İYİLİĞİ EMRETMEK KÖTÜLÜKTEN SAKINDIRMAK

Müslüman’ın vazgeçilmez görevlerinden biride, iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmaktır.

Kur’an’da müslüman, insanları Allah’a çağıran, hayırlı iş yapan kimse olarak tanımlanmış ve şöyle buyrulmuştur: ‘‘İnsanları Hakk’a çağıran, iyi iş yapan ve ‘‘Ben Müslümanlardanım diyenden kimin sözü daha güzeldir?’’ (Fussilat:33)

– ‘‘Siz insanlar için hayırlı kimselersiniz. İyiliği emredip kötülükten vazgeçirmeye çalışırsınız.’’ (Al-i İmran:110)

– ‘‘Sizden hayra çağıran iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulursun işte kurtuluşa erenler onlardır.’’ (Al-i İmran:104)

– ‘‘O kimseler ki kendilerini yer yüzünde iktidara getirdiğimizde; namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emredip kötülükten sakındırırlar’’ (Hac:41)

– ‘‘Müslüman kadınlar ve müslüman erkekler birbirlerinin yardımcılarıdır. Onlar iyiliği emrederler kötülükten alıkorlar…’’ (Tevbe:71)

Bu ayetlerden anlıyoruz ki, Cenab-ı Allah iyiliği emretme, kötülükten alıkoyma görevini bize yüklemiştir.

İyi bir geleceği, aydınlık bir ortamı şüphesiz iyi eğitilmiş, iyi yetiştirilmiş insanlar hazırlar.

İyi insanların yetişmesi de iyiliğin emredilmesi, öğütlenmesi, kötülüğün yasaklanması ve kötülükten sakındırılması ile mümkündür.

İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak da her müslümanın görevidir. Bu görev yapılmayacak olursa, insanların ağzının tadı bozulur, toplumun düzeni yıkılır. Kötülükler hayat hakkı bulur, meşrulaşır.

Sevgili Peygamberimiz: ‘‘Allah’a yemin ederim ki, ya iyiliği emreder ve kötülükten menedersiniz, yada Allah size azap gönderir. Sonra Allah, yalvarırsınız da yalvarmanızı kabul etmez.’’

Başka bir hadislerinde de: ‘‘Ya iyiliği emreder kötülükten vaz geçirirsiniz, yada geçmiş topluluklar gibi helâk olursunuz’’ buyurarak bizi uyarmıştır.

Bir hadislerinde de: ‘‘İyiliği emretmeyen, kötülükten men etmeyen bizden değildir’’ buyurur. (Seçme Hadisler:218/35)

– ‘‘Benim ümmetimi, Zalime ‘‘Zalim’’ demeye çekinir gördüğünüzde onların işi bitmiştir.’’

– ‘‘Kötülerle kim eliyle cihad ederse mü’mindir. Dili ile mücadele eden mü’mindir. Kalbiyle cihad eden mü’mindir. Bundan sonra imandan hardal tanesi kadar yoktur.’’

– ‘‘Kim İslam’da güzel bir çığır açarsa hem (kendi yaptığının) sevabını, hem de kendisinden sonra o işi yapanların sevaplarını alır. Üstelik onların sevaplarından da birşey eksilmez. Kimde kötü bir çığır açarsa, hem (kendi yaptığının) günahını, hem de kendisinden sonrakilerin günahlarını yüklenir; onların günahlarından da birşey eksilmez.’’(Müslim, Zekât,69)

Rasûlullâh –sallallâhu aleyhi ve sellem-:

  • ‘‘İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!’’ buyurdu.
  • ‘‘Niçin eriyecek yâ Rasûlallah?’’ diye sorulduğunda:
  •  ‘‘Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için’’ buyurdu.

(Ali el-Müttaki, Kenz, III,686/8463)

  • ‘‘Kötülüğü görüp de üzülmeyen hakiki mü’min değildir.

 

İmam-ı Gazali Hazretleri şöyle demiştir:

‘‘İyiliği emretmek, kötülükten men etmek görevini özürsüz yapmayan kimse Allah’a asi olmuş olur. Çünkü Cenab-ı Allah: ‘‘Sizden insanları iyiliğe davet eden, kötülüklerden men eden bir topluluk bulursun’’ ayeti ile emretmektedir.’’

 

           

 

            HERKESİN SORUMLULUKLARI VARDIR

Tek başına ferdin iyiliği başkalarına yansımadıkça pek işe yaramaz. Çünkü kültürümüzde, inancımızda tek başına huzur, tek başına kurtuluş yoktur.

‘‘Ortalık bozuk’’,‘‘Zaman kötü’’,‘‘Zaman, şartlar bunu gerektiriyor ne yapayım?’’, ‘‘Aman benden olmasın, her koyun kendi bacağından asılır’’ diyerek kabuğuna çekilmek olmaz. İnsan, inancını koruyacaktır. Kendini koruyacaktır. Çocuklarını koruyacaktır, çevresini koruyacaktır, koruma yollarını arayacaktır.

Camide ön safta oturup’’ Ya Rabbi Müslümanlara yardım et’’ duasını yapıp veya ‘‘âmin’’ deyip camiden çıkınca topluma karışıvermeyelim. Başkalarının yaptıkları hataları, yanlışlıkları aynen yapmayalım. Allah rızası için çalışanlara, koşturanlara ‘‘İnşallah, Maşallah, Allah muvaffak etsin’’ deyip geçme gafletine düşmeyelim.

İnsanın kendisinin iyi olması kurtuluşu için yetmez. Başkalarından da sorumludur.

Canlılar içinde yaptıklarının farkına varan ve yaptıklarından sorumlu olan tek varlık insandır. Bunun için insan, hayatının sonunda yaptıklarının ve yapamadıklarının bir bir hesabını verecektir.

Sorumsuz, başı boş insan yoktur. Herkesin kendine göre sorumlulukları vardır. İlme, yaşa, yetkiye ve maddi varlığa göre sorumluluklar değişir. Yaşadığı hayattan, içinde bulunduğu çağdan elinin altındakilerden, etrafında olup bitenden her insan sorumludur.

Bir kötülük varsa herkesin bu kötülükten ufak tefek sorumlulukları vardır. Bakın, Mevlana, idam edilmiş birini görür. ayaklarına sarılır, beni bağışla der. Ben seninle ilgilenmedim, seni bulsam, seninle ilgilensem sen bu hale gelmezdin, diyerek ağlar.

Ayrıca insan sadece kendi yükünü taşımaz. Allah’ın bildirdiğine göre kendi yükü yanında daha nicelerinin de yükünü taşır. Sorumlulukların süresi, sınırı da yoktur. ‘‘Ben şimdiye kadar çok çalıştım’’, biraz da başkaları çalışsın’’,‘‘Ben artık emekli bir insanım’’, ‘‘Ben ne yapabilirim?’’,‘‘Dünyayı ben mi düzelteceğim?’’,‘‘Benim gücüm yetmez’’ bu ve buna benzer sözler kimseyi kurtarmaz.

Peygamberimiz: ‘‘Allah’ın en çok sevdiği iş, azda olsa sürekli olanıdır’’ buyurmuştur. İnsan yaptıklarının bazısının değil, hayatının bir kısmının değil hepsinin hesabını verecektir.

Abdurrahman b. Avf, 90 yaşında Kars’ta, Ebu Eyyüp el-Ensari Hazretleri İstanbul surları önünde şehit düşmüştür.

Ben şunu şunu yaptım, biraz da başkaları yapsın’’ diyemeyiz. Hiçbir sorumluluk geçici görev değildir.

Bizim, ailemizin, içinde doğup büyüdüğümüz milletimizin milli, dini ve insanî değerleri vardır. Onları korumak, yüceltmek hepimizin, herkesin görevidir.

İlk vahiy geldikten sonra Cebrail ayrılır ayrılmaz Peygamberimizin vücudundan ter boşanır. Bu haliyle tebliğ için evden çıkmak isteyince Hz. Hatice:

– Biraz dinlenseniz’’ deyince Peygamberimiz, telaşlı haliyle:

– Dinlenmek için vakit yok’’ diyerek davete başlar. Davasından hiçbir şekilde vazgeçmez, taviz de vermez. İyice sıkıştırıldığı bir gün:

– ‘‘Vallahi güneşi sağ elime ayı da sol elime verseler bu davamdan asla vaz geçmem’’ cevabını verir.

Durum bizim için de böyle. Yatmak için, istirahat için mezarda vakit çok.

Halk dilinde bir ifade var: ‘‘Kokmaz, bulaşmaz’’ diye. İnancımızda vazife olan şeyler yapılmalıdır. Etkisiz, tepkisiz, sorumsuz müslüman olmaz. İslami temsil yoksa, emir ve görevler yerine getirilmiyorsa, sen nasıl müslümansın? Sen ne işe yararsın? demezler mi?

Allah Resûlü: ‘‘Allah’a yemin ederim ki, ya iyiliği emreder, kötülükten alıkorsunuz yada Allah size azap gönderir. Siz azaptan kurtulmak için dua edersiniz de duanız kabul olmaz.’’ (Tirmizi, Fiten:9) diyor.

Merhum Akif şöyle diyor:

Emr-i bil mâruf imiş ihvan-ı İslam’ın işi,

Nehye dermiş bir fenalık görse, kardeş kardeşi.’’

 

 

Silahlı bir adam Peygamberimize gelerek:

– Size yardım olarak savaşayım mı, yoksa müslüman mı olayı? Der.

Peygamberimiz:

– Müslüman ol, ondan sonra savaş’’ deyince o adam, müslüman olur, savaşa başlar başlamaz da şehit olur. Bunun üzerine Peygamberimiz şöyle buyurur:

– Az iş yaptı, çok ecir kazandı.’’ (Riyaz üs-Salihın:1315)

 

            İYİLİĞİ YAYMAK

Rabbimiz emrediyor:

– ‘‘Sen af yolunu tut. İyiliği emret. Cahillerden yüz çevir.’’ (A’raf:199)

– ‘‘O, mü’minler ki, iyiliği emrederler, kötülükten men ederler’’ (Hac:41)

Lokman 17 de iyiliğin emredilmesinin değerli bir iş olduğu bildirilmiştir.

– ‘‘Uygun olanı emreden, fenalığı yasaklayan ve Allah’ın yasaklarını koruyan mü’minleri müjdele.’’ (Tevbe:112)

– Sizler insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a inanırsınız’’ (Al-i İmran:10)

Peygamber (as) diyor ki:

– ‘‘Benden önce peygamberlerin sevenleri onların sünnetini yerine getirmişlerdir. Peygamberlerinin ardından kötüler zuhur etmiştir. Bunlar peygamberlerin yapmadığını söyleyip, kendilerine emredilmeyeni yapmışlardır. Kim bu kimselerle eliyle mücadele ederse, mü’mindir. Kim kalbiyle mücadele ederse, o da mü’mindir. Bunun gerisinde artık zerre miktarı iman yoktur.’’ (Müslim, İman:80)

 

            KÖTÜLÜKTEN MEN ETMEMEK

Peygamber (as): Allah’a yemin ederim ki. Hakk adına insanları kötülükten men etmezseniz. Allah’ın rızasını kazanamazsınız.’’ (İ.Canan Hadis Ans:1/235)

Hz. Ebu Bekir (ra), son anlarında ileri gelenleri toplamış, onlara şunları söylemiştir: Hiçbir belâ ve Musibet, sizi dininizin emirlerini yerine getirmekten alıkoymasın.’’

Bir hadiste buyrulmuştur ki: ‘‘Üzerine düşen sözü söylemeyene Cenab-ı Allah soracak:

– Niye söylemedin? O kişi:

– Söylememi falan korku engelledi’’ Allah (c.c):

– Ondan değil de benden korkman gerekmez miydi?’’ diyecek (İ.Canan Hadis Ans:17/554)

Peygamberimiz der ki:

– ‘‘Bir adam kıyamet günü birinin yakasına yapışır. O:

– Sen kimsin? Ne diye yakama yapışıyorsun? der. O’da:

– Sen beni bir kötülük üzerine gördün de, beni alıkoymadın, men etmedin.’’ cevabını verir.

 

Bu nasıl olur? Ayıp olmuyor mu? Bu sana yakışıyor mu? Sen kendine zarar veriyorsun. Aileni, ana babanı düşün… gibi sözler etkili olacaktır.

 

Peygamberimizin hanımı Hz. Zeynep anlatıyor:

– Bir gün Peygamber, benzi sararmış bir halde benim yanıma girdi ver:

– Allah’tan başka ilâh yoktur. Yaklaşan büyük şer yüzünden Araplara pek yazık olacak’’ buyurdu.

– İçimizde iyiler olduğu halde de mi felakete uğrarız? Dedim.

– Fenalıklar çoğalırsa evet, cevabını verdi.’’ (Riyaz üs-Salihın:187)

Fenalıkların çoğalmaması için ne yapmamız gerektiğini Peygamberimiz şöyle belirtmiştir: ‘‘Sizden biriniz bir kötülük görürse eliyle yok etsin. Buna gücü yetmezse dili ile yok etsin. Buna da gücü yetmezse kalbi ile buğzetsin. Bu ise imanın en zayıf halidir.’’

İnancımızda pasif yaşamak yoktur. Haksızlığı görüp susmak, kötülüklere göz yummak, duymamazlıktan gelmek, zalimin zulmüne boyun eğmek ve kötülüklere karşı çıkmamak Allah’ın gazabını gerektirir.

Kendimiz kötülüklere tepki gösterdiğimiz gibi eşimizi, dostumuzu ve yakınlarımızı da tepki göstermeye davet etmeliyiz. Hatta gelecek endişesi taşıyan herkesi göreve davet etmeliyiz. Kötüyü kötülüğünden vazgeçirmeyenin kötülüğe iştirak etmiş olacağını söylemeliyiz.

Ayrıca bizim vasıtamızla birinin iyi olması, hayırlı bir olaydır. Çünkü Peygamberimiz: ‘‘Bir iyiliğe sebep olan kimse, o iyiliği bizzat işlemiş gibidir.’’ Buyurmuştur.

 

            ÇIĞIR AÇMAK ÖRNEK OLMAK

            Kur’an’da:

‘‘Kim iyi bir işe aracılık ederse, onun da o işten bir nasibi olur. Kim kötü bir işe aracılık ederse, onunda ondan bir nasibi olur, payı olur. Allah her şeyin karşılığını vericidir.’’ (Nisa:85)

Peygamber (as) da:

– ‘‘İyi bir çığır açan kimseye o çığırın sevabı verileceği gibi, o yolda gidenlerin sevabıda verilir. Onların sevabından bir şey eksilmez. Kötü çığır açan kimseye açtığı çığırın günahı yüklenir. Kendinden sonra o yolda güdenlerin günahı da yüklenir ve onların günahından da bir şey eksilmez.’’ (R.Salihın:170)

– ‘‘Başkalarını, doğruluğa çağırana, kendisine uyanların sevabı kadar sevap verilir. Sapıklığa çağıran kimseye de, ona uyanların günahı kadar günah verilir. (R.Salihın:173)

– ‘‘Bir iyiliğe vesile olan, onu bizzat işlemiş gibidir.’’ (Tirmizi, İlim:14)

– ‘‘Kim bir adam öldürürse, onun günahı kadar Adem’in ilk oğluna ayrılır. Çünkü o, adam öldürme çığırını başlatmıştır.’’ (R.Salihın:171) (Bak: Madia 27-32)

İmam-ı Gazali şöyle der: Kalp (sahte) olan bir dirhemi infak etmek, yüz dirhemi çalmaktan daha beterdir. (İhya:4/59)

Tarihte ‘‘it burnu’’ lakabı ile anılan Ahmet Paşa, işlediği bir suçtan dolayı görevden alınır. Ardından cellat gönderilip, öldürülmesi emredilir. Cellat, bir iyiliğini gördüğü için kaçmasını söyler. Ahmet Paşa: ‘‘Hayır padişahın emrine itaatsizlik yolu benimle başlamasın’’ der ve boynunu uzatır. (Ahmet Ağaoğlu, üç medeniyet 129, ist. 1972)

Çığır açmaktaki sevap ve hata, iyi örnek olmak veya kötü örnek olmamakla da hakedilir.

 

            ÖĞÜT VERMEK NASİHAT ETMEK

Cenab-ı Allah: ‘‘Öğüt fayda verir’’ (Zariyat:55)

Enfal sûresinin 73. Ayetine göre; iyilikte yardımlaşılacaktır. ‘‘Kafirler birbirlerinin yardımcılarıdır. Eğersiz bunu yapmazsanız yeryüzünde fitne ve fesat olur.’’ buyrulmuştur.

Peygamber (sav): ‘‘Din nasihattir.’’

– ‘‘Mü’minler birbirini yıkayan iki el gibidir. Zalime de mazluma da yardım edin.             Ashab:

– Zalime nasıl yardım edelim? Ya Rasûlallah?

– Zulmünden vazgeçirerek!’’ buyurur.

 

Asr sûresinde Rabbimiz şöyle buyurur:

– ‘‘Asra yemin ederim ki, insan gerçekten zarardadır. Ancak iman edenler, iyi işler yapanlar birbirine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.’’

Ashab-ı Kiramdan Ebu’d-Derdu Hazretleri, bir gün bir gurup insana rastlar, birini vurup lânetliyorlar.

– Ne oluyor? Diye sorar. Onlarda:

– Bu adam günahkâr’’ derler. Ebu Derda (ra):

– Eğer bu adam bir kuyuya düşmüş olsa, günahkâr diye çıkarmaz mıydınız? der.

– O halde günah kuyusuna düşmüş bu adamı niye dövüyorsunuz? Ona kötü söylemeyin, öğüt verin. Yaptığının yanlış olduğunu anlatın, onun elinden tutup günah kuyusundan çıkarın.’’ der.

– Sen ona kızmıyor musun? derler. O da:

– Ben ona değil işlediği günaha kızıyorum. O günahı terk ederse, benim kardeşimdir’’ der.

Öğüt vermekte en etkili şey örnek olmak ve söylediğini yapmaktır.

Cenab-ı Allah: ‘‘Başkalarına iyiliği tavsiye edip kendinizi unutur musunuz? (Bakara:44)

– ‘‘Yapmadığınızı niçin söylersiniz?’’ (Saff:2) der.

İnsan nefsinden ve çevresinde yapmadığını, yaşamadığını başkalarına söylememelidir.

Şair:

Laf ile verir dünyaya nizâmât

Bin türlü teseyyüp bulunur hanelerinde’’

Peygamber (as) Miraçta, makasla dudağı kesilenleri görür, Cebrail’e sorar:

– Kim bunlar? Cebrail (as):

– Bunlar Dünyada başkalarına iyilik emreden fakat kendisi yapmayanlardır’’ der.             (Ramuz el-Ehadis:392/13)

 

            NEME LAZIMCILIK YOK

Bazıları, kötü ve kötülerle karşılaşınca: ‘‘neme lâzım’’,‘‘ Bana ne’’,‘‘Her koyun kendi bacağından asılır.’’ ‘‘Bir benimle mi olacak’’ , ‘‘gemisini kurtaran kaptan’’. ‘‘Kaçanın anası ağlamamış’’ gibi yanlış sözlerle kendini sorumsuz zannediyorlar, sorulmayacaklarını sanıyorlar.

Maidâ 2: ‘‘İyilikte yardımlaşın günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın.’’

Enfal 39: ‘‘Yeryüzünde fitne kalmayıncaya, din tamamıyla Allah’ın oluncaya kadar uğraşın’’

emri var.

Bir hadiste de: ‘‘Allah yolunda ayağı tozlananlara Cehennem ateşi haramdır’’ (B.Hadis Külliyatı: 3/6091) müjdesi verilmiştir.

Bazı kardeşlerimizde: ‘‘Sen mi düzelteceksin, sana mı kaldı…’’ gibi ifadelerle karşılaşılıyor.

Böyle söyleyenlere Hasan-ı Basri Hazretleri şöyle demiştir: ‘‘Bu teklifi, lânetli şeytan yapar. İyiliği emretmek, kötülükten men etmek kapısını kapatmak ister.’’

Kur’an’da iyiliği emretmek kötülükten sakındırmak görevini yapmadıkları için Davut ve İsa’nın diliyle lânet okunduğu bildirilir. (Maida:78) Bu ayetin nüzul sebebini peygamberimiz (sav) söyle bildirmiştir:

‘‘İsrailoğulları arasında kötülükler yayılınca, Biri bir başkasını günah işlerken görür. Ona: ‘‘Yapma, etme’’ derdi fakat ertesi gün o adamla oturur, kalkar, yer, içerdi. Onu kötülükten men etmezdi. Allah onları birbirine benzetti.’’ Ya zalime engel olursunuz ve kötülüğü önlersiniz, yada bu hal, sizin başınıza da gelir’’ demiştir.

Bazıları benim işim çok, ben emekliyim, yaşlandım artık gibi bahanelerle hizmetten kaçıyor. Allah’ın emrinden kaçıyor. Kaçmak, helâk sebebidir.

Hz. Ali (ra) şöyle diyor:

– Sizden evvelkiler iyiliği emredip kötülükten sakındırmadıkları için helâk oldular. Onların başına gelenler, sizin başınıza gelmeden iyiliği emredip, kötülükten sakındırınız’’ demiştir.

 

            İnsanın korunması esastır.

            İnsanın korunması en önemli işlerden biridir. Her an artan suç ve suçluya karşı ilgisiz kalınamaz. İnsan önce kendini korumalı, sonra çocuklarını korumalı, aile yuvasını korumalı ve elinden geldiğince ulaşabildiği insanları korumalıdır.

Tuzağa düşürülmüş, kötü muameleye uğramış bir kadının feryadına kulak verelim. Kadın, fuhuş çetesinin eline düşmüş kadın, yazıp bir yayın organına gönderdiği mektupta şöyle feryat ediyor:

– ‘‘İnsanlar! Müslümanlar! Neredesiniz? Masum insanlar için tuzak kuruyorlar. Çocuk denecek yaşta kızları pazarlıyorlar. Zorla çalıştırıyorlar. Orada uyuşturucu veriyorlar. Neredesiniz insanlar! Neredesiniz Müslümanlar! İmdat!.. (22-6-2004 Zaman)

Allah soruyor: ‘‘Zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz. Size ne oldu ki’’ (Nisa:75)

Tahrim Sûresi 6. ayette; ‘‘Kendinizi çocukları ve elinizin altında bulunanları koruyun’’ diye emrediliyor.

Soruyorum korunduk ve koruduk mu?

Bir toplumda namuslular, namussuzlar kadar cesur olmazsa, fitne çoğalacaktır. Ahlaksızlıklar artacaktır. Kötü halimiz kader değildir. İnsanlar kaderini kendi hazırlarlar.

Sevgili peygamberimiz, genç yaşta haksızlığa kötülüğe karşı kurulan Hılful Fudul cemiyetine girmiştir. Haksızlığa uğrayan bir hıristiyanın şikayeti üzerine Ebu Cehil’in kapısını yumruklamış, hak yerine buluncaya kadar kapıdan ayrılmamıştır.

            İLAHİ İKAZLARA KULAK VERELİM

Her an, her gün bize birçok ilâhi ikazlar oluyor. Buna çoğumuz aldırmıyoruz. İyi olduğunu iddia eden de aldırmıyor, kötü olanımız da aldırmıyor. Kimse başımıza gelenlere, olanlara neden, niçin? Demiyor, çaresine bakmıyor. İlâhi ikaza sebep olan davranışlara devam ediyor.

Acaba bunca felâket neden? Neden buna mâruz kalıyoruz? düşünülmüyor. Sosyal felâket deyip geçiyoruz. Hiçbir şey yaşayışımızla, düşündüklerimizle bağlantı kurulmuyor.

Hiç bir felâket sebepsiz değildir. Kul azmayınca Allah yazmaz. Aslında her şey de alınacak bir ders vardır, bir uyarı vardır. Unutmayalım her olay bizden kaynaklanır. Hayatta hep hatalarımızın, eksikliklerimizin karşılığı, hak ettiğimiz şey bizi bulur.

Şair: ‘‘Kuluna zulmeder mi hiç Hüdâsı,

Kulun çektiği kendi cezası.’’ demiştir.

 

Yunus Sûresinin 44. Âyetinde de: ‘‘Allah kimseye zulmetmez, insan kendi kendine zulmeder’’ buyrulmuştur.

Hz. Ebu Bekir (ra): ‘‘Cihadı terk eden toplumu Allah zelil eder’’ demiştir. Bize emredilenleri umursamazsak zelil oluruz. Hatalarımızı düzeltmezsek, sorumluluklarımızı yerine getirmezsek, inancımızı yaşamaz ve yaşanması için çalışmazsak ilâhi ikazlar başımızdan eksik olmaz.

İlâhi uyarılara kulak verip kendimizi değiştirmezsek, başkalarını değiştirmezsek musibetlerden kurtulamayız.

Bilelim ki, karşı olmadığımız her kötülük bir gün mutlaka bize, yakınlarımıza acı verecektir.

 

Sohbetimizi Hikmet Dinç’in şiiriyle son verelim.

                                                           İnsanımızı aldatanları,

Her şeyi haber yapanları,

Vatandaşı ağlatanları,

Nefretle kınıyoruz.

 

Uykularımızı bölenleri,

Duygularımızı sömürenleri,

Beyinlerimizi kemirenleri,

Şiddetle kınıyoruz.

 

Ahlaksızlığa soyunanları,

Eyyamcılıkta kalanları,

Riyakarlık yapanları,

Hiddetle kınıyoruz.

 

Tiraj düşkünü basını,

Şansçılar furyasını,

Ortaçağ kafasını,

Hayretle kınıyoruz.

 

Sözde aydın kafaları,

Siz sömürgeci babaları,

Siz çifte standartçıları,

Esefle kınıyoruz.

 

Yeter artık gerçeğe dönün.

Biraz olsun doğruyu görün.

Bıktık bu yalanlardan her gün.

Yoksa sizi hep, hep kınıyoruz.

…………………………

………………..

……….


Bu yazıyı 1.654 kişi okudu.

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here