MUTLULUK YOLU EVLİLİK

a)Evliliğin İyiliği: 

Evlilik, bir kadınla bir erkeğin meşru olarak beraberce hayatı acı ve tatlı yönleriyle yaşamaya karar verip, maddi ve manevi bağlarla birbirine bağlanarak bir araya gelmeleridir. Bu birleşme insanlığın bilinen tarihinden bu yana devam edegelmiştir.

İnsan neslinin devamı için evlilik gerekli bir bağdır. Daha küçük yaşta başlayan ve hayaller evlilik müessesesinin kuruluşu ile gerçekleşir. Bu bakımdan evlilik, hem kadının hem de erkeğin hayatında en önemli bir olaydır.

Evlilik, insanlık tarihiyle başlamış ve bugüne kadar toplumların temel taşı olmuştur. İnsanlık bu yolla çoğalmış, varlığını böylece devam ettirmiştir. Evlilik, insanla beraber ahlakın, milletin ve devletin de teminatı olmuştur. Tarih boyunca bu teminata sahip olmayanlar hem maddi hem de manevi varlıklarından olmuşlardır.

Aslında evlilik bütün dinlerin emrettiği kutsal iştir. Dinler arasında en hassas ölçüler koyan İslam Dini olmuştur. Yüce dinimize göre evlilik, Allah’ın emri ve Peygamberimizin ısrarla tavsiye ettiği sünnetidir. Nefsin meşru yoldan tatmini ve neslin bozulmaması için Allah evliliği emretmiş, Allah’ın elçisi de mutlaka yerine getirmesi gereken sünneti olduğunu bildirmiştir.

Allah’ın elçisi bir müddet görmediği sahabeye:

-Evlendin mi? Diye sorar.

Sahabe:

-Hayır, deyince Allah’ın elçisi kızarak:

-O halde sen şeytanın kardeşlerindensin. Eğer Hıristiyan rahiplerindensen onlara layıksın. Şayet bizdensen nikâh bizim sünnetimizdir, “evlen” buyurmuşlardır.

Bir hadislerinde de İslam Peygamberi (sav):

“İçinizden evlenmeye gücü yeten evlensin. Evlenmeye gücü yetip de evlenmeyen benim ümmetimden değildir,” buyurarak evlenecek yaşta ve evlenmeye güç getirebilecek durumda olan herkesin evlenmesini emretmiştir. Yalnız emretmekle kalmamış evli olanların yaptıkları amel ve ibadetlerin daha üstün olduğunu bildirerek her vesileyle bekârları evlenmeye teşvik etmiş, evlenenlere maddi ve manevi yardımlarını da esirgememiştir.

Başka bir hadislerinde de: “Evlilikte bereket, çoklukla rahmet vardır.” Buyurarak evlilik bağlarının kuvvetlenmesi için çocuk sahibi olmayı teşvik etmiştir. Ayrıca evlenmeyi geciktirmemek gerektiğini de Hz. Ali ( ra) ye: “Ya Ali! üç şey vardır onları tehir etme: vakit girince namazı; hazır olunca cenazeyi; dengini bulunca kocasız kadını” şeklinde ifade etmiştir.

Evliliğin önemini anlatırken İslam büyüklerinden Hz. Ali ( ra): “nikâhsız bu rızık arayana şaşarım” demiştir. İbn-ü Abbas ( ra) da: “On gün ömrüm kalsa Allah’a bekâr olarak kavuşmaktan hayâ ettiğim için evlenirim” demiştir.

Her konuda Allah’ın Rasülü’nün emir ve sünnetlerini yerine getirmeyi görev bilen Müslümanlar bu konuda da büyük bir titizlik göstermişlerdir. Allah’ın emri Peygamberin sünnetleri üzerine evlenmişler, gücü yetmeyenleri evlendirmişler böylece Allah’ın emrini, Peygamber Efendimizin sünnetini yerine getirmişlerdir.

 

b)Evlilikten kaçınmak:  

Evlilik emri, insanı ve toplumu korumaya yönelik, fitne ve fesadı önleyip, toplum düzenini sağlayıcı bir emirdir. Bunun içindir ki, dinimiz insanın gayrimeşru yollara sapmaması için evliliğe büyük önem vermiştir. Bir toplumun sağlıklı oluşu, o toplumu meydana getiren insanların iffet ve namusunu korumasına bağlıdır. İnsan da ancak evlenmekle namusunu, iffetini ve insanlık şerefini koruyabilir.

İnsan hayatta tek başına eksiktir. Hayatta erkek olsun kadın olsun ikisi de birbirine muhtaçtır. Bu ihtiyacı giderebilmek için hem kadın için hem de erkek için en meşru yol evliliktir. Bunun için evlilik, insanlığın mutluluğu ve toplumun huzuru için gereklidir. İnsanı ve toplumu korumak için dinimizin koruyucu bir tedbiridir. Bu tedbir sayesinde insan gözünü ve nefsini haramdan koruyabilmektedir. Evlilikten kaçanlar ise iffet ve namus endişesinden uzak nefislerini tatmin için gayri meşru yollara sapmaktadır.

Evlilikten kaçanlar Allah’ın emrini, Peygamberin sünnetini terk ettikleri için Allah’a isyan Peygambere muhalefet etmiş olurlar.

Peygamberimiz zamanında Müslümanlardan bir grup kendilerini tamamen ibadete vermek, gece gündüz ibadetle meşgul olmak için hiç evlenmeyeceklerine, bazıları da kendilerini hadım yaparak nefislerinin arzularını kıracaklarına söz vermişlerdi. Bu durumdan haberdar olan Peygamberimiz ( SAV ) Müslümanların bu davranışlarını hoş karşılamayıp şiddetle karşı çıkmıştır. Ve şöyle buyurmuşlardır:

“İçinizden evlenmeye gücü yeten evlensin. Zira evlenmek gözleri haramdan, kişiyi zinadan korur. Evlenmeye gücü yetmeyen kimse de oruç tutsun. Çünkü oruç şehveti kırar.”

Bir hadislerinde ise Peygamber Efendimiz, insanların kendilerini alçaltacak sapıklıklara yönelmemeleri için evlenmelerini teşvik etmiş ve: “En şerlileriniz bekâr olanlarınızdır.” Buyurmuşlardır.

Allah’ın ve Rasülünün emirlerinden sonra Müslümanlar evlenmeyip bekâr yaşamaktan devamlı kaçmışlardır. Bu durum daha sonraki devirlerde de hassas davranılan bir konu olmuştur. Mesela; Selçuklular da ve Osmanlılar da evlenme geleneği büyük bir titizlikle sürdürülerek toplum yapısının bozulmamasına azami ölçüde gayret gösterilmiştir. Hatta evlenecek güçte olmayan genç kız ve erkekleri evlendirmek, çeyizlerini temin edip geçimlerini sağlayabilmek için vakıflar kurulmuştur. Ayrıca bununla da yetinmeyerek “evlilikte keramet vardır”, “Allah evlenene yardım eder” gibi sözlerle de evlenmeye teşvik etmişlerdir. Evlenenlere her türlü yardımı yapmışlar, hediyeler sunarak yeni kurulan yuvalara destek olmuşlardır. Bu durum halen kuvvetli bir gelenek olarak devam etmektedir.

İstiklal mücadelesinde bile atalarımızın vatan ve millet savunmasına giderken bekâr olanların Allah’ın huzuruna bekâr olarak çıkmamak için nikâhlanarak savaşa gittiklerini büyüklerimiz anlatırlar.

Tarihe bakacak olursak evliliği külfet sayan ve evlilikten kaçınılan toplumlarda her türlü ahlaksızlığın yayıldığı, toplumun temeli olan aile müessesi zayıfladığı için toplumların yıkıldığı görülecektir. Mesela; Romalılar evlilikten kaçıp zevk ve sefaya daldığı için önce aile yuvaları yıkılmış, ardından da Roma İmparatorluğu tarihe karışmıştır.

Günümüzde de aile müessesinin sarsıldığı batıda evlilik dışı ilişkiler normal karşılandığı için çoğu gençlerin evlilikten kaçması, evliliği külfet saymanın sonunda anası babası belli olmayan “piç” adı verilen çocukların sayısı artmış, homoseksüellik, sevicilik ve oğlancılık gibi yaygın sapık ilişkiler felaket haline gelmiştir. Fahişeler, homoseksüeller sokaklara taşmıştır. Bu yüz kızartıcı durum, insanlığın geleceği açısından tek kelimeyle felakettir.

 

c)Engellerin ortadan kaldırılması:     

Evlenmek kadının da erkeğin de tabii hakkıdır. Bu hakkı elde etmek bir problem olmamalıdır. Allah’ın emri, Peygamberin sünneti yerine getirirlerken evlenmeyi güçleştiren çoğu zaman imkânsız hale sokan engeller ortadan kaldırılmalıdır.

Evliliği kolaylaştırmak Müslümanlar için dinimizin bir emridir. İsraf, külfet gibi şeyler İslam’ın ruhu ile bağdaşmaz. Evlenmek herkesin en tabii bir hakkıdır. İnsanların iffetli yaşaması için zaruridir. Bunun içindir ki evlenmek problem olmaktan çıkarılmalı, herkese dinimizin emrini yerine getirme fırsatı tanınmalıdır. “Bekârları evlendiriniz” buyuran Yüce Peygamberimiz ( SAV ) fakirleri evlendirebilmek için para toplayıp evlenmelerine yardım etmiştir.

Başka bir hadislerinde de Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “nikâh ve evlenmenin hayırlısı en kolay ve külfetsiz olanıdır.” Buna göre bir evliliğin hayırlı ve uzun ömürlü olabilmesi için aileleri ve genç çiftleri uzun bir süre sıkıntıya sokacak olan, yeni kurulan aile yuvasını geçim sıkıntısına sokacak olan sınırsız istek ve ağır masraflardan kaçınılmalıdır. Zira bugün ağır masraflarla evlenip gücünün üstünde borca sokulan aile yuvaları genellikle mutlu ve huzurlu yuvalar olmamaktadır. İşin en üzücü tarafı ise, evliliği güçleştiren engeller gençleri evlenememe endişesi içinde kendilerini teşhire, normal olmayan arkadaşlıklara sürüklemekte, hatta evlenebilme ümidi ile genç kızlar karşılarına çıkan erkeğe kendilerini teslime adeta zorlamaktadır. Evlenmeden nişanlanmadan yıkılan hayaller bunun en canlı örneğidir.

Atalarımız, yoksul kimseleri genç yaşta evlendirerek insanımızı kötülüklerden korumaya çalışmışlardır. Bugün Drahoma, başlık gibi evliliği güçleştiren adetlerin yaygın olduğu toplumlarda evlenemeyenler arasında zinanın arttığı, gençlerin sapık yollara itildiği bir gerçektir. Ayrıca ucuz eş bulabilmek için akıllarına gelen, fakat asla doğru bir davranış olmayan akıl almaz şeyler yapılmaktadır. Halen bazı bölgelerimizde başlık adeti yüzünden erkeklerin bazıları zaruri ihtiyacı olan şeyleri satmakta, bazıları da yıllarca yuvasından, eşinden, yavrusundan ayrı gurbetlerde çalışmak zorunda kalmaktadır. Bunun sonucu ise nice aile saadetleri gölgelenmekte, eşler arasında aile bağları zayıflamaktadır.

En önemlisi de daha temelleri yeni atılmak üzere olan aile yuvalarını henüz kurulmadan temelden sarsan, yıkımı kolaylaştıran sınırsız çeyiz istekleri de aile saadetine gölge düşüren anlamsız bir engeldir. Unutulmamalıdır ki, mutlu bir yuva, içinde ihtiyacı duyulan şeylerin eksik olmadığı, fazla şeylerin de bulunmadığı evdir.

Peygamberimiz ( SAV ) kızı Fatıma’yı evlendirdiğinde çeyiz olarak bir koyun derisi post, bir de hurma kabuğunun lifleri ile dolu yastık vermişlerdir.

Diğer bir önemli husus da, düğün sahibini sıkıntıya sokan, içkili ağır masraflar getiren, gösterişten ileri gitmeyen düğünlerdir. Unutulmamalıdır ki, evlilik dinimizin emridir. Bu emir haram ve yasaklarla yerine getirilemez. Günah işlenen yerde, günah bataklığı üzerine kurulan yuvalarda saadetin ve manevi olan mutluluğun olmayacağı muhakkaktır. Bu ve buna benzer hatalar, daha kurulmadan aile yuvalarının yıkılmasına neden olmaktadır. Boşanmaları arttırmaktadır. Kurulan yuvalar cılız oldukları için bir müddet için yabancı kişileri bir arada barındıran yapılar olmaktan ileri gidememektedir.

Düğün, nikâh sünnettir. Hem evliliğin ilanı hem de hayırlı bir iş olduğu için düğün yemekleri sadece zenginlerin değil, zenginlerle beraber yoksullarında doyurulduğu ziyafetler olmalıdır. Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır: “düğün yap, bir koyunla da olsa ziyafet ver” başka bir hadislerinde de: “en kötü yemek, o düğün yemeğidir ki, ona zenginler çağırılır, fakirler unutulur.” Buyurarak çoğu kimselerin yaptıkları hataya işaret etmiş, bunun doğru olmadığını bildirmiştir.

Düğün, aynı zamanda eğlence ve sevinç vesilesidir. Dinimizce sevinmek, düğünde çalgı çalmak ve eğlenmek yasak değildir. Peygamberimiz nikâhın ilan edilmesini, düğünde çalgı çalınmasını bizzat emretmişlerdir ve şöyle buyurmuşlardır: “Nikâhı ilan edin, onu mescitlerde yapın. Düğünde tef çalın. Helal ile haram ( zina ) arasındaki fark nikâh kıymak, şenlik yapmak ve tef çalmaktır.” Burada ifade edilmek istenen şey, harama yönelerek çılgınca eğlenmek, kendinden geçmek değildir. Eğlenmekten maksat, erkeklerin ve kadınların kendi aralarında eğlenmesindir. Bu eğlence ile beraber dua ve ilahilerin unutulmaması ise Türk İslam geleneğinin bir parçasıdır.

İslam Dini meşru olan hiçbir şeye karşı değildir. İslam’ın karşı olduğu fakirlerin unutulup, zenginlerin davet edildiği içkili özel ziyafetler vermek, israfa kaçarak yoksul kimselerin özenmelere ve toplum hayatında bunalımlara sebep olunmasıdır.

Buraya kadar ifade etmeye çalıştığımız engellerin ortadan kaldırılması ile toplumumuzun temel taşı olan aile yuvaları daha sağlıklı ve uzun ömürlü olacaktır.

 

d)Mutlu bir aile yuvası için gerekli şartlar:   

Aile yuvası denince, dört duvarın çevirdiği kuru yapılar zannedilmemeli, nasıl olursa olsun bir kadınla bir erkeğin beraber yaşadığı yerler akla gelmemelidir.

O aile kuruluşlarının düzenli, mutlu ve sıcak bir aile yuvası olabilmesi için, bazı hususlara dikkat edilmesi gerekmektedir. Eğer bu hususlara dikkat edilmeyecek olursa o aile yuvasının değil mutluluğu, ayakta durması bile imkânsız hale gelecek ve aile yuvasının dejenere olması kaçınılmaz olacaktır.

Bu bakımdan evlilikten önce adayların birbirinde bazı şeyler araması bazı şeylere dikkat etmesi şarttır. Yoksa yapılan evlilikten yarar yerine zarar gelecektir. Evlilikten önce evleneceği kimse de insani, ahlaki meziyetler aramayanlar mutlu olamamakta, çoğu zaman boşanmayı kurtuluş çaresi olarak görmektedirler.

Yüce Peygamberimiz: “dünya bir metadır; en hayırlısı da Saliha bir kadındır.” Buyurmuşlardır. Peygamber Efendimizin bu hadislerine göre iffet ve hayâ sahibi bir kadının eş olarak düşünülmesi mutlu bir aile yuvası için ilk şarttır.

Daha doğar doğmaz evladının çeyizini hazırlamaya koyulan ana ve babaların doğması muhtemel olan tehlikelere karşı uyanık olmaları, kızını oğlunu namus ve iffetini kaybettirecek inançsızlık ve ahlaksızlıklardan korumaları başta gelen görevleridir. Bunun içindir ki Yüce Allah anaya babaya evlatlarını her türlü tehlikeden korumalarını emretmiştir.

Bugün nice gençler, evlilik ve aile konusunda bilgisiz yetişmelerinin veya yanlış bilgi edinmelerinin kurbanı olmaktadır. Çoğu gençler aile yuvasının idaresinden habersiz oldukları halde evlenmektedirler. Bir yumurtayı pişiremeyen, bir çorba yapmasını bilmeyen kızlarımız, evlendikten sonra “aile yuvasının idaresinin bu kadar zor olduğunu bilmiyordum” diyen gençlerimiz, duygularının esiri olarak kurdukları yuvada nasıl mutlu olabilirler?

Manidardır, Hoca Nasreddin kızını gelin eder. Gelin alayı evden uzaklaştıktan sonuna Hoca’nın aklına kızına söylenmeyi unuttuğu bir öğüt gelir. Koşar, düğün alayına yetişir. Kızının kulağına eğilerek:

“Kızım der. Dikiş dikerken sakın iğneye geçirdiğin ipliğin ucunu düğümlemeyi unutma. Eğer düğüm yapmasan iplik çıkıverir, iğne elinde kalır. Hoca bununla bize çok şey ifade etmek istemiştir

Bugün gençlerimiz üzerinde yaygın eğitim araçlarının, sokak ve çevrenin ağır baskıları vardır. Daha doğruyu yanlışı tam olarak bilmeyen gençlerimiz, sistemli bir şekilde tahriklere muhatap olmaktadır. Neticede bir yan bakışa, bir tebessüme çocuk denecek yaşta iken kurban olmaktalar, biraz büyüyünce de kendine bakanların yüzüne bakacak halleri kalmamakta, bu evliliği kaldırımlarda, gazete mecmua köşelerinde aramaktadırlar.

Bazı temiz olarak bilinen ailelerin çocukları ise bir ömür boyu beraber yaşayacağı, aynı yastığa baş koyacağı kimseyi sokaklarda aramaktadır. Bu gençlere sokaktan aile saadetine gidilemeyeceği, sokakta bulunanın gene sokakta kaybedileceği anlatılmalıdır.

Bazı gençlerimiz de namus kavramından uzak yetiştikleri için çocuklarının anası olacak kızda bekâret aramıyor; bekâreti lüzumsuz ve kadına karşı haksızlık sayıyor. Kendisi flört ediyor, eş olarak seçeceği kızın da başkaları ile flört etmesine göz yumuyor. Çağın yeniliklerine ayak uyduruyorum, hayatın tadını çıkarıyorum düşüncesiyle başlangıçta iyi niyetlerle başlayan yaklaşmalar kısa zamanda gençlerimizi kötü sonuçlara götürüyor. Buna tek sebep, başlangıçta başlarına gelecek felaketten haberdar edilmemesi, en yakınlarının bile çılgınca yapılan hatalara göz yumması ve ikaz etmemesidir.

Büyüklerin görevi gençleri nikah masasına, oradan da aile saadetine götürmeyecek davranışlarından ve arkadaşlıklardan korumaktır. Aksi halde oynaşını babasına “nişanlım” diye takdim edebilen genç kız, kocasına da zamparasını “arkadaşım” diye takdim edecektir.

Bugün bozulan ahlak anlayışı yüzünden evlenmeyi düşünmeyen gençler arasında bile arkadaşlık adı ile kötü ilişkiler kurulabilmektedir.

Gençlere, her insanın hayalinde namuslu, iffetli bir kimse yattığı, başlangıçta göz yumulan kusurların kısa zaman sonra büyütüleceği “mahvoldum” “perişan oldum” feryadını basmadan anlatılmalıdır. Erkekler gönüllerince eğlenmeme, kızlarımızı evlenmeme endişesinden kurtarılmayacak olursa her akıllarına geleni yapmaya devam edeceklerdir.

Bir zamanlar rastgele yapılan bir evliliğin sonunda, sabah damat üzgündür. Çünkü evlendiği kız bakire çıkmamıştır. Ev halkı kara kara düşünürken gelin hanım hiçbir şey yokmuş gibi kaynanasına:

-Anneciğim, kocanın verdiği yüzgörümlük küpelerini takamıyorum, kulaklarım delik değil, deler misin? Der.

Kayınpeder dayanamaz söze karışır:

-“Kızım sen koca evinde yaptıracağın işi baba evinde yaptırmışsın, baba evinde yaptıracağın işi koca evine bırakmışsın” der.

Aile mutsuzluklarına sebep olan bir neden de yalnız hisler ve aşk duyguları üzerine kurulan evliliklerdir. Çocuk yaşta sevmek, sevilmek, evlenip yuva kurmak sadece romantiktir.

Yaptığı resme aşık gençler, basın, müzik, sinema yoluyla zamansız aşk duygusuna kapılıp, karşı tarafta ömür boyu kendisini mutlu kılacak şeyler aramadan evlenmektedir. İnsanları birbirine bağlayan sevgi ile aşkı birbirine karıştırıp, geçici arzuyu sevgi sanıp evlendikleri için mutlu olamamaktadırlar.

Cinslerin karışık yaşadığı toplumlarda aslına bakılırsa kim kime aşık olduğu bile belli olmuyor. Durmadan aşık, maşuk değiştiriyor. Salon, sokak aşkının sonunda evlenen çiftlerin mesut olmadıkları sosyologların ifadesidir. Çünkü; birbirlerini iyice tanımadan kusur ve meziyetlerini görmeden evlenme kararı verilmektedir. Halbuki evlilik sevgi ister, mantıklı karar gerektirir. Gözü kapalı yapılan evlilikler yarım asırlık bir beraberlik için yeterli olmamaktadır.

Atalarımız: “Aşkın gözü kördür” demişlerdir. Zira aşk her zaman karşı tarafların kusurlarını örter. Devam edecek evlilik ise asla kusur kabul etmez. Başlangıçta yapılan iltifatlar bir ömür boyu sürmez. Eşler birbirini yakından tanıyınca ortaya çıkan kusurlar, çok geçmeden aile müessesesini ayakta tutacak olan sevgiyi, saygıyı yok ederek aile yuvasının saadetine gölge düşürmektedir.

Kanuni Sultan Süleyman, yolda tanınmış şairlerden birine rastlar. Gençliğinde sevgililerine bol keseden ülke dağıtan sefil kılıklı şaire şöyle der:

-“Sevgilinin bir beni ne Semerkant’la Buhara’yı verecek kadar hovardalık edenin sonu işte bu budur. Ben bir kasabayı alınıncaya kadar dünyanın zahmetini çekiyorum. Sen ise her mısraında beşini, onunu birden harcıyordun…”

 

f)Evlilik için erkekte aranması gereken hususlar:  

Çoğu zaman eş seçerken, aile yuvaları kurulurken erkek bir tarafa bırakılarak, kadında çok şey aranma hatasına düşülmektedir. Kadında aranan şeylerin erkekte de aranması mutlu bir aile yuvası için gerekli olduğu unutulmamalıdır. Çünkü kadın ne kadar mükemmel olursa olsun erken kocalık görevini tam olarak yapamayacaksa kurulacak olan yuva, uzun ömürlü olmayacaktır. Olsa da huzurlu bir yuva olmayacaktır. Eşlerin huzur duyacağı ve iyi insan iyi vatandaş yetiştirecek olan aile yuvaları kurulurken erkeğin en az kadın kadar namuslu, dürüst, güvenilir ve sorumluluk yüklenecek güçte olmasına dikkat edilmelidir. Kadında aranan iffet ve namus temizliği erkekte de aranmalıdır. Hafif görünüşlü olmamasına dikkat edilmelidir. Çünkü ailenin reisi erkektir. Yükünü o taşıyacaktır. Ailenin namusunu o koruyacaktır. Anadan ziyade çocuklarını terbiyesi ve yetiştirilmesi babaya düşmektedir. Eğer erkek sorumluluk yüklenecek durumda ve ciddiyette değilse eşinin ve çocuklarının yükünü omuzlarında taşıyamaz. Her şeyden önce aile reisi olacak erkek ciddi olmalı, ilk bakışta insana güven vermeli,  bundan başka kötü huylu, kaba zalim tabiatlı da olmamalıdır.

En önemlisi de sorumluluklarını yerine getirecek ölçüde inançlı ve Allah’a karşı görevlerini yerine getiren kimse olmasına dikkat edilmelidir. Zira; içki içen, kumar oynayan, gözü dışarı da olan, ailesinin geçimini temin ederken harama meyledebilecek karakterde olan bir kimse, kocalık ve babalık görevini de tam olarak yapamaz. Kötü alışkanlıkları yüzünden ailesini ve çocuklarını ihmal eder. Başkalarının hakkı olan haramı evine rızık olarak getirdiği için harami evlatlar yetiştirir.

Dikkat edilecek bir husus da, erkekte mal ve meslek arandığı kadar ahlak da aranmalıdır. Ahlak aranmayacak olursa ömür boyu pişmanlık verecek bir evlilik yapılmış olacaktır. Bu bakımdan dönüşü mümkün olmayan bir adım atmadan anne babalar, bir ömür boyu uyuşamayacak, birbirlerinin dengi olmayan gençleri evlendirmemelidir. Aksi halde uyuşmazlıklar geçimsizliklere neden olacaktır.

Mutlu dönemlerimizde evlenecek olan kimselerde aranan ölçü, itiraf etmek gerekirse bugün bozulmuştur. Bugün bazı ana babalar inanç ve ahlakına bakmadan zengin ve unvan sahibi damat aramaktadır. Kız beğensin beğenmesin evlenmeye zorlanmaktadır. İnancımıza göre kızlar beğenmedikleri erkeklerle evlenmeleri için zorlanamayacağı gibi kendilerine eş olarak seçilecek kimselerin dikkatli seçilmesi lazımdır. Bunu yapamayacak olursa ana baba vebal altında kalacaktır.

Bu konuda Yüce Peygamberimiz şöyle buyurur:

“Kim kızını ahlaksız, fasık bir ile nikâhlarsa, onun üzerine günde bin kere lanet iner; ameli Allah’a yükselmez, duası kabul olmaz.”

 

g)Evlilik için kadında aranması gereken hususlar:  

Daha önce de belirttiğimiz gibi evlilik, bazılarının zannettiği gibi bir erkekle bir kadının nefsin arzularını tatmin edebilmek için bir çatı altında birleşmeleri değildir. Evliliğin amacı, acı ve tatlı bir ömür boyu eşleri kader birliği yaparak vatan ve milletimize ödev ve sorumluluklarını yerine getirecek nesil yetiştirmektir.

Kadın erkeğinin eşidir; evin namusunu o koruyacaktır. Bir evi mutlu etmek erkekten ziyade kadının görevidir. Atalarımız: “yuvayı yapan dişi kuştur” diyerek kurulan aile yuvasını kadının ayakta tutabileceğini ifade etmişlerdir. Fakat her ustayım diyenin ev yapamayacağı gibi her dişi kuş da yuva yapamaz. Bazıları yapılmış yuvayı yıkar. Bu bakımdan bir aile yuvasının kuruluş gayesine uygun, huzurlu bir şekilde devamı için aile yuvasına eş diye alınacak kadında aranması gereken bazı hususlar vardır.

Her şeyden önce evliliğin huzurlu bir evlilik olabilmesi için başta şehvet arzusu üzerine kurulmaması gerekir. Bilinmelidir ki, yüzü güzel ahlakı çirkin kadın bir erkek için mutluluk kaynağı olamaz. Peygamberimiz ( SAV ) kötü çevrede yetişen, kötü ahlak sahibi güzel görünüşlü bir kadından kaçınmamızı tavsiye etmiş ve şöyle buyurmuştur:

“Soysuz fakat güzel bir kadın çöplükte biten ve görünüşü güzel olan yeşilliğe benzer. Görünüşü güzel de olsa mayası kötüdür, böylesinden sakınınız.”

Nice yüzü güzel kadın vardır. Fakat ahlakı çirkin olduğu için çocuklarına analık yapamaz. Eşine, yuvasına bağlanamaz. Çünkü güzelliği ve süsü ile evlenmeden önce herkesin dikkatini çekmeye çalışan kadının evlendikten sonrada aynı şeyi yapma ihtimali kuvvetlidir.

Bu yüzden hafif meşrepli, aşüfte bir kadının eşliğe layık olmayacağı bilinmelidir.

Peygamber Efendimiz, daima ruh güzelliğini maddi güzelliğe tercih etmişler, Müslümanlara da şu hususlara dikkat etmelerini tavsiye etmişlerdir:

“Kadınları yalnız güzellikleri için nikâh etmeyin, belki güzellikleri onları ahlaken alçaltır. Onlarla malları içinde evlenmeyin, belki malları kendilerini azdırır. Kadınlarla dindarlıkları yüzünden evlenin. Muhakkak ki yırtık elbiseli, siyah fakat dindar bir kadın daha hayırlıdır.”

Bir hadislerinde de Peygamberimiz:

“Kadın dört şey için nikâh edilir: malı, soyu sopu, güzelliği ve dindarlığı için. Sen dindar olanını al, mesut olursun.” Öğüdünde bulunmuşlardır.

Buna göre kendisi ile evlenilecek bir kadının çocuklarını sevecek, kocasına bağlı kalıp onun malını, namusunu muhafaza edecek karakterde, ev işini seven, becerikli, tutumlu olmasına dikkat edilmelidir.

“Kadınların hangisi iyidir” diye sorulan soruya Peygamberimiz şöyle cevap vermiştir: “O kadındır ki, kocası ona baktığında mesrur olur, bir şey söylendiğinde onun isteğini yerine getirir, namusun da ve malında kocasının hoşlanmayacağı bir harekette bulunmaz.”

Evet, eşini mutlu edecek bir kadın, namuslu, ahlaklı, haramı helal saymayacak kadar inançlı, evine, kocasına bağlı ve evinin idaresini bilen kimse olacaktır.

Nasıl bir kızın isteneceği konusunda Yusuf Has Hacip, Kutadgu Bilig adlı eserinde şu öğütleri vermiştir:

“İyi kız iste, gözünü iyi aç, aslı uruğu, hem tohumu temiz olsun, hayâ sahibi, dikkatli olsun, iyiyi iste, el dokunmamış, yüzünü başkası görmemiş ev kızı al; seni sevsin senden başkasını bilmesin. Kendinden aşağı olandan al; kendinden yüksek aileden alırsan esir olursun.  Yüzünün güzelliğini arama; iyi ahlakını ara; ahlakı güzel olursa yüzünü güldürür…”

Bundan da anlaşılan ve dikkat edilmesi gereken önemli bir husus da; kadın da aranacak hususların henüz kadını istemeden, nişanlanmadan araştırılmasıdır. Aksi takdirde istenip bırakılan veya nişanlanıp bir arada bulunduktan sonra ayrılan kadın da erkek de bu durumdan mağdur olabilir, ikisi de gelecekleri açısından büyük bir zarar görebilir.

Peygamberimiz ( SAV ) e Medineli genç bir Müslüman, bir kadını istemek ve onunla evlenmek istediğini söylemişti. Peygamberimiz ona:

-O kadına iyice baktın, hakkında araştırma yaptın mı?

Diye sorunca, Medineli genç:

-Hayır, dedi.

Peygamberimiz:

-“Git ona bak, zira on da bir kusur bulunabilir” buyurarak nişanlanıp evlendikten sonra bir kusurun bulunması halinde ayrılmanın veya boşanmanın doğru bir hareket olmayacağını belirtilmiştir.

Netice olarak, aile yuvasının saadeti ve selameti için eşlerin birbirlerinin dengi olması gerekir. İnancımıza göre birbirlerinin dengi olmayanlar evlenemezler. En önemlisi de Müslüman bir kadın, Müslüman olmayan bir erkekle evlenemez.

Buna göre inançlı bir kadını, inançsız veya inancı zayıf bir erkekle evlendirmek büyük hatadır. Çünkü zamanla kocasının tesiriyle imanını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir.

 

g)Gayri Müslimle Evlilik:   

Uzaklar yakın oldu. Her inançtan insanlar beraber yaşıyor. Dış ülkelerde görevli, çalışan insanımızın sayısı çok. Bu durum da evlilikler oluyor.

Ne yazık ki, çoğu zaman evlilikler yapılırken dikkat edilmiyor, araştırılmıyor. Dinin koyduğu yasaklara hiç uyumuyor. Tabi rastgele bir evlilik yapıldığı için mutlu ve uzun süreli bir evlilik olmuyor. Bilhassa çocuklar için felaket oluyor. Çocuklar ne bize benziyor, ne de karşı tarafa benziyor.

İnancımızda ve kültürümüzde evliliğin şartları var.

Evliliklerde zengin aranıyor, çalışan aranıyor, fizik, müzik aranıyor. Anahtar aranıyor. Ahlak, inanç aranmıyor. Sorulmuyor.

Evlilik konusunda bir problem de, dış ülkelerde çalışan ve dış ülkelerde yetişen gençlerin yabancı kadınlarla yaptıkları evliliğin çoğalmış olmasıdır. Her ne kadar yabancı kadınlardan bir kısmı evlenmeden önce adını değiştiriyor, müftülüklerde başlarına bir örtü alıp Müslüman olduklarını ilan ediyorlarsa da bu genellikle şekilden ibaret kalmaktadır. Çünkü herkes kabul eder ki, bir insanın sahip olduğu inanç, gelenek ve ideolojisinden vazgeçmesi kolay bir iş değildir. Onun için çekici bir cazibe ile aşk üzerine kurulan bu aileler bizim aile yapımızın özelliğini taşımamaktadır. Kadınlar, eski alışkanlıklarından kopup “ana”lık yapamamaktadır. Dünyaya gelen çocuklarını Türk-İslam terbiyesinden uzak yetiştirdikleri de görülen ve bilinen bir gerçektir. Hz. Ömer’in Halifeliği zamanında Müslümanlar birçok yerleri fethediyordu. Bu arada Müslümanlardan bazıları, Yahudi ve Hıristiyan kadınları ile evleniyorlardı. İslam ailesi ve Müslüman nesil bakımından bunu tehlikeli gören Halife Ömer, bu tür evlilikleri hoş karşılamıyordu. Müslümanlardan Huzeyfe, bir Yahudi kadınla evlenmişti. Hz. Ömer kendisine: “onu salıver” diye mektup yazdı. Huzeyfe’nin: “O, haram mıdır?” diye sorması üzerine Hz. Ömer şöyle cevap vermişti: “hayır, fakat onların ahlaken mazbut olmayanlarına tesadüf edeceğinizden korkuyorum.”

İslam da denklik aranır. İnanan Müslüman bir kadın, inanmayan bir erkekle evlenemez. Evlenirse nikâh geçersizdir. Bu ateist, satanist, Hıristiyan, Yahudi veya başka dinden biri olabilir. Bu evlilik caiz değildir.

Ateist, satanist, müşrik kadınla Müslüman erkeğin evlenmesi de caiz değildir.

Ehl-i Kitaptan bir kadınla Müslüman bir erkeğin evliliği her ne kadar caiz ise de uygun görülmemiştir.

Bazıları Müslüman olma şartı koşulsa da şeklen Müslüman oluyorlar. Müftülükte ki başörtüsü kadar yapmacık oluyor.

Başka dinlerden olan kadınlar eski inançlarından, ahlaki ve yaşayışlarından kolay kolay kopamıyorlar. Çocukları kendi anlayışlarına göre yetiştiriyorlar.

Dikkat edilmeyen bir husus da adaylar seçilirken gençlere değil, ailelerine bakılıyor. Aile dindar, hacı hoca olunca çocuk da öyle zannediliyor. Burada genç daha önemli: yuva onunla kurulacak. Burada “ben onu yola getiririm” düşüncesi yanlış oluyor. Hani ne demişler: “kadının fendi erkeği yendi”

Çocuklar, evlerde dini eğitimle yetişmiyor. Onları diziler, filmler yetiştiriyor. Sokak yetiştiriyoruz.

Janjak Ruso: “İnanmadan da bir insanın faziletli olabileceğini zannediyordum. Ne kadar çok yanılmışım” diyor.

Ahlak, inanç zayıf olunca aile yuvaları sağlam temellere oturmuyor. Sıkıntılar çekiliyor giyim, ibadet, çocuk yetiştirmek, eve bağlılık, sadakat konularında problemler doğuyor. Sözler, davranışlar yüzünden nikah bile gidiyor. Neticede yuva şeklen yıkılıyor.

Her güzellik soluyor da ahlak, inanç güzelliği solmuyor.

Bir de kadında aranan şeyler erkekte aranmıyor.

Peygamberimizin ( SAV ) şöyle buyuruyor:

-“Kadınların hayırlısını tercih edin.” (Hadis Ans.:17/1968)

-“Sırf güzelliğin sebebiyle kadınlarla evlenmeyin. Güzelliklerinin onları alçaltmasından korkulur. Malları sebebiyle de evlenmeyin. Dindar olanlarla evlenin.” (age:6570)

-“Dininden ahlakından ve hoşnut olduğunuz bir erkek sizden kızınızı isterse, ona hayır demeyiniz. Yoksa fitne ve fesat çıkar.”

Cemaat farklılığı evliliğe mani değildir. ,

Ayrı mezhepten olan kimselerin evliliği caizdir. Uyum sağlayamazlarsa, biri mezhep değiştirebilir.

Alevi ile evlilik konusu soruluyor. Alevi demek, Hz. Ali’yi ve onun ehl-i beytini çok seven, onun gibi yaşayan kimse demektir.

Sünni, alevi konusu, fitne konusu yapılmak, sanki ikisi birbirinden ayrılıyormuş gibi gösterilmek isteniyor.

Bir kimse İslam’ın şartlarını, imanın şartlarını kabul ediyorsa, o müslümandır.

Bana iki genç geldi: “biz evlenmek istiyoruz” dediler. “Hayırlı olsun” dedim. Kız: “ama bu alevi” dedi. Gence sordum. Sen Allah’a Peygambere, kitaba inanıyor musun? “Evet” dedi. Ben: “Gidin ailelerinizle tanışın. Onların rızalarını alın. Allah mutlu etsin” dedim.

Bu konuda ölçü nedir. Bakalım: Kur’an ne diyor:

-“İman etmedikçe puta tapan erkeklere kızlarınızı vermeyin. Onlar cehenneme çağırır.” (Bakara:221)

-“Ehli Kitaptan iffetli namuslu zina etmemiş, gizli dostlar edinmemiş onlarla evlenin.” (Maide:5)

-“Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası ile evlenemez. Zina eden kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan erkek evlenir.” (Nur:3)

-“İnanmış kadınlar, kâfir erkeklere helal değildir. Kâfir erkek de Müslüman kadınlara helal değildir.” (Mümtehine:10)

İnançta denklik aranmasının nedeni şudur. Bugün dinler, medeniyetler çatışma halindedir. Dünyayı Hıristiyanlaştırma çalışmaları tarih boyunca haçlı orduları ile sürmüş, şimdi de misyoner orduları ile devam etmektedir.

İslam ülkeleri ehl-i kitap tarafından bölük bölük paramparça edilmek istenmektedir.

Batıda İslam korkusu vardır. Kiliselerde Müslümanlar için hayır dua yapılmıyor. Bir Müslüman Türk büyüğü ölse, batıda bayram yapılmaktadır.

Dinimiz İslam, Avrupa birliğine girmemize engel gösteriliyor. Onların gözü Anadolu topraklarındadır. Ehl-i Kitabın sözüne asla güvenilemez. Onlar hiçbir zaman güçlü Müslüman Türkiye istemezler.

Peygamber ( SAV ) zamanında Müslüman olan veya İslam’dan dönmeyen Müslüman kadınları müşrikler boşamışlardır. Bu zihniyet bazı batılılarca sürdürülmektedir. Bizde de bir zamanlar inançsız kesim, Müslüman kızlarımızla evlenip onları ortada bırakmış veya rencide etmiştir. Bugün bu tehlike geçmiş değildir. Dikkatli olunmalıdır.

İslam fıkhına göre; İslam dinini benimsemeyen erkeklerle Müslüman kadınların evlenmesi haramdır. Zulmetme, terk etme ihtimali olan erkekle evlenilmesi mekruhtur. Zulmetmesi kesin olan alkol, uyuşturucu müptelası, cinayet işlemesi belli olan, bilinenle evlilik haramdır.

 

 


Bu yazıyı 588 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.