Kabir Hayatı

Şu sahip olduğumuz hayat  bize emanet olarak verilmiştir. Ne yapıp, yapmayacağımız konusunda imtihana çekiliriz.

Cenab-ı Allah; “Dünya hayatı oyundan eğlenceden ibarettir” Hadid: 20) buyuruyor.

Çocuğumuzun ideali bu dünyadan tok gitmek. Hele gençlerin:

“Hızlı yaşa genç öl, cenazen yakışıklı olsun” dan başka bir şey değil Her şey hayat için, hayat niçin onu düşünmüyoruz. Hayatın gayesini, dünyadan zevk alma, kam alma olarak görüyoruz.

Bir nefes daha fazla alabilmek için çırpınıyoruz. Yiyip içelim yaşayalım kazanalım da nasıl olursa olsun, nereden olursa olsun, aldırış etmiyoruz.

Ömrün en kıymetli sermaye olduğunu, iyi harcamamız icap ettiğini, kötüye kullanmamamız gerektiğini aklımıza getiremiyoruz.

Hayatı iyi yönü ile yaşamakta, kötü yönüyle yaşamak da bizim elimizdedir. İnsanların ne kadar yaşadığı önemli değil, hayatta neler yaptığı önemlidir. İnsan dolu dolu yaşamalı, ömür sermayesini boşuna harcamamalıdır.

Hayatı iyi yönü ile yaşamayanlar için yaşadıkları hayat, pişmanlık vesilesi olacaktır. İyi işler yapmayan kendine yazık etmiş olacaktır.

İyilik yapma fırsatı olup da, iyilik yapmayan mes’uldur. İnsan kötülük yapma, kötü olma fırsatını her zaman elde eder. Ama iyi olma ve iyilik yapma fırsatını zor elde eder.

Şair: Hatırında mı doğduğun zaman;

“Herkes gülendi sen ağlayan;

Öyle bir ömür geçir ki sen

Herkes ağlayan, sen gülen ol” demiş

Bir çokları dünyaya ve ahirete faydası olmayan şeylerle uğraşıyor. Hz peygamber: Allah’ın kulundan vazgeçmesinin alameti o kulun boş şeylerle uğraşmasıdır” demiştir.

Hayatı, şuurlu ve gayesine uygun yaşamak lazım unutmayalım. Cehennem azabı sadece inanmayanlara değildir.

Bazılarına sorduğumuz zaman, bütün arzusunun, iyi yaşamak ve sonunda da iyi bir cenaze töreni, sonrada “ölümü ne yaparlarsa yapsınlar, isterse çöplüye atsınlar, isterse kadavra olarak kullansınlar, isteyen istediği organı alsın” oluyor.

Hayatı basit yaşayan ölümü ölüm ötesini basit görüyor.. o kadar basit değil.

Ölümü ve ahireti hatırlamak hazırlık yapmayı sağlayacaktır. Günahlardan  kaçınmayı sağlayacaktır.

Boynuzsuz koyunun, boynuzlu koyundan hak alacağını düşünen hak hukuken riayet edecektir. Ölümün yok olmak olmadığını bilen, daha düzgün bir hayat yaşayacak, kirlenmeyecek ve kirletilmeyecektir. Allah’a ve ahirete inanan, dünyanın sıkıntı ve üzüntülerine  fazla ehemmiyet vermeyecektir.

Ölümü bilmeyen,hayatı bilmez, yaşamayı bilmez, ahireti düşünmez.

Hayat gelip geçici. Doğumla ölüm arası bir çizgi. Bazıları için düşünülmeyecek kadar kısa, hayaller gerçekleşmeden, planlar bitmeden son durak kabir…

 

A – KABİR HAYATI

 

İnsan ölüp kabre konulduğu andan itibaren kabir hayatı başlamıştır. Kabir hayatı, dünya hayatı ile ahiret hayatı arasında bir bekleme yeridir. Bu bekleyiş kıyamete kadar devam edecektir.

İnsanın bedeni kabirde çürür, toprağa karışır. Bu asla dönmektir. Ruh ise bedenden ayrılır, ölmez. Hani lambanın kırılıp elektriğin kırılmadığı gibi.

Münker ve Nekir sorgu meleğidir. İnsanları sorguya çeker.durumuna göre kabir bazıları için istirahat yeridir. Bazıları içinde azap yeridir.

Kabre konulana şu sorular sorulacak:

-Rabbin kim?

-Peygamberin kim?

-Dinin ne?

Bu soruları düzgün yaşayanlar doğru cevaplayacak kabirleri geniş, cennet bahçelerinden bir bahçe olacak. Doğru dürüst yaşamayanlar soruların cevaplarını veremeyecek,  kabirleri daralacak, kemikleri birbirine geçecek  ve kabir cehennem çukurlarından bir çukur olacak  kabri genişleyen cennetteki yerini görüp duracak

cennetten kabrine kokular gelecek. Kabri daralanda cehennemdeki yerini görecek, oradan kabrine pis kokular gelecek. Kur’an’da: “Onlar sabah akşam ateşe sokulurlar” buyruluyor.( mü’min:46) Bir ayette’de:

“Geceleyin secde ederek ve kıyam durarak ibadet eden, ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetini dinleyen kimse, inkarcı gibi midir?” (Zümer: 9) buyrularak da  kabirde insanların bir olmayacağı haber verilmiştir.

Kabir hayatı ruhla ilgilidir. Azap bedene değil ruhadır. Hz Ömer (ra) açıkta bir kafası görür. Onun toprağa gömülmesini  ister, ve bu bedenlere toprak zarar vermez. Kıyamet gününe kadar nimet veya azap görecek olan ruhlardır” der.

Ölünün kabirde selam verenden, ziyaret edip Fatiha okuyandan haberi olacağını peygamberimiz haber vermiştir.

Ölümden sonra kabir azabının olacağı ayet ve hadislerle sabittir. Aklen de insan yaptıklarını karşılığını görecektir. İnsanın ölümünden sonra Münker, Nekir adlı melekler sual soracaktır. Peygamberimizin bir hadisine göre kabir iyiler için cennet bahçelerinden bir bahçe,kötüler için de bir azabın tadılacağı cehennem  çukurlarından bir çukur olacaktır.

İnançsız kimse “ölmüştür, ölü idrak edemez. Et kemik yığını olan ceset acı duymaz” diyerek kabir azabını inkar etmektedirler. Şunu ifade edelim ki. Azap cesette değil, ruhta olacaktır. Diyelim ki, uyuyan bir insanın yanında oturuyoruz. Uyuyan rüya görüyor diyelim. Onun gördüklerinden nasıl haberimiz olmazsa, onun gördüğünü göremez, duyduğu sevinç ve üzüntüyü hissedemesek kabirde azap görenin halinden haberdar olamayız. Rüya göreni vahşi hayvanlar soksa, ısırsa, kovalarsa duyduğu ıstıraptan uyandığı zaman vücudunda nasıl iz yoksa ve acı canında olmuşsa, kabir azabı da tende değil candadır.

Safa tepesinde İslam Peygamberleri orada toplananlara şöyle demiştir: “Şu dağın  ardında size doğru ilerleyen bir ordu var desem bana inanır mısınız?” oradakiler:” Biz senden şimdiye kadar yalan işitmedik” demeleri üzerine Peygamberimiz:” O halde önünüzden ölümden sonra korkunç bir azabın olduğunu size haber veriyorum” demiştir.

Peygamberimiz: “Ölü kabre konulunca kabir ana: Ey Ademoğlu, yazıklar olsun sana ne diye beni düşünmedin?” der, demiştir.

Hazır olmak hazır gitmek lazım. Dünyadaki hiçbir şeye güvenmemek gerekir. Çünkü oraya lüks arabalarla gidilmiyor.

Şair: “Yoklansın kafası mezarda her ölenin,

Farkı var mı bakalım hükümdarla kölenin” diyor. Yunus da:

“Gidenleri görmez misin?

Yer altına girmez misin?

Hak katına varmaz mısın?

Nice olur halin ey gafil!” diyor.

Bir ilçeye atanan kaymakam, ileri gelenleri ziyaret etmek ister. Birkaç yere girdikten sonra bir hoca bir hoca efendiden de bahsederler. “Ona da gidelim” der

Kaymakam  kapıdan girer girmez dışarı çıkar. Oda  dar ve karanlıktır. Hoca  efendi seslenir:

-Gel kardeşim gel, daha dar ve daha karanlık yere girmeyecek misin?

B – KABİR  EHLİNİN HALİ

 

Ölünün yakınları, kabre bırakıp gitmiştir. Böylece önce çok önem verdiği ve sevdiği malı onu terk etmiştir, Kabri başında da yakınları onu terk etmiştir. Onun yanında,çok az zaman ayırdığı ameli kalmıştır. Halbuki onun ne paraları vardı, ne evleri,arabaları vardı. Mevsime göre ev,araba değiştirirdi. Onlarla  gururlanırdı. Ne yiyip  içeceğini bilmezdi. Şimdi paylaşıldı gitti.

Hz. Ali (ra) kabristanda şöyle demiştir:

– “Bırakıp  gittiğiniz evleri şimdi eller tuttu.

– Masallarınız paylaşıldı, bitti

– Hanımlarınızı başkaları nikah etti.

– Bunlar bizim tarafta olup bitenler. Ah birde sizin tarafta olup bitenleri öğrenebilseydik. Yemin ederim ki onlar konuşabilseydi: “En hayırlı azık Allah korkusudur.” derlerdi” ( Bakara:197) demiştir.

Ameli iyi olmayan için peygamber (as) söyle

demiştir: “- Kabre giren batağa düşmüş gibidir. İmdat de yardım ister.”

Kabirdekiler için Yunus da derki:

“ Hani şirin yüzlüler,

Hani ol güneş yünlüler?

Bunlar bir vakit beyler idi,

Kapıcılar korkar idi.

Gel şimdi gör bilmeyesin,

Bey hangidir, ya kulları.

Ne kapı var giresi

Ne yemek var yiyesi,

Ne ışık var göresi

Dün  (gece) olmuştur gündüzleri.”

Başka bir ifadeyle de  şöyle der:

Acep bu benim halim,

Yar altında ah valim,

Varıp yatacak yerim,

Akrep dolamı  ya Rab!

Yunus kabre vardıkta

Münker  Nekir geldikte

Bize sual ettikte,

Dilim dönemi ya Rab!

Yunus kabirde yatanlar için de der ki:

“Şunlar ki çoktur malları

Gör nice oldu halleri

Sonucu  bir gömlek giymiş

Onunda yoktur kolları”

 

Bir şairde kabir ve kabir ehlinin halini  şöyle getirmiştir:

Mezarlar hep dar olur

Toz toprak ve taş olur

Nur vermezse Yaratan

Korkunç karanlık olur

 

İki kişi zor iner

Zor iner mezara

Sağa sola bakmak yok

Bakarsın hep bir yana.

 

İndirirler bodruma

Toprak saçarlar yüzüne

Geri dönmek istersin

Pişmanlık biner tepene.

 

Hani gökdelenlerim

Hani şanım, şerefim

Gösterin n’olur bana

Yalancı sevdiklerim.

 

Ben mi ayrıldım ondan,

Onlar mı küstü benden?

Bir daha dönmek yok mu?

Mezar uzaklaş benden.

 

Mezar kahkaha atar

Mahcup olursun o an

Kimse duymaz sesini

Kabre girdin zaman.

 

Çaresiz sesin keser

Ey mezar! Anlat dersin

Mezar hüzünle bakar

Sende “cevap” verirsin.

Keşke toprak olsaydım

Keşke hiç doğmasaydım

Yok yok artık dönüşüm

Keşke O’na uysaydım.

 

Bugün  toprak altında yatanlar, dün mal, mülk, makam, mevki, şan şöhretle övünürlerken şimdi hayırlı bir insan gelse de, şu kenardaki yoldan geçse de bir Fatiha okusa diye beklerler. Biri mezar taşıma baksa da ”Allah Rahmet eylesin” diye dua etse, bir selam verse  diye umarlar.

Kabirde yatanlar ziyaret edeni tanır, selamını alır.

Kur’andan okursa dinler ve sevinir.

Bu konuda Peygamber(as) şöyle bildirir:

– “Kabre konan, orayı birer terk eden yakınlarının ayak seslerini.” (Buhari, Cenaiz)

Bir günde Bedirde öldürülenlerin adlarını söyleyip onlara:” Rabbinizin size haber verdiği şeylerin gerçek olduğunu şimdi gördünüz değil mi? demişti sahabe:

–         Onlar seni duyar mı ya Resulallah! Değince:

–         Evet tıpkı sizin beni duyduğunuz gibi” cevabını vermiştir.”( Müslim, cennet:77)

Son kabir ziyaretinde peygamber (as) selam

vermiş ve demiştir ki: “size söylenenler nihayet karşınıza geldi. İnşallah yakında bizde aranıza katılacağız” demiş,  onlar için dua etmiştir.

Kabir azabını gerektiren şeylerden sakınılmalıdır.

Kabir ehli için Allah Resulü şöyle bilgi veriyor

-“Kabir ahiret duraklarından ilk duraktır. Kim ki kabirde  işi kurtardı, arkası iyidir. Kimse kabirde işi kurtaramadı, gerisi kötüdür.” (Ramuz  el Ehadis:105/12)

-“Kabirden daha şiddetli hiçbir manzara görmedim”(Age: 375/3)

-“Ölümden sonra karşılaşacağınız hali görseydiniz, asla isteyerek  yiyemez isteyerek içemezdiniz ve evlerinize giremez dağlara çıkar ağlardınız.” (Age: 357 / 6)

– “Hiçbir gün yoktur ki, kabirdekilere cennetteki ve cehennemdeki yerleri gösterilmesin” ( Age;365 / 5)

Her insanın cennette de cehennemde de yeri vardır. Nereye yönelirse orayı hak eder. Kabirde de oraya bağlantılı olarak yaşar.

Bir defasında Al (r.a), Allah’a hamd ve sena ettikten sonra ölü anarak şu konuşmayı yapar:

– Ey Allah’ın kulları! Vallahi ölümden kurtuluş yoktur, ona karşı koyarsanız sizi yener, ondan kaçsanız sizi yakalar. O halde kurtuluş için elinizi çabuk tutunuz, sizi yakalamak ardınızdan koşturan biri var: Mezar! Onun baskısından, karanlığından, ıssızlığından çekinin.  İyi dinleyiniz! Mezar ya cehennem çukurlarından bir çukurdur ya da cennet bahçelerinden bir bahçedir. Haberiniz olsun! O, her gün üç kez şöyle seslenir: Ben karanlık eviyim, ben böcek yuvasıyım, ben yalnızlık eviyim!”

İyi dinleyiniz! Kabrin ötesinde ondan daha korkunç bir şey var: Ateş! Ateşin harareti müthiş, dibi derin, takıları demir, bekçisi Malik (Adlı melek)dir. Orada Allah’ın rahmeti yoktur. Bunların ötesinde de genişliği göklerle yer kadar olan ve muttakiler için hazırlanmış bulunan cennet vardır. Allah bizi ve sizleri muttakilerden (Allah’tan korkanlardan eylesin. Bizleri ve sizleri elem veren azaptan korusun.

“…Bu kabrin ötesinde öyle bir gün vardır ki o günde çocuk, ihtiyar, büyüklerin akılları başkalarından gider, her gebe yavrusunu düşürür. İnsanları sarhoş görürsün, halbuki sarhoş değillerdir. Ne var ki Allah’ın azabı pek yamandır.”

Hazreti Ali bu konuşmayı yapınca kendisi ve çevresindeki Müslümanlar ağladılar.

           

            C- KABİR AZABI

 

Kabir hayatını, kabir azabını inkar eden, kafir olur.çünkü Kur’anda ve sünnette kabir hayatı ve hayatı ve kabir hayatı ve kabir azabı hakkın da keşin bilgiler verilmiştir.

İnsan dünyada yaptıklarının hesabı kabirde verilmeye başlayacaktır

Hz Peygamber  (as): Kabir ya cennet bahçelerinde bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukurdur” kabrin insana ve insanın amellerine göre değişeceğini haber vermiştir.

Şair bazıları için:

Ne kendisi eyledi rahat, ve  halka verdi huzur, göçtü gitti bu cihandan dayansın ehl-i kubur” diyecek, bazılarının dünyada da ahirette de  huzurlu olmayacağını ifade etmiştir. Bazıları ölür gider de gene de insanların yakasını bırakmaz. Bunlar için kabir azabı süreklidir.

İnsan, kabirde  ameline göre muamele görecekti, inanıp da günah işleyen için kabir azabı, günahları kadardır ve geçicidir inanların iyilikleri ölçüsünde de azabı kalkacaktır. Çünkü iyilikler günahları siler.

Peygamberimiz bir hadislerinde, İdrar  sıçramalarına ve gıybet konusunda dikkat etmeyene, kabirlerde azap gördüğünü haber vermiştir.

Abdullah B. Ömer’e dayanarak Fakih Ebu Cafer şöyle rivayet  ediyor:

Mü’min kabre konuldu zaman kabir enine yetmiş; uzunluğuna da yetmiş ZİRA açılır. Üzerine reyhan kokuları saçılır. Üstüne ipek şal örtülür.

Eğer Kur’an’dan bir bildiği varsa, nur olarak kendisine yeter. Eğer yoksa, kendisine güneş gibi bir nur ihsan edilir.

O kabrinde  bir gelin gibidir; uyur.Onu ancak ehli arasında, en sevgili olan uyanır ama ona hiç doymamış gibi…

Kafire gelince; kabir onu sıkar; kaburga kemiklerini birbirine geçirir

Üzerine yılanlar saldırır ki; onların kalınlığı deve boyuna benzer. Etini yer bitirirler; kemik üzerinde en ufak bir parça bile bırakmazlar.

Sonra kör sağır ve dilsizlerden azap melekleri gönderilir.Yanlarında bir demir topuz getirirler. Onunla dövünmeye başlarlar.

Sağırdırlar: Feryadı duymazlar ki, acısınlar.

Kördürler: Onun halini görmezler ki, merhamet duyguları kabarsın.

Sonra onu, akşam sabah ateşe atarlar.

Kabir azabından kurtulmak isteyen kimse şu dört şeye etmeli;dört şeyden de kaçınmalı.

Devam edecekleri şeyler:

a) Namaz kılmak  b) Sadaka  vermek. c) Kur’an okumak. d) Allah’ı çok tesbih etmek.

Bunlar kalbi aydınlatır ve genişletir.

Kaçınması gereken dört şeyde;

a) Yalan. b) Hıyanet . c) Dedikodu d) Sidik sıçraması.

Bu sonuncusu için Resullullah (s.a.v.) şöyle buyuruyordu:

– “Sidik sıçramasından sakınınız. Zira, kabir azabının çoğu, ondan dolayı gelir…”

Nasreddin  Hoca, boş bir kabre girmiş, bakalım neler oluyor, neler soruyorlar” demiş. Ertesi gün, ne var yok diyenlere Sabaha kadar eşeğin hesabını veremedim” demiş. Hesap vermek kolay değil.

Mecnun biri, cenaze kabre konulunca hocaya:

-Telkini ben vereceğim” demiş ve mezara eğilmiş demiş ki:

-Yalan söylemediysen, haram yemediysen, itikadını bozmadıysan hiç korkma!”

Kabirde avukat yok, rüşvet yok kaytarıp kurtulmak yok, yalan dolan yok. Suçu ona buna yükleyip kurtulmak da yok.

Konya’da bir mezardan iniltiler gelmiş. Savcılıktan alınan izinle mezar iki gün sonra açılmış ne görsünler vücutta azap izleri  var, yer yer morarmış… (20-04-2003 zaman)

Peygamber (as) hep şöyle dua etmiştir:

– “Allah’ım! Cehennem azabından, kabir azabından, hayat ve ölüm fitresinden, kör deccalın fitnesinden sana sığınırım”

Bir gün bir cenazeyi defnettikten sonra oradakilere söyle demiştir: “Kardeşinizin affını isteyiniz. Dua ediniz. O şimdi sual görecektir.” (Ebu Davut, Cenaiz: 69)

 

a)     Kabirde sorgu sual nasıl olacak?

 

Kabirde Münker Nekir gelecek:

– Rabbin kim? diyecek Mü’min: “Rabbim Allah” diyecek.

– Dinin nedir? diyecek Mü’min: “Dinim İslam” diye cevap verecek.

– Kitabın nedir? diyecek Mü’min: “kitabım Kuran diyecek..”

– Peygamberin kimdir? Diyecek : Mü’min: “Muhammed (AS)” diyecektir.

–  Kıblen nesri idi? Diyecek: Mü’min : “kabe-i şerif” diyecek.

Bu  cevapları, Rabbine kul olan, dininin emirlerini yerine getiren Kuran’a uyan, Peygambere itaat eden, yönünü kıbleye çevirip namazlarını kılan cevap verecek. Ya inanmayan veya İslam’ı tanımayan, yaşamayanlar cevap veremeyecek. kıbleye dönemediyse susacak….. İşte o an yandığı an olacak, azap başlayacak.

 

b)    –Amel defteri kapanır mı?

 

Peygamber (as) ın bildirdiğine göre: “İnsan  ölünce üç şeyden başka ameli sona erer.” Bunlar :

1- Devam eden hayrı hasenatı,

2- Faydalanılan ilmi,

3- Dua eden hayırlı evladı.

Bir başka hadislerinde de şöyle bildirmiştir:

1- Öğrettiği ilim,

2- Yetiştirdiği hayırlı evladı

Bir başka hadislerinde de şöyle bildirmiştir:” insan öldükten sonra;

1- Öğrettiği ilim,

2- Yetiştirdiği hayırlı evlat,

3- Miras  bıraktığı Kur’an

4- Yaptığı mescit ,

5- Yolcu için yaptığı konak,

6- Akıttığı su,

7- Sağlık için malından ayırdığı para, vefatından sonra ona ulaşın.”

– “Kim iyi bir çağır açarsa, o çığında yürüyenlerin sevabı eksiksiz ona verilir. Kötü çığır açan içinde, o yolda yürüyenlerin günahı ona verilir.”

– “Kabirde ölü boğulmak üzere olan kimseye benzer. Herkesten  dua  bekler. Dua edilince sevinir.”      (Ramuz el Ehadis: 368 / 10)

Ölü için yapılanlarda ölüye ulaşır.

İyi yönde de kötü yönde de amel defteri kapanmaz.

D- ÖLÜYE FAYDASI DOKUNAN İŞLER NELERDİR:

 

Bazı kimseler ölüye herhangi bir şeyin ulaşmadığını iddia etmektedirler.

Şimdi söyle düşünelim ölünün borç olsa onu ödesek borcu düşer mi? Neden düşmesin. Her hayırlı iş de ölüye ulaşır. Bilhassa sadaka-i cariye olan işler vardır, onlar devamlı ulaşır.

Hua süresi 114 ayetinde:”iyilikler kötülükleri yok eder” buyrularak yapılan  iyiliklerin ulaştığı ve kötülükleri de sildiği beyan edilmiştir.

Bu bakımdan ölüler sevindirilmelidir.Ölülerle ilgili kesilmelidir.

Mezar taşındaki “fatiha” sözcüğünün anlamı nedir. Eğer  ölüye yapılanlar ulaşmasaydı bunun anlamı kalır mıydı. Geride kalanların hayır yapmasının anlamı kalır mıydı ? Ona buna bakıp ölmüşlerinizi mahrum etmeyin.

Hz Peygamber (sav) şöyle buyurur:

“Kabirdeki, boğulmak üzere olan kimseye benzer. Anadan babadan, çocukları ve dostlarından dua bekler. Beklediği dua yapılırsa sevinir” (Ramuz: 368 / 10)

Peygamberimiz: ölülerinize yasin okuyun” diyor (İslam Fıkhı Ans: 3 / 17)

Kur’an’da: Bizi ve bizden önce ölen kardeşimizi marifet diye dua derlerler” (Haşri:10) burularak ölenlere yapılacak olan duadan bahsedilmektedir.

Demek ki, kabirler ziyaret edilecek, selam verilecek, dua edilecek, onlar için yasin, Tebareke, Fatiha, İhlas sureleri  okunacaktır.

Ödenen borçlar, verilen sadakalar ölüye ulaşır.

Bir zamanlar peygamberin yanından cenaze geçti. Halk onu hayırla andı. Peygamber :”vacip oldu” buyurdu. Sonra bir cenaze daha geçti. Halk onun fedakarlıklarından bahsetti. Peygamber, ona da vacip oldu” buyurdu. Hz. Ömer: ya Resulallah! ne vacip oldu? Diye sordu:

-“Birini hayırlı yad ettiniz, ona cennet vacip oldu. Sonrakini de serle yad ettiniz o da cehennemi hak etti, ona da cehennem vacip oldu. zira siz yeryüzündeki Allah’ın şahitlerisiniz” buyuruyordu. (R. Salihın: 2 / 954)

Adam soruyor: “Annem vefat etti. Onun için sadaka versem, ona ulaşır mı? Peygamber: Evet” dedi Adam:

– Bahçemi annem için sadaka olarak veriyorum” dedi (İ.Canan Hadis Ans: 9 /266)

 

a) Sadaka-i cariyenin ölüye devamlı ulaşması nasıl olur?

 

– “Mü’mine amele ve iyilikleri, ölümünden sonra yaydığı ilim, bıraktığı Salih evlat, vakfettiği Kur’an, yaptırdığı mescit, yolculuklar için yaptırdığı konak, akan çeşme verdiği sadaka ulaşır.(İbn-i Mace Mukaddime 1/88

b) – Her hayırlı amel ölüye fayda verir:

Birkaç ayeti örnek ayeti örnek olarak verelim:

– İsra 24: “Anana babana esirgeyerek alçak gönüllülükle üzerine kanat ger ve: “Rabbim! küçüklüğümde onlar beni  nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara öyle rahmet et” diyerek dua et”

– “Rabbimizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla” (Haşr:10)

– “Habibim! hem kendilerinin hem de mü’minlerin günahlarının bağışlanmasını dile” (Muhammed :19) Bu ayetlere göre her iyilik ölüye fayda verir.

Ölünün ardından, yapamadığı ibadetleri geride kalanlar yapmaktadır. Borçları ödenir. Adak, Zekat hafta hac borcu ödenebilir.

“Haksız yere öldürülen her insan için Ademin ilk oğluna günah yazılır. Çünkü o, adam öldürmede ilk çığırı

açmıştır.” hadisine göre kötülükte ulaşır.

İslam’da kabir ziyareti var mı? Var peki bu ziyaret nasıl olur? Okunur dua edilir mi? Evet.

Ölü bizden faydalanır, bazen de diri ölüden faydalanır. Nasıl mı?  mübarek bir insanı kasteder” falancanın yüzü hürmetine” deyiverir…Birde ölenlerden ibret alır değişi verirde o sayede kurtulur.

Netice olarak dört mezhebe göre ; ölüye yapılan iyilik okunan Kur’an, yapılan dua ulaşır Peygamberimiz mezar başında dua etmiştir

Resul-i Ekrem (sav)’in Baki mezarlığına gittiği ve şöyle selam verdiği sabittir: “ Ey kabirler ilahisi, size selam olsun!Allah bizi ve sizi mağfiret  eylesin. Sizler, bizden önce gittiniz, biz de sizin ardınızdan geleceğiz.” (Müslim, Cenaiz:104)

Şafi mezhebine göre oruç borcu varken ölen kimsenin yerine yakınının oruç tutması caizdir.

Hanefi Mezhebine göre; eğer o kimse ölmeden önce vasiyet etmişse, her oruç için bir fakir doyurulur. Veya  fidye verilir.

Büyüklerimiz, namazı  oruca benzeterek , namazın düşürülmesi yoluna gitmiş, kabuklu için dua etmişler.

Peygamberimiz “yasin, ölünün azabını hafifletir” der. (Ramuz: 79 / 4)

-Ağaç dikin dikilen ağaç ölümün azabını hafiflemesine sebep olur.” (Müslim, Ceharet: 111) buyurmuştur.

 

E- MEZARLAR NASIL OLMALIDIR

 

Müslüman mezarı, firavunların veya başka dinden olanların mezarları gibi yapılmalıdır.

Önce kabir satın almak yerine, kefeni bohçalamak yerine mezara hazırlanmak daha iyidir. Çünkü nerede, ne zaman nasıl öleceğimiz bilemeyiz.

İnsan ölünce, en yakın ve en münasip yere gömülmesi uygundur. İlla doğup, büyüdüğü yere gömülme konusunda vasiyeti varsa beni ana babamın yanında gömün” dediyse, yerine getirilmesi mümkünse, vasiyet yerine getirilir.

Nakillerin bazısı, hem cenazeye hem de cenaze sahiplerine eziyet oluyor.

Yabancı ülkelerden cenaze nakledilebilir…

Defnedildikten sonra nakil, zaruret yoksa caiz değildir. Başkasının özel mülkünde ise, zorunlu inşaat yapılacaksa, baraj altında kalacaksa nakil yapılabilir.

Bir insanın cenazesine, naklederek eziyet  verilmez. Ölü kurtaracak olan amelidir. Ölünce insanın vatanı ahirettir.

Bir insanı doğdu yere gömmek, kabrini nakletmek görevde değildir, hizmette değildir.

Aynı mezara, cenaze çürüdüyse başka bir cenaze gömülebilir. Eğer tam çürümediyse kemikler bir kenara toplanır gene gömülür.Yeryüzünde mezar olmayan yer çok azdır.

Peygamberlerin mezarı da  olsa kabir öpülmez.

Hz. Peygamber: “Yarabbi! kabrimi tapınılan yer yapma!” diye dua etmiştir.

Mezar, süslü şatafatlı, masraflı, kaybolmayacak şekilde yapılmaz. Mezar taşı haddinden yüksek olmamalıdır.

Mezar taşına resim ve uzun sözler yazılmaz, mekruhtur. Ancak kaybolması için isim,ölüm, doğum tarihi yazılabilir.

Kabrin inancımıza göre yerden ancak bir karış kadar yüksek olması gerekir.

Kabrin üstü açık, yağan rahmeti içinde olacak şekilde olması gerekir.

Kabre yapılan masraf üzerine konan ağırlık, ona eziyet verir.

Hz Ali (ra) birine:

–          Peygamberin beni gönderdiği şey için seni göndereyim mi yok etmediğin, yerle bir etmediğin, put, yerle bir etmediğin yüksek bir kabir bırakma” demiştir. (İbni Abidin 1 / 601)

 

a)                Mezar satın almak doğrumu?

 

Ölüme hazırlanmak demek, kefeni alıp koymak, mezar yerini satın almak demek değildir. Kısa bir yolculuk için bile bu kadar basit bir hazırlık yeterli değildir.

Sonra, ölüme hazırlığın manası bu demek değildir.

Sevgili Peygamberimiz: “Ölmeden önce ölünüz” buyurmuştur. Eğer Kefen mezar satın almak üzerine olsaydı zenginler en çok hazır olurdu.

Ahirete hazırlık, Allah’a teslimiyetle olur. Hani kavi bir iman, hani ihlaslı amel? Halimize inananımı benziyoruz, inanmayana mı? İslam’i neyimizle temsil ediyoruz. Bize bakan bizde İslam’ın nesini görecek? Bize bırakıp işte Müslüman, bende bu dine talibim diyebilecek mi? İslam’i böyle temsil edebiliyor muyuz? Kur’an hayatımızın neresinde? Raflarda, torbalarda mı yoksa gönlümüzde  kalbimizde ve hayatımızda mı?

İçimizde:” Sana yürümeye hazırım ya Rabbi, canımı alabilirsin” diyen mi çok? Eh Kefenimi, mezarımı satın aldım diyen mi çok?

Marifet, kefen ve mezar satın almak değil, ahiret saadetini satın almaktır.

b) Mezar taşına neler yazılmalıdır

Mezar taşlarına mesaj verici sözler yazılabilir. Mesela;

“Neylersin  ölüm herkesin başında,

Uyudun uyanamadın olacak.

Kim bilir nerede, nasıl, kaç yaşında?

Bir namazlık saltanatın olacak,

Necip Fazıl Kısa kürek’in

“Şu gideni durdursam çekip de eteğinden,

Soruversem, senin de haberin var mı öleceğinden?”

“Sen dilediğin kadar yaşa,

Muhakkak öleceksin.

Sen dilediğine yapış, Muhakkak ayrılacaksın.” (Cebrail (as))

– “Bir zamanlar bende gezerdim sizin gibi”

Sizde geleceksiniz benim gibi”

Manasız destanlar yazmak, “koca dayağından” “kayınvalide kahrından” “hanım dırdırından “öldü” gibi sözler yazmak doğru değildir.

Bazı mezarlarda kin, intikam sözleri bile oluyor. Öcümü alın….gibi bunlar yanlış

c) Mezar taşı nasıl olmalıdır?

Mezar gibi, mezar taşları da sade olmalıdır.

– Ağa, şeyh, bey paşa gibi kelimeler yazılmamalıdır.

– Resim yapıştırılmamalı,

– Destanlar yazılmamalı,

– İsim, ölüm, doğum tarihleri ve fatiha okumaya vesile olacak, hatırlatmak için “Fatiha” gibi şeyler yazılmalıdır.

– Taş büyük masraflı olmamalıdır.

Mezar için sarf edilecek ölü yatırımlar, ölünün hayrına harcanacak olursa, azabını  hafifletecek beklide kurtuluşunu sağlayacaktır.

 

d) Mezarların bize söyledikleri

 

Dikkat edilir,ibretle bakılırsa, mezarlar  ve mezar taşları bize çok şey söyler

İlk bakışta mezarda yatanlarda bir zamanlar bizim gibiydi. Öleceklerini bizim gibi akıllarına bile

getirmiyorlardı. Ama öldüler. Bize sizde öleceksiniz deyip duruyorlar.

Mezardakilerin de bir hayatı vardı, hesapları vardı, malları vardı, sevenleri vardı, sevdikleri vardı. İş güç sahipleriydiler, hepsinden ayrıldılar. Şimdi toprak altında yatıyorlar. Bizi de yatıya bekliyorlar. Mezar başına diktikleri taştan bize şöyle sesleniyorlar: “Benimde çok emellerim vardı. Ama ömrüm yetmedi”

Evet mezarlıkta ölüler susuyor, mezarlar ve taşlar çok şey söylüyor… Tabi ki alana, anlayana…

Şeyh Sadi şöyle anlatılıyor:

Çocuğun ölümünden birkaç ay geçmişti. Ayrılığına dayanamadım. Kabri açmak boyunu posunu bir daha görmek istedim. Bu amaçla kabristana vardım. Mezarın üstündeki uzun taşı kaldırdım. Daracık ,karanlık kabri görünce ürperdim, benzim attı. Aklım fikrim perişan oldu, kendimi kaybettim. Nice dakika sonra aklımı başıma topladığımda, sevimli çocuğumdan kulağıma şöyle ses geldi:

“Canım babacığım! Eğer bu karanlık yerden ürküyorsan,  tedbirini baştan al; buraya ışık ile gel! Mezarda geçecek gecelerin gündüz gibi aydınlık olmasını istersen dünyan çerağ ile gel…”

 

F – KABİR ZİYARETİ

 

Kabir ziyareti, ölümü ve ahireti hatırlatarak ibret alınmasını sağlar. İnsanın haramı, günahı ve boş şeyleri terk ederek ahirete hazırlanmasını sağlar.

Peygamberimiz, kabirleri ziyaret etmenizi tavsiye etmiştir. Kendisi de Cennet’ül- Baki mezarlığını, Mekke seferi sırasında annesinin kabrini ziyaret etmiştir. Bir hadislerinde: “kim benim kabrimi ziyaret ederse, hayatımda iken beni ziyaret etmiş gibi olur “buyurmuştur. (Taç: 2/ 190)

Kabir ziyareti ölü için olmaktan ziyade diriler için olmalıdır. Ölen ziyaretten memnun olur, sevinir ve okunanlardan istifade eder. Esas ziyaret eden ölümden, ölenden ibret alır ve hayatını değiştirir.

Harun Reşit’in annesi Behlül Dana’ya gelerek Harun’a biraz nasihat et de adaletten ayrılmasın. Yoksa ahirette işi çok zor olacak diyor:

Behlül bir gün Harun Reşit’e,”Uygun görürseniz biraz dolaşalım diyor ve onu mezarlığa göstererek “ Bak şu filanca idi, şu kadar malı vardı, şu kadar yıl yaşadı ve öldü. Şurada yatan da filanca idi, zamanın hükümdarı idi, zamanının hükümdarı idi, şu kadar askeri, şu kadar da hazinesinde malı vardı. Şurada yatan kadın da zamanının en güzeli idi. Herkes ona sahip olmak için can atıyordu. Sonunda biri ile evlendi, şu kadar çocuğu oldu ve şu kadar yıl yaşadı. Bu benzeri yer gösterme ve değerlendirmenin ardından eve dönüyorlar. Harun Reşit’in annesi, “Bugünlerde hiç Behlül ile sohbet ettin mi , sana neler anlattı? “diye soruyor. Harun Reşit hayır dercesine soruya cevap vermiyor. Daha sonra  annesi tekrar Behlül’e gelerek “Oğluma ne zaman nasihat edeceksin?” diye soruyor. O da ben ona nasihat ettim. Birlikte mezarlığa gittik. Ona bazı geçmiş kimseleri hatırlattım. “Ölüm en büyük nasihattir. Eğer bunu anlamadıysa diğer söyleyeceklerimin de bir faydası olmaz.” Diyor.

Başlangıçta kadınların kabir ziyaretini Peygamberimiz, yasaklamıştır. Daha sonra bu yasağı kaldırmıştır. Kadında erkek gibi kabri ziyaret edip ölümü hatırlamasını, ölüme hazırlanmasını istemiştir. Çünkü; kadınında ibret almaya ihtiyacı vardır.

Ancak bazı  taşkınlıklar yapabilir korkusu ile kadının cenaze törenine katılması gömülürken orada bulunması uygun görülmemiştir. Sebebi de kadın erkeğe göre daha hassas ve daha duygusaldır. Günaha giriverir.

Kadın, giyimi uygun, normal davranışlarla, ağlayıp sızlamadan kabir  ziyaretine gidebilir. Hayızlı,  Nifazlı  gider mi? gider. Yani hasta olan bir bacı kabir ziyaretine gidebilir. Orada okuyamaz, selam verir dua eder: Rabbim, beni ve bu kabirde  yatanları bağışla” der.

Bazılarının kabir ziyareti uygun olmuyor. Kabirde yatanı üzecek şekilde oluyor. Eğlenceye gider gibi güle oynaya kabir ziyareti olmaz.

a) Ziyaret Nasıl olmalıdır?

Kabir ziyareti sünnettir. Hz Peygamber kabirlerimizi ziyaret etmemizi, ölümden ve onlardan, o kabirlerin içinde yatanlardan ders almamızı istemiştir. Kendiside zaman zaman kabir ziyaretinde bulunmuştur.

Kabir ziyareti, Ölümü hatırlatır. Bu hayatın sınırlı olduğunu söyler, ahireti hatırlatır.

Ölenler, gelenden haberdar olur. Selamı alır. Yakınlarının yaptığı iyiliklerden dolayı sevinirler , kötülük yaparlarsa üzülürler.

Kabir ziyaretinde şu hususlara dikkat edilmedir:

-Önce abdestli bulunmak.

-Selam vermek… Kabrin başında somurtulmaz.

– Kurun okumak, dua etmek (Para ile okumak,okutmamak)

– Ölümü düşünmek, ölenlerden ders almak.

– Taşkınlıklardan kaçınmak.

-Mezarları çiğnememek, üzerine oturmamak, yatmamak.

– Mezara para, eşya bırakmamak, mum yakmamak ,çaput bağlamamak.

– Mezara çiçek, çelenk götürülmez.

– Mezara yüz sürülmez, öpülmez peygamberin mezarı da olsa toprağına , taşına,demirine yüz sürmek veya öpmek günahtır.

Mezardan medet beklenmez; orada yatıp şifa beklenmez, evlat istenmez, kısmetin açılması istenmez, bunun için bir şeyler yapılmaz. Derde derman umulmaz.

– Mezardan, türbeden taş toprak alınıp götürülmez, oraya buruya konmaz.

– Kabrin etrafında tavaf edilir gibi dönülmez. Kabire, Türbeye çamaşır, elbise, yiyecek bırakılıp fayda beklenmez.

– Kabirden bir şey istenmediği gibi kabire şikayet edilmez. Bir şey yazılarak oraya konmaz.

– Türbelere gidip saygı duruşu yapılmaz. Hz. Ömer(ra) Peygamberin dibinde oturduğu ağaca saygı başlayınca onu derhal kestirmiştir.

İnsan ancak Allah’ın huzurunda durur, ona rüku ve secde eder. Müslüman, Allah’tan başkasının önünde eğilmez. Hz. Ömer, Hacer’ül – esved taşının karşısına geçip söyle demiştir. “Ey karataş  sen ne bir zarar verir nede fayda verirsin. Allah Resulü sana değer verdi diye değer veriyorum ‘demiştir.’

Türbe ziyaretinde kimse, ölçüyü kaçırmamalıdır.

Türbeden, türbede yatan olan bir şey istenmez. Daha  doğrusu kim olursa olsun, kuldan bir şey istenmez ve beklenmez. Yardım Allah’tan beklenir. Ancak Allah’tan istenir. Ali İmran Suresi: 126. Ayette “yardım ancak Allah’tandır.” buyrulmuştur. Fatiha suresinde de: “ancak sana ibadet eder, ancak senden yardım isteriz.’ Denilerek kuldan yardım istenmeyeceğine işarettir.

Mezardan, türbeden, insanın ölüsünden dirisinden bir şey beklemek, bir şey istemek, saygı  duruşunda bulunmak, şifa beklemek, çocuk istemek şirktir. Şirk de en büyük günahtır. Şirkin, tevbe edip vazgeçmedikten sonra  affı yoktur.

Hz. Peygamber cenabı Allah izin verirse şefaat edecektir.

Bir şehit, bir sabi çocuk, bir Allah’ın veli kulu, Allah izin verirse şefaate vesile olacaktır. Allah kuranda ‘kurtulmak için vesile arayın’ buyurmuştur. Bunun için büyükler ancak Evliyaullah vesile kılıp ‘falanın yüzü suyu hürmetine peygamberimizin hatırına’ denile bilir. Yapılan güzel ameller vesile kılınabilir.

– Dinsiz bir insan mezarı bir Müslüman tarafından ziyaret    edilip saygı gösterilmez.

– Mezarlıklarda, türbelerde mum yakılarak çaput bağlanmaz.

–  Mezar başında ağlanıp sızlanmaz.

– Mezardan toprak alınıp büyü malzemesi yapılmaz. Mezara büyü malzemesi konmaz.

– Kabirlere ip, çaput bağlanmaz.

– Mezara elbise, pirinç buğday gibi şeyler hiçbir amaçla konmaz.

Kabirlerle ilgili bir çok hurafeler işleniyor. Kabirdeki ziyaret edenlerden bir şeyler beklerden, ziyaret edenler kabirlerden  bir şey isteme ve bekleme durumunda oluşuyor. Mezarlar çare aranacak yeler değildir.

Kabirler dua yeri oda yeri, namaz yeri değildir. Mezar taşları hurafelerle dolu bazılarında ‘Fatiha’ bile yok.

Bazıları hasta şifa için kabirde evlenecek kabirde, çocuk istiyor kabirde, iş istiyor, aş arıyor kabirde mumlar yakıyor, çaputlar bağlanıyor, yemek konuluyor, çamaşır konuluyor, su konuluyor…

Bütün bunlar putperestliktir. Şirktir.

Kabirlerde kurban kesilmez. Kurban ancak Allah için kesilir.Namaz ancak Allah için kılınır.

Türbeleri o hale getirmişiz ki sadece bir şeyler isteyerek onlara gidiyoruz.

Bir türbe var kadınlar etrafında dönüyor göbek atıyor ve : “Al sana bir göbek, ver bana bir göbek” diyor. Bu tamamen şirktir.

 

b)     Ölüden yardım beklenir mi?

 

Kabir ehlinden hiç bir şekilde yardım istenmez, onlardan medet beklenmez.

– Çocuk isteyenler,

– Hastalığı iyileştirmesine bekleyenler,

– Herhangi bir şekilde yardım isteyenler,

– İmdat ya falan yetiş! Diyenler,

– Ya falanca bize yardım et bizi kurtar bize şefaat et! Diyenler.

– Kabrine yüz sürenler, öpenler, kabirden toprak alıp ondan bir şeyler yapanlar

– Kabre elbise, yiyecek koyanlar bir şeyler koyanlar

– Falanın ruhu bizimledir, o bize yardım ediyor diyenler

Hülasa Allah’tan, peygamberlerden beklenilen; kuldan bekleyenler Allah korusun küfre girerler. Zira yardım Allah’tandır. Allah’tan başka kimse bir şey veremez.

Mezardaki, mezar taşında yazılı olan ‘fatiha’ ya muhtaçtır. Bir hayırlı insan gelip de bir fatiha okuyuverse diye bekler. Bu halde ne yapılabilir ne verilebilir?

Ölüden bir şey beklenmez. Ondan ancak ibret alınmalıdır.

Geride kalanlar mezardakilerin kemiklerine sızlatacak, günahlarını arttıracak iş yapmamalıdır.

Hocama biri elini öptü ve :

Sonrada bize yardım edin, kabirde mahşerde yardım edin ‘deyince hoca, çok kızdı, fırladı kalktı, ve :

– Defol beni de günaha sokma’ dedi.

– Ölüm ötesinde ana evladından, evlat anasından kaçarak, kimsenin kimseye en ufak fakat faydası olmayacak ancak Allah’ın izniyle şefaat olayı olacak.

Ölülerin dirilere verebileceği hiçbir şey yoktur. Peygamberimiz: “Allah’ım! Kabrimi tapınılan yer yapma’ diye dua etmiştir. (R.Salihin : 1799)

Kuranda: “Yardım ancak Allah’tan der” (Al-i  İmran: 126) buyruluyor.

Akit de şöyle diyor :

‘Evet bütün beşerin hakkıdır beka ameli, fakat bu hakkı ne taştan ne de leşten beklenebilir’

Kuranda :

“Allah’ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek şeye kapanlardan daha sapık kim olabilir? Oysa onlar, bunları tapınaklarından habersizdirler” buyrularak bir sapığa işaret edilmiştir. (Akaf : 6)

Öyle faydası veya zararı dokunmayacak şeylere bel bağlamak İslam’da yasak ve kınamıştır.

 

c)           Türbede, kabirde namaz kılınır mı?

 

Namazı Allah emretmiştir. Ancak Allah için kılınır. Bu Allah’a kulluktur, bu Allah’a ibadettir. Secde, rüku  Allah için yapılır.

İnsan için, ölü için namaz kılınmaz. ‘Kabir namazı’ ‘Kabir nur namazı’ diye bir namaz yoktur. Ölü için namaz kılmak şirktir.

Peygamberimiz (sav) :

‘Kabire saygılı olun, üzerinde oturmayın, onlara karşı namaz kılmayın’ buyurmuştur.(İslam Fıkhı Ans. 3/77)

“Allah’ın laneti Yahudi ve Hıristiyanların üzerinde olsun çünkü onlar Peygamberlerin kabirlerini mescit yaptılar” buyurmuştur. (Buhari cenaiz : 60)

“Tapınılır şeklinde, kabirler için hiçbir şey yapılmaz. Biraz önce belirttiğim gibi ancak din büyüklerimizin ruhu niyetine sığınıp onlardan af istenmez,onlardan yardım beklenmez Yalnız onların yüzü suyu hürmetine bizi bağışlar bize yardım et Ya Rabbi!” denilebilir.

Bazı camilerin bir bölümü kabir oluyor. Kabir kısmında namaz kılınmaz, cami kısmında kılınır.

Bazı türbelerde seccade serilmiş orada namaz kılanlar oluyor. Bakın kesinlikle kılınmaz. Kabristanlar, türbeler namazgah değildir. Ancak namaz için kabirden ayrı bir yer varsa orada kılınır.

Ayrıca mezarlıkta görevli olan kimse, mezarlıkta namaz kılabilir.

Son olarak Allah Resulünün uyarısı nakledelim: “Ey Rabbim! Kabrimi kendisine karşı namaz kılma put yapma. Peygamberlerinin kabirlerini mescit edinen kavme karşı Allah’ın gazabı şiddetli olur” (Ramuz el Ehadis : 187 / 1)

 

G – KABİRDEN SONRAKİ HAYAT

 

Sur’a üflenecek, ‘kalkın’ emri verilecek, herkes kabirlerinden kalkacak uykudan uyanır gibi, yataktan kalkar gibi kalkacak.

Kıldan ince, kılıçtan keskin olarak anlatılan cehennem üzerinde kurulmuş bir köprü olan sırat köprüsünden herkes geçecek. Bazıları buradan düşüp dorudan doğruya cehenneme boylayacak, gidiş o gidiş…

Cenab-ı Allah : -‘Sizden cehenneme uğrayamayacak yoktur. Yani cehennemin üzerinden geçmeyecek yoktur. Allah’a karşı gelmekten sakınanları kurtaracağız. Zalimlerde orda diz üstü çökmüş vaziyette bırakacağız.’ (Meryem: 71 / 72)

-“Kıyamet gününde adalet terazisi kuracağız.Artık, kimseye hiçbir şekilde haksızlık edilmez. Yapılan iş, hardal tanesi kadar da olsa onu getiriniz.”

“Yüksek uçan gönül yorulur bir gün,

Mizan terazisi kurulur bir gün,

Herkesin ettiği elbet sorulur bir gün,

Döner mi  Ya Rabbi dil yavaş yavaş…”

“Kıyamet günü doğru teraziler kurarız. Hiç kimse bir haksızlığa uğratılmaz hardal tanesi olsa bile yapılanı ortaya koyarız.” (Enbiya : 47)

“Tartıları ağır gelen, hoş bir hayat içinde olacaktır. Tartıları hafif gelen kimseler ise onların yeri, kızgın ateşten bir çukurdur.” (Karia 6-10)

“Kim zerre kadar hayır işlerse mükafatını veririz. Kimde zerre kadar şer işlerse karşılığını eksiksiz veririz.” (Haşr : 7-8)

Bu ayetlere göre ;

Her hak yerini bulacak. Hatta boynuzsuz koyun, boynuzlu koyundan hak alacak.

Hak sahipleri, karşı tarafın sevaplarını alacak sevabı bitince hak, sahibinin günahları borçluya verecek… Yani hesap çok adi çok çetin olacak yiyenin yapanın yanına kar kalmayacak iğneden ipliğe hesap verilecek. Hesap bitince herkes  hak ettiği yere gidecek. İyiler cennet ehlinden olacak, kötülerde cehennem ehlinden olacak.

Kuranda şöyle buyruluyor ; Kuranın dilinde mahşer: “İsrafil’in yakın bir yerden sesleneceği güne kulak ver. Ogün insanlar bu sesi gerçekten işeteceklerdir.İşte bu çıkış günüdür.” Zariyat:41 / 42

“O gün insan kardeşinden, ana babasından olan, hanımından olan evladından kaçar.O gün herkesin kendine yetecek bir derdi vardır.O gün yüzler vardır güleçtir, sevinçlidir. Yüzler vardır toz topraktır.” (Abese : 34/40)

“Sur’a üflendiği gün bölük bölük Allah’a gelirsiniz. Gökyüzü açılıp ve orada pek çok kapılar oluşur. Dağlar yürütülür, serap haline gelir. Şüphesiz, azgınların barınacağı olacak  cehennem pusuda beklemektedir. Azgınlar, orada çağlar boyu kalırlar. Orada bir serinlik yada susuzluk gideren bir içecek tadamazlar. Ancak kaynar su ve irin tadarlar onlar hesap gününün geleceğine inanmazlardı. Ayetleri yalanlamışlardı.” (Nebe : 18/28)

– “Gökler yarılıp kızarmış yağ renginde, gül gibi olduğu zaman.” (Rahman:37)

– “Gökyüzü, yıldızlar döküldüğü, denizler birbirlerine katıldığı, kabirlerin içindekiler dışarı çıktığı zaman…”(İnfitar : 1-4)

– “Kıyamet günü, yer yüzü ve dağlar sarsılır; dağlar çöküntü ile akıp giden kum yığınına döner.” (Müzemin : 14)

– “Rabbinin azabını engelleyecek hiçbir şey yoktur. O gün gök sallanıp çalkalanır. Dağlar yürüdükçe yürür. Yalanlayanların vay haline o gün! ki onlar daldıkları batıl içinde oyalanıp duranlardır. O gün cehennem ateşine itilip atılanlarda işte yalanlayıp uydurduğumuz ateş budur” denilir.(Tur :7-14)

Cenab-ı Allah’tan, bu ayetlerle kıyamet gününün dehşetine bize haber veriyor. Ahirete inanmayanların veya ahirete hazırlanmayanların halini bildiriyor ki kendilerine yazık etmesinler istiyor. Ben size haber vermedim mi? diyecek. Kimse de “biz bilmiyorduk, haberimiz yoktu” diyemeyecek.

Cenab-ı Allah hesap anını şöyle bildiriyor ve bizleri şöyle uyarıyor.

– “Her insanın amelini boynuna bağladık insan için kıyamet gününde açılmış olarak önüne koyacak bir kitap hazırlarız.”

“Kitabı oku! Bu gün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter” (İsra : 13-14) deriz.

– “Kimin kitabı sağından verilse kolay bir hesapla hesaba çekilecek, ve sevinçli olarak ailesine denecek.

Kiminde kitabı arkasından verilirse, derhal  yok olmayı isteyecek; alevli ateşe girecektir. Zira o dünyada ailesi için mal mülk sebebiyle şımartılmıştı.” (İnsikak: 7-13)

– “O gün hakikatleri yalan  sayanların vay haline onlara : Yalan saydığınız azaba doğru gitmektedir. Bu gün kafirlerin konuşamayacağı gündür. Onlara izinde verilmez ki, mazeretlerini beyan etsinler. Onlara azaptan

kurtulması için bir hileniz varsa,  gösterin hilenizi denir.” (Mürsalaf : 28-40)

– “İnsan kemiklerini bir araya toplayacağınızı mı sanır. Evet bizim onun parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter. Fakat insan kıyameti yalanlar ne zamanmış o der.Güneşle ayın bir araya getirildiği gün insan “Kaçacak yer neresi” diye sorar.O gün kaçacak yer yok o gün varılacak yer sadece Rabbinin huzurudur. O gün yaptığı her şey ona bildirilir, artık insan kedinin şahidi olur (Kıyamet 1-14)

“Güneş katlanıp, dürüldüğünde, yıldızlar kararıp döküldüğünde,  dağlar yürütüldüğünde, gebe  develer salıverildiğinde, vahşi hayvanlar bir araya geldiğinde, denizler kaynatıldığında, ruhlar bedenlere döndüğü günde, diri diri toprağa gömülen kızın niçin gömüldüğü sorulduğunda, amel defterleri açıldığında gök yüzü sıyrılıp alındığında cehennem tutuşturulduğunda, cennet yakılaştırıldığında kişiler getirildiğini öğrenmiş olacaktır.” (Tekvir : 1-14)

– “O gün dağları yerinden götüren ve yer yüzünü çırılçıplak olduğunu görürüsünüz. Hiç birini bırakmaksızın (ölüleri) mahşerde toplanmış olacağız.” (Kehf : 47)

– “Kitap oraya konmuştu’ vay halimize! derler. Bu nasıl kitap! Küçük büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş. Böylece yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. Rabbin hiçbir kimseye zulmetmez. (Kehf :49)

– “Ey insanlar Rabbinizden korkun! Çünkü kıyamet vaktinin depremi müthiş bir şeydir.Onu gördüğünüz gün, her emzikli kadın, emzirdiği çocuğu unutur.Her gebe kadın çocuğunu düşürür, insanları sarhoş sanırsın onlar sarhoş değildir. Fakat Allah’ın azabı çok dehşettir.” (Hacc : 1-2)

Nasıl Hesap Sorulacak?

Bazıları, kıyamet günü iğneden ipliye nasıl hesap sorulacak? Boynuzsuz koyun, boynuzlu koyundan nasıl hakkını alacak? Kim kimi nasıl bulacak? Nereden bilip bulacak? Diyor.

Kendini akıllı bilen biri bir gün Hz. Ali’ye sorar:

Diyorsunuz ki bunca insanın hesabı ahirette Allah soracaktır. İyilik edene, sevap kötülük edene de günah yazılacaktır. Söyler misiniz, bunca insanın hesabını Allah nasıl soracak?

Hz. Ali akılla cevap verir :

-Bunca insanın rızkını nasıl veriyorsa hesabını da öyle soracaktır.

Kendini akıllı sanan; fakat günahlarla akıllını etkisiz hale getirdiğini farkına varmayan adam düşünmeye başlar, itiraz etme ihtiyacı duymaz. Doğru söyledin, der.

Bu gün hiçbir şeyin yok olmadığı ilmen ispatlanmıştır. Bu gün ses yok olmuyor, sesler ve görüntüler banda alınıp, saklanabiliyor. Parmak izi var. Amel defteri var, insanların organları şahitlik yapacak.

– “Yapmış olduklarına, dilleri, elleri ve ayaklarının, aleyhinde şahitlik edeceği gün onlar için çok büyük azap vardır.” (Nur : 24)

– “Kitap ortaya konmuştur ; suçluları orda yazılı olanlardan korkmuş olduklarını görürsüz. Vay halimize! Derler bu nasıl kitapmış! Küçük büyük hiçbir şey bırakmaksızın yaptıklarımızın hepsini sayıp dökmüş. Böylece yaptıklarının karşılığını da bulmuşlardır. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.” (Kehf : 49)

– “İnsan başı boş bırakılacağını sanır!” (Kıyamet : 36)

– Bazıları : “O gün kaçacak yer neresidir diyecektir.” (Kıyamet : 10)

– “O gün ne mal fayda verir, nede evlat” (Şuara : 88)

– “Vay o inkar edenlerin haline!” (sad : 27) buyrularak hesabı nasıl sorulacağını bildirmiştir.

Peygamberimiz (sav) “Öncelikle beş şeyden sorulacaksınız :

1- Hatanı nerede nasıl geçirdi?

2- Bilgini nerede kullandın?

3- Malını nerede kazandın?

4- Malını nereye harcadın?

5- Geçliğini sağlığını nerede yıprattın? Buyuru yor.” (Tirmizi, Kıyamet : 2532)

 

H – ÖLÜMDEN SONRA DİRİLMEK

 

İnsan ölmek için doğarsa dirilmek için de ölür. Durak ve dinlenme yeri olan kabre konulur.

İnsanın gerçek yurdu ahireti dünya adı üstüne fanidir, gelip geçicidir, eğlence ve oyun yeridir.

Hz. Ali (ra)’ın ifadesiyle “insanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar.”

İnsan hayatının hesabını verecektir. İyinin de yaptığı boşa gitmeyecek, kötünün de yaptığı boşa gitmeyecek yani yanına kar kalmayacak. Bunun için ölüm kadar dirilmek ve hesap vermek de hak. Cennette cehennemde hak peygamber (sav) şöyle buyurur :

– “Her kul öldüğü hal üzere dirilecektir’ (Büyük hadis külliyatı : 5-384)

Hani tohum toprağa atmışta yeşermiştir?

Ölümden sonra dirilmek ilkel inançlarda bile vardır. Ceset için yapılanlar, yanına konulanlar ölümden sonra dirilme inancına dayanır.

Dirilmeye hazırlığı ve yüzü olmayanlar, yaşadıkları gibi inandıkları için ahiret olmasın hesap sorulmasın istiyorlar. Yok öyle şey! Hayvanlar bile dirilip hak alacaklar.

Mesleği bilen, ahiretin dehşetinden korkan azı büyüklerimiz : “Sorumlu bir insan olacağıma, gökteki uçan kuş olsaydım’ demişlerdir.”

Dirilmenin ve ahiretin olacağına dair Cenab-ı Allah dirilmeyi delil olarak örnek olaylar yaratmıştır. Bunlardan bazıları kısaca zikir edelim :

1- Mesela İsa Peygambere ölüleri diriltmesi mucizesinin verilmesi ve İsa Peygamberin ölüleri diriltmesi diğer insanlarında diriltileceğinin delilidir.

2- Cenab-ı Allah bir topluluğu öldürüp, gücünü göstermek için dirilttiği bir ayette şöyle anlatır :

“Binlercesi ölüm korkusundan dolayı yurtlarından çıkıp gittiklerini görmedin mi? Allah onlara (ölünün) dedi. Öldüler sonra diriltti. Şüphesiz Allah onlara karşı lütufkardır. Lakin insanların çoğu şükretmez.” (Bakara : 243)

Cenab-ı Allah : “Görmedim mi ?” buyurarak bu olaya dikkat çekmiş ve bu olay üzerinde düşünülmesini istemiştir.

3- İsrafil oğullarından öldükten sonra birinin dirilişi örnektir.İsrafil oğulları birini öldürmüş, suçu onun bunun üzerine atmıştır. Cenab-ı Allah’ta öleni diriltip, gerçeği ortaya çıkarmıştır. (Bakara suresi : 72-73)

Bu olayla Cenab-ı Allah öldükten sonra ölenleri dirilteceğini haber vermiştir.

4- İnançsız bir bilgin bir yere uğrar. Orada ki her şey yıkılmış dökülmüştür. Allah burada yaşılanları nasıl diriltir? Diye düşünmeye başladı. Bunun üzerine Cenab-ı Allah onu öldürdü ve yüzyıl sonra diriltti. O ne kadar uyuduğunu sordu o “bir gün veya daha az” dedi. Allah ona : “Yüz sene kaldın, yiyeceğine içeceğine bak henüz bozulmamıştır. Seni insanlara bir ibret kılalım diye yüzsene ölü tuttuk, sonra dirilttik’ dedi. Yanında ölmüş ve kemikleri kalmış eşeğini de diriltince Allah o kişi: “Şimdi iyi biliyorum ki, Allah her şeyi kaldırır” dedi. (Bakara : 259)

5- Bir güzel örnekte ashabı kehf’in uyutulup diriltilmesidir. Kuranda şöyle anlatılır :

– “Kendileri uykuda oldukları halde sen onları uyanık sandın sen onları sağa sola çevirdik. Köpekleri de mağaranın girişinde ön ayaklarını uzatmış yatmakta idi. Onlara uyandırdık biri : Ne kadar kaldık?” dedi. Bazısı  “Bir gün bazısı rabbimiz daha iyi bilir” dedi. Gümüş paralar yiyecek içecek almaya gönderdiler. Adam parayı verince hazine bulduğunu zannettiler. Onlar orada 309 yıl kalmışlardı. (Bak : Kehf suresi 18-19)

Bu örneklerden anlıyorum ki Cenab-ı Allah başta nasıl yoktan var ettiğini bile öldükten sonrada herkesi diriltecektir.

Bu konuda birkaç ayeti delil olarak nakledelim :

– Siz cansız iken size can veren Allah’ı nasıl inkar edersiniz? Sonra sizi öldürecek tekrar sizi diriltecek ve sonunda ona döndürüleceksiniz’ (Bakara: 28)

– “İbrahim Rabbine: Ey Rabbim! Ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster” demiştir. Rabbi ona : “Yoksa inanmadın mı?” dedi. İbrahim hayır inandım fakat kalbimin mutmain olması için görmek istedim” dedi. Bunun üzerine Allah: “Öyleyse dört tane kuş yakala, onları yanına al, sonra kesip parçala her dağın başında onlardan bir parça koy. Sonra da onları kendine çağır; koşarak sana gelirler. Bil ki Allah azizdir, hakimdir.”       (Bakara : 260)

– “Nihayet sura üfleyecek birde bakarsınız ki, onlar kabirlerinden kalkıp koşarak rabbine giderler.            O sırada eyvah bizi kabrimizden kim kaldırdı derler? Bu rahmanın vat ettiğidir. Peygamberler gerçekten doğru söylemişler” derler. (Yasin : 51-52)

– “Görmez mi ki insan biz onu meniden yarattık. Birde bakıyorsunuz ki apaçık düşman kesilmiş. Kendi yaratılışını unutarak bize karşı misal getirmeye kalkışıyor ve : “Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek” diyor. Dedi ki: Onları ilk defa yaratmış olan diriltecek çünkü o her türlü yaratmayı gayet iyi bilir.” (Yasin : 77-79)

– “Ölüden diriyi, diriden ölüyü o Allah çıkarıyor;
yer yüzünü ölümünün ardından o canlandırıyor. İşte sizde kabirlerinizden böyle çıkarılacaksınız. (Rum : 19)

– “Sizi Allah topraktan bir çağırdı mı, hemen kabirlerinizden çıkıverirsiniz.” (Rum: 25) “Bu diriltme Allah için pek kolaydır. (Rum : 27 ) “Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor! Ölüleri de mutlaka diriltecektir.” (Rum : 50)

– “İlk yaratmada acizlik mi gösterdik? Hayır, onlar neyi bir yaratma konusunda şüphe için dediler.” (Kaf : 15)

– “Şüphesiz sizler kıyamet gününde tekrar dirileceksiniz.” (Müminun : 16)

Evet, bu ayetlere her şey yarattığını öldürüp tekrar dirilttiğini, bunun kendisi için zor olmadığını bildiriyor.

 

I-        ÖLÜNÜN RUHU NEREYE GİDER ?

 

Bazıları ruhun bedenden ayrıldıktan sonra başka bir bedene veya hayvana geçtiğini inanırlar bu daha çok ilkel toplumlarda ve ilkel dinlerde mevcut olan bir inanıştır.

Bu inanç dirilip hesap vermeyi inkar etmek için ileri sürülmüş ve bu günde ahireti inkar etmek isteyenler tarafından desteklenen bir inançtır.

Ruhun başka bedene geçmesi İslam inancına uymaz. Ruh bir bedenden çıktıktan sonra ortalıkta dolaşıp durmaz. Kendilerini medyum ilan edip ruh çağırdığını söyleyenler, yalan söyler. Bazı ruh çağırmalarında bazıları tertiplidir. Bazıları da cinlerden yararlanır.

Ölüm olayı olduktan sonra ölenin dünya ile ilişkisi kesilir. Ruh geri dönmediği gibi başka bir varlığı  da geçmez. Çağrıldığı zamanda gelmez.

Eğer ruh gelseydi, kalanlara ilişki kursaydı, sadece çağırdıkları zaman gelmezler dünyadaki çok sevdikleri yakınları ile ilişki kurarlardı.

Kurana da : ‘Müşrikler görmüyorlar mı ki, onlardan önce  nice kavimleri helak ettik onlar tekrar dönüp te bunlara gelmezler.’ (Yasin : 31)

– “Müşrikler kendilerine ölüm gelip çattığında : “Rabbim beni geri gönder” der. Boşa geçirdiğim dünyada iyi şeyler yapayım. Bu onların ağzından çıkan boş bir laftan ibarettir. Onlar için dirilecekleri güne kadar berzah vardır” (Müminun : 99-100) ( Berzah ruhların eğleştiği yerdir.)

Ruhun başka bir bedene geçmesine tenasüh denir. Bu nazariye temelsiz, tutarsız bir teoridir. İdeolojiktir, dinsizlik temeline dayanır. Daha dün inançsızlıkları sebebiyle (ruh yoktur) diyenler, bu gün ruh göçünden bahsediyorlar.

Bu gün eğer ruh çağırma olsaydı ruhlar da gelebilseydi o kadar çok fail meçhul cinayet var ki öldürülenin ruhu çağırılırdı. (Seni kim öldürdü?) denirdi. Ama denilemiyor.

Ruh çağıranlar doğru söyleseydi parasını, altınını bir yere koyanlar var, buna bulunamıyor. Çağırırlardı o adamın ruhunu bunu elde ederlerdi.

Ölüden ses çıkmadığı gibi ruhtan da ses çıkmaz. Ruh berzahtan ayrılıp orada burada hazır olmaz. “Falancanın ruhu hazırdır demek doğru olmaz.” (İmdat! Falancanın ruhu yetiş) demek şirktir.

Allah kuranda : “İnsanların çoğu şirk koşarak inanırlar’ buyuruyor. İslam dinine göre her ruh ayrı ayrı yaratılmıştır. Her bedenin ruhu ayrı ayrı kendine aittir. Bazı ruh hastalarının kendilerinin başkası zannetmesi ruhun bedenden bedene geçtiğinin delili olamaz. Ruh ölçü inancı bazılarında ölüm korkusundan ve yok olmaktan kaynaklanıyor. Firavunlar bunun için cesetlerini mumyalatıp bir ruhun bedeline girmesini ve tekrar hayata dönmelerini beklemişlerdir.

Bedenleri ayrı ayrı yaratan Allah parmak uçlarını, seslerini, genlerin farklı kıran Allah ruhları ayrı ayrı yaratmıştır. Ruh ayrı ayrı olmasaydı hangi bedenden hesap verilecektir. Hangi bedenden cennet ve cehenneme girecek ?

Sözün özü ruh göçü diye bir şey yoktur. Ruh göçüne inanmak şirktir. Her bedenin ruhu ayrıdır. Kabir ve ahirette azap ruhadır.


Bu yazıyı 2.987 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here