Dinde insan doğruyu bilmez ve dosdoğru inanmazsa sapıtıverir.

İşine gelmedi mi, kaderi zalim ilan edip, kendi akılını, iradesini unutur.

İstemediği bir şey olunca, “Kötü kader”, “Kara talih” der.

İnsan bile bile yapar yapar; “Alın yazısı” der. Suçu üzerinden atar.

Tedbir almaz, çalışmaz, “Kader” deyip yatar. Uyarılınca “Tevekkel Allah” der.

    İnsan kolay kolay suçunu kabul etmez. Suçlu daima başkasıdır.

    Allah şöyle uyarır:

  • “Başınıza gelen musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir.“ (Şura:30)
  • “Kim iyi iş yaparsa, kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa, kendi aleyhinedir.” (Fussılat:46)

Kısaca bilinmesi gereken şudur: Cenab-ı Allah iyi, kötü her şeyi yaratır. Kulunu verdiği akıl ve iradeyle baş başa bırakır. Kul istediğini tercih eder. Allah’ın verdiği gücü istediği yönde kullanır.

 

*              *              *

 

İnsan işlerinden, olanlardan sanki sorumlu değilmiş gibi düşünülüyor.

        İnsan yaptıklarını kendi istek ve iradesiyle yapmaktadır. Bunun için yaptıklarından sorumludur. Kötülük yapıp da cezasını çekerken kendini kader kurbanı ilan edemez.

İnsan yaptığı iyi bir iş için sonucuna bakıp “İyi ki böyle yapmışım!” demiyor mu? Olmayan bir şey için de “Keşke şöyle yapsaydım!” demiyor mu? Bu insanın hür iradesinin ispatı değil midir?

Allah kötülüğü emretmez. Çünkü kötülüğe razı değildir. Bu konuda zorlaması da olmaz.

İnsan nereye yönelirse, oraya gider. Tıpkı asansörde hangi düğmeye basarsa oraya gideceği gibi.

İnsan, işler düzgün, menfaatine uygun giderse kendisinden biliyor. Eğer işler ters giderse, sonuçtan hoşlanmazsa kötü kader oluyor. “Ne yapalım Allah böyle yazmış” diyor.

 

*              *              *

 

Allah’ın zorlaması ile kader kurbanı olduklarını düşünenler oluyor.

        Mesela; suçu işlemiş mahkeme suçlu bulup hapse atmış, bunlara kadar kurbanları deniyor. Sanki onların suçu yok, öyle takdir edilmiş, alın yazıları öyle yazılmış.

Allah kullarını yaratırken iyilikte de, kötülükte de, imanda da, küfürde de boş olarak yaratmıştır. Mesela; şeytanı Allah kötü olarak yaratmamış; şeytan isyan ettiği için kötü olmuştur. İnsanları da cennetlik, cehennemlik olarak yaratmamıştır. İnsanın hem cennette hem de cehennemde yeri vardır. Nereyi arzular, neresi için çalışırsa oraya gider.

Atalarımız: “Arayan mevlasını bulur, arayan da belasını bulur” demişlerdir.

Eğer kaderde bir zorlama olsaydı kul; “Allah’ım beni niye kötü olacak, kötülük yapacak diye yazdın? Beni cezalandıramazsın,” derdi.

Kur’an’da: “Allah kulun küfrüne razı olmaz.” (Zümer:7)

  • “Allah kötülüğü emretmez.” (A’raf:28)
  • “Sana gelen kötülük kendindendir.” (Nisa:79) buyuruyor ve kulun işlerinde hür olduğunu bildiriyor.

 

*              *              *

 

Kader böyleymiş” deyip oturan felaketi bekleyen sonra da “Allah’tan geldi, ne yapayım” diyenler oluyor.

        Evet; Allah’tan geldi, ama o kişi istedi de öyle geldi.

Takdire tedbir gerekir. Kur’an’da: “Ey iman edenler! Tedbirinizi alın.” (Nisa:71) “Kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın.” (Bakara:195) buyrulmuştur.

Peygamber (as) karantina uygulamıştır. “Ey Allah’ın kulları, tedavi olun,” buyurmuştur.

Kul isterse kaderi değiştirir. Bir hadiste: “Dua kaderi değiştirir.” (Ramuz el-Ehadis:486/11)

  • “Sadaka kaza ve belayı defeder,” buyurur.

Kâfir, iman ederse kaderi değişir.

İnsan intihar ederse, ölümün şekli değişir.

Peygamberimiz yıkılacak olan duvarın yanından hızlıca geçmiştir.

Hz. Ömer (ra) şöyle dua etmiştir: “Allah’ım eğer adımı şakiler arasında yazdıysan sil. Eğer saidler (iyiler) arasında yazdıysan sabit kıl.”

İnsan çalışmazsa rızkından mahrum olur. Öğrenci çalışmazsa başarılı olamaz.

 

*              *              *

 

Çalışma yok, tedbir yok işleri Allah’a havale edip “tevekkel-Allah” denirse yanlış olur.

        Gerçek tevekkül bu değildir. İşini eksik yapan, “Bana bir şey olmaz,” diyerek tedbir almayan, tevekkül etmiş olmaz.

Atalarımız: “Yuvasında uyuklayan kuşu Allah doyurmaz,” demişlerdir. Her şey bir sebebe bağlıdır.

Tevekkül, her sebebe sarılıp, işini tam yaptıktan sonra Allah’a güvenip dayanmaktır.

Peygamber (as); devesini bırakıverip camiye giren adama:

  • “Deveni ne yaptın?” diye sorar. Adam:
  • “Allah’a havale ettim,” der. Bunun üzerine Peygamber (as):
  • “Deveni sağlam kazığa bağla, ondan sonra tevekkül et,” demiştir. (Tirmizi, Kıyamet:60)

Bir güzel örnek de şöyle:

Hz. Ömer tembel tembel oturanlara sorar:

  • “Siz ne yapıyorsunuz?”
  • “Biz tevekkül edenleriz,” dediler. Hz. Ömer:
  • “Siz mütevekkiller değil, tembellersiniz. Bilin ki, ne gökten altın yağar, ne de gümüş,” demiş. Onların dağılmalarını istemiştir.

Tevekkül inancı, tembelliğe ve miskinliğe pirim veren bir anlayış değildir.


Bu yazıyı 3.311 kişi okudu.

Araştırmacı Yazar
Mustafa ÖSELMİŞ