Müstehcenlik

Ailenin, toplumun yok olup dağılmasına neden olan hallerden biri de müstehcenliktir. Tarih, yok olan milletlerin hatta imparatorlukların mezarlıkları ile doludur.

Bugüne kadar milletimizi ayakta tutan, şanla şerefle yaşatan değerlerin kıyısından kenarından kemirenlerin sayısı artmıştır. Zaman aleyhimize işliyor. İnsanımıza zarar veren olaylar, haller her geçen gün artıyor. Açık yeri kapalı yerinden fazla. Bu ne? Denilince “Hava sıcak” mazeret hazır.

Son zamanlarda her şey her yer kirli; insan kirli, çevre kirli, kaldırımlar kirli, deniz kirli, gök kirli, yer kirli, basın kirli, ekran kirli, ses kirli, görüntü kirli, düşünce kirli. Bütün kirliliklerin sebebi, ar haya damarlarının çatlamış olması ve ortalığa müstehcenliğin yayılmasıdır.

Nedir müstehcenlik? Müstehcenlik : Kötü, ayıp, çirkin, iğrenç ve halkın ar haya duygularını inciten şey demektir.

Sözlüklerde müstehcen kelimesi : Edep dışı, açık saçık diye tarif edilmiştir.

Müstehcenlik, aile millet düşmanlarının ve dünyaya hükmetmek isteyenlerin “San’at” kılıfı içinde gizledikleri bir silahtır, imhâ silahıdır.

Geçenlerde bazı kadın kuruluşları TCK.da yer alan “Edep, hâyâ, ahlâk ve namus” gibi sözlerin kaldırılmasını istemişlerdir. Böyle bir edepsiz teklifi kadın dernekleri yapabilmektedir. (28.05.2003 Vakit)

Demek ki fay hatlarından önce ar damarları çatlıyor. Sokaklara baktığınız zaman bazı kıyafetler ayıp oluyor, iğrenç oluyor, zararını herkes görüyor.

Gepgenç çocuklar üzerinde oyunlar oynanıyor. “Milli Eğitim Bakanlığı öğrenciler için iffetsizlik suçunu yönetmelikten çıkardı. Artık öğrenciler için “iffetsizlik suç sayılmayacak” (27.02.2002 Zaman)

Bir haber şöyle :

“Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde astımlı hastaların bilgilendirilmesi taplantısına baş örtülü hastalar alınmadı. (05.05.2002 Zaman)

Bu ne demek? Buyurun cenaze namazına!…

 

İNSANA UTANMA DUYGUSU VERİLMİŞTİR

Şairin dediği gibi :

“Göster Aılah’ım, bu millet kurtulur, tek mucize:

Bir “utanma hissi “ ver, gâib hazinenden bize!”

Evet yüce Allah, bütün canlıların arasında tek insana utanma duygusu vermiştir. İnsan utanır, insanın iffet ve namusunu korumasında, utanmasının büyük önemi vardır.

Sevgili Peygamberimiz :

1-“Hayâ hayır getirir” (R. Salihın : 685)

2-“Utanmıyorsan dilediğini yap” (Tecrid-i Sarih : 2002)

3-“Hayâ imandandır” (Seçme Hadis : 68)

4-“Fuhuş bir şeyde bulunursa, onu mutlaka çirkinleştirir; hayâ bir şeyde bulunursa, onu mutlaka güzelleştirir. (Age:71)

5-“Allah, bir kulu helâk etmek istediği zaman ondan utanma duygusunu alır. Hayâ ondan alınınca onu fenâ bir insan bulursun” (Age : 72)

6-“Hayâ ile iman bir arada bulunur. Biri giderse diğeri de gider” (Age : 76) buyurarak utanmanın önemine işaret etmiştir.

Atalarımız : “Kadını er zaptedemez ar (utanma duygusu) zapteder” demişlerdir.

Bir de hayasızlar için : “Ar damarı çatlamış” derler.

Hayâ insanın vasfıdır. İnsanın ahlakî değerleri tahrip edilir, haya duygusu köreltilirse, insanın hiçbir değeri kalmaz.

Hz. Âdem cennetten çıkarılarak yeryüzüne indirildiği zaman, Allah, Cebrail’i ona göndermişti. Cebrail, Âdem’e şunları söylemiş :

-Cenab-ı Hak sana, birini seçmek üzere üç şey gönderdi : Hayâ, din ve akıl. Bunlardan birini seç, ikisini alıp gideceğim.

Âdem de şöyle demiş :

-Ey Rabbim, aklı seçiyorum.

Bunun üzerine Cebrail, haya ile dine bakarak:

-Haydi gidelim, demiş. Fakat haya ile din :

-Gidemeyiz, demişler. Cebrail sormuş :

-İsyan mı ediyorsunuz?

-Haşâ! Ancak, Cenab-ı Hak bize akıldan ayrılmamayı ferman buyurmuştu.

Cebrail de tek başına dönmüş.

Akıllı davranılırsa, akıl varsa, din vardır, haya da vardır.

Hayâ, önce Hakk’tan sonra halktan utanmaktır.

Bugün : “utanma”, “ayıp” ne demekmiş, bekâret tabu olmaktan çıkarılmalıdır. İffetsizlik suç olmamalıdır, namus iffet bekçiliğimi yapacağız başka işimiz yok mu, çağdaş yaşam gereği herkes dilediği gibi yaşasın, ahlaki kurallara uymak köleliktir. Cinsel özgürlük kazanılmalıdır” diyorlar.

“Utanma”, “hayâ”, “iffet” olmazsa; utanmaz, hayasız, iffetsizlik olur. % 98’i müslüman olan bir ülkede iffeti bırakıpta iffetsizliğimi kabulleneceğiz, utanmayı bırakıp da, utanmazlığımı tercih edeceğiz?

Allah, insanı en güzel biçimde yaratmış : “şüphesiz sen yüce bir ahlâk üzeresin” buyurmuştur. (Kalem : 4)

Allah Rasûlü’de “Sizin en hayırlınız ahlakı en güzel olanınızdır” (Buhari Edep : 38) Ahlâk olmadan hiçbir şey güzel olmaz.

Bizi iffetsiz, ahlaksız bir toplum haline getirmek isteyenler var. Soru yorum; iffetsiz ahlaksız hangi aile, hangi toplum, hangi millet ayakta durmuştur? Mehmet Akif :

“Kızımın iffeti batmakta rezilin gözüne…

Acırım tükrüğe billahi, tükürsem yüzüne” demiştir.

Freud : “İffeti önemsiz hale getirmeliyiz” diyor. Bugün hayasızlık gibi korkunç bir hastalığı bize bulaştıranlar var.

-Basın yayın organlarına bakın…

-Sanat ve çağdaşlık maskesi altında yapılanlara bakın…

-Fahişeliği itibarlı bir meslek haline getiren ilericilik ve medeniyet maskelilere bakın.

-Çıplaklığı moda diye bize sinsice sunan millet düşmanlarına bakın.

Ar, hayâ toplumun sigortasıdır. Ahlâsızlaşan toplumlar yaşama şansını elde edememişlerdir.

Normal bir insan, bedeninin açılmasından utanır. Ani açılmalarda derhal örter. Bu utanma duygusu onu ayıp işlemekten ve kendini teşhir etmekten alıkor. Aslında teşhircilik suçtur.

İnsan, ahlakî değerlerini kaybettimi utanma duygusunu da kaybeder. Açılıp saçılmaktan utanmadığı içinde değerini kaybeder.

J.J. Ruso şöyle anlatır:”Babamın saatine hayrandım. Ona hayran hayran seyrederdim. Bir gün babam temizlemek için saati açmış, saati o halde görünce ona olan hayranlığım bitti.”

Bugün hiç bir estetik ve sanat değeri olmadığı halde müstehcenlikle bayağılaşanların sayısı artıyor. Bu, sırf kazanç uğruna yayın basın organlarının topluma neler verdiğini gösterir.

Müstehcenlik de kimliksizlik, kişiliksizlik vardır. Taklid söz konusu olduğu için açılıp saçılanlar köle ruhlu insanlardır. Metres hayatı serbest, hatta özel yaşam oluyor. Ona ses yok. Ama dini nikâha ceza var, hapis var. Açıklık da sonuna kadar özgürlük var, iş örtünmeye gelince “hayır!” Böyle çelişkilere son verilmelidir.

 

NEDEN MÜSTEHCENLİK

Her insanda aşağı yukarı, şöyle veya böyle kendini teşhir beğendirme arzusu vardır.

-Her insan ilgi çekmek, kendine baktırmak, kendini beğendirmek ister ve kendine hayranlık uyandırmak ister.

-Vitrinde eşya ne maksatla teşhir edilmekteyse bazı kadınlar ve kızlarda kendilerini, açılıp saçılarak teşhir ederler.

-Psikologlar, kendini teşhir edenlerin ruhsal rahatsızlıkları olan kimseler olduğunu açıklamıştır.

-Fransız Porf Tony : “Çıplaklık sapıklıktır. Zayıf karakterli kimseler, açıklıkla kendini isbat etme ihtiyacı duyarlar. Bu duygu içinde ilgi çekmek amacıyla kendilerini teşhir ederler” demiştir.

-Para kazanmayı, şöhrete ulaşmayı, soyunmada bulan bir takım kimseler var, bu yolla para, şöhret kazanmayı düşünüyorlar.

-Alkol, uyuşturucu bağımlısı olanların teşhirciliği var.

-Kandırılmış, tuzağa düşürülmüş olanların hayasızlıkları sonucu gizlenecek birşeyi kalmamış olanlar var.

-Cinselliği ön plâna alanların teşhirciliği var.

-Mutlu bir evlilik yapamamış olanların isyanı var.

-Sapık yetişenler, elbette sapık yaşayacak ve sapık işler yapacaktır.

-Utanma duygusunu yitirmiş, ahlâkı ve inancı zayıf olanlar, elbette sınır, kural tanımayacaktır.

-Taklitcilik, maymuna döndürecektir.

-Yanlış propagandalar açıklığın çağdaşlık olarak telkini ve irtica, kökten dinci ithamları baskı oluşturmaktadır.

-Dış telkinler : “Genç nesilleri ahlaka aykırı telkinlerde bulununuz. Aile hayatını yıkınız, sanatı zayıflatınız, edebiyatı, müstehcen hale getiriniz, şehevi bir hale sokunuz” talimatı çok etkili olmaktadır. (Kemal Yaman İharet Planları : 197)

Gelir Vergisinin yüzde 40’ını ödeyen İstanbul’da en çok vergi ödeyenler arasında genelev işletici Ermeni Matild Manukyan’ın yer alması hem Maliye hem de mükellefler açısından tam bir yüz karası olmuştur.

-Kısacası teşvik ve musahama,

-Daha çok ana babaların ilgisiz kalmaları,

-Gençlere insani ahlâki ve dini duyuların verilemeyişi gibi nedenler, müstehcenliği körüklüyor, besliyor.

 

MÜSTEHCENLİĞİN VERDİĞİ ZARARLAR

Müstehcen giyim, kadının vücudunu sergilemesi ve sınırsız özgürlük, kadını mutlu etmemektedir.

Müstehcenlik, inançlı ve mazbut insanları tâciz etmektir. Genel ahlâka uygun davranmamak ise topluma saygısızlıktır.

Kadının güzelliği, bir manzaranın, bir hayvanın, bir çiçeğin, bir kuşun güzelliğinden farklıdır. Kadına başka şeylere bakıldığı gibi bakılmaz. Başka güzellikler, ruha hitap ederken, çoğu zaman tacize uğramasının nedenlerinden biri, kadının açılıp saçılmasıdır.

“Bunalımlı Topluma Hayır” adlı kitabın yazarı Fransız Prof. Tony Anatrella, çıplaklığın tabuyu yıkmak değil, ilkelliği yüceltmek olduğunu söylemiştir.

Aynı zamanda psikanalist olan Tony, cinsellik özgürlükten öte felâkettir, çıplaklık sapıklıktır. İnsanın değerli varlığı olan ruhunu ve şahsiyetini satışa çıkarmasıdır. Açılmak zayıf karakterli insanlarda bir çeşit kendisini isbat etme duygusundan kaynaklanır. Bu güçsüzlüğün ve şahsiyetsizliğin sembolüdür” (13-31994 Türkiye ilavesi) demiştir.

Psikologlara göre ; cinselliğin teşhiri son derece yanlıştır. Bu durum, hem teşhirciyi hem de toplumu huzursuz edici rahatsızlıklara neden olmaktadır. Ayrıca ruh sağlığını tehdit eder” derler. (Age)

Vahşet görüntüleri, vahşet fotoğrafları, başta çocuklar ve gençler olmak üzere insanımıza zarar vermektedir.

Müstehcenlik ve çıplaklık ne ölçüde, ne maksatla olursa olsun kadını küçük düşürür.

Şu habere bakın :

“Kız öğrenciler uyarıldı”

Almanya’ının Hannover kentine bağlı Sehn Kasabasındaki bir okulun, “fazla açık giyindikleri” gerekçesiyle kız öğrencilerini kıyafetleri konusunda uyarması ülke genelinde tartışma başlattı. Köln’deki “Realschule Neusser Strasse” okulunun müdürü Peter Szidat, “Kız öğrencilerin kıyafetleri çok açık. Kızlar ders sırasında neredeyse sadece bikini ile oturursa erkek öğrenciler hiçbirşey öğrenemez. Biz de öğretmenler arasında bir toplantı yaparak, yeni bir düzenlemeye gidebiliriz” diye konuştu.

“İş hayatında da kıyafetlere dikkat”

Davranış uzmanı Elisabeth Bonneau, okulun iş hayatına hazırlık niteliği taşıdığını, göbeği açık bırakan kıyafetler giymenin iş hayatında da olumlu karşılanmayacağını ifade etti. Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Eğitim Bakanlığı sözcü yardımcısı Stephanie Paelike ise, “Genelde öğrencilerin ne giyeceği kendilerini ilgilendirir. Ancak veli ve öğrenci temsilcilerinin bir araya geldiği okul toplantılarında kıyafet için belirli kararlar alınabilir. Tüm taraflar kabul ederse kıyafetlere düzen getirilebilir” dedi. (18.07.2002 Yeni Asya)

23.04.1999 tarihli Sabah Gazetesi’nin bir haberi :

“Çıplaklık kadınları aptallaştırıyor : Bilim adamlarının bulgularına göre; abdal kadınlar çıplaklaşmıyor, çıplak kadınlar abdallaşıyor. Bu sonuca 350 kadına zekâ testi yapan Amerika’lı psikolog ulaştı. Kadınlar tam giyimli, birde mayo, bikini ile teste tabi tutuldular. Şok sonuç : Çıplak kadınların zihinsel yeteneklerinde ani düşüş görülmüştür.”

13.08.2001 tarihli Türkiye Gazetesi’nin haberi :

“Ünlüler bunalımda : Sinama ve müzik dünyasının pek çok ünlü ismi, yaşadıkları depresyon nedeniyle psikolojik tedavi görüyor. Yaşadıkları ayrılıklar nedeniyle depresyona giren ünlüler, tedavi altında. Şan, şöhret ve ışıltılı hayatın mutluluk vermediği ünlüler, ruhi sıkıntılarına da şifa arıyor…” İşte bir çoklarının özendiği hayat…”

Vücudunu teşhir etmekten utanmayanların sonu çok acı oluyor. Ya alkol komasında, ya uyuşturucu komasında ölüyor, ya öldürülüyor. Ya da ileri yaşlarda toplum onu terk ediyor, etrafında dönen sinekler kayboluyor, kimsesizler, acizler yurtlarında hayatlarını noktalıyorlar veya akıl hastanelerinde çıldırarak ölüyorlar. Veya terk edilmiş viran yerlerde ölüp gidiyorlar.

Gazeteler perişan ve ibret verici resimleri yayınlarken, televizyonlar son bir daha : “Güzelin, mankenin, dansözün, şarkıcının v.s. acı sonu diye haber yapıyorlar.

Genç kızlarımıza bir uyarı haberi de şöyle:

“Mankenlere özenenler mutlu yuvayı unutsun :

Miss Turkey 2002 Güzellik yarışması’nda beşinci olan Melike Akkaya, Atatürk Hava Limanı’nda yiyecek içecek hizmeti veren Bilintur-Tepe-Akfen ortaklığının tanıtım standında çalışıyor. Sık sık skandallarla gündeme gelen “manken dünyası” ile ilgili açıklamalarda bulunan Akkaya, mankenlerin hayatına hiçbir zaman özenmediğini belirterek, “Onların mutlu bir yaşamları olacağına asla inanmıyorum” dedi. Bir süre önce Atatürk Hava Limanı’nda çalışmaya başlayan Melike Akkaya, aynı zamanda Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi 2. sınıf öğrencisi. Şirketin hizmetleri konsunda yolculara tanıtım yapan Akkaya, televizyon kanallarında her gün boy gösteren ünlü mankenlerin hayatlarının hiç de imrenilecek gibi olmadığını söyledi. Akkaya “Onlara özenenler ne mutlu bir evlilik ne de mutlu bir yuva düşünsünler. Onlar sadece medyatik olma yarışında” dedi. (20.09.2002)

Cenab-ı Allah İsra Sûresi’nin 32. ayetinde “Zina yapmayın” demiyor, “zinaya yaklaşmayın” diyor. Ateşe yaklaşanın içine düşmesi tehlikesi gibi, zinaya sebep olabilecek tahrik ve teşvik görüntüleri insanı istenmeyen işlere götürür.

Kur’an’da Allah’ın ikazı var :

-“İnanmış erkek ve kadınlar gözlerini harama bakmasınlar kapatsınlar” (Nur Sûresi :31)

Bu ikaza göre; günaha girmeden kendimizi kurtarmaya dikkat etmeliyiz. Peygamberimiz ne diyor : “Ateşe dayanabileceğin kadar günah işle” diyor.

Bakmanın günahı olduğu gibi baktırmanın da günahı vardır. Onun için;

-Uygun olmayan elbise,

-İç gıcıklayıcı ses tonu,

-Dikkat çekici yürüyüş,

-Bana baksınlar düşüncesi, edep ve iffetle bağdaşmaz.

Size şunu söylüyorum.

Dikkat edin, kendinizi kollayın. Kalbinizi, gönlünüzü, hayalinizi günahla kirletmeyin. Ateşe dayanabileceğiniz kadar günah işleyin.

Giyinirken, giyindirirken neye sebep olacağınızı düşünün de öyle giyinin, öyle giyindirin.

Açıklıktan melekler bile rahatsız olur. Açıklık evin bereketini ve manevi huzurunu alır götürür. Evde huzursuzluk hakim olur, geçim darlığı çekilir.

İbn-i Abbas radıyallahu anhüma’dan rivayete göre efendimiz (s.a.)’e bir hatun müracaat edip:

-Ya Resûllallah, ben sar’a illetine duçar oluyorum. Hem de sar’a halinde açılıyorum. Allah teâlâ’ya dua ediniz ki bu illeti benden izale etsin, dedi.

Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz kadına hitaben :

-Dilersen sabret, bu illet mukabilinde sana cennet verilsin. Dilersen sıhhat ve afiyetin için Allah teâlâ’ya dua edeyim.

Sonra o hatun :

-Ya Resûlallah böylece sabrederim. Yalnız sar’a halinde açılmamam için Allah teâlâ hazretlerine dua ediniz, dedi.

Rasûlallah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz de o halinde açılmaması için dua buyurdular.

Bakın derde razı oluyor, açılmaya hayır.

MÜSTEHCENLİK TAHRİK EDER

İnsanlar iki kısımdır :

1-Hayır kapılarını zorlar, hayra vesile olurlar.

2-Hep şer kapılarını zorlar, şerre sebep olurlar.

Biz hangisindeniz?

Mevsim, günah mevsimi, günahların herkese hücum ettiği mevsim. Dikkat etmek lâzım.

1-Tahrik ve teşhir etmemek lâzım.

2-Tahrike ve teşhire kapılmamak lâzım. Günahlar zorluyor. O zaman mânen güçlü olmak lâzım.

Tahrik ve teşhircilik, insanda akıl bırakmaz, mantık da bırakmaz. Birde ilâhi ikâzlarıda unutturur. Bu durumda çirkin şeyler olur. Duyarsınız, okursunuz veya görürsünüz “Neden yaptı bunu?” dersiniz.

Evli kadın saldırıya uğruyor, kaçırılıyor, çocuk kirletiliyor. Neden? Biraz da tahrik yok mu? Akla getirme, davet yok mu?

Psikolog Prof. Dr. Bekir Grebene : Cinsel anarşi yaşanıyor. Ruhsal ve psikolojik bozuklukların ana faktörü, cinsel sapıklıklardır. Seks dergileri ve televizyonlar bu sapıklığı körüklüyor. Artık Türk mizahı bile müstehcenliğe dayandırılıyor” diyor. (18.12.1992 Zaman)

Geçen yıl 4000 kadın üzerinde yapılan araştırmada, müstehcenliğin, kadınlara karşı şiddet uygulamayı, ırza geçmeyi, cinsi saldırıyı ve cinsi zorlamayı arttırıcı faktör olduğu tesbit edilmiştir.

Ankara Yeni Mahalle’de 12 kız çocuğuna sarkıntılık ve tecavüz suçlarından yakalanan  18 yaşındaki sapık A.D. emniyette verdiği ifadede : “Beni televizyonlardaki seyrettiğim müstehcen filimler sapık yaptı. Bu müstehcenliğin etkisinde kalarak bu suçları işledim” demiştir. (2.3.1993 Zaman)

Fransa’da mayo ile sokaklarda dolaşma yasağı getirilmiştir. Sahil şehirlerinde bile mayo ile dolaşılmayacaktır. Gerekçe de : Mayo ile dolaşmanın çevreye rahatsızlık verdiğini belirten yetkililerden bir belediye başkanı: “Bölgem serseri yatağına döndü” demiştir. (26.7.1994 Türkiye)

14.3.1986 Tercüman : “Çıplak kadın fotoğrafları saldırı suçlarını arttırdı : Fotoğrafların gençler üzerinde tahrik edici ve baştan çıkarıcı etkilerde bulunduğu Londra’da yayınlanan Today Dergisi’nde açıklandı.”

“Müstehcen yayın suça itiyor : Müstehcenlik zarar verici olarak tanımlanmış ; ahlâkı yıktığı, saldırganlıkları arttırdığı ifade edilmiştir. (25.1.1986 Tercüman)

“Avusturya’nın başkenti Viyana Belediye Başkanı Dr. Helmut şehirdeki müstehcen olan herşeyi toplatmış, müstehcen heykelleri ve afişleri kaldırtmıştır. (7.7.1994 Türkiye)

Müstehcenlikte tahrik  vardır. Çıplaklık her zaman karşı cinsi etkilemiştir. Çünkü açıklıkkta seks mesajı vardır. Açıklık akla kötü şeyler getirir, insanı kötü yola iter.

İzmir’de bir genç bir kadını yolda tutup öpmüştü. Poliste “Beni tahrik etti kendime hakim olamadım” diye ifade vermişti.

Kayseri’de yazlık sinemada bir genç bir bayana saldırıda bulunmuştu. Olay mahkemelik oldu. Genç suçunu kabul etti. Hakime kadının o günkü kıyafetiyle gelmesini istedi. İkinci celsede hakim, bayanı o halde görünce :

-“Kızım ben sana ne diyeyim şimdi” demiş, genci beraat ettirmişti.

25.5.1980 tarihli Tercüman Gazetesinde :

“Sıcaklar bastırınca İngiliz polisi genç kızları uyardı:

Açık saçık giyinerek gençleri tahrik etmeyin.

İngiliz polisi, İngiltere’de havaların ani olarak ısınması üzerine, genç kızlara şu tavsiyelerde bulundu:

-Fazla açık-saçık giyinerek erkekleri tahrik etmeyin.

-Oturup kalkarken hareketlerinizde dikkatli olun.

-Şeffaf elbise giymeyin, giyerseniz iç çamaşırı giyin.

Bu uyarılara dikkat etmeyip saldırıya, tecavüze, uğrayanların mahkemeye çıktıklarında, hakimin olayda tahrik unsuru arayacağı bildirilmiştir.

Allah kötülüğe giden yolları, kötülüğe sebep olan davranışları da yasaklamıştır. Bugün uygunsuz her şey olumsuz yönde etkilemektedir.

Allah Kur’an’da : -“Ey Adem oğulları! Size ayıp yerlerini örtecek giysi, süslenecek elbiseler yarattık” A’raf : 26

-“Ey Ademoğulları! Şeytan anababanızı ayıp, yerlerinizi açtırarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın” A’raf : 27

-“Ey habibim kadınlara elbiselerini giymelerini söyle. Bu onların tanınıp ezâ edilmemelerine daha uygundur. (Ahzap : 59) emri ile elbise, dar, şeffaf, açık, dikkat çekici olmayacaktır. Bakılmasına sebep olacak şekilde giyinilmeyecektir.

Şabi şöyle der :

-Öyle bir elbise giy ki; sefihler seni gözlerinde küçültmesinler, fakihler de seni ayıplamasınlar.

Açıklığın çağdaşlıkla, medeniyetle uzaktan yakından alâkası yoktur. Tarihte insanlık medenileştikçe örtünmüştür. Açıklığın medeniyetle çağdaşlıkla ilgisinin olduğunu kabul edersek, taş devri insanı bugünkünden de açıktı. O zaman onları çağdaş mı kabul edeceğiz?

Örtünme emrinde hikmetler vardır :

Tesettür, kadını korur; iffeti korur fitne kapısını kapatır.

Trafikte emniyet kemeri takılır, bir de gece yol kenarlarına yanan lambalar yerleştirilmiş, işaretler konmuştur. Neden? Emniyet ve korunmak için… İnsan için elbisede öyledir. İnsanı kem gözlerden korur. “Örtü sıkıntıya düşmemeniz için daha uygundur” diyor. Kur’an. Buna göre: “Ben müslümanım, ama örtünmüyorum” düşüncesi çelişkilidir.

-Cenab-ı Allah, meyvaları kabuklarla örtmüştür.

-Biz yiyeceklerimizi bozulmasın diye kapalı kaplar içinde saklarız.

-Sırlarımızı gizlemek için kapalı zarflar içinde göndeririz.

-İffeti, namusu korumanında yolu utanmaktır, örtünmektir.

Tahrikten uzak durmak iffetli insanların işidir. Hz. Peygamber : “Bazı kadınlar vardır ki, giyinmiş gibidirler fakat çıplaktırlar, diğer kadınlara kötü örnek olurlar” buyurmuştur. (Riyaz-üs’salihın ;3/1664)

Cinsi duygular, tahrik olmazsa insanı günaha sokmaz tahrikle uyanan yılan gibi olur, günaha zorlar. Nasıl insan öfkelenince normal davranmıyorsa, nefsi şaha kalkan da normal davranamaz. Kendine hâkim olamaz.

Açıklığa “hava sıcak” mazeretinden sonra en çok ileri sürülen bir mazeret de “Vücudun güneş ışığına ihtiyacı var” oluyor. İlim adamlarının ifadesine göre bu ihtiyacı gidermek için soyunup, bedeni açmaya gerek yoktur. D vitamini ihtiyacını ellerin ve yüzün zaman zaman güneşi görmesi, karşılamaktadır.

“Vücudun güneşte yanmasında kanser rizki vardır. Her şeyin azı yarar, çoğu zarardır” (13.7.2002 Yeni Asya)

 

MÜSTEHCENLİK ÖNLENMELİDİR

Müstehcenlik, insanlara zarar veren bir konudur. Bu açıdan suç sayılmalıdır. Kanun çıkararak, tedbirler alarak mutlaka önlenmelidir.

Herşeyin mutlaka bir çaresi ve önleme yolu vardır. Kapalılığın, başı örtmenin önüne geçilmeye çalışılıyor da müstehcenliğin önüne niye geçilmeye çalışılmasın? Örtünmek tehlikeli görülüyor da çıplaklık neden tehlike olarak görülmesin.

Gidişat tehlikeli. Böyle giderse, zarar gören çok olacaktır.

Aslında Anayasanın 5. maddesinde : “İnsanın manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlama görevi verilmiştir. 41. maddede “Ailede kutsal” sayılmıştır.

Bugün bu konuda başka ülkeler bizden çok ilerdedir. Sansürün alası vardır. Müstehcen yayınlara izin verilmiyor işte birkaç örnek:

Alman RTÜK, Pro 7 televizyonunu 16 yaşından küçüklerin seyretmesi yasaklanan bir filmin reklâmının gece değilde gündüz kuşağında yayınladığı için 75 bir Mark ceza vermiştir” (21.7.1995 Türkiye)

“A.B.D.de meese komisyonunun yayınladığı sansür gerekçeleri şöyledir :

-Şiddet,

-Müstehcenlik,

-Edepsiz sözler,

-Toplum ahlâkına aykırı ifade içeren kitap,

-İnsan-Allah ilişkilerini alaya almalar

-Çocuklara yalancılığı öğreten kitaplar” (27.07.199 Zaman)

Devlet, insanımızı korumakla görevlidir. Rezaletlere, kepazeliklere, yıkıcı yayınlara, aldatıcı reklâmlara, devleti yönetenler bir vatandaş gibi seyirci kalamaz, aczini ifade edemez. Zira o, icraat adamıdır. Oturduğu makam, zevk ve safa sürme yeri değil, sorumluluk yeridir.

Devlet adamı, insanımızı korumasız bırakamaz. Zehirli, sağlıksız gıda imal edene de, o gıda ile sağlığı bozulana da kendi haline terk edemez. Bir baba evladını nasıl tehlikelerle baş başa bırakabilir? Nasıl yok oluşa terk edebilir? Devlet de babadır. Görevini yapmalıdır. “Beğenmiyorsan kapat” bu çare değil. Söylenecek söz de değildir.

En azından devletin yayın organları diğer radyo ve televizyonlara alternatif olmalıdır.

Fuhuşu, müstehcenliği teşvik ve tahrik eden yazılı basın kontrol altına alınabilir.

Analar babalar, ahlâklı inançlı nesil yetiştirerek, eve müstehcenlik sokmamak, almamak aldırmamak, seyretmemek, ettirmemekle tedbir alabilir.

Her müstehcenlik, ahlâksızlık için Alo 178-155-156 ücretsiz hatları kullanılabilir.

Birşeyi durdurmak, önlemek, zararı def etmek, yeni nesli korumak aslında zor bir iş değildir. Böyle şeyler mümkün olmasaydı yaratan insanı sorumlu tutar mıydı?

 

BAZI ŞEYLERE TEPKİ GEREKİR

Yayın basın organları, her an müstehcen yayın yapabiliyor, müstehcenliği özgürlük olarak anlıyor.

Müstehcenilğe göz yumulması, onlara cesaret veriyor.

Müstehcen yayınların alınıp seyredilmesi ise, onlara hayat veriyor. Ömrünü uzatıyor, daha güçlü çıkıyor.

Vitrinlerde kaldırımlarda gazeteler, dergiler, insanlar, sereserpe, gizli bir şey kalmamış, saklanacak bir yerde kalmamış.

Bazılarına ne bu? denince “saklanan bir şey ilgi çeker” cevabını veriyor. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Bugün hayvanlar bile kapalıdır.

İnsanımıza düşen görev nedir?

Bugün her zaman olduğu gibi en büyük görev insanımızın kendine düşmektedir. Devlet üzerine düşen görevini yapmazsa, elbette insan kendini, çocuklarını ve insanlık onurunu korumanın yollarını arayacaktır. Aramayacak olursa onun işi bitmiş demektir.

Bize düşen, tepki göstermektir,meşru yollarla, seviyesiz yayınlara karşı çıkmaktır. En azından o saatlerde düğmeyi kapatmaktır. Elle yapacağımız budur. Dille de mektupla, telefonla nasıl yayın istediğimizi anlatmaktır. Kalben buğzetmek de bunun devamıdır.

Çocuklarımız için de dikkati başka yerlere çekebiliriz. Çocuğumuzu,eşimizi, dostumuzu inancımıza, kültürümüze ters düşen, yüz kızartıcı yayınlar yapan kanalları seyretmemeye davet etmeliyiz.

Sohbet, ibadet, okuma ve yararlı uğraşırlarla tüm yayınları izleme hastalığından kendimizi ve başkalarını kurtarabiliriz.

Kendimize gelelim. İnsanın başını yere eğmesine neden olan kanallar, inançlı ve namuslu olduğunu iddia eden kimselerin ve ailellerin seyredeceği kanal olamaz. Nemelâzımcılıktan, tepkisiz olmaktan kurtulmak, varlığımızın ve geleceğimizin teminatı olacaktır.

-Bir yandan meşru bir şekilde tepki göstermeliyiz, bir yandan da çocuklarımızı, ailemizi, ahlak ve inancımızı korumalıyız.

Nasıl korunacağız?

-Dikkatimizi başka yerlere çekeceğiz.

-Müstehcen ve müstehcenliği almayıp, seyretmeyip evimize sokmayacağız, beslemeyeceğiz.

-Alo : 155 – Alo : 156 – Alo 178 hatlarını kullanmasını bileceğiz.

-Önce evin içinde müstehcen giyim varsa bir söz bir bakışla halledebilir. Almaz, giydirmez:

-Müstehcenliği tasvip etmediğini hissettirir.

-Yazılır, okunur, anlatılır.

-Alınmaz, satılmaz, seyredilmez, bir de kumandanın düğmesine basılabilir.

-Müstehcenliğin kaynağı zaaflardır, eksikliklerdir, bilgisizliktir, inançsızlıktır. Eksiklikler giderilir ve alterantif sunulursa neden olmasın?

İlgisizlik, tepkisizlik, kötülüğe arka çıkmaktır. Her geçen gün kötülüğü ve kötülerin artmasına neden olunur.

Bakın ne haldeyiz. Ne hale gelmişiz. Bir örnek vereyim:

Manken görmek için üçbin kişi toplandı. Zonguldak’ın Ereğli ilçesinde bir marketin açılışına katılan mankenler Gizem Özdilli, Tuğba Özay ve Yelda Önbaş’ı görmek için toplanan yaklaşık 3 bin kişi izdiham oluşturdu. Mankenler sahneye çıkmadan yaklaşık bir saat önce marketin önünü dolduran vatandaşlar, polise zaman zaman zor anlar yaşattı. Sahneye çıkan Gizem Özdilli, Tuğba Özay ve Yelda Önbaş, vatandaşlardan büyük alkış aldı. Açılışta bulunan Belediye Başkanı Halil Posbıyık, kalabalığı görünce bir konuşma yaptı. Posbıyık konuşmasında “Ereğli’de ormanın yeşilini, denizin mavisini ve güneşin sarısını görmeden öbür dünyaya gidenler, eksik giderler. Mankenlerimiz de bunları gördü. Öbür dünyaya eksik gitmeyecekler” diyerek herkesi güldürdü. (14.04.2002 Zaman)

İşte halimiz!…

Nereden, nereye?…

Allah soruyor : “Size ne oldu da ey zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğruna gayret sarfetmiyorsunuz? (Nisâ : 75)

Allah emrediyor : “Sizden hayra çağıran iyiliği emredip, kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir:” (Ali İmran : 104)

Nadir b. Hâris müstehcen, israiliyat masallar içeren kitaplar getirir, Mekke’lilere şöyle der : Muhammed, Ad Semut kavimlerinin masallarını anlatıyor. Bende size Rum, Acem masallarını anlatan kitaplar getirdim. Bunları okur eğlenirsiniz” der. İnsanları Kur’an okumaktan alıkoymaya çalışırdı.

Cenab-ı Allah Lokman Sûresinin 6. ayetini indirdi.

“İnsanlardan öylesi vardır ki herhangi bir ilmi delile dayanmadan Allah yolundan saptırmak ve sonrada onunla alay etmek için boş lafı satın alır. İşte onlara rüsvay edici bir azap vardır.”

Allah (c.c.) iyiliğide unutmaz, kötülüğüde unutmaz. “Kim zerre kadar iyilik yaparsa mükafaktını verir, kim de zerre kadar günah işlerse cezasını verir” Allah rahmandır, rahimdir. Ama bir de züntikamdır. Hesap sorar intikam alır, cezalandırır.

-Müslüman-Türk halkına karşı hiç umursamadan ve hiçbir sınır tanımadan müstehcen yayın yapan, genel ahlâka aykırı davranışları imrendirerek özendiren, empoze eden TV kanallarını insanımıza saygılı olmaya davet ediyoruz.

-Yetkililerin, hasta ruhlu, kimliksiz nesillerin yetişmemesi için tedbir almalarını diliyoruz.

-Her anayı, babayı düşünen ve insanlık onuruna sahip herkesi, özellikle ilim adamlarımızı üzerlerine düşen milli, insani görevleri yerine getirmelerini bekliyoruz.

-Gelecek endişesi taşıyan herkes, üzerine düşeni yapmalıdır. Yoksa herkes zarar görecektir. Çünkü batırılmak istenen geminin içinde biz de varız. Gelin kendimizi de gemiyi de batırmak isteyeni de kurtaralım.

-Mânevi değerleri tahrip eden, insanımızı tahrik eden herşeye karşı çok hassas olmalıyız.

-Ahlaksızlığın sanat yönü olmaz, özgürlüğü de olmaz. Müstehcen ve seviyesiz yayınlar insanımızı yanlış yönlendiriyor.

-Üzerimize düşen görevi yapalım. Bozulmanın, yozlaşmanın telafisi olmuyor. Bozulmayı önleyelim, yozlaşmanın önüne geçelim.

-Zaman zaman yetkilileri de göreve çağıralım…

Bu millet iyileride unutmaz, kötüleri de, iyiliği de unutmaz, kötülüğü de unutmaz. Hizmet edeni de unutmaz, ihânet edeni de unutmaz.

Allah Rasûlü : “İnsanların en hayırlısı, insanlara en çok faydalı olandır” buyurur. Allah hepimizi hayır kapılarını çalanlardan etsin.

Çocuklarımız sanal pornonun penceresindedir. Bugün çocuk pornosu içerikli yüz binlerce site bulunuyor. Bunlar şer güçlerin desteği ile hazırlanıyor. Fuhuş sektörü, küçücük çocukları tuzağına düşürüp pazarlıyor.

Yavrularımız kendini koruyacak inanca ve iradeye sahip değil. Bilgisi de yok. Evlât acısı çekmemek için gereken bilgi ve eğitim mutlaka verilmelidir. Bir tarafta “günaha girerim” korkusu ile korunanlar, bir tarafta da günahtan kormayanlar. Niçin böyle? İşte terbiye ve eğitimin farkı bu…

 

YAYINDA MÜSTEHCENLİK

Ahlâki çöküntü ile birlikte, muzır, müstehcen yayınlarda da patlama olmuştur. Daha önce az satan gazete, dergi, kitap satışlarını arttırmıştır. Daha az seyredilen televizyonlar sıçrama yapmıştır. Pembe diziler revaşta.

TV Eğitici Olmalıdır.

Eğiticilik, öğreticilik, televizyonun asli görevidir. İnsanımız, hele çocuklarımız yanlışını onunla düzeltmeli, bilmediğini ondan öğrenmelidir. TV ne yazık kı asli görevini unutmuş, maalesef eğitim aracı olmaktan çıkmıştır. Milletimizin ahlâkını yok etmeyi, inancı ile alay etmeyi, insanımıza özünden kopararak yabancılaştırıp, yabancı kültürlerin taşıyıcısı hale hetirmeyi görev edinmiştir.

TV kanallarının insanımıza çevrilen bir silah olmaktan çıkarak, inancımıza ve ahlakımıza saygılı olması ve eğiticilik görevini yapması en tabii dileğimizdir.

 

TV Yabancı Bir Nesil Yetiştiriyor

Ailesine, milletine, vatanına ve kültürüne bağlı bir nesil yetiştirmek hepimizin,herkesin görevidir. Bu konuda en büyük yardımcımızın da TV olması gerekirken maalesef TV, öyle bir nesil yetiştiriyorki, temelden köküne yabancı; hiçbir değer ve hiçbir ölçü tanımıyor. Çıldırtacak yayınlarla gençleri evinden barkından ediyor, sokağa atıyor, bataklığa itiyor.

Bugün okullardaki başarısızlıkların ve gençlerin işledikleri suçların sebepleri araştırılsa, eminim televizyon birinci sırayı alacaktır.

Çıldırtan müzik, müstehcenlik, gençlerdeki kişilik bozukluğunun sebebidir. Çete kuran, şiddetten hoşlanan ve sokakta öpüşen, köpek zevkine sahip gençlerin sayısı kendiliğinden artmıyor. Bugün artan soygun, saldırı, tecavüz olaylarının içki ve uyuşturucu artışının en büyük tahrikçisi televizyon değil midir?

TV, bu milletin TV’si olduğunu hatırlamalıdır. TV yetkilileri de, bu toplumda kendi çocuklarının yaşadığının veya yaşayacağının farkına varmalılardır.

 

Reklâmlar Utandırıcı Oluyor

Yapılan reklâmların çoğunda müstehcenlik vardır. Reklâmlarda kadın araç olarak kullanılıyor. Seks ve şehvet gösterisi yapıyor.

Reklâmlarda sadece para düşünülüyor, genel ahlâk, milli, dini duygularımıza uygun düşüp düşmediğine bakılmıyor.

Başka bir yönü de her reklâm,israfı körüklüyor.

Vatandaşımız soruyor, TV’nin görevi, Müslüman-Türk Milleti’ni rencide etmek, ahlâkı bozmak, aile yuvalarını dejenere etmek ve yeni nesli özünden kopararak yozlaştırmak mıdır?

Son günlerde TV kanalları, birbirleriyle yarış yaparcasına, ifadesi insanı utandıracak kepazelikler sergiliyor. Aileler seyrederken herkesin yüzü kızarıyor. Sabahtan akşama, akşamdan, sabaha yarışmada müstehcenlik, reklâmda, filmde, dizide müstehcenlik, eğlencede rezalet noktasında müstehcenlik. Böyle olunca ne düşünülür?

Radyo Televizyon Üst Kurulu Başkanı Güneş Müftüoğlu: “En çok müstehcen yayınlarla ilgili şikayetler geldiğini, reklâmların yayınlanış şeklini dinleyicilerin tepki gösterip, şikayetçi olduğunu açılamıştır.” (6.6.1996 Zaman)

Demek ki TV’nin yayınları halkı rahatsız etmektedir. Çünkü topumdaki müstehcenliğin boyutlarını bu hale getiren kirli ekranlardır.

Büyük küçük ekrana çıkan sanatçısı, programcısı, oyuncusu, habercisi, seyircisi büyük bir iştah ve arzu ile soyunuyor. Açılıp-saçılıyor, birbirleri ile daha çok açma yarışına giriyor.

Program yapımcısı televizyon müdürüne telefon ederek:

-Üst Kurul’dan aradılar efendim, dedi. Şu anda oynayan filmin müstehcen olduğunu belirtip ikaz ediyorlar. Bir diyeceğiniz var mıydı?

Müdür :

-Üst Kurul’u falan bırak be kardeşim, diye gürledi, koltuğuna kurul da filmi seyret. Kişisel haklarımıza karışmasınlar.

Program yapımcısı, filmin ortalarında tekrar telefon ederek:

-Bazı vakıflardan aradılar efendim, dedi. Oynatmakta olduğunuz filmin gençlerin ahlâkını bozduğunu ve onları kötü yola ittiğini söylüyorlar. Bir diyeceğiniz var mıydı?

Müdür tekrar gürleyerek:

-Kişisel haklarımıza karışmasınlar yahu, diye tekrarladı. Bizim de çocuklarımız var. Hatta kızım, şu anda erkek arkadaşıyla birlikte seyrediyor bu filmi. Adam, filmin sonunda bir daha telefon ederek :

Karakoldan aradılar efendim, dedi. Kızınız, erkek arkadaşı tarafından tecavüze uğramış. Bir diyeceğiniz var mıydı?

Ne dersiniz? Bu adamın bir diyeceği olabilir mi?

Kim kendi çocuğunu metâ olarak sunar? Çocuk izleyici olsa da, müstehcenliğe alet olsada kurban olmuş demektir.

İşte bir haber (05.04.2002 Türkiye)

Dansöz kıyafeti içinde ekrana gelen küçük B’nin dansı, üç televizyon kuruluşuna ceza getirdi. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), dansöz kıyafeti giydirilen 7 yaşındaki B’nin danslarına yer veren programları nedeniyle Show TV, Kanal D, ve ATV’ye birer gün yayın durdurma cezası verdi. RTÜK İzleme ve Değrlendirme Dairesi’nin konuya ilişkin raporunda “Kişilik gelişimlerinin oluşturduğu bu dönemde çocukların bu tür programlara, gerek malzeme edilerek katılımlarının gerekse ekran başında bu tür programları izlemesinin, kişilik gelişimlerini ve ruh sağlıklarını olumsuz yönde etkilediği gözardı edilemez” denildi.

Üç TV’den gelen savunma şu :

-“Türkiye’nin çağdaşlaşması ve demokratikleşmesi engelleniyor!”

Bazı kanallar, basit ve sevimsiz görüntülerden ve sözlerden medet umuyor. Bazıları da müstehcenlikle aileyi, gençleri ve maneviyatı hedef alıyor. Böylece ayakta durmaya çalışıyor.

TRT, Avrasya Televizyonu ile yayına başladığında Kırgızistan meclis üyesi Maksut İzzetov şöyle demişti : “Biz Rus Televizyonunda bile böyle ahlâksızlıklar görmedik” diyerek tepkisini göstermişti.

Kırgız halkının tepkiside şöyle olmuştu : “Ruslar 70 yıl boyunca zaten Türkiye’yi kötülediler. Bize Avrasya kanalında Türkiye’nin güzel çehresini niye göstermiyorsunuz?”

“Akşam sabah sunulan pop müziğinin Türk Milli Kültürü ile ne alâkası var? Kazak halkına ne fayda sağlar? Bizimle ilgili hiçbir şey yok. Özlediğimiz yayınları istiyoruz.” (25.07.1995 Zaman)

Müstehcenlik Orta Asya’ya kadar taşınmamalıydı. Böyle fırsatlar kaçırılmamalıydı.

TV ekranları müstehcenlikle kirlenmiştir. Kirletilmiştir. Çare ne? Ahlâk bozucu kanalların seyredilmemesidir. Seyrettirilmemesidir.

DERGİ – GAZETE YOLU İLE MÜSTEHCENLİK

Basın organları da iğrenç resimler ve çirkin satırlarla dolu. Ekmeğe sarılmış gazeteler bile bakılası değil. Günümüzün gazetecilik anlayışı bu.

Dergilerimiz ve gazetelerimiz, kadını metâ olarak ele almayı, müstehcen resimler basmayı, gazetecilikmiş, dergi çıkarmakmış gibi görüyor, vazifesinin bu olduğunu zannediyor.

Bugün ne yazık ki basının büyük bir kısmı yıkıcı ve müstehcen yayın yapmaktadır. Basın, hürriyetini kötüye kullanmaktadır. Eğitim öğretim yapması gerekirken, çanak-çömlek vermektedir. Başka ülkelerde dergi-gazete kavramı bizimkinden çok farklıdır. Açık saçık müstehcen, leş kokan basın organları halk tarafından alınmayıp protesto edilmekte ve halk nasıl bir basın istediğini bu tavırla ortaya koymaktadır.

Amerika’da bir İrlandalı, müstehcen gazete çıkarır… Amerakan vatandaşı tepki gösterir, satın almaz. İşi büyütmeyi düşünen İrlandalı, 3. gün gazeteyi çıkaramaz kapatır…

Ülkemizde de müstehcen yayın yapan gazeteler tepki görmüyor, alınıyor, biraz tiraj düşse mutfak ve yatak odası takımı verip paçayı kurtarıyorlar. Biz ne yapalım?

-Almayıp tepki gösterdin mi?

-Para verip desteklemedin mi? Müstehcenlik ayakta durabilir mi? Sevdiğimiz kimselere zarar verebilir mi?

Şu anda Türkiye’de 50’ye yakın erotik dergi var, gizli satılanı bilinmiyor.. %99’u müslüman olan bu ülkede ne yazık ki müstehcenlik besleniyor, hem de müslümanlar tarafından…

1905’te Amerika’da toplanan Yahudi Konseyinde basınla ilgili çok önemli kararlar alınıyor, bu kararlardan en önemlisi şöyle:

Madde:14 “Yakın bir gelecekte basın yoluyla müstehcen sanatı ve aşırı spor düşkünlüğünü aşılayacağız. Bu hareket kafaları, zihinleri, bizimle mücadele etmekten alıkoyacaktır. Yavaş yavaş uzaklaşacaklardır. Biz dünyanın bütün dizginlerini elimize aldığımız zaman dahi bu müstehcen neşriyat bir müddet daha devam edecektir”

Nikâhsız beraberliğin teşviki, erotik kıyafetlerin çağdaş ilân edilmesi, ekranda sunuculardan tutunda hepsinin yarı çıplak oluşu, bütün bunlar kendiliğinden olan şeyler değildir.

İNTERNETTE PORNO

“Bugün gençlerimiz ve çocuklarımız, sanal pornonun pençesinde şu anda çocuk pornosu içerikli 100 bin site bulunuyor. Türkçe yayın yapan büyük bir kısmı ise rusya destekli hazırlanıyor” (15.1.2002 Yeni Şafak)

Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Esin Küntay’ın açıklamalarına göre : “Fuhuş sektöründe çalışan 11 yaşındaki kız çocuklarının bile olduğu bildirilmiştir.

Gencin, çocuğun karşısına internette “Meçhul kişi” diye bir ifade çıkarıyor. Tabiki merak ediyor kim bu?… Ardından porno seyrettiriliyor…

Analar babalar, çocuğuna bilgisayar alırken, yavrusunu korumasını da bilmelidir :

-Önce bilgilendirmelidir.

-Kontrol etmelidir.

-Korumalıdır.

Büyükler içinde internet ahlâk dokusu zayıf olanların yuvasını yıkıyor. Herkesle ilişkisi olanlara saf kimseler takılıp gidiyor. Bir çok kadın da evli kimseler tarafından aldatılıyor, fuhuş mafyasının tuzağına düşüyor.

 

900’LÜ HATLAR

Telekom 900’lü hatları açık veriyor, kapatmak isteyen başvurup kapatsın diyor. Halbuki , isteyen açtırmalı değil mi? Ailelerin farkına varıncaya kadar çocuklar tuzağa düşüyor, bazı aileler aylarca yiyip içeceğini yatırmak zorunda kalıyor. Bundan da önemlisi çocukların erken yaşta cinsellikle tanışmasıdır.

Dinleyicilerimiz 444 1 444 özel servis numarası aracılığı ile 900’lü hatlara kapatma işlemini yapabilirler.

Kendilerinde merak duygusu olanlara 900’lü hatlardan verilen mesajlar hiç de olumlu değil. Bu yolla bilgi alınmaz. Bu hatlar gençleri sapık yapar. Resmen ahlâksızlığa itilir.

900’lü hatlarda kimler var? Medyumlar, falcılar, dansözler, mankenler, ünlü çıplaklar, seks taciri kimseler var…

Erotik hatlar toplumun büyük kesiminde ciddi rahatsızlıklar vermektedir.

Bugün yayın basın organlarında 900’lü hatların reklâmları yapılmaktadır. Bu reklâmlara RTÜK’te yasak getirmemiştir. Her zaman yapılabilen bu reklâmlar çocuk üzerinde olumsuz yönde etki yapmaktadır. Maddi, olarak anababa zarar görüyor.

Örnek : Tarlasını satmak zorunda kaldı!

Diğer taraftan 900’lü hatların aranması telefon faturalarını da belirgin şekilde yansıyor. Bunun en son örneklerinden biri de Kayseri’nin Develi Gazi Kasabasında yaşayan Ahmet Çolak. Evine gelen 1 milyar 300 milyonluk telefon faturası yüzünden tarlasını satmak zorunda kalan Çolak, oğlu İsmail’in (15) 900’lü hatları aramasından sonra kendisine 1 milyar 300 milyonluk telefon faturası geldiğini söyledi. Oğlu yaşanan bu olaydan sonra korkarak Ankara’ya akrabalarının yanına kaçmak zorunda kalmıştır.

“Arabeni”, “Bekliyorum” vs. çağrılarına çocukların ve gençlerin ilgi duymaması mümkün mü?

900’lü hatlar sapık yapıyor utanma duygularını silip atıyor.

Yapacağımız şey : bu hatların ahlâksızlık ve pislik olduğunu, birilerinin bu yolla büyük paralar kazandığını, normal insanların buralara takılmayacağını anlatmaktır.

900’lü hatlara karşı ilk mahkeme zaferi Şanlıurfa’da kazanılmıştır. “Bir avukat 18 yaşından küçük kardeşinin 900’lü hatları araması sonucu 10 milyar liralık telefon faturası gelmesi üzerine Türk Telekom’a açtığı davayı kazandı…” (04.06.2003 Zaman)

 

RESİM VE MÜSTEHCENLİK

Gözler resim çeker, sonra o resimler gönüllere yerleşir. Gözler neye bakarsa onun resmini çeker. O resimler gönüllerden, kalplerden silinmez. Namazda bile o resimler gelir gözler önüne, silip atamazsın.

Fotoğraf makinaları da, kameralarda resim çeker, çekilenler müstehcense, gözler gönüller ona takılı kalır, silinmeyen hayaller olur.

Bugün görüntü kirli, resimlerde kirlidir.

Filmler de kirli. İnternette porno içerikli küçük çocuklara ait görüntüler, öğrencileri fuhuş bataklığına çekmektedir.

Türkiye’de çok sayıda porno şirketi vardır. İlân verirler : Bir örnek :

Türkiye’de faaliyet gösteren çok sayıda sanal şirket öğrencileri erotik ve porno filmlerde oynatmak için “Dolar bazında dolgun ücret vereceğiz” vadiyle fuhuş tuzağına düşürmeye çalışıyor. Geçtiğimiz günlerde internetteki tartışma listelerine elektronik posta ile bir ilan gönderen SAN-PA Reklâm ve Prodüksiyon adında bir şirketin direktörü olduğunu ifade eden Metin Dikmen porno filmler için oyuncu arandığını ve bu iş için özellikle öğrencilerin tercih edildiğini duyurdu. “Çok cazip iş imkanı” başlığı ile yayınlanan ilanda çekilecek olan porno filmler karşılığında öğrencilere dolar bazında dolgun ücretler verileceğini ve filmlerin yurt dışı pazarlara ihraç edileceğini söyledi. (21.03.2000 Zaman)

 

ŞARKILARDA MÜSTEHCENLİK

Birçok sanatçı para kazanıyorum derken, topluma sorumluluklarını unutuyor. “Toplum böyle istiyor, biz öyle yapıyoruz” demek yanlıştır.

Verilen mesajlar çünkü çok kötüdür.

Psikologlar : Özellikle, “Neremi neremi”, “Kız hepsi senin mi”, “Bandıra bandıra ye beni”, “Ellere var da bize yok mu?”, “Yakalarsam…”, “Azıcık ucandan versen” ve benzeri şarkı sözlerin çocukları çok çabuk etkilediği ve bu etkileşime bağlı olarak manevi ve ahlâki değerlerin zayıfladığı muhakkaktır. Bu söz kirliliklerinden etkilenilmemesi mümkün değildir.

“1881 sayılı eski Matbuat Kanunu’nun 31, maddesinde, müstehcen :”Halkın ar ve haya duygularını inciten ve ayıp sayılan şeylerdir” şeklinde tarif olunmuştur.

“TCK’da müstehcenlik tarif edilmemiştir.”

“Bilinir ki, TCK’nın 426. maddesi ile “Müstehcen vasıtalar veya şeylerin dağıtımı” fiilleri 427. maddesi ile müstehcen eseri yazan ve yayınlayan ve 428. meddesi ile müstehcen şarkıların alenen söylenmesi ile bir kişi veya heyetin haysiyetini kıran söz veya hareketin cezalandırılması söz konusudur.

Kanunlar ne derse desin, önemli olan uygulamadır. Uygulayacak insan önemlidir.

Ahlâsız sanat olmaz. Sanat, ahlâktan toplumdan soyutlanamaz. Çünkü sanatçı, toplum ve ahlâk önünde farklı kimse değildir. Sorumsuzda değildir.

Kimse, ben istediğimi yaparım, yaptığım ahlâki denetime tabi tutulamaz” diyemez.

Açıklığın adına sanat da denemez. Müstehcenlik heykele, müstehcen resme karşı çıkana “Sanat düşmanı” diyenler oluyor. Güzellik yarışmalarına karşı çıkana : “güzellik düşmanı” denilebilir mi? Deniliyor, neden? Susturmak için. Ahlâksızlığa, gayri meşruluğa karşı olanlar “Çağdaş” olmamakla karalanıyor, susturulmak isteniyor.

Müstehcen olan bir şey güzel değildir, utanç vericidir. Teşhirciliğin adıdır.

Müstehcen ses, müstehcen görüntü, müstehcen klipler insanlar üzerinde, bilhassa çocuklarda ruhi bozukluklara sebep olmaktadır. Kişiliği gelişmemiş çocuk, neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilemez. Gördüğünden etkilenir, ona cazip gelir, yanlış şeyleri doğru zanneder.

Ruh ve Sinir Hastalıkları Uzmanı Psikiyatrist Dr. Mustafa Pütün, müstehcen ve sapıklığa varan mesajlar taşıyan yayınlar hakkında “Bu tür yayınlar çocuklarda merak uyandırılabiliyor. Yaşları ilerleyince denemek isterler. Yani, çocuklar ruhi açıdan sağlıksız yetişir. Sağlıksız fertlerde sağlıksız yetişir. Sağlıksız fertler de sağlıksız toplumu meydana getirir.”

Kliplerin sözel ve görsel olarak iki yönden incelenmesi gerektiğine dikkat çeken Pütün, “Sözel mesajlar genel olarak insanın üzerinde etkilidir. Sözel mesajlar, görsel yayınlarla desteklenince daha da etkili olur. Toplumsal değerleri yozlaştırıcı, insanların kafalarını karıştıran cinsi içerikli mesajların çocuklar üzerinde ne kadar etkili olduğunu bilmek için ise bilim adamı olmak gerekmiyor” (17.07.1997 Zaman)

 

REKLAMLARDA MÜSTEHCENLİK

Yayın basın organlarında çıkan reklâmlar, çok müstehcen cinsellik, reklâm aracı oluyor.

Otomobilin üzerinde cinselliğini sergileyen kadının, otomobille doğrudan ne gibi bir ilgisi olabilir?

Merih’ten gelecek bir yaratık bu reklamı görse, otomobilin mi yoksa kadının mı satılık olduğu konusunda kesin bir yanılgıya düşecektir.

Bu ahlâki çöküntünün sebebi ne?

Para hırsı, zenginlik sevdası, ahlâkın ve insani değerlerin kaybolmasına neden olmuştur.

 

AHLAKSIZ TOPLUM AYAKTA KALAMAZ

Ahlâklı olmaya mecburuz. İnsanları toplum halinde tutan güçlerden biri de ahlaktır. Ahlaksız yaşamak, ahlaksız ayakta durmak mümkün değildir.

Tarih boyunca Cenab-ı Allah’ın affetmediği suçların başında ahlâksızlık ve müstehcenlik gelmiştir.

Çok ciddi ahlâki bunalım geçiriyoruz.

İnsanlık tarihi boyunca bütün Peygamberler ahlâksızlığı ve müstehcenliği yasaklamıştır.

Bazı şeyler insan hürriyetini kısıtlayıcı gibi görünsede aslında insan ve toplum yararınadır.

Ahlâk konusunda sınır tanımayanlar, kendi sonlarını getirmiştir. Bugün bazı ülkeler cinsel özgürlükte sınır tanımadıkları için kaybettiklerini nasıl elde ederiz, nasıl geri getiririz diye çareler aramaktadır.

Ahlâksızlğın özgürlüğü olmaz. Bugün cinsel özgürlük diyenler, kaybedecek bir şeyleri olmayanlardır. Onlar için herşey meşrudur. Utanç verici şekilde yaşamaktan çekinmezler ve utanmazlar. Evlenmeyi düşünmezler, ama evliler gibi yaşarlar.

Bütün kirliliklerin sebebi ruh kirliliğidir. Ruh kirli olunca herşey kirli olur.

Bir yerde ahlâk zayıflamış, müstehcenlik yayılmışsa orada kötü şeyler olur. Müstehcenlik tuzaktır. Etrafa pis kokular yayar, birçok kötülüğü de davet eder. Fuhuş yayılır, tacizler artar, AIDS belâsı çoğalır.

Bu haliyle müstehcenlik gençleri ve aileleri tehdit ediyor. Çünkü olumsuz yönde etkiliyor.

Sanat ve eğlence adına müstehcenlik sergileniyor. Bugün müslüman Türk aileleri sokağa çıkmaktan utanıyor, ailecek televizyon seyredemiyor, birçok gazeteyi alıp evine götüremiyor, bir çok dergiyi de alıp çocuklarına okuyun diyemiyor.

Ağacın içindeki çürüme, ağacın kurumasına, yapraklarının, meyvalarının ve sonrada kabuklarının çürüyüp dökülmesine sebep oluyorsa, içteki çürümede güzel duygu ve düşüncelerin çürüyüp bozulmasına sebep olur.

Müstehcenlik, insana, aileye ve topluma yapılan en büyük saygısızlıktır. Çünkü, müstehcenlik insanı çürütür, ailenin dağılmasına neden olur.

Ailelerimiz, ahlâksızlık bombardımanı altındadır. Ahlâksızlık dejenerasyonuna sebep oluyor, iyi namına ne varsa alt üst oluyor. Bu aileler ayakta nasıl dursun? Gayrimeşru ilişkiler nasıl körüklenmesin?

Ailecek seyredilen yayınlar, eğlence programları aile üzerinde büyük yaralar açmaktadır, insanlar suça itilmektedir.

Çocuklar suça itiliyor, aile fertleri nikâh dışı ilişkileri normal görüyor. Bu ailelerde yetişen çocuklar sağlıklı aile yuvaları kuramamaktadır.

Aileyi ayakta tutacak bir şey neredeyse kalmıyor…

Aile Yapımız Zarar Görüyor:

Televizyonun ahlâk tanımaz yayınları, milletimizin temelini teşkil eden, milletimizi ayakta tutan aile yapımıza büyük ölçüde zarar veriyor.

Aileleri ayakta tutan ahlâk anlayışımıza ve inancımıza ters düşen yayınlar aile bağlarını zayıflatıyor. İhâneti körüklüyor, saygıyı, sevgiyi yıkıyor, nikânı, evliliği, eşlerin birbirlerine bağlı kalmasını gereksiz gösteriyor.

Ekrana özellikle seçilen kimseler çıkarılıyor, kasıtlı sorular sorulup, kasıtlı konuşması sağlanıyor. Bunlar çocuklarımıza gençlerimize örnek insan, model insan diye sunuluyor.

Gençlik programları adı ile yayınlanan programlarda çocukların ana-babalarına isyan etmeleri için ne lâzımsa yapılıyor. Ana-babanın ilgisini baskı olarak gösterip, çocuklar evlerinden, ailelerinden koparılarak sokağa itiliyor.

Kimin nesi olduğu belli olmayanlar çıkarılıp “anamla babamla anlaşamıyorum, sürtüşüyoruz” pozları ile gençliğimiz, sürtüşmenin ve çatışmanın içine itiliyor. Böylece aileler parçalanıyor, görevler aksıyor, kayıp çocuk sayısı artıyor…

TV’nin bu üzücü olaylara sebep olmadığını kim söyleyebilir? Soruyorum TV’nin görevi bu mudur?

Yayınlardan İnsanımız Zarar Görüyor:

Yapılan yayınlarla sistemli olarak değerlerimiz yok ediliyor. Dayanışmacı kültürümüz yerine yabancı kültürler sunuluyor. Dede Korkut, Yunus, Mevlana, Nasreddin Hoca gibi büyüklerimiz yerine Noel Baba takdim ediliyor. Fuhuş sergilenip teşvik ediliyor, içki özendiriliyor, evlilik dışı ilişkiler empoze ediliyor.

Bunun sebebi, kuklaların ipleri bizim elimizde değil de ondan mı? Zaman zaman kendime soruyorum. Acaba bu millet çıldırtılmak mı isteniyor? Değilse neden bu kadar teşvik, neden bu kadar tahrik, neden bu kadar müstehcenlik? diyorum.

TV’nin tahrik ve tahrip edici yayınları karşısında çoğu insan, karşı koyamıyor. Hele inancı, ahlâk anlayışı biraz zayıf ise o kişi hiç dayanamıyor.

Yüz kızartıcı ve insani duyguları körelten sahneler, eğlendiriyoruz derken deliye döndüren görüntüler, nicelerini uyuşturup yozlaştırıyor. Neticede şehvetten başka bir şey düşünmeyen, şehvetten şaşı olmuş sapıklar çoğalıyor. Yatalak nineler saldırıya uğruyor. Bebek denecek yaştaki sabi çocuklar kaçırılıyor, kötü emellere âlet edilip öldürülüyor.

Bu suçların tahrik ve teşvik edicisi kim?…

GÜZELLİK YARIŞMALARI

Kadınların güzel görünme arzularından yararlanarak, zaman zaman bilinen güçler tarafından düzenlenen güzellik yarışmalarının, müstehcenliğin yayılmasında büyük bir rolü vardır.

Aslında güzellik yarışması derken çirkinliğin teşhiri yapılmaktadır.

Kadını ticari bir mal durumunda gören istismarcılar, kadının sesinden, cinsiyetinden ve fiziğinden para kazanmaktadır. Bu kadını alçaltan bir alçaklıktır. Çünkü kadın, en mahrem yerine kadar, zerre miktarı utanmadan teşhir edebilmektedir. Bu, bütün insanlığın ayıbıdır.

Güzellik yarışması ne demek? Hangi kadın kendi isteği, kendi çabası ve kendi becerisi ile güzelleşiyor ki, yarıştıralım. Doğuştan olan sakatlık, eksiklik ve çirkinlik nasıl insan için ayıplama, suçlama ve cezalandırma sebebi olamazsa, güzellik de, yarışma konusu ve ödüllendirme nedeni olamaz. Bu bilgi ve beceri yarışmasına benzemez.

Çağdaşlık adına sergilenen müstehcenlik, ilkelliktir.

Milli mücadele yıllarında Yunan’ın, İngiliz’in, Fransız’ın kendilerini kirletmesine müsaade etmeyen Müslüman-Türk kadınları canlarına kıymış, namuslarının kirletilmesine müsaade etmemişlerdir. Yunan komutanının çağırdığı sokak kadını, üzerine dövdüğü sarımsağı sürmüş, kendisinin kovulmasını sağlamıştır.

İlk güzellik yarışmasını 1930’da Cumhuriyet gazetesi düzenlemiştir. Naşide Saffet adında bir muallime hanım Türkiye güzeli seçilmiştir. Milli Eğitim Bakanı Esat Bey, Naşide hanımı öğretmenlik mesleğine yakıştıramamış ve görevinden almıştır.

1932’de Kerime Halis dünya güzellik yarışmasına katıldı. Müslüman Türk kadınını soyduk, soyunmaya alıştırdık diye sevinç gösterilerinde bulundular.

1920’de Afife Jale dış güçler tarafından birinci seçildi. İngiliz misyoneri  Zavimer : “Bir bardak içki bir çıplak dansözün, Muhammed’in dinine uyanlarda yapacağı tahribatı, bin top yapamaz.” demiştir. (07.05.1996 Yeni Şafak)

Kerime Halis’i güzel seçen Belçika’lı jüri başkanı şunları söylemiştir:

Sayın jüri üyeleri, bugün Avrupa’nın Hıristiyanlığın zaferini kutluyoruz. 1400 senedir dünya üzerinde hakimiyetini sürdüren İslâmiyet artık bitmiştir. Bir zamanlar sokağı bile kafes arkasından seyredebilen Müslüman kadınların temsilcisi Türk Güzeli Keriman, mayo ile aramızdadır. Onu kraliçe seçeceğiz. Ondan daha güzeli varmış, yokmuş bu önemli değil. Bu sene İslâm’ı yenmenin zaferini kutluyoruz. Avrupa’nın zaferini kutluyoruz. Bir zamanlar Fransa’da oynanan dansa müdahalede bulunan Kanuni Sultan Süleyman’ın torunu işte mayo ve sütyen ile önümüzdedir. Kendini bizlere beğendirmek istemektedir.” (05.07.1996 Yeni Şafak)

Esas güzellik, yüz güzelliği değil, ahlâk güzelliğidir. Ahlâkı güzel olmayan güzel yüz, beş para etmez.

Namuslu olan hiçbir kadın, soyunarak vücudunu sergileyemez.

Kabak, hıyar, domat, patlıcan sergileyip yarıştırabilirsiniz, ama insanı yarıştıramazsınız, insanlık onuru ile bağdaşmaz.

Atalarımız : “Kadın anadır, kadın namustur, kadın melektir, kadını şeytan yapan başındaki erkektir” demişlerdir.

Küçük çocukları da yarıştırdığımız oluyor. Birine sen güzelsin, birine sen biraz güzelsin, diğerine birazda sen güzelsin, geri kalanına da “siz güzel değilsiniz” diyeceksiniz. Bu ne demek?… Üç kişinin dışında pisikolojik yıkım demek.

Çirkin kadın yoktur. Hepsi anamız, bacımız ve kızımızdır. Herkeste ayrı ayrı güzellikler vardır. Bir insanda ahlâk güzelliği, ruh güzelliği yoksa, üç beş yıl sonra kırışacak yüz ne işe yarar.

Herşeyin güzelini seçiyoruz. Bunun bedeli güzellere çok ağır oluyor. 1991 güzeli Burcu AIDS olmuş. Funda’lar, Ebru’lar uyuşturucu ve fuhuş bataklığına saplanmışlardır.

Her güzel yarışmanın ardından çirkinlikler gelir. Hiçbir yarışmacı mutlu olmamıştır. Tacın ardındaki gerçeklerden bazıları şunlardır :

-Tehdit, şahtaj, çirkin teklifler, para karşılığı uygunsuz işler.

-Tatminsizlik, mutsuzluk, bunalım ve intiharlar.

-İnsani, ahlâki duygularda körelme, mânevi kayıplar.

-Kısa süre sonra ilgisizlik, yalnızlık ve kötü ölümlerle ölmek.

Güzellik yarışmalarına katılanların bir çoğu kötü ölümlerle ölmüştür. Yanarak, akıl hastanesinde veya metruk yerlerde, yapayalnız evlerde kokarak ölmüştür. Bu hem bir ceza hem de ibret içindir.

M. Akif : “Haya sıyrılmış, inmiş, öyle yüzsüzlük ki her yerde;

Ne çirkin yüzler örtermiş meğer bir incecik perde” demiş, örtünün insanın çirkin ve ayıp yerlerini örttüğünü ifade etmiştir.

Kur’an: “Size ne oldu ey zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda niye çaba sarf etmiyorsunuz? Diye soruyor (Nisâ : 75)

Gerçekten mu millete ne oldu ki; kendi namusunu sergiler ve teşhir eder hale geldi… Evinde ailecek müstehcenliği seyreder ve ailecek müstehcen giyinir hale geldi…


Bu yazıyı 601 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here