Kitaba bilgiye ve bilgine gereken değeri verebiliyor muyuz?

Hz Aliye atfedilen bir söz vardır:
“İlim, aşağıdakileri yükseltir, cehalet de yüksektekileri alçaltır…”
Yine Hz. Ali şöyle demiştir:
“ilim servetten daha kıymetlidir; çünkü serveti sen korursun halbüki ilim seni korur.”
İkrime (ra), “ ilmi ancak hakkını veren kimselere öğretiniz.” Demiştir. Kendisine, “ ilmin hakkı nedir?” diye sorulduğunda şöyle cevap vermiştir.
“ilmin hakkı, gereğini yaşamak veya yaşayacak olanlara öğretmektir.”
Cenab-ı Allah da: “Sakın cahillerden olma!” ( En’am:35) “ Cahillerden yüz çevir” (A’raf:199) diyor.
Peygamber(as)ı” dünyayı isteyen ilme sarılsın, ahireti isteyen ilme sarılsın, hem dünyayı hem ahireti isteyen ilme sarılsın” tavsiyesinde bulunmuştur.
İslam tarihinde ilme gereken önem verilmiştir buna iki örnek verelim
Türklere anadolu’nun kapılarını açan “Malazgirt fatihi Alparslan. Bazı kaynakların iddia ettiği gibi, kültürsüz bir hükümdar değildi. Ayrıca büyük bir bilgin olan ve bir çok eserler veren nizam’ül Mülk gibi bir vezire sahipti. 600.000 esere sahip olan Bağdat medresesi bu kültürlü vezir tarafından kurulmuş , Melik Şah da yine onun tarafından sıkı bir eğitimden geçmiştir. İmam-ı gazali ,Ömer Hayam gibi büyük düşünür ve şairler o devirde yaşamıştır. Bütün Selçuk Ülkelerinde kurulan İslam yüksek okullarında din derslerinin yanı sıra hukuk gibi sosyal matematik , astronomi ve tıp gibi de fen dersleri okutulurdu. Sonunda Anadolu da bu ilim kervanına katıldı. (F.K Kıenitz, büyük sancağın gölgesinde : S.122)
İstanbulun fatihi büyük Türk padişahının istanbuldaki ilk işide ilmi ele almak ve ilim yuvalarını yaptırmak oldu Fatih Camiinin yanında “Sahn-ı Semen” denilen sekiz medrese yaptırdı. Kaynaklara göre fatih , Sahn-ı semen de ilmi çalışmaları izleye bilmek için bir oda istedi. Medreseye tayin ettiği hocalar :”Bunları siz yaptırdınız ama size bir oda veremeyiz . çünkü talebe değilsiniz “ dediler Fatih imtihan edildi. İmtihanı kazandıkdan sonra hayatı boyunca ilmi araştırma ve çalışmaları o odada takip etti Fatih ‘in hatırası için bu oda içindeki minderi ve rahlesi ile beraber 1923 yılına kadar değiştirilmeden muhafaza edilmiştir.
Bakın şu örnekte ne kadar acı! Bu örnek batının medeniyet adına işlediği cinayetlerden sadece bir örnektir.
Haçlı ordularına mensup Batılı askerler, müslümanların kurdukları kütüp¬haneleri ve medreseleri acımadan yakmışlar ve bunu yaparken büyük bir zevk duymuşlardır.1492’de Gırnata alındıktan sonra bütün kitaplar yakıldı.Çı¬kan alevler»yükselen dumanlar görenleri dehşete düşürdü.Kitaplar “hain”de nilerek ateşe atılıyor ve keyfle yanışı seyrediliyordu.1500’de başpiskopo¬sun 5000 kitabı kendi eliyle yaktığı rivayetler arasındadır.İmparator The’ odose İskenderiye kütüphanesini ve bütün mabetleri yaktırdı.Rivayete gö¬re kütüphanede 300.000 eser kül haline gelmişti.
Öncekilerin alime saygısı neydi biliyor musunuz? Bu konuda birkaç örnek sunalım
Türk tarihinde kültür hayatına büyük önem verilmiş, devlet’’ve millet’ devleti asırlarca ayakta tutacak,milleti mutlu edecek ellere teslim edil¬miştir. Selçuklu vezirleri ilmi hüviyetleri ile tanınmış kişilerdi.Divan üyeleri,vezirler ve devlet kademesinde görev alacak kimseler âlimler ara-sından seçilirdi.Devletin politikası,ülemanm ilmi görüşlerine dayanıyor- du.Alimler devlete,devlet alimlere sahip çıkmış,her yerde ilim yuvası aç-mak »kütüphane kurmak âdet haline gelmişti.
OsmanlIlarda Selçuklulardan devralınan miras devam ettirilmiştir.Alimler vergiden muaf tutulmuş,ilim yuvaları insan unsurunu yetiştiren yerler halinde çalışmış,eser yazan ve tercüme edenlere eserin ağırlığı kadar al¬tın verilmiştir.
Alimler devlet adamlarının yanında yer almış,bir yandan halkla diya¬logu gerçekleştirirken diğer yandan da hatalarından dolayı devlet adamla¬rını ikaz etmişlerdir.
Osmanlı İmparatorluğunun kurucusu Osman Bey’in ilk veziri büyük âlim
Alaaddin Pasa1 dır.Daha sonraki vezirler de âlimler arasından seçilmistir.
Bu âlimler her zaman padişahın yanında bulunur ve müşavir olarak vazife
görürlerdi.Padişah da onlara karşı bir kusur islemez,onların önünde saygıyla eğilirdi.
Fatih’in babası Molla Gürani’yi hoca olarak tayin ettikten onra eline
bir değnek vermiş ve Manisa’da bulunan oğlu şehzade Mehmed’in yanı
na göndermişti.Değneği gören Şehzade sordu:
-Bu değnek ne içindir?
-Bunu devletlü baban verdi.Taki derse muhalefet edersen seni bununla cezalandıracağım.
Şehzade ilk önce saka aannetti.Bir gün derse iyi hazırlanmadığı için
ı ‘
dayağı yedi.Bunun için Şehzade babasına şikayette bulundu.Padişah II.Murat Molla Gürani ile anlaştı.Birgün Şehzade Mehmedin yanında babasına da değ¬nek kaldırılınca II.Murat ,Şehzade Mehmed’e dönerek:
-Oğlum çalışmaktan başka çare yok,bak hocan beni de dövecek,demişti. Bundan sonra Şehzade saygıda kusur etmedi .Yanına geldiğinde her defasın da ayağa kalktı.
Fatih’in kendisini yetiştiren diğer hocası Aksemseddin’e karşı göster¬diği saygı da dillere destandır.İstanbulun fethi sırasında Fatih hocası¬nın arkasında-yürümüş Bizans halkı Aksemseddin1 i padişah zannetmişti.
Fatih’in hocası Molla gürani,padişahın yemek yediği bir sırada yanı¬na girmiş ve elbisesinin ihtişamı ile yemek takımlarının som altından olduğunu görünce kızmış:
-Elbisen haram,yemeklerin haram.’ Haramdan kaçın »demiştir.
Hocası Molla Gürani’nin bu uyarısından sonra genç padişahvkıyafeti¬ni ve sofra takımlarını sadeleştirmiştir.
Yıldırım gibi bir padişaha “yaptırdığın cami çok güzel,ama dört köşesin de dört meyhane eksik”deyip ayyaşlığını yüzüne vuran,mahkemede şahitliğini
reddeden Emir Buhari vardı.
Molla Ali Cemâli ,Yavuz Sultan Selim’in huzuruna her girişinde »Allah zalimleri sevmez “had isini okurca öyle girerdi.
Kanuni,Süleymaniye Camiini yaptırırken temel taşını “Bu işe benden da¬ha lâyıktır”diyerek büyük âlim Ebüssuud Efendi’ye koydurtmuştur.Cami bi¬tince de anahtarını teslim ederken Mimar Sinan’a “Bu camiyi sen yap tın,ka¬pılarını ibadete açmak senin hakkmdır “diyerek Camiyi de ibadete Mimar Sinan’a açtırmıştır.
Emir Sultan,Yıldırım Beyazıt’m kızı Hundi Hatunla evlenmek istemiş ve Sadrazam Çandarlı Ali Paşa’ya aracılık yapmasını rica etmiştir.Çandarlı Ali Paşa:
-Sen fakir bir dervişsin.Soyunu ve haddini neden bilmezsin?diyerek is¬teğini hakarette bulunmuş tu.Hadise Yıldırım’m kulağına gel¬miş ve Veziri çağırarak :
-lala,Şarkın en büyük bilginine ziyade ayı p etmişsin.Biz de asalete önem veririz.Ancak ilmin de âliminde bir asaleti olsa gerektir.Biz ilim sahibi bilgini kendimize damat edinmeyi münasip buluruz,demiş ve kızını emir sultan’a vermiştir.
Bursa’da Molla Fenari mahkemede Yıldırımının sahittiğini kabul etme¬miş tir .Yıldırım ise bu duruma itiraz etmemiştir.
Zenrbilli Ali Cemâli Efendi, Yavuz Sultan Selim’le konuşurken daima
‘ ı
“Allah zalimleri sevmez”diyerek söze baslardı.
Yavuz Sultan Selim,Ibni Kemal’i çok sever,onun sohbetlerinden ziyade hoslanırdı.Birgün atları ile yolda giderken;îbni Kemal’in atının ayağından sıçrayan bir çamur Yavuzun elbisesini kirletmişti.Yavuz’un asabiliğini bi¬len İbni Kemal telaşlandı.Yavuz:
-Üzülme hocam,ulemanın atının ayağından sıçrayan çamur,biz im için bir ziynettir’Dedikten sonra yanındakilere dönerek ölünce bu çamurlu elbisenin sandukası üzerine örtülmesini vasiyet etti.


Bu yazıyı 103 kişi okudu.

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.