MÜSLÜMAN MÜSLÜMANIN KARDEŞİDİR

Yüce dinimiz sevgi, saygı ve kardeşlik dinidir. Müslümanların birbirlerini sevmelerini, saygılı davranmalarını, her konuda birbirlerine yardımcı olmalarını ister. Müslümanı müslümanın kardeşi olarak ilan etmiştir. Dinimize göre müslüman müslümanın kardeşidir; Müslüman müslümanı sevecektir. Onun ızdırap ve sevincine ortak olacaktır. Hülasa onunla kardeş olarak yaşayacaktır.

Dinimizin emrine göre müslümanlar, aralarındaki İslam kardeşliğini yıkacak fitneden, nifakı körükleyici yalandan, iftiradan, gıybetten, hasetten ve buna benzer her türlü davranıştan kaçınacaktır. Dinimiz bu türlü davranışları müslümana haram kılmıştır.

Kur’an da ve Allah’ın Elçisinin dilinden iman ve ideal birliği içinde olan Müslümanların kardeş oldukları bildirilmiştir. Ebu Hureyre (ra) dan nakledildiğine göre Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

-“Ey Müslümanlar! Birbirinize hasret etmeyiniz, alışverişte birbirinizi aldatmayınız, birbirinize dargın durmayınız ve birbirinizden yüz çevirmeyiniz. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olunuz, müslüman müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz, ona hor bakmaz.”

 

a)Müslüman Müslümana Zulmetmez:

Allah’a inanan, Allah’ın kullarına, özellikle Allah’a inananlara zulmetmez. Onlara karşı kaba ve saldırgan olmaz. Dinimiz Allah’ın kullarına zulmetmeyi, Müslümanlara eziyet vermeyi haram kıldığı gibi, Allah’ın kullarına eziyet verecek şeyleri yolda bir taş parçası bile olsa yok etmeyi emretmiştir.

Allah’ın Rasülü müslümanı şöyle tarif etmiştir: “Müslüman o kimsedir ki, diğer Müslümanların elinden, dilinden emin olduğun kimsedir.” İslamın ölçüsü faydalı olmaktır. Allah’ın Elçisi bir başka hadislerinde de: “İnsanların en hayırlısı, insanlara en çok faydalı olandır.” Buyurmuşlardır.

Ebu Bekir (ra)dan rivayet edilen bir kutsi hadiste Rabbimiz şöyle buyurmuştur: “Rahmetime mazhar olmak isteyen kimse yarattıklarıma şefkat ve merhametle muamele etsin. Her kim benim sevgili kullarıma düşmanlık ederse muhakkak ben ona harp açarım.”

Yüce Peygamberimiz, hayatı boyunca daima ferdin ıslahı ve onun topluma faydalı bir kimse olması için çalışmış, bu hususta büyük gayret sarf etmiştir. Müslümanların birbirlerine karşı iyi ilişkiler içerisinde olmalarını emrederek şöyle buyurmuştur:

-“Müslüman Müslümanın din kardeşidir. Müslüman kardeşine zulmetmez. Onu düşman eline vermez, onu yardımsız bırakmaz. Her kim müslüman kardeşinin yardımında bulunur ve onun ihtiyacını giderirse, Allah da ona yardım eder. Her kim bir Müslümanın sıkıntısını giderirse, Allah da ona karşılık kıyamet gününde onun sıkıntılarından birini giderir. Her kim bir müslümanın ayıbını örterse, Allah da ahiret gününde onun ayıbını örter. Her kim bir müslümanı affederse, kıyamet gününde Allah da onu affeder.”

“Müslüman Müslümanın din kardeşidir; ona zulmetmez, onu kendi haline bırakmaz, ona hor bakmaz. Rasülü Ekrem (sav) ( 3 defa göğsüne işaret ederek ) işte takva buradadır. Bir kimsenin insanların en kötüsü olması için müslüman kardeşini hor görmesi kâfidir. Müslümanın müslümana kanı, malı, ırzı haramdır.” Buyurmuşlardır.

Şair İsmail Hakkı bir şiirinde:

“Harabat ehline hor bakma,

Defineye malik viraneler vardır.” Der.

Müslümanın vazifesi, sadece kendi ırzını, canını ve malını korumak değil, aynı zamanda müslüman kardeşinin de canını, malını ırz ve namusunu başkalarının saldırısından ve zulmünden korumaktır. İmkânı ölçüsünde onu himaye etmektir. Onun gıyabında onu müdafaa etmektir.

Bir gün Peygamberimizin huzurunda bir adam başka bir adamı çekiştiriyordu. Orada bulunanlardan biri de ona cevap verdi. Bunun üzerine Peygamberimiz şöyle buyurdu:

“Her kim bir müslüman kardeşinin ırzını müdafaa ederse, kendini ateşten koruyan bir yer kazanmış olur. Müslüman kardeşinin şerefini müdafaa eden her müslümanı, kıyamet gününde ateşten korumayı, Allah kendine bir vecibe kabul eder.”

 

b)Müslüman Müslümanı Terk Etmez:

Yüce Rabbimiz: “Allah’tan korkunuz ve aranızı ıslah ediniz.” ( Enfal Suresi:1)

“Müminler ancak kardeştirler. O halde iki kardeşinizin arasını bulup barıştırın.” (Hucürat Suresi:10) buyurarak Müslümanların birbirine dargın durmamaları gerektiğini belirtmiştir.

Peygamber Efendimiz de: “Birbirinize buğzetmeyiniz. Birbirinize sırt çevirmeyiniz. Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz.”

-“Birbirinize düşmanlık etmeyiniz. Birbirinizi kıskanmayınız. Birbirinize arka çevirip ilgiyi kesmeyiniz. Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz. Bir müslümanın müslüman kardeşini üç günden fazla dargın durup terk etmesi, ona selam vermemesi helal olmaz.”

-“Bir kimse müslüman kardeşine bir sene küs durursa onun kanını dökmüş gibi günaha girmiş olur.” Buyurarak müslümanın müslümana buğzetmemesini, onunla ilgiyi kesmemesini, ona küs durmamasını, Allah’ın selamını vermekten kaçırmamasını emretmiştir.

İslamın bu ölçülerine göre müslümanım diyen bir kimse, Müslümanlarla ilgiyi kesemez. Onu yalanlayıp utandıramaz. Ona hainlik edemez. Maddi ve manevi desteğini esirgemez. Aralarını ıslah etmeyenler ve birbirlerinden Allah’ın selamını kesenler üzerine Allah’ın rahmeti inmez.

Allah’ın rahmetine nail olacak kimseleri, Allah’ın Rasülü şöyle ifade etmiştir:

-“Müslümanlardan her biri inandıkları İslam davasından ayrılmazlar, helal ve iyi olan işleri işlerler, aralarında borç ve yoksul olanlara bakarlar, hiçbir mümin, bir mümine karşı başkasıyla antlaşmaz. Zulüm ve tecavüzde bulunan fesat çıkaran kim olursa olsun bütün Müslümanlar ona karşı cephe alırlar. Bir mümin diğer mümini öldürmez ve bir mümine karşı kâfire yardım etmez. Müminler ancak birbirlerinin yardımcılarıdır. Sapıklık üzerine kim olursa olsun ona arka çıkmak helal değildir. Kim bir sapığa yardım ederse Allah’ın laneti ve gazabı kıyamete kadar onun üzerine olsun.”

Cenab-ı Allah da: “Ey inananlar! Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinmeyin. Allah’ın aleyhinize apaçık bir ferman vermesini mi istersiniz.” ( Nisa Suresi:144 )

-“Müminler müminleri bırakıp kâfirleri dost edinmesinler; kim böyle yaparsa Allah katında bir değeri yoktur.” ( Al-i İmran Suresi:28 )

Müslüman aynı safta namazı kılan müslüman kardeşini nasıl terk eder? Onu başkasına nasıl muhtaç eder?

İşte Asrısaadetten bir örnek: Hz. Ebu Bekir’in halifeliği zamanında kuraklık ve kıtlık olmuştu. Yiyecek maddelerinde sıkıntı çekiliyordu. Hz. Osman o sırada Şam’dan büyük bir kervanla bol miktarda buğday ve diğer yiyecek maddeleri getirtmişti. Tüccarlar Hz. Osman’dan yüksek fiyatla buğdayı almak istediler. Hz. Osman, her geleni ve her fiyat arttıranı reddetmiş, bunu da Ebu Bekir duymuştu:

-Niçin buğdayını tüccara satmıyorsun fiyatımı beğenmedin? Deyince Hz. Osman:

-“Ben buğdayıma daha fazla ücret verene vereceğim. Bire ondan yedi yüz misline kadar sevap verene vereceğim” demiş, bütün buğdayı yoksullara dağıtmıştır. Müslümanları karaborsacıların eline bırakıp onları sıkıntıya sokmamıştır.

Hz. Ebu Bekir ( ra ) müslüman olduğunda 40.000 dirhemi ( 4 milyar ) vardı. Bu büyük servetini Allah yolunda, Allah’ın rızasını kazanmak için harcamıştır. Müslümanlara destek olmuştur. Müslüman olduğu için işkence görenleri ve müslüman köleleri satın alarak hürriyetlerine kavuşturmuştur. Nihayet Medine’ye göç ederken yanında ancak 5000 dirhemi kalmıştır. Bunu da müslümanlar için harcamıştır.

 

c)Müslümanlar Birbirini Sevmekte Ve Acımakta Vücut Gibidir:

Bir bina, taşı, tuğlası, çivisi, harcı, çatısı, kiremidi… İle sapasağlam ayakta durur ve mutlu bir aileyi barındırır. Bunlardan herhangi biri ortaya çıkıp marifet bendedir, ben olmazsam bu bina ayakta duramaz derse, vazife yapmazsa, görevler aksar. Bina yağmura, fırtınaya, güneşe karşı uzun süre dayanamaz. Sürtüşme sonucu görevler aksarsa bina yığılır kalır.

Bir gün Peygamberimiz Müslümanlara “Allah’a yemin ederim ki, iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe olgun müslüman olamazsınız” demiş, olgun müslüman olabilmek için Müslümanları sevmenin şart olduğunu bildirmiştir. Başka bir hadislerinde de: “Hiçbiriniz kendi nefsi için sevdiğini mümin kardeşi içinde sevmedikçe olgun mümin olamaz” demiştir.

Müslümanların ne şekilde olmaları gerektiğini işaretle Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

-“Müslüman müslümanın aynasıdır. Müslüman müslümanın kardeşidir. Onun geçimini temine, yitiğini bulup kendisine iadeye çalışır ve onun arkasından onun menfaatine hizmet eder.”

-“Müslüman müslümana karşı parçaları birbirine kenetlenmiş bir bina gibidir.”

İslam büyüklerinden Serri Sekati: “Vaktiyle bir kere (Elhamdülillah) dediğim için 30 yıldır tövbe ediyorum. Bağdat’ta bir yangın çıkmıştı. Çarşıya koşarken biri bana “senin dükkânın yanmadı, kurtuldu” dedi. Ben başkalarının uğradığı felaketi unutup, dükkânımın kurtulduğuna sevinmiştim” der.

İnsanın kıldığı namaz, tuttuğu oruç, yaptığı hayır hepsi kendisi içindir. Allah için olan amel ise, Allah’ın dostlarına dost, düşmanlarına düşman olmaktır. Hz. Ömer ( ra ) şöyle demiştir:

-“Allaha yemin ederim ki, devamlı oruç tutsan, bütün geceleri namazla geçirsen, malının tamamını fakirlere dağıtsan, ömrünün son anında Allah’ın dostlarına sevgi duymuyor, düşmanlarına nefret duymuyorsan yaptığınız amellerin sana faydası yoktur.”

 

d)Müslüman Müslümanın Gizli Hallerini Araştırmaz:

Dinimiz başkalarına ait gizli hallerin araştırılmasını, başkaları hakkında kötü zanda bulunulmasını, iftira etmeyi, dedikodu yapıp alaya almayı haram kılmıştır.

Bu konuda dinimizin emirlerinden bazıları şöyledir:

-“Bilmediğin şeyin ardına düşme; doğrusu kalp, göz, kulak bunların hepsi o şeyden sorumludur.” ( İsra Suresi:36 )

-“Ey inananlar! Bir topluluk diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha hayırlıdır.” ( Hucürat Suresi: 11 )

-“İnsanları arkadan çekiştiren, gözle kaşla alay eden her kişinin vay haline…” ( Hümeze Suresi: 1)

“Ashabım zandan çekininiz! Çünkü zanla itham sözlerin yalanı çok olanıdır. Birbirinizin eksikliğini görmeye ve işitmeye çalışmayınız, özel ve mahrem hayatı da araştırmayınız. Bir de almayacağınız bir malı alıcıyı zarara sokmak için arttırmayınız, birbirinize hasette etmeyiniz! Düşmanlık da etmeyiniz. Birbirinize arkanızı çevirip küsmeyiniz. Ey Allah’ın kulları birbirinize kardeş olunuz.” (Tecrid-i Sarih Ter. C.12,s.143)

İsa Peygamber bir gün havarileri ile otururken onlara:

-Bir kardeşiniz uyurken rüzgâr elbisesini açsa, gizli yerleri görünse ne yaparsınız? Havarileri:

-“Açılan yerlerini derhal örteriz.” Derler. İsa Peygamber:

-Hayır, siz öyle yapmıyorsunuz, açılan yerlerini daha da açıyorsunuz, onu rezil ediyorsunuz.

-Nasıl olur?

-“Evet, sizler kardeşinizin sırlarını ortaya sayıp döküyorsunuz, kardeşinizin gizli hallerinden bahsedilirken siz onu dinliyorsunuz ve başkalarına aktarıyorsunuz” demiştir.

 

e)Müslümansasız Müslüman Kardeşiniz İçin Ya Hayır Söyleyiniz Ya Da Susunuz:

 

Müslüman, Allah bir, Resul Hak deyip imandan ve imanın gereği davranışları yerine getirme gayretinden sonra, kendisini küfre götürecek, amellerini boşa çıkaracak söz ve davranışların akıbetinden kendini korumalıdır.

Müslüman olduğunu söyleyen kimse, Allah’ın kullarına sövmekten, lanetlemekten ve dilini müslümanlar aleyhine kullanmaktan kaçınmalıdır. Yani; müslüman kardeşi için ya hayır söylemeli ya da susmalıdır.

İnandım demekle iş bitmiyor. Peygamberimiz: “Dilinizi müslümanlar aleyhinde konuşmaktan men ediniz ve Müslümanlardan biri vefat edince iyiliklerini söyleyiniz.” Buyurarak Müslümanın diline sahip olmasını ve iyiye kullanmasını emretmiştir.

Müslümanın şerefiyle oynamayı, müslümanlar hakkında kötü söz söylemeyi, müslümana dil uzatmayı Allah ve Rasülü lanetlemiştir. Bir kutsi hadiste: “Ey insanoğlu, yarattıklarıma lanetlemeyiniz; yoksa lanet size döner” buyrulurken Peygamberimiz de:

“Müslümana sövmek fasıklıktır ve onunla öldürüşmek küfürdür.” Demiştir.

İslamın ölçülerine göre müslüman, kendisinden, elinden, dilinden emin olunan kimsedir. Kendisi için istemediği kötü bir hali müslüman kardeşi için de istemeyen, kendisi için isteyip arzu ettiği iyi hali müslüman kardeşi içinde isteyen kimsedir. Peygamberimizin bildirdiğine göre, bazı günahların kefareti vardır. Fakat Allah’a şirk koşmanın, cihaddan kaçmanın yalan yere yemin etmenin, bir müslümanı haksız yere kasten öldürmenin, bir Müslümanı kötüleyip iftira etmenin kefareti yoktur.

Mikdadu’bnu’l-Esved (ra) Müslim de anlatıldığına göre Peygamberimize şöyle sormuştur:

-Ya Rasulallah! Şöyle bir mesele hakkında ne buyurursunuz? Ben kâfirlerden bir kişiyle karşılaşsam, benim ile vuruşsa da benim iki elimden birini kılıcıyla vurup koparsa, sonra benden kaçıp bir ağaca sığınsa ve “Ben Allah için müslüman oldum. La ilahe illallah” Dese ben onu bu tevhit kelimesini söyledikten sonra öldürebilir miyim?

Rasulallah ( sav ): “Hayır onu öldürme” buyurdu. Ben:

-Ya Rasulallah o, benim elimi kesti, sonra da bu sözü söyledi, onu öldürebilir miyim? Dedim. Rasulallah ( sav ):

-Sakın öldürme. Eğer öldürürsen o senin onu öldürmezden evvelki durumundadır. ( yani müslüman olmuştur, kanı haramdır ) Sen de onun söylediği tevhit kelimesini söylemesinden evvelki vaziyetindesin” buyurdu.

Halid bin Velid, İslam ordusunun komutanı iken “La ilahe illallah” demek üzere olan bir kişiyi, samimi olmadığı gerekçesiyle savaş sırasında öldürmüştü. Durum Peygamberimize arz edilince, Efendimiz Halid bin Velid’i “ La ilahe illallah diyeni sen nasıl öldürürsün” diyerek komutanlık görevinden azletmiştir. Ayrıca bu olaydan dolayı Peygamberimizin çok müteessir olduğu nakledilmiştir.

İman açısından en tehlikeli durumlardan biri de, bir müslümanın bazı Müslümanlara tarikat, siyaset, görüş ve düşünce ayrılığı gibi nedenlerden dolayı küfürle itham etmesidir. Bu bir müslümanın imanı açısından son derece tehlikeli bir durumdur. Namaz kılan, oruç tutan, İslamın emirlerini yerine getirmeye çalışan veya sadece “La ilahe illallah” diyen bir kimseye lanetlemek, kâfir gibi sözler sarf etmek doğru değildir.

İslam da küfürle itham ve aforoz etme yetkisi kimseye verilmemiştir. Ancak Hıristiyanlık da aforoz vardır. Papazlar dilediğini cennetlik, dilediğini de cehennemlik ilan etmeye yetkilidir. Müslümanın vazifesi irşattır, tebliğdir. Allah’ın gönderdiği, Elçisinin getirdiği esasları yaşamak ve yaymaktır. Kimin cennetlik, kimin de cehennemlik olduğunu Allah bilir.

Enes bin Malik ( ra ) ın naklettiği bir kutsi hadiste: “İzzetime, celal ve rahmetime yemin ederim ki, “La ilahe illallah” diyen hiçbir kimseyi cehennemde bırakmayacağım” buyrulmuştur.

Bir kimsenin imandan çıkıp kâfir olmasına sebep olabilecek hususları dinimiz açıkça belirtmiştir. Bir müslümanın dinden çıkıp kâfir olabilmesi için Allah’ı inkâr etmesi veya Allah’a herhangi bir şekilde ortak koşması, iman esaslarından, İslamın şartlarından birini açıkça reddetmesi lazımdır. Bir müslüman, büyük günahlardan sayılan bir günahı işlese de yaptığı işi mubah saymadıkça yani günah olduğunu inkâr etmedikçe ona kâfir diyemeyiz. Dersek hata etmiş oluruz.

Hiç unutmamamız gereken bir hadisi nakledelim: Buhari ve Müslim de İbn-i Ömer ( ra ) dan rivayet edilen bir hadiste İslam Dinin Peygamberi şöyle buyurmuştur:

-“Bir adam müslüman kardeşine: “Ya kâfir” derse, bu söz ikisinden birine ait olur. Eğer kendisine kâfir denilen kimse gerçekten kâfir ise, bu söz yerini bulmuş olur. Aksi halde bu söz, onu söyleyene döner.”

f)Müslüman Müslümanla Çekişmez:

Allah’ı bir, kitabı bir, Peygamberi bir Müslümanlar arasına, imanları zayıfladığı ölçüde menfaat, kin ve düşmanlık girmiş, birbirlerine karşı bağları zayıflamış ve Allah’ın emirlerinden kopmuşlardır. Allah’ın düşmanları unutulmuş, başka hiçbir mesele kalmamış gibi müslüman müslümanla uğraşmaya başlamıştır.

Müslümanın müslümanla uğraşması, müslümanla dalaşması helal olmaz. Rabbimiz Kur’an da: “Toptan Allah’ın ipine sarılınız ve ayrılmayınız” ( Al-i İmran Suresi:103 ) buyurarak Müslümanların bölünüp parçalanmamaları, fırka fırka olmamaları için ikazda bulunmuştur.

Peygamberimiz de çekişmenin, didişmenin sonunda Müslümanların huzurlarının kaçmaması ve düşman eline düşmemeleri için şöyle buyurmuştur.

-“Haklı da olsa çekişmeyi terk eden kimseye cennette bir köşk verilmesine kefilim, şaka da olsa yalan söylemeyene ve ahlakı güzel olana cennette bir makam verilmesinde kefilim.”

-“Din kardeşinle çekişme, hoşuna gitmeyecek şakada bulunma, söz verip yerine getirmemezlik etme” Peygamberimizin bu emrine göre haklı da olsa haksız da olsa müslüman müslümanla çekişmeyecek, yalan söylemeyecek, söz verdiği zaman sözünü yerine getirecektir.

Allah’ın emrine göre müslümanlar birbirleriyle aralarını açmayacaktır. Araları açılan Müslümanların araları bulunup düzeltilecektir. Müslümanların birbirlerine düşmelerine sebep olacak davranışlardan kaçınılacaktır. Buhari’nin naklettiğine göre Peygamberimiz: “Kim yanında ok bulunduğu halde mescidimizden veya Pazar yerinde bir yere uğrarsa, Müslümanlardan birine zarar vermemek için eliyle silahını tutsun” buyurarak bir insanın başkalarına korku ve zarar vermesini men etmiştir.

Dinimizde müslümana eziyet vermek, müslümanla çekişmek veya onu öldürmek, kesin olarak yasaklanmıştır. Rabbimiz: “Kim bir müslümanı kasten öldürürse cezası, içinde temelli kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, lanetlemiş ve büyük azap hazırlamıştır. ( Nisa Suresi:93 ) Buyurarak bir müslümanın canını kasteden kimsenin acıklı bir azaba uğrayacağını haber vermiştir.

Allah’ın Rasulü de: “Müslümana sövmek fısk, onunla kıtal etmek küfürdür”

-“Her kim Müslümanlara silah çekip savaşırsa, artık o bizden değildir.” Buyurarak o kimsenin Muhammed Ümmetinden olmayacağını bildirmiştir. Cerir ( ra ) şöyle demiştir: “Peygamber ( sav ) veda haccında bana: “Kalk halkı sustur da beni dinlesinler” diye emretti. Ve sonra şöyle buyurdu: “Benden sonra birbirinizin boynunu vuran kâfirlere benzemeyiniz.”

Veda haccından sonra Uhud Harbinde şehit düşenlerin cenaze namazı kılınmamıştı. Peygamberimiz dönüşte şehitleri ziyaret etti. Duadan sonra şunları söyledi:

-“Sizin bir daha putperestliğe dönmenizden endişe etmiyorum. Kaygılandığım şey: sizin dünya endişesi ile servete dalarak birbirinizin kanını dökmenizdir. İşte o zaman siz de, sizden evvelki milletler gibi mahvolursunuz.”

Bir gün Peygamber Efendimiz: “İki müslüman kılıçları ile karşılaşırlarsa, öldürende ölen de cehennemdedir” buyurmuş, orada bulunanlar:

-Ey Allah’ın Elçisi, öldürenin durumu belli, ölene ne oluyor?

-Katil onu öldürmese, maktul onu öldürecekti” cevabını vermiştir.

Bugüne kadar müslümanlar bir birlik oluşturamadıklarından, parti, mezhep, tarikat ayrılıklarından faydalanılarak birbirine düşürmüşlerdir. Unutulmamalıdır ki, Müslümanların parçalanarak birbirleriyle çekişmeleri halinde hiçbiri galip olmaz ve hiçbir meseleleri hallolmaz. Kendilerine emreden hâkim olan efendiler edinmiş olurlar.

Bir iş İslam’ın esaslarına uymuyor ve Allah’ın rızasına ters düşüyorsa, o işin Allah katında hiçbir değeri yoktur. Biri mi? İşte: “Ancak sadaka vermeyi, Yahudilik yapmayı ve insanların arasını düzeltmeyi gözeten kimseler müstesna, onların gizli toplantılarının çoğunda hayır yoktur. Bunları Allah’ın rızasını kazanmak için yapana büyük ecir vereceğiz.” ( Nisa Suresi:114 )

Tarikat ayrılıkları, mezhep farklılıkları, görüş ve izah tarzındaki farklılıklar müslümanlar arasında çekişme ve sürtüşmelere neden olmamalıdır. Bayram namazı kılan bir kimseyi bağrımıza basacağımız bir dönemde yaşıyoruz. Tarih boyunca mücadele, imanla küfür arasında olmuştur. Günümüzde de durum aynıdır. “La ilahe illallah” deyip, bayram namazı kılan kimseye dil uzatmak lanetlemek doğru olmaz. Peygamberimiz: “Camide gördüğünüz kimsenin iyiliğine şahadet ediniz” buyurmamış mıdır?

Müslüman için gaye Allah’ın rızasını kazanmak olmalıdır. Vazifesi de toparlayıcı, birleştirici olmalıdır. Müslümanları karalamak, bazılarına “kardeşim” derken bazılarına “kâfir” demek, iftira ve çamur atmak, müslümanın yapacağı bir iş olamaz. Eğer kişinin ameli noksansa bu kendinedir. Ve o kişi terke değil tebliğe muhtaçtır.

Tarikatlar, Kur’an ve Sünnetin ihtiyacı karşılamadığı için doğmamıştır. Tarikatların doğuşu bunalım devrelerine rastlar. Dini baskılar, dini eğitim ve öğretimin aksaması bunalımlara sebep olmuştur. Aynı zamanda tarikatların doğmasına, yayılmasına zemin hazırlamıştır. Diğer bir neden de istilalar ve insanların iyi yönetilmemesi kişileri bazı insanların etrafında toplanmaya zorlamıştır. Aslında tarikatların bazıları kitap ve sünnette bağlı olarak doğmuş, insanlar arasında sevgi saygı gibi bağların kuvvetlenmesi konusunda büyük rol oynamıştır. Gel bugün gör ki durum böyle değildir.

Her dinde mezhep ve tarikatlar vardır. Bizdeki dört mezhebin dördü de haktır. Hiçbiri İslam’ın temel prensiplerine aykırı değildir. Aralarında izah tarzından başka ayrılık yoktur.

Kitap ve Sünnete ters düşmeyen, İslam’ın temel prensiplerine uygun hiçbir tarikat küçümsenemez. Sapık düşünce ve görüş telkin etmeyen tarikatlar, bunalım dönemlerinde ortaya çıkıp Müslüman Türk’ün hayatında mühim boşluklar doldurmuş ve önemli hizmetler görmüştür. Bunların her birinin dinin bir yönüne daha çok önem verdiği düşünülmelidir. Bunun için ayrı ayrı tarikatlara bağlı ve gayeleri ilahi rıza olan Müslümanların birbirleriyle çekişmesi son derece anlamsızdır. Müslümanım deyip de çekişen kimselerin İslam’ın ve Müslümanlığın ne demek olduğunu bilmeyen kimseler olduğu bir gerçektir.

Müslümanın düşmanı, Allah bir, Rasül Hak diyen, namaz kılan, oruç tutan kimse değildir. Allah’ın Rasulünün örnek hayatına bakacak olursak, Ehl-i Kitapla bile küfre karşı ittifak etmiştir. Birbirine düşman kabileler arasında uzlaştırıcı bir tutum izlemiştir. Kimseye hırçın davranmamış, İslam’ın emrettiği müsamaha ile bir yol takip ederek, İslam’a giriş ve dönüş kapılarını kapatmamıştır. Her vesileyle tebliğ görevini yerine getirerek Müslümanlara örnek olmuştur.

 

g)Örnek İslam Kardeşliği:

İslam Dininin sevgili Peygamberi bir yandan insanları Allah’ın varlığına, birliğine çağırırken diğer yandan da bu iman etrafında toplanan, ırkları, dilleri, renkleri ayrı olan Müslümanları “Din Kardeşliği” adı ile birleştirip, kaynaştırmış, cahiliye toplumundan beraber ağlayan, beraber gülen, ellerindeki lokmayı paylaşan Ashap topluluğunu oluşturmuştur.

İslam Peygamberinin meydana getirdiği kardeşlik, öz kardeşliği geride bırakan; Habeşli Köle ile Kureyşli Asilzadeyi kucaklaştıran bir kardeşlik olmuştur. Cahiliye devrinin yerleştirip kökleştirdiği kini, düşmanlığı, kan davalarına unutan müslümanlar, Allah’ın rızası uğruna kardeş olmuşlar ve İslam tarihinin altın sayfalarını dolduran fedakârlık örnekleri vermişlerdir.

Yermük savaşından sonraydı. Savaş meydanı şehitler ve yaralılarla doluydu. Huzeyfe, amcaoğlunu bulmak, şayet ölmemişse biraz su vermek istiyordu. Dolaşmaya başladı. Sonrasını şöyle anlatır:

“Onu bulduğum zaman, henüz ölmemişti. Suyu gösterdim, gözleriyle işaret etti. Suyu ona uzattığım anda arkadan bir inilti… Suyu kabul etmedi ona götürmemi istedi. Koştum inleyen Hişam’dı. Ve son anlarını yaşıyordu. Suyu ona verirken arkadan su diye inleyen başka bir ses. Hişam suyu almadı ona götürmemi istedi. İniltinin geldiği yere koştum. Ne yazık ki, ben varmadan ölmüştü. Geri döndüm Hişam’a ileteyim dedim, oda ruhunu teslim etmişti. Amcamın oğluna koştum, ama ne yazık ki, onu da ölmüş buldum. Elimdeki su ile kalakaldım.”

Ashaptan Ebu Zer ( ra ) Bilal-i Habeşi’yi siyah bir kadının oğlu diyerek kınamıştı. İslam kardeşliği adına çok üzülen Bilal’in durumunu Peygamberimiz öğrenince İslam kardeşliğinin ruhuna uymayan bu davranıştan dolayı Ebu Zer’e:

-Sen öyle bir adamsın ki, sende henüz cahiliye devri kalıntısı var. Bilal’i annesiyle mi ayıplıyorsun?

Bunun üzerine Ebu Zer, H.z Bilal’e gelip bir yanağını yere koyarak ağlamış, özür dileyip, “ayağını yüzüme koymazsan başımı yerden kaldırmayacağım” demiştir.

Mekkeli müşriklerin zulmünden bıkarak mallarını, mülklerini bırakıp Medine’ye göç eden Muhacirlerle, Medine de oturan kendilerine “Ensar” denilen müslümanlar, tarihte eşine rastlanmayan bir kardeşlik kurmuşlardır.

Mekke’den hiçbir şeysiz göç eden müslümanlar, Medineli Müslümanları yardımcı olarak karşılarında buldular. İmanlarının gereği Ensar, kendilerine sığınan kardeşlerini, sıkıntılarıyla baş başa bırakmadı. Allah için göç eden kardeşlerini Allah için kucak açtılar. Her Ensar bir Muhaciri kardeş edindi. Bu kardeşlik, soy ve kan kardeşliğinden daha kuvvetli idi. Muhacirleri evlerine aldılar. İşlerine, mallarına ortak ettiler. Öyle kardeş oldular ki, mirasa bile girdiler.

Allah’ın Elçisi, Bahreyn’deki mahsulü paylaştırmak için Ensar’ı çağırmıştı da onlar: “Bir o kadar da muhacir kardeşlerimize vermedikçe bize verdiğini almayız” dediler. Muhacirlere de kendilerine verilen kadar verilmedikçe almadılar.

Medine’deki Yahudiler ve münafıklar, bu kardeşlikten doğan birliği ve gücü asla tahammül edemiyorlardı. Müslümanların arasına fitne sokmak için çok çalıştılar. Fakat muvaffak olamadılar.

Münafıklardan Abdullah İbn-i Übey, Ensarla Muhacirin arasını açmak istemişti. Peygamberimiz çok üzüldü orada bulunan Hz. Ömer münafığın kafasını uçurmak için izin istedi. Peygamberimiz müsaade etmedi. Münafığın oğlu samimi müslümandı. Babasının bu hareketinden çok müteessir olmuştu.

Peygamberimize:

-“Ey Allah’ın Elçisi, eğer babam öldürülecekse, müsaade edin onu kendi elimle öldüreyim. Onu başkası öldürürse, bu yüzden din kardeşime kin duyabilirim. Müslümana kin duyacağıma bir münafığı öldüreyim” dedi. Peygamberimiz ona izin vermedi.

Ey fırka fırka ayrılmış, kurtuluşu yalnız kendi fırkasında gören, ancak kendi fırkasındakilere “kardeşim” diyen müslüman, fırkalara ayrılmak İslam’ın ölçülerine uymuyor. İslamiyet Vahdet dinidir.

 

h)Allah’ın Düşmanları Güçlü Bir İslam Birliği İstemez:

Tarih boyunca Allah’ın dinine ve Müslümanlara düşman olan İslam’ın karşısındaki ideolojilere mensup olan kimseler, Müslümanların gücünü kırıp, onları köleleştirmek için yer ve zamanın şartlarına göre imha planları hazırlamışlardır. Düşman, bugün de aynı düşmandır. Düşmanlık günümüzde de acımasız bir şekilde devam etmektedir.

Allah’a ve Rasülüne kusursuz itaat eden ilk müslümanlar arasına fitne ateşini sokmayan beynel-milel Yahudilik, “şehir şehre, kardeş kardeşe karşı dövüşecektir” idealini gerçekleştirmek için fırsat kollamaktadır. Muaviye ( ra ) ile Hz. Ali ( ra ) yi karşı karşıya getiren, cihan imparatorluğu parçalayan, İslam ülkelerini birbirine düşüren fitne, uyumamıştır. Hiçbir dönemde İslam kardeşliğini müsaade etmemiştir. İslam âlemini uydurma sebeplerle parçalamıştır. 1. Dünya savaşı sırasında İngilizler, müslüman olmuş, hidayete ermiş görünümüyle Arapların arasına girerek, onları bize karşı kışkırtmışlar, bizden koparmışlar hatta Müslüman Türklere karşı silah çekmişlerdir.

Müslümanların güç oluşturmasından korkan düşman, değişik ve sinsice faaliyetini sürdürmektedir. İdeolojilerin, dinlerin hâkimiyet savaşı verdiği günümüzde insanımızın, başta bölücülük ihanetiyle karşı karşıya bulunduğu unutulmamalıdır.

Cenab-ı Allah Kur’an da: “İnkâr edenler birbirlerinin dostlarıdır. Eğer siz aranızda dost olmazsanız yeryüzünde kargaşalık, fitne ve büyük bozgun çıkar” ( Enfal Suresi:73 ) buyurarak Müslümanların uyanık olmaları gerektiğini belirtmiştir. Tarih boyunca birçok milletle kurduğumuz çok yönlü ilişki ve tek taraflı samimiyet fazla işe yaramamıştır.

 

ı) Ne Zaman Uyanacağız?

Tarihten ders alarak uyanmalıyız. Uyanmazsak ne olur? Bunun cevabı Kur’an da şöyle verilmiştir: “Öyle bir fitneden sakınınız ki, içinizden yalnız zulmedenlere isabet etmez ve biliniz ki, Allah’ın cezası şiddetlidir.” ( Enfal Suresi:25 )

Camilere giremediğimiz, evlerimizde oturamadığımız, sokaklarda yürüyemediğimiz, inancımızı yapamadığımız, yaşayamadığımız zaman mı uyanacağız? Ne zaman birleşeceğiz? Küfür ordusu son saldırısına geçince mi bir araya geleceğiz? Unutmayalım ki o zaman çok geç kalmış olacağız. Daha evvel uyanmazsak bela umumi olacak, kurtuluş yolu da kalmayacaktır. Onun için uyaralım, uyandıralım.

Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

“Bir topluluk gemiye bindiler, gemiyi paylaştılar. Herkes payına düşen yere yerleşti. Bunlardan birisi, bulunduğu yeri balta ile delmeye başladı. Diğerleri ne yapıyorsun? Dediler. Ne karışıyorsunuz, benim yerim değil mi? İstediğimi yaparım, cevabını verdi. Eğer şimdi onu gemiyi delmekten men ederlerse, kendileri de, o adam da kurtulur. Eğer kendi haline bırakırlarsa hem o, hem de kendileri helak olurlar.”

Müslümanım diyenlere Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor:

“Allah’a ve Rasülüne itaat ediniz. Birbirinizle uğraşmayınız, yoksa korkaklaşır ve kuvvetten düşersiniz ( devletiniz elden gider )” ( Enfal Suresi:46 )

Gerçek Müminler de: “İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helak eder misin Allah’ım!” derler.

Son zamandaki afat ve felaketlerin sebebi zaaflarımızdır. Ayrılık gayrılık ise samimi müslüman olmayışımızdandır. İttifak edilecek yerde ihtilafın sebebi ise gurup taassubundandır.

Rabbim, birliğimizi, beraberliğimizi, kardeşliğimizi bozmak isteyenlere karşı bize uyanıklık ver. İslam ve müslüman düşmanlarına fırsat verme.

 


Bu yazıyı 2.084 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here