İyiliği Emretmek, Kötülükten Sakındırmak

Üzerimize farz olan işlerden biri de iyiliği emretmektir. İyiliği emrettikten sonra kötülükten sakındırmak ve kötülükten alıkoymaktır. Bu görevi yapmadığımız takdirde sorumluluk doğar, mesul oluruz.

Geçmişe baktığımız zaman görürüz ki, tarihin her anı her sayfası iyilerle kötülerin, imanla küfrün mücadelesi ile doludur. İyiliğin ve imanın galip geldiği dönemlerde insanlık, hep mutlu olmuş, kötülükle küfrün arttığı dönemlerde de kötülüğe karşı çıkmayanlarla birlikte insanlık Allah’ın gazabına uğramış ve helâk olmuştur.

Bugün hızlı bir bozulma ve yozlaşma ile karşı karşıyayız. Her şey, iyiliğin ve iyilerin aleyhine. İyi olmak için ortam hazır değil. Kötülük cazip görünüyor ve gösteriliyor. İnsanlar kötülüğün cazibesine kapılmış. İyiler, suçluymuş gibi suçlanıyor, kınanıyor ve mahrum ediliyor. Daha önce cezalandırılan toplumların helâk olmasına sebep olan davranışlar ve hayat tarzı özendiriliyor. Ve yaygınlaştırılıyor.

Böyle bir dönemde dinî, ahlakî, insanî ve milli değerlerimizi korumak ve varlığımızı devam ettirebilmek için iyiliği yaşatmak, iyilerin sayısını arttırmak ve kötülüğe “dur!” demek durumundayız. Ayni zamanda bu Allah’ın emridir. Peygamberin. İyilik hakim kılınacaktır. Kötülükten sakındırılarak sorumlu olduğumuz insanlar korunacaktır.

İyiliği emretme kötülüğe mâni olma görevini, “müslümanım” diyen herkes, bilgisi ve gücü oranında yerine getirmekle mükelleftir.

İ. Gazali şöyle der:

“İyiliği emretmek, kötülükten men etmek görevini özürsüz yapmayan kimse Allah’a âsi olmuş olur. Çünkü Cenab-ı Allah şöyle buyurur : Sizden insanları iyiliğe davet eden, kötülüklerden men eden bir topluluk bulunsun” ayeti bu görevin farz olduğuna delildir.”

Bir hadiste : “Günah işleyenleri günahtan men etmeyenlere Allah hepsini kapsayan azap gönderir” buyrulmuştur. (Kimya-yı Saadet:411)

 

a) İyiliği emretmek kötülükten sakındırmak görevdir:

Peygamberimiz ve arkadaşları birbirilerinden ayrılırken ASR Sûresini okurlar öyle ayrılırlardı. Bunda müslümanlara verilen mesaj vardır. Bu mesajı, Sahabi devamlı birbirine hatırlatmış ve yerine getirmiştir. Nedir o mesaj?

“Asra yemin olsun ki, insanlar muhakkak hüsrandadır, zarardadır. Ancak iman edenler, Salih amel işleyenler, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna!” işte mesaj; Salih amel ve tavsiye, öğüt vermek ve zarardan ziyandan kurtulmak, kurtarmak…

 

b) İyiliği emretmek ihlaslı ve samimi Müslümanların işidir:

Bu herkese nasip olmaz. Herkes iyiliği temsil edemez. İyi yaşayamaz.

Kur’an’da şöyle buyrulur :

“Siz insanlar için hayırlı kimselersiniz. İyiliği emredip kötülükten vazgeçirmeye çalışırsınız.” (Al-i İmran:110)

Burada hayırlı insanlar olma, iyiliği emretme, kötülükten vazgeçirmeye bağlanmıştır.

Müslüman, nemelazımcı, pasif, pısırık, tepkisiz olmaz. Bu hallerin hiçbiri İslâm’a uygun değil.

İslâm, Allah yolunda nefes tüketen ömür harcayan ve ayağı tozlanan insan ister. Hz. Peygamber (s.a.) :

“Cennet kılıçların gölgesi altındadır” demiş çalışılmazsa nasıl cennete girilecek.

Halife Hz. Ömer bir mecliste hazır bulunanlara sormuştur:

–          Eğer dileğiniz hemen kabul ediliverecek olsa ne dilerdiniz?

Birisi, “Benim falan vadi dolusu altınım olsun isterim. Onu harcayarak İslâm’a daha çok hizmet edeyim diye”, dedi. Bir başkası “Şu kadar sürüm (davar, koyun, keçi) mal ve mülküm olsun isterdim. Gerektikçe onları sarf ederek dine yararlı olayım diye.” dedi. Herkes buna benzer şeyler söyledi. Hz. Ömer hiçbirini beğenmedi. Bu defa meclistekiler, Hz. Ömer’e sordu:

–          Ya Ömer peki sen ne dilerdin?

Cevap verdi:

–          “Ben de Muaz, Şâlim, Ebû Ubeyde gibi Müslümanlar yetişsin isterdim. İslâm’a onlar vasıtasıyla hizmet edeyim diye” cevabını vermiştir.

Bize düşen, evlatlarımızı güzel yetiştirelim. Gençleri güzel yetiştirelim, insan önemli, insan yetiştirelim.

Şu sokakların haline bakın, evlerimizin içine bakın. Bunlar ilgisiz kalmış insanlar. Bunların hesabını Allah bize soracak. Elimizin altında olup da yetiştirmediğimiz insanların hesabını Allah bizden soracak. Ayrıca onlar bizim yakamıza yapışacak: “Allah’ım bundan benim intikamımı al. Bu bana görevini yapmadı diyecek.”

Bazılarımızın mazereti hazır. Yapamıyorum, edemiyorum, ne yaptıysam olmadı, dövdüm olmadı… gibi

Bazıları da bu görevden uzaklaştırmak için ne lazımsa yapıyor. İyiliği emretme, kötülükten men etme durumunda olan, etkili kimselerin cebine para girmesine sağlıyor, onu meşgul ediyor. Yani ağzına bal sürüyor.

Bazen de “sen mi düzelteceksin, sana mı kaldı”  diyerek vazifeden, hizmetten uzaklaştırma gayretleri görülüyor.

Birgün Hasan-ı Basri’ye biri şöyle diyor:

–          “Sakın kendini temizlemeden insanlara iyiliği davet etme”

Hasan Basri:

–          “Bu teklifini lânetli şeytan yapar. İyiliği emretmek, kötülükten nehyetmek kapısını kapatmak ister” der.

Başkalarının kötülükten men etme görevi olanlara şer güçlerin hakimiyetine müsaade etmemek gerekir.

Kur’an’da Emr-i Mâruf-Nehyi anıl münker görevini yapmamak küfür, sebebi sayılmıştır.

–          “İsrail oğullarından küfredenlere Davut ve İsa’nın diliyle lânet okunmuştur. Bunun sebebi, isyan etmeleri, aşırı gitmeleri, birbirini kötülükten men etmemeleridir. Bu hal ne kötüdür” (Miâda:78)

Bu âyeti Hz. Peygamber (s.a.) şöyle açıklamıştır:

“İsrailoğulları arasında zulüm yayılınca biri bir başkasını günah işlerken görür, onu nehyederdi. (Yapma etme derdi) Fakat ertesi gün o adamla yiyip içmek, oturup kalkabilmek için onu kötülükten men etmezdi. Allah da onları birbirine benzetti ve bu âyet indi.” Dedikten sonra Allah Rasûlü doğrulmuş şöyle demiştir: “Ya zalime engel olursunuz ve kötülüğü önlersiniz, ya da bu hal sizin başınıza da gelir.”

 

c) İyiliği emretmek kötülükten sakındırmak kurtuluşumuza sebep olabilecek hayırlı bir iştir:

Bu konuda Sevgili Peygamberimiz şöyle diyor:

“Allah’a yemin ederim ki, Hak adına insanları kötülükten men etmezseniz Allah’ın rızasını kazanamazsınız.” (Hadis Ans. 1/235)

Tevbe Sûresinin 71. ayetinde Cenab-ı Allah’ın rahmetine mahzar olacak olanlar sayılırken; namaz kılanlar, zekat verenler ve Allah’ın Rasûlü’ne itaat edenlerle beraber iyiliği emredenler ve kötülükten men edenler zikredilmiştir.

Bu görev, İslâm’ın temel prensiplerindendir. İyilikten yana olmak, kötülüğe karşı çıkmak, her müslümanın görevidir. Bu görevi yapanlar cezadan kurtulmuşlardır. Tepkisiz ve nemelâzımcılar ise, helâk olmaktan kendilerin kurtaramamışlardır. Bu durumu Kur’an’da Cenab-ı Allah şöyle bildirmiştir:

“Sizden iyiliğe çağıran, doğruluğu emreden ve fenalıktan men eden bir cennet olsun. İşte başarıya erişenler yalnız onlardır.” buyurmuştur.      (Al-i İmran:104)

 

d) Kur’an’da azmetmezi gereken işler olarak şunlar sayılmıştır:

“Namaz kıl, uygun olanı buyurup fenalığı önle, başına gelene sabret. Doğrusu bunlar azmedilmeye değer işlerdir.” (Lokman:17)

Peygamberin arkadaşlarından bir örnek sunmak istiyorum:

“Ebu’d-Derda Hz.’leri birgün yolda bir grup insanla karşılaşır. Onlar, bir adamın başına toplanmışlar, ona hem vuruyorlar, hem de sövüyorlar. Onlara sorar:

–          Ne oluyor? Derler ki:

–          Bu adam günahkârdır. Ebu’d-Derda şöyle der:

–          Eğer bu adam, bir kuyuya düşmüş olsa idi, günahkâr diye bu adamı çıkarmaz mıydınız? Onlar:

–          Elbette çıkarırdık, derler. Bunun üzerine  Ebu’d-Derda (r.a.) :

–          O halde günah kuyunsa düşmüş bu adamı dövmeyin, kötü söz söylemeyin. Ona ancak öğüt verin, yaptığının yanlış olduğunu anlatın. Elinizi uzatıp onu günah kuyusundan çıkarın. Ayıca sizi onun işlediği günaha düşmekten koruyan Allah’a şükredin, der. oradakiler:

–          Sen ona kızmıyor musun? Derler.

Ebu’d-Derda (r.a.) :

–          Ben onun işlediği günah kızmıyorum. Eğer o günahı terk ederse, benim kardeşimdir, deyince adam, günah tevbe ettiğini söylüyor ve ağlamaya başlıyor.”

Bu olay, helâk olmaktan kurtulmanın, helâk olmaya sebep olan kötülüklere ve kötülere karşı çıkmanı yolunu, bize anlatması bakımında değerlendirilmesi gereken bir olaydır.

Hiçbir insan, kötü yaratılmamıştır. Hiçbir insan kötü değildir. Yaptığı iş kötüdür. İnsanı kirleten, günahlardır.

Hepimizin hedefi, kötülüktür, günahtır. Bunların ortadan kalkmasıdır. Görevimiz, düşenin elinden tutmaktır.

 

e) İyi ortam hazırlamak görevimizdir:

İyilik için, iyiler için, iyi insan yetişmesi için iyi ortamlar hazırlamak içinde çalışmamız lâzımdır. Nasıl bizden sonrakilere iyi bir dünya ortamı hazırlamak için hırsla mal topluyorsak, ahlaki ve mânevi huzur ortamı hazırlamakla mükellefiz.

Büyükler iyi örnek olacak, iyi şeyler söyleyecek kötülüğün karşısına dikilecektir. Yani büyükler, etkisini ve yetkisini kullanacak.

Şu gittikçe kötüleşen ortamda çocuklarınızın yaşamasına razı mısınız? Değilse, çok çalışmamız lâzım.

Geçmişte devlet adamlarımız “Yeryüzünde kötülük kalmayıncaya kadar…” ilahî emrine uyarak gündüz oturup dinlenmemiş, gece rahat yataklarında yatmamışlardır. “Ya şehid ya gazi” idealiyle yaşamışlardır. Bize güzel şeyler bırakabilmek için çırpınıp durmuşlardır.

Çok etkilendiğim bir gazete haberinden bahsetmek istiyorum.

Tuzağa düşürülmüş, kötü muamele uğramış bir kadının feryadı şöyle idi : “Fuhuş çetesi kurbanı kadın: İnsanlar, Müslümanlar neredesiniz?”

Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığına mektup yazan kadın : “İnsanlar, Müslümanlar neredesiniz, imdat!” diye başladığı mektubunda “Fuhşun mekanın kurup zinaya zemin hazırlıyorlar. Günaha zevk deyip iş yerine koyuyorlar. Orada çocuk denecek yaşta kızları pazarlıyorlar. Zorla orda burada çalıştırıyorlar. Buralara kimi kızını satıyor, kimi de eşini, bacısını satıyor. Oraya gelenlere uyuşturucu veriyorlar… Neredensiniz insanlar, neredesiniz Müslümanlar! İmdat!” (22 Haziran 2004, Zaman)

Hakikaten bunca yozlaşma ve bunca bozulma ortamında Müslümanlar nerede? Ne yapıyor? dersiniz.

 

f) Sorumsuz insan düşünülemez:

Herkesin gücüne, yaşına, yetkisine göre sorumlulukları vardır.

İnsanları kötülükten alıkoymak, zalimi zulmünde vazgeçirmek, her inanç sahibi, aklı başında insanın görevidir.

Hz. Peygamber şöyle der:

“Allah’a yemin ederim ki, ya iyiliği ısrarla emreder, kötülükten alıkorsunuz ya da Allah size azap gönderir. Sonra siz azaptan kurtulmak için dua edersiniz de duanız kabul olmaz.” (Tirmizi, Fiten:9)

Akif’in ifadesiyle:

“Emri bil mâruf imiş ıhvân-ı İslâm’ın işi,

Nehyedermiş bir fenâlık görse, kardeş kardeşi”

İnsan sadece kendisinden sorumlu değildir. “İyiliği emret kötülükten alıkoy emri Allah’ın emridir.”

İnsanın kurtuluşu önce kendini düzeltmesine bağlıdır. Kur’an’da şöyle buyrulur:

–          “Ey İman Edenler! Siz kendinizi düzeltmeye bakın” (Maida:105) Aynı halde iken başkalarını men etmemiz bir şey ifade etmez.

Hidayet Allah’tan çalışmak bizden Biz zaferden değil, seferden sorumluyuz. Sonuç Rabbime aittir.

Peygamberlerin görevi bile tebliğdir. İyiliği, kötülüğü bildirmektir. Hidayet Allah’tandır. Bizim uyarmak, anlatmak vazgeçirmeye çalışmak görevimizdir.

Peygamberimiz bütün görevlerini terkinin Kıyamet alameti olduğunu bildirmiştir.

Hz. Peygamber (s.a.) şöyle haber veriyor:

“Öyle bir zaman gelecek ki, insanlar iyiliği özendirmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklardır.”

Şöyle anlatırlar:

Mevlana Hz.’leri yolda giderken, işlediği suçtan dolayı idam edilen birini görür. Koşar ayaklarına sarılır, ağlayarak der ki: “Beni affet, eğer seninle ilgilenseydim belki sen bu duruma düşmezdin…” diyor.

“Her koyun kendi bacağında asılmıyor?” Aslında kokusu herkesi rahatsız ediyor.

İslâm’da “Nil Nehri kenarında bir kurt bur kuzuyu yese, mesul Ömer’dir” anlayışı hakimdir. Bir çöküş varsa, bir kokuşmuşluk varsa, o toplumda yaşayan herkes sorumludur. “Bana ne” diyemez.

Peygamber Efendimiz:

“Herhangi bir kimse, bir günahı, görür hoş karşılamazsa, san ki o kimse o günahın işlendiği toplumda bulunmamış gibi olur. Günahın işlendiği toplumda bulunmadığı halde günahı seven kimse ise, sanki o günah işlendiği zaman orada hazırmış gibi sorumlu olur.” (İhya:5/147) buyurmuştur.

Başıboşluk, sorumsuzluk, olaylara lakayıt kalma, tepki göstermeme toplumları yiyip bitirmiştir.

Hz. Ömer (r.a.) bir grup insana sorar:

–          İnsanların mânevi değerlerine zarar veren, falana neden mâni olmadınız?

–          Dilinden korkarız, derler.

Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.):

–          Ona mâni olmamanız, onun yaptığına iştirak etmenizden farksızdır, der.

İyi insan, kötülük yapmayan insan değil, kötülük yapmadığı gibi kötülüğe karşı olan ve iyilik yapan insandır.

Kimse, “Benim iyiliğimde bana, kötülüğüm de bana” diyemez. İyilik yapmayınca, iyi olmanın fazla bir anlamı yoktur. Ayrıca insanın tek başına huzur araması, yalnız kendisinin kurtuluşunu beklemesi, bencil bir duygu olur. İbni Sina’nın “Tek başına cennete girilmez. Tek başına girmek isteyen, zaten cennetlik değildir.”diye güzel bir sözü var.

Bu konuda sorumlulukların yerine getirilmesine mani olan önemli bir husus da, rızık endişesi ve ölüm korkusudur.

Rızkı veren Allah’tır. İnsanın rızkı Ahmed’in, Mehmet’in elinde değildir. Cenab-ı Allah kime ne takdir ettiyse onu kimse engelleyemez. Ayrıca kimse kimsenin rızkını yiyemez. Bu konuda kimsenin en ufak bir endişesi olmaması gerekir.

Diğer bir husus da ölüm korkusudur. Ölüm de rastgele olan bir şey değildir. Allah insanın ecelini onun bunun eline vermemiştir. Eceli gelmeden kimse ölmez. Eceli geleninde ömrü bir saniye de olsa devam etmez. Atalarımız : “Korkunun ölüme çaresi yoktur.” Demiş, kaçmakla ölümden kurtuluna- mıyacağını ifade etmişlerdir.

Allah’tan korkan, kuldan korkmaz. Allah’tan korkulmadığı zaman işte felâket o zamandır.

İnandım diyen bilmelidir ki, Cenab-ı Allah’ın izni ve takdiri olmadan insana ne bir zarar gelir.

Peygamber efendimiz : “Gerçek mücahit nefsi ile cihad edendir” (Tirmizi, Cihad:2) buyurarak önce nefsimizi aşmamız gerektiğini ifade etmiştir.

 

g) Emeklilik yılları en güzel hizmet zamanıdır:

Yaşlılık ve emeklilik günleri yatmak, uyumak gezmek ve eğlenmek için gaflet değildir. İnsan isterse emeklilikte ibadetleri ile, hizmetleri il tam bir Allah adamı olabilir.

İnsanın hayatın son devresi sayılan yaşlılık, emeklilik, insanın son fırsatıdır. Bu fırsat kaçmamalıdır. Bu son fırsat iyi değerlendirilirse, geçmişin hatalarını telâfi imkânı yakalınmış olur, bol sevap kazanma fırsatı elde edilmiş olur.

Neler Yapılabilir?

–          Önce geçmişti Allah’a namaz, oruç gibi borçlar varsa, kaza edilir. Nafile ibadetlerle kurtuluş sağlanır.

–          Allah yolunda hizmet edilir, Allah’ın kullarına yardımcı olunuru.

–          Allah yolunda nefes tüketen, ayağı tozlananlara destek olunur.

–          Bol bol zikir yapılır, Kur’an okunur.

–          İslâm’i bilgiler öğrenilir, okunur, sohbetlere gidilir.

Çoğumuz emekli oluyor, kendine bir köşe veya rahat bir yatak buluyor, kendini çürümeye terk ediyor. Veya kahveye devam ediyor. Yeni yeni kumar oyunları öğreniyor. Bir kısmı da sadece cami ile ev arası gidip geliyor, kimseye faydası dokunmuyor.

Gelin son fırsatı değerlendirelim. Son günlerimizi en güzel günler yapalım. Ölüm geliyor, kurtulmak için büyük bir gayret gösterelim, güzel bir ölümle ölelim.

Sevap kazanma yollar çoktur.

Meselâ; oruç tutanlara hizmet edenler için Hz. Peygamber şöyle buyurur : “Oruçsuzlar, oruçluları geçti. Onlardan daha çok sevap kazandı.”(Buhari Cihad:71)

Bugün öyle hizmetler var ki, tam emekli ve yaşlı işi. Çok sevaplı işler. İyilik yapamasak bile iyiliğe sebep olma var. Sevap için Emeklilik güzel bir fırsattır.

İş, çalışma denince akla hep dünya işi gelmemelidir. Emeklilikte dünya işinden emekli olunmuştur. Ahiret işini, iş ve meşguliyet soymazsak, sonu hüsrandır, sonu pişmanlıktır.

Hep insanlara, hep dünyaya kulluk olup durulmaz. Adam çok yaşlanmış, saçı başı ağarmış, ölümün alâmetlerini üzerinde taşıyor, bir türlü dünyadan kopamıyor. Dünyayı daha çok seviyor.

Hz. Peygamber : “İnsanların en hayırlısı, insanlara hizmet edendir” buyurmuştur. Hizmetten geri kalınmamalıdır. Ben çalışsam ne olacak, bir benimle mi olacak gibi ümitsizliğe düşünülmemelidir. Veya : “Biz çok çalıştık birazda başkaları çalışsın” denmemelidir.

İnsanları yaşatan ümit, öldüren ümitsizliktir.

Mehmet Akif:

“Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak;

  Alçak  bir ölüm varsa, eminim budur ancak.

  Âlemde ziya kalmasa, halk etmelisin, halk!

  Ey elleri böğründe yatan şaşkın adam, kalk!” der.

Şer güçleri harıl harıl çalışırken yatılmaz. Yatılırsa, altından kalkılamayacak vebalin altına girilmiş olur.

 

h) Çalışmayı terk etmek helâk sebebidir:

İyiliği emretmeyen, birbirini kötülükten sakındırmayan toplum varda, bozulan düzen içinde önce huzursuzluk görülmüş sonra da o topluma felaketler yağmıştır. Kötülük gizli de olsa, açık da yapılsa o kötülükten toplum zarar görmüştür.

Birgün Hz. Hureyfe (r.a.) Peygamber Efendimize sormuş, o da cevap vermiştir:

–          Ey Allah’ın elçisi! İyiliği emretmek, kötülüğe mani olmak ne zaman terk edilir?

–          İsrail oğullarının başına gelenler sizin başınıza geldiği zaman.

–          İyileriniz zalimlerinize yardakçılık eder. Fıkıh kötülerinizin eline düşer. Yönetim, küçüklerinizin (düşüklerinizin) eline geçer. İşte o zaman fitnenin hücumuna uğrarsınız ve birbirinize düşersiniz, buyurur.

Bugün birçoklarımızda korkaklık, haksızlıklara, kötülüklere karşı suskunluk, hakkı savunmamak, hastalık haline gelmiştir. Hayati görev olan tepki ve iyiliği emretmek, kötülükten men etmek görevi yerine getirilmez olmuştur.

Allah (c.c.) toptan belâ vermeden, üzerimize düşeni yapalım. Nuh peygamberin azgınlıkta ileri giden milleti helâk olacaktır. Melekleri

–          Ya Rabbi! Aralarında iyiler de var, onlar da mı helâk olacak? diye sorarlar.

–          Evet çünkü onlar kötülüğe mani olmadılar, cevabını vermiştir.

Hz. Ali (r.a.) : “Sizden evvelkiler iyiliği emredip kötülükten sakındırmadıkları için helâk oldular. Onların başına gelen felâketler sizin başınıza gelmeden, iyiliği emredip kötülükten sakındırınız.” demiştir.

Bizans İmparatoru Herakliyus, Antakya’da yenilerek dönen Rum Askerlerine hitaben:

–          Yazıklar olsun size! Söyleyin bana savaştığınız kişiler sizler gibi değimliydi? Demiş onlar da:

–          Evet, deyince İmparator,

–          Pek siz mi çoktunuz? Onlar mı?

Diye sormuş. Askerlerin başındaki komutan şu cevabı vermiştir.

–          Biz çoktuk.

–          Öyleyse niye yenildiniz? Sorusuna şu cevabı vermiştir:

–          Onlar gündüz oruç tutuyor, gece ibadet ediyor. Verdikleri sözü yerine getiriyorlar. İyiliği emredip, kötülükten sakındırıyorlar. Biz ise şarap içiyoruz, zina ediyoruz, haram yiyoruz, zulmediyoruz, yeryüzünde fesat çıkarıyoruz, iyiliği değil kötülüğü teşvik ediyoruz.

Şöyle nakledilir:

Hz. Lût’un kavmi helâk olduğunda onların içinde gecelerini ibadetle, gündüzlerini oruçla geçirenler vardı. Onlar sorumluluklarını yerine getirmedikleri için helâk oldular.

Şuayb peygamberin kavmi Eyke halkı, aralarında kim bilir ne kadar iyiler vardı. Hz. Peygamber şöyle bildirir:

–          “Bir bölgede kötülük, meydana çıktığında kötülük men edilmezse, Allah onlara azabını indirir. İyilere de mi? Denince; evet fakat sonra o iyiler Allah’ın rahmetine mağfiretine kavuşur.”  (Ramuz:54/2)

–          “Bir de iyilik hakim kılınmaz, kötülüğe karşı olunmazsa, Allah onlara şerlileri musallat eder. İyi kimseler dua eder ama duaları kabul olmaz.” (Ramuz:502/11)

Kur’an’da :”Bir yerin halkı ıslah edici olduğu halde Rabbin haksızlıkla onları helâk etmez.” (Hûd:17)

İsra Sûresinin 16. ayetinde zenginlik sebebiyle şımaranlar emredilen, iyiliği yapmazlarsa, bi orayı darmadağın ederiz, demiştir.

İyi kimseler ortaya çıkmazsa kötüler ortalıkta dolaşır. İyiler çalışmazsa, kötüler galip gelir. İşte o zaman kötülük yayılır.

Eski Yunan düşünürlerinden Eflatun : “İyi insanlar devlet idaresine talip olmuyor; politikaya girmek istemiyor. Bunun için iyileri cezalandırmak gerek. Ama bu zaten kendiliğinden oluyor. Politikaya girmek istemeyen iyiler, kötü insanlar tarafından idare edilmek suretiyle cezalandırılmış oluyorlar” diyerek bugün bizimle ilgili olan bir yaraya parmak basmıştır.

İyi insanlar cesaretli olmalı ve sorumluluklarını yerine getirmelidir. Ancak iyilerin başta olmasıyla iyilikler yayılır. O zaman kötüler cesaret bulamaz. İyi olmak, iyilik yapmak isteyenler, iyi bir ortam bulacaklardır. Böylece iyi insan, iyi vatandaşlar yetişecektir.

Müslümanların başında Hz. Ömer vardır. Medine sokaklarında dolaşırken, bir evden anasıyla kızının şu konuşmalarını dinler:

–          Kızım! Biraz su getir de süte katalım.

–          Olmaz anne Halife Ömer “süte su katmayın” demedi mi?

–          Kızım, Ömer nerden bilecek, görecek?

–          Anacağım, Ömer görmese, bilmese Allah da mı görmüyor, bilmiyor?

Halife Ömer bu kızı oğlu ile everir ve Ömer b. Abdülaziz gibi torunu olur.


Bu yazıyı 9.104 kişi okudu.

4 YORUMLAR

  1. * İnsan hiç şüphesiz hüsran içindedir. ASR – 2
    * Ancak inanıp yararlı iş işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve . sabırlı olmayı tavsiye edenler bunun dışındadır. ASR – 3
    * Rabbinin rızasını kazanmak için sabret ( Her şeye katlan ) ! MÜDDESSİR-7
    * Kim sabreder ve affederse şüphesiz bu hareketi, yapılmaya değer işlerdendir. ŞURA-43
    * Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir!. A'RAF-199
    * Başkalarına iyiliği emrederde kendinizi unutur musunuz? . Kitabı okuyup durduğunuz halde düşünmez misiniz? BAKARA-44
    * İyiliğin karşılığı; yalnız iyiliktir. RAHMAN -60
    * İyilikle kötülük bir olmaz. Sen ( kötülüğü ) en güzel bir şekilde önle. . O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur. FUSSİLET-34
    * Kim bir iyilik getirirse ona ondan daha güzeli vardır. Kim kötülük getirirse, . kötülükleri yapanlar, ancak yaptıkları (kötülük) kadar cezalanırlar. KASAS -8
    * Siz ancak işlediklerinizin karşılığı ile cezalandırılırsınız. SAFFAT-39

  2. * Her canlı ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilik ile deneyeceğiz; . hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz ENBİYA–35
    * İnsanlar: «İnandık! demeleriyle bırakılıp da imtihan edilmeyeceklerini mi sandılar? ANKEBUT- 2
    * Gerçek şu ki, iman edip iyi işler yapanlara gelince, elbette biz iyi iş yapanların ecrini zayi etmeyiz. KEHF -30
    * İman edip iyi işler yapanların kötülüklerini kesinlikle silecek ve onları iyiliklerinin . daha üstün karşılıkları ile ödüllendireceğiz. ANKEBUT-7
    * Kim iyi iş yaparsa faydası kendinedir, kimde kötülük yaparsa zararı yine kendisinedir. . Sonra Rabbinize döndürülecek siniz . CASİYE -15
    * Başınıza musibet olarak ne gelirse, bu bizzat işleyip, onu hak etmeniz sebebiyledir. ŞURA -30
    * İnsan iyiliğin gelmesine dua ettiği gibi, kötülüğün gelmesine de dua eder. Esasen insanoğlu acelecidir. İSRA -11
    * Şüphesiz insan çok hırslı ve sabırsız olarak yaratılmıştır. MEARİC -19
    * İnsan hayır ( iyilik ) istemekten usanmaz. Fakat kendisine bir kötülük dokunursa . hemen ümitsizliğe düşer, üzülüverir. FUSSİLET -49
    * "Sabret. Şüphesiz, Allah'ın va' di gerçektir. Kesin imana sahip olmayanlar . sakın seni gevşekliğe (ve tedirginliğe) sürüklemesinler." RUM -60
    * Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer hakikaten inanıyorsanız, muhakkak üstün olan sizsinizdir. ALİ İMRAN -139
    * Şükredip iman ederseniz, Allah size ne diye azap etsin? Oysa Allah, şükrü bilen bir bilendir. NİSA –147

  3. * Şüphesiz Rabbin, insanlara karşı lütuf sahibidir; fakat insanların çoğu şükretmezler. NEML – 73
    * Ya sizin üstünüze Allah'ın lütuf ve merhameti olmasaydı; . Allah çok şefkatli ve merhametli olmasaydı (haliniz nice olurdu)? NUR-20
    * Öyle ise beni anın ki, ben de sizi anayım; bana şükredin, nankörlük etmeyin. BAKARA-152
    * Sabah ve akşamları içinden yalvararak, gizlice ve kendin işitecek kadar bir sesle . Rabbini zikret de gafillerden olma! A’RAF – 205
    * Hani Rabbiniz şöyle buyurmuştu:”Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. . eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir. İBRAHİM- 7
    * Öyleyse artık Allaha kul ol ! Ve şükredenlerden ol ! ZÜMER – 66
    * Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. ZARİYAT- 56
    * Biz gök ile yeri ve aralarındaki şeyleri, boş bir eğlence için yaratmadık. ENBİYA – 16
    * İnsan kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder ? KIYAMET -36
    * Biz ona yolu gösterdik; ( artık o, ) ya şükredici olur yada nankör. İNSAN – 3
    * Hal böyle iken, siz nereye gidiyorsunuz ? TEKVİR-26
    * Dönüşünüz ancak banadır. O zaman, size yapmış olduklarınızı haber vereceğim. ANKEBUT-8

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here