Mevlid Kandili

“Mevlid” kelimesi, bir insanın doğumu, doğduğu yer, doğduğu zaman ve bu zamanı kutlamak gibi anlamlarda kullanılır.

Yukarıdaki anlamlarda kullanılmakla beraber mevlid, asırlardan beri lügat manalarından sıyrılarak, insanlık âleminin rehberi, Peygamber efendimiz(SAV) için özellik kazanmıştır.

“Mevlid” denilince, Hz. Peygamberin doğumu akla gelir. Hz. Peygamberin: “Ey Rabbimiz, içlerinden onlara senin âyetlerini okuyan, kitabı ve hikmeti öğreten, onları her türlü kötülükten arındıracak olan bir Peygamber gönder.” Duasının kabulünden sonra Arabistan çöllerinde güneş, ufuktan doğmadan cahiliye devrinin ufkunda bir güneş gibi insanlık âlemine, insanlığın peygamberi teşrif etti. İşte o günden bugüne bu geceye Mevlid gecesi denildi.

İnsanlığın Durumu Neydi?

Kâinatın Efendisinin dünyaya teşriflerinden önce insanlık âlemi, insanca yaşamayı unutmuş, maddî ve manevî, ızdıraplar içerisinde, şaşkın, ümitsiz bir halde yollarını kaybetmişlerdi. Cehaletin kucağında, karanlığın ortasında inim inim iniliyorlardı. Bu durum Kur’an-da şöyle ifade edilmiştir:

“İnsanların kendi elleriyle işledikleri günahlar yüzünden fesat, karada ve denizde yayılmıştı.” (Rûm sûresi: 41)

İnsanlar her türlü kötülüğü açıkça yapmaktan çekinmiyordu. Kurtulmak isteyenlerin gücü kurtulmaya yetmiyor; çırpındıkça, çabaladıkça daha da bataklığa batıyorlardı. Zulüm içinde kıvranan insanlık, cahiliye devri adı verilen kapkara bir devir yaşıyordu. Kendi yavrularını, kılları kıpırdamadan kendi elleriyle diri diri toprağa gömen ana babalar, bu işi seve seve yapıyordu. Ancak kuvvetli olan yaşama imkânına sahipti. Akif’in dediği gibi:

“Dişsiz mi bir insan onu kardeşleri yerdi.”

İnsanlar Allah’ı ve akıl ölçülerini bırakmış, kendi elleriyle yaptıkları cansız, zarar ve faydası dokunmayan putlara tapıyorlarda. İçki, faiz, zina, kumar gibi kötülüklere bulaşmayan pek az insan kalmıştı.

Dünyanın durumu o kadar kötüleşmişti ki, bir kurtarıcıya ve bir sisteme muhtaçtı. Herkes bir arayış içinde kendi kendilerini kurtaracak nizamı ve peygamberi bekliyorlardı.

Nihayet Akif’in ifadesiyle:

“Ondört asır evvel yine böyle bir geceydi.

Kumdan ayın ondördü bir öksüz çıkıverdi.

Lâkin o ne hüsrandı ki, hissetmedi gözler.

Kaç bin senedir halbuki bekleşmedelerdi.”

 

Yahudiler, hırıstiyanlar, Tevrat ve İncil’de daha evvel haber verilen, insanlığın kurtarıcısını bekliyorlardı. Beklenen kurtarıcının kendilerinden olacağını yaymışlardı. Arabistan’da ise insanlara zulmeden zalimler, kurtarıcı olmak için bekliyorlardı.

İşte böyle bir ortamda 12 Rabiulevvel 571 Pazartesi günü tanyeri ağarırken, insanlığı doğru yola çağırarak son Peygamber, âlemlere rahmet olarak dünyaya teşrif etti. O gece farklı bir geceydi, farklı olaylar oldu.

Kâinatın Efendisi doğunca, âlem bir başka oldu. Karanlık gecenin aydınlık sabahı, insanlık için yepyeni bir gün başlıyor. İnsana, insanlığını unutturan küfür son buluyor, cahiliye devri kapanıyor, islâmın karanlıkları aydınlatan nurlu güneşi doğuyordu. Cenab-ı Allah yarattığı kulları gene unutmamış, terketmemiş, cehaletin, küfrün karanlığın da kendi hallerine bırakmayıp, sapıklık içinde olan insanlığa büyük bir lütufta bulunmuştur.

Cenab-ı Allah: “And olsun ki, Allah mü’minlere onlara âyetlerini okuyan onları(kötülüklerden) arıtan, kitap ve hikmet öğreten, kendilerinden bir Peygamber göndermekle, büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa ki onlar önceleri apaçık bir sapıklık içindeydiler.” (Al-i İmran sûresi: 165) buyururken, Peygamber Efendimize de: “Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya sûresi: 106) buyurarak müjdelerin en büyüğünü vermiştir.

Allah Kâbeyi, Ebrehe’den O’nun için korumuş, fil olayından elli gün sonra da âlemlere rahmet, efendimiz dünyaya gelmiştir.

Peygamberimizin dedesi Abdulmuttalib, torununun şerefine büyük bir ziyafet verdi. Kureyşliler:

Torununa ne ad verdin? dediler.

Muhammed adını verdim, dedi. Kureyşliler:

Atalarımızın arasında bu adı taşıyan yok. Senin maksadın ne? dediler.

Bunun üzerine Abdulmuttalip, şu cevabı verdi:

Ümidederim ki, O’nu gökte Hak, yerde halk methedecektir.

Peygamber Efendimizin doğum gününü müslümanlar olarak kutluyoruz.

Hz. İsa’nın doğum günü olan yılbaşını çok öncelerden hazırlanıp ilan ederek rezaletlerle kutlar, kendi Peygamberimizin doğum gününe ilgisiz kalırsak, bu müslümanlığa yakışır mı?

Peygamberin doğum gününe ilgisiz kalırsak, nasıl Muhammed ümmetindeniz diyebiliriz. Nasıl, hangi yüzle şefaat isteyebiliriz?

Hem müslüman olacaksın, hem de islâmın yüce Peygamberini tanımayacaksın. Peygambere inandığını söyleyeceksin. Onun insanlığa neler sunduğunu bilmeyeceksin, ona uymayacaksın, bu olur mu?

Hz. İsa’ya uymayan, hıristiyan düşünülebilir mi? Hz. Musa’ya uymayan, onu tanımayan yahudi olur mu?

En az yılbaşına ve İsa Peygamberin doğum gününe duyduğunuz ilgi kadar, alemlere rahmet olarak gönderilen, ahir zaman Peygamberi Muhammed Mustafa (SAV)’ın doğum gününe, müslümanlar olarak ilgi göstermemiz gerekmez mi?

Peygamber(SAV)’den Önceki Dönem:

Dünyanın manzarasının hiç de iyi olmadığı bir dönemdi. İnsanlık kurtarıcı bekliyordu.

Allah Rasûlünün ifadesiyle, Allah Rasûlüne göre peygamberlik, önceden verilmişti. Ebu Hureyra(ra): – Allah Rasûlüne sorduk: “Size peygamberlik ne zaman ihsan olundu?” Adem su ile toprak arasında iken, dedi.

Allah Rasûlü: – Ben dedem İbrahim’in duası, İsa’nın müjdesi ve Anam Âmine’nin rüyasıyım, demiştir.

İbrahim(AS): “Ey Rabbim! Neslimize kendilerinden bir Peygamber gönder ki, onlara ayetlerini okusun, kitabı öğretsin, onları temizlesin” diye dua etmişti. (Bakara: 128-129)

Hz. İsa da: “Benden sonra gelecek peygamberi size müjdeliyorum. Adı Ahmed’tir” demişti. (Sâd:6)

Annesi Âmine, rüya görüyor, “Sen insanların en hayırlısına hamile oldun, ona –Muhammed- adını koy” deniliyordu.

Yıl 571. Efendimiz dünyaya geldi. O gece göllerin suyu çekildi. İnsanların tapındıkları putlar devrildi. Mecusilerin ateşleri söndü. Dedesi ona “Muhammed” adını verdi. Nereden buldun bu adı. Bizde böyle ad yok, dediler. Dedesi: “Umarım göktekiler de yerdekiler de onu övecektir” dedi.

Doğmadan babasını kaybetti. 6 yaşında babanın mezarını ziyatet esnasında anne de rahatsızlandı. Yavrusunu bağrına bastı, ağladı. Yavrusundan o da ayrılıyordu. Dudaklarından şunlar döküldü: Hiçbir şeye üzülmem zira dünyaya hayırlı bir evlat bırakıyorum, dedi. O, hayırların hayırlısı idi.

Allah Rasûlünün dünyayı şereflendirdiği geceye Mevlid kandili denir. Bu gece Kadir gecesinden sonra en mübarek gecedir. Çünkü; O doğmasaydı alem yaratılmayacaktı.

Bu gece:

Mecusilerin bin yıldan beri yanan ateşi sönmüştür. Bu, küfrün ateşinin sönmesidir.

Kisranın sarayı yıkıldı. Bu, Bizans’ın ihtişamının yıkılışıdır.

Sava gölü kurumuştur. Bu da hıristiyanlığın kurumasıdır. Bütün, bunlar, islâmın hakimiyetinin habercisiydi.

İsa Peygamberin doğum gününü tatil olarak, eğlencenin en çılgını ile kutlayanlar, bugün alemlerin efendisinin doğum günü…

Mevlana, Yunus için haftalar, aylar ayıranlar, Mevlana’yı Mevlana yapan, Yunus’u Yunus yapan, efendimizin doğum günü bugün…

Gelin alemlerin efendisini hep beraber analım bu gece…

 

O, EN BÜYÜK İNSANDIR

            Peygamberlerin büyüğü, insanlığın efendisidir, bizim peygamberimiz.

1985 yılında Amerikalı Araştırmacı Mihael Hart, gelmiş geçmiş en büyük denilen 100 insanı tesbit için bir Kompitür Araştırması yaptı. Bütün bilgiler yüklendi. Merakla beklerken birinci sırada “Muhammed” (AS) yazılmıştır. Yıllar önce yine böyle bir sonucu Alpons Dö Lamartin de dile getirmiştir.

Bugüne kadar Allah Rasûlü hep ilk sırayı almış, bundan sonra da hep ilk sırayı alacak ve insanlığın gündeminden düşmeyecektir.

O, Allah’ın: Sen olmasaydın alemleri yaratmazdım, dediği Allah’ın  Rasûlüdür.

O, Rasüllerin Rasûlü, Nebilerin Nebisi, Hatemül enbiyadır.

O, kendisine şefaat hakkı verilen tek peygamberdir.

O, Allah’ın: “Habibim” dediği en sevgili kuludur.

O’nun insanlığa sunduğu güzel şeyleri başka bir insan sunmamıştır.

Yeryüzünde O’nun kadar sevilen başka bir Peygamber, başka bir insan yoktur, olmamıştır, olmayacaktır.

O’na Kur’an inmiştir. Allah O’nu miraca yükseltmiş ve onunla konuşmuştur.

Herşey O’nun yüzü suyu hürmetine vardır.

“Hak yaratmış âlemi,

Aşkına Muhammedin!”

Başka bir ifade ile:

”Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl,

Muhammedsiz Muhabbetten ne hâsıl?”

Evet her şey O’nunla değer kazanmıştır.

 

O, Rahmet Peygamberidir:

Cenab-ı Allah: “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya: 107) buyurur.

O’nun gelişi ile birçok şey değişmiştir. Sütü kesilen hayvanlardan tekrar süt gelmiştir. Onunla beraber rahmet yağmıştır bereket yağmıştır. O, çorak toprağa inen rahmet olmuştur.

Daha çocukken süt annesi Halime’nin evinde Kocası: “Halime! Bu çocuk uğurlu geldi; hayvanların sütü arttı, eve bereket geldi,” diyordu.

Allah Rasûlü insanlığa rahmet olmuş, kurtarıcı olmuştur.

Herşey onunla anlam kazanmıştır.

O, Lanet Peygamberi Değildir:

Allah Rasûlü, kendine kötülük edenlere iyilik etmiştir. Birkaç örnek verelim:

– Taif’te taşlayanlar için Cebrail: “Helâk edeyim mi?” deyince, “Hayır” demiş ve ellerini açarak: “Ya Rabbi! Affet! Çünkü bilmiyorlar” demiştir.

Kendisini Mekke’den sürüp çıkaranları, fetihten sonra bağışlamıştır.

Kendisini öldürmek için yola düşen Süreka’yı affetmişir.

Gazadan dönüşte herkesin uyuduğu bir sırada ağacın dalına asılı kılıcı alıp: “Seni benim elimden kim kurtarır?” diyene “Allah” demiş ve bağışlamıştır.

Hayber’in fethinden sonra “Zeynep” isimli kadın, kızartılmış koyunla Allah Rasûlünü zehirlemek istemişti. Lokmayı acele yutan Berâ ölmüştü. Allah Rasûlü bu kadını affetmiştir.

Hz. Hamza’yı şehid eden Vahşi’yi, Hind’i affetmiş, üzüntüsünden: “Fazla gözüme görünmeyin” demiştir.

Ebu Cehilin oğlu ikrimeyi affetmiş, o da: “Bugüne kadar islâmın aleyhine kullanılan bu kılıç, bundan sonra iki kat daha fazla kafirlerin aleyhinde kullanılacaktır” demiştir.

O, İnsanlığa Güzel Şeyler Sunmuştur:

Cenab-ı Allah: “Biz seni müjdeci, uyarıcı, davetçi ve nur saçan bir kandil olarak gönderdik.” (Ahzab: 45-46) buyurmuştur.

Allah Rasûlü, en büyük insandır. Rasül üs-Sekaleyndir(Yani insanların ve cinlerin Peygamberidir.)

Onu gören: “Bu yüz yalan söylemez” demiştir. Ebu Cehil bile “Muhammed doğru mu söylüyor” diyenlere: “Vallahi O hiç yalan söylemedi” demiştir.

O, hep güzel şeyler söylemiş ve insanlığa hep güzel şeyler sunmuştur.

En büyük reform en büyük inkılâp O’nun inkılâbıdır.

Yeryüzünde ve  insanlarda O’nun yaptığı değişikli-ği kimse yapmamıştır.

 

ALLAH RASÛLÜ İNSANLIĞA NELER SUNDU?

1-      Habeşistan’a hicret eden ilk müslümanlar hicrete mecbur oluşlarının sebeplerini anlatırken şunları söylüyorlardı.

“Ey Hükümdar, biz cehalet içinde yaşayan bir millet idik; putlara tapıyor, ölü hayvan eti yiyorduk. Fuhuş yapıyorduk. Akraba ile ilgilenmiyor, komşuluk haklarına riayet etmiyorduk. Kuvvetli olanımız zayıfı eziyordu. Biz toplum olarak bu muztarip halde iken Allah-u Teâlâ bize acıdı, lutfederek içimizden birini Peygamber gönderdi. Soyu, iffet ve şerefi hepimizce bilinen birisi. O, bizi Allah’a ibadet etmeye çağırıyor, atalarımızın tapına geldikleri ağaç ve taş parçalarını terketmemizi söylüyordu. Bize, doğru söylemeyi, emanete ve akrabalık bağına riayet etmeyi, komşularla güzel geçinmeyi, kan dökmekten sakınmayı öğütlüyordu. Hayasızlıktan, yalandan, yetim malı yemekten, namuslu kadınlara iftira etmekten uzak durmayı öğütlüyordu……”

2-      Tevhid inancını getirerek, insanlığı kendi eliyle yaptığı taşa, ağaca, leşe tapmaktan kurtarmıştır.

3-      Hakîkatin bilgisi Kur’an-ı getirmiştir.

4-      Adaleti, eşitliği getirmiş, “İnsanlar bir tarağın dişleri gibidirler” demiştir.

Gassan Emiri müslüman olmuş, kâbeyi tavaf ederken bir köle, eteğine basınca ona tokat atmıştı. Hz. Ömer, iki yol gösterdi. Ya aynı tokadı köle ona atacaktı, ya da özür dileyecekti.

İşi sabaha bırakan Gassan Emiri: “Biz kölelerle bir mi olacağız” deyip gece Mekke’yi terk etti.

5-      İnsanı kutsal varlık ilân etmiştir.

6-      Her faydalı olanı emretmiş her zararlıyı da yakalamıştır. Günahsız, haramsız yaşayabileceği-ni göstermiştir.

7-      Yeryüzünde faydalı olma anlayışını yerleştirmiştir. “En hayırlınız, insanlara ençok faydalı olanınızdır” buyurmuştur.

 

Bazıları Ona Neden inanmadı?

O’na inanmayanlar akıllarının almadağından, beğenmediklerinden değil, bilmediklerinden ve menfaatlerine uymadığından dolayı inanmadı.

– Hz. Ömer: “Eşeğim müslüman olsa ben olmam” diyordu, ne zaman hakikati gördü, iman etmek zorunda kaldı.

İslâm, onların zevk aldığı çirkinliklerini yasaklıyordu. Kadını, erkeği, köleyi, efendiyi bir tutuyordu. Puta, şeytana değil, Allah’a kulluğu emrediyordu. Haksız geliri yasaklıyordu… Bu onların işine gelmiyordu.

Bugün de islâmı benimsemeyenler, menfaatlerine dokunduğu ve alışkanlıklarını reddettiği için islâma evet demiyor.

Allah Rasûlünü Sevmek Allah’ın emridir:

O’nu önce Allah sevmiş, “Habibim” demiş, Kelime-i Şehadette, tevhid de kendi adı ile beraber anılmasını istemiştir.

Kur’an-da: “De ki, Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın” (Al-i İmran: 31) buyrulur.

Peygamberi sevenlere, şefaati haktır.

Almanya’da bir vatandaşımızın oğlu olmuş. Adını babasının adı olan “İsa” koymuş. Doktorlar, hemşireler seferber olmuş, hediyeler sunmuşlar…

Sevginin tezahürleri olmalıdır. Ne gibi? Fenâfirrasûl olmak, onu örnek almak, ona tabi olmakla… Selavat getirmekle… Kur’an-da: “Allah ve melekleri peygambere çok salavat getirirler. Ey mü’minler, siz de ona selavat getirin ve tam bir teslimiyetle selâm verin.” (Ahzab: 56) buyrulmuştur.

Adı anıldığı zaman selavat getirmeyi, elini kalbine götürmeyi doğum anını anlatan mısralar okurken ayakta durmayı, saygı göstermeyi alışkanlık haline getirmişiz.

Medine’den gelen mektupları padişahlar, ayakta karşılamış, ayakta okumuş ve abdestle okumuşlardır.

Allah Rasûlü incinmesin diye tren yolunun altına keçe koymuşlardır. Mescidi Nebevinin tamirinde ustalar ses duyulmasın diye taşları kırarken alta keçe koşmuşlar, yüksek sesle kabri yakınlarında konuşmamışlardır.

İmamı Azam 7 adım kala durmuş… İmamı Şafi Medine’de atına binmemiş, büyüklerimiz ayağını uzatıp yatmamışlardır. Bütün bunlar, Allah Rasûlüne sevgiden ve saygıdandır.

Müslüman, her an O’nunla olmalı, O’nun sünnetiyle iştigal etmeli; her işinde; bu konuda Allah Rasûlü ne yapmıştır,neyi nasıl yapmamızı istemiştir, diye araştırmalı ona göre yaşamalıdır.

Geçen gün bacı: “Peygamber devrinde yaşamadığıma üzülüyorum” diyordu. Ona: “Öyle olsaydı, sahabe gibi yaşaman gerekirdi. Şimdi sevap kazanmak kolay. Bu ortamda bir sünneti yapan yüz şehid sevabı kazanır” dedim.

Kaynaklarımızın verdiği bilgilere göre, Allah Rasûlünün süt annelerinden biri de Sevbiyye Hatun’dur. Bu hatun, Resulullahın düşmanı Ebu Leheb’in cariyesi idi.

Sevbiye Hatun, Ebû Leheb’e yeğeninin doğum müjdesini haber verince, Ebû Leheb, sırf kavmî asabiyetten dolayı bu câriyeyi âzâd etti. Bu ırkî asabiyetten meydana gelen sevinç bile, Ebû Leheb’in Pazartesi geceleri azabını hafifletmeye yetti.

Ebû Leheb’i ölümünden sonra bir gece rüyada gördüler ve sordular:

Yâ Ebû Leheb, halin nasıl?

Cehennemdeyim; azab içindeyim!.. Ancak Pazartesi geceleri azâbım hafifletiliyor. O gecelerde parmaklarımın arasını emiyorum. Oralardan su çıkıyor, suyu içiyor ve serinliyorum. Çünkü, Pazartesi günü Sevbiye koşup bana “O sabah Allah Rasûlünün doğduğunu” müjdelemişti; ben de onu âzâd etmiştim. Bunun karşılığında Allah, Pazartesi geceleri bana, azâbımı hafifletmek gibi bir ihsanda bulunuyor.”

Peygamberin yoluna dikenler koymuş, peygambere ağır ve kötü sözler söylemiş, Tebbet sûresinde “Ebu Leheb’in iki eli kurusun” denilerek beddua edilen, Ebu Leheb için bir anlık sevincindendolayı, Rabbim Pazartesi günleri azabını hafifletirse ya her an peygamberi seven, onun yolunda yürüyen kimseler için ne yapacak acaba?..

Onu sevmeyen, ona uymayanın Allah Rasûlünden bekleyeceği bir şey olabilir mi?

Eğer O’nu severseniz, her an onu yanınızda hissederseniz, zaman zaman O’nun kokusunu duyarsınız. Zaman zaman rüyanızda O’nu görürsünüz.

Hz. Sevban, Allah Rasûlünden birkaç gün ayrı kalmıştı, dayanamadı.

Ahmed Yesevi, 63 yaşından sonra mezar gibi çukur kazıp ondan sonra hayatını orada geçirmiş; “Onun yaşamadığı ömrü yaşamam” demiştir.

Osmanlı padişahlarının hepsi de, Mekke ve Medine’den gelen bir yazıyı ayağa kalkmadan ve abdestsiz okumamış, okumamıştır.

Mescid-i Nebevinin tamirinde, taşlar düzeltilirken gürültü olmasın diye alta keçe koymuşlardır. Yavuz Sultan Selim, kendini hizmetçi kabul etmiştir.

Biz peygamberin adını duyunca (SAV) der, elimizi göğsümüze götürürüz, sakalını 40 bohçaya sararız. Saygıdan dolayı onu öperiz. Hacerul Esvede öptü diye öperiz.

Allah Rasûlünü temsil eden gülü çok severiz. Gül adını taşırız.

Bizim kadar sünnete bağlı bir başka millet yokur.

Peygambere Uymak:

Kur’an-da:”Allah Rasûlü size ne verirse onu alın. Sizi neden men ederse ondan sakının. (Haşr: 7)”

“Allah Rasûlünün hayat verici davetlerine uyunuz.”

Peygamberimiz(SAV): “Ortalık bozulduğu zaman bir sünnetimi ihya edene yüz şehid sevabı vardır” buyurmuştur.

Sünnetimi canlı tutan beni seviyor demektir. Kim beni severse, cennette benimle beraberdir. (Tirmizi, ilim: 16) buyurur.

Peygambere uymayanlar, “Kıyamet günü pişman-lıktan ellerini ısırıp şöyle der: Keşke o peygamberle birlikte yol tutsaydım. Yazık bana! Keşke falancayı dinlemeseydim, onu dost edinmeseydim.” (Furkan: 27-28) diyeceği bildirilmiştir.

Uymayana da soruluyor: “Nereye gidiyorsunuz?” diye.

Peygambere Uymayanın Hali:

Ebu Cehiller, Ebu Lehebler peygambere uymadı, cehenneme boyladılar.

Amcası Ebu Talib, hep peygamberi korumuştu. Lâkin uymadı, kurtulamadı.

Kisra, peygamberin mektubunu yırttı. Peygam-ber: “Parça parça ol” dedi. O sırada Kisra’nın oğlu babasını parçalayıp öldürdü.

Peygamber, sol eliyle yiyene: “Sağ elinle ye” dedi. Gururundan “yiyemiyorum” deyince, “yiyemez ol” dedi. O kişi bir daha sağ elini kullanamadı.

Bir zad önce sol ayakkabısını giymişti. Kendisine hafiften bir ses “Öküz” dedi. Bir sünneti terk ettim adım öküze çıktı deyip, düşüp bayıldı.

Beyazıd-ı Bistamiye bir kişiyi çok övmüşlerdi; gidip görmek istedi. Onun Kıble tarafa tükürdüğünü gördü. O’na saygısı olmayanla tanışmadan döndü.

– Mescid kuşu salebe peygambere uymayı bıraktı. Cenaze namazı bile kılınmadı. Kim peygambere uymazsa helâk olur.

Sahabeden birkaç örnek:

Abdullah b. Amr, kıpkırmızı bir elbise giyer. Peygamber: “Bu ne böyle?” der. Derhal eve gider çıkarır, yakar.

Bir sahabi yüksekçe ev yapar. Mescidten yüksektir. Peygamber: “Bunu kim yaptı?” der. Derhal bir katını yıkar.

Hacer b. Vâil, saç uzatmıştır. Peygamber: “Zülbâd, zübâb=kötü, kötü” der. Hemen gidip kestirir.

Hz. Ömer(r.a) oğlu Abdullah’a darıldı. Sebebi peygamberin bir hadisi için tereddüt etmişti. Fikrinden vazgeçinceye kadar onunla konuşmadı.

Bir sahabenin yiğeni, faydasız bir oyun oynuyordu. Ona: “Peygamber bu oyunu yasakladı” diyerek uyarmış, oynamaya devam edince de onunla konuşmamıştır.

Bir sahabe de altın yüzük takmıştı. Peygamberi-miz “Bunu size yasaklamadım mı?” deyip çıkarıp attı. Peygamber ayrılınca getirirler “Al bozdur, çocuklarına harca” derler. O: “Peygamberin attığını vallahi almam” der.

İşte O’na ümmet olmanın manası budur.

Sahabe böyleydi.

Soruyorum, biz Allah ve Rasûlü için neyi benimsedik?..

Allah Rasûlü için neyi terk ettik?..

Allah Rasûlünün bir sünnetini unuttuğumuzda, eğer onu hatırlarsanız hemen geri dönün,  onu uygulayın..

Evinizin bazı yerlerine hatırlamak için yazılar asabilirsiniz.

§         Bugün Allah için ne yaptın?

§         Allah beni niçin yarattı?

§         Ben müslüman mıyım?

§         Kapıdaki besmele, girerken çıkarken çekmeye yardımcı olur.

§         Hadisler asabiliriz.

§         Mescid-i Nebevi, Kâbe asabiliriz.

§         Esmaül Hüsna, ve besmele asmalıyız ki, evimiz Allah Rasûlünün ziyaret ettiği ve güzel kokuların koklandığı ev olsun. Meleklerin eğleştiği bir ev olsun.

 

Evimize gelen, manevî hava hissetmeli, Allah’ı , peygamberi hatırlamalı ve bizim evimizin müslüman evi olduğunu hissetmelidir.

Sünneti Terk Etmek:

Cenab-ı Allah, O’nu bize niçin göndermiştir?

Örnek alsınlar, uysunlar, tabi olsunlar da kurtulsunlar diye.

Sünneti terk, islâmı terktir. Peygamberi terktir. Zira Kur’an ayrı, sünnet ayrı değildir. sünneti terkeden peygamberden, Peygamber de ondan uzaklaşır.

Sünnet, Kur’an-ın açıklamasıdır.

Sünnet de vahiy mahsülüdür. “O, kendiliğinden konuşmaz” der Kur’an.

Diyelim ki, sünnetleri terk edelim, farzları kılalım. Farzların içindeki sünnetleri ne yapacaksınız?

İbâdete bir Cuma günü açılan camide, ilk namazı II. Bâyezîd Han kıldırmıştır. Bu hâdiseyi de Evliya Çelebi şöyle anlatır:

“Camînin yapısı da tamamlanıp bir Cuma günü büyük bir merasimle ibâdete açıldı. Bâyetîd-i Veli buyurdular ki:”

Her kim, ömründe ikindi ve yatsı namazlarının ilk sünnetini hiç terketmemiş ise, şu mübarek vakitte o imam olsun!..

Derya misâli cemâat içindeyken kişi çıkmayınca, Bâyezîd Han mecbur kalarak:

– Elhamdülillah! Savaşta ve barışta biz bu sünnetleri terk etmedik!.. dedi ve kendisi imam olup namazı kıldırdı.

Sünnetleri terkteki maksat, islâma zarar vermektir. Misyoner oyunudur.

O da bir insandı, görevi bitmiştir. İsa, Musa, Muhammed aynıdır. Bu sözler misyonerlerin ifadeleridir.

Peygamberimiz şöyle der: Kıyamet gününde ben ümmetimi şefaat ederken zebaniler gelip ümmetimden bazılarını alıp götürecek. Ben: “Ya Rabbi! Bunlar benim ümmetimden” deyince bana: “Onların senden sonra ne gibi yanlışlıklar yaptığını bir bilsen” denilecek.

Yunus: “Sana uymayanlar gider imansız” der.

Sünnete uymak farzdır, vaciptir. Cenab-ı Allah “uyun” demiştir.

Allah Rasûlünden Mesajlar:

Kur’an-da: “O sizin için Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar için Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.”

Onun ahlakı yüce idi, Kur’an ahlakı idi.

İdeali yüce idi. Kendisine yapılan tekliflere: “Vallahi güneşi sağ elime, ayı sol elime verseniz davamdan vazgeçmem” demiştir. Dininden, inancından asla taviz vermemiştir.

Allah Rasûlü hasır üstünde yatmış, hazır yüzünde iz bırakmıştı.

Hz. Ömer, bunları görünce, içini çekti. Kendini tutamadı, gözleri dolu dolu oldu. Hz. Peygamber(SAV):

“Niçin ağlıyorsun yâ Ömer?” diye sordu.

O da:

Niçin ağlayıyayım yâ Rasûlallah! Kayser ve Kısrâ dünya nimetleri içinde yüzüyor. Rasûlullah ise kuru hasır üzerinde yaşıyor.. dedi.

Hz. Peygamber(SAV), Hz. Ömer’in gönlünü hoş etti ve:

– Ya Ömer! Kısrâ ve Kayser, dünya nimetlerin-den zevklerini alsınlar, safa sürsünler! Ahiret nimeti bize yeter!.. buyurdu.

Dünya herşeyi olanlar! Dünyaya tapanlar! Dünya kıblesi olanlar! Allah Rasûlü böyle diyordu: “Ahiret nimetleri bize yeter.”

Allah Rasûlüne ilk vahiy gelmişti. Allah Rasûlü çok yorgun, çok heyecanlı idi. Hemen çıkıp, Allah emirini tebliğ etmek istiyordu. Hz. Hatice validemiz:

Biraz dinlersen ya Rasûlellah! deyince:

Dinlenmeye vakit mi var. Mezarda dinlenecek  vakit çok, cevabını verdi…

Dünyada yorulanı, kabre yorgun gideni orada dinlendirirler.

Dünyada çok dinleneni kabirde yorarlar. Boş, manasız, faydasız işler peşinde koşanı kabirde yatırmazlar. Herşeyin hesabını sorarlar.

Her yönü ile O, mükemmeldi. “Muhammed-ül Emin” lakabını aldı.

Dünyanın en çok sevilen, en çok itaat edilen insanıdır.

Gençliğinde Hılful fudula (Haksızlığa uğrayanla-rın hakkını savunan dernek) üye olmuştur. Hıristiyanın hakkını yediği için Ebu Cehil’in kapısını yumruklamıştır. Bize son vasiyettti:

“Size iki şey bırakıyorum. Kur’an ve sünnetim. Bunlara uyarsanız yolunuzu sapıtmazsınız” diye vasiyet etti.

Soruyorum:

Bu vasiyete kulak veriyor musun, yoksa umursamıyor musun?

Emanetlere sahip çıkıyor musun, yoksa dil ve el uzatanlara karşı kılın bile kıpramıyor mu?

Uyanık mısın, yoksa uyuyor musun?

Ölü müsün, dirimisin? Söyle…

Hesaba hazır mısın? söyle…

 

ALLAH RASÛLÜNE KARŞI GÖREVLERİMİZ NELERDİR?

İçten inanmak,

O’nu çok iyi tanımak, çocuklarımıza tanıtmak,

O’nu, uğrunda fedakârlık yapacak kadar sevmek,

Kurtuluşumuz için onu örnek, önder ve rehber kabul etmek,

İki cihan saadetimiz için ona uymak. Uymayanın ameli boşa gider.

Allah’ın  emrine uyarak, O’na salavat getirmek,

O’nu anarken saygıyla anmak (Hz. SAV. Efendimiz demek.)

O’nun bize mirası olan, emaneti olan; islâma, Kur’an-a  ve sünnetine sahip çıkmak,

O’nun şefaatine kavuşabilmek için şefaatini ummak. Çünkü Allah Rasûlü: “Benim şefaatim, şefaatimi umanlaradır” buyurur…

Allah Rasûlünün sünnetini günümüze taşımak, hayatımıza taşımak. O sağ olsaydı nasıl yapardı? İşte öyle yapmak,

Evlerimizde hadis kitapları bulundurmak, okumak, peygamberin mesajlarını, talimatlarını öğrenmek,

Evlerde peygamberi hatırlatacak levhalar asmak,

Bir hadis duyduğumuz zaman, Peygamber böyle diyor, diyerek onu yapmak, yerine getirmek. Peygamber şöyle buyuruyor:

“Ortalığın bozulduğu bir zamanda bir sünnetimi yerine getirene 100 şehit sevabı var” diyor. Bundan daha güzel müjde olur mu?

İmkân varsa hac ve umre yapıp peygamberi ziyaret etmek. Maddî durum iyi olmasa bile gitmeyi istemek, arzulamak ve hazırlık yapmak. Böyle olursa, gidilemese bile gidilmiş sevabına kavuşulacaktır inşallah.

Görevlerden biri de; Allah Rasûlüne vahyolunan Kur’an-ı çok okumak ve Kur’an-ın emirlerine, yasaklarına uymaktır.

Allah Rasûlünün İbadet Hayatı:

Allah Rasûlü, Cenab-ı Allah’a kullukta da ümmetine örnek olmuştur. Allah, ibadetleri onun şahsında bize emretmeştir.

“Ey Muhammed! Kitabı oku, namaz kıl, Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve fenalıktan alıkor” (Ankebut: 45)

“Ey Muhammed! Rabbini hamd ile tesbih et. Gece gündüz tesbih et ki, Rabbinin rızasını kazanasın.” (Taha: 130)

“Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de ona devam et!” (Taha: 132)

“Rabbın için namaz kıl, kurban kes.” (Kevser)

Allah Rasûlü, Allah’a kulluktan asla taviz vermemiştir. Ayakları şişinceye kadar namaz kılmış. “Senin gelmiş geçmiş günahlarının affolduğu halde, neden bu kadar nefsine eziyet ediyorsun?” denilince – Allah’a şükreden bir kul da mı olmayayım? cevabını vermiştir. Öldü zannedilecek kadar secdelerde kalmıştır. Çokca nafile namazları kılmıştır.

Allah Rasûlü ibadete, bilhassa namaza çok düşkündü. “Namaz dinin direğidir.” buyurmuştu. (Tirmizi İman: 8)

Allah’tan en çok korkanınızım, derdi.

Sık sık dualar yapar, bol bol tevbe istiğfar ederdi.

Ramazan orucunun dışında, Pazartesi, Perşem-be günleri oruçlu geçirirdi. Her ay üç gün oruç tutardı ve Kur’an okumayı ve dinlemeyi çok severdi.

O’nun ibadetleri devamlı idi. Ara vermezdi.

Hep ümit ile korku arasında yaşamıştır.

O, Allah rızasını hep ön plânda tutmuştur.

Bize düşen, Allah Rasûlüneden gelen mesajları iyi almak ve hayatımızda uygulamaktır.

O, önderdir. Son kurtarıcıdır. O, Hatemül enbiyadır.

O, insanlığa Allah’ın  en büyük lütfudur.

O, yolundan gidenlere, kendisini sevenlere şefaat edecektir.

Ya Rabbi, bizi Muhammed ümmetinden eyle, bizi O’nun yolundan, sünnetinden ayırma! Bizi peygamberini ihmâl ederek şefaatinden mahrum olanlardan etme. Allah’ım!..

Neler Yapalım?

Kur’an-da: “Size öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz, O’na çok ağır gelir. Çünkü, O size düşkündür. Mü’minlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe: 128)

Birgün Allah Rasûlü ashabına:

Kardeşlerimle karşılaşmayı, görüşmeyi çok istiyorum. Sahabiler:

Ya Rasûlallah! Biz senin kardeşlerin değil miyiz? diyor. O da şöyle diyor:

Hayır, siz benim ashabımsınız. Benim kardeşlerim, beni görmeden bana iman edenlerdir. (Ahmed İbni Hanbel Müsned: 111/155)

O, bize “kardeşlerim” diye hitap etmiştir. Böyle bir Peygamber sevilmez mi? Böyle bir peygambere uyulmaz mı? dedikleri yerine getirilmez mi?

O, bizi çok seviyor. Bizim de önce, Allah Rasûlünü tanımamız ve tanıtmamız lâzımdır. Hakan Şükür’ü tanıdığından daha çok. Ebru Gündeş’i tanıdığından daha çok çocuklarımıza tanıtmalıyız. Top ve poptan daha çok sevdirmeliyiz.

Zamanı insan kullandıkça,zaman tükenir. Zaman üçtür; geçmiş, gelecek ve şuan. Geçmiş geçmiştir, geri gelmez. Gelecekte ne kadar ömrümüz var bilinmez. Önemli olan içinde bulunduğumuz zamanı iyi değerlendir-mektir. Her nefesi son nefes, her günü son gün bilerek yaşamalıyız…

Dünya, güneş, ay ve yıldızlar yolunu nasıl şaşırmıyorsa, bizim de yoluluzu şaşırmamamız lâzımdır. Yanlış yapmamamız lâzımdır.

Allah bize önemli fırsatlar vermiştir. Böyle günler ve geceler yolumuzun üstündeki duraklardır. Biz bu duraklarda durur, şöyle bir geriye bakıp hatalarımızı tamamlarız. Kendimizi hesaba çekeriz. Çünkü Peygamber(AS): “Ölmeden önce ölünüz” diyor. Hesaba çekilmeden kendinizi hesaba çekiniz, buyuruyor.

Müslümanlığı, dil alışkanlığından, levha müslümanlığından kurtarmalıyız.

“Allah için ne yaptın? Sahi kaç saniye, kaç dakika, kaç gün, kaç yılımız var?”

Ya Rabbi! sana yürümeye hazırım, diyebiliyor muyuz?

Şöyle diyelim:

Ya Rasûlallah! Sen doğmasaydın dünya böyle mi olurdu, biz böyle mi olurduk? Sen bizi sevmeseydin, “ümmetim” demeseydin biz ne olurduk?

Sen çıksan gelsen sen bizi tanımazsın, biz seni tanımayız. Tanısak kendimizi sana takdim edemeyiz. Evimize, işyerimize davet edemeyiz. Bu benim evim, bu işyerim, bu eşim, bu kızım, oğlum, diyemeyiz. Ya Rasülallah!

Bizi kıyamette nasıl tanıyacaksın? Abdest nuru yok, yüzümüz günahlarla kirlenmiş. Ya Rasülallah!

Biz sana koştuğumuz zaman, işlediğimiz bit’atler yüzünden zebaniler bizi alıp götürürse, biz ne yaparız ya Rasülallah?

Dünya başta olmak üzere senin reddettiğin şeyleri biz dört elle benimsedik, kıble edindik. Mark, dolar, yazlık, kışlık, lüks hayat, lüks ev, lüks araba derken, Rabbimizi unuttuk. Seni unuttuk. Sünnetini terk ettik. Sen bizden uzaklaştın, biz senden uzaklaştık. Ya Rasûlallah. Huzuruna ne yüzle varırız?

Sen, dünyada bize çok düşkündün, hep bizim için çalıştın, bizim için dua ettin. ahirette: “Ümmeti, ümmeti” diyeceksin. Ne olur bizi de ümmetinden olanlarla beraber muamele et Ya Rasûlallah!

Mübarek Gecenin Rahmetine Sığınalım:

İlgisiz ve nasipsiz kalmayalım. Her yıl bu gecede âlem yeniden canlanır, bir başka olur. Müslümanlar kendilerini Allah’a ve Rasûlüne daha yakın hissederler. Okunan Kur’an, Mevlid manzumeleri, getirilen salat ü selâmlar, kılınan namazlar, edilen tevbeler müslümanların gönüllerinde derin izler bırakır. İnsanların yaşayışında büyük değişiklikler olur.

Allah Rasûlü biz müslümanlar için nasıl bir lütuf ise, mübarek geceler de kötülük ve günahlardan arınmamız için Allah’ın  bize bir lütfudur. Onun için bu gecelerin kıymetini bilmemiz, rahmetine sığınmamız gerekir. İnancımızdan uzak niceleri, bazı günleri ve geceleri, doğum günlerini, neyi? Neden? Niçin? Kutladıklarını düşünmeden çılgınca yiyip, eğlenerek kutlarlar. Meselâ, İsa peygamberin doğum gününü, dinle uzaktan yakından ilgileri olmadıkları halde, insanı küçültecek şekilde sabahlara kadar ayaktadırlar. Sarhoş olurlar, akla hayale gelmedik şeyler yaparlar.

Fakat bu yapılan şeyler, insana ne verir? Ne kazandırır? İnsanı mutlu kılar mı? Nasıl bir değişiklik yapar? İşte bunlar, bizim düşünmekten aciz kaldığımız şeylerdir.

İsa peygamberin doğum gününü coşku ile, delice kutlayan bazı müslümanlar(!) peygamberimizin doğum gününde haberleri bile olmaz. Hatta Mevlid Kandili nedir? bunu bile bilmezler. Halbuki islâmın yüce peygamberi, insanlığın kurtuluşu için gönderilmiştir. Bu gecede insanlık O’nun getirdiklerine daha yakın olmalıdır. Çünkü, O, âlemlere rahmet ve insanlığa rehber olarak gönderilmiştir. İnsanlık için en güzel örnektir. İnsanlığa ne getirdiyse, insanlığın faydasına ve yararına olan şeylerdir. İnsanlıktan neyi yasakladıysa o da insanlığın zararınadır.

Bu gece hürmetine, bu gecede doğan Muhammed aşkına, Rabbim bize hidayet nasip etsin, inşallah.

 

BAKIN KUR’AN NE DİYOR? BİR BAKALIM, KULAK VERELİM:

1-      “Rasûlüm! Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya: 107)

2-      “Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının. Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın  azabı çetindir.” (Haşr: 7)

3-      “Senin verdiğin hükme aynen kabullenmedikçe iman etmiş sayılmazlar.” (Nisa: 65)

4-      “Kim Allah’a ve Rasûlüne itaat ederse işte onlar Allah’ın  kendilerine lütuflarda bulunduğu Peygam-berler, sıddıklar, şehidiler ve salih kişilerle bera-berdir. Bunlar ne güzel arkadaştır.” (Nisa: 69)

5-      “Doğru yol belli olduktan sonra, kim peygambere karşı çıkar ve mü’minlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yönde bırakırız ve cehenneme sokarız; o ne kötü bir yerdir.” (Nisa: 115)

6-      “Allah’ı ve peygamberini inkâr edenler ve Allah ile peygamberini birbirinden ayırmak isteyip “Bir kısmına inanır bir kısmına inanmayız” diyenler iman ile küfür arasında bir yol tutmak isteyenler-dir.” (Nisa: 150)

7-      “Rasûlüllah, sizin için güzel bir örnektir.” (Ahzab: 21)

8-      “Allah ve Rasûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Rasûlü-ne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzab: 36)

9-      “Allah ve melekleri peygambere çok salavat getirirler. Siz de ona salavat getirin…” (Ahzab: 56)

10-  “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin. İşlerinizi boşa çıkarmayın.” (Muham-med: 33)

11-  “Kıyamet günü kendine zulmeden kimse pişmanlıktan ellerini ısırıp şöyle der: Keşke peygamberle birlikte yol tutsaydım, falanca sapığı dost edinmeseydim.” (Furkan 26-27)

12-  “Her insan topluluğunu önderleri ile birlikte çağıracağız.” (İsra: 71)

13-  “Firavun, kıyamet gününde kavminin önüne düşecek ve onları çekip ateşe götürecektir. Varacakları yer ne kötür yerdir.” (Hud: 98)

14-  “Onlardan ölmüş olan hiçbirine asla namaz kılma! Çünkü onlar, Allah ve Rasûlünü inkâr ettiler ve fasıklar olarak öldüler.” (Tevbe: 84)

15-  “And olsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız, ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.” (Tevbe: 128)

 

BU GECE NE YAPALIM?

Bu gece bol bol Allah’ı zikredelim. Çokça namaz kılalım. Kaza namazları kılalım. Kaza borcumuz yoksa, nafile namazları kılalım. Tesbih namazı kılalım.

Bu gece, diğer gecelerden çok farklı bir gecedir. Onun için bu gece geçmiş günahlarımızı, hatalarımızı hatırlayıp, pişmanlık duyarak tevbe edelim. Bir daha o günahlara dönmeyelim. Eğer pişman olur, tevbe edersek, Allah bizi affedecektir.

Bu gece dünyaya teşrif eden, Allah’ın  “Habibim” dediği Muhammed Aleyhisselam’a bol bol selavat getirelim. O’nun şefaatini isteyelim.

Bu gece milletimiz, vatanımız, zulüm gören, zulümle öldürülen müslümanların kurtuluşu için dua edelim. Rabbimize yalvaralım.

İbadet ederken, tevbe ederken, dua ederken eşimizi, yavrularımızı unutmayalım. Onları da namaz kıldıralım, tevbe ve dua ettirelim. Böyle kandilleri kutlamaya alıştıralım. Arkamızdan fatiha okuyacak, yasin okuyacak, rahmet okuyacak, evlatlar yetiştirelim. Onlar bizim ya helâkımız ya da kurtuluşumuz olacaklardır. Onlar kurtulmadan biz kurtulamayız. Onlar, ya cennetimiz olacak ya da cehennemimiz olacaktır.

 

SONUÇ

            Allah Rasûlü, peygamberlik görevini çileli bir ömür içinde tamamladı. Veda zamanı gelmişti…

Veda Hutbesinde: “Ey insanlar! Beni iyi dinleyin, belki bu yıldan sonra burada bir daha buluşamam” diyordu.

“Dininizi tamamladım” ayeti gelince anlaşıldı ki, bu bir veda haberiydi.

Allah Rasûlü: “Tebliğ ettim mi? diye üç defa sorunca, dinleyenler:

Evet ya Rasûlallah, göreveni yaptın, deyince “şahid ol ya Rabbi!” Sözleri üzerine ağlaşmalar başladı.

Rahatsızlanınca, mezarlığa gitti, selâm verdi. “Yakında biz de aranızda olacağız inşallah” dedi.

Biraz daha rahatsızlığı ağırlaşınca, mescide geldi: “Namazı Ebu Bekir kıldırsın” dedi. Namazdan sonra müslümanlarla helâlleşti.

7 dirhem parası vardı. Onu sadaka olarak dağıttı.

Emaneti teslim edip, rabbine kavuştuğu an, Ebu Bekir (r.a) peygamberin yüzüne bakıp: “Ölümün de, hayatın gibi güzel” dedi. Kendini tutamadı.

Hz. Ali’nin dili tutuldu, donakaldı. Hz. Osman da konuşamıyordu.

Hz. Ömer, delilere dönmüştü: “Kim öldü derse boynunu vururum” dedi, kılıcını çekti.

Hz. Ebubekir: “Kim ona tapıyorsa, bilsin ki O; Allah’ın  rahmetine kavuşmuştur. Kim de Allah’a tapıyor-sa, O Allah bakidir.” diyor, ortalığı yatıştırıyordu.

İşte güzel bir insan, işte güzel bir ömür ve işte güzel bir son… Allah hepimize Peygamber aşkına hüsnü Hatime etsin…

Rabbim!, bizi “Habibim” dediğin Rasülünün sünnetinden ayırma, şefaatine nâil olan kullarından et.

Canım kurban olsun senin yoluna

Adı güzel kendi güzel Muhammed

Şefaat eyle bu kemter kuluna

Adı güzel kendi güzel Muhammed

Mü’min olanların çoktur cefası

Ahirette olur zevk ü sefası

On sekiz bin Alemin Mustafa’sı

Adı güzel kendi güzel Muhammed

Yedi gökleri seyran eyleyen

Kursinin üstünde cevlan eyleyen

Miracta ümmetini dileyen

Adı güzel kendi güzel Muhammed

Aşık Yunus ne der dünyayı sensiz

Sen hak peygambersin şeksiz gümansız

Sana uymayanlar gider imansız

Adı güzel kendi güzel Muhammed.

(Yunus Emre)

 

Tek şefaat dilenilecek,

Ol Muhammed Mustafadır.

Peşi sıra gidilecek

Yol, Muhammed Mustafadır.

 

Ey dünya!

Kim umar senden vefayı

Yalan dünya değil misin?

Muhammed’ül Mustafayı

Alan dünya değil misin?

 

Esselatü vesselamü aleyke ya Rasülellah!

Esselatü vesselamü aleyke Habib Allah!

Esselatü vesselamü aleyke Ya seyyidel evveline velahirin.

Velhamdülillahi Rabbil âlemin.

 

“Sallallahü Aleyhi vesellem.”

Ya Rabbi! şefaate muhtaç olduğumuz kıyamet gününde; affına mazhar olan, Habibinin şefaatine nâil olan kullarından et. Sen herşeye kadirsin Allah’ım, dualarımızı kabul et!


Bu yazıyı 13.485 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here