İslam Dininde Yardımlaşmak

İnsan, kendinden sorumlu, yakınlarından sorumlu ve diğer insanlardan sorumludur.

İnsanın insana hizmetini, fedakârlığını ibadet saymıştır dinimiz.

Peygamberimiz, insanın en hayırlısı tarif ederken “insanlara en çok faydalı olan” diye tarif etmiştir.

Cenab-ı Allah, kullarına hizmeti, kendisine hizmet olduğunu bildirmiştir.

İnancımızda insanı incitmemek vaciptir.

Kefaretlerde, sadakada, zekâtta hep yoksul ve ihtiyaç  sahipleri düşünülmüştür.

Komşusu aç iken tok yatan, onunla ilgilenmeyeni olgun Müslüman kabul edilmemiştir. Yani İslâm insanın sıkıntılarına vaad etmemiş, çözüm getirmiştir. İslâm kardeşliğini önermiş, insana yardımı farz, vacip ve sünnet ilân etmiştir. Yani dini emir haline getirmiştir.

Hal böyleyken menfaat ve dünya hırsı ön plâna çıkarılmıştır. Acım duygusu diye bir şey duyulmaz ve görülmez olmuş, sebil toplumundan rezil toplum haline gelinmiştir. Bugün “merhametten maraz doğar”, “Acıma acınacak hale gelirsin” sözleri çerçeveletilip duvarlara asılmaktadır.

İnsanımız acımadığı için acınmaz duruma düşmüştür. Bu durumda felâketlere, ikaz ve uyarılara muhatap olunmuş ve olunmaktadır.

Olanlardan dolayı : “Neden böyle oldu?”, “Hatamız ne?” diyen de azdır.

Zenginimiz cimri davrandığı için, sıkıntılı bir hayat yaşamaktadır. Yani varlık içinde yokluk çekmektedir. Fakir olarak da bu dünyadan ayrılacaktır.

Fakirimiz, ben neyin cezasını çekiyorum demiyor. Ayrıca yoksulluğun kendisi için imtihan olduğunu da düşünmüyor.

Bir de kendini hizmete adamış, varını yoğunu Allah için, Allah’ın kulları için harcamaktan çekinmeyen hayır sever, malı ile cenneti satın almış Allah’ın sevgili kulları var.

Toplumun mutluluğu için, varlık sahiplerinin sorumluluktan kurtulması için bu hizmet edenlerin sayısını arttırmamız lâzımdır.

 

A)    İSLÂM DİNİ HER TÜRLÜ YARDIMI EMREDER

İslâm,  ihtiyaç sahiplerini kendi haline terk etmemiş, “ne halin varsa gör” dememiştir. Yardımı emretmiştir.

İnsanlığın karşı karşıya bulunduğu problemlere karşı İslâm, vaad etmemiş çözüm getirmiştir. Hiçbir şeyi sürüncemede bırakmamıştır.

Meselâ; yardımı, dayanışmayı emretmiş, farz kılmıştır. Varlık sahibini ihtiyaç sahibinden sorumlu tutmuştur. İslâm, fakirden ve ihtiyaç sahibinden yanadır. Denilebilir ki, İslâm, ihtiyaç sahibini de varlık sahibinin de sigortasıdır.

İslâm, Allah’ın veren varlık sahibine bire ondan bire yediyüz misli cevap verdiğin bildirmiştir. Hz. Osman (r.a.) bir kıtlık yılında Mısır’dan kervanı ile gelir. Kervan buğday yüklüdür. Karaborsacılar, tüccarlar etrafını sarar. Bire 2, bire 3, bire 4, bire 5… verirler. O vermez, der ki: “Cenab-ı Allah bir ondan bire yediyüz misline kadar veriyor, ben Allah vereceğim” der. Buğdayı ihtiyaç sahiplerine dağıtır.

İslâm’ın yüce peygamberi de : “Kim bir insanın sıkıntısını giderirse, kıyamet gününde Allah da onun sıkıntısını giderecektir” bildirmiştir.

Peygamberimizin ifadesiyle Kıyamet günü Allah soracak:

–          “Benim için ne getirdin?” kul:

–          “Namaz, oruç… diye sayıp dökecek.” Allah ona:

–          “bunlar senin için , sen benim için ne getirdin?” diyecek. Kul:

–          “Senin için ne getirebilirdim ki,” deyince Rabbi ona:

–          “Benim kullarım için yapılan, benim için yapılandı, bunu bilmiyor muydun?” diyecek

İslâm, yardımı ibadet olarak emretmiştir. Zekât sadaka, ikram, ihsan, borç verme, bağışlama, borcun ödenmesinde kolaylık sağlama bunların hepsi ibadettir.

İslâm da, Müslüman müslümanın kardeşidir. Sıkıntılarla onu baş başa bırakmaz. Bir hadiste : “Veren elin alan elden üstün olduğu” bildirilerek, yardım teşvik edilmiştir. (Buhari, Zekât:18)

Kur’an’ın bildirdiğine göre:

–          “Hayır olarak harcadıklarınız kendi lehinizedir.” (Bakara:272)

–          “Hayra ne harcarsanız, Allah onun yerine verir” (Sebe:39)

–          “Dünyada ne iyilik yaparsanız, onu Allah katında daha hayırlı, sevap yönü ile de daha büyük bulursunuz.” (Müzzemmil:20)

Yapılan her iyilik, kıyamet günü insanın karşısına çıkacak ve ona yardım edecektir.

Peygamber Efendimiz: “Dul ve kimsesizlere yardım eden, Allah yolunda cihad eden, gündüzleri oruç tutan ve devamlı namaz kılan gibidir.” buyurmuştur. (İ.Canan, Hadis Ans:1/184)

İnancımız da zenginlik de bir imtihandı. Fakirlik de bir imtihandır. Zengin, görev yapmadıysa, yoksulluk nedeniyle yapılan hırsızlıktan, ahlâksızlıktan, dilenenlerden sorumlu tutulacaktır.

Mal, devre mülk gibidir. Ne sen indir, ne benim mülk Allah’ındır. İnsanın ölmeden önce ne verdiyse malı işte odur. Vermediği mirasçılarındır.

Yardım, hidayet işidir. Merhametlilerin işidir. Bazılarının ahiret aklına bile gelmiyor. Halbuki Allah:

–          “Nefsinin cimriliğinden kurtulan, kurtulmuş olacaktır.” (Haşr:9) buyurarak bizi uyarmıştır.

–          “Sevdiklerinizden hayra vermedikçe, gerçek mü’min olamazsınız.” (Ali İmran:92)

–          “Sadaka günahları yok eder” (Bakara:271)

–          “Hakk, yardım edene yardım eder.” (Hac:40) buyurmuştur.

Kutsi hadislerde de : “Ey Ademoğlu, infak etki sana da infak edilsin.” (R.Salihın:1/551)

–          “Ey Âdemoğlu, kesenin ağzını bağlama, seninde rızkın bağlanır. Sayarak verme, sana da sayılır, malını kapama sana da rızık kapıları kapanır.” (R.Salihın) buyrularak yardım hem emredilmiş hem de teşvik edilmiştir.

Demek ki, Cenab-ı Allah verenden yanadır. Verene verecektir.

 

B)    SADAKANIN ÖNEMİ

Sadaka nedir? Sadaka dünya ve ahiret için ihtiyaç sahiplerine verilen para, mal öğüt hatta bir tebessümdür. Çünkü peygamberimiz : “Hak söz kadar efdal sadak yoktur” buyurmuştur.

İnsanlara eziyet veren bir şeyin giderilmesi sadakadır. Sadakada sevabı bol olan bir davranıştır. Hz. Peygamber (s.a.) : “Sadaka kıyamet gününde sahibine <gel, gel der> onu cennete çağırır” demiştir.

Kur’an’da da:

–          “Allah iyiliğin karşılığını kat kat verir ve arttırır.” (Nisa:40)

–          “İyiliğin karşılığı, iyiliktir.” (Raman:60)

–          “Onların mallarından sadaka al, sadaka onları günahlardan temizlesin, onları arıtıp yüceltsin…” (Tevbe:103)

–          “Allah sadakaları geri çevirmez.” (Tevbe:104) buyrularak sadakanın önemine işaret edilmiştir.

Fakirin bile sadakası vardır. Sadaka her müslümana vaciptir. Peygamberimizin bildirdiğine göre; sadakanın en faziletlisi, zor durumda olana ve zor durumda iken verilen sadakadır.

Bir hadiste : “Sadakanın en üstünü, müslümanın öğrendiği ilmi, Müslüman kardeşine öğretmesidir” buyrulmuştur.

–          “Zalime de mazluma da yardım” ediniz diyen peygamberimize :

–          Zalime nasıl yardım ederiz? Denilince:

–          Zulmünden vazgeçirerek, buyurmuştur.

Birgün Ebu Ümame (r.a.) dudaklarını kıpırdatıyormuş. Peygamberimiz sormuş:

–          Dudaklarını niye kıpırdatıyorsun, ne diyorsun?

–          Bakıyorum başkaları, malları var sadaka veriyor, ben veremiyorum. “Sûbhanellahi velhamdülillahi velâ ilâhe illallahü vallahü ekber” “diyorum“ cevabını vermiş. Peygamber (s.a.) :

–          Bu senin için fakire vereceğin bir müd (832 gr.) altından daha hayırlıdır.

Demek ki, herkesin verebileceği bir sadaka, yapabileceği bir hayırlı iş vardır.

Bazıları hayırlı işlere destek olur, hizmetin devamını sağlar.

–          İyiliği emretmek

–          İyiliğe çığır açmak.

–          Doğacak fitneyi önlemek sadakadır.

–          Hayırlı evlât yetiştirmek sadakadır.

–          İstifade edilen eser bırakmak sadakadır.

–          Müslümanlara zarar verebilecek bir şeyin yok edilmesi sadakadır.

–          Güzel söz sadakadır. Öğüt, uyarı sadakadır.

 

C)    SADAKANIN MAKBULÜ GİZLİ OLANDIR

Açıktan yapılan yardımlar, daha çok riyaya kaçar ve onur kırıcı olur.

“Sağ elin verdiğin sol el görmeyecek” diye bir prensip vardır. Atalarımız, buna uymuştur. İhtiyaç sahiplerin ihtiyaçlarını, evlere akşam karanlığında göndermişlerdir.

Sadaka taşlarına koyan el belli değil, alan el belli değildir. Ayrıca ihtiyaç sahibi ihtiyaca kadar almıştır…

Açıktan verilen sadaka, verenin de gururuna, kibirine sebep olabilir. Böyle olunca sevaptan mahrum da olur.

İki halde de, kaş yapalım derken göz çıkarılmış olur ki, bir işe yaramaz.

Kur’an’da : “Eğer zekât, sadaka ve benzeri hayırları açıktan verirseniz ne âla. Eğer onu fakirlere gizlice verirseniz, işte bu sizin için daha hayırlıdır (Bakara:271) buyrulmuştur.

–          “Gizli, aşikârdan hayırlıdır. Ancak örnek olmayı, çığır açmayı murad ederse, aşikâre vermek gizliden efdaldir.” (Ramuz el-Ehadis:213/9)

–          “Gizli sadaka Rabbin gazabını söndürür. Sıla rahim ömrü uzatır. Hayır yapan kötü ölümden kurtulur. Lailâhe illallah sözü 99 belâyı def eder. Bunlardan en hafifi üzüntüdür.” (Age:123/4)

Demek oluyor ki, sadaka verirken gösteriş yapılmayacak karşı tarafın onuru kırılmayacak, mahcup edici bir şekilde verilmeyecek, bir de sadaka verilenden en ufak bir şey beklenmeyecek, sırf Allah rızası için verilecektir.

Eğer bir yerde riya söz konusu değilse, örnek olma ve iyiliğe çığır açma söz konusu ise, o zaman o hayırda işlenecektir.

 

D)    SADAKA MALI ARTTIRIR

Evet sadaka malın artmasına neden olur, sadakanın verilmemesi ise, telef olmasına sebep olur.

Hayır hasenat, malı bereketlendirir. Mal sahibine de manevi himayesine alır, onu korur.

–          “Allah yolunda mallarını harcayanların misali, yedi başak bitiren bir dane gibidir ki, her başakta 100 dane vardır. Allah dilediğine kat kat fazlasını verir.” (Bakara:261)

–          “Ey Muhammed! Malların bir kısmını kendilerini temizleyip arıtacak sadaka olarak al. Onlara dua et. Senin duan onlar için bir güvencedir.” (Tevbe:103) buyrularak verilen sadakanı boşa gitmeyeceği ve malı eksiltmeyeceği belirtilmiştir.

Hz. Peygamber (s.a.) de:

–          “Her sabah iki melek iner. Birisi, Ya Rab! İnfak edenin malının yerine fazlasını ver. Diğeri de, sadaka vermeyenin malını telef et.” Der. (Amellerin Fazileti 85/1 – Celal Yıldırım)

–          “Hiçbir sadaka, malı eksiltir olmadı” (Ramuz el-Ehadis:389/2)

–          “Sadaka malı eksiltmez, insan verdikçe Allah da ona verir.” (R.Salihın:1/577) buyurarak bunu doğrulamıştır.

Bir tanıdığım vardı, hep verirdi. Allah onu da verirdi. Bir de lokantacı vardı günde 10 fakire yemek yedirirdi. Dedim ki, bunu hep yapıyorsun? Niye yapmayayım ben verdikçe Allah bana veriyor, dedi.

Bir kutsi hadis de Cenab-ı Allah : “Ey kulum! Benim için infak etki, ben de sana vereyim” der.

–          “Bir zat, bulata falana bahçesini sula, dendiği işitiyor. Bulut toparlanıyor kararıyor, yağıyor. Sular birikip akmaya başlıyor. Adam suyu takip ediyor. Önünde gelen adama”

–          Adın ne diyor?

–          Sen benim adımı ne yapacaksın? diyor adını söylüyor.

–          Ben bahçenin mahsulünü üçe ayırırım. Birini ihtiyaç sahiplerine yediririm kalanını aileme ve tohumluk ayırırım, diyor. (R.Salihın:1/583)

Kur’an’da anlatılıyor : “Adama bahçesinin mahsulün toplayacağı zaman, fakir fukarayı haberdar edermiş. O ölünce çocukları, akşamdan, sabah erkende çıkalım kimse görmesin.” diyor, varıyorlar ki, bahçe kaskara yanmış, kül olmuş. (Bak: Kadem Sûresi:17-33)

Allah, sadakası verilmeyen malı telef eder.

Sadakası zekâtı verilmeyen nimet, kesilir. Çünkü şükrü edâ edilmeyen mal eksilir.

Bir de, hayır herkese nasib olmaz. Alla ona vermiştir. O vermez.

Kul kendine yapılan ikrama, ihsana cevap vermelidir.

Allah Rasûlü :

“Kesenin ağzını bağlama, seninde rızkın bağlanır. İnfak et, sayma, sonra sana da sayı ile verilir. Malını kilere kapatma, seninde rızkın kapanır” (R.Salihın:1/580) demiştir.

Bazı yardım etmeyene de Allah, kahrından verir ki, hesabı, azabı artsın diye… Meselâ; Karuna Firavuna çok vermiştir. İtaat çizgisinden çıkınca Salabe’ye çok vermiştir.

Kur’an’da : “Musa’nın kavminden Karun azgınlık etmişti. Halbuki biz ona güçlü kuvvetli bir topluluğun anahtarlarını zor taşıyabileceği hazineler vermiştir. Kavmi ona, Şımarma Allah şımaranları sevmez.” dedi. (Kasas:76) şeklinde anlatılmıştır.

Yardım, son ana bırakılmamalıdır.

Günümüz insanı hayır hasenat sona bırakıyor. Ölüm döşeğinde hayır aklına geliyor, vasiyetler ediyor, taksim ediyor…

Allah Rasûlü : “Sadakanın en üstünü güçlü kuvvetli iken, sıhhatin yerindeyken, cimriliğin üzerinde fakir düşmekten endişe etmekteyken, daha zengin olmayı düşünürken verdiğin sadakadır. Bu işi can boğaza gelip de, falana şu kadar, falana bu kadar, demeye bırakma. Zaten o mal vârislerden şunun veya bunu olmuştur.” (Buhari Zekât:11)

Bir de öldükten sonra oraya buraya dağıtım başlıyor. O sahibini terk etmiş, başkalarının olmuş bir maldır. Ona faydası olmaz.

 

E)    SADAKA BELÂYI DEFEDER

Allah, insanı iyilik yapmaya davet eder. Hûd sûresinin 114. ayetinde “iyilikler, kötülükleri yok eder” buyrularak kullarını iyilik yapmaya davet etmiştir.

Bu konuda Sevgili Peygamberimiz (s.a.) şöyle buyurur:

–          “Sadaka günaha kefaret olur.” (R.Salihin)

–          “Sadaka kabir azabını söndürür. Mü’min, kıyamet gününde sadakasının gölgesinde gölgelenecektir.” (Ramuz el-Ehadis:103/9)

–          “Sadaka rabbin azabını söndürür ve fena ölümden de korur.” (Age:103/5)

–          “Üzüntüleri sadaka ile karşılayın. O zaman Allah sizden belâyı defeder. Düşmanlarınıza karşı size yardım eder.” (Age:249/11)

–          “Sadaka verin, hastalarınızı sadaka ile tedavi edin. Sadaka her türlü hastalığı ve belâyı defeder, amellerinizin sevabını arttırır.” (Age:252/4)

–          “Sadaka, fenalıktan 70 karıyı kapatır.” (Age:217/13)

–          “Sadaka verin, zira; sadaka da cehennem de azatlık vardır.” (Age:252/3)

–          “Sadaka, kazayı def eder.” (Age:275/7)

İsteyen “Başın gözün sadakası” diye ister. Kazadan belâdan hafif kurtuluna: “verilmiş sadakan varmış” denir.

Ramazanda verilen fıtır sadakası, küçük çocuklar için bile verilir, onların sağlık sıhhatine niyet edilir.

Sadaka, malı temizler. Mala gelebilecek zararı da önler. Cenab-ı Allah peygamberimize, Tevbe Sûresi’nin 103. ayetinde  “Onların mallarından on9ları temizleyip, arıtacak sadaka al” diye emretmiştir.

Sadaka, insanı günahlardan da temizler. İnsan bir hataya düşer ve günah işlerse, önce bir miktar sadaka verir, sonra da tevbe eder ki, günahlardan arınsın.

Orucun bilerek bozulmasında, hata ile bir mü’minin öldürülmesinde, ihramlı iken işlenen günahın ardından da edilen yeminin bozulmasında kefaret vardır. Bu da fakirin hakkıdır, fakire verilir.

Dua almak isteyen, dua ile kurtulmak isteyen, ihtiyaç sahiplerine yardım ederek hayır dua almalıdır.

–          Dua edip, duanızın kabulünü mü istiyorsunuz, bir miktar sadaka verin.

–          Kaza belâdan korunmak mı istiyorsunuz, sadaka verin.

–          İbadetlerin kabul olmasını mı istiyorsunuz, sadaka verin.

Yalnız, sadakayı gönülden verin. Cenab-ı Allah ihlasla verilmemiş sadakaları kabul etmez.

 

F)     SADAKA ÖMRÜ UZATIR

Sadaka vereni de, alanı da mutlu kılar, gönülleri rahatlatır. Huzur verir.

Yusuf Has Hacib şöyle der: “Eğer uzun ömür ki olmak istersen, cömert ol. Yabancıya ikram et; yedir, içir, iyi muamele et.”

Peygamber (s.a.) da şöyle der:

“Müslüman sadakası ömrü ziyade eder, onu fena ölümden korur.” (Ramuz el-Ehadis:123/5)

“Sadaka sıkıntıları saadete çevirir, ömür arttırır. İnsanı kötü ölümden korur.” (Age:217/17)

Ana babaya iyilik de ömrü uzatır, denir. Bu uzama, günlerin, saatlerin, yılların uzaması değil, yaşanılan hayatta huzurlu olmak, mutluluk duymaktır, rahatlık hissetmektir. Kazasız, belâsız yaşamak ve rahat bir şekilde can vermektir.

 

G)    SADAKA GECİKTİRİLMEMELİDİR

Sadaka, mü’mine vacibtir. Her malda ihtiyaç sahiplerinin hakkı vardır. Bu yüzden sadaka geciktirilmemelidir. Hz. Peygamber (s.a.) sadakayı geciktireni lânetlemiştir. (Age:4/6)

Cenab-ı Allah:

–          “Malınızdan hayır adına her ne harcarsanız, hep kendi yararınızadır.” (Bakara:272)

–          “Ey İman Edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmaktan sakın alıkoymasın.” (Münafıkın:9)

–          “Mallarınız çocuklarınız sizin için ancak bir imtihandır.” (Tegabün:15) buyurarak kullarını uyarmıştır.

Mal emanettir. Elden çıkmadıkça insana fayda vermez. Elden çıkacak ki, ihtiyaç sahibi yaralanacaktır, ahlâksızlıkları önlenecektir. Allah da razı olacaktır.

Sevgili Peygamberimiz :

–          “Adamın sıhhatli iken verdiği bir dirhem sadaka, ölüm ananda köle azad etmesinden hayırlıdır.”

–          “Sadaka verin. Birgün gelir ki, insan sadaka vermek için dolaşır da verecek adam bulamaz.” (Age:252/5) buyurmuş, sadaka vermek için acele teminizi tavsiye etmiştir.

Peygamber efendimiz bize şöyle diyor:

“İyi işler yapmakta acele ediniz. Siz şu yedi şeyden: her şeyi unutturan fakirlikten, yahut azdıran zenginlikten, yahut (aklı ve bedeni) bozan hastalıktan, yahut saçma sapan söyleten ihtiyarlıktan, yahut ansızın gelen ölümden, yahut korkulan gâiblerin en fenası olan Deccal’dan yahut belası daha büyük ve acı olan Kıyamet’ten daha başka bir şey mi bekliyorsunuz?” (Riyazüs Salihin, Cilt-1, Had. No:93)

Ölüm döşeğinde : “Falana, falancaya şunu şunu verin. Camiye, Kur’an Kursuna şunu ayırdım” demenin pek faydası yoktur.

“Hayrımı sonra yaparım” deme. “Sona bırakma, sona kalan dona kalır”, demiştir. Ben öldükten sonra mirasçılarım, çocuklarım “Hayrımı yaparlar” deyip başkasına bırakma, kendi elinle yaptığın makbuldür. Ardından ya yaparlar ya yapamazlar.

Hayrımı ben öldükten sonra yaparlar deme. Sen öldükten sonra herkes mal derdine düşer, mal fitne olur, kavga başlar.

Sadaka gecikmez, fırsat varsa hemen verilir. Belki o fırsatın bir daha ele geçmeyeceği düşünülür.

 

H)    CÖMERT OLMAK

Allah’a, insana ihsan ve ikramlarda bulunmuş, sonra da fedakârlık istemiş ve “Ödünç ver” demiştir.

Kur’an’da : “İşte sizler, Allah yolunda infak etmeye çağrılıyorsunuz. İçinizden kiminiz cimrilik ediyor. Ama cimrilik eden bilsin ki, ancak kendisine cimrilik etmiş olur.” (Muhammed:38) diye bildirilmiştir.

Cimri, vermemekle malını kurtardığını zanneder, halbuki sevaptan, Allah’ın rızasını kazanmaktan mahurum kaldığını düşünmez. Elektrik, su ücreti ödenmeyince nasıl kesiliyorsa, Allah’ın ikramına cevap verilmeyince de Allah’ın ihsanı kesilir.

–          “Elini boynuna bağlama, cimri olma, büsbütün de saçıp savurma, israf etme. Sonra kınanmışlardan olursun.” (İsra:29)  diyor Cenab-ı Allah.

–          “O cehennem çukuruna düşünce; onu malı kurtaramayacaktır.” (Leyl:11) diye de cimriyi uyarıyor.

Allah soracak, o sıkıntılar için “Bu durumdan kurtulmak için sahip olduğun her şeyi verir miydin?” Kul : “Evet” diyecek. Cenab-ı Allah : “Dünyada senden çok azını istemiştik.” diyecek. Ya az mal bizi kurtaracak ya da çok mal fayda vermeyecek.

–          “Allah’ın kendilerine verdiği nimetlere karşı cimrilik yapanlar, bunun kendileri için hayırlı olduğunu zannetmesinler. Bu onlar için şerdir. Cimrilikten yaptıkları şey, kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır” (Al-i İmran:180)

Kur’an, insanı cömertliğe davet ederek, zenginlerin malların da fakirlerin haklarının bulunduğunu bildirir. (Zariyat:19)

Cennet, cömertlerin yeridir. Peygamberimiz der ki:

“Cömertlik, cennet ağaçlarından bir ağaçtır. Onun dallarından birine yapışan bir kimseyi o dal cennette götürür.” (İhya:7/271)

“Her ümmetin bir fitnesi vardır. Benim ümmetimin fitnesi maldır.” (Tirmizi Zühd:2337)

Kur’an’da : “Kendiniz için önceden gönderdiğiniz her şeyi Allah katında bulacaksınız” (Bakara:110)

Allah Rasûlü de : “Yarım hurma ile de olsa ateşten korunmaya çalışın” (R.Salihin:1398) buyurarak, bizi az da olsa sadaka vermeye davet eder.

Yunus : “Yaratılanı severiz yaratandan ötürü” demiş. Allah için Allah’ın kullarını sevmemiz ,lâzım. Allah için ihtiyacını görmemiz lâzım.

Hz. Ali (r.a.) ağlıyormuş:

–          Neden ağlıyorsun? Demişler. Hz. Ali demiş ki:

–          Bir, haftadan beri evime misafir gelmiyor. Acaba Rabbime karşı bir suç mu işledim, diye ağlıyorum.

Her zaman cömert kazanır, cimri kaybeder.

Kur’an’da Allah kullarını şöyle uyarmaktadır:

–          “Kim dünyayı isterse, dünyada dilediğimize verdiğimiz kadar dünyalık veririz. Sonra da kınanmış ve kovulmuş olar onu cehenneme sokarız.” (İsra:18)

–          “Bilin ki, inkâr edenlerin malları ve evlatları Allah huzurunda kendilerine bir fayda sağlamayacaktır.”

Peygamberimiz şöyle bildirmektedir:

–          “Cenab-ı Allah cömert kâfiri cehenneme gönderirken Cehennem kapıcısına emreder ki, bunu içeri al ama, cömertliği derecesinde hafif tut.” (Ramuz el-Ehadis:92/7)

–          “Cömertlik, ulu Allah’ın huyudur.” (Age:213/)

Peygamberimiz yardımı şöyle idi:

“Küçücük bir çocuk Hazret-i Peygamber –sallallahü aleyhi ve sellem- in huzuruna geldi. Annesinin bir gömlek istediğini arzetti. O sırada Rasûlallah – sallallahü aleyhi ve selem – in sırtındakinden başka gömleği yoktu. Çocuğa başka bir zaman gelmesini söyledi. Çocuk gitti. Tekrar gelip, annesinin Hazreti Peygamber’in sırtındaki gömleği istediğini söyledi. Bunun üzerine Hazreti Peygamber -sallallahü aleyhi ve selem- Hücre-i Saadet’e girdi, sırtındaki gömleği çıkarıp çocuğa uzattı.

O esnada Bilal (r.a.) da, namaz vakti girmiş olduğundan ezan-ı Muhammedi’yi okumaya başladı. Fakat Rasûlallah – sallallahü aleyhi ve selem- sırtına alacak bir şey bulamadığı için cemaâte çıkamadı. Ashabdan bazıları, merak edip Hücre-i Seâdet’e geldiler; Rasûlallah – sallallahü aleyhi ve sellem’i gömleksiz olarak buldular.”

“Kış mevsimi. Gece büyüklerden biri murakebeden bir ses duyuyor:

–          Allah dostlarında birini görmek istersen, şimdi filân tepeye çık!

Sesin muhatabı hemen dışarıya çıkıyor, müthiş bir kar… Tepeye tırmanıyor. Ne görsün?… tepede, soğuk ve ayazın en acı noktasında, İbrahim (Havvâs)… Yerde, rahat ve mes’ut oturmakta… Yüzünde hafif ter damlaları…

Soruyor:

–          Sen bu dereceyi neyle buldun?

Cevap alıyor?

–          Fukaraya hizmetle…

Havvâs şu mısraları okudu:

Yazın gölgende barındırdın beni

Kışın da ateşinde”

“İslâm âlimi Sehl bin Abdullah’a birileri itiraz mahiyetinde derler ki:

–          Sen elinde, avucunda ne varsa hep İslâm’a hizmet için harcıyor, bir şey bırakmıyorsun. Halbuki sen yaşlı bir adamsın. Bunlara ihtiyacın var!

Şöyle cevap verir Sehl:

–          İyi ya, ben de yaşlılığımın gereğini yapıyorum. Ben artık yola çıkmış kimseyim. Akıllı yolcular mallarını bulundukları yere bırakmazlar, belki gideckleri yere gönderirler. Ben de öyle yapıyorum. Buraya değil, oraya gönderiyorum. Bunun yanlış görülecek nesi var? Akıllılık gereğidir bu.

 

İ)        KOMŞUSU AÇKEN TOK YATAN OLGUN MÜ’MİN DEĞİLDİR

İslâm, 60 ev ötesine kadar koşu kabul eder. Ayrıca komşunun komşu üzerinde büyük hakları olduğunu bildirmiştir. Hatta Peygamberimiz: “Cebrail o kadar komşu üzerinde durdu ki, Allah komşuyu komşuya mirasçı yapacak zannettim” demiştir. Bir hadislerinde de: “Komşularının <iyidir> demediği kimsenin cennete giremeyeceğini” bildirmiştir.

Bir günde : “Komşusu aç iken tok yatan olgun Müslüman değildir.” demiştir. Demek ki insan komşusundan, onun aç karnından sorumludur. Bir gece, komşu açken tok yatmayı duyarsızlığı, ilgisizliği gerçek Müslüman olamamanın delili saymıştır.

Atalarımız : “Komşu, komşunun külüne muhtaçtır” demişlerdir. Şu andaki komşuluk ilişkilerimizin İslâm’la bağdaşmadığı kanaatindeyim. Çünkü komşu komşunun en ufak yükünü taşımıyor.

Savaşa hazırlanılıyor, peygamber : “Üzerinde komşu hakkı olan varsa bu savaşa katılmasın” diyor. Biri : “Ben komşunu ağacının dibine abdest bozmuştum” deyince ona: ”Sen şöyle kenara çekil” demiştir. Savaşa katılmasını müsaade etmemiştir.

Hazret-i Peygamber – sallallahü aleyhi ve sellem – komşu hakkında çok itina gösterilmesini arzu ederlerdi.

Komşunun penceresine bakmamak, yemek kokusu ile ona eziyet etmemek, onun hoşlanmayacağı bir davranışla bulunmamak, komşu haklarındandır.

Sahabinin fakirlerinden olan Ebu Zerr Gıfari:

“Bana Hazret-i Peygamber – sallallahü aleyhi ve sellem-  yemek pişireceğim zaman suyunu fazla koymamı, ondan komşuma vermemi söyledi” demiştir.

Biri Resûlü Ekrem (s.a.s.) Efendimize gelip sorar:

–          Yâ Rasûlallah, nedense ölümü hiç sevemiyorum. Ondan hep ürküyorum, ahirete ciddi bir meyil duyamıyorum! Şöyle buyurur:

–          Malın var mı?

–          Evet, var.

–          Öyle ise ondan ahiret için harca. Göreceksin ki, oraya ilgi duyacak, meyil hissedeceksin.

Bundan sonra şöyle buyurur:

–          Çünkü insan, malının bulunduğu yerden ayrılma istemez. Senin malın ise hep buradadır. Oraya hiç göndermemişsin, buyurur.

İnsanın iki evi olsa, biri harap, biri mâ’mur… Hangisinde durmak ister?

 

MERHAMETLİ OLMAK ESASTIR

Merhamet, insanın en başta gelen vasıflarındandır. Çünkü; diğer canlılarda bu duygu yoktur. Nedeni de; merhametin kaynağı imandır, İslâm’dır, ondan.

Kur’an’da : “Mü’minlere  merhamet kanadını indir.” (Fetih:29)

Allah Rasûlü de :” Merhamet ediniz ki, merhamet bulasınız. Af ediniz ki, af olasınız. Yer yüzündeki canlılar merhamet et ki, göktekiler de sona acısın” (C. Sağır:1/38) buyurmuştur.

Burada Müslüman, merhamet sıfatı ile anılmıştır.

İslâm’da merhamet etmeyen insan, zalim bir insandır. Katı yürekli, acımasız, saygı duymayan insandır.

Toplumdaki bunca ihtiyaç sahibine karşı ilgi duymayan, acımasızdır. İlgi duymadığı için onlara zulmetmiş olur.

Zevk ve eğlence uğruna servetler harcayıp; dulları, yetimleri, mağdurları ve ihtiyaç sahiplerini görmemek onlara zulmetmek demektir. İşte Allah böyle acımasız kimselere yardım etmez, acımaz rahmetten mahrum bırakır. Onun yüzünden, diğer insanlar da canlılarda zarar görür. Yağmur bile yağmaz.

Allah Rasûlünün bir ifadesiyle; bir ihtiyaç sahibini sevindiren, Allah’ı sevindirmiş olur. Bir hadiste şöyle buyurmuştur:

“Bir genç, ihtiyara yaşı sebebiyle ikramda bulunursa, Allah da yaşlılığında ona ikram edecek kimseleri halleder.” (K.Sitte:9/384)

merhametin kaynağı dindir. Merhameti Allah emreder. Kur’an’da ki emir şudur:

“Müminlere karşı kanat ger, tevazu göster, şefkatle muamele et.” (Hicr:88)

“Dini yalanlayanı gördün mü? İşte o yetimi itip kalkar. Yoksulu doyurmaya teşvik etmez. Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar. Onlar gösteriş yapanlardır, mâni olurlar.” (Mâun:1-7)

Peygamberimiz : “İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.” (Müslim Fedail:66) demiştir.

Ebu Musel-Eşari (r.a.) anlatıyor:

Hz. Peygamber bizler şöyle öğüt verdi:

–          Birbirinize merhamet etmedikçe, gerçekten iman etmiş olamazsınız. (İman etmedikçe de Cennet’e giremezsiniz.)

Allah’ın Rasûlü’nün bu öğütlerine muhatap olan sahabiler de:

–          (Çok şükür) her birimiz (diğerimize) merhametlidir, dediler.

Hz. Peygamber ise şu açıklamayı yaptı:

–          Hayır, sözünü ettiğim, birinizin arkadaşına merhamet etmesi değildir. Genel olarak bütün insanlara merhametli olmaktır.”

Herkes her zaman ihtiyaç sahibi olabilir. Kimse ben neyim dememeli. Bugün zengin, yarın fakir olabilir. Atalarımız : “Güvenme güzelliğine bir sivilce yeter, güvenme malına bir kıvılcım yeter” demişlerdir.

Müslümanlar kardeştir. Kardeş kardeşi sevecek, kardeş kardeşi her zaman düşünhecektir.

Yermuk Savaşı’nda Huzeyfet’ül Adevi şöyle anlatıyor:

Elimde mu matarası, amcaoğlunu arıyorum. Yaralılar arasında onu gördüm. Su vereyim mi?, dedim. İşaretle “Evet” dedi. Tam vermek üzereydim ki, bir “Ah” sesi duydum. Suyu ona götürmemi işaret etti, ona koştum, tam içirecektim “Su” diye bir ses duydum. İçmekten vazgeçti ona götürmemi istedi. Ona koştum. Vardığımda ölmüştü. Geriye döndüm o bıraktığım yaralı da ölmüştü. Amcaoğluna koştum, ona da yetişemedi.

Şu asil davranışa bakın. İşte merhamet işte İslâm. Hiçbir dinde hiçbir ideolojide İslâm’daki anlayışı ve tatbikatı bulamazsınız. Tarih, böyle başka bir olayı İslâm coğrafyası dışında şahit olmamıştır.

 

J)     İNSANLARIN EN HAYIRLISI

Allah Rasûlü’ne soruyorlar:

–          Ya Rasûlallah! İnsanların en hayırlısı kimdir?

Cevap veriyor:

–          İnsanlara en çok yardımcı olan, en çok faydalı olanıdır.

En hayırlı yatırım, en hayırlı iş, insan için yapılan iştir. İnsana yapılana yatırımdır.

 

Allah Rasûlü şöyle diyor:

–          “Kıyamet günü Allah soracak

–          Benim için ne yaptın? Kul, sayıp dökecek:

–          Namaz kıldım, oruç tuttum, zekât verdim, seni zikrettim.

Allah diyecek:

–          Bunlar senin için, benim için, benim kullarım için ne yaptın, onu söyle…”

Demek ki, kul için yapılan iş, Allah için yapılan iştir.

Bugün için en önemli şey, iyi insan, iyi vatandaş yetiştirmektir. Allah’ını, Peygamberini, Kur’ân’ını, dinini bilen, hayırlı insan yetiştirmektir. Şimdi, bu en büyük hayırdır. Allah böyle bir hizmetin ucundan tutmak nasib etsin.

Hz. Peygamber, Hz. Ali’ye şöyle diyor:

–          “Ya Ali! senin vasıtanla bir insanın hidayete ermesi, dünyalara bedeldir.” (Çünkü insanın hayra vesile olması, sebep olması o işi bizzat işlemiş gibidir. Onun yaptığı hayırların sevabı aynen ona da verilir, hayır sahibinde de bir şey eksilmez.)

İnsanların en hayırlısı, Ensar gibi olan, onlar gibi yaşayan, onların yaptığını yapan kimselerdir.

İnsanların en hayırlısı şöyle tarif ediyor, Peygamberimiz:

–          “Başına gelen bir musibetle mü’min kardeşini yardımsız bırakmaz.“ (K.Sitte:9/375)

–          “Veren el, alan elden hayırlıdır.” (Buhari:5/705)

–          “Bir adam sadakadan bir şeyi 70 şeytanın dişinden kurtarmadan vermez.” (Ramuz:485/12)

Cenab-ı Allah da : “İnanıp, yararlı işler işleyenlerin Rableri katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.” (Bakara:277) buyuruyor.

Hayırlı insan, Cenab-ı Allah’ın ihsan ve ikramlarına cevap veren insandır.

Hayırlı insan, hayır işleyen, hayra vesile olan insandır. Hayırlı insan, Allah’ın kullarına en çok faydalı olan ve insanlara hizmet edendir.

İnsana yardım insanı korur.

Atalarımız : “Aç köpek fırın deler” demiştir. Yoksulluk insana pis iş yaptırır.

Peygamberimiz : “Fakirlik nerdeyse küfür olayazdı” diyerek insanı küfre götürecek kadar tehlikeli olduğunu belirtmiştir.

İşte insana yardımının önemi bundandır.

 

K)    NASIL YARDIM

–          Yardımda şekil ve niyet çok önemlidir. Önce yardım, iyi niyetle yapılmalıdır. Nereye gittiği de bilinmelidir.

–          Yardımlar, sırf Allah rızası gözetilerek yapılmalıdır.

–          Yardıma riya, gösteriş karıştırılmamalıdır.

–          Yardım olarak verilecek mal, tamamen helalden kazanılmış olmalıdır.

–          Yardım ihtiyaç sahibine verilmelidir.

–          Yapılan yardımın ardından karşı taraftan en ufak bir menfaat beklenmemeli, ondan istifade edilmeye kalkışılmamalıdır. Dua bile istenmemelidir.

–          Sağ elin verdiğini sol el görmemesi şuuru ile yardımlar yapılmalıdır. Fatih Sultan Mehmet : “Evlere yemekler akşam yaranlığında götürüle” diye vasiyet etmiştir.

–          Teşekkür etme ve minnet duygusu beklenmemelidir. Atalarımız : “Yap iyiliği at denize, balık bilmezse Hâlık bilir” diyerek bunu güzel bir şekilde ifade etmişlerdir.

–          Yardım, ölçülü yapılmalıdır. Tembelliği alıştıran dilenciliğe götüren, hep başkalarından bekleme durumuna düşürecek şekilde yardım yapılmamalıdır.bir söz var “Her zaman balık yedireceğine, balık tutmasını öğret” diye.

–          Yardımlarda rencide etmekten kaçınılmalıdır. Onur kırıcı yardım yapılmamalıdır. Kaş yapalım derken göz çıkarılmamalıdır.

–          Yapılan yardım boşa kakılmamalıdır. (Yağmur yağarken adam, birini kepeneğinin altına çağırır. Yağmur geçince tekrar benim kepenek olmasaydı ıslanırdı değil mi? demiş. Adam kendini yağmur birikintilerinin içine atıp yatıp yuvarlanmış ve senin kepenek olmasa bu kadar da ıslanmazdım değil mi demiş) Allah : “Boşa kakma, incitme” diyor. (Bakara:264)

–          Yardım isteyen azarlanıp gönlü kırılmamalıdır. (Nareddin Hoca’nın kapısını biri çalıp buraya gelir misin? Demiş. Hoca dam aktarıyormuş, inmiş. Dilenci – “Allah rızası için bir sadaka” demiş. Hoca  gel deyip dama kadar çıkarmış, “Allah versin” demiş.)

–          İşe yaramayan, çöpe atılacak olan bir şey yardım diye bir başkasına verilmemelidir.

(Adam’ın biri sıcak bir günde yolculuk yapıyormuş, çok susamış yol üzerde bir kapıyı çalmış, çıkan çocuğa: “Su verir misin” demiş. Çocuk bir karaç ayran getirmiş. Adam içmiş bir daha içmiş, üçüncüsün de – “Oğlum annen kızmasın” demiş. Çocuk “Kızmaz amca bir bu ayranı zaten dökecektik, içine fare düştüydü” deyince adam elindeki kabı yere çarpmış, kap kırılınca çocuk annesine : -“Anne! Amca bizim köpeğin yalağını kırdı” diye seslenmiş.)

Kokmuş, bozumlu, işe yaramaz şeyden hayır olmaz.

“Sadakanın göğe en tez çıkanı bir adamın helâl olan malından ikram etmesi, yedirip içirmesidir.” (Ramuz:114/2)

haramdan hayır olmaz. Yardım işe yarar ve helâlden olacaktır ve ihtiyaç sahiplerine ulaşacaktır. Yani “Kendini Allah’a adamış, kazanç için dolaşamayan, yüzsüzlük edemeyen, fakirler aranıp bulunacaktır.” (Bakara:273)

Fakir’in durumundan istifadeye kalkışılmamalıdır.

Adamın biri gurbette parasız kalmış, bir köşede otururken bir açıkgöz bunu fark etmiş:

–          Hemşerim ne derdin var? Demiş. Adam:

–          Açım, cevabın vermiş.

–          Gel, deyip lokantaya götürmüş, yemişler içmişler. “ben gidiyorum, benim de param yoktu” demiş.

–          Olur mu? Ben ne yaparım, ne derim? Deyince dee:

–          Aç düşüneceğine tok düşün, deyip çıkıp gitmiş.

Yardım unutulmayacak, ihtiyaç gideren nitelikte olmalıdır. Yardım, doyurucu olacak, hora geçecektir.

En büyük yardım ise, bir insanın hidayetine sebep olmaktır. İmansızlıktan ve gafletten kurtuluşuna yardımcı olmak ve aydınlatmaktır.

Kendi midemizin götürebileceği, tiksinmeden yiyebileceğimiz şeyleri ancak verebiliriz. Aksi halde günaha gireriz. Yarın Allah onu bize yedirir.

–          Yardım yapılacak kimse iyi araştırılmalı, mutlaka ihtiyaç sahibi olmalı, yapılan yardım, yerinde ve meşru yerlerde kullanılmalıdır. Yani yardı yerini bulmalıdır.

–          Yapılan yardımlar, Allah’ın nimetine denk olmalıdır. 3-5 kuruşla savuşturulmamalı, başka bir kapıya muhtaç olmamalı, yani doyurucu olmalıdır. İhtiyaç gidermelidir. Defol git kabilinden yardım olmaz.

–          Zengin, karnı tok ve varlık sahiplerine verilen davetlerde, çekilen ziyafetlerde hayır yoktur. Çünkü; ihtiyaç yoktur. Bir ihtiyaç giderilmemiştir. “Hay Allah razı olsun” denmemiştir, hora geçmemiştir.

–          Bizim için eski başkası için yeni olabilir. Hiçbir şeyi telef etmeden, israf etmeden yerini bulmaya çalışmalıyız. Sizin kullanmadığınız bir başkasını mutlu edebilir.

–          Günlük sigaraya, içkiye, eğlenceye harcanan, harama gittiği için hesabını vermeye zorlanacağımız giderler, aklımızı başımıza toplarsak, bizi kurtaran mal olabilir. Bir fakir aileye ekme alınabilir. Kimsesiz çocuklara, öğrencilere harçlık olabilir, ağrı acı dindiren ilaç alınabilir. Bir ailenin göz yaşlarını dindirebilir.

Kur’an’da : “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiye eremezsiniz. Her ne harcarsanız alla onu hakkıyla bilir” (Al-i İmran:92)

–          “Ey İman Edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden rızık olarak, yerden size çıkardıklarımızdan hayır harcayın. Size verilse alamayacağınız kötü malı, hayır diye vermeye kalkışmayın.” (Bakara:267)

–          “Sadakaları isteyemeyen hayırından dolayı dilenemeyen yoksullara verin.” (Bakara:273) buyrulur.

“Bir insan malı çoğalsın diye ondan bundan bir şeyler isterse, kıyamette yüzünün eti yenmiş olarak haşrolunur ve cehennemde yiyeceği de, kızgın taş olur.” (Ramuz el-Ehadis:103/6) diye bildirilmiştir.

En önemli hususlardan biri de şudur:

Yardım, gönül rızası ile olur. Baskı altına alarak yardım olmaz. Veya vermedi demesinler diye yardım yapılmaz.

Birini malından “Ben bunu hayır için alıyorum” denilemez. Yardım zorla olmaz.

Bir işi için “Efendim bağış yap veya bağış yapmaya mecbursunuz, yoksa işiniz yapmayız” denirse bu zulüm olur. Çünkü yardımın, bağışın anlamı bu değildir. Gönül rızası esastır. Zorlama varsa, yapılan yardım olmaz. Hatta adam, haram eder. Bütün konularda çalışanla insanımızın, devletle vatandaşımızın arası açılmamalıdır.

Bir de yoksulu, fakiri ayırt etmek lazım. Zorla geçinenden zorla yardım diye bir şey istenmez.

Meselâ; eğitim yapmak devletin asli görevidir.

Efendim falan spora yardım. O sporcunun aldığı maaşı kaç kişi alıyor? Yaşadığı hayatı kaç kişi yapıyor? Zorlama hiçbir zaman demokratik bir davranış değildir.

Yetkililer açıklıyor “Zorlama yok” vermediğin zaman işin olmuyor,kovuluyorsun, kavga ediyorsun. Bu iki yüzlülükten kurtulmamız lâzımdır.

Sonuç olarak; zorlam, gönüllü yardımı caydırır. Bağışı durdurur, fakir fukarayı yalnız bırakır.

 

L)     MADDİ İMKÂNI OLMAYAN NE YAPACAK

İyilik, sadece para ile yapılan değildir. İyiliğin maddi yönü kadar manevi yönü de vardır.

“Ameller niyete göredir”, insanın imkânına göredir. Adam, cami yaptırır, biri de o camiye üç tuğla veri. Üç tuğla verenin imkânı odur, cami yaptırandan daha yüksek olabilir.

Peygamberimiz: “Allah bir ok yüzünden üç kişiye sevap verir: oku yapana, oku atana, oku atana verene” der.

Atalarımız : “Kiminin parası, kiminin duası” diyerek duanın, temennininde hayır olduğu ifade etmişlerdir.

Fakirin : “Benimde olsa bende verebilsem” arzusu içerisinde olması, ona hem sevap kazandırır, hem de sorumluluktan kurtarır.

Yardıma sebep olmak, yardıma teşvik etmek de yardımdır. İhtiyaç sahiplerin arayıp bulmak, onları varlık sahiplerine bildirmek de yardım sevabı kazandırır.

Peygamberimiz bir adamdan bahseder : “Bir adam yolda giderken yol üstünde diken dalına rastladı, alıp onu yoldan attı. Allah onun bu davranışından razı oldu ve onu affetti” der. (İ Canan Hadis Ans:1/181)

Müslüman her zaman, her işinde hayır niyeti taşırsa, hayatı boyunca sevap kazanmaya devam eder.

 

M)   AZ – ÇOK ÖNEMLİ Mİ?

Aç-çok önemli değil, önemli olan nefsin cimriliğinden kurtulmaktır.

Kur’an’da : “Gücünüzün yettiğince Allah’a isyanda kaçının.dinleyin, itaat edin. Kendi iyiliğiniz için harcayın. Kim nefsinin cimriliğinde korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Teğabün:16)

Bir hadiste : “Bir hurmada olsa sadaka verin. Zira açlığı örter, günahı söndürür, suyun ateşi söndürmesi gibi” (Ramuz el-Ehadis:252/1)

Yardımlar, sadakalar insanın gücü ve varlığı ölçüsünde olur.

Hz. Ali (r.a.)’dan:

–          “Peygamber (s.a.)’ye 3 kişi geldi. Biri; Benim yüz dinarım vardı, on dinarın sadaka olarak verdim, dedi. Diğeri: Benim on dinarım vardı. Bir dinarımı tasadduk ettim, dedi. Üçüncüsü de: Benim tek bir dinarım vardı,onun onda birini sadaka olarak verdim, dedi.

–          Hepiniz, ecir ve sevapte eşitsiniz. Çünkü, her biriniz, sahip olduğun malın onda birini sadaka vermiştir.” Buyurmuşlardır.

Tasaddukta sevap ölçüsü, tasadduk edilen miktarın azlığı, çokluğu değil, sadaka veren kişinin fedakârlık oranıdır. Sahip olduğu maldan tasadduktan oranına göre mükafat alır.

Bugün çalışan, maaş alan veya herhangi bir malından gelir alan kardeşlerimiz her ay bu paralarınızdan malınızın, başınızın, gözünüzün, sağlınızın sadakası olarak bir miktar verin.

Verirken de niçin, kimin için veriyorsanız niyet edin.

Bu sadaka malınızı bereketlendirecektir. Yetmeyeni yetirecektir. Kazayı, belâyı def edecektir.

 

N)    ÜZÜNTÜLER PAYLAŞINCA AZALIR

İslâm, üzüntülerin, sevinçlerin paylaşılmasını emreder. Türk kültüründe, dayanışmacı bir kültürdür.

İslâm da, seyirci kalmak, ilgisiz davranmak yoktur. Lafla “Geçmiş olsun” demenin, ah vah edivermenin de bir manası yoktur. Bir şeyler yapmak, fedakârlık etmek gerekir.

İlgisiz kalmak, inancımızda günah olarak nitelendirilmiştir.

Peygamberimiz : “Bir kötülük gördüğünüz zaman onu elinizle yok edin, buna imkân olmazsa dilinizle yok edin. Burada imkân olmazsa kalbinizle buğzedin…” diyor. Son durumun da imanın en zayıf hali olduğunu bildiriyor.

Paylaşmak, yardımcı olmak, teselli etmek, moral vermek, inancımızın gereğidir.

Seriyüssakatî’nin, Bağdat’taki, çarşıda bütün dükkanlar yandığı halde kendi dükkanının bir şey olmadığı haberi üzerine “Elhamdülillah” diye ağzından bir cümle çıkmıştı. Diyor ki : “Ben otuz sene bu tek Elhamdülillah cümlesinin tevbe istiğfarıyla feryad ettim.” Demişler ki: “Dükkanımız yanmadığı için Rabbinize hamd ve şükürde bulunmuşsunuz. Bunun neresinde otuz sene tevbe edecek kadar günah?” Diyor ki: “Komşularımın dükkanlarının yanması beni kendi dükkanım yanmış gibi üzüp müteessir etmesi lazım gelirken kendi dükkanımın kurtulmasını düşünmüşüm, onları düşünmeyen bencil insan haline gelmişim, onun için tevbe istiğfar ediyorum otuz senedir.” Demiştir.

Meselâ; bir cenaze çıkan eve cenazeyi defnettikten sonra gidilir, yemek götürülür akşam yemeği beraber yenir.

–          Ev yapana, düğün edene yardımcı olunur.

–          İşi olanın yardımına koşulur.

–          İhtiyaç sahiplerin ihtiyacı karşılanır.

–          Elde avuçta olan paylaşılır, bencil davranılmaz.

İbni Sina’nın güzel bir sözü var:

Cennete kimse yalnız giremez. Cennete tek başına girmek isteyen zaten cennetlik değildir.”

Üzüntüler sıkıntılar paylaşıldığı gibi sevinç ve güzellikler de paylaşılırsa mutluluk olur, hayatı cennet hayatı gibi oluverir.

Şöyle anlatılır : “Hayatı gerçek manasıyla yaşayan biri ölüyor. Kabirde melekler geliyor:

–          Seni yerine götürelim, gel bakalım, diyor. Adam:

–          Beni nereye götüreceksiniz? Diyor. Melekler:

–          Cennete, hayatı verimli yaşayanların yeri cennettir, diyorlar. Adam diyor ki:

–          Yerime gitmeden bir de cehennemi görebilir miyim?

–          Tabi buyur, deyip cehenneme götürüyorlar.

Cehennemde şunları görüyor: Sofralar var. Sofrada en güzel yemekler var. Sofraya insanlar oturmuş, yemekleri yiyemiyorlar. Hepsi aç, hepsi ızdırap içinde acı çekiyor. Sebebi, kaşıklarının sapı uzun, uçlarında bileklerine bağlı, bunun için aldıkları yemeği ağızlarına götüremiyorlar. Adam üzülüyor, “Hoşlanmadım çıkalım” diyor. Çıkıyorlar, cennete gidiyorlar. Orada da aynı sofralar, aynı yemekler, aynı kaşıklar, aynı şekilde uzun ve bileklerine bağlı. Oradakilerin hepsi de tok, neşeliler. Bir tek fark var. Oda kaşığı ile yemeği alan kendi ağzına götürmeye çalışmıyor, karşıdakinin ağzına uzatıyor. O da yanı hareketi yapıyor.

Cennet niye cennet olmuş, oradakiler neden mutlu? Güzellikler paylaşılıyorsa ondan…

Bizde istersek bu dünya hayatını cennete çevirebiliriz.

Burada şöyle bir teklif getiriyorsun. Her aile kendisine bir kardeş aile seçmelidir. Haftada bir onu ziyaret etmeli, gücü oranında ihtiyacını gidermelidir. Bu hareketi, alacağı dua inşallah onu cennete götürecektir.

–          Elde avuçta olan paylaşılır, bencil davranılmaz.

–          En önemli hususlardan biri de şudur:

Sizin için eski olan başkası için yeni olabilir. Onun için atmayıp başkalarının o şeyden istifade etmesi sağlanır.

–          “İster zalim olsun, ister mazlum olsun mü’min kardeşinize yardım edin.” Ashab:

–          “Mazluma anladık, ama zalime nasıl yardım edelim?”

–          “Zulüm yapmaktan alıkoyarak.” (R.Salihın:235 nolu hadis) buyuruyor. Zalime de böyle yardım edileceğini belirtiyor peygamberimiz. Bir hadislerinde de:

“Kim bir Müslümana zarar verirse, Allah’a da ona zarar verir.” (Büyük Hadis Külliyatı:4/317) Çünkü Mazlumun ahı insanların kulağına gelmese de Allah’a ulaşır, diyor.

Allah, zalimin düşmanıdır.

Zulme uğrayıp da ağlayanı, “ah” diyeni siz görmezsiniz de Allah görüyor, siz duymasanız da Allah duyuyor. Hel bir Allah’ın kulu, mazlumu Allah’a havale ettiyse, “Allah belânı versin” deyiverdiyse, yandın demektir. Çünkü Allah onun öcünü senden bu dünyada da alır, ahirette de alır. “Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste” denmiştir.

 

O)    BİZDEN ÖNCEKİ MÜSLÜMANLAR HAYIRDA YARIŞMIŞLARDIR

Başta Allah Rasûlü, yanında ve evinde ihtiyaç fazlası her şeyi tasadduk etmiştir. Vakfetmiştir.

Sahabe de, hayır yarışında hayatların tamamlamışlardır. Tarihte Ensarın, Muhacirlere yaptığını hiçbir topluluk yapmamıştır.

Selçuklu, Osmanlı, her konuda vakıf kurmuş, hiçbir devlet büyüğümüz miras bırakmamış, kendi alın teri ile vakıflar kurmuşlar, insanları faydalandırmışlardır.

İnancımızda insana hizmet görevdir.

Kur’an’da emir şudur:

“Herkesin yöneldiği bir kıblesi vardır. Ey Müslümanlar! Siz hayır işlerinde yarışın” (Bakara:148)

Ayrıca dayanışmacı bir kültürümüz vardır. Toplumumuz sebil toplumudur. Asırların ötesinden Bilge Kağan : “Aç milletimi doyurdum. Çıblak milletimi giydirdim. Gece gündüz uyumadı, milletimi diğer milletlerden üstün kıldım” diyerek övünmüştür.

Dedelerimiz, para kazansalar da cenneti kazanır, parayı harcasalar da cenneti kazanırdı.

Atalarımız, Allah’ın rahmetinden mahrum kalırız endişesiyle çalışmışlardır. İnsanlık tahinin yüz akı eserler meydana getirmişlerdir. İnsanın korunması, fitnenin önlenmesi için ne lâzımsa yapmışlardır. Yaşadıkları toplumu sebil toplumu haline getirmişlerdir. İnsanların problemlerini çözmüşler, hayvanlara kadar hastaneler kurmuşlar, “Gurabai Laklakan” adı ile hasta kuşları barındıran yerler inşa etmişlerdir. Kurdukları vakıflarla:

–          Evlenemeyenleri, evlendirmişler.

–          Borcunu ödeyemeyenlerin borçlarını ödemişler.

–          Evlerdeki hizmetçilerin verdiği zararı ödemişler.

–          Kimsesizler için Yasin, hatim okutmuşlar.

–          Ağaç dikmiş, ağaçları bakmışlar.

–          Sokaktaki tükürüklerin üzerine kömür tozu ve kireç döktürmüşler.

–          Hapse düşenleri bakmışlar. Yardım sandıkları kurmuşlar.

–          Ücretsiz tedavi ve ilâçla hastaların imdadına yetişmişler. Böylece toplumu, hayrı toplumu haline getirmişlerdir.

Osmanlı ve Selçuklu toplumunda, Asr-ı Saadette olduğu gibi aç yoktur, dilenci yoktur, kapılarda kilit yoktur. Çünkü hayır yarışı vardır.

Müslümanın cömertliği, İmanı ölçüsündedir. Atasözümüzde dağa göre kış, adama göre iş olur, denmiştir. İnsan, sahibi olduğu nimetlerden sorulacaktır.

Kur’an’da :

“Onların mallarında muhtaç ve yoksullar için hak vardır.” (Zariat:19) buyrulmuştur.

Bir şey yer içerken, harcarken, yiyemeyenleri, alamayanları, düşünülecektir.

Kur’an’da :

“Verdiğinin kat kat fazlasını kendisine ödemesi için Allah borç verecek yok mu?” (Bakara:245) buyurarak Allah ödünç istiyor.

İnsan, toprak gibi verimli olmalıdır. Kendine verileni ekin gibi bitirmeli, çoğaltmalı, insanların ve canlıların hizmetine sunmalıdır.

Yardım, Allah’ı rızasını kazandırır. Yardım, hayır alışverişidir. Yapılan hiçbir şey karşılıksız kalmayacaktır.

Peygamberimiz : “Adama, yolda diken dalına rastladı, onu alıp attı. Allah da bu davranışından dolayı razı oldu ve onu af etti.” (K.Sitte:1/181) buyurmuştur.

Herkes yapabileceği iyiliği hemen yapmalı, her fırsatı da değerlendirmelidir. Çünkü insanın eline hayır yapma fırsatı az geçer. Ve ilk andaki hayır makbuldür.

Hayırlı işlere acele edilir. Neden çünkü; ömür bilinmez ne kadardır. İkinci husus; yakalanmış fırsat bir daha ele geçecek mi, o da bilinmez. Diğer bir husus o anda Rabbim bizi imtihan ediyordur, sonra imtihanı kaybedebiliriz.

Kur’an’da : “Hayır işlerinde acele edin, iyilik hususunda yardımlaşın.” (Bakara:148) emri vardır.

Hz. Peygamber de : “Hayırlı iş işlemekte acele edin” buyurmuştur. (R.Salihin:1/126)

Bir de; “hayırların iyi amellerin hepsini yapmak lâzımdır. Çünkü; Cenab-ı Allah’ın hangi amelimiz kabul edeceğini, hangisinden razı olacağını bilemeyiz.”

Kur’an’da : “Hayırdan ne yaparsanız Allah onu bilir.” (Bakara:215) buyrulmuş, her hayrın mutlaka karşılığının verileceğini bildirmiştir.

 

P)    MÜLK ALLAHINDIR

Mülk, ne senindir, ne benim; mülk Allah’ındır. Dedelerimizden babamıza, babamızdan bize intikal eden, bizden de çocuklarımıza, onlardan da çocuklarına intikal edecek mal-mülk nasıl bizim olur? Mal benimdir, mülk benimdir diye nasıl iddia edebilirz?

İbrahim Ethem, Belh şehrinin sultanı iken biri saraya gelir, heybesini bir sütunun dibine koyar oturur. İbrahim Ethem – Ne işin bar senin, burada, burası han mı? der.

O kişi:

–          Burası senden önce kimindi? Babamın “Ondan önce kimindi?” – Dedemin. – Bu durumda burası han değil de nedir? Der.

Yunus:

“Mal sahibi, mülk sahibi,

Hani bunun ilk sahibi?

O da yalan bu da yalan,

Var sende biraz oyalan”

–          Mal bize emanettir.

–          Mal bize imtihan için verilmiştir. Nereden kazanıp nereye harcayacağımız konusunda imtihana tabi tutulduk. Ve bize Rabbim ne yapacağımızı da bildirmiştir. Kur’an’da :

–          “Allah rızası için veren, Allah’tan korkan, Kelime-i Tevhit tasdik eden kimse için kolaylık hazırlarız.” (Leyl:5-7)

–          “Allah’ın sana verdiğinden O’nun yolunda harcayarak ahiret yurdunu iste. Allah’ın sana ihsan ettiği gibi sende insanlara iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğa arzulama. Şüphesiz ki Allah bozguncuları sevmez.” (Kasas:77)

Kuru kuruya sevgi olmaz. Sevgi fedakârlık ister. Peygamberimiz bir Kutsi hadiste şöyle buyuruyor:

–          Ben hastalandım halimi sormadın, neden?

–          Ya Rabbi! Sen nasıl hastalanırsın, nasıl ziyaret edebilirdim

–          Falan kulum hasta idi, eğer onu ziyaret etmiş olsaydın, beni ziyaret etmiş olacaktın.

–          Ben acıktım, beni doyurmadın, neden?

–          Ya Rabbi, sen nasıl acıkırsın, ben  seni nasıl doyururum?

–          Falan kulum açtı. Onu doyursaydın beni doyurmuş olacaktın.

–          Senden su istedim, bana su vermedin, neden?

–          Ya Rabbi, sen nasıl susarsın,sana nasıl su verebilirdim? Bunun üzerine Cenab-ı Allah:

–          Falan kulum susamıştı, ona su verseydin bana vermiş olacaktın, buyurarak Allah’ın kullarına yapılan her şeyin Allah’a yapılmış olacağı belirtilmiştir.

Bir hadislerinde de Peygamberimiz:

“Fakire verilen lokma, sahibine beş şeyi müjdeler: ”

1-     Azdım, beni çoğalttın,

2-     Küçüktüm beni büyüttün,

3-     Sana düşmandım beni kendine dost edindin,

4-     Ben fani idim beni ebedi kıldın,

5-     Bugüne kadar sen beni korurdun, bundan sonra ben seni koruyacağım.” (İ.Gazali:Ey Oğul)

Evet mülk Allah’ındır. Cenab-ı Allah onu geçici bir zaman için tasarruf hakkını kula vermiştir. Böylece kulunu imtihan eder. Burada kula ait olan; o mal sebebiyle kazandığı hayır veya şerdir.

Dilerse elindeki emanet mal, insanın cenneti olur, dilerse de cehennemi olur.

Hz. Ali (r.a.) : ”Yuh sana ey para, elden çıkmadıkça faydan dokunmuyor” demiştir.

Kur’an’da : “O arınmak isteyenler; gabya inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar.” (Bakara:3) bir ayette de:

Allah soruyor : “Ne oluyor size ki, Allah yolunda harcamıyorsunuz? Halbuki göklerin ve yerin mirası Allah’ındır.”

Prof. Dr. M. Esad Çoşan hoca Efendi bir sohbetinde şöyle demişti: Duydum ki, kale diplerinde yatıp kalkan aileler varmış. Eğer böyle evsiz barksız, kış gününde aç, susuz orada burada Müslümanlar yatıp kalkıyorsa, imanınızı tekrar gözden geçirin. Onlar öyle iken evinizde nasıl sofra kuracak, nasıl yatıp kalkacaksınız? İmanınızı gözden geçirin.

 

SONUÇ

Her insan bir değildir. Fakir vardı, zengin vardır. İkisi arasında orta halli insan vardır. Bu insanların birbirine karşı sorumlulukları vardır. Kimse kimseye ne halin varsa gör, diyemez.

Yüce dinimiz, yardımlaşmayı, dayanışmayı ve paylaşmayı emreder. Fakiri terk edeni Allah terk eder.

Fakirlik, yoksulluk, kula kader değildir. Kul, çalışmakla yükümlüdür.

Zengin; “Mal benim, istediğim gibi tasarruf ederim” diyemez. Zekat verecek, sadaka verecek, kendini kurtaracaktır.

İnsan için fakirlik de bir imtihandır; isyan edecek mi etmeyecek mi, sabredip, şükredip kazanacak mı? Yoksa isyan ederek imtihanı kayıp mı edecek?

İnsani için zenginlik de bir imtihandır. Nefsinin cimriliği ile mi yaşayacak, yok: “Allah bana verdi ben de vereyim mi” diyecek.

Nefsinin cimriliğini aşamayan varlık sahipleri köpeğiyle, kedisi, maymunu ve yılanı ile anlaştığı kadar insanla anlaşamıyor.

–          Çılgın eğlencelerle tatmin oluyor.

–          Yiyip içip kafa buluyor.

–          Boş ve manasız işlerle uğraşıyor.

–          Fuhuş ve gayri meşru hayat yaşıyor.

–          Çalıştırdığı insanların hakkını bir gece saçıp savuruyor.

–          Lüks yerlerde, yiyip içip, tabakların üzerinde çılgınca dans ediyor.

–          İçip içip kendini kaybedip ortalıkta ceket yakıyor. Böylece zenginliğin isbata çalışıyor.

Hayvan besleyip insanla ilgilenmemek, ihtiyaç sahiplerini unutup ceket yakmak, çılgınca eğlenmek, tabakların üstünde tepinmek, insan ciddiyetiyle asla bağdaşmaz. Cenab-ı Allah da ona insan muamelesi yapmaz.

Sözün özü;

Fakir fukarayı tanımayan, zengin olduğu halde cimrilik yaparak ahireti unutanları, şunu isterim, bunu isterim diyenleri, Felekten gün gece çalalım, çılgınca eğlenelim diyenleri, har bulup harman savuranları, önce fakir bir aileyi ziyarete götürme imkanımız olsa, sonrada bir mezarlığa götürebilsek, her hangi bir şey demeye lüzum kalmayacağını düşünüyorum.

Evet Allah’ın dostu olmak, sevdiği bir kul olmak isterseniz, fakirleri dost edinin, ihtiyaç sahiplerini sevin ve fakir bir aileyi kardeş edinin.

Cenab-ı Allah zengine merhamet versin. İhtiyaç sahiplerine de sabır ihsan etsin.


Bu yazıyı 4.839 kişi okudu.

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here