Müslüman Hoşgörülü Olmalıdır

Hoşgörü, hata ve kusurları görmezden gelme ve utandırmamaktır.

İslam’da yüze vurma, başa kakma, utandırma yoktur. Müslüman, kaba insan değildir.

Kur’an-da şöyle emredilmiştir:

– Sen af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir. (A’raf: 199)

Peygamberimiz cahil kimselere hep yumuşak davrandı, kaba ve kırıcı utandırıcı olmadı. Bu sayede etrafından ilgi gördü. Bu durumu Kur’an şöyle bildirir:

– “Sen onlara yumuşak davrandın. Şayet kaba ve katı yürekli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi. Onları affet, bağışlanmaları için dua et.” (Al –i imran: 159)

Utandıracak iş yapan için ashabına “Bırakın utandırmayın” derdi. Sonra da tatlı tatlı uyarı ve ikazda bulunurdu. Çünkü Allah ona şöyle emretmişti: “Kolaylık göster, af et. Kusurlarını hoş gör, onlara yumuşak davran.”

Cenab -ı Allah kutsi hadislerinde bildirildiğine göre; “Yok mu af dileyen af edeyim” buyruluyor. Affetmek Allah’ın sıfatı.

Peygamberimiz rahmet peygamberi, merhamet ve şefkat peygamberi, şefaat peygamberidir. Kalbi hep şefkat ve merhamet dolu olarak yaşamıştır.

Herkes kızar, herkes kaba ve hırçın davranır. Ama pey az kimse hoşgörülü olabilir. Peygamber şöyle diyor:

– “En sevimliniz, ahlakı güzel olanınız ve etrafı ile iyi geçineninizdir ki, onlar herkesi sever, herkes de onları sever. Benim yanımda en sevimsizleriniz, koğuculuk yapıp ara açan ve başkalarında kusur arayanınızdır” der. (Seçme Hadisler: 11)

İnsan inancımıza göre kutsal bir varlıktır. Allah insana merhameti emretmiştir. Onun için Müslüman, zorbacı, baskıcı mütecaviz ve zalim olamaz. Affedici olmak, hem insanlığı için hem de toplum sağlığı için şarttır.

Hiçbir kimse Müslüman’dan ters bir muamele görmemelidir. Ayıp yüze vurulmaz. Bir hadiste şöyle ifade edilir:

– “Kim başka birinin ayıbını örterse, kıyamet günü Allah da onun ayıbını örter.” (R. Salihin: 239)

İslam’da intikam yok, taşkınlık yasaktır. Kur’an-da:

– “Kötülüğü iyilikle sav.” (Mü’min: 96) buyrulmuştur.

– “Onlar öfkelendiklerinde öfkelerini yenip bağışlarlar.” (Şura: 37) şeklinde Müslümanların vasfından bahsedilmiştir.

Peygamber Efendimiz, kendisine taşkınlık edenleri bile affetmiş, beddua etmemiş “Ya Rabbi, bilmiyorlar, onları af et” demiştir.

Müslüman sinirli iken bile af edici almalıdır. Peygamberimiz: “Şiddetli güreş tutan pehlivan güçlü değildir. Asıl güçlü olan öfkelendiği zaman nefsine hakim olup af edendir” diyor. Kur’an-da öfkesini yenenlere, insanları bağışlayanlara cennet müjdesi var. (Ali imran: 134) Öç almayıp bağışlamak, büyüklerin hareketidir, deniliyor. (Şura: 43)

Olgun Müslüman başkalarının ayıbını, kusurunu görmek yerine kendi kusurunu görür. Bir hadiste bildirildiği gibi: “Bir kimse, bir mümin kardeşini bir günahtan dolayı ayıplarsa, kendisi de o günahı işlemeden ölmez.” (Tirmizi, Kıyamet: 2620)

Hoşgörü olmazsa kavgacı bir toplum oluşur. İnsan yaratılanı hoş görecektir, yaratandan ötürü. Peygamber: “Bir kimseye şer olarak bir Müslüman kardeşine hakaret etmesi yeter.” (R. Salihin: 1605) demiştir.

Müslüman’ın nasıl davranması gerektiğini peygamberimizin hayatında görüyoruz. Birkaç örnek verecek olursak:

– Bir bedevi mescidin avlusuna abdest bozmaya yeltenir. Oradakiler şiddet göstermek için ayağa kalkınca peygamberimiz: “Bırakın, müdahale etmeyin” der. Daha sonra su ister o yere döker. O adama şöyle öğüt verir: “Burası mescittir, burada namaz kılınır.”

– Hz. Enes, on yıl peygambere hizmet ettim bana bir defa olsun “of” demedi, azarlamadı demiştir.

– Bir bedevi, peygambere gelir, elbisesini şiddetli bir şekilde çeker ve: “Develerimi buğday ile yükle!” der. Peygamber onun devesinin birine buğday, birine de hurma yüklenmesi talimatını verir. (Ebu Davut, Edep: 1)

– Peygamber (as) dişini kıranlar için, taşa tutanlar için üzerine işkembe boşaltanlar için, yemeğine zehir koyan Yahudi kadın için hidayet dilemiştir. Onun hoşgörüsü en azılı kafirlerin bile Müslüman olmasına neden olmuştur.

Hz. Aişe (ra)ın şöyle ifadesi var:

– “Ben Rasulullahın şahsına yapılan bir haksızlığın öcünü aldığını hiç görmedim. Yalnız Allah’a hürmetsizlik ifade eden durumlar hariç. Eğer Allah’a hürmetsizlikte bulunulursa o zaman insanların en öfkelisi olurdu.” Buradan şunu anlıyoruz ki, inanca mukaddesata, Kur’an-a Allah’a uzanan dillere, ellere hoşgörü olmaz.

İslam tarihine bakılacak olursa, müsamaha örnekleri ile dolu olduğu görülecektir. Kim olursa olsun hep adalet, eşitlik ve emniyet içinde yaşamıştır. Bilhassa yabancılara gösterilen müsamaha hayret vericidir. Kendi yöneticilerinden zulüm görenler, Müslümanların müşfik idaresine sığınmışlardır. Fetih sonraları esir olanlar bile zulüm görmemiştir. Fethedilen yerlerin halkının Müslüman olmaları için en ufak bir baskı yapılmamıştır. “Senin dinin sana, benim dinim bana” denmiştir. “Gavur kendi dininde kalmak istiyorsa bu onun bileceği bir iştir” diye düşünülmüştür.

Yavuz S. Selim’in 510’da Balkanlar’da Müslümanlara rahat vermeyen Hıristiyanların İslam’a davet edilmesi, davete uymayanların göç ettirilmesi fikrini şeyhülislam Zenbilli Ali Efendi uygun görmemiştir.

Malazgirt’te Romen Diyojen, krallar gibi karşılanıp uğurlanmış ama halkı gözlerini oyarak öldürmüştür.

Fatih Sultan Mehmet: “Yahudi tebamı havrada, Hıristiyanları kilisede, Müslümanları da camii de görmek isterim” demiştir.

Buna karşılık batı, diğer inançta olanları Hıristiyan olmadıkları için insan kabul etmemiştir. Engizisyon mahkemeleri kurmuştur. Farklı düşüncede olanları fırınlarda yakmıştır. Bunlardan biri dünyanın döndüğünü söyleyen Galile’dir. Kiliseye karşı gelenler en acımasız bir şekilde fırınlarda yakılmıştır.


Bu yazıyı 563 kişi okudu.

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.