neden yakama yapışıyorsun? Der. Oda:
-Sen beni kötü bir durumda gördüğünde, beni uyarmamıştın. Beni o kötülükten alıkoymamıştın.” der.
Hz. Mevlana idam edilmiş birinin ayaklarına sarılarak ağlamış: “Beni affet. Ben seni arasam, bulsam idamına sebep olan şeyden alıkoysam, sen bu hale düşmezdin.” demiştir.
Olan bitenden herkesin az veya çok mutlaka bir payı vardır. Ya zararını görür veya faydasını görür.

İyilik yapmak gibi iyiliğe sebep olmak da aynı sevabı kazandırır.
Cenab-ı Allah şöyle müjde verir:
-“Kim iyi bir işe aracılık ederse, onun da o işten bir nasibi olur. Kimde kötü bir işe aracılık ederse onun da ondan bir payı olur. Allah her şeyin karşılığını vericidir.” (Nisa: 85)
Peygamber (a.s) da şöyle buyurur:
-“Allah bir ok yüzünden üç kişiyi cennetlik eder.
1-Allah rızası için oku yapanı,
2-Allah yolunda oku düşmana atanı,
3-Oku atana vererek yardım edeni.” (R. Salihın: 1340)
-“Kim bir hayra sebep olursa, ona da hayrı işleyenin sevabı kadar sevap verilir.” (R. Salihın: 172)
-“Hidayete davet edene kendisine tabi olanların sevabı kadar sevap verilir. Bu onların sevaplarından da bir şey eksiltmez.” (Müslim, İlim: 16)
Hz. Ali (r.a)’a şöyle demiştir:
-“Allah’a yemin ederim ki senin vasıtanla bir tek kişiyi Allah’ın hidayete kavuşturması, dünyalık kırmızı develere sahip olmandan daha hayırlıdır.” (Buhari, Nebi: 9)

Fayda verecek olan, hayırlı işler, yaşanmadan olmaz.
Müslüman’ın da görevi vardır. Müslüman İslam’ı yaşayacak ve tebliğ edecektir. Allah Resulü şöyle der: “Söyleme yap!” Müslüman kimliği taşıyan güzel insanların İslam’ı yaşamalarını istiyor. İslam’ı yaşamak ve yaşanmasını sağlamak için örnek olmak dini bir görevdir.
Allah şöyle buyurur:
-“Sizden hayra çağıran, iyiliği emredip, kötülüğü men eden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Al-i İmran: 104)
Bir başka ayette de:
-“İnsanları Allah’a çağıran, iyi işler yapan ve “ Ben Müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kimdir.” (Fussılat: 33)
Tebliğ görevi Müslüman’ın vazgeçilmez görevidir. Müslüman olmanın gereğidir. Müslüman’a oturak olmak, pasif davranmak, pısırık olmak yakışmaz.
Her Müslüman kendine sormalıdır:
-Bu güne kadar kimi hayra çağırdım, kimi kötülükten alıkoydum, kimi Allah yoluna davet ettim, hidayetine sebep oldu?

İnsanlara iyilik yaparken ve iyiliğe çağırırken incitmeden, kırmadan, yumuşak ve tatlı söz söylenirse, iyi netice elde edilir. Cenab-ı Allah: “Sen Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır. Onlarla güzel bir şekilde mücadele et.” (Nahl: 125) diye emretmiştir.
“Dağ adamı, hasta eder sağ adamı” demişler. Bir de “Yarım doktor candan, yarım hoca dinden, imandan eder.” denmiştir. Böyle olmamalıdır. Peygamberimiz: “Allah’a ve ahret gününe inanan ya hayır söylesin ya da sussun.” (Tirmizi, Kıyamet: 51) demiştir.
Bir hadiste de: “Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.” (Buhari Cihad: 164) denir.
İnsan zorluk çıkarmadan, güzel bir şekilde, ikna yolu tutulacaktır. Cenab-ı Allah: “İnanan kullarıma söyle, en güzel şekilde konuşsunlar.” (İsra: 53) diye emretmiştir. Ayrıca Musa peygambere hitaben: “Firavuna güzel söz söyle.” diye emretmiştir. (Taha: 44)
Her türlü hizmet ve iyilik yakın çevreden ve kendi nefsinden başlayacaktır. İnsan elinin altında olup da yetiştiremediği aile fertlerinin hesabı başta sorulacaktır. Ayrıca onlar ana babanın yakasına yapışacak: “Allah’ım bunlardan benim intikamımı al. Bunlar bana görevini yapmadı.” diyecektir. Ana babasından şikâyetçi olacak ve yakalarına yapışacaktır.

H-TEPKİ GÖSTERMEK
Toplumda istenmeyen zararlı ve kötü şeylere karşı olmak, karşı çıkmak ve tasvip etmediğini ortaya koymak, aynı zamanda önlemek ve yok etmeye çalışmak, sevap kazandıran vebalden kurtaran işlerdendir.
Peygamberimiz şöyle anlatır:
-“Öyle kötülükler zuhur edecek ki, onlarla eli ile mücadele eden mümindir. Onlarla dili ile mücadele eden mümindir. Kim onlarla kalbi ile mücadele ederse, o da mümindir. Bundan başkasında zerre kadar iman yoktur.” (Müslim İman: 80)
Bir hadislerinde de:
-“Bir toplulukta bir takım günahlar işlenir, işlemeyenler, o günahları işleyenlerden daha güçlü ve daha çok oldukları halde engel olmazlarsa, Allah hepsine birden ceza verir.” (Ebu Davut, Melahim: 17) diye haber vermiştir.
Bir gün peygamber (a.s)’a:
-“İçimizde iyi insanlar varken de helak olur muyuz?” diye sorarlar ve O da şu cevabı verir:
-“Evet, ahlaksızlık ve günah çoğaldığı zaman.” (Buhari, Fiten: 4)

Kötülüğü ne olursa olsun bir şekilde savmak hem onun şerrinden kurtulmak hem de sevap kazanmak için bir fırsattır.
Kur’an’da: “İnsanları Allah’a çağıran, iyi iş yapan ve “Ben Müslümanlardanım”  diyenden kimin sözü daha güzeldir? İyilik ve kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel şekilde önle. O zaman seninle aranda düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur.” (Fussılat: 33-34)
Bir ayette de: “kötülüğü en güzel şekilde sav.” (Müminun: 96) diye emredilmiştir.
Kur’an ve hadislere göre müminin vasıflarından biri de iyiliği emretmek, kötülükten men etmektir.

İnsan kötülere ve kötülüklere sessiz kalmaz sağır ve dilsiz olmazsa, sevaplı iş işlemiş olur.
Peygamberimiz şöyle haber veriyor:
-“Üzerine düşen sözü söylemeyene Allah soracak:
-Niye söylemedin? Diyecek. Oda:
-Söylememi falan korku engelledi. Deyince Allah:
-Ondan değil de benden korkman gerekmez miydi? Diyecek. (İ. Canan, Hadis Ans: 17/554)
Kur’an’da şöyle bildiriliyor:
-“Kendilerine yazık eden kimselere melekler canlarını alırken: “Ne işle meşgul idiniz?” derler. Onlarda:
-“Biz çaresizdik” cevabını verirler. Melekler:
-Allah’ın arzı geniş değil miydi, hicret etseydiniz ya!” derler. Onların varacağı yer cehennemdir.” (Nisa: 97)
İyi hal üzere ölmek için sessiz kalmamak ve kötüleri, kötü ortamı terk etmek gerekir.

Kötülükleri yayan ve ortamı bozan kişilere, yayın basın organlarına tavır almak gerekir. Tavır almayanın o günahtan bir nasibi olacaktır.
Basın-yayın yolu ile saptırmak isteyenler için Kur’an şunu haber veriyor:
-“İnsanlardan öyleleri vardır ki, herhangi bir ilmi delile dayanmadan Allah yolundan saptırmak ve sonra da onunla alay etmek için boş lafı satın alır. İşte onlara rüsvay edici bir azap vardır.” (Lokman: 6)
Yayın-basın organlarında “Yeter artık, bu kadarı da fazla” dediren yayınlar oluyor. İğrenç, görmek istenilmeyen sahneler, duymak istenilmeyen konuşmalar oluyor. Bunlara karşı sessiz kalmamak gerekir. Elimizde telefon, internet var. Böyle yayın istenilmediği bildirilebilir. Almamakla, seyretmemekle, ilgilenmemekle tepki gösterilebilir. Şikâyetçi olunabilir. Asla “bana ne? Neme lazım” denmez. İlgisiz kalınmaz.
Böylece başkaları günah kazanırken sevap kazanılmış olur.

Son çare, gereken yapıldıktan sonra veya çaresizlik halinde kalben buğz etmektir. En son insanı kurtaracak olanda budur.
Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurur:
-“Bir kötülük gördüğü, duyduğu halde üzülmeyen manen zarar görür.” (İ. Canan , Hadis Ans: 1/95)
Bir hadislerinde de: “İnsanlar zalimi görürlerde zulme mani olmazlarsa, Allah onları azap eder.” (R. Salihın: 195)
-“İyiyi kötü, kötüyü iyi gördüğünüz de haliniz nice olur?” (B. Hadis Külliyatı: 7908)
-“Kim kötü ve çirkin bir iş görürse, onu eliyle düzeltsin; eğer buna gücü yetmezse, diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse kalben buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, İman: 78)
Kötülük karşısında en azından üzülmek ve kalben buğz edip karşı çıkmak insanı biraz kurtarır diye düşünüyorum. İnşallah öyle olur.

I-ŞEHİTLİK MERTEBESİ
Cenab-ı Allah Kur’an’da şöyle buyurur:
-“Allah, inananlardan mallarını ve canlarını kendilerine verilecek cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar; ölürler ve öldürürler.” (Tövbe: 111) buyurarak şehidin canını cennet karşılığında aldığını bildirmiştir.
Bir ayette de şehitlerin diğer insanlar gibi ölmediğini şöyle bildirir:
-“Allah yolunda ölenlere “Ölüler” demeyin. Zira onlar diridirler. Fakat siz farkında değilsiniz.” (Bakara: 154), “Allah yolunda öldürülenleri ölü sanmayınız. Bilakis, Rableri katında diridirler.” (Al-i İmran: 169)
Şehide ikram, ihsan boldur. Peygamber (a.s):
-“Şehidin kul borcundan başka bütün borçları, günahları af olunur.” (Müslim: 6/1885)
-“Cennette hiçbir kimse tekrar dünyaya gelmeyi arzu etmez. Yalnız şehitler böyle değildir. Şehit, gördüğü ikramdan dolayı dünyaya dönmeyi ve on kere şehit olmayı temenni eder.” (Tirmizi, Cihad: 25)
-“Şehit için altı haslet vardır:
1-İlk kandamlası ile günahları af olur.
2-Şehit olunca cennetteki yerini görür.
3-Kabir azabı görmez.
4-Kıyametin korkularından kurtulur.
5-Başına şehit tacı giydirilir.
6-Yakınlarından yetmiş kişiye şefaat etme hakkı verilir.” buyurmuştur.

Şehit olmak isteyip de olamayanlara bu niyetinden dolayı şehit sevabı olan işler olduğu haber verilmiştir. Bir kaçını şöyle sıralayabiliriz:
-Kur’an’da: “Kim Allah’a ve peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah’ın nimetlerine erdirdiği peygamberlere, sıdıklarla, şehitlerle ve Salih kullarla beraberdir. Onlar ne iyi arkadaştırlar.” (Nisa: 69) buyrulur.
Peygamber (a.s) da şöyle buyurur:
-“Ümmetimin fesada uğradığı bir zamanda bir sünnetimi ihya edene yüz şehit sevabı vardır.”
-“Kim Allah yolunda şehit olmayı gönülden isterse yatağında ölse bile, Allah onu şehitler derecesine ulaştırır.” (Müslim: 6/1909)
-“iki göz vardır ki onları cehennem ateşi yakmayacaktır. Biri Allah korkusundan dolayı ağlayan göz, diğeri de Allah rızası için gece nöbet bekleyen göz.” (R. Salihın:2/544)
-“Her gün beş vakit namaz kılan, şehit sevabı alır.”
-“Âşık olup aşkını gizleyip ve iffetini koruyan, şehit sevabı alır.”
-“Abdestli yatıp, ölen şehit olur.”
-“İlim yolunda ölen şehit sayılır.”
Zulmen öldürülen, kötü bir hastalıktan ölen, suda boğulan, doğum anında ölen ve Allah yolunda hizmet ederken ölen şehit sevabı alır.

İ-KAN VE ORGAN BAĞIŞI
İnsan kutsal bir varlıktır. Allah’ın yeryüzünde halifesidir. Allah her şeyi insan için ve insan yararına yaratmıştır.
İnsan kutsal olduğu gibi insana ait her şey kutsaldır.
İnancımızda ve kültürümüzde insana hizmet ve insana faydalı olmak esastır.
Peygamberimiz: “insanların en hayırlısı, insanlara en çok faydalı olandır.”
-“Merhamet etmeyene merhamet edilmez.”
-“Dünyada insanların ihtiyacını giderenin Allah kıyamet gününde ihtiyacını giderir.” buyurmuştur.
Atalarımız da: “Bu gün sana, yarın bana” diyerek yardımlaşma ve dayanışmanın önemini belirtmiştir.

Kan vermek üç yönden önem arz eder:
1-Kan ihtiyacı olan insanın ihtiyacının giderilmesi, hastanın ve yakınlarının sevinci bakımından önemlidir.
2-İhtiyaç giderildiği ve faydalı bir iş yapıldığı için sevap kazanılır.
3-Kan verenin sağlığı açısından önemlidir.
Kan veren canlılık kazanır, tansiyon ve baş ağrısı gibi şikâyetler azalır. Kan vermekle kan temizlenir, kan basıncı azalır. Peygamberimiz: “Kan aldırmakta şifa vardır” “Tedavi olduğunuz şeylerin en hayırlısı kan aldırmaktır.” buyurur. (Ramuz el-Ehadis: 149/6 + 201/13 + 453/3)
Kan vermekte hayat kurtarmak vardır. Kur’an’da: “Kim bir insanı yaşatırsa, bütün insanları yaşatmış gibi olur.” (Maida: 33) buyrulmuştur.
Bir hadiste de:
-“Kim bir müminin ihtiyacını giderirse, Allah da onun ihtiyacını giderir. Kim bir Müslüman’ın bir sıkıntısını giderirse, Allah da onun bir sıkıntısını giderir.” (Müslim, Birr: 58) denmiştir.

Kanın, organın ücreti, alınıp satılması olmaz. İnsan ve insana ait hiçbir şey alınıp satılmaz.
Organ naklinde keyfilik olmaz. Varken yenileme, ihtiyaç yokken nakletmek caiz değildir.
Organ canlı kimseden alınamaz. Yaşama ümidi kalmayandan ve ölümü tam olarak gerçekleşen kimselerden alınır. Yani zaruret olacak, izin alınacak ve ehil doktor karar verecektir.
İnancımızda bir insana hayat veren, bütün insanlara hayat vermiş gibi sevap kazanır.

J-TİCARETTE DOĞRULUK
Cenab-ı Allah ve peygamberimiz her konuda olduğu gibi alış-veriş hayatında da doğru, dürüst davranmamızı emreder. Kur’an’da şöyle buyrulur:
-“Ölçtüğün zaman tastamam ölçün ve doğru terazi ile tartın. Bu hem daha iyidir hem de netice bakımından da daha güzeldir.” (İsra: 35)
Peygamberimiz de şöyle buyurur:
-“Bizi aldatan bizden değildir.” (Seçme Hadisler: 43/54)
-“Varken borcunu geciktirmek zulümdür.” (Tirmizi, Büyu: 66)
-“Yalan ve yemin, kazancın bereketini giderir.” (Müsned: 2/235)
-“Doğru olan esnaf kıyamet gününde Arş-ı A’lanın gölgesi altında olacaktır.” (Seçme Hadisler: 45/58)
-“Güvenilir ve doğru tüccar, kıyamet gününde peygamberlerle, doğrularla, şehitlerle ve Salihlerle beraber olacaktır.” (Tirmizi, Büyu: 4)
-“Cennete ilk önce girecek olan doğru satıcıdır.” (Ramuz el-Ehadis: 161/1)

Abdullah Tusteri hazretleri ticaret hayatında altı iyiliği şöyle sıralıyorlar:
1-Müşteriler çok ihtiyaç sahibi olduğunu söyleseler bile, çok kar istememelidir.
2-Fakirlerin mallarını fazla para ile almalı, onları sevindirmelidir.
3-Peşin verdiği fiyatla veresiye de verebilmelidir.
4-Borç ödemekte iyilik, istemeye vakit bırakmadan vermektir.
5-Alış veriş ettiği kimse, pişmanlık duyarsa yapılan satışı geri çevirmektir.
6-Fakirlere veresiye vermektir, ödeyemediği durumlar karşısında alacağını istememeye niyet etmektir, borçlusu ölünce helal etmektir.

Müslüman, aleyhine de olsa yalan söylemeyecek ve yemin etmeyecektir.
Bir hadislerinde peygamberimiz:
-“Sakın ha alış-verişte yemin etmeyin. Yemin malı sattırır, ama bereketi götürür. Gerçeği gizleyip yalan söyleyerek yapılan alış verişin bereketini Allah yok eder.” buyurur. Kur’an’da da şöyle buyrulur:
-“Allah’ın ahdini ve yeminlerini az bir değere değişenlerin ahrette bir payları yoktur. Allah onlara kıyamet günü hitap etmeyecek, onların yüzlerine bakmayacak, onları temize çıkarmayacaktır. Elem verici azap onlar içindir. (Al-i İmran: 77)
Hz. Peygamber de bu konuda şöyle der:
-“Alışverişte yemin, malın kazancını giderir.” (R. Salihın: 1752)
-“Bir şeyi satarken yeminden sakının, o her şeyi mahveder. “ (R. Salihın: 1753)
Ebu Hureyra (r.a):
-“Allah Resulünün yemini “Allah’a istiğfar ederim” şeklinde idi.” (K. Sitte: 16/214) yani: “Estağfurullah” derdi, diyor.

Dikkat edilecek, günahtan kurtarıp sevap kazandıracak bir iş de meşru iş yapan yerden alışveriş yapmaktır. Dinimizde paranın nereden geldiği kadar nereye gittiği, kime destek olunduğu çok önemlidir.
Haram olan bir şeyin satışı yapıldığı bir yerden alışveriş yapılarak günaha girilmemelidir. Ucuzda olsa bu nedenle günaha girmeye değmez.
Allah soracak: “Nereden kazandın? Nereye harcadın?” diyecek.
Bir de dinde haram olan bir şeyin satışından büyük vebal doğar. Kazanç helal olmaz. Kötülüğe sebep olunmuş olur.

Alışverişte borçlu kalındıysa bu borcun şahitlendirilmesi ve senet tanzim edilmesi Allah’ın emridir. Şöyle buyurur:
-“Ey iman edenler! Birbirinize borçlandığınız zaman onu yazın. Bir kâtip onu aranızda adaletle yazsın. Ve şahitlendirin… Böyle yapmanız Allah yanında daha adaletli, şehadet için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha uygundur…” (Bakara: 282)

Borçluya kolaylık göstermek de Allah’ın emridir. Şöyle buyurur:
-“Eğer borçlu darlık içerisinde ise eli genişleyinceye kadar ona mühlet verin. Eğer borcu sadakaya veya zekâta saymak sizin için daha hayırlıdır.” (Bakara: 280)
Kur’an’da borç vermek sevaplı işlerden sayılmıştır. (Bak: Hadid: 11 + 18, Teğabün: 17)
Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
-“Kim eli dar olan borçluya kolaylık gösterirse, Allah da dünya ve ahrette ona kolaylık gösterir. Bir kimse din kardeşine yardımda bulundukça, Allah da ona yardım eder.” (Müslim, Zikr: 38)
Peygamberimiz şöyle anlatır:
“Miraç ettirildiğim gece cennetin kapısı üzerinde, “sadaka on misli sevapla karşılanır. Borç ise on sekiz misli sevapla karşılanır” yazılı olduğunu gördüm. Cebrail’e:
-“Ödünç vermenin sadakadan üstün olmasının sebebi nedir? Diye sordum. Cebrail:
-“Çünkü dilenci, yanında olduğu halde dilenir. Hâlbuki borç isteyen kimse, ancak muhtaç olduğu için borçlanır.” dedi.” (İbn Mace, Sadakat: 19)ve şöyle buyurur:
-“Borçluya kolaylık gösterene Allah rahmet etsin.” (Buhari, Büyu: 16)
-“Kıyamet gününün sıkıntılarından Allah’ın kendisini kurtarmasından hoşlanan kimse, borcunu ödeyemeyene müddet tanısın veya birazını bağışlasın.” (Müslim, Müsakat: 32)

Ölen kimse borçlu ölmüşse, ne yapılır, nasıl kurtarılır?
Bir insan borçlu olarak öldüyse, musalla taşında “Nasıl bilirsiniz? Hakkınızı helal ediniz. Ettiniz mi? Ettik!” sözleri onu kurtarmaz.
Ne hakkı? Hangi hak?… Hak iade edilmeden, hak sahibi gönülden helal etmeden helallaşılmış olmaz.
Peygamberimiz, borçlu ölenin borcu ödenmeden cenaze namazını kıldırmazdı. Borcunun ödenmesini beklerdi. “Borçlu ölen kabirde rahat etmez. Müminin ruhu borcu ödeninceye kadar ona bağlı kalır.” buyurmuştur. (R. Salihın: 2/947)
Eğer ölenin borçları konusunda vasiyeti varsa, mutlaka yerine getirilmelidir. Borçların ödenmesi geciktirilmemelidir. Çünkü kabirde azap vardır.
Bir de ölenin Cenab-ı Allah’a karşı borçları ödenmeye çalışılmalıdır.
-Mazeretli iken kılamadığı namazlar için fidye verilir.
-Hac borcu varsa, vekâleten gidilir, ödenir.
-Oruç için günlük sabah akşam fakir doyurulur.
-Adak borcu varsa, adak yerine getirilir.
-Yemin borcu varsa, on fakir doyurulur.
-Zekât borcu varsa verilerek ödenme yoluna gidilir.
Bu borçlar için az miktar bir paranın elden ele “Kabültü veheptü”  denilerek dolaştırılması ile borç ödenmiş olmaz. Ödemek gerçekçi olmalıdır. Para ihtiyaç sahiplerine ulaşmalıdır.


Bu yazıyı 969 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.