Her konuda olduğu gibi ölüm, ölenler ve kabirler için her doğruyu öğrenmek, doğru kaynaktan öğrenmek ve doğrusunu yapmak. Buna son derece ihtiyacımız var. Çünkü ölen istifade etsin diye yapılan işlerden yapan da zarar görüyor ölen de zarar görüyor.

Uydurma ve akıl almaz şeyler, aklımıza göre işimize geldiği gibi yapılıyor. Kaynağı yok.

Böyle zamanlarda birçok insan bilsin, bilmesin yanlış şeyler telkin ediliyor. Bu çok oluyor. Bu çok konuşuluyor, çok şeyler söyleniyor.

Hepimizin ölenleri ve önden gidenleri oluyor.Veya olacak. Onlar için bir şeyler yapıyoruz, yapmamızda lazım. Bizde ahiret yolcusuyuz. Bir gün bizde öleceğiz. Geriye kalanlardan beklentimiz olacak. Onların bizim için bir şeyler yapması gerekecek.

Ölü için ölüm için yapılan şeylerin doğru yapılması lazım. Günaha girilmemesi lazım yoksa fayda umarken zarar görülür.

Bazen öyle yanlışlıklar yapıyoruz ki, şirke düşülüyor. Bu bölümde ölü ve ölenler için yapılması gereken yanlışlıklar ve yapılması gerekenler üzerinde duracağız.

Bazı kardeşlerimiz ölümle ahiretle ve kabirle ilgili konuşmalardan, bu konuda bir şeyler okumaktan hoşlanmıyorlar ve sıkılıyorlar. Öğrenmek bilmek istemiyor. Hatta ölmek istemiyor.

Ölüm gerçeğini ihmal edip sorumsuz, ölmeyecekmiş gibi yaşamak, yüce yaratıcının razı olacağı bir hayat tarzı değildir.

Çocuğunuz dünyadan tok gitmek sevdasındayız. Nasıl olsa öleceğim diyerek dünya zevklerinin hepsini tatma sevdasındayız. Evet nasıl olsa ölünecek. Öleceğini bilen insan böyle yaşamaz ki hiç mi hazırlık gerekmiyor. Neye kime güveniliyor? Gözlerimizi kapatınca mirasçılar “ne bıraktı?” derken melekler “ne getirdi” diyerek giydiğimiz elbiseleri bile sırtımızdan alacaklar, bunlar buraya ait değip kefen giydirecekler bizi yumuşak yataklardan kaldırıp, teneşir tahtasına yatıracaklar. Ardından kara toprağa yatıracaklar. Ger geniş köşkler, saraylar bırakılıp daracık kabre gidilecek. İtirazsız her şeye rıza gösterilecek. Ölüm, zevklerini bıçak gibi kesecek.

Doğrusu ne? Ölüme hazırlık yapmak ahireti ihmal etmek, ölümden önce ölmek teslim alınmadan teslim olmak.

A- ÖNEMLİ OLAN SON NEFESTİR

Ölüm hak, ölmek var. Saat tik tak, tik tak işliyor. Öleceksin, ömrün bitiyor diyor.

Her nefes her adım bizi ölüme götürüyor. Ölümden kaçmak için atılan her adım bizi mezara yaklaştırıyor.

Hayat bazıları için pişmanlıkla son buluyor. Bazıları için Allah’a kavuşmaya ve sevince vesile oluyor. Bu insanın dünya görüşüne, hayat anlayışına ve yaşayış biçimine bağlı oluyor.

İnsanların son anları ve son sözleri bazı gerçeklerin ifadesi oluşmuştur. Bazı hayaller ve sözler de mesaj niteliği taşır. İşte bazı sözler :

Hz. Ebu Bekir (ra)

– “Ya Rabbi! Ruhumu Müslüman olarak al ve beni Salihlerden kıl.”

Hz. Ömer (ra) namazda iken sırtından bıçaklanınca :

– “Allah’ım sana hamd olsun ki, beni bir Müslüman değil de gayri Müslim öldürüyor.”

Hz. Osman (ra) bıçak darbeleriyle şehit olurken :

– “Ya Rabbi! Müslümanlar arasında ayrılığı kaldır”

Hz. Ali (ra) şehit edilmeden önce :

– “Ölüm için hazır ol. Ölüm kapıyı çaldıktan sonra feryat etmek fayda vermez” demişlerdir.

Bir Allah dosttu son anda ağlamaya başlar. Neden ağlıyorsun? derler…

– “Bilerek büyük günah işlemedim bilmeden işlediğim küçük bir günah ya Allah’ın gazabına sebep olduysa diye korktuğum için ağlıyorum” der.

Bir fani de ölürken ağlıyor. Neden ağlıyorsun sorusuna :

– “Boşa geçirdiğim günlerim için ağlıyorum” cevabını veriyor.

Bir veli kula ölürken :

“Ne mutlu sana affı bol Allah’a gidiyorsun” denilince cevap olarak:

– Evet iğneden ipliğe her şeyin hesabını vermeye günahlarımın cezasını çekmeye gidiyorum’ cevabını verir.

Bir hanım, beyi ölürken ağlamaya başlıyor. Beyi soruyor :

Niçin ağlıyorsun?

Senin için ağlıyorum değince beyi :

– Sen kendine ağla. Ben kırk yıl bugün için ağladım der.

Sırrı sekati, son anında buram buram terlerken, arkadaşı serinletmeye çalışıyor ona diyor ki :

“Ciğerleri yanan adama yelpazenin ne faydası olur?”

İskipli atıf hoca idam edilmeden önce :

– “Allah’ım! Emirlerini müdafaa etmekten başka bir muradı olmayan kuluna rahmet nasip eyle’ der.

Cüneyt-i Bağdadinin sonsözü şu olur:

– “Bismillahirrahmanirrahim”

Amina hatunun son sözü :

– “Ne mutlu bana ki, hayırlı bir evlat bırakarak bu dünyadan ayrılıyorum’

Sultan Abdulhamid şöyle diyor :

– “Allah’ım, artık kurtulmak istiyorum.”

Şeyh Şamil :

– “Eş hedü enna ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abduhu ve resulüh” diyerek ayrılıyor.

Yaman Dede:

– Niçin geldin ya Resulullah! Zahmet ettin. Ben geliyordum diye biliyor.

Hallacı Mansur, taşlanırken :

– “Bana bu işkenceyi reva görenleri Allah affetsin”

Biri son anlarını yaşarken ona :

– Ne hissediyorsun? Derler. Oda :

– “Ruhum iğne deliğinden çıkar gibi, koca dağ omzuma çökmüş gibi, içinde dikenli böğürtlen çalısı var gibi gökle yer birleşmiş ben arasında kalmışım gibi” der.

Namık Kemal ise :

– “Artık biraz dinleyeceğim.”

Adnan Menderes :

– “Mukadderatın önüne geçilmiyor.”

Sevgili peygamberimizin son sözleri de şunlar olmuştur :

“Kadınlarınıza ve elinizin altındaki kimselere iyi davranın. Onlar hakkında Allah’tan korkun namaza dikkat edin…” ( Ramaz El Ehadis : 562/10)

Rabbim, kendisine inananlara da hayırlı bir son nasip etsin ve güzel şeyler söyletsin.

B- İNSAN NASIL YAŞARSA ÖYLE ÖLÜR

Müslüman, şu endişeleri taşıyarak yaşamalıdır:

1- Ömrün imanlı olarak son bulup bulmayacağı endişesi taşımalı akıbetinden korkmalıdır.

2- Müslüman olarak görevlerini tam yapıp yapmadığı endişesini taşımalı, İslam’ı yaşamaya çalışmalıdır.

3-Yakınlarından yakasını kurtarıp kurtaramayacağı endişesini taşımalı; hayırlı evlad olmalı ve hayırlı evlatlar yetiştirmeye çalışmalıdır.Ve sona giderken hazırlıklı gitmelidir.

Hz. Peygamber (sav): “Bir kimsenin son sözü lailahe illallah olursa o cennete girer.” (R.Salihin 2/921) buyurur.

Ölüm anında bunun için kelime-i tevhid, Kelime-i Şehadet getirilip telkinde bulunulur. Fakat sende söyle diye ısrar edilmez.

Çünkü o an öyle bir andır ki, iman kavgasının yapıldığı andır. Ya imanı kurtarıp imanla gidecektir, yada imanını şeytana kaptıracak imansız gidecektir.

Bir büyüğümüz, son anlarında cansız, halsiz yatarken güçlük bir şekilde oturur. Eli öyle sallar ki  “defol bir bardak su ile mi kandıracaksın” der. Kelime-i Şehadet getirir, ruhunu teslim eder.

Bir trafik kazası sonucu, kendini bilen birini öldü diye morga kaldırırlar. O etrafındakileri duyuyormuş, ama hayati belirti taşımıyormuş, hayata dönüşünden sonra öbür tarafa gidip gelirken buz gibi su uzatılıp al, iç suyu ver imanını deniliyormuş, meseleyi bildiği için direnmiş.

Dr. Münir Derman’ın anlattığına göre : “Son soluklarını verirken yaşlı bir Allah dostu.” Odanın içini dolduran güzel kokudan sonra yavaşça “kaldırın beni” demiş ve : “Niçin geldin ya Resulallah ben geliyordum ya demiş” ve : “bir daha soluk alamamış.” Önemli olan son anda, iyi hali korumaktır.

Son anda ölümüze sahip çıkalım.

Feryat, figan ederek isyan yerine, ruhuna yasin okuyalım. Hatimler yapalım. Affı için istiğfar edelim. Borçları varsa ödeyelim.

Ölen için çok şey söyleniyor. Bunlar önemli değil. Önemli olan son anda imanı kaptırmadan bu dünyadan ayırabilmektir.

İnsanın ölürken çektiği acılarda önemli değildir. İmanımızı korursak acılar, günahlara kefalet olur.

– “Kul, hasta iken sağlığındaki ibadetlerin sevabını alır.” (Edebiyat yol. Uğur H. Karaman: 15) der Peygamber (sav). İyi hali korumak gerek dedik.

Ahmet Şahin Hoca şöyle anlatır:

Beyazıd-i Veli böylesine keşif ve keramet sahibi olmasına rağmen bunu bir iftihar meselesi yapmaz,keşfe,keramete asla güvenmezdi. Onun için mühim olan son nefesti. Son nefeste nasıl olunacaktı. Keşif ve keramet makamı muhafaza edilecek miydi, yoksa ağaçtan düşer gibi düşüp ve sıradan bir kimse olmaktan bile mahrum mu olacaktı? O bir gün keşfini, kerametini değil, akıbetini düşünüyordu.

Nitekim bir gün bir veliden söz etmişler, keşif  ve kerametlerinden uzun uzadıya anlatmışlardı.

Ama Beyazıd dudaklarını bükmüş :

-Mühim değil! demişti.

-O zat dediler, her zaman namazını Mekke de kılıyormuş.

Yine dudaklarını büküp cevap verdi :

-Mühim değil. Şeytan da bir gece de o kadar bir yere gidip gelebilir.

-Denizin üzerinde yürüyebiliyor, dediler.

-Mühim değil dedi. Balıklar da yapıyor onu.

-Seccadesini havaya atıyor üzerinde namazını kılıyor, dediler.

Mühim değil kargalar da havada durabiliyor dedi.

İyice şaşıran talebeleri bu defada şöyle sordular :

-O mühim değil  bu mühim değil sizin için ne mühimdir öyle ise?

-Benim için dedi, mühim olan, onu o keramet makamına çıkaran hali var ya, işte onu son nefesine kadar muhafaza etmesidir. Mühim olan odur. Anladınız mı şimdi? dedi.

Sözlerine şunları da ilave eder büyük Veli :

-Zira, çok kimseler keşiflerine kerametlerine bakarak kibre, gurura dalıyorlar. Sonrada bulundukları halden öylesine bir düşüşle düşünüyorlar ki ağaçtan düşenin kemikleri kırılıp eski sıhhatini bulamadığı gibi eski istikametlerini bile tutamıyorlar. Bunun için diyorum ki, çıkılan keramet makamı mühim değil, bu makamı son nefese kadar muhafaza etme hali mühimdir!

Beyazidi Veli bununla ve bizlere de seslenmek istiyor ve diyor ki :

-Siz de şu anda iyi bir hal üzere olabilirsiniz. Sakın bu halinizle kendinize emniyette sanmayınız. Hep iltica halinde Rabbe sığınma durumunda olmalısınız. Zira bu günkü iyi halinizin yarın nasıl olacağını sizde bilmiyorsunuz.

Fatma bacı telefonda şöyle diyordu :

– Ölünün başında ne okunur, ne yapılır?

– Yakınları yok mu? Çocukları yok mu? Dedim.

– Var dedi

– Okusunlar öyle ise dedim.

– Bir şey bilmiyorlar. Deyince dedim ki :

– Demek ki, başımızda okuyacak, cenaze namazımızı kılacak, kabrimizin başında dua edecek evlat yetiştirmiyormuşuz. Tekrar sordum.

– Yolcunun durumu nasıl?

– Yüzü kararıyor, oh, ah, diyor dedi.

Ohla, ahla kararan yüzle bu dünyadan gitmeliyim. Böyle gidişler hayra alamet değildir.

Şeytan birini yıllarca kandırmak istemiş, kandıramamış en son demiş ki :

-Sen ne büyük ve mübarek kimsesin ki, bana kanmadın, imanı kaptırmadın sözleri ile tuzak kurmuş onu gururlandırıp, imandan etmek istemiş.

Adam gene uyanık davranmış

-Defol bu tuzağına da düşmem’ demiş ve imanını kaptırmamış.

Kuran’da Müslüman’ın nasıl yaşayıp nasıl dua edeceğine dair şu mesajlar var :

– “Rabbimiz! Bize bol bol sabır ver, Müslüman olarak canımızı alır” (A’raf : 126)

– “Takva sahibi Müslümanlar, meleklerin (size selam olsun.Yapmış olduğunuz iyi işlere karşı cennete girin.) diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir.” (Nahl : 32)

– “Melekler yüzlerine ve arkalarına vurarak: “tadın yakıcı cehennem azabını” diyerek o kafirlerin canlarını alırken onları bir görseydin!” (Enfal : 50)

 

– “Kendilerine yazık eden kimselere melekler, canlarını alırken”: “Ne iş işliyordunuz” derler. Onlarda “Yer yüzünde çaresizdik” derler. Meleklerde: “Allah’ın yer yüzü geniş değil miydi? Niye hicret etmediniz” derler. “İşte onların barınağı cehennemdir. Orası ne kötü bir yerdir.” (Nisa : 97)

Demek ki insan son anda imansızda gidebilir. Niceleri iyi halini muhafaza edememiş, ayağı kaymıştır.

“Allah iman, kuran nasip etsin” Hüsnü Hatime nasip etsin denilen bu işte.

“Su testisi su yolunda kırılır” derler.

Trafik kazasından sonra muavin yaralanmış, gidici. Kelime-i Tevhid telkin etmiştir. O :

-Ob, ob, ob, diyerek can vermiş.

Hayatını eğlence ve oyunla geçirene de aynı telkin yapılır.O hiç duymaz, parmaklarını kıtlata kıtlata ölür gider.

Son anda sıkıntı çeken, dili tutulan usta Kelime-i Tevhide getirilen kelimeyi şahadete cevap veremez. Biri : Bu adam ezan okununca dinler saygı gösterir ve davete icabet ederdi” der. Bunun üzerine ezan okurlar, rahat, güzel şekilde ölür.

-Müslüman, nasıl öleceğini öğrenmek isterse, yaşayışına, yaptıklarına ve yiyip içtiğine bakmalıdır. Allah Resulünün bildirdiğine göre insan yaşadığı gibi ölür, öldüğü gibi muamele görür.

İnsanın son sözünün ne olduğu önemlidir. “Dervişin fikri ne ise zikri de o olur” derler. Biri ölüm döşeğinde: “Taş getir, kum getir’ der. Başka söz söyleyemez. Kulağına “usta iş bitti, iş paydos!” derler. Peygamber dostu: “Niçin geldin ya Resulallah zahmet ettim. Ben geliyorum” der, göçer gider bu dünyadan.

-Göçüş şekli çok önemlidir. Kuranda: “Artık gözünüzü açın! Ne zaman ki can  köprücük kemiğine dayanır. Son çare ; tedavi edilecek kimdir? denir. Can çekişen bunun gerçek bir ayrılış olduğunu anlar. Ayakları birbirine dolanır. İşte o gün gidilecek yer sadece Rabbinin huzurudur.” (Kıyame : 26-30)

-İmanlı ölmeye hazır mısınız?

İmam-ı Azam şöyle demiştir. “Kuldan imanın alınması, genelde okulun sonundan korkmamasın-dandır”

Şahı Nakşibend Hazretine :

-Falan su üstünde yürüyor havaya seccade serip namaz kılıyor, çoğu zaman Kabe de namaz kılıyor, diye övmüşler o da :

-Önemli değil diye cevap vermiştir.

-Peki sizin için önemli olan nedir demişler.

-Benim için önemli olan o güzel halini muhafaza edip, imanla gitmesidir, demiştir. Önemli olan gidiştir. Hüsn’ü Hatime ile hayatı noktalamaktır.

Adam köpekleri çok severmiş köpek besler, köpek gezdirirmiş. Söylenenlere de kulak asmazmış. Ölürken köpek gibi hırlayarak ölmüştür.

Çanakkale de ağır yaralanan Muzaffer komutanın son sözü, gözlerini kaybettiği için : ‘Asker! Kıble ne tarafta? olmuştur. İnsan ne yapar ve nasıl yaşarsa ona bağlı olarak ölecektir. Bazıları ne şehittir ne gazi,pisi pisine gitti olacaktır.’ Allah ona da şöyle demişti :

“Allah sizin için İslamı seçti o halde Müslümanlar olarak ölünüz” (Bakara: 132) (Aliimran:102)

Kur’an-da :

* Şöyle dua etmeniz isteniyor : ‘İman ettik günahlarımızı bağışla kötülüklerimizi ört, ruhumuzu iyilerle beraber al ey Rabbimiz!’ (Al-i İmran : 193)

* Ey gökleri ve yerleri yaratan! Sen dünyada da ahirette de benim sahibimsin. Beni Müslüman olarak öldür ve beni  Salihler arasına kat!’ ( Yusuf :101)

Müslüman, Kur’an-ın muhatabıdır. Kur’an Müslüman için uyması gereken talimattır.

Müslüman , Kur’andan mesajları alacak ve o istikamette yaşayacaktır. Hocam: “Yiğit er meydanında belli olur” derdi.

Bakalım nasıl yaşayacağız ve nasıl öleceğiz.

Bir hadislerinde Peygamber (as) şöyle buyurur:

-“Kendisine hastalık isabet eden Müslüman’ın  sonunda çektiği acılar, günahlarına kefaret olur” (Müslim Birr :45)

Buna göre ölüm anındaki acılar üzerinde ve ölümün şekli üzerinde fazla konuşmamak gerekir. Müslüman olarak öldükten sonra ölümün şeklinin ne önemi vardır.

C- ÖLÜM ANI VE YAPILACAK İŞLER

 

Ölürken imansız ölmemek için hayatta bazı şeylere dikkat etmek gerekir. İmansız gitmeye sebep olan  şeylerden bazıları şunlardır:

1- İman konusunda tereddütleri  olmak, imansız ölmekten korkmamak.

2- İtikadı, inancı bozuk olmak

3- Dini öğrenmemek ve dinini yaşamamak,

4- Namazı terk etmek.

5- Haram, günah tanımamak

7- Nimete teşekkür etmemek

8-  Ana babaya isyan etmek, görevlerini yapmamak.

9- Günahta, haramlarda ısrar etmek, günahlara devam etmek.

10- Kuranda günah ve haram  olduğu bildirilen bir şeyi bilerek isteyerek yapmak.

11-  Peygamber (as)’a uymamak, dediklerini yapmamak.

12- Allah’ın affından ümit kesmek.

13- Din ve dindarlarla alay etmek

14- İftira atmak, hased etmek, yalan söylemek.

15- Şirk koşmak, bid’at  ve hurafe şeylerde öncülük etmek. Dini kendi nefsine menfaatine göre anlamak ve yaşamak.

16- Büyücülük, falcılık gibi işlerle meşgul olmak.

17- Dünyaya düşkün olmak.

18- İman esaslarında ve İslam’ın şartlarında herhangi bir eksiklik olması.

19- Hayatı münafık gibi, kafir gibi yaşamak ve inançsızlara benzemek.

20- Küçük günahlara devam etmek, önemsememek.

21- Kur’an’da ve sünnette haram kılınanı helal saymak.

22- Dine müdahale etmek, dini kendine göre yorumlamak.

Bu ve bunun gibi işler son anda imansız gitmeye sebep olur.

 

Gelelim ölüm anına ;

 

Ölümden önce ziyaret sünnettir. Cenab-ı Allah üç gün yatak nasip etsin helalleşerek ölmek nasip etsin inşallah…

Hasta ziyaretleri, moral yıkıcı olmamalı, bıktırıcıda olmamalı, onu rahatsız edecek şekilde uzun ve lüzumsuz konuşmalar da yapılmamalıdır.

Ziyaret sırasında sabır tavsiye edilmeli, tevbe ve zikir etmeye yönelik tavsiyelerde bulunulmalıdır.

Ayrıca ; isteği olup olmadığı, vasiyetinin neler olduğu sorulmalıdır.Borçları sorulmalıdır.

Ahmet Haşim’e son hastalığında münasebetsiz ve gevezenin biri gelir damdan düşer gibi :

-Nasıl dostum bir vasiyetin var mı? der.

Ahmet Haşim :

-Var, eğer bir hastanın yanına gidersen bu kadar fazla oturma” der.

Hasta, yerine getirilmesi zor ve imkansız olan vasiyetlerde bulunmamalıdır. Maddi yönden yapacağı vasiyet malın üçte birini geçmemelidir.

Hazreti peygamber (sav) hastanın yanında Fatiha, İhlas, Nas ve Felak surelerinin okunmasını tavsiye etmiştir.

Bir hadislerinde de “ölülerinize yasin okuyun” buyurarak, yasinin ölümü kolaylaştıracağını bildirmiştir. Yalnız gusül abdesti almadan ölünün başında Kuran okunmaz. Başka oda da okunur.

Peygamberimiz: “Sonsözü, lailahe illallah olan, cennete girer.” (Müslim cenaiz: 2) buyurmuştur. Bunun için hastanın yanında Kelime-i Şahadet ve Kelime-i Tevhid getirilmeli, onun duyacağı ve ilgi göstereceği şekilde getirilmeli, onunda söylemesi sağlanmalıdır. Ama sakın ‘sende söyle’ denmemelidir. İsrar edilmemelidir. Çünkü o sırada şeytanla iman kavgası yapmaktadır. Allah korusun ‘hayır’ deyiverir.

Bir hadiste de ‘Sizden ölüm halinde bulunanlara “lailahe illallah demesini telkin edin” (R. Salih’in : 2/922) buyurmuştur.

Ölüm anında gözü kapatılıp çenesi bağlanmalı, dua edilip hayrına konuşulmalıdır. Feryat figan etmemeli “Sen verdin sen aldın Allah’ım günahını affet” denmelidir.

Selası verilince de: “İnnalillahi ve innaileyhi raciun” denmelidir.

Canı verende alanda Allah’tır. Allah’a isyan derecesine varan hiçbir şey yapılmamalıdır. İsyan, hem isyan edene hem de ölene zarar verir.

Ölü evine ziyaret sünnettir. Mezar dönüşü eve uğrayıp kuran okunmalı, baş sağlığı dilenmelidir.

Cenaze sahipleri, mezarlıktan gelenlere hayır niyetiyle ikramda bulunuyor yediriyor, içiriyor bu yanlış birincisi ; oradakiler ihtiyaç sahibi değildir. İkincisi de ; üç gün cenaze evinde yenilip içilmez. Konu komşu ve akrabalar ikramda bulunmalıdır. Akraba, eş dostun cenaze evinde ikramının yenmesinde sakınca yoktur.

 

D- CENAZE İÇİN NELER YAPILIR NELER YAPILMAZ

Ölenin geri kalanlar üzerinde hakları vardır.Bunlar :

1- Yıkanıp, kefenlenip namazın kılınması,

2- Gömülmesi,

3- Cenazenin taşınması,

4- Cenazeye katılıp, dua edilmesidir.

İnancımızda üç şey geciktirilmez :

1- Dengini bulmuş kız,

2- Vakti giren namaz,

3- Cenaze, (gecikirse abdesti bozulabilir…)

Cenazeyi çok bekletilmemelidir. Çok uzaklardan gelecekler için uzun süre bekletilmesi doğru değildir. Çok acele edipte bazı dini, milli görevleri de terk doğru olmaz.

Hz. Peygamber: Cenazeyi çabuk gömün. Çünkü bir Müslüman ölüsünün ailesi içinde çok kalması uygun değildir. (R. Salih’in : 2/948) buyurur.

Cenaze namazı duadır. Tanısak da, tanımasak ta gördüğümüz cenazenin namazını kılmalıyız. Çünkü o bir haktır.

Götürürken de peygamberimiz: “Cenazeyi hızlı götürün eğer ölü, Salih ise onu kabre kavuşturun. Salihlerden değilse, fena bir kimseyi, bir an önce omuzlarınızdan atmış olursunuz” buyurur. (R.Salih’in: 2/945)

Devamındaki hadiste de: “Cenaze iyi ise beni çabuk götürün kötü ise beni nereye götürüyorsunuz der’ denmiştir”.(Age : 2/946)

Erkeklerin cenazeyi takip edip defnetmesinde sevap vardır. Peygamberimiz kadınların cenazeyi takip etmesini men etmiştir. (Age: 2/935)

Beş yerde konuşmak mekruhtur.

1- Kuran okunurken,

2- Cuma hutbesi okunurken,

3- Dini eser okuyup sohbet edilirken,

4- Eşi ile ilişki halinde,

5- Cenaze götürürken konuşulmaz, sohbet olmaz, ayrıca tuvalette, banyoda da konuşulmaz.

Cenaze götürürken slogan atılmaz, tekbir getirilmez. Sessiz olunmalıdır. Hele yas tutmaktan kaçınılmalıdır. Dua yerine, alkış, Fatiha yerine, el alkış hiçbir şey kazandırmaz. Fatiha nasip olmayanlara alkış nasip oluyor. Alkış cahiliye adetidir: Bando, keman sesi bize göre değildir.

Kur’an-ı Kerim’de dua, Kabe’yi tavaf ve namaz kılmak gibi hallerde ıslık ve alkışın bir işaret olarak cahiliye dönemi Arapları tarafından kullanıldığı bildirilmektedir. Fakat onların bu eylemi ise Kur’an-ı Kerim’in şu ayetinde kınanmıştır. “Onların Beytullah yanındaki duaları da ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildir.” (Enfal : 35)

Peygamber (as) şöyle buyurur :

– “Ölüm bir dehşettir. Bu itibarla bir cenaze gördüğümüz zaman ayağa kalkınız.” (İbn-i Mace, Cenaiz : 35)

Bir de cenazenin bekletilmesini uygun görmemiş “Cenazenizi bekletmeyin” buyurmuştur. (Age : 55)

Bir hususta cenaze evinde yemek yenmemesidir. Buna fıkıhçılar üç gün demiştir. Bir hadiste:

– “Cenaze için yemek yapın. Çünkü onların başına kendilerini meşgul edecek şey gelmiştir.” buyrulur. (Age : 59)

Hz. Peygamber : ‘Gömülürken ölü için istiğfar ediniz. Zira o sorgulanmaktadır’ buyurur. (R. Salihin: 950)

Mezar başında nutuk atılmamalıdır bu Yahudi ve Hıristiyan adetidir. Ölü için onda olmayan meziyetler söylenmemelidir.O yalanın cezasını ölü çeker.Onda mevcut iyiliklerden söz edilmelidir.

Bazı kardeşlerimiz soruyor. “Ölüyü öpmek caiz mi?” diye çok yakını olursa öpebilir. Kadın kocasını, kocası karısını öpemez. Çünkü nikah bitmiştir.

Hz. Peygamber, sahabeden bazılarını öpmüştür. Hz. Ebu Bekir de peygamberi öpmüştür.

Cenaze, çok yakınlarının dışında ona buna gösterilmemelidir. Ölüm hali bu, değişik durumlar olabilir.

İslam’ı bilmeyenler ölüm ve cenazeler için bid’at üretiyor. Aslı astarı olmayan şeyler uyduruyor. Bazıları da bilmeyerek bid’atleri, hurafeleri ayakta tutuyor.

Şu gün ağzı açılırmış, yemek yapılıyor. Şu gün eti kemiğinden ayrılırmış, şunu yap, o yapılıyor 7. gün, 40. gün ve 50. gün mevlit okut, şunu yap, yok yıl dönümü şöyle et bunların arkası gelmiyor. Hiç birinin de aslı astarı yok.

Sela vermek başlangıçta yoktur. Bazılarının dediği gibi sünnet değildir. Hele falan yerin eşrafından diyerek sela verilmemelidir. Şeref, izzet Allah yanındadır. Sela vermek, haber vermek, fatiha okutmak ve duaya neden olması bakımından uygundur. Duyanlar son göreve katılacaktır, baş sağlığı dileyecektir. “Allah içiniz, Allah’a dönücüyüz” manasın da “İnnalillahi ve inna ileyhi raciun” denilerek ölüm hatırlanacaktır.

Can bedenden çıkınca  cenaze yüzü yukarı yatırılır. El ve ayakları düzeltilir, gözü kapatılır, çenesi bağlanır,üzeri örtülür, güzel kokması için yanına kokan şeyler konulur. Ayrıca cenazenin üzeri örtülür. Yanına da

Güzel huy ve hallerinden bahsedilir. Üzerine demir, bıçak veya kağıt gibi şeyler konmaz.

Ölenin saçı, tırnakları kesilmez ve tıraş edilmez. Hatıra olsun diye saklanmaz.

Bazen “sağlığında hatim yapıp, yasin okuyup düğün yaptın mı” diye soruluyor. Evet denirse, düğümler çözülüyor. Bu yanlış.

Ölenin yanında yıkanmadan Kur’an okunmaz.

-Ölünün üzerine kurtulması için Kur’an koyanlar oluyor. Bu yanlıştır onun yanında Kur’an bile okunmaz. Sonra öyle ucuz kurtuluş var mı? Hayatında o Kur’an’a uymadıysa, onu rehber edinmediyse, Rabbimin bana mesajı diye okumadıysa o Kur’an ona fayda verir mi? Kabirde, sıratta şefaat eder mi?

İmanlı gitmek, Kur’an dan istifade etmek ancak İslam’ca yaşanırsa mümkün olur.

Cenaze defnedilmeden evde Kur’an okunmalı, hatimler yapılmalı, dualar edilmeli ve hayır hasenat yapılmalı, borçları ödenmelidir.

Kabre konulunca da yasin, Mülk, İhlas, Felak, Nas, Fatiha ve Bakara suresinin ilk ayetleri okunmalıdır.

Bu arada telkin vermek tavsiye edilmiştir. Münker Nekir’in soracağı soruların cevapları hatırlanmış olur.

Çünkü kabirde yatan, kabrin etrafındakileri duyar.

Yapılması gerekenleri şöyle sıralayabiliriz :

 

Cenazenin, İslam’i bir şekilde defnedilmesi için bazı şeylere dikkat edilmesi gerekir. Dikkat edilmesi gereken hususlardan bazıları şunlardır :

-Cenaze kefenden başka bir şeyle gömülmez. Zaruret varsa tabutla gömülebilir: Ayrıca kefenin içine Kur’an, Yasin ve başka bir şey konmaz.

– Yas edilmez, ağıt yakılmaz.

– Cenazenin ardından kötü söz söylenmez, lanet okunmaz.

– Ölüm günü, ölüm şekli kötüye yorulmaz.

– Cenaze namazı ölü için duadır. Alışılmışın dışında fitneye sebep olacak şekilde kadınlı erkekli kılınırsa ölü sevaptan mahrum olur.

– Dişler çıkabiliyorsa çıkarmak, değilse İslam da ölü diri gibidir zorlanmaz. Yüzükler çıkartılır.

– Cenaze; Götürülürken; sakin ve sessiz götürülür. Tekbir getirilmez, yas edilmez, slogan atılmaz, el çırpılmaz, dua edilir.

– Cenaze bando ile, çelenklerle kaldırılmamalı, tören boyu nutuk atılmamalı, fotoğraflar takılmamalı, törene katılan arabalar korna çalmamalıdır.

– Defnedilinceye kadar dünya sohbeti yapılmaz.

– Cenazenin doğduğu yere götürülmesi şart değildir.

– Cenaze götürülürken üzerine bıçak, demir konacak diye bir şey yoktur. Hiçbir işe yaramaz.

– Cenaze toprağa değmeli , mezarın üstünde toprak olmalıdır.

– Cenazenin ardından onda olmayan vasıflar söylenmemeli, layık olmadığı şekilde övülmemelidir.

Yoksa azap görmesine sebep olunur.

a)     Ölü nakledilir mi?

 

            En iyisi, cenazenin öldüğü yere defnedilmesidir. Oradan oraya nakledilip ölüye eziyet vermemek gerekir. Çünkü önemli olanda ceset değildir artık, ruhtur.

Bir illa doğduğu yere gömülür, diye bir şey yoktur. Öldüğü yere, en uygun yere gömülür. Ama zorunluluk varsa, düşman topraklarında ise, nakil yapılabilir. Çünkü mezar da ziyaret, diri ziyareti gibidir. O, gelenden, okuduğu fatihadan, verdiği selamdan haberi olur, Selamı alır.

Bir de Müslüman mezarlığa gömmek için nakledilebilir. Bunun dışında oradan oraya nakledilip de hem ölüye hem de cenaze sahiplerine eziyet vermemek gerekir.

– Ölü yanlış gömüldüyse, başkasının yerine gömüldü ise,

– Yol geçecekse,

– Sel yatağında ise,

– Baraj yapılacaksa nakil yapılır.

– Kemikler toplanır torbaya konur, bir yere gömülür.

Ölü, diri gibidir. Ona zarar vermemek gerekir.

Ölü ile beraber, kefenden başka bir şey gömülmez, Altın, gümüş, yüzük çıkartılır, takma altın diş sökülemiyorsa alınmaz. Mezara bir şeyler koymak ilkel dinler de vardır. Ancak koku konulabilir.

 

b) Cenaze gömüldükten sonra ilk önce yapılabilecek işler şunlardır:

 

– Ölenin kul hakkı varsa hemen ödeyip onu borçtan kurtarmak gerekir. Yalnız “helal et, helal olsun” demekle hak helal olmaz. Hakkın ödenmesi için yerini bulması lazımdır.

– Allah’a oruç, namaz borçları varsa fidye vererek af edilmesi ümit edilir ve dua edilir.

– Fakir fukaraya sadaka dağıtılır. Vermediği zekat varsa, malından zekat borcu ödenir. Adak borcu, yemin kefareti varsa ödenir.

– Kur’an okunur, sevabı bağışlanır. Varsa, vasiyeti yerine getirilmelidir. Bazıları yemek yedirin, helva dağıtın diye vasiyet ediyor.

Alimlerin ekserisi, vefat gününde yemek yenmesi vasiyet edenin vasiyetinin yarine getirilmesi gerekmez, demişlerdir.

Hele vefattan sonra cenaze helvası adında bir tatlı vasiyeti İslam’i olmadığından büsbütün batıl vasiyet olur.

Ancak, vefat teessürünü yendikten sonraki günlerde merhumun ruhu için fakirlere yemekler yedirilip, hayırlar işleyerek ihsanlarda bulunmak, elbette bir kadirşinaslık eseridir. Bir vefa borcudur.

Helvada yapıp ihtiyaç sahiplerine yedirilebilir.

Birde ölmeden kefen alınabilir, kabir alınması mekruhtur.

Bir yapılacak işte; düzgün bir hayat yaşayarak, ölenlerin kemiklerini sızlatmamak ve onlar için sadaka-i cariye olmaktır. Onları sevindirmek ve kurtuluşlarına sebep olmaktır.

 

c) Cenaze törenlerinde nelere dikkat edilmelidir? 

 

– Nutkun, sloganın, alkışın, bandonun ölüye hiçbir faydası yoktur.

– Fotoğraf çekmek, videoya almak, yakalarda fotoğraf taşımak dinen uygun değildir.

– Çelengin İslam da yeri yoktur. Faydasız, fuzuli masraftır, israftır. Çelenge, fotoğrafa harcanacak para fakir fukaraya verilirse, ölüye faydası olur.

– Cenazede masraf yaparak, gösteriş yapmaya kalkışıyoruz.

– Konvoyda  çok araba olsun, korna çalınsın, uzun yoldan dolaştırılsın istenerek, güç gösterisi yapmak manasızdır.

– Cenaze, tabutla gömülmemelidir.Ancak dağılmış ise açılmasında sakınca varsa tabutla gömülür.

– Cenazeye saygı duruşunda bulunulmaz ancak yoldan geçerken ayağa kalkılıp okunur, dua edilir.

– Sesli matem yasaktır. Hz. Peygamber; Cenaze için ağlamayı, ağıt yakmayı, bağırıp çağırmayı yasaklamış ve ölüye, dirinin ağlaması yüzünden azab edileceğini bildirmiştir. (K. Sitte : 17/141)

– Ölünün saçı kesilmez tırnakları kesilmez, saçı taranmaz, boyanmaz, tıraş edilmez. Bazıları genç bayanların tırnaklarını boyuyormuş yanlış.

 

E – CENAZE NAMAZI :

 

            Cenaze namazı kılmak ölü için duadır. Ne kadar çok insan kılarsa o kadar çok sevap olur. “Nasıl bilirsiniz?” denilince, iyiliğine şehadet edilmelidir.

Bu namaz, farz-ı kifayedir. Bazılarının kılmasıyla diğer Müslümanlardan sorumluluk kalkar.

 

a) Cenaze namazının şartları nelerdir?

 

1- Ölen kimsenin namazının kılınabilmesi için Müslüman olmalıdır. Kafirin cenaze namazı kılınmaz. Cenab-ı Allah : “Onlardan ölenlerin hiç biri üzerine cenaze namazı kılma” buyurur. (Tevbe : 84)

İnkar edenin, “namazım kılınmasın” diyenin, namazla, dinle, Allah’la, Peygamberle, Kur’an’la alay edenin namazı kılınmaz. Kılınırsa hiç faydası olmaz. Günahkarın namazı kılınır.

Kafirin inançsızın, inançsız olduğunu söyleyenin kılınmaz. İnançsız için “Rahmetli” ,“Allah rahmet etsin”, “Rabbim onu affet” gibi sözler söylenmez. Kur’an da şöyle buyrulur :

-İnançsıza rahmet okunmaz: “(Onlar) için bağışlanma dilemeleri peygambere ve müminlere yaraşmaz.” (Tevbe : 113); inanmayan babası için yaptığı “rahmet duası” Hz. İbrahim’den dahi kabul edilmemişken (Mümtehine, 4), “biz” den mi kabul edilecek? Bu Allah’a ait şeyler üzerinde tasarrufta bulunmaya kalkışmak gibidir. Bunların cenaze namazı da kılınmaz: “Onlardan ölen birinin namazını hiçbir zaman kılma, mezarı başında da durma.” (Tevbe : 84)

Bakara, 217: “Kafir olarak ölenin ameli başka gider”

Bu ayetlere göre rahmet istemeyen için zahmete girilmez. Cenaze namazı ölen için rahmet duasıdır. Rahmete layık değilse boşuna zahmet çekilmez.

Musalla taşına konan cenaze için “Nasıl bilirsiniz?” sorusuna iyi bilinmiyorsa, “iyi biliriz” denmemeli, iyiliğine şahadet edilmemelidir. “Fatiha dilencisi değilim” diyerek tafra satan için “Fatiha” diyerek  fatiha okutturulmamalı ve okunmamalıdır.

2- Yıkanmadan cenaze namazı kılınmaz. Gusül abdesti alması gerekenlerden biri ölüdür.

3- Şehit yıkanmadan, kefenlenmeden, namazı kılınmadan gömülür. Kılınsa olmaz mı? Kılınır, Hz. Peygamber kılmıştır. Bugünde kılmak lazım. Çünkü şehit çeşit çeşittir. Dünya şehidi var, ahiret şehidi var, hem dünya, hem de ahiret şehidi vardır.

 

b)     Gıyabi cenaze namazı kılınır mı ?

 

           Gıyabi cenaze namazı kılınır. Dört mezhep imamına göre kılınır. Eğer cenaze kayıpsa Hanefi mezhebine göre ölüp ölmediği belli olmadığı için namazı kılınmaz. Bir parçası bulunursa kılınır.

Hz. Peygamber, Müslümanlara sahip çıkan Necaşi’ nin gıyabi cenaze namazını kılmıştır. Şehitler için sonradan peygamberimiz namaz kılmıştır. Mescide yardım eden kadının ölümünü sonradan duymuş ve onun için namaz kılmıştır.

 

c) Kimin cenaze namazı kılınmaz?

 

1- Küfrü açık olanın kılınmaz, mezarı da İslam kabristanına gömülmez.

2- Irk kavgasında, Müslüman’la savaşta ölenin, kılınmaz.

3- İmam-ı Ebu Yusuf’a göre hırsızlık yaparken öldürülenin, eşkıyanın, teröristin, yol kesen pusu kuran, gasp sırasında ölenin kılınmaz.

4- Namaz kılınmasını istemeyenin “beni yıkamayın, namazımı kılmayın” diyenin isteği, vasiyet sayılır. İstemediği için kılınmaz.

5- Şekli belirlenmiş, vücudu tam oluşmamış çocuğun cenaze namazı kılınmaz.

6- Ölü doğan çocuk yıkanır, cenaze namazı kılınmaz. Ama bizim mezhebimiz göre düşük veya ölü doğan çocuğa ad verilir, yıkanır kefenlenir. Namazı kılınır.

Düşük, 4 aylıktan fazla ve organları tamsa yıkanır. Organları eksik ise, 4 aylıktan eksik ise beze sarılıp gömülür. (Bak. İs. Fık. Ans. : 3/26)

Böyle olan çocuklar Müslüman ana babaya şefaatçi olacaktır.

7- Günahkarın namazı kılınır. Mesela; intihar edenin namazı kılınır. Çünkü intihar küfre götüren hal değildir.

Sarhoş ölenin namazı kılınır. İçki içmek büyük günah olup imandan çıkarmaz. İçen, içki haram değil derse, o zaman İslam’i usullere göre yıkanıp, namazı kılınmaz. Kılınsa ne olur? Ona hiçbir faydası olmaz.

Yaşantısı İslam’a uymasa da, Müslüman olduğunu söyleyenin namazı kılınır.

Namaz kılmayan için, namaz kılmıyor, namazı kılınmaz demek doğru değildir.

Bir cenazenin Müslüman olup olmadığı tam bilinmezse, Müslüman olduğuna hükmedilir. Delil yokluğu, bilgi eksikliği lehte kullanılır.

Doğduktan sonra ölene ad verilir, yıkanır namazı kılınır.

Namazı kılınmaması gereken birinin, namazının kılınmaması halinde fitne çıkacaksa namaz kılınır, namaza katılınır. Fitne savulur. O namazın ona zaten faydası olmaz.

 

F- ÖLENİN BORÇLARI NE YAPILIR?      

Ölen için “Nasıl bilirsiniz?” “İyi biliriz” “Hakkınızı helal edin” “Helal olsun” demek şüphesiz güzel bir şey. Ama onu kurtarmak, haklar ödenmiş olmaz. Ölenin kime borcu varsa, kimin hakkı varsa ödenmeli, ondan sonra helalleşilmelidir. Yoksa geçiştirmek olur. Bu hak ödeme, mümkünse gönülden yapılmalıdır. Yani hak yerini bulmadan borç ödenmiş olmaz. Gömmeden borç ödenirse kabir azabı çekmez.

Peygamberimiz: “Müminin ruhu, borcu ödeninceye kadar ona bağlı kalır.” demiştir. (R. Salih’in: 2/947)

Ölenin borçları konusunda vasiyet varsa yerine getirilir.

Kula karşı borç ödemek mümkündür ve daha kolaydır. Ama Allah’a karşı terk ettiği, ihmal ettiği veya yapamadığı ibadetlerin ödenmesi daha zordur.

Kula karşı borcu nasıl ödenince düşüyorsa, Allah’a olan borcuda ödenir, Allah da kabul ederse, borç düşer. Ödenmediği zaman, ölen o kişi onun cezasını çekecektir.

Yemin kefareti, oruç, namaz borçları için fidye verilirse, Allah: “Her iyilik kötülükleri yok eder” buyurur. Buna göre fidye verilir Cenab-ı Allah’ın affetmesi umularak dua edilir. Aslında namaz, kasten terk edildiyse, fidye verilmez. Ancak hastalığı nedeniyle kılamadığı namazlar için fidye verilir.

Yemin, namaz, oruç, adak gibi borçlar için bir miktar paranın elden ele “kabultü ve hebtü” denilerek dolaştırılması yanlıştır. Az bir para ile çok borç ödenmez. Allah’ı aldatamayız, kendimizi aldatmış oluruz.

Bir kimse kasten gücü, imkanı varken namaz kılmaz, oruç tutmaz, parasına güvenir, “ödeyiverirler” diye düşünürse, bu kötü bir niyettir, Allah af etmez. Yapılanı da kabul etmez.

Ölüm döşeğinde, kula ve Allah’a olan borçları sorulursa, çok uygun olur veya vasiyeti varsa, ona göre hareket edilir.

Şunu unutmayalım ki, kimse kimsenin yerine oruç tutup namaz kılamaz. Ancak yapmadığı hacc yerine, hacca gidip, kurban kesip, namaz kılıp, oruç tutup, zekat verip sevabı ölene bağışlanabilir. O sevaptan ölü istifade eder.

(Buhari, Savm: 742’nolu hadiste) Biri Peygamber’e “Annemin yerine oruç tutsam olur mu? dediği, Hz. Peygamberin: “Annenin üzerinde borç olsaydı onu ödemez miydin?” dediği “Allah’ın borcu ödemeye daha layıktır” dediği nakledilir.

Borçların ödenmesi geciktirilmemelidir. Zira o, hesap verip dururken 7. , 40. , 52. günü beklemek olmaz, gün saymak olmaz.

Evladın veya yakınların ödeme gücü ve isteği varsa:

– Adak borcu için, adak ne ise o yerine getirilir.

– Yemin borcu için on fakir doyurulur. (Meida : 89)

– Oruç borcu için, günlük sabah akşam bir fakir doyurulur. (Bakara : 84)

– Her namaz borcu için, bir oruç fidyesi verilir. Bu mutlaka ihtiyaç sahiplerine verilmelidir. (6 Vakit, 6 Fidye olarak verilir)

Tabi ki Allah, ihlaslı amelleri dilerse kabul eder. Eh borcunu ödedik deyip kesin konuşmak olmaz, kabulü için Allah’a dua edilir.

Aslında Kur’an da ve sünnette böyle bir şey yok. Büyüklerimiz, af olur ümidi ile hoş görmüşler ve namazı oruca benzetmişlerdir.

 

G- İSLAM’DA DEVİR ISKAT VAR MI?     

 

Oruç, yemin, adak, zıhar, ihramlı olduğu halde yasağı çiğnemenin ve yanlış yere adam öldürme kefareti, birde ödenmemiş borçlar, zekatlar ölenin ardından ödenir, buna ihtilaf yoktur.

Birde kılınmamış namazların kefaleti meselesi vardır.

-Ölmeden önce mazereti nedeniyle göz ucuyla da olsa kılınmamış namazlar için vasiyete gerek yoktur, fidye verilir.

-Namaz kılmamış olan için malının üçte birinden vasiyeti gerekir. 6 Vakit üzerinden fidye verilir ve Allah’ın affı için niyazda bulunulup, ümit edilir. Fidye miktarı, oruç fidyesi kadardır. (Bir fidye bir fakirin günlük yemek masrafıdır.)

-Eğer olan namazları için vasiyet etmediyse, mirasçıların fedakarlığı ile ıskat-ı salat yapılır. Kabulü için dua edilir.

-Hayatta iken namaz için fidye verilmez.

Bir insanın mirasçısı yoksa paranın tamamından fidye verilir.

-Burada anlamsız şekillerle azıcık parayı kucaktan kucağa atmanın bir anlamı yoktur. Hileli ve aldatmalı yollara başvurmamak lazımdır. Gerçekçi olması lazımdır.

-Hanefiler, namazı oruca benzetmişlerdir. Hatta namaz oruçtan daha önemlidir. Kaza imkanı yoksa fidye verilir, kabulü ümit edilir derler. “İnşallah yeterli olur” diyenler olmuştur.

Hud 114. “Şüphesiz iyilikler kötülükleri yok eder.” buyurulur. Para, ihtiyaç sahiplerine gitmesi lazımdır.

-Eğer ölenin malı yoksa, mirasçılarda fakirse affı için dua ediverirler.

-Fidye verip kurtulma düşüncesi ile terk edilen namazın fidyesi olmaz.

Birde: “Fidye yoktur.” “ıskat-ı salat yoktur” demek, geride kalanları bundan men edip, ölüyü mahrum etmek de doğru değildir, vebal vardır. Çünkü yapılan her iyilik ölüye ulaşır. Kabulü Allah’ımıza aittir.

Yapılan iş yararlı bir iştir, hayra vesile olur. Fakir fukara faydalanmış olur. Ölen için affa sebep olabilir.

Hayatta iken namaz kılmayıp, fidye verilsin de ödensin istemek ne kadar yanlışsa, ölen zenginin ardından sağken kılmadığı namazları için fidye verip borçtan kurtarılma çabaları da boşunadır. Fidye, özürlü olarak kılınamayan namazlar içindir. Keyfi kılınmayanlar için değildir.

 

H- ÖLÜ İÇİN NE OKUNUR  

 

Bir şeyler okunması için 7. , 40. , 52. gün ve çenenin düştüğü kabul edilen 3. gün veya sene-i devriyesi beklenmez.

Ölülerimiz unutulmamalı, her an okunmalıdır, dua edilmelidir, hayır hasenat yapılıp sevap bağışlanmalıdır. Kabirde yangın varken, azap varken beklenir mi?

Cenaze yıkanmadan başında okunmaz, ayrı bir oda da okunur.  Çünkü o cünüptür.

Ne okuyalım?

– Hatim yapılıp ruhuna bağışlanmalıdır,

– Tespihler çekilip ruhuna bağışlanmalıdır,

– Allah’ımızın affetmesi için dua edilmelidir,

– Yasin suresi okunur,

– Ra’d suresi okunur,

– Mülk suresi okunur.

Birinin bir gece kulağına derinden sesler gelmeye başlar. Ses kabirden geliyor, hem de Mülk suresini okuyor. Adam çadırın bir köşesine dikkat kesilerek okunan Mülk Suresini sonuna kadar dinledikten sonra heyecanını yenemez, doğruca Medine’nin yolunu tutar, gelip durumu Resulallah Hazretleri’ne şöyle arz eder :

– Ya Resulallah, çadırımı bir yere çatmıştım. Orada kabir olduğunu bilmiyordum. Bir de dinledim ki, bir insan Mülk suresini okuyor, sureyi sonuna kadar dinledim, heyecanımı yenemedim size geldim.

Tebessüm eden Resulallah Hazretleri şöyle cevap verir :

– Mülk Suresi koruyucudur. Kurtarıcıdır. Okuyanı kabir azabından kurtarır! (A. Şahin Dini Bilgiler : 112)

– Mevlüd ne zaman okunur?

İbadet, Allah rızası için yapılır. İbadetle menfaat gözetilirse o ibadet caiz olmaz. Mevlüd pazarlık konusu yapılmazsa caizdir. Değilse iki tarafta günaha girer. Çünkü ücret karşılığı kuran okunmaz.

Kur’an da : “Ayetlerimizi az bir karşılık ile satmayın.” (Bakara : 41)

Bir ayette de, bu yolla para kazananlar için “Karınlarına ateş tıkınmış olurlar” buyurmuştur.

Hz. Peygamberde: “Kuran okuyun fakat onunla kazanıp yiyip, içmeyin” buyurur.

Mevlüd, farz, vacip veya sünnet bir ibadet değildir. Ancak bid’atler giderilirse mevlüd okumak caizdir. Bazıları üzerinde de olumlu etki yapar.

Bir de israfların yapıldığı, aç olmayan kimselerin davet edildiği yemekler ve ziyafetlerde hayır yoktur. Bunda o ölüye ulaşan bir şey olmaz.

Ölü için ağlamak sızlamak yerine Kur’an okunmalıdır.

Hz. Peygamber (as) der ki :

– “Ölü, kendisine yapılan feryat ve ağlama sebebiyle azap olunur.” (R. Salih’in : 3/1689)

– “Ölünün arkasından ağlamamaları için peygamber kadınlardan söz almıştır.” (Age : 3/1693)

– “Ölü üzerine feryat ederek ağlayan kadın, ölmeden tövbe etmezse, kıyamet gününde üzerinde katran olan bir gömlek, uyuzdan bir zırh olduğu halde haşrolunur.” (Age : 3/1696)

– “Ölü için kendisinde olmayanı beyanla ağlandığı, feryat edildiği vakit, iki melek görevlendirilir. Onlar ona: “Sen böyle bir adam mısın?” der. Onu tartaklarlar. (Age : 3/1698) buyurmuştur.

Yas etmek, bağırıp çağırarak isyan etme yerine dua edilmelidir, okunmalıdır. Peygamber (as) : “Ölüleriniz için yasin okuyun” buyuruyor.(İ. Canan, Hadis Ans.: 15/81)

(V. Zuhayli, İslam Fıkhı Ans. : 3/17)

Mezarlıktan geçerken  Fatiha ve İhlas suresi okunur, o mezarlıkta yatan Müslümanların ruhuna bağışlanır.

 

I – ÖLÜ İÇİN MEVLÜD OKUTMAK        

Mevlüd, Süleyman Çelebi’nin yazdığı manzum bir eserdir. 15 y.yıldan bu yana sünnetlerde, düğünlerde okutmak adet olmuştur.

Mevlid  dini bir emir değildir. Yani farz değil, sünnet değil vacip değildir.

Mevlid okutan, dini bir görev yapmış, dini bir sorumluluk yerine getirmiş olmaz.

“Ölü mevlidi” diye bir şey yoktur. Bazı çevrelerde ölenin ardından okutulan mevlidin ölünün günahlarının bağışlanmasına ve kurtuluşuna sebep olduğu inancı vardır. Mevlid okutmayı da önemli görev bilirler. Büyük çapta masraflar yaparak sadece kendi çevresini davet edip, güç gösterisi yaparlar.

Eğer samimi okunur, riyadan uzak, fakir fukaranın düşünüldüğü, bir araya gelinsin gayesiyle mevlit, iyi şeylere vesile olacaksa, okutmakta fayda vardır. Çünkü getirilen tekbirlerin, salavatların, okunan  Kur’an’ların, fatihaların elbette faydası olacaktır.

Ama bazı mahsurları da gidermek gerekir onlarda, nelerdir?

1- Mevlidi dini sorumluluk bilip, her şeyin önüne geçirmemek,

2- Mevlidi 7. , 40. , 52. gece, ölü mevlidi şeklinde  yıl dönümünde okutmamak,

3- İsrafa yer vermemek,

4- Para ile okutmamak,

5- Sevap kazanacağız diye başkasına rahatsızlık vermemek, çünkü insana rahatsızlık vermemek vaciptir.

6- Mevlit okunurken saygısızlık yapılacaksa, bu mahsurları gidermek gerekir.

Kur’an okumak sünnet, dinlemek vaciptir. Kur’an okunurken sohbet ediliyorsa, ayak ayak üstüne atılıp sigara içiliyorsa, sevap yerine günah kazanılmış olur.

Mahsurlar giderilmezse okutulmamasında fayda var demektir. İyi şeylere sebep olunuyorsa, okutmak tabi ki güzel bir olay.

Ben gene de şunu söyleyeyim :

Mevlit için harcanacak para, üzerine borç olan ibadetlerin ödenmesi için harcanırsa, ölü bu işten daha karlı çıkacak borçlarının bir kısmı ödendiği için kabir azabı azalacak. Kıyamet gününde hesabı inanıyorum kolaylaşacaktır.

 

İ – ÖLÜ İÇİN KURBAN KESMEK

 

Ölenin yardımını görmek veya onu memnun etmek gibi nedenlerle kabir başında ölen için kurban kesmek doğru değildir. Allah için kesilmediğinden bu şirke girer ve o hayvanın eti yenmez.

Ancak kabirde değil de başka bir yerde kurban kesilip de sevabı ölene bağışlanırsa olur.

İnsan için ölü olsun olmasın, devlet adamlarımızın ziyareti gibi nedenlerle hayvan kesilmez, kesilirse, eti yenmez.

Hz. Peygamber : “Kabirde deve, koyun kesmek İslam da yoktur” demiştir. (Ebu Davut Süren, Cenaiz : 70) peki tavuk, horoz kesilir mi oda kesilmez.

Hz. Peygamber: “Kabrimi tapınılan yer yapma!” diye Allah’a dua etmiştir.

Adak da, kabir başında, kabristanda kesilmez. Ayrıca kabire, türbeye adak adanmaz. Kan, Allah için aktarılır. Kesilen hayvanın kanı oraya buraya sürülmez.

 

J – ÖLÜ EVİNDE HELVA DAĞITMAK      

Cenaze evinde her şey bir tarafa bırakılarak, o acı içinde helva yapmak, yemek yapmak yedirmek de, yemek de haramdır.

Cenaze evine çocukluğumda birer tabak yemekle, ekmekle gidilir; konu komşu el birlik yenir ve baş sağlığı dilenir, üzüntü paylaşılırdı.

Cenaze sahibinin üzüntüsünden bir lokma yiyemediği anda sofraların kurulup eş dostun tıka basa yemek yemesi asla doğru değildir.

Taziye zamanı olan üç gün cenaze evinde yemek yenmez “Haramdır” diyen fıkıhçılar vardır. Hatta vasiyet olsa bile bu vasiyetin yerine getirilmesi gerekmez denmiştir. İslam’i olmayan konuda vasiyet olmaz.

Daha sonra fakir fukaraya yemek yedirip sevabı ölene bağışlanabilir.

Ancak cenaze sahiplerinin dışında, evde hazırlanmamak şartı ile çalıştığı yerin veya bir dostun ayran, pide ikramı olabilir bu da uzaktan gelenler için iyide oluyor.

 

K – ÖLENİN ARDINDAN YAPILANLAR ÖLENE ULAŞIR MI?

 

Hz. Peygamber: “Ademoğlu ölünce ameli kesilir. Ancak üç şey müstesna :

1- Devam eden sadaka,

2- Kendisinden faydalanılan ilim,

3- Kendisine dua eden hayırlı evlat.” (R. Salih’in : 2/953) buyuruyor.

Şu anda biz nasıl Hz. Peygambere salavat getiriyor, ona ulaşmasını istiyor ve şefaatini umuyorsak, bir insanda yakını için bir şeyler yapıp, sevabını ona bağışlayabilir.

Ölümün ardından feryat etmek nasıl ona zarar veriyorsa, ölümün borcunu ödemekle nasıl borcu düşüyor, o yüzden azap görmeyecekse, yapılan her hayırlı işinde ölene ulaşacak ve fayda vereceğine inanmalıyız.

Cenab-ı Allah: “Muhakkak ki her iyilik kötülükleri yok eder” buyurur. (Hud : 114)

Geride kalan çocuk, kötü yaşasa, kötülük yapsa, ölenin kemiği sızlar ve azap görür. İyi yaşayan, iyilik yapan evladında faydası dokunur.

Son zamanlarda, okunan Kur’anın ölüye fayda vermeyeceğini söyleyip, insanları tamamen Kur’an dan koparmaya çalışanlara dikkat etmek gerekir.

Osmanlı İmparatorluğunda ölmüş kimsesizler için yasin okutan, hatim indirtip ruhlarına bağışlayan vakıflarımız vardı. O zaman alim mi yoktu?

Şu anda okuduğumuzu  Peygamberin, Alinin Ashabının, Evliya Ullahin, bizden bekleyenlerin ruhlarına bağışlamamız boşuna mı oluyor?

Mezarlığa ziyaret etmek; 3 İhlas, bir fatiha okumak anlamsız mı olacak? Musalla taşında “Fatiha” demek boşuna mı?

Mezar taşındaki fatihanın hiç mi anlamı yok?

Kur’an da şöyle dua etmemiz istenmiştir.

“Rabbimiz bizi ve bizden önceki iman edenleri bağışla” (Haşr : 10)

Halil Güvenç (GMF : 1/214) Kur’an okumak ölüyle fayda verir.” der. Yalnız ücrette olmaması gerektiğini belirler.

Yapılan ibadetlerin, kurbanın, hac, namaz, orucun, yapılan hayrın sevabı, ölmüşlerimize bağışlanabilir. Ayrıca yapılan dua ve istiğfarlarında çok büyük faydası vardır. Ancak 52. , 40. , 7. gün bekleme diye bir şey yoktur. Yapılacak işlerin bir an önce yapılması ve devamlı almasına dikkat edilmelidir. Sadece belirli günlerde hatırlanmamalıdır.

50. , 40. ,  7. gece bir mevlit okuttuk mu, vazifenin bittiğini zannediyoruz. Mevlit okutmak farz, vacip, sünnet olan bir iş değildir. Okunan mevlidin pek faydası olmaz. Hele pazarlık ile okutulduysa sevap gider. Bu paranın başka yolla harcanmasında fayda vardır.

Ölünün ardından yapılan şeylerin ona faydası yok denirse, o zaman cenaze namazı kılmamak, kabir başında hiçbir şey okumamak, “ruhuna fatiha” dememek ve borçlarını ödememek, vasiyetini yerine getirmemek lazım değil mi? Bunlar yalan söylüyor. Bu tavır, ölmüş, bir fatiha ya muhtaç kimseleri, ondan mahrum etmekten başka bir işe yaramaz.

Hz. Peygamber :

-“Ölülerinize yasin okuyun” buyurmuştur. (İslam Fıkhı Ans. : 3/90)

-“Her kim kabristana gider, yasin okursa, o gün Allah onların azabını hafifletir” (Age : 3/90)

Bir gün biri Hz. Peygambere sorar :

-Annem öldü onun için sadaka versem ona faydası olur mu? diye sorar. Hz. Peygamber :

-“Evet olur” diye cevap verir.

Biride Hz. Peygambere :

-Annem babama hacc farzdı yapamadılar. Ben onların yerine hacc yapsam olur mu?  diye sorar.

Hz. Peygamber :

-Olur, onların borcu olsa ödemeyecek miydin diye cevap verir. (İslam Fıkhı Ans. : 3/98)

Kendimizi unutmadığımız gibi, bizim üzerimizde hakkı olanları da unutmayalım. Vasiyetlerini yerine getirelim, onlara hayır dua edelim. Ölüye de diriye de şifa olan Kur’an okuyalım, günahlarının affı için dua edelim. Peygamber (as) ana babası ve Müslümanların affı için dua etmiş bizim de böyle dua etmemizi istemiştir. İbadet borçlarını, fidye vererek veya yaptığımız ibadetlerin sevabını bağışlayarak onlara yardımcı olalım.

Biz onları yaparsak Cenab-ı Allah’ta bizim için bir şeyler yapacak evlatlar, veya kimseler halk edecektir.

Allah ölenlerimize rahmet eylesin, bize de hayırlı bir sonla bu dünyadan ayrılmak, Salih kimselere kavuşmak nasip etsin inşallah.

Allah insana niyetine ve inancına göre muamele edeceğine göre; yapılanların ölene ulaşmayacağına inananlara da yapılanları ulaştırmayacaktır.

Ölen için kefaletler ödenir hatta namaz borcunun ödenmesi yoluna gitmişlerdir.

Kur’an da Cenab-ı Allah: “Peygambere salavat getirin” diyor. (Ahzab : 56) Peygamberimiz de “bana salavat getirin bana ulaşır” diyor.

Biz ölen için cenaze namazı kılıyoruz. Demek ki, ölenin ardından yapılanlar ona ulaşıyor.

Bir gün “ben ahirete inanmıyorum” diyen bir öğretmen, Perşembe günü mahallenin çocuklarına lokum dağıtıyordu.

-Hayrola hoca dedim.

-Çocuklara lokum dağıtıyorum. Anamın babamın hayırı olsun dedi.

-Hani sen ahirete, mükafata, cezaya, cennete, cehenneme inanmıyordun? dedim.

Durakladı… “hayır yapıyorum” dedi…

Aslında insanımız inanıyor. “İnanmıyorum” diyende inanıyor. Ama ideolojisi ona inkara zorluyor.

Peygamber (as) “ölü için yasin okunursa, azabı hafifler” demişti. (Ramuz El Hadis : 79/4)

-“Sizden biri : vefat edince onu bekletmeyin baş ucunda fatiha, ayak ucunda bakara suresinin son ayetini okuyun” (Usve-i Hasene : 473) buyurmuştu.

İ. Şafi: “Mezarın başında ayet ve sure okumak güzeldir. Kur’an hatmi ise daha güzeldir” demiştir. (Age : 474)

Haşr suresinin onuncu ayetinde şöyle buyurmuştur :

-“Arkadan gelenler şöyle derler rabbimiz! Bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla.” Demek ki geçmişler için dua edilecek… Peygamberimiz Cennet’ül Baki mezarlığına gidip dua etmiştir. (Müslim, Taharet : 39)

Götürülen bir cenaze için lehinde konuşulmuş Peygamberimiz “vacip oldu” demiştir.Bir cenaze için de kötü konuşulmuş Peygamberimiz “vacip oldu” demiştir. Ne vacip oldu denilince: birine cennet, birine cehennem buyurmuştur. (R. Salih’in: 2/562) Demek ki şehadet bile ulaşıyor. Bir hadis daha nakledelim :

-“Kabirdeki boğulmak üzere olana benzer, dua bekler. Dua edilirse sevinir, rahatlar. Bu onlar için istiğfar ve sadakadır”. (Age : 2/368)

Feridüddin-i Atar Tezkere’sinde bu konuda büyük  veli Bişr-i Hafi’den şöyle bir olay nakleder.

Mezarlıktan geçip gidiyordum. Birden kabirdekilerin durumu bana göründü. Onları mezarın dışında toplanmış bir şeyler kapışırcasına taksim edercesine gördüm. Yaklaşıp sordum :

-Size ne oluyor böyle? Nedir bu taksim ettiğiniz?

Biri cevap verdi :

-Bir müddetten beri bu yoldan hayırlı ve şuurlu bir mümin geçiyor. Mezarları  görünce hemen İhlas’lar okuyor, Fatiha’lar hediye ediyor. Bazen de Yasin’ler okuyarak bizlere bağışlıyor. Onun bu hediyesi bizlere sevaplar şeklinde geliyor onu bölüşüyoruz.

Bundan sonra Bişr-i Hafi hiçbir mezarlıktan boş geçmemiş, mutlaka İhlas’lar, Fatiha’lar, Yasin’ler okuyup mevtalara hediye ederek geçmeyi adet edinmiştir.

Bazı nasipsiz kimseler ölenlerin hiçbir şeyin ulaşmayacağını söylüyor.

İşin en acı tarafı bunlar için kıyamete kadar mezarda yatıp ta okunanlardan, gönderilenlerden istifade edememektir.

 

L – GÜNAHKARLAR PİŞMAN OLACAK        

İnsanoğlu günaha girmek için sebep arıyor. Kendisine günah yazılacak işler yaparken pek aldırış etmiyor. Bunun yanında sevap kazanmak için bir çok sebep var, sevap kazanma arzusu pek taşımıyor.

Hani kralın biri İslam bilginine

-Bana namaz kılmamam için beş tane mazeret bul demiş. Alim saymış :

1- Çocuk ol.

Kral :

– Nasıl olur, olamam

– Öyleyse namaz kılacaksın demiş

2- Deli ol!

Kral :

– Nasıl olur ben akıllıyım!

– Öyleyse namaz kılacaksın. Cevabını almış.

3- Kafir ol!

Kral :

– Nasıl olur ben Müslüman’ım demiş

– Öyleyse namaz kıl. Cevabını almış.

4- Ölü ol!

Kral :

– Nasıl olur ben yaşıyorum.

– Öyleyse namaz kılacaksın. Cevabını almış.

5- Bunak ihtiyar ol!

Kral :

– Olamam” deyince:

– Öyleyse namaz kıl demiş.

İnsanımıza sorarsan işi çok, vakti yok, ibadet edemez. Yapmamak içinde mazeret arıyor.

Ahireti içinde emin, Allah büyük, affeder. Sıratta kaymamak içinde çaresini öğrenmiş ayağına sabun sürmeyecek. Halbuki ayağını kaydıracak günahı her an işliyor.

Ömrünü bir çokları olur olmaz işlerde tüketiyor. Allah’ın emaneti vücudunu şurada burada yıpratıyor, bilgisini kötüye kullanıyor. Parasını Allah’ın razı olmayacağı şekilde harcıyor.

Böyle bir hayatın sonu pişmanlıktan başka ne olur? Bu pişmanlığı Cenab-ı Allah şöyle bildiriyor:

– Ölüm gelip çattımı “Rabbim! Benim ölümümü biraz geciktirsen de hayır yapıp iyilerden olsam! Diyecek” (Münafıkun : 10)

– “Kötülere uyanlar : keşke bir daha dünyaya geri gitmemiz mümkün olsaydı da şimdi onları bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık böylece Allah onlara işlerini pişmanlık ve üzüntü kaynağı olarak gösterir ve onlar artık ateşten çıkmazlar.” (Bakara : 167)

– “Onlar, Rabbimiz! Bizi buradan çıkarda yaptıklarımızın yerine iyi işler yapalım! Diye feryat ederler. Size düşüne bilecek kadar ömür verilmedi mi? Size uyarıcı gelmedi mi? Şimdi tadın azabı. Zalimlerin yardımcısı yoktur denilir.” (Fatır : 37)

– “Yüzleri ateşte evirilip çevrildiği gün: eyvah bize! Keşke Allah’a itaat etseydik derler”. (Ahzab : 66)

– “O gün zalim kimseler pişmanlıktan ellerini ısırıp keşke Peygamberle birlikte yol tutsaydık! Keşke falancayı dost edinmeseydim! derler.” (Furkan : 27/28)

– Cehenneme getirilen yaptıkları hatırlatınca : “Keşke hayatım için bir şeyler yapıp gönderseydim” der. (Fecr : 23/24)

– “O günahkarlar Rableri huzurunda başlarını öne eğecekler” Rabbimiz gördük duyduk şimdi bizi dünyaya gönderde iyi işler yapalım “diyecekler” (Secde : 12)

– “ Onlar ateşin karşısında durdurulup” ah, keşke dünyaya geri gönderilsek de bir daha Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak ve inanlardan olsak “dediklerini bir görsen!” (Enam : 27 )

– “ İnkar edenler zaman zaman keşke bizde Müslüman olsaydık, diye arzu ederler” (Hıcır : 2)

-Biz size yakın bir azap ile sizi uyardık o gün kişi önceden yaptıklarına bakacak ve inkarcı kişi : “keşke toprak olsaydım!” diyecektir. (Neke : 40)

Bu ayetlerden anlaşılıyor ki ihmalkarlar, günahkarlar ve inkarcılar ölüm ötesinde pişman olacaklar ah vah edecekler, yalvaracaklar ama ne çare!…

 

M – SONUÇ

 

            Biraz daha genç iken: “Ya Rabbi hayatın refahını, ömrün mesudunu ve uzununu isterim” derdim. Şimdi uzun değil, hayırlı ömür hayırlı son istiyorum. Neden? Uzun ömür sorumluluk getirir de ondan. Çünkü insan hayatının her anının hesabını bir bir verecek, inceden inceye sorulacaktır.

Ömrün sorumluluğu var, servetin sorumluluğu var. İnsan, görevlerini yapamazsa, ömrün ve servetin hesabını vermeye gelince ah vah etmek, keşke yaşamasaydım, keşke bunca serveti toplamasaydım” demek kimseyi kurtarmaz.

Allah bize hesabını verebileceğimiz ömür ve hakkını verebileceğimiz mal versin.

Hz. Peygamber : “Nasıl Yaşarsınız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öylece haşrolunursunuz.”

Bir hadislerinde de : “Allah’ın kulundan vazgeçmesinin alameti, o kulun boş şeylerle uğraşmasıdır.” demiştir.

Otuz yıl cenaze yıkayan bir din görevlisi, “insanlar nasıl yaşadıysa, öyle gittiğini gördüm” demiştir.

Sultan Ahmet, camisi yapılırken işçi gibi çalıştığı, caminin bitmesine ömrü yetmemişti. Son anda birden kalkmış, hocası Mustafa Efendi : Padişahım! Nereye deyince, Sultan Ahmet : “Taş taşımaya giderim hocam” demiştir.

Hz. Peygamber : “Kişi kıyamet gününde dört şeyden sorguya çekilmedikçe bir yere ayrılmaz :

1- Ömrünü nerede tükettin?

2- Bedenini nerede yıprattın?

3- İlmini nerede kullandın?

4- Malını nereden kazanıp, nereye harcadın?” diyor.

İnsan, dünyada neye sahip olursa olsun, bir gün ölecek, neye sahipse dünyada bırakarak, yataksız, yastıksız mezara girip yatacak. Geride kalan yakınları “ne bıraktı?” diye sorarken, melekler: “ne getirdi?” diyecekler.

Bir insanın hem cennette, hem de cehennemde yeri vardır. Nereye gitmek isterse oraya gider…

“Sırat, kıldan ince kılıçtan keskin” denir. Sırat insanın ameline göre değişir. Geçen kişinin ameli iyi ise, sırat geniş yol oluverir.

“Keşke”, “vay başıma gelenlere” deyip pişman olanlardan olmayalım yaşadığımız hayat, sahip olduğumuz servet pişmanlık vesilesi, olmasın. Cenab-ı Allah hepinize her şeyin hayırlısını versin. Hayırlı ömür versin, hayırlı işler nasip etsin. Hayırlı ölüm versin, hayırlı ölüm ötesi versin. İman Kur’an nasip etsin. Sıratı kolay geçen hesabı kolay görülen kullarından etsin. Kabir azabı, cehennem azabı göstermesin, cennette nur cemalini göstersin. Böyle dileyelim.

Dünya hayatı, bir namazlık saltanattır. İnsan teneşir tahtasından kalkıp musalla taşına uzandı mı, artık son görev yapılacaktır; namaz kılınıp dua edilecektir.

Bu ölüye dua olan cenaze namazını sulandırıp bulandırmamak lazım. Cenazeye saygı gerekir, nezaket gerekir, sessizlik gerekir.

Bize düşen, rahmete vesile olacak dua ve fatiha okumaktır.

Kime dua edilir, kime fatiha okunur?

– Canlı doğanların,

– Müslüman olduğu bilenlerin namazı kılınır dua edilir fatiha okunur.

Kimlere dua edilmez kime fatiha okunmaz?

– Eşkıyanın, Teröristin,

– Ana baba katilinin,

– Kısasla öldürenin,

– Müslüman olmayanın namazı kılınmaz, dua edilmez.

Cenaze kalkmadan yapılacak işler kısaca şöyledir:

– Vasiyetinin olup olmadığı araştırılır. Varsa yerine getirilir.

– Kabre girmeden, kabir azabı başlamadan borçlu olup olmadığı araştırılır. Borcu varsa hemen  ödenmeli, hak helal ettirilmelidir. Bu çok acil bir durumdur. Çünkü; Cenab-ı Allah kul hakkı ile; hayvan hakkını helal etmiyor. Hocanın “nasıl bilirsiniz? Hakkınızı helal edin demesi cevaben helal olsun” denmesi meseleyi çözmez. Hz. Peygamber: “Ödeyinceye kadar müminin ruhu borcuna bağlıdır.” (İs. Fık. Ans. : 3/19) (R. Salih’in : 2/947) buyurmuş, borçlunun borcu ödeninceye kadar cenaze namazını kıldırmamıştır. Kula borcunun ödenmesinden sonra Allah’a olan borçları hesap edilip ödenir.

– Yapılacak hayırlar için gün sayılmaz. Yapılacak hayır hemen yapılmalı, bir an önce azaptan kurtarılmalıdır.

– Şu husus da çok önemlidir. Cenaze çıkan evde üç gün o evin yemeği yenmez. O acı içinde zahmet verilmez. Bilakis o eve yemekler götürülür, beraberce yenilir, acıları paylaşılır.


Bu yazıyı 46.395 kişi okudu.

Araştırmacı Yazar
Mustafa ÖSELMİŞ