Korunma ve Tedavi

     A – KORUNMA

Hastalıklar, genellikle ihmalden, tedbir almamaktan ve korunmamaktan kaynaklanır.

Kur’an’ın emrine göre, insan kendini tehlikeye atmayacaktır. (Bakara:195)

Farz olan orucu bile sağlık söz konusu ise yolculuk, hastalık gibi nedenlerle kazaya bırakacak sonra iyileşince tutacaktır. (Bakara:185)

Hacta bir rahatsızlığı olan oruç veya sadaka veya kurban olmak üzere fidye verir. (Bakara:196)

 

*                 *               *

     Dinimizde önce sağlık gelir. Sağlık olmadan dinin emirleri yerine getirilemez. Onun için sağlık korunacaktır. Bu Allah’ın da, peygamberin de emiridir.

 

 

Peygamber (as):

“Hastalığa yaklaşmakta tehlike vardır.” Buyurur. (Ebu Davut:3923)

 

*                 *               *

 

–   “Cüzamlıdan aslandan kaçar gibi kaçınız” demiştir. (Buhari, Tıp:19)

 

*                 *               *

 

Genellikle hastalıklar, insan dışkısı ile, idrarla, tükürükle, sümükle, kanla, yara ile cinsi ilişki ile, öpme ile, öksürük ve hapşırma yolu ile bulaşır.

Peygamber (as) mescidin avlusuna idrarını yapanın idrarını örttürmüş ve bir kova suyu üzerine döktürmüştür.

Peygamber (as) ashabına şöyle demiştir:

“Sizden birinizin mescitte iken balgamı gelirse başkasının elbisesine vücuduna bulaşmaması için onu kaybetsin.” (Ahmet bin Hanbel:1/179)

 

*                 *               *

 

Öksürmede, aksırmada ağzın kapatılmasını tavsiye etmiştir.

Peygamber (sav) 622’de Medine’de sıtma hastalığından korunmak için bataklıklara 30 bin hurma fidanı diktirmiştir, bataklığı kurutmuştur.

Bunlar, bugün normal sayılabilir ama 1400 yıl önce alınan tedbirler olarak bakılınca düşündürücüdür.

 

     B – TEDAVİ OLMAK

     Tedavi olmak, hastalığın iyileşmesi için  çareler aramak, doktora gitmek, ilaç kullanmak, peygamber (as) ın emir ve tavsiyeleri arasındadır.

 

*                 *               *

 

Peygamberimiz (sav) şöyle buyurur:

“Her derdin bir devası vardır. O derdin devası bulunduğu zaman iyileşir.” (Müslim Selâm:69)

 

*                 *               *

 

“Allah, verdiği derdin devasını da yaratmıştır.” (Salih-i Buhari, Tec.Sarıh:1959)

 

*                 *               *

     – “Ey Allah’ın kulları tedavi olun. Çünkü Allah yarattığı her hastalık için mutlaka bir şifa ve deva yaratmıştır. Ancak ihtiyarlık ve ölüm hariç.” (Tirmizi, Tıp:2)

– “Allah, şifasını yaratmadığı hiçbir hastalık vermez.” (Buhari, Tıp:12)

 

*                 *               *

     Ebu Hureyra’nın naklettiği bir hadiste de:

“Allahü Teala her ne hastalık indirmiş ise onun devasını da indirmiştir.” (Ebu Davut, Tıp:10)

 

*                 *               *

     Bir gün peygamber (as): “Tek bir hastalığın ilacı yoktur.” Diyince Ashap sorar:

–   “O hangi hastalıktır ya Rasûlullah?”

Peygamber (as)

“İhtiyarlıktır.” Buyurur. (Buhari Tıp:1)

 

*                 *               *

     Numan İbni Beşir (ra) şöyle nakleder:

Peygamber (as) şöyle dedi:

“Derdi veren Allah, devayı da verir. O devası olmayan bir dert vermemiştir. Ancak bir dert hariç. O da ihtiyarlıktır.” (Ramuz el-Ehadis:106/6)

 

*                 *               *

 

İnancımıza göre hastalık değil tedavi kaderdir. Ayrıca tedavi tevekküle mani değildir. Tedavide hurafelere asla yer yoktur.

 

*                 *               *

 

Hastalıkların bir imtihan olduğunu düşünerek sabır göstermenin, “beterin beteri vardır” diyerek hâle şükretmenin önemi büyüktür. Sabrın mükafatı da büyüktür.

 

Peygamber (as) ın sabredene şöyle bir müjdesi vardır.

–   “Kul, belayı uğratılarak gözlerinden mahrum edildiğinde sabrederse, gözlerinin karşılığı olarak ona cennet vardır.” (Riyaz üs Salihın:34)

 

*                 *               *

 

Şifa Allah’tandır. Doktor ve ilaç hastalığın geçmesi için vasıtadır. Şifa veren, iyileştiren Allah’tır.

Kur’an’da İbrahim (as) ın şöyle dediği belirtilir:

“Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur.” (Şuara:80)

 

*                 *               *

 

Hastalık da şifa da Cenab-ı Allah’tan geldiği için Allah Rasûlü şöyle tavsiye etmiştir:

     –   “Allah’tan, dünyada da ahirette de lütuf ve afiyet isteyin.” (İbni Mâce, Dua:5)

 

Rasûlullah (sav) tedavide dikkat edilecek bir hususu şöyle işaret etmiştir: Tedavi olunacak, derman aranacak ancak haramla tedavi olunmayacaktır. Şöyle buyurur:

“Allah, derdi verdiği gibi her dert için de ilaç yaratmıştır. Bu sebeple tedavi olunuz. Fakat, haramla tedavi olmayınız.” (Ebu Davut, Tıp:11)

 

*                 *               *

 

“Allah şifayı haram kıldığı şeylerde yaratmamıştır.” (Buhari, Eşribe:248)

 

*                 *               *

 

     –   “Haramdan şifa olmaz.” (Müslim, Eşribe:12)

“Allah, şifanızı sarhoşluk veren şeylerde yaratmamıştır.” (Buhari, Eşribe:15)

 

 

 

Allah Rasûlü, vahiy gelmiş ve içkinin haram olduğunu bildirmişti.

Ashaptan biri:

–   “Biz onu tedavi maksadıyla kullanıyoruz ya Rasûlullah!” diyince Peygamber (as):

–   “O, ilaç değil hastalıktır.” Cevabını vermiştir. (Müslim, Eşribe:3)

Tarık İbni Suveyd (ra) Peygamber (as) a alkolle tedaviyi sordum, bana: “O, deva değil derttir.” Buyurdu der. (Tirmizi,Tıp:8)

 

*                 *               *

     Allah ve Rasûlünün emirlerine göre tedavide temiz ve helal şeyler kullanılacaktır. Haram ve pis şeylerle tedavi olunmayacaktır.

Denize düşen yılana sarılır” deyip, dertli insanların önüne yanlış tedavi yolları konulmamalıdır.

Çocukluğumda şöyle hatırlı-yorum:

–   Karnı ağrıyana köpek pisliği, tavuk pisliği tavsiye edilirdi.

– Bir kadın yüzüme baktı “bu çocuk sarılık olmuş idrarını içirin” dedi.

–   Burkulma ve şişmelere inek pisliği sarılırdı. Kayseri’de ev sahibimiz buzda kaymış düşmüştü. Böyle sardılar, sonra ayağı kesildi.

–   İşi, geçimi iyi olmayan aileler de beylere hayız kanı içirilmesi âdeti olduğunu duydum. Kan pistir, haramdır. Hele hayız kanı Cenab-ı Allah vücutta tutmayıp dışarı attırıyor. Nasıl içirilir, nasıl içirilir?

–   Büyüklerin artığında şifa olmaz. Türbede şifa olmaz.

–   Üşümemek, donmamak için alkol önerilemez. Alkol alanların donduğu, almayanların donmayıp kurtulduğu görülmüştür.

–   Zayıflatması için alınan şarabın şişmanlattığı görülen bir gerçektir.

–   Yeni doğan çocuğa sağlıklı olsun diye kakası yedirilemez.

Cahil kesimlerde batıl yollarla tedavi yollarına giderildiği haberlerini sıksık okuyoruz, duyuyoruz.

Geçen yıllarda Hindistan’da veba hastalığı artınca bir araştırma yapılmış, tapınakların bodrumunda rahatsız olanların farelere yiyecek koyup sonra da paylaştığı görülmüştür.

Yine bir gazete haberi de şöyle:

 

Alt ‘kast’a inek idrarlı tedavi:

     Hindistan’da yukarı kasttan bir okul müdürü, okuldaki aşağı kasttan öğrencileri inek idrarı ile “arındırdı”. Times of India gazetesinin haberine göre, yukarı kasttan Sharad Kaithade, sınavlar arasında kendisi gibi yukarı kasttan bir öğretmene, aşağı kasttan öğrencilerin üzerine inek idrarı serpmesini emretti. Öğrenciler, okul müdürünün “arındıktan sonra daha iyi çalışırsınız” dediğini söyledi. Geleneksel Hindu kast sıralamasında en aşağıda yer alan Dalitler (dokunulmaya değmezler) hâlâ, yaygın olarak, yukarı kastların tapınaklarında düzenlenen ayinlerde dövülüyor ya da kurban olarak öldürülebiliyor. (22 Nisan 07 – Yenişafak)

 

Peygamber (as) ın sünnetinde haramla, necasetle ve pis şeylerle tedavi yoktur.

 

 

     C – TEDAVİ YOLLARI:

     Peygamber (sav) hasta olmamak için yaptığı tavsiyelerin yanında hasta olanlara da tedavi yollarını göstermiştir. Hastalara bitkilerden ilaç elde eden kimselere gitmesini tavsiye etmiştir. Tavsiye ettiği tedavi şekillerini bizzat kendisi uygulamıştır.

 

*                 *               *

 

Peygamber (as) ın tavsiye edip uyguladığı tedavi yollarından bazıları şöyle sıralayabiliriz.

     –   Ateşli hastalıklarda; peygam-ber (as) soğuk kuyu sularını tavsiye etmiştir:

“Ateşli hastayı su ile serinletin.” (Müslim Selam:82) buyurmuştur.

– Rafi İbni Hadiç (ra) peygamber (as) şöyle dedi der:

–   “Hararet (ateş) cehennemden bir kabarmadır. Hararetinizi soğuk su ile soğutunuz.” (Buhar, Tıp:28)

 

– “Sıtma ve ateşli hastalıklarda bir kırba suyu başından döküp yıkanın.” (Ramuz el-Ehadis:530/4)

– Enes (ra) peygamber (as) ın şöyle dediğini rivayet eder: “Sizden biri hummaya yakalandığı zaman onun üzerine üç gece seher vaktinde su dökünüz.” (Age:42/13)

 

*                 *               *

 

Peygamber (sav) bazı hastalara yaylalara çıkmasını, bazılarına da seyahat etmesini önermiştir. Şöyle buyurur:

  “Seyahat edin ki sıhhat bulasınız.” (Müsnet:2/380)

– “Yolculuğa çıkınız, sıhhat bulur-sunuz.” (Age)

–   “Bir grup insan peygamber (as)a şöyle demiştir:

     –   Biz göçerdik, Medine’ye yerleştik bu bize yaramadı.

     – Peygamber (as) onlara: “Geldiğiniz yere dönün” cevabını vermiştir.” (Buhari, Tıp:27)

Peygamber (as) sıcaktan sakınmayı tavsiye etmiştir.

–   “Sıcaklar arttığında kan aldırarak sıcağın vereceği zararı önleyiniz. Aşırı sıcaktan kan hücum ederek öldürmesin.” Sıcağın vereceği zararı önleyiniz. Aşırı sıcaktan kan hücum ederek öldürmesin.” (Ramuz el-Ehadis:71/6)

 

*                 *               *

 

“Gölgede olduğunuzda, size güneş gelirse hemen kalkıp gölgeye gidin. Zira orası zararlıdır.” (Ali Rıza Karabulut, Tıbb-ı Nebevi:1/296)

 

*                 *               *

 

Hz.Aişe (ra) güneşte su ısıtırken peygamber (as) ona:

–   “Ya Aişe! Böyle yapma! Güneşte ısınan suyu kullanmak cilt hastalığı yapar.” Demiştir.

 

*                 *               *

     Bugün ilim adamlarımız güneşte fazla kalmayın diye uyarıyor. Cilt kanserine sebep olur diyorlar. Tansiyon, kalp ve şeker hastalarının güneşe çıkmamalarını öneriyorlar.

Güneşte fazla kalmak, katarakt riskini arttırdığını bilim adamlarımız açıklıyor. (04.08.2007, Yenişafak)

İstanbul Üniversitesi Cerrah Paşa Tıp Fakültesi doktorlarından Prof.Dr.Oğun Çetinkale, güneşte kalanlarda deri kanseri vakalarının çok sık görülmeye başladığını açık-lamıştır. (06.08.2007, Yenişafak)

 

*                 *               *

 

Peygamber (as) sağlıklı olmak ve sağlıklı yaşamak için kan aldırmayı tavsiye etmiştir. Şöyle buyurur:

“Tedavi olduğunuz şeylerin en hayırlılarından biri kan aldırmaktır.” (Ramuz el-Ehadis:149/6)

 

*                 *               *

 

–   Ebu Hureyra (ra) şöyle nakleder: “Hacamet (kan aldırmak) hastalıklara şifadır.” (Age:202/4)

 

*                 *               *

 

– Peygamber (as) baş ağrısından şikayet eden birine: “Başı ağrıyan kan aldırsın.” Buyurmuş, kan aldırmasını tavsiye etmiştir. (Müslim, Selam:71)

 

*                 *               *

 

Peygamber (as) aç karnına kan aldırmayı tavsiye etmiştir: “Aç karnına hacamat olmak şifadır, devadır. Tok karnına hacamat olmak derttir. Ayın on yedinci günü olmak şifadır. Salı günü olmak da beden için sıhhattir…” (Ramuz el-Ehadis:202/2) buyurmuştur.

 

*                 *               *

 

 

Bir hadislerinde de şöyle buyurur:

“Başın ortasından kan aldırmak, deliliğe, cüzama, uyuşukluğa, baş, diş ve göz ağrılarına faydalıdır.” (Age:318/6)

–   Ebu Bure (ra) dan rivayet edilen bir hasite Allah Rasûlü şöyle buyurmuştur:

Tedavi olduğunuz şeylerden şu üç şeyde şifa vardır:

  1. 1.   Kan aldırmak,   
  2. 2.   Bal şerbeti,
  3. 3.   Dağlama (Elektrik tedavisi)”

(Age:149/7)

 

*                 *               *

 

Rasûlullah (sav)e göre perhiz tedavinin başıdır:

Cafer b.Muhammed (ra) şöyle der:

– “Peygamber (as)a bir sepet taze hurma hediye gelmişti. Hz.Ali ise sıtma hastalığından rahatsızdı, ona yedi tane hurma verdi ve ‘Bu kadar yeter. Çünkü sen hastasın’ dedi.

     – “Azı karar, çoğu zarar” hesabı peygamber (as) birden kuvvetli bir gıda olan hurmayı sınırlı yemesi gerektiğini belirtmiştir.

Allah Rasûlüne göre ölçülü yenilip içilecektir.

 

*                 *               *

 

Bazı hastalıklara fazla su içmesi zararlıdır. Bunu bir hadislerinde şöyle ifade etmiştir:

– “Allahü Teala bir kulu sevdi mi onu dünyadan korur. Tıpkı sizin birinin hastasına suyu yasaklaması gibi.” (Tirmizi, Tıp:1) demiştir.

 

*                 *               *

     Ukke İbni Âmir (ra) Allah Rasûlü şöyle buyrdu:

–   “Hastalarınızı yiyip içmeye zorlamayın.” (Age:4)

Zorla yedirmek, hastaya yaramaz. Atalarımız bunu: “İstenmeyen aş, ya karın ağrıtır ya da baş” demişlerdir.

 

Hz.Aişe (ra) peygamber (as) ın şöyle dediğini nakleder: “Sütlü çorba hastanın kalbini dinlendirir. Hüznünün bir kısmını da alır.” (Buhari, Tıp:8)

Perhiz, yiyip içmemek değildir. Aç kalmakla olmaz. Perhiz; ölçülü yemek, ihtiyaç kadar yemek, rahatsızlık verecek şeyleri yememektir.

 

*                 *               *

 

Büyüye ve büyücüye karşı peygamber (as) önce büyü (sihir) yapmanı büyük günahlardan biri olduğunu bildirmiştir.

Büyü, insana büyük zararlar verdiği, insanın aklını, mizacını ve sağlığını bozduğu için kendisine büyü yapılan hasta olur, dengesi, kimyası bozulur.

Peygamber (as): “Sihir yapmak-tan sakınınız.” (Müslim, İman:44) buyurmuştur.

Büyüye ve büyücüye karşı Ayete’l Kürsi, İhlas, Felâk ve Nâs Sûreleri’nin okunmasını tavsiye etmiştir.

 

*                 *               *

 

Peygamber (as) Nazar (göz değmesi) hakkında tavsiyelerde bulunmuştur. Çünkü nazarın vereceği zarar büyüktür.  “Nazar, insanı mezara, deveyi kazana koyar” buyurmuştur.

Bir hadislerinde de: “göz değmesi haktır” (Buhari Tıp:36) buyurmuştur.

Allah Rasûlü nazar değmesi konusunda şu tavsiyelerde bulunmuştur.

–   “Eğer hoşunuza giden bir şey olursa, ‘Bârekellah’, ‘Maaşallah’ deyin.” (Tirmizi, Tıp:32) buyurarak nazarın değmesini önlemeyi tavsiye etmiştir.

Nazar değen kimseye de abdest almasını, abdest suyunu üzerine dökmesini tavsiye etmiş ve:

–   “Nazar değen yıkansın, abdest alsın.” Buyurmuştur. (Ebu Davut, Tıp:15)

Hz.Aişe (ra): “Allah Rasûlü, nazara karşı okumayı emrederdi.” Demiştir. (Ramuz el-Ehadis:549/13)

Allah Rasûlü, göz değmelerinde Fatiha, Ayete’l-Kürsi, İhlas, Felâk ve Nâs Sûrelerini okumuş ve bunların okunmasını tavsiye etmiştir.

 

*                 *               *

 

Peygamber (as) deri ve cilt hastalıklarında kına kullanmayı tavsiye etmiştir.

Kına, Arabistan’da yetişir. Tedavi maksadı ile kullanılır. Kurutucu, sertliği, yumuşatıcı, yanıklara sürülür, ağrı giderici, uyuzu tedavi edici, saç bitirici ve stresi önleyici olarak kullanılır. Ayrıca; güzellik maksadıyla da kullanılmaktadır.

 

*                 *               *

 

Peygamber (as) şöyle buyurur:

–   “Kına ile boyanınız. Zira kına; gençliğinizi, güzelliğinizi, istek ve arzularınızı arttırır.” (C.Sağır:1/11) + (Ramuz el-Ehadis:20/3)

Peygamber (as)a hizmet etmiş yanında bulunmuş olan Selmâ (ra) şöyle demiştir:

–   “Ayaklarından veya bir yaradan şikayet edene: ‘Ayaklarına kına yak’ derdi.” (Ebu Davut, Tıp:3858)

 

*                 *               *

 

Prof Dr.İdris Yücel şu açıklamayı yapmıştır:

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nde yapılan bir çalışmada, meme ve bağırsak kanseri tedavisinde kullanılan bazı ilaçların yan etkisi olarak meydana gelen el ve ayak yaraları kına ile tedavi ediliyor. Prof.Dr.İdris Yücel, meme ve kalın bağırsak kanseri tedavisinde kullanılan fluoropirimidin grubu ilaçların yan etkisi olan el ve ayak yaralarını kına ile tedavi ettiklerini söyledi. Uygulamayı tesadüfen ortaya çıkardıklarını belirten Yücel, “Tedavi için bir kadın hastam geldi. Kullandığımız ilaçların yan etkisi olarak ayaklarında yaralar çıktığını ve kendisine bir ilaç daha verilmemesini istedi. Elinde olup olmadığına baktım. Kınalı olan ellerinde yara yoktu. Normal şartlarda elinde de olması gerekiyordu. Ayaklarına da kına yakmasını istedim. 3 hafta sonra geldiğinde ayaklarına yara yoktu” dedi. (19 Eylül 2007, Yenişafak)

 

D – KÖPEKTEN KORUNMAK

     Peygamber (as) ihtiyaç olmadan köpek beslenmesini uygun görmemiştir.

İnsan, kutsal bir varlıktır, ciddi görevleri vardır. Köpeğe hizmet ve kulluk ona yakışmaz. İnsana hizmet, köpeğe hizmetten daha onurludur. Allah’a kulluk, köpeğe kulluktan daha yücedir.

Peygamber (as): “Allah, bir kulunu terk etmesinin alameti, o kulun boş şeylerle uğraşmasıdır” buyurmuştur. Dikkat edilirse köpek sevende insan sevgisi kalmaz. Uzun süre köpek besleyene köpek siması yansır.

Bir hadislerinde de peygamber (as): “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz” buyurmuştur. Atalarımız: “İtle yatan, bitle kalkar.”, “Köpekle yatan havlayarak kalkar” demiş-lerdir. Hayatının büyük bölümünü köpekle geçiren birinin son anlarında köpek gibi hırlayarak can vermesi şaşkınlıkla görülmüştür.

Peygamberimiz (sav) köpeğe karşı değildir. O köpekten gelecek zararlara ve hastalıklara karşıdır. Peygamberimiz, susuzluktan ölmek üzere olan köpeğe su verip ölümden kurtaran kadının af olunduğunu bildirmiştir. (Müslim, Tevbe:155) Ayrıca bir kediyi hapsedip ölümüne sebep olan birinin de cehennemlik iş yaptığını haber vermiştir. (Bak: Müslim, Birr:151)

 

*                 *               *

 

Bir hadislerinde şöyle buyurur:

–   “Yemek kabınızı köpek yalarsa, içindekini dökün, o kabı ilki toprak olmak üzere yedi defa yıkayın. Eğer kedi yalarsa bir defa yıkayın.” (Buhari, Vüdu:33 + Tirmizi, Taharet:68)

(Toprakla yıkayın ifadesini inceleyenler, mikrop öldürücü bakterilerin çoğunun toprakta olduğunu tespit etmişlerdir.)

 

Köpek; pistir, necistir. Kedi ve köpekten yaklaşık 250 kadar hastalık geçtiği açıklanmıştır.

Köpek; etrafı kirletir, rastgele her yere siğer, leş yer, kendi dışkısını yalar, kuduz hastalığı bulaştırır, kist hastalığı, tirişin köpekten geçer. Köpeğin pisliğinde tenya denilen kurtçuklar vardır.

 

*                 *               *

 

Bir ansiklopedide şu bilgiler yer almıştır:

“Köpek ve kedinin dışkısı ile parazitler çıkar etrafa yayılır. Aynı zamanda hayvan tüyleri arasına da girer. Ondan, beraber olduğu insana geçer ve karnına girer. Bağırsakları delip kana geçer. Oradan karaciğere, beyne ve göz gibi hayati önem taşıyan organlara yayılır.” (Aile Sağlığı Ans:2/107)

 

*                 *               *

 

Gazete yolu ile yapılan bir açıklamada şu bilgiler yer almıştır:

Kedi ve köpeklerden bulaşan kistik hastalığa dikkat…

Veteriner Muammer Öğüt, evde beslenen kedi ve köpeklerden bulaşan kistik hastalıklardan korunmak için, bu hayvanlara veteriner kontrolünde düzenli aşı yapılması ve parazit ilaçları verilmesi gerektiğini söyledi. Öğüt, kist hidatik adlı paraziter hastalığın Hipokrat zamanından beri bilindiğini ifade ederek, hastalığın halen özellikle hayvan yetiştiriciliği ile uğraşılan ülkelerde önemli bir sağlık sorunu oluşturduğunu söyledi. E.Granulosus adlı parazit yumur-talarının, paraziti bağırsaklarında taşıyan “ana konakçı” kedi, köpek gibi hayvanların dışkılarıyla dışarı atıldığını bildiren Öğüt, “Bu yumurtalar toprak, su ve yumurta bulaşmış kedi köpek tüyleriyle direkt veya sebze, meyvelerle endirekt olarak ara konakçılar tarafından ağız yolundan alınır” dedi. Öğüt, bulgu veren kistlerin cerrahi yoldan çıkarılabildiğini, çıkarılmaları müm-kün olmayacak kistler söz konusu ise uzun süreli ilaç tedavisinin uygulandığını belirtti. (20 Haziran 2007, Yenişafak)

 

 

     E – SİNEK HADİSİ ve BİR MUCİZE

     

     Peygamber (sav) mikrobu ve sineğin mikrop taşıdığını biliyordu. Hatta bir kanadının altında zehir, diğer kanadının altında da panzehir olduğunu biliyordu.

Şöyle buyurmuştu:

– “Sizden birinin yemeğine sinek düşerse, onu tamamen batırın sonra çıkarıp atın. Çünkü; sineğin kanadının birinde (mikrop) zehir, diğer kanadında şifa (panzehir) vardır. Sinek önce (kendini korumak ve savunmak için) zehirli kanadını batırır. (O kanadının üzerine düşer) Kendini korumak ister.” (Ebu Davut, Et’ime:3944) + (Ramuz el-Ehadis:66/4)

 

*                 *               *

     Bu hadis zaman zaman dile dolandığı için burada zikrettik. Çünkü peygamberimiz saçma bir söz söylememiştir.

01.10.2002 tarihli Hürriyet gazetesinde bu konuda şu haber yayınlanmıştır:

 

Sineklerden Antibiyotik

     Avustralyalı bilim adamları, her koşulda var olabilen sinek ve benzerlerinden antibiyotik yarattık-larını açıkladılar.

Çığır açacak ilk adım “Sydney-deki Macquarie Üniversitesi’nden Prof.Andy Beattie önderliğindeki ekip çok ilginç bir araştırmaya imza attı. Sinekler, böcekler ve her türlü haşerenin çürüyen et ve gübre dahil her pisliğe karşı dayanıklı olduğunu dikkate alan bilim adamları, Bu yaratıkların enfeksiyonlara karşı süper direnci olması gerekli.

Esasen sinekten antibiyotik elde etme çalışmaları geçtiğimiz yüzyılda başlamış, 1930 ve 1947’de İngiliz ve İsveç ilim adamları “cafasin” ve “klotinizin” adlı antibiyotikleri bulmuşlardı. Hala sinekten farklı antibiyotikler elde edilmeye çalışılması, Efendimiz’in bu konudaki uyarısının ciddiyetini ve ilmi bir tabana oturduğunu göstermektedir.


Bu yazıyı 436 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here