Namaz Nasıl Kılınmalıdır?

A – NAMAZ ÖNCESİ HAZIRLIK

         Ezan, namaza davettir. Vaktin geldiğini hatırlatmadır. Namaza çağırmadır. İşi gücü bırakıp namaza yönelme zamanının geldiğini bildirmedir.

Kur’an’da: “Ey iman edenler! Cuma günü ezan okunup namaza çağrıldığı zaman, hemen Allah’ı anmaya koşun ve alış verişi bırakın. Eğer bilseydiniz elbette bu sizin için daha hayırlıdır.” (Cuma Sûresi:9) buyrularak ezanın davetine uyulması emrediliyor.

 

Ezan bize ne diyor?

– “Haydin namaz vakti geldi, namaza gelin, namaz kılın.” Diyor. Namaza davet ediyor.

Başka ne diyor?

– Namaz kılın da namazla kurtulun.” Diyerek kurtuluşa davet ediyor.

Namaz vakti gelmeden hazırlanıp ezanı bekleyen namazdaymış gibi sevap alır.

 

         Namaza Nasıl Hazırlanırız?

– Önce yüce Allah’ın huzuruna çıkacağımızın idrak ve şuurunda olmalıyız. Bir misafir karşılarken veya bir büyüğün huzuruna çıkacağımız zaman nasıl itina gösteriyorsak, kendinize çeki düzen veriyorsak, yüce Allah’ın huzuruna çıkarken hazırlıksız çıkılmayacağını bilmeliyiz.

– Peygamber (AS): “Allah temiz olmayanın namazını kabul etmez.” (Buhari, Vüdû:2) buyurarak namazdan önce maddi ve manevi temizliğin gerekliliğine işaret etmiştir.

Manevi temizlik için yenilene, içilene dikkat etmeli, helal gıda ile beslenilmelidir. Peygamber (AS): “Bir lokma haram yiyenin kır gün namazı ve duası kabul olmaz.” Buyurmuştur.

Manevi temizlik için günahlar terk edilmeli ve manevi kirlenmenin önüne geçilmelidir.

– Sonra da abdest güzel alınmalıdır. Maddi kirlerden arınmalı ve ilahi huzura çıkmaya hazır olunmalı, namaz beklenilmelidir.

Ezanın davetine uymayan ne diyecek acaba? Bilgisayar oyunlarından, film, dizi, maç izlemekten, dergi gazete okumaktan, ideolojik yürüyüş ve çalışmalardan vakit bulamadımmı diyecek? Yoksa işim çoktu, orada burada eğlenmekten vakim olmadı mı diyecek?…

 

 

B – AİLECEK NAMAZ

         İnsanın yalnız kendisinin namaz kılması onu kurtarmaz. İnsan kendi hesabı ile beraber çocuklarının ve eşinin de hesabını verecektir. Yani onlardan da sorumludur.

Peygamber (AS) şöyle burur:

– “Hepiniz çobansınız. Güttüğünüz sürüden (Aile fertlerinden) sorumlusunuz.” Buyuruyor. (Buhari, Cuma:11)

Bir hadislerinde de şöyle emrediyor:

– “Çocuklarınıza yedi yaşında namazı emredin. Onlara namaz kılmalarını öğretin. Eğer on yaşında namaz kılmazlarsa görünün ve yataklarını ayırın.” (Ebu Davut Salat:26)

Her aile demek ki yedi yaşından itibaren çocuklarının ilgisini çekecek onlara dinlerini öğretecektir. Çünkü ağaç yaşken eğilir. İhmalin sonu pişmanlıktır. “Çocuktu kıyamadım, büyüdü baş edemedim.” Deniliyor. Küçükken vazife yapılmazsa, büyüyünce olmuyor. Aşı zamanı geçiyor. O daha çocuk, okula gidiyor, dersleri var, işi ağır, bahaneleri ile vakit geçerse “Kıl diyorum ama bir türlü namaz kıldıramıyorum.” Şikayetleri başlıyor.

Aslında her çocuğun içinde güzel duygular vardır. Mesela oruç tutmak ister, namaz kılanı taklit eder. Çünkü Allah onu Müslüman olarak yaratmıştır. Peygamberimiz (SAV): “Cenab-ı Allah her insanı İslâm fıtratı üzerine yaratmıştır. Ana babası dilerse Hıristiyan yapar, dilerse Yahudi, dilerse dinsiz yapar.” Diyor.

Çocuğun göbeğini cami duvarının dibine gömmek, sağ kulağına ezan, sol kulağına kâmet yeterli olmuyor. Bugün şikayet edilen çocuğu o halde kim getirmiştir? Başkası mı? Hayır! Şikayet eden ana baba getirmiştir.

Kur’an’da Lokman (AS) ın oğluna verdiği öğüt hatırlatılıyor: “Yavrucuğum! Namaz kıl, iyiliği emret. Kötülükten vazgeçirmeye çalış. Başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir.” (Lokman Sûresi:17)

Kur’an’da: “Namaz kötülüklerden alıkor.” Deniliyor. Bir genç hem namaz kılar hem de bazı günahları işlermiş. Peygamber (AS) a bunu bildirmişler. Peygamberimiz. “Namaz onu o günahlardan alıkoyacaktır.” Demiş ve kısa zaman sonra genç kıldığı namaz sayesinde bütün günah ve kötülüklerden uzaklaşmış. Çocuğunun iyi olmasını arzulayan çocuğunun namaz kılmasını sağlamalıdır.

 

Hz.Ömer (RA): Birgün bir çocuğun erkenden koşarak acele acele camiye gittiğini gördü. Hz.Ömer (RA) cocuğa – yavrum ne oldu öyle acele acele camiye koşuyorsun? Dedi. Çocuk; namaza gidiyorum efendim. Namaz vakti yaklaştı abdestim yok. Ezan okunmadan abdest alacağım dedi.

Hz.Ömer:

– Yavrum, sen daha küçüksün, sana namaz farz olmamıştır, buyurdu.

Çocuk:

– Efendim bu işin büyüğü küçüğü olur mu? Dün benden küçük bir çocuk vefat etmişti de mezarlığa götürüyorlardı.

Hz.Ömer (RA) çocuğun bu cevabında öyle duygulandı ki göz yaşlarını tutamadı ve “Ya Rabbi! Bu çocuk ne iyi ne akıllı çocuk.” Demekten kendini alamadı.

 

Cenab-ı Allah Kur’an’da ana babaları şu ayetlerle uyarıyor:

– “Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yapmazsa ziyana uğrayanlardandır.” (Münafikun:9)

– “Ey iman  edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insan ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrim:6)

– “Ailene namazı emret, kendin de ona sabırla devam et.” (Taha:132)

 

Ardından da şöyle dua etmemiz isteniyor:

– “Ey Rabbim! Beni ve soyundan gelecekleri namazı devamlı kılanlardan eyle. Rabbim! Duamı kabul et.” (İbrahim:40)

Kıyamet gününde evlatlarının hesabını sorarken Allah: “Ben sana böyle uyarılar yapmıştım, sen ne yaptın? Demeyecek mi?

 

Babalar eşlerinden de sorumludur. Cenab-ı Allah: “Evlerinizde oturun, cahiliye adetindeki gibi açılıp saçılmayın; namaz kılın, zekatı verin, Allah’a ve Rasûlüne itaat edin.” (Ahzab:33) diye hanımlara hitap ediyor.

Peygamber (AS) eşini ve kızını namaza kaldırırdı. Hz.Aişe (RA) “Rasûlallah beni namaza kalkmam için dürter “Namaza kalk!” derdi. Diyor.

Sabahları Allah Rasûlü Hz.Fatıma ve Hz.Ali’nin kapısını çalar, onlara:

– Namaz (a kalkın) ey Ehl-i Beyt “Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz kılmak istiyor.” Buyurdu. (Tirmizi, Tefsir – 33)

Ebedi hayatın en mühim sermayelerinden biri olan teheccüd namazı için Peygamber Efendimiz bazı geceler Hz.Ali ile Fatıma’nın kapısını çalıp:

– “Namaz kılmayacak mısınız?” buyururdur. (Buhari, Teheccüd – 5)

 

Bir hadislerinde de:

– “Gece uyanan kimse dua ederse, duası kabul olur. Gece kalkan eşini de kaldırırsa, benim ona hayır duam vardır. Allah onun hayrını versin.” Buyurmuştur. (Ramuz el Ehadis:290/1)

Çocuklarıyla, eşiyle ilgilenmek, hesaba hazırlanmak için  bir gayrettir.  Ayrıca bir önemli sorumluluğun yerine getirilmesidir.

Bugün lise çağına gelmiş gençlerimizin bir kısmı kıblenin yönünü bilmiyor. Misafir olduğum bir evde seccade istedim seccade yok. Delikanlıya kıble neresi? Dedim. “Bilmiyorum!” cevabını aldım.

Bir Cuma, beraber oturduğumuz ortayaşlı kardeşime:

– “Vakit yakın, haydi camiye gidelim.” Dedim.

Gözleri yaşardı. Dedem bunu bana söylemedi, babam kolumdan tutup camiye götürmedi. Ben de cumaya, camiye gidecek hal mi var hocam? Dedi.

 

 

C – NAMAZI GÜZEL KILMAK

         Cenab-ı Allah, namazı güzel ve dosdoğru kılmamızı istiyor ve şöyle buyuruyor:

– “Kitaba sımsıkı sarılıp, namazı dosdoğru kılanlar var ya işte biz böyle iyiliğe çağıranların ecrini zayi etmeyiz.” (A’raf:170)

Peygamber (SAV): “Beni nasıl namaz kılar görürseniz siz de öyle namaz kılınız.” Buyuruyor. (Buhari, Ezan:18)

Bir sahabi peygamberimizin namazını şöyle anlatıyor: “Allah Rasûlü namaz kılarken her şeyin tam hakkını verirdi.”

Peygamber (AS) bir müjde veriyor: “Herhangi bir kimse namazı, abdesti rükû ve secdeyi güzel eda ederse, geçmiş günahları af olunur.” Diyor. (Riyan üs-Salihın:1050)

Demek ki abdest düzgün alınacak, namaz güzel kılınacaktır. İşte o zaman namazın faydası görülecektir.

Namaza önem vermeyenler namazdan zevk almazlar. Neden? Bunlar abdesti güzel almazlar. Ezan okunsa da şu namazı kılsam diyerek hazırlık etmezler. Birilerinin yanında başka, yalnızken başka namaz kılarlar. Sünnetleri terk ederler. Okumayı rükûyu, secdeyi güzel yapmazlar. Namazı ciddiye almazlar da ondan zevk almazlar namazdan…

Râfi (RA) şöyle bir olay anlatıyor:

– Mescide biri geldi kıbleye döndü hızlı bir şekilde namaz kıldı ve Rasûlallah’a selam verdi. Selamı alan Rasûlallah ona:

– “Git namazını yeniden güzel kıl, senin manazın olmadı.” Dedi. Adam gitti tekrar namaz kıldı geldi.

Peygamber (AS) ona:

– Tekrar kıl senin namazın olmadı.” Dedi. Bu olay üç defa tekrar etti. Sonunda Allah Rasûlü ona namazı güzelce tarif etti ve “Namazdan bir şey eksik bırakırsan, namazın eksik olur.” Buyurdu.

 

Bir hadislerinde: “Allah avcının (oraya buraya bakanın), hamalın (sıkışıkken namaza duranın) ve hırsızın (namazı eksik kılanın) namazını kabul etmez.” Buyurmuştur. (Müslim, mesacid:67)

 

Allah Rasûlü birgün ashabına:

-“Size kötü hırsızın kim olduğunu söyleyeyim mi?” Diyor. Oradakiler:

– “Evet” diyor. Bunun üzerine Rasûlallah şöyle diyor:

– “Namazan çalandır.”

– “Bu nasıl olur” denilince de:

– Namaz kılarken rükû ve secdeyi tam yapmaz.” Buyuruyor.

Bir gün Allah Rasûlü şöyle diyor:

– Namazda yedi şeyden sakının. Bunlar şeytandandır:

1 – Burun kanaması

2 – Uyuklama

3 – Vesvese

4 – Esneme

5 – Kaşınma

6 – Oraya buraya bakma

7 – Bir şeyle oynama

 

Namaza önem verilir ve namaz ciddiye alınarak Allah’ın huzurunda olunduğu unutulmazsa, namaz güzel kılınmış olur. Kılana da zevk verir.

Namaza duruyoruz ama huzurda mıyız? Kıldığımız namazın farkında mıyız? “Allah’ü Ekber” deyince dünyayı ardımızda bırakabiliyor muyuz? Bunlar çok önemlidir.

Kıbleye dönüp, huzura duran dünya ve dünyadakileri geride bırakabilmelidir.

Başta Eûzü besmele çeken şeytandan uzaklaşıp alemlerin Rabbına sığınabilmelidir.

Namaza “Allah rızası için” diye niyet eden namazı sadece Allah rızası için kılmalıdır.

Namaz, Allah’la randevudur. Kul, kıyamla, rüku ile secde ile Allah’a yaklaşır. O’nunla beraber olur ve O’nunla konuşur. Peygamber (SAV): “Kulun Allah’a en yakın olduğu an secde anıdır.” Buyurmuştur. (Ramuz el Ehadis:79/3) + (Müslim, Salat:215)

 

*                 *               *

 

Ne sebeple olursa olsun namazların sonunda tesbih duası ihmal edilmemelidir.

Namazlardan sonra tesbih çekmek sünnettir. Peygamberimiz bunun sevaplı bir iş olduğunu bildirmiştir.

Bir hadislerinde şöyle buyurur:

– “Her namazdan sonra otuz üç defa Sübhanallah, otuz üç defa elhamdülillah, otuz üç defa Allahü Ekber deyiniz.” (Müslim Mesacit:146)

 

 

D – NAMAZI ALLAH İÇİN KILMAK

         Namazı emreden Allah, nasıl kılacağımızı da bize bildirmiştir. Şöyle burur:

– “Münafıklar namaza üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah’ı da çok az anarlar. (Nisa:142)

– “Yazıklar olsun o  namaz kılanlara ki, onlar namazı ciddiye almazlar. Onlar gösteriş yaparlar.” (Mâun:4-6)

 

İbrahim (AS) a Cenab-ı Allah:

– “İman eden kullarıma şöyle namazlarını dosdoğru kılsınlar.” (İbrahim:31) diye emretmiştir.

– “Gerçekten mü’minler kurtuluşa ermiştir. Onlar ki namazlarında huşu içindedirler. Onlar ki boş ve faydasız işten hoşlanmazlar.” (Mü’minun:
1-3)

– “Namazlara ve ikindi namazına devam edim. Allah’a saygı ve bağlılık içinde namaz kılın.” (Bakara:238)

Bu ayetlerden anlaşıldığına göre namaz için isteksizlik olmayacak, namazlar ciddiye alınacak ve huşu içinde kılınacaktır.

“Huşu” demek kalbi dünya ve dünyadakilerden arındırıp sırf Allah rızası için yapmaktır. Allah rızası için kılmaktır.

Huşu, ihlasın meyvasıdır. Nakşibend Hazretlerine sormuşlar:

– Bir kul namazı nasıl huşu ile kılar?

Cevap vermiş.

– Dört şeyle:

1 – Helal gıda,

2 – Güzel abdest,

3 – İlk tekbiri alırken kendini huzurda bilmek

4 – Namazdaki huzur hali namaz sonrasında da devam ettirmek

 

Huşu, Allah’ı görüyormuş gibi namaz kılmak, namazı son namazmış gibi kılmak, namazda Allah’ın  huzurunda olduğunu bilmektir.

Namazda esnemek, uyuklamak, kaşınmak, oraya buraya bakmak, sıkışık abdestle namaz kılmak, Allah’tan başkası ile rabıta kurmak, namazdaki huzuru, zevki yok eder.

Namaz kılan Allah’ı düşünmeli, ölümü hatırlamalı, cenneti cehennemi düşünmeli ve okuduğu sure ve duaların anlamını düşünmelidir. Huşu, kalpten Allah’tan başka bir şey geçmemesidir.

Peygamber (AS) namazda birinin sakalı ile oynadığını görünce: “Bunun kalbi huşu duysaydı, eli de huşu duyardı.” Demiştir.

Namazı hakkı ile kılmak lazım. Hz.Ali (RA): “Anlaşılmayan ibadette hayır yoktur.” Demiştir.

Ebu Hurayra (RA) şöyle der:

– “Peygamber (AS) namaz kılarken bazen başını kaldırır, gökyüzüne bakardı. Huşu ayetleri gelince hep secde ettiği yerden gözünü ayırmadı.”

İnsanın dağınıklığı, malı, evladı, işi ve namazı ciddiye almaması, namazdaki huşuya manidir. Namazı ne kadar kıldığını bilmez, neler olduğunu fark edemez, Namazdan zevk alamaz.

Hz.Aişe (RA) peygamberimizin namazını anlatırken: “Öyle namaz kılardı ki, öldüğünü zannederdim.” Der.

Hz.Ali (RA) kendini namaza öyle verirdi ki, bir gün vücuduna saplanan ok için: “Namaza durayım da öyle çıkarın demiştir.

Rasûlallah (SAV) bu konuda şöyle buyurmuştur:

– “Allah’a gönülden bağlı ve saygılı olarak namaza durun.

– “Namazda Allah’ı görüyormuş gibi namaz kılın.” (Müslim, İman:57)

Bir gün Rasûlallah (SAV) Hz.Enes’e şunları söylemiştir:

– “Ya Enes, namazda ölümü hatırla. İnsan namazda ölümü hatırlarsa, namazı Allah’ı görüyor gibi kılmaya çalışır. Kıldığın namazı son namazınmış gibi kılmaya çalış.” (Ramuz el-Ehadis:67-3)

Bu hadislerde namazdaki bazı hatalarımızı gördük ve nasıl namaz kılacağımızı anladık. Rabbim kabul olan namazlar kılmak nasip etsin inşallah

 

 

E – NAMAZI VESVESESİZ KILMAK

         Vesvese şeytandandır. Şeytan, en çok Allah’a iman, abdest ve namaz konularında vesvese verir.

Şeytan, ölümü, ahireti ve hesap vermeyi unutturur.

Şeytan, Allah’ın affı konusuna aldatır. “Allah’ın affı boldur.” Der, günah işletir. Sonra da: “Bu kadar günahınla Allah seni affetmez.” Der. Önce Allah’ın affına güvendirir sonra da ümit kestirir. İbadetten, tövbe etmekten alıkor.

Şeytan, kuşkulu ve vesveseli olana çok şey söyler. Vesvese verir durur. Kuşkulu olana: “Seni Allah yarattı, Allah’ı kim yarattı?” der, Allah’a imanı sarsar. Allah’ın senin namazına ihtiyacı mı var?” der, ibadetten alıkor. Ondan sonra da hakimiyeti eline alır.

Şeytan bilgisize ekmeği sabunla yıkatır. Halıyı bıçakla kazıtır. Günah işletir, isyan ettirir, işinde eşinde ve ibadetinde vesvese verir durur. Başımı meshettim mi? Namazı ne kadar kıldım? Diye şüphe verir.

Bu konuda Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor:

– “Gerçek olan, Rabbinden gelendir. O halde kuşkulananlardan olma!” (Bakara:147)

– “Gerçek rabbindendir. Öyle ise şüphelenen-lerden olma!” (Al-i İmran:60)

– “Eğer şeytanın fitlemesi seni dürterse, hemen Allah’a sığın…” (Araf:200)

– “Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah’a sığın…” (Fussılat:36)

Bu ayetlere göre şüphelenilmeyecektir. Eğer şüphe gelecek olursa Allah’a sığınılacaktır.

 

Şüphe nasıl giderilir?

         Eûzü-besmele dilden düşürülmemelidir. Eûzü-besmele çeken “Lanetlenmiş, kovulmuş şeytanın şerrinden alemlerin Rabbı olan Allah’a sığınırım” diyerek Allah’a sığınmış olur. Cenab-ı Allah kendisine sığınanı korur.

– Nâs ve Felâk sûreleriyle Allah’a sığınılır.

– İstiaze duasıyla Allah’a sığınılır. (Eûzübilla-himineşşeytanirracim. Lahavle vela guvvete illâ billahil aliyyil azim.” Denir.

 

Vesveseyi önlemek için şunları da yapmak gerekir:

– Güzel abdest, güzel namaz kılmak

– Helal lokmaya dikkat etmek

– Sağlam bilgi edinmek

– İtikad düzgünlüğüne dikkat etmek

– Vesvesenin şeytandan geldiğini bilip itibar etmemek

– Amele ve niyete bit’at karıştırmamak

 

         Namazdaki vesvese nasıl giderilir?

         – Allah rızası için diye niyet ettikten sonra başka şeylerle uğraşmamak

– Allah’ın huzurunda olduğumuzu bilirsek, düşünce oraya buraya dağılmayacaktır.

– Namazda ölüm, kabir, cennet, cehennem hatırlanabilir. Bir hadiste: Namazda ölümü hatırla. Namazda ölüm hatırlanırsa, namaz Allah’ı görüyormuş gibi kılınmaya çalışılır. Namazı son namaz gibi kıl” buyrulur. (Ramuz el-Ehadis:67-3)

– Namazda ne okuduğun ve okuğunun manası düşünülürse, namaz daha güzel kılınır. Zihin dağılmaz.

– Eğer biriniz namazda vesveseye düşerse peygamber (AS) namazdan şüphelenen selamdan sonra sehiv secdesi yapsın.” Buyuruyor. (Ramuz el-Ehadis:425/4) Böylece şüphe giderilmiş olur. Namazda yanılan galip zanna göre hareket eder ve şüpheye itibar etmez.

Peygamber (AS) şöyle buyuruyor:

– Abdestteki şüpheyi yakın bilginizle giderin. Namaz içinse zanna göre hareket edin.” (Age:22/2)

 

 

F – NAMAZI CEMAATLE KILMAK

         Kur’an’da: “Camiler Allah’ın evidir.” Buyruluyor. (Cin Sûresi:18) peygamber efendimizde camilerin Allah’ın evi olduğunu bildirmiştir. (Ramuz el-Ehadis:121/6)

Camiye gitmek, namazı camide kılmak çok sevaplı bir iştir.

Peygamber (AS): “Camide gördüğünüzün iyiliğine şehadet edin.” Buyurur.

Herkes cami yaptıramaz. Ne yapabilir? Camiye adam kazanır; torununu evladını, kardeşini ve birini camiye götürür, o da büyük sevap elde eder.

Bu konuda peygamber (AS) ın güzel müjdeleri vardır.

Peygamber (AS) şöyle buyurur:

– “Bir kimse evinde abdestini alır, namaz için camiye giderse, attığı adımlardan biri küçük günahlarını siler; diğeri de onun derecesini yükseltir.” (Müslim 1/462)

– “Cemaatle kılınan namaz ayrı kılınan namazdan yirmi yedi derece üstündür.” (Buhari, Ezan:30)

– “Sabah akşam camiye gidip gelenin her seferinde ona cennete bir ikram hazırlanır.” (Buhari, Ezan:37)

 

– “Camiye giden üç şey kazanır.

1. Dindar bir dost kazanır.

2. Güzel bir söz öğrenir.

3. Sevap kazanır.” (Ramuz el-Ehadis:272/3)

– “Kıyamet günü Allah:

– Komşularım nerede diye sorar. Melekler:          – Senin komşuların kimdir ya Rabbi? Derler. Cenab’ı Allah meleklere:

–  Camilerime, namaza devam edenler.” Buyurur.

 

Camiye gidenlerin cami adabına uymaları halinde daha büyük sevap kazanacakları muhakkaktır.

Camide imama uyan yalnız duaları okur. Fatiha ve sûreleri okumaz. Okumadığı için besmele de çekmez. Okunanı dinler ve dinliyormuş gibi yapar.

Cemaate sonran katılan kimsenin kılmadığı rekatlar kazaya kalmıştır. Onları aynen kılar ve namazı tamamlar.

Hz.Aişe (RA) şöyle nakleder:

– “Peygamber (AS) öğlenin evvelindeki dört rekatı kılmadan farza durursa ilk sünneti son iki rekat sünnetten sonra kılardı.” (Age:537/15)


Bu yazıyı 1.755 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.