Müslüman Diline Sahip Olur

Müslüman’ın en çok dikkat edeceği, sahip çıkmak zorunda olduğu organı dilidir.

Atalarımız: “Eline, beline, diline sahip ol” demiştir.

Cenab –ı Allah:

– “Rahmanın has kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler laf attığında incitmeksizin “selam” derler geçerler.” (Furkan: 63)

– “O Allah’ın has kulları yalan söylemezler, boş sözlerle karşılaştıklarında vakar ile oradan geçip giderler.” (Furkan: 72)

– “O has kullar ki, boş söz işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz size. Size selam olsun. Biz kendini bilmezleri arkadaş edinmek istemeyiz” derler. (Kasas: 55) buyurur.

Bakın bu ayetlere göre Müslüman nasıl davranacak, nasıl konuşacak bunun mesajı vardır.

Dilini güzel, yerinde kullanan, diline sahip olan cennete girmeye hak kazanır.

Dilimize sahip olmadan cennete giremeyeceğimiz gibi imanımızı da koruyamayız.

Dili kullanmak çok önemlidir. Şöyle anlatılır: Padişah rüya görür, rüyasında bütün dişleri dökülmüştür. Rüyasını bir vezirine anlatır. O vezir: “Efendim bütün yakınlarınız ölecek ondan sonra siz de öleceksiniz” der. Padişah o veziri görevden alır. Diğer vezirine anlatır. O da: “Efendim siz, bütün yakınlarınızdan daha uzun ömürlü olacaksınız” der. Padişah onu başvezir yapar. Aslında ikisi de aynı şeyi ifade etmiştir. Ama kelimeler farklıdır.

Bugün en yakınımız bile bizimle diyalog kuramıyor.

Müslümanlar olarak üzerimizde tebliğ görevi var.

Hayır kapıları, ancak dil anahtarı ile açılacaktır.

Ne demişler:

“Tatlı dil, yılanı deliğinden çıkarır.”

 

a.     Dil denen şey:

Dil, yerinde ve güzel kullanılırsa çok faydalı, değilse çok zararlı olur. Yani kullanmasını bilen için en iyi şey, bilmeyen içinde en kötü  şey olur. İnsanı rezil de eder vezir de eder.

Hz. Peygamber (as): “Vücutta bir et parçası var, eğer o düzelirse bedenin tamamı düzelir. Eğer o bozulursa bedenin tamamı bozulur, bilesiniz o kalptir.” (K. Sitte 16/339) buyurur.

Bir sahabi Hz. Peygambere sorar:

– Ya Rasülellah! Benim için en çok korktuğunuz nedir?

Hz. Peygamber, eliyle dilini tutup: – İşte şu! Buyurur. (K. Sitte: 16/339)

 

b. Az – öz konuşmak:

Çok söz zarar getirir, az söz söylemek fazilettir. Atalarımız: “Söz gümüşse sükut altındır” demişlerdir.

Toplumda lafı kimseye bırakmayan gevezeler sevilmez.

Boş sözü terk etmek, ahlakın ve İslamın güzelliğindendir. Çünkü; içteki ciddiyet dışa akseder.

Lokman Hekime sorarlar:

– Bu mertebeye nasıl geldin? Cevap verir:

– Ben bu mertebeye üç şeyle eriştim:

1.     Emaneti yerine getirmekle,

2.     Doğru söylemekle,

3.                Faydasız, boş sözü terk etmekle.

Bugüne kadar bize tavsiye edilen İslam ahlakı: “Az ye, az uyu, az konuş” olmuştur.

Bir büyüğe sorarlar:

– Sözün fazlası mı zararlıdır, yoksa yemeğin fazlası mı?

Cevap verir:

– Elbette sözün fazlası daha zararlıdır. Çünkü fazla yemeğin sıkıntısı geçicidir. Fazla, lüzumsuz sözün zararı ise devamlıdır.

Lokman (as) oğluna şöyle öğüt vermiştir:

“Oğulcuğum! Konuşmamam, bana hiçbir zaman pişmanlık vermedi, hiç nedamet duymadım. Zira; söz gümüş ise sükut altındır.”

Atalarımız: “Ya kurtaracak bir söz gerek ya da utanacak bir yüz gerek” demişlerdir. Çünkü lüzumsuz konuşmak ayıpları ortaya çıkarır. Çoğu zaman susmak aklın süsüdür. Dil söylerse, gönül susar, gönül susunca dil zehir kusar.

 

c. Dilin Afetleri Nelerdir?

“Diğer yaralar geçer de, dil yarası geçmez” derler.

İnsan, neden söyledim diye pişman olacağı sözü söylememelidir.

Dil, sövmede, lanetlemede, bedduada, iftirada, gıybette kullanılırsa, yalana alet olursa, boş şeylerle meşgul edilirse, Allah razı olmaz, yerinde kullanılmamış olur.

Dili, lüzumsuz konuşmalardan alıkoymak gerekir. Şöyle anlatırlar: Hükümdarlardan biri adamları ile giderken güzel öten bir kuş sesi duyar. Bu kuşun hemen avlanıp getirilmesini ister. Avcılar kuşu yakalayıp getirirler. Hükümdar der ki:

“Eğer bu kuş, ötmese idi, avlanmaktan kurtulacaktı.”

Zaman zaman, neden söyledim, neden konuştum, keşke sussaydım, dilim kopsaydı da söylemeseydim, dediğimiz pişman olduğumuz, pişmanlığımızı dile getirdiğimiz olmuştur.

Şeyh Sadi: “İnsanı maskara eden dilidir” sözünü boşuna söylememiştir.

Söz, dudak sınırını aştı mı insanın esiri iken insanı esir alır. Yayılmasını duyulmasını istemediğiniz sır, yayılır. Allah, dil silahını dişlerin ve dudakların arasına hapsetmiştir.

Biri, diline sahip olmamış dilinin gazabına uğramış da: “Ah dilim, seni dilim dilim dilseydim” demiş.

Dil bir silah, kelimelerde mermidir.

Dili yüzünden nice başlar gitmiş, dili yüzünden nice insanlar hapse girmiştir. Nice cinayetler işlenmiş, nice insanlar mağdur olmuştur.

Ömür boyu üzüntü, pişmanlık ve utanma çekmek istemeyen diline hakim olmalıdır.

Şair: “Bana benden olur her ne olursa,

Başım rahat eder, dilim durursa” demiştir.

Hz. Peygamber’e: “Hangi amel daha hayırlıdır? Denmiş.

– Müslümanların elinden ve dilinden zarar görmediği kimsenin amelidir” demiştir. (Buhari İman: 5)

Hz. Ali’nin güzel bir sözü var: “Mızrakların açtığı yara iyi olur, fakat dil yarası iyi olmaz” diye. Atalarımız da: Bıçak yarası geçer, dil yarası geçmez, demiştir.

Kullanılışa göre dil iki kapıdan birini açar. Ya cennetin kapısını açar ya da cehennemin kapısını açar.

Dili yüzünden insan vezir de olur, rezil de olur.

Kur’an-da: “İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen ve yazmaya hazır bir melek bulunmasın.” (Kaf: 18) buyrularak insanın söylediği her sözden sorumlu olduğu ve hesaba çekileceği haber verilmiştir.

Kısaca dilin afetleri şunlardır:

– Boş ve manasız söz,

– Kötü ve çirkin söz,

– Yalan, iftira, gıybet ve küfür içeren söz,

– Alay ve hakaret içeren söz,

– Çok konuşmak,

– Yemin etmek,

– Yapmadığını söylemek.

 

d. Diline sahip olmayan cennete giremez.

İnsan lazım olduğu kadar yemeli, lüzumu kadar konuşmalıdır. Emin olmadıkça nasıl yere basmıyorsak, düşünmeden de konuşmamalıyız.

Hz. Peygamber (as) şunları tavsiye ediyor:

1. “Her mecliste konuşulanlar emanettir.”

2. “İnsana her işittiğini başkasına söylemesi günah olarak yeter.”

3. “İnsanın kendini ilgilendirmeyeni terk etmesi, Müslümanlığın güzelliğindendir.”

4. “Müslüman, diğer Müslümanların elinden dilinden salim olduğu kimsedir.”

Ukbe bin Amir (ra) anlatıyor: Allah Resulüne:

5. – Ya Rasulellah! Kurtuluş yolu nedir diye sordum. Bana:

– Dilini aleyhine çıkaracak sözlerden muhafaza et, evin ile meşgul ol, günahlarına ağlayarak nedamet et, buyurdu.

Konuşan, konuşunca yerinde konuşmalıdır. Peygamberimizin ifadesiyle ya hayır söylemeli, ya da susmalıdır. Yersiz konuşan başını belaya sokar, fitneye sebep olur.

Boş söz ömür tüketmek olur, insan, zamanında ve yerinde konuşursa ayıbını örtmüş olur.

Bir de insan, yapmadığını söylememelidir. Şair: “laf ile verir dünyaya nizamet, bin türlü teseyyüp bulunur hanelerinde ” demiştir.

“İnsanın çektiği, dilinin belasıdır” derler. Hayatta iki şey akla uymaz. Biri susulacak yerde konuşmak, diğeri de konuşulacak yerde susmaktır. Onun için “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” denmiştir.

Her şeyde söylenmez. Allah insana iki kulak bir ağız vermiştir. Bazen en iyi cevap susmaktır. Atalarımız: “Biliyorsan konuş ibret alsınlar, bilmiyorsan sus da insan sansınlar” demişlerdir.

Bir husus da, insanlara karşı ne konuşulacağının iyi ayarlanmasıdır.

Hz. Peygamber: “Münafığa “Efendim” demeyin. Zira eğer o, seyyid olursa Allah’ı kızdırırsınız” buyurur. (K. Sitte: 16/347)

Öyleyse telefonda olur olmaz insanlara “Efendim” dememek lazımdır.

Diline hakim olan cennete girmeye de muvaffak olur.

 

e. Kendini ilgilendirmeyeni konuşmamak:

İnsanın kendisini doğrudan ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi, onun olgunluğunu gösterir. İnsanın kendini ilgilendirmeyen konularda konuşması, ona sıkıntı getirir, başını derde sokar.

Konuşmak, insan için bir ihtiyaçtır, ama kendini ilgilendirmeyen konularda susabilmek ise sanattır.

Enes (ra) şöyle anlatır:

“Uhut savaşında bizden şehit düşen birinin açlıktan dolayı karnına taş bağlamış olduğu görüldü. Annesi yüzündeki toprakları silerek:”

– “Yavrucuğum ne mutlu sana cennete gireceksin!” dedi. Bunun üzerine Allah Resulü:

– Ne biliyorsun? Belki o, kendini ilgilendirmeyen hususlarda konuşan ve malından vermesi gerekeni vermeyen biridir,” buyurdu. (Tirmizi) Bir hadislerinde de: “Bir kimsenin kendini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi, iyi Müslüman oluşundandır.” (Tirmizi, Zühd: 11) “Allah’a ve ahiret gününe inanan ya hayır söylesin ya da sussun.” (Buhari, Edep: 31) buyurmuştur.

 

f. Susmak fazilettir:

Atalarımız: “Çok mal haramsız, çok söz yalansız olmaz” demişlerdir.

Çok konuşan çok bilmez, çok hata eder.

Abdulhamid Han, çok iyi Fransızca bildiği halde Fransız yetkilileriyle tercüman aracılığı ile konuşurmuş. Böylece hem iki defa dinler, hem de vereceği cevabı düşünürmüş.

Allah Resulüne sorarlar:

– Dilimizin söylediklerinden sorumlu olur muyuz?

Allah Resulü cevap verir:

– İnsanları cehenneme yüzüstü düşürecek şey, dillerinden başkası değildir. Kim Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa, ya hayır söylesin ya da sussun, buyurur.

“Ya hayır söyle ya da sus” Allah Resulünün ikazıdır. Bu ikaza kulak asmayan, hayır da söylemez, sükut da etmez, dilini kılıç gibi, makineli tüfek gibi kullanır. Hem kendini yaralar, hem de başkasını yaralar. Şairin dediği gibi: “Kılıç yarasına ilaç bulunur, dil yarasına ilaç bulunmaz.”

Allah’ın elçisi der ki:

“Karnını, fercini ve dilini koruyan her şeyini korumuş olur.”

 

g. Tatlı dilli, güler yüzlü olmak:

“Tatlı dil, yılanı deliğinden çıkarır” derler. Tatlı dil, güler yüz, sevmenin sevilmenin yoludur. Kalp kıran, dille ve asık suratla sevgiye ulaşamayız.

Yunus: “yaratılanı severiz yaratandan ötürü” demiş, eklemiş:

Gelin tanış olalım

İşi kolay kılalım

Sevelim sevilelim

Dünya kimseye kalmaz.

Tatlı dil, güler yüz sadakadır. Hz. Peygamber: “Kardeşinin yüzüne karşı güler yüzlü olman, sadakadır” buyurmuş. (Buhari Cihad: 128)

Yılan dilli, ekşi suratlı olmak, mutsuz olmak ve mutsuz etmektir.

Hz. Peygamber bir hadislerinde de şöyle buyurur:

– “Din kardeşinin yüzüne gülümsemen sadakadır.” (Tirmizi Birr: 36)

Hz. Peygamber Müslüman’ı tarif ederken:

– “Elinden ve dilinden Müslümanların zarar görmediği insandır” diye tarif etmiştir.

 

h. Söz güzel olmalıdır:

Hz. Peygamber: “Tatlı söz sadakadır. Yarım hurma ile de olsa ateşten korunmaya çalışınız. Bunu bulamazsanız tatlı sözle ateşten korununuz” buyurur. (Buhari, Zekat: 10)

Bir ayette Allah:

“Ey Habibim! İnanan kullarıma söyle başkaları ile konuştuklarında en güzel şekilde konuşsunlar.” (İsra: 53) buyrulur. Hz. Peygamber, insanları İslam’a en güzel tavır ve en güzel sözle davet etmiştir.

Söz hem tatlı, hem yumuşak, hem güzel, hem doğru, hem de yararlı olmalıdır. Boş, yalan, kaba söz her zaman çirkindir.

Söz vardır, insanda yara açar, söz vardır insanı etkiler, doğruluğa iter. Söz vardır fitne sebebi olur.

Yunus şöyle der:

Söz ola kese savaşı

Söz ola kestire başı,

Söz ola ağula aşı,

Bal ile yağ ide bir söz.

 

Hz. Ali (ra)den:

Resul –i Ekrem Efendimiz:

– “Cennette dışı içinden, içi de dışından görülen (şeffaf) köşkler vardır” buyurdu. Bunun üzerine bir bedevi kalkarak:

– Ya Resullallah! Onlar kimler içindir? Diye sordu.

Peygamber Efendimiz:

– “Yumuşak ve tatlı konuşan, yemek yediren, oruca devam eden, insanlar uykuda iken namaz kılanlar içindir” buyurdu.

Güzel ve tatlı söz söylemenin dinde büyük önemi vardır. Peygamber (as) şöyle der:

– “Özür dilemek zorunda kalacağınız sözü söylemeyin.” (İbni Mace, Zühd: 15)

– “Kim dilini, iffet ve namusunu koruma sözü verirse, ben ona cennette kefilim.” (Buhari, Rikak: 23)

Bu konuda Kur’an-da da şu ayetleri zikredebiliriz:

– “Yer yüzünde tabi ol, sesini alçalt. Unutma ki seslerin en çirkini merkeplerin sesidir.” (Lokman: 19)

– “Sözün doğrusunu söyleyiniz!” (Nisa: 9)

– “Sözü gönül alıcı bir biçimde güzelce söyleyiniz!” (İsra: 23)

– “Sözü muhataplarınıza akla ve sağduyuya uygun ve ortamı gözeterek söyleyiniz!” (Nisa: 8)

– “Sözü kolay anlaşılır bir biçimde söyleyiniz!” (İsra: 28)

– “Onlara kendileri hakkında konuşurken seviyeli, açık ve net söyle!” (Nisa: 63)

 

ı. Güzel söz söylemez vaciptir:

Enes (ra) den:

Günün birinde Resullullah’ın önünden bir cenaze geçti. Ashap o cenazeyi hayırla yadettiler. Bunun üzerine Resulullah:

– Vacip oldu, buyurdu.

Sonra başka bir cenaze daha geçti. Onun ise fenalığını konuştular. Yine resul –i Ekrem (sav):

– Vacip oldu, dediler. Hz. Ömer:

– Ya Resullallah ne vacip oldu? Diye sordu. Peygamberimiz (sav):

– Öncekini hayırla yadettiniz, ona cennet vacip oldu. Sonrakini şerile andınız o da cehennemi haketti, ona da cehennem vacip oldu. Zira siz, Allah’ın yeryüzünde şahitlerisiniz, buyurdu. (R. Salihin: 954)

Yüce dinimizin emir ve tavsiyelerini dinlememekle stresli bir toplum olup çıktık. Hayatı çekilmez hale getirdik. Dünyayı kendimize ve başkalarına zindan ediyoruz.

Halbuki tatlı söz sadakadır. Bazen bir çift söz ortalığı yumuşatır. Bazen ilaçtan daha tesirli olur. İnsanları değiştirir. Moralde düzeltir, moral de bozar.

İyi söz insanın iyiliğindendir. Meşhurdur “Her kap, dışarıya içindekini sızdırır” derler. Yüreğinde iyi şeyler taşıyan iyi sözler, tatlı söyler. Onun için peygamber “Müminin niyeti amelinden hayırlıdır” demiştir.

Müslüman Müslüman’ın iyiliğine şehadet etmelidir. Musalla taşında hoca: “Meyyiti nasıl bilirsiniz?” der. Oradakiler hep birden “İyi biliriz” derler. (İyidir inşallah demek lazım. Çünkü Allah bilir.)

Güzel söz söylemek lazım ki, işlerimiz güzel olsun. Peygamber: “Güzel söz sadakadır” demiştir. (Müsned II/326) Sadaka sevabı almak varken kırıcı, üzücü ve incitici olmanın anlamı yoktur.

“Gönül kırmak kolay, yapmak zordur” derler. Sözler gönül kırıcı olmamalıdır. Yakışıksız da olmamalıdır.

Şaban Düz Hocamız, İzmir Kestane Pazarı camisinde “Hatalar dan kaçınmazsanız cehennemde ensenizde boza pişirirler” demişti de, onunda hocası Hacı Salih Tanrı buyruğu: “Sen o makamı ne zannettin? Orası peygamber makamı” diyerek uyarmıştı.

Burada dini anlatan bacılarımıza ve kardeşlerimize güzel bir mesaj vardır. O da kullandıkları kelimelere dikkat etmektir.

 

i. En iyi en kötü şey:

Lokman Hekime sormuşlar:

– İnsan bedeninde en zararlı ve en faydalı organ hangisidir? Dilini göstererek:

– İşte demiştir.

İnsan vücudunda iki orgun vardır; kalp ve dil. Kötü olduklarında, bunlardan daha kötüsü yoktur. İyi olduklarında da, bunlardan daha iyisi yoktur. Bu iki organ iyi olursa bütün vücut iyi olur.

Dil için “İnsanı vezir de eder, rezil de eder” denmiştir. Kullanmaya bağlı; iyiye kullanılırsa iyi, kötülüğe kullanılırsa kötüdür.

 

j. Söz ayıpsız olmalıdır.

Söz ayıpsız olursa güzeldir. Yunus şöyle der:

– “Kirli elbiseler kirini,

Su ile yıkamak gerek.

Sözün kiri yıkansa gitmez

Ya ne etmek gerek?”

 

Evet, belki en ağır kirlilik söz kirliliğidir. Havadan da, sudan da, çevreden de önemli kirlilik. Dil kirlendiyse vicdan da kirlenir, beden de kirlenir.

Hz. Peygamber: “Allah kötü söz söyleyen ahlaksıza buğzeder.” (Tirmizi Birr: 61) Hayası olan, müstehcen söz söylemez. Kuldan da utanır, Allah’tan da utanır.

Ayıplı söz söylemek, hayasızlık alametidir.

Ölçüsüz söylenmiş kötü söz, insanın imanına da zarar verir.

“Kötü söz sahibine aittir” denmiştir. Kötü söz Müslüman’a yakışmaz. Müslüman, kötü söz söyleyerek, kötülerle çirkinlik yarışına girerek, onların seviyesine inmez. Kötü sözleri ve kötü söz sahibini Allah’a havale eder. Cevap bile vermez.

 

k. Dili muhafaza etmek:

Atalarımız: “Bülbülün çektiği dilinin belası” demiştir. Bülbül gibi belaya uğranmaması içinde: “Eline, beline, diline sahip ol” diye öğüt vermişlerdir.

Hz. Peygamber: “Bana iki konuda söz verin, ben de size cennete gireceğinize söz vereyim” demiştir.

Orada bulunanlar:

– O iki şey nedir ey Allah’ın Resulü? Demişler, o da:

– Dilinizle, avret yeriniz, buyurmuştur.

Dilini tutanın, Allah da ayıbını örter.

Dünyada huzurlu bir ömür geçirmek, ahirette de kolay bir hesap vermek isteyen:

1. Dilini boş sözlerden,

2. Yalandan,

3. Dedikodudan,

4. İftiradan,

5. Gizlilikleri araştırmaktan,

6. Boş sohbet ve münakaşalardan muhafaza etmelidir.

Vücutta iki et parçası vardır. Onlar iyi olursa bütün vücut iyi olur. Bunlar; dil ve kalptir.

Şöyle anlatıldı:

– Lokman Hekim, Habeşli bir köle idi. Bir gün efendisi ona şöyle emretti:

– Evlat, bize şu koyunu kes, en güzel yerinden iki parça getir.

Dilini ve kalbini getirdi.

Bir başka seferinde, yine efendisi ona emretti:

– Bize şu koyunu kes en kötü yerinden iki parça et getir.

Yine dilini ve kalbini getirdi:

Efendisi, bunun manasını sordu, o da şöyle açıkladı:

– Bu cesette, o iki parça etten daha güzeli yoktur; fakat iyilik yolunda olursa. Yine bu cesette bu ikisinden daha kötüsü olmaz; kötülük yolunda olursa.

Evet, dil, güzelse insanı güzel kılar, çirkin şeyler ifade ederse insanı çirkinleştirir.

Bilhassa öfke ve sinirlilik hallerinde sövüp, siyme, kırıp, yığma değil, öfkemizi yenebilmeliyiz, içimize gömebilmeliyiz.

Bazıları: “Boşaldım” diyor. İçini boşaltacaksan git başka yere boşalt. İnsanları inciterek rahatlanmaz.

Sıkıntılı anlarda hemen bir abdest alıp: “La havle vele guvvete illa billahil aliyyil azim” demeliyiz. Bu insanı rahatlatacak ve günaha girmesini önleyecektir.

 

l. Lüzumsuz yere konuşmamak:

lüzumsuz konuşmak akıl zayıflığındandır. Büyüklerimiz hiç lüzumsuz konuşmamışlar, boş sözlerle vakit doldurmamışlardır. Faydasız sözlerle de başkalarını meşgul etmemişlerdir.

Allah Resulünün ve yolundan gidenlerin hiçbirinin boş sözü kaydedilmemiştir.

Boş söz söylenmemeli ve boş söz söyleyenlerden ve boş konuşulan meclislerden uzak durulmalıdır.

Bir üniversitemizden bir Prof. Yabancı bir ülkeye konferans için gider. Yabancı dili pek iyi olmadığından tercüman kullanır. Konferans sırasında bir bakar ki, tercümanlar hiçbir söz aktarmıyor, konuşmayı keser sorar:

– Neden bir şey aktarmıyorsunuz? Cevap:

– Bu ana kadar siz bir şey söylemediniz eğer bundan sonra bir şeyler söylerseniz onu aktarırız” derler.

Muhammed b. Ka’b’dan:

Resul –i Ekrem bir defa “Şu kapıdan ilk girecek olan, cennet ehlinden biridir” buyurdu. Ve Abdullah bin Selam biraz sonra içeri girdi. Ashab –ı Kiram, Resul–i Ekrem’in bu müjde haberini kendisine ulaştırdı ve hangi ameli ile bu mertebeye ulaştığını kendisinden sordular. Abdullah, “Ben zayıf bir kimseyim. Benim en kuvvetli umudum, kalbin selameti, yani kimseye karşı içimden kötülük beslememek ve boş sözleri terketmiş olmamdır, başka bir işim yoktur” dedi.

İnsan sözünü bilmelidir. Ağzından çıkanı kulağı duymalıdır. Her aklına geleni, her diline geleni söylemeye kalkmamalıdır. İnsan her sözü düşünerek söylemelidir.çünkü söz yaş deriye benzer, ne tarafa çekilirse o tarafa uzar.

İnsan, kendini ilgilendirmeyen konularda da konuşmamalıdır. Hele konuşmalarında yanlış anlaşılacak şeyler söylememelidir.

Zararsız konuşmalardan sorumluluk doğar mı? Doğar. Çünkü zaman öldürmüş olur.

Oradakilerin anlamayacağı konularda, tanımadığı isimlerle konuşmak faydasızdır. Bazıları anlatır da anlatır. Oradakilerin tanımadığı bilmediği şeyleri anlatır. Bunlar can sıkıcı, boş konuşmalardır.

Bir de müstehcen fıkralar anlatan veya bir şeyler anlatıp, gülen ve güldürenler oluyor. Bu tür konuşmalardan vebal doğar. Gevezeyi dinlerler ama sevmezler.

Cenab –ı Allah müminler için: “Onlar ki, boş ve faydasız şeylerden çekinirler” (Müminun: 3)

“Onlar yalan, boş söz işittiklerinde savuşup giderler” (Kasas: 55) buyurarak ne yapılması gerektiğini bildirmiştir.

 

m. Ya hayır söyle ya da sus:

İnsan niçin konuşur?

Eğer insanın konuşmasında bir fayda, bir hayır yoksa o konuşma faydasızdır, boştur. Böyleleri için peygamber: “ya hayır söyle yahut sus” buyurmuştur.

Ulu orta konuşmak sorumluluk getirir. Kur’an-da:

“İyice bilmediğin bir şeyin ardına düşme! Çünkü kulak göz, kalp bunların hepsi yaptıklarından sorumludur.” (İsra: 36)

“İnsanlar, iyi, kötü hiçbir söz söylemez ki, yanında onu kayıt ve tesbit için hazır bekleyen bir gözetici, tespit edici bulunmasın.” (Kaf: 18) buyrulmuştur.

Hz. Peygamber de bakın ne buyuruyor:

“Bir kimse Allah’ın sevdiği bir söz söyler de, o söz ile Allah’ın rızasına ulaşabileceğini beklemez. Halbuki Allah Teala, o hayırlı söz sebebiyle kıyamete kadar o kimseden razı olur.”

“Bir adam da vardır ki, Allah’ın gazabını mucip bir söz söyler de, o sözün kendisini Allah’ın gazabına ulaştırabileceğini zannetmez. Halbuki Allah Teala o kimseye, o kötü söz sebebiyle kıyamete kadar buğz eder.” (Riyazü’s – Salihin Trc.. 105)

Ashaptan Ubade Bin Samit anlatıyor:

“Bir gün Allah Resulü, ashabı ile birlikte yola çıkmıştı. Resullüllah bir deve üzerindeydi. Hiç kimse, Allah Resulünün önüne geçmiyordu. Muaz bin Cebel:”

– Ya Resullallah! Allah bizim canlarımızı sizden önce alsın. Bize yokluğunuzu göstermesin. Ama bizden önce vefat ederseniz, geride kalan bizlere hangi ibadeti tavsiye edersiniz! Allah yolunda cihada mı önem verelim? Dedi.

Allah Resulü:

– Allah yolunda cihad… Güzel bir şey. Fakat insan için bundan daha üstünü var, buyurdu. Muaz bin Cebel:

– Oruç ve sadaka mı? Diye sual etti. Allah Resulü:

– Oruç zekat ve sadaka. Bunlar da güzel şeyler. Fakat insanlar için bundan daha güzeli var, buyurdu.

Hz. Muaz, bildiği bütün hayırları saydı. Hepsine de Allah Resulü:

– Bundan daha hayırlısı, önemlisi var, cevabını verdi.

Muaz sonunda:

– Ya Resulallah, insanlar için bu saydıklarımdan daha önemli ve hayırlı olan şey nedir? diye sordu.

Allah resulü ağzını işaret ederek:

– Susmak… Konuşunca da yalnız hayır konuşmak buyurdu. Hz. Muaz hayret ve merakla:

– Dillerimizle söylediklerimizden hesap mı sorulacak bizlere? Konuştuklarımız bu kadar önemli mi? Dedi. Allah Resulü:

– Elbette.. İnsanları cehenneme yüzüstü düşüren şey, dillerinden başkası değildir. Kim Allah’a ve ahirete inanırsa, ya hayır söylesin ya da sussun. Boş ve yalan konuşmasın” dedi.

– “Allah’a ve Resulüne inanan kimse güzel ve yararlı söz söylesin veya sükut etsin.” (Buhari Edep: 31) diyor.

Sükut, yerinde olursa altın gibi kıymetlidir. Fakat haksızlık karşısında susulmaz. Hz. Peygamber: Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır, buyurmuştur.

“Aman benden olmasın” bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın, deyip susmak, korkaklıktır, pısırıklıktır, tepkisizliktir. Allah sorar: Çünkü; kötülüğe rıza gösterilmiştir. Kötülüğe rıza göstermek de kötülüğe iştiraktir.

 

n. Önce düşünmek, sonra konuşmak:

Atalarımız: “Düşünmeden konuşan insan, nişan almadan ateş eden avcı gibidir” demişlerdir. Atalarımızın: “Önce düşün, sonra söyle” sözü de meşhurdur.

Çektiklerimiz hep dilimizin yüzünden çoğumuz, düşünmeden konuşuyoruz. Karşı tarafı dinlemeden, maksadını anlamadan konuşuyoruz.

Dil, hata yaptığı için, vücut da hata yapıyor.

Bazılarımız da çok konuşma, başkasına söz bırakmama hastalığı var. Çok konuşuyoruz.

Hz. Ömer: “Çok gülenin heybeti azalır, çok konuşanın hatası çoğalır” demiş.

Bir sözün faydası varsa söylenmeli, faydasız ise söylenmemelidir.

Atalarımız: “Bazen sağır, bazen kör, bazen de dilsiz ol” derken, duyulmaması gerekeni duymamamız, görülmemesi gerekeni görmememiz ve söylenmemesi gerekeni de söylemememiz gerektiğini ifade etmişlerdir.

Atalarımızın güzel bir sözü de şöyledir:

“Biliyorsan konuş ibret alsınlar, bilmiyorsan sus, insan sansınlar.” Evet, insan, biliyorsa konuşmalı, önce ölçüp biçip ondan sonra ne söyleyecekse söylemelidir. Yani attığı taş, ürküttüğü kurbağaya değmelidir.

Akıllı insan, öz konuşur, az konuşur.

İnsanın en belirgin özelliği konuşmaktır. Onu da çokları beceremiyor.

Hz. Ali (ra)ın çok güzel bir sözü var:

“Neden söyledim diye pişman olacağın sözü söylemeden, ne söyleyeyim diye düşün” der.

 

 

 

o.                Konuşurken nelere dikkat etmeliyiz?

İnsanı diğer varlıklardan farklı kılan akıllı ve konuşma yeteneğinin oluşudur.

Yüce dinimiz, insanın her şeyine ölçü koyduğu gibi, diline de konuşmasına da ölçü koymuştur. Bu ölçü nedir? Doğruyu, zamanında, yerinde, uygun biçimde ve faydalı olmak maksadıyla konuşmaktır.

Dinimizin konuşulması yasak olarak bildirdiği hususları şöyle sıralayabiliriz:

1. İftira: Olmayanı isnattır. Büyük günahlardandır.

2. Gıybet: Hoşlanılmayan bir şeyle anmak. Yalansa iftira olur. Ölü eti yemek gibidir.

3. Kovuculuk: Kişiler arasında laf taşımak. Bunlar ara açar. Fitne çıkarır.

4. Yalan:  Doğru olmayanı söylemek, yalan şahitliği yapmak, insanları sıkıntıya sokar.

5. Küfür içeren sözler: İnsanın insana sövmesi onu küçültmek olur. Mahlukata sövülmez. Dil Allah’a ve kutsal şeylere uzanırsa iman, nikah kalmaz.

6. Alay etmek: Kötü ad takılmaz. Hücurat 11. ayetinde Allah başkalarıyla alay etmeyi yasaklamıştır.

7. İki yüzlülük: Peygamber: “İnsanların en kötülerinden biri, bir yüzle şunlara, bir yüzle bunlara gelen iki yüzlü kimselerdir.” (Müslim Birr: 26) demiştir. Böyle kimseler münafık kimselerdir. Mevlana: Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol, demiştir.

8. Müstehcen söz: Ahlaksız söz sarf etmek, İslam ahlakı ile bağdaşmaz.

9. Boş söz: Müslüman’ın gevezelik yapacak vakti yoktur. Çok da konuşmaz.

10. Sır İfşası: Bize emanet eden dost ve arkadaşlarımızın sırlarını saklamak, ailemizin, eşimizin sırlarını saklamak, gevşeklik göstermemek, bir de kendi sırlarımızı saklamak esastır. Kime söylerseniz söyleyin, sır diş ve dudak sınırını aşınca artık yayılacaktır.

Bir de “Allah’ın bildiğini kuldan ne diye saklayayım” deyip gizli günahlarını anlatanlar oluyor. Bu son derece yanlıştır. Önce günahı da gizlemek lazımdır. Gizlemeyen hayasızlık etmiş olur, yayılmasına neden olur.

Peygamber; “Haya imandandı” buyurmuştur.

Günah gizlenmezse, günah yayılır, meşrulaşır, kötüler bundan cesaret alır.

Ne derler: “Günah da, sevap da gizlidir.” Günah gizli işlendiği gibi gizli kalmalıdır.

İnsanın, insanlara güven verebilmesi için güzel ahlak güler yüz ve tatlı dile, ihtiyacı vardır. İnsani, İslami ilişkiler ancak böyle sürer.

Bu yasaklanan hususlardan başka insan, konuşurken:

– Bağırıp çağırmamalı,

– Dinleyicileri usandırmamalı,

– Onun bunun sözüne söz eklememeli,

– Sıra kendine gelince konuşmalı,

– Çirkin kaba konuşmamalı,

– Onu bunu güldüreyim diye şaklabanlık yapmamalı,

– Soğuk şakadan kaçınmalı,

– Ne söylediğini iyi bilmeli,

– Sözün doğrusunu ve güzelini seçmeli,

– Çok soru sormaktan kaçınılmalı,

– Sorulan soruyu tam dinlemeden, anlamadan, hemen cevap vermemeli. Atalarımız: “Önce düşün, sonra söyle” demiştir.

– Konuşurken yanlış anlaşılacak, el, kol, hareketlerinden, oraya buraya bakmaktan sakınmalı.

– Konuşurken gülmemeli.

– Herkesin bildiği şeylerden bahsetmemeli, bir de oradakileri ilgilendirmeyen şeylerden bahsetmemeli,

– Başkalarının olduğu yerde gizli konuşmamalı, kulaklara fısıldanmamalıdır.

– Verilen misaller açık olmalı, anlaşılır olmalı,

– Dinleyenleri aşağılayıcı, aralarına kin ve düşmanlık sokacak ifadelerden kaçınılmalıdır.

– Konuşan haddini bilmeli kendisinden büyüklerin önüne geçip konuşmamalıdır.

– Bilmeyen susmalı, dinleyip öğrenmeli, bilen konuşmalıdır.

– Konuşurken kelimeler iyi seçilmelidir. Bazı kelimeleri kullanmak zorunda kalınırsa, yumuşak olanı seçilmelidir. Edepli olanı seçilmelidir. Argo kelimeler kullanılmamalı, mesela insan için “yaratmak” kelimesi kullanılmamalıdır. Yaratmak Allah’a mahsustur. Bir de güzel bir örnek verelim. Kur’an-da Allah cima için dokunmak manasına gelen “lems” kelimesini kullanmıştır. Demek ki, kelimeler iyi seçilecektir.

– Konuşmaya başlarken Allah’ın selamı ile Allah’a hamd ederek, Resulüne salavat getirerek, sonunda da dua ile, hayırlar niyaz ederek konuşma bitirilmelidir.

Konuşmalarımız hep ev, mal, mülk, mark, dolar olmamalı, ibadet sevabı kazandıracak konuşmalar yapılmalıdır.

Hz. Peygamber, Hz. Ali’ye: “Senin vasıtanla birinin hidayete ulaşması, dünyalara bedeldir” demiş, biz de belki birine vesile olabiliriz. O zaman ne güzel olur.

Bir hadis daha zikredip, bir duruma daha işaret edelim. Peygamber (sav): “Bir toplantıdan Allah’ın adı anılmadan, üzerine salavat getirilmeden kalkılırsa, o toplantıdan dağılanlar, leşten dağılan kargalar gibi olurlar” buyurur. Bu hadisten toplantıların nasıl olması gerektiğini öğreniyoruz.

Bir de kalkarken mutlaka bir aşr veya Asır suresi okunursa o toplantı hayra vesile olacaktır inşallah.

Bakın insanın eti yenmez derisi giyilmez. İnsanın tatlı dilinden, güler yüzünden, hayırlı işlerinden başka nesi vardır?

Dil, konuşma, bize yüce Rabbimizin verdiği bir nimettir. Bu nimeti yerinde kullanmamız lazımdır. Değilse Allah hesabını soracaktır.

Peygamber (as): “Söyleme yap” demiştir. Yapmak ve örnek olmak en etkili yoldur.


Bu yazıyı 3.639 kişi okudu.

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here