Ölüm Öncesi ve Sonrası

A-DÜNYA HAYATI ÖLÜME HAZIRLIK
İnsan her attığı adımla ölüme giderken, nefsine uymamalı, şeytana kanmamalı ve dünyanın cazibesine aldanmamalıdır.
Hasan Basri Hazretleri şöyle demiştir:
-“Ey âdemoğlu! Tek başına ölecek, tek başına dirilecek, hesap gününde tek başına hesaba çekileceksin. Kalbine çok dikkat et, onu yenile. Zira kalp çabuk paslanır. Nefsini de dizginle. Çünkü o çok azgındır. Eğer sen nefsinin kötü isteklerine mani olamazsan o bir gün seni korkunç bir uçuruma yuvarlar.”
Hz. Ömer (r.a) da:
-“Nefsin özlem ve arzuları, günahların denizidir. Ölüm, ömürlerin denizidir. Kabir, pişmanlıkların denizidir.” demiştir.
İnsanın en büyük düşmanı nefsidir. Nefsine hâkim olan çok şeye hâkim olur. Nefsine uyan da pişman olacaktır.

İnsanın dikkat edeceği şeylerden biri de insanı aldatmaya, kandırıp sapıtmaya, Allah’ı ve ahreti unutturmaya yemin etmiş olan şeytandır.
İnsan şeytanın adımlarını takip etmez, gittiği yoldan gitmez, telkinlerine kanmaz, şeytanın hoşuna gidecek iş yapmaz, şeytana kapı aralamaz, şeytanı işine, aşına ortak etmezse, şeytanı güldürmemiş olur.
Şeytan ne kadar pişmanlık verecek şey varsa insana süslü ve cazip gösterir. (En’am: 43) İnsanı böylece yoldan çıkarıp sapıtır.
Allah Kur’an’da şöyle buyurur:
-“Ad ve Semud milletini helak ettik. Şeytan, onlara yaptıkları işleri güzel gösterip, onları doğru yoldan çıkardı. Oysa onlar bakıp görebilecek durumdaydılar.” (Ankebut: 38)
Allah Kur’an’da kullarını şu ayetle uyarmıştır:
-“Şeytanın peşine düşmeyin; zira şeytan sizin açık bir düşmanınızdır.” (Bakara: 168)
-“Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah’a sığın.” (Fussılat: 36)
Aslında insan şeytana uymadıkça, şeytanın gücü ve hâkimiyeti insana yetmez. İstemedikçe insan şeytanın tuzağına düşmez.

Dünya arzusu ve aşırı hırs günahların başıdır. Allah’ın kulundan vazgeçmesinin belirtisi, o kulun boş şeylerle uğraşmasıdır.
Allah Kur’an’da şöyle uyarır:
-“Dünya hayatı oyun, eğlenceden başka bir şey değildir.” (En’am: 32)
-“Gökleri, yeri ve bunların arasında bulunanları oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.” (Duhan: 38)
-“Dünya hayatı aldanma ve metadan başak bir şey değildir.” (Bakara: 185)
-“Sakın dünya hayatı seni aldatmasın.” (Fatır: 5)
Peygamber (a.s) da şöyle uyarmıştır:
-“Gözünü dünya işlerine kaptırıp, ahreti unutmaktan sakının.” (R. Salihın: 481)
-“En hayırlınız, ahreti için dünyasını, dünyası için ahretini terk etmeyeninizdir.” (Ramuz el-Ehiadis: 363)
Güzel bir söz var: “Su geminin dışında olursa, onu yüzdürür. Su geminin içinde olursa, gemiyi batırır.” diye insanın kalbi gönlü dünya ile dolmamalıdır. Yoksa ahreti unutur.
Cenab-ı Allah kutsi hadiste şöyle buyurur:
-“Ey dünya! Bana hizmet edene hizmet et. Sana hizmet edeni, hizmetinde kullan.” (H.H.Erdem, İlahi Hadisler: 27)
-“Ey insanoğlu! Dünya sevgisini kalbinden çıkar; çünkü ben, dünya sevgisi ile benim sevgimi asla bir kalpte toplamam.” (F. Yavuz, 40 Kutsi Hadis: 31)
-“Ey Âdemoğlu! Malım, malım diyorsun, yiyip de çıkarıp attığın veya giyip de eskittiğin ve yahut tasaddut edip de önce gönderdiğinden başka senin malın mı var?”(R. Salihın: 1/485)
Peygamber (a.s) şöyle anlatıyor:
-“Cehennemde azabı en hafif olana sorulur:
-Dünya her şeyi ile senin olsaydı bu azaptan kurtulmak için fidye olarak verir miydin?” O kişi hiç tereddütsüz cevap verir:
-“Evet” Ona:
-“Senden dünyada bunun daha azı istenmişti, niye vermedin?” denir.
Şöyle anlatırlar:
Adam son anlarında oğluna “Beni çoraplarımla gömün” diye vasiyet eder. Daha önce de bir dostuna oğluna verilmek üzere mektup bırakır.
Baba ölünce oğlu babasının bu isteğini duyurur. “Olmaz, inancımızda kefenden başka bir şeyle gömülmez.” derler. Definden sonra baba dostu mektubu verir. Mektupta şunlar yazılıdır: “gördün mü oğul! İstesem bile bir çift eski çorabımı bile götüremedim. Sen de götüremeyeceksin.” Böylece baba oğlunun dünya hırsını kırmış, ders vermiş, götürülecek olan şeyin sadece amel olduğunu anlamıştır.

B-HER İNSANIN BAZI KORKULARI OLMALIDIR
Korkusu olmayan, yanlış yapar, hata eder ve zarar görür. Korkmayan, korkutulur. Unutan, unutulur.
Bir ayette şöyle bir uyarı vardır:
-“Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar yoldan çıkan kimselerdir.” (Haşr: 19)
İnsan, âlemlerin Rabbini unutursa, birçok şeyi unutur.
Bir hadiste peygamber (a.s)  şöyle buyurur ve uyarır:
-“Beklemekte olduğunuz yedi şey için acele ediniz:
1- Unutturucu fakirlik,
2-Azdırıcı zenginlik,
3-Hayatınızın tadını kaçıracak hastalık,
4-Bunaklık veren ihtiyarlık,
5-Ani ölüm,
6-Deccal,
7-Gelecek olan kıyamet.” (Ramuz el-Ehadis: 243/1)
İnsan bunlara hazır olmazsa kaybedenlerden olacaktır. Hayatın sonunda “Ah, vah, keşke” diye sızlanacak ve tekrar hataları telafi için geri dönmek isteyecektir. Ona o zaman “Şimdi mi?” cevabı verilecek “Sana o kadar ömür verilmedi mi?” denilecektir.

Yaşadığına pişman olmamanın yolu şu endişe ve korkular içinde yaşamaktır.
1-Müslüman her zaman imanına zarar vermekten ve onu kaybetmekten korkmalıdır. Kur’an’da: “Ey iman edenler! Allah’tan O’na yakışır şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin.” buyrulur. (Al-i İmran: 102)
2-Müslüman her sözünde ve her işinde amel defterine günah ve kötülük yazılmamasına dikkat etmeli ve bundan korkmalıdır.
İnsan, ihtiyaç sahibi olmaktan korkup dünyalık için çalıştığı kadar, cehennemden korkarak ahret için çalışmazsa Allah’ın azabından kurtulamaz.
3-Müslüman, amelinin boşa gitmesinden, şeytana ve hak sahiplerine kaptırmaktan korkmalıdır. Çünkü şeytan, dünyayı ve günahları süsler, cazip gösterir. İnsanı sapıtıp, azdırmaya yemin etmiştir.
4-Müslüman Azrail’in kendisine hazırlıksız ve ansızın gelmesinden korkmalıdır. Bunun için kötü hal üzere bulunmamalıdır. Çünkü peygamberimiz: “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz, öyle dirilirsiniz.” buyurmuştur.
5-Müslüman, dünyaya meyledip, ahreti unutmaktan korkmalıdır. Dünya hayatının geçici, aldatıcı ve oyundan, eğlenceden ibaret olduğunu unutmamalıdır.
6-Müslüman, ailesine ve çocuklarına sarılıp, Cenab-ı Allah’ı ve ona kulluğu unutmaktan korkmalıdır.
Kur’an’da: “Biliniz ki mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan sebebidir.”  (Enfal: 28) uyarısı yapılmıştır.
Müslüman boş ve manasız şeylerle uğraşmamalıdır. Kendisine faydası olmayan şeylerle vakit geçirmemelidir. Müslüman’ın ciddi işleri vardır, ciddi işlerle uğraşmalıdır.
Dış ülkede çalışan bir vatandaşa köylüleri:
-“Sen kendini kurtardın; ev aldın, araban var… Dediler.
Gurbetçi vatandaş biraz düşündükten sonra gözyaşları ile şu cevabı verdi:
-“Namaz yok, ibadet yok, nasıl kurtulmak bu….?

C-ÖLÜME HAZIRLIK VE İMANLI ÖLMEK
İnsan ölmek istemiyor, ölümden çok korkuyor. Bunun nedeni hep dünya için çalışıyor ahreti unutuyor, kendisini kurtaracak şeyleri yok da ondan. Gitmeye yüzü yok. Ne getirdin? Neyin var? Sorusuna verecek cevabı yok. Ölüme hazır değil ondan.
Peygamber (a.s) şöyle buyurmuştur:
-“Bir zaman gelecek ümmetim beş şeyi sevip beş şeyi unutacaktır:
1-Dünyayı sevip, ahreti unutacaktır.
2-Hayatı sevip, ölümü unutacaktır.
3-Saray ve köşkleri sevip, kabirleri unutacaktır.
4-Malı sevip, hesabı unutacaktır.
5-Yaratılanı sevip, yaratanı unutacaktır.”
Müslüman, Rabbini, ahretini, ölümü, kabri ve hesabı asla unutmaz. O imanlı olarak çene kapamayı arzular.

Hayatta iken insana hayat:
-“Ömrünü güzel yaşa” der.
İnsan öleceği zaman da bir ses:
-“Sakın hazırlıksız ölme” der.
Cenaze yıkanıp kefene sarılınca bir ses:
-“Sakın azıksız yola çıkma, geri dönüşün olmaz” der.
Cenaze kabre varınca bir ses:
-“Kabir için ne getirdin?”der
Kabre konulunca bir ses
-“Gel bakalım!” der.  Cenaze o zaman anlar ki ölmüş.
Bazıları ölüme hazırlık deyince kefen alıyor, mezar alıyor, hatta kazdırıyor. Bir içine girmek kalıyor. Ölüme hazırlık bu değil. İnsanı çıplak gömmezler. Bir kefen bulurlar. Çöplüğe de atıvermezler, mutlaka gömerler. Ölüme hazırlık bizden istenilenlerin yerine getirilmesidir. Bunlar yapılmadıysa yapılan teferruatın ne yararı olur? Cenaze namazının ne faydası olur? Dünyada öğüt ve nasihat dinlemediyse kabri başındaki telkinin ne faydası olur?

Allah insana fazla soru sormaz. Der ki: “Kulum dünya da ben hep seninle idim, sen kiminle idin?” der. Ve “Bana ne getirdin?” diye ilave eder. Çünkü dünyada Allah ona:
-“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve herkes yarına ne hazırladığına baksın.” diye emretmiştir. (Haşr: 18)
Bu emre uyan doğduğuna ve yaşadığına pişman olmaz.
Peygamber (a.s) der ki:
-“İnsan ölünce her şey önüne konur. O kişi, önündekilere bakar ve derki: “Ya Rabbi! Beni dünyaya döndür de dünyada terk ettiğim güzel işleri işleyeyim.” (Ramuz el-Ehadis: 42/8)
Ebu Bekir (r.a) sorar ve peygamber (a.s) cevap verir:
-“Hayırlı mümin kimdir ya Resulallah?
-Ömrü uzun, ameli güzel olandır.
-Hayırsız kimdir ya Resulallah?
-Ömrü uzun, ameli kötü olandır.” (Tirmizi, Zühd: 21)

Peygamber (a.s) bunun için bizi uyarmıştır:
-“Ölmeden önce ölünüz.” “Ölümü çok anın kim ölümü çok anarsa, Allah onun kalbini ihya eder ve ölümünü kolaylaştırır.” (Ramuz el-Ehadis: 80/15)
Şah-ı Nakşibendî hazretlerine:
-“Falan su üstünde yürüyor, havaya seccade serip namaz kılıyor, çoğu zamankabede namaz kılıyor,  diye övmüşler. O da:
-Önemli değil diye cevap vermiş.
-Peki, sizin için önemli olan nedir? Demişler.
-Benim için önemli olan o güzel halini son ana kadar muhafaza edip, imanla gitmesidir, demiş. Önemli olan gidiştir. Hüsn’ühatime ile hayatı noktalamaktır.” demiş.
Allah şöyle emrediyor:
-“Ey iman edenler! Allah’tan ona yakışır şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin.” (Al-i İmran: 102)
Allah şöyle dememizi de istiyor:
-“Ey Rabbimiz! Bize bol bol sabır ver, Müslüman olarak canımız al.” (A’raf: 126)
-“Ey Rabbim! Beni Müslüman olarak öldür ve beni Salihler arasına kat.” (Yusuf: 101)
Bu ayetlere göre Müslüman inancının gereği yaşayacak ve imanlı ölmek için çaba sarf edecektir.

D-AMEL DEFTERİ NE TARAFTAN?
Müslüman hayatı akıllı yaşamalı, dolu dolu yaşamalı, kötülüklerden uzak yaşamalıdır. Her söylediğinin ve her yaptığının bir bir tespit edilip amel defterine yazıldığını asla unutmamalıdır.
Kıyamet gününde amel defteri eline verilecek “al oku” denilecektir.
İnsanın organları yaptıklarına şahitlik edecektir.
Kur’an’da şöyle buyrulur:
-“Her insanın amelini boynuna doladık. İnsan için kıyamet gününde açılmış olarak önüne konacak bir kitap hazırlarız. Oku! Bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter deriz.” (İsra: 13-14)
İnfitar suresinde de: “Şunu iyi bilin ki, üzerinizde muhafızlık eden sizi her an gözetleyen yazıcılar vardır. Siz ne yaparsanız onu görür ve yazarlar.” (Ayet: 10- 12) buyrularak insan uyarılmıştır.
Evet, filme alınıyoruz. Evet fişleniyoruz. Herkes fişleniyor. Her şey kayda geçiyor. Gizli yapılanlar da,  saklanılanlar da bir gün apaçık ortaya çıkacaktır.
Amel defteri güzel olanlara, defteri sağ tarafından verilecek ve o cennete gidecektir. Amel defteri sol tarafından verilenler ise cehenneme gidecektir.
Biri Hz. Ali’ye sorar:
-“Allah bu kadar insanı nasıl hesaba çekecek? Cevap verir:
-Nasıl rızıklandırıyorsa, öyle!..

E-ÖLÜM HAKTIR- İBRET ALINMALIDIR
Aslında insan her gün farkında olmadan ölüp ölüp dirilmektedir; akşam ölür, sabah dirilir. Hayatında birçok ölüm sebebiyle karşı karşıya kalır. Azrail’in ne zaman geleceğini bilemez.  İnsanın her attığı adım insanı biraz daha mezara yaklaştırır. Güneş doğar, batar, ömürden bir gün daha eksilir.
Allah şöyle bildiriyor:
-“Kime uzun ömür verdiysek biz onun gençliğini ve güzelliğini bozar, beli bükük ihtiyar haline getiririz.” (Yasin: 68)
-“Kıyamet gününü gördüklerinde, dünyada sadece bir akşam vakti, ya da kuşluk zamanı kadar kaldıklarını sanırlar.” (Zariat: 46)
-“Her canlı ölümü tadacaktır.” (Enbiya: 35)
-“Yeryüzünde bulunan her canlı yok olacak.” (Rahman: 26)
Peygamberimiz şöyle buyurur:
-“Cebrail bana dedi ki: “Ya Muhammed! Dilediğin kadar yaşa, bir gün öleceksin, istediğini sev, nihayet ondan ayrılacaksın. İstediğini yap, mutlaka onun hesabını vereceksin.” (Ramuz el-Ehadis: 331/9)
Hz. Ebubekir (r.a)şöyle demiştir:
-“Acele edin, çabuk olun! Kurtulun. Çünkü arkanızdan sizi hırsla takip eden bir ecel koşmaktadır. Siz ölüme hazırlanın, sizden öncekilerden ibret alın.”
Birçok yerde “Bu gün Allah için ne yaptın?” levhaları asılı. Bunu okuyoruz ama cevabını veremiyoruz.  Önce kendi kendimize sormalıyız: “Ben bu gün kendim için ne yaptım, bu yıl ne yaptım?”

Büyüklerimiz hep “ölümü unutma!” uyarılarında bulunmuşlardır. Hz. Ömer (r.a) her gün kendisine “Öleceksin ya Ömer!”  diyerek, öleceğini hatırlatan bir adam tutmuştu. Bizden öncekiler beşikle mezar arasındaki mesafeyi hep hatırlarında tutmuşlardır.
Osmanlı padişahları Topkapı sarayının girişinde özel bir yer yaptırmışlardı. Öldükleri zaman burada yıkanırlardı. Her saraya girişlerinde bu teneşir tahtası olarak kullanılan yeri görürler, dünyanın cazibesine kapılmazlar, şan, şöhret peşinde koşmazlardı.
Vahdettin bu yeri ilk görüşünde şöyle demiştir:
-“Taht ile teneşir tahtasının arası ne kadar yakınmış!”
En son İstanbul’dan ayrılırken kendisine:
-“Hazineden yanınıza bir şeyler alın” diyenlere şu cevabı vermişlerdir:
-“O millet malıdır. Taht ile teneşir tahtası arasındaki mesafeyi bilirim.”

Ölümden, ölenden ibret alınmalıdır. Mezar taşlarındaki mesajlar iyi alınmalıdır. Ölenleri gömdükten sonra ölecekmiş gibi davranılmalıdır. Bir gün de bizim gözlerimizin kapatılacağı, çenemizin bağlanıp, düp düzgün yatırılıp, kefenlenip, salamızın verilip ahret yolculuğuna çıkarılacağımız unutulmamalıdır.
Ölümden, toprak altında yatanlardan daha etkili ibret sahnesi olur mu?
Hz. Ömer (r.a) peygamberimize: “Bana nasihat et ya Resulallah!” deyince peygamber (a.s) ona: “Sana ölüm yeter.” demiştir.

Müslüman’ın vasiyeti hazır olmalıdır. Bu Allah’ın emridir. (Bakara: 180)
Peygamber (a.s) şöyle buyurur:
-“Vasiyete değer bir şeyi bulunan, vasiyeti yanında bulundurmadan iki gece gecelemesi doğru değildir.” (Buhari, Vesaya: 1)
-“Ölüm kapıya gelinceye kadar vasiyeti erteleme.” (Buhari, Vesaya: 7)
Peygamber (a.s) ‘ın bize son vasiyeti:
-“Namaza, namaza dikkat edin. Size iki şey bırakıyorum; Onlara uyarsanız, yolunuzu sapıtmazsınız. Onlar Kur’an ve sünnetimdir.” şeklinde olmuştur.

Müslüman nasıl öleceğini bilmek isterse, yiyip içtiğine ve yaşayışına bakması yeterlidir. Çünkü insan yaşadığı gibi ölür, öldüğü gibi diriltilir ve öyle muamele görür.
Son anda imanla gidebilmek için, güzel ölümle ölmek, güzel yaşamakla mümkündür. Şeytanın son andaki kurduğu tuzaktan ancak insanı güzel işleri kurtarabilir. Rahmetli hocam halsiz düştüğü son anında aniden yatağa oturur: “Defol! Beni bir bardak su ile mi kandıracaksın.” der. Yatağa yatırırlar ve ruhunu teslim eder.

Son an çok önemlidir. Ölüm zevkleri bıçak gibi keser. Bazı gerçeklerin görülmesiyle can boğaza dayanınca, ayrılık vaktinin geldiği anlaşılır; diller birbirine dolaşır. Soğuk soğuk ter basar.
Şeytanın son tuzağı kurulur. İman kavgası başlar. Peygamberimiz: “Allah’a yemin ederim ki, Azrail’in görülmesi, bin kılıç darbesinden daha müthiştir.” demiştir.(Ramuz el-Ehadis: 19/7)
Bir hadislerinde de “Ölülerinize Yasin okuyun.” buyurarak, Yasin’in ölümü kolaylaştıracağını bildirmiştir. Yalnız gusül abdesti almadan ölünün başında Kur’an okunmaz. Başka odada okunur.
Peygamberimiz(a.s): “Son sözü, Lailahe illallah olan, cennete girer.” (Müslim Cenaiz: 2) buyurmuştur. Bunun için hastanın yanında Kelime-i şahadet ve Kelime-i Tevhit getirilmeli, onun duyacağı ve ilgi göstereceği şekilde getirilmeli, onunda söylemesi sağlanmalıdır.  Ama sakın “sen de söyle” denmemelidir. Israr edilmemelidir. Çünkü o sırada şeytanla iman kavgası yapmaktadır. Allah korusun “Hayır” deyiverir.
Bir hadiste de: “Sizden ölüm halinde bulunanlara  “La ilahe illallah” demesini telkin edin.” (R. Salihın: 2/922) buyrulmuştur.

Ölülerimizi rahmetle anmamız ve hayırla yâd etmemiz çok önemlidir. Dualarımız, okumalarımız ölenin azabının hafiflemesine ve kurtuluşuna sebep olur.
Bir kimse, Müslümanlar tarafından hayırla yâd edilirse, cenneti, şerle yâd edilirse, cehennemi hak eder. Hz. Ömer (r.a)’ın yanından geçmekte olan cenazeyi hayırla anarlar, Hz. Ömer: “Vacip oldu” der. “Ne vacip oldu ya Ömer” derler. “Hayırla yâd edilene cennet, şerle yâd edilene cehennem” der. (Riyaz üs-Salihın: 2/954-955)
Hz. Peygamber (s.a.v): “Ölülere sövmeyin, ayıplarını söylemeyin” buyurur. (R. Salihın: 3/1595)
İslam’da gıybet, dedikodu, iftira büyük günahlardandır.
Allah’ın huzuruna çıkıp, hesabını vermeye başlayanı Allah’a havale edelim, ölülere takılıp kalmayalım, çünkü onları Allah teslim almıştır. Gıybetini yapıp, ölü eti yeme yerine onları yüce Allah’a havale edelim.
Sevdiklerimizi de “Rahmetli”, “Rahmetullahi aleyh” diyerek analım, günahlarının affını dileyelim.
Ölülerin ardından okumayı, hayır hasenatı da unutmayalım.

F-KABİR HAYATI VE SORGU
Bir insanın dirisi kadar ölüsü de değerlidir. Öldükten sonra yıkanır, kefenlenir, namazı kılınır ve dualarla mezara gömülür. Unutulmaz ardından hayrı yapılır ve mezarı ziyaret edilir.
Peygamberimiz (s.a.v) cenaze için borcu olup olmadığını sorar,  varsa borcu ödeninceye kadar namazını kıldırmazdı: “Müminin ruhu borcu ödeninceye kadar ona bağlı kalır.” buyurmuştur. (R. Salihın: 947)
Bir hadislerinde de: “Cenaze defnedildikten sonra onun için dua edin; zira o sorgulanmaktadır.” buyurmuştur. (R. Salihın: 950)
-“Ölü kendisi için yapılan feryat nedeniyle azap görür.” (Age: 1689)
Kabir, ahret hayatı için bekleme yeridir. Orada yaptıkları ile baş başa kalır.

Kabirde bütün kapılar kapanır. Dünya her şeyi ile geride kalmıştır. Ancak insanın iyi ve kötü işleri insanı terk etmez.
Hz. Peygamber (a.s) şöyle buyurmuştur:
-“İnsan ölünce onu üç şey takip eder; aile fertleri, yakın dostları, malı ve ameli. Bunlardan ikisi geri döner. Biri onunla gider. Aile fertleri, dostları ve malı kalır, ameli onunla gider.” (Ramuz el-Ehadis: 506/8)
Bir hadislerinde de şöyle buyurmuştur:
-“İnsan öldüğünde ameli kesilir; ancak devam eden sadaka, faydalanılan ilim, kendisi için hayır dua eden evlat müstesna.” (Müslim, Vesaya: 3)
Ölenin ardından yapılan hayır hasenat, borçlarının ödenmesi, okunup dua edilmesi, hepsi ölene ulaşır ve ona fayda verir. Kur’an’da şöyle buyrulur:
-“İsra 24: Anana babana esirgeyerek alçak gönüllülükle üzerine kanaat ger ve: “Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara öyle rahmet et.” diyerek dua et.”
-“Rabbim, bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla.” (Haşr: 10)
-“Habibim! Hem kendilerinin hem de müminlerin günahlarının bağışlanmasını dile”  (Muhammed: 19) bu ayetlere göre her iyilik ölüye fayda verir.
Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurur:
-“Kabirdeki, boğulmak üzere olan kimseye benzer. Anadan babadan, çocukları ve dostlarından dua bekler. Beklediği dua yapılırsa sevinir.” (Ramuz el-Ehadis: 368/10)
Peygamberimiz: “Ölülerinize Yasin okuyun” diyor. (İslam Fıkhı Ans: 3/17)
-“Kabirdeki boğulmak üzere olan kimseye benzer. Herkesten dua bekler. Dua edilince sevinir.” (Ramuz el-Ehadis: 368/10)
-“Sizden biri Cuma günü bir kabri ziyaret eder de Yasin okursa, Allah ona Yasin’in her harfi kadar mağfiret eder.” (Ramuz el-Ehadis: 422/4)
-“Ölü için Yasin okunursa, azabı hafifler.” (Age: 79/4)
-“Ölüleriniz için Yasin okuyunuz.” (İ. Canan, Hadis Ans: 15/81) diye tavsiye ediyor.

Musalla taşından kalkar kalkmaz sorular başlayacaktır. Kabirde devam edecektir. Kabir bazıları için cennet bahçelerinden bir bahçe, bazıları içinde cehennem çukurlarından bir çukur olacaktır.
Peygamberimizin haber verdiğine göre kabirde ilk sorular şunlardır:
-Rabbin kim?
-Dinin nedir?
-Size kim gönderildi?
Güzel yaşayanlar bu sorulara doğru cevaplar verecek, hayatı oyun eğlence ile geçirenler “Bilmiyorum” diyecek, cevap veremeyecektir.
Kıyamete kadar cennetlikler cennetteki yerini, cehennemlikler cehennemdeki yerini görüp duracaktır. Cehennemlikler : “Kıyamet başlamasın” diyeceklerdir.
Peygamberimizin bildirdiğine göre “ölü kabre konulunca kabir ona: Ey Âdemoğlu! Yazıklar olsun sana! Ne diye beni düşünmedin?” diyecektir.
Dar, karanlık yere girmeden hazırlık yapılmalıdır. Peygamber  (a.s): “Kabirden daha şiddetli hiçbir manzara görmedim.” (Ramuz el-Ehadis: 375/3) “Kabir, Ahret duraklarından ilk duraktır. Kim ki kabirde işi kurtardı, arkası iyidir. Kimde kabirde işi kurtaramadı, gerisi kötüdür.” (Age: 105/12) buyurur.
Dünyaya sığmayan, darlıktan, karanlıktan ve yalnızlıktan hoşlanmayanlar, kabri unutmamalıdır.

Kabir azabı bedene değil ruhadır. İnsan, yaptıklarının hesabını kabirde vermeye başlayacaktır.
Kabrin daralıp içindekini sıkması, kabir azabının başlamasıdır. Peygamberimiz şöyle bildirmiştir:
-“Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukurdur.” (Tirmizi, Zühd: 4)
-“Ölümden sonrasını görseydiniz, isteyerek yiyip içemezdiniz, evlerinize giremez, dağlara çıkar ağlardınız.” (Ramuz el-Ehadis: 357/6)
-“Cenaze gömülürken onun için istiğfar edin. Zira o sorgulanmaktadır.” (Riyaz üs-Salihın: 950)
-“En hafif olan cehennemliğe Allah: “Eğer dünya her şeyiyle senin olsaydı, şu azaptan kurtulmaya bedel fidye olarak verir miydin?” diye soracak.
-“Evet” diyecek.
-“Sen dünyada iken bundan daha hafifi istendi” denir buyuruyor. (İ. Canan, Hadis Ans: 14/223)
Kabirden kalkış insanın sonunu gösterir. Bu dünya hayatının bir devamı olacaktır. Peygamber (a.s): “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz öyle dirilip, haşrolunursunuz.” buyurmuştur.
Bir hadislerinde de şöyle buyrulur:
-“Her kul öldüğü hal ve yaptığı amel üzere dirilir.” (Müslim, Cennet: 83)
Allah’ın kuluna güzel bir kalkış nasip etmesi için o kulun güzel bir hayat yaşaması gerekir.

Ölenin ardından mevlit okutmak, farz, vacip ve sünnet cinsinden bir ibadet değildir. Dinin emri de değildir. Okutan dinin emrini yerine getirmiş, okutmayan da terk etmiş olmaz. Yapılan büyük çaptaki masraflar, ölü için harcanır; sadaka verilir veya borçlarını ödemek için harcanırsa, daha uygun olur.
Mevlit, pazarlık konusu yapılırsa, israf edilip günaha girilirse, etrafa rahatsızlık verilirse, 7. Gün, 40. Gün, 52. Gün diye okutulursa, okutmamak daha doğru olur.

Ölülerimizi kabre koyup gelmekle iş bitmez. Onları rahatlatacak, kurtuluşunu sağlayacak işler yapılması lazım. Kabirlerinin ziyaret edilmesi lazımdır. Onların bunlardan haberi olur. Yapılanlar onlara ulaşır.
Ayrıca bunlar ölümü hatırlatır. Peygamber (a.s):
-“Kabri ziyaret et. Onlarla ahreti hatırlarsın.” (Ramuz el-Ehadis: 292/7)
-“Vefat eden kardeşinizi ziyaret edin, onlara selam verin. Onlarda size ibret vardır.” (Age: 292/ 8) diye emretmiştir.
Kabir ziyaretinde nelere dikkat edilmelidir:
-Abdest alınmalı,
-Selam verilmeli,
-Taşkınlık yapılmamalı, saygılı olunmalı,
-Mezara bir şey konmamalı, bir şey alınmamalı,
-Mezardan medet beklenmemeli, şifa aranmamalı,
-Kabir öpülmez, etrafında dönülmez, ona şikâyette bulunulmaz. Bunlar şirktir.
-Mezar başında mum yakılmaz, ip, çaput bağlanmaz, kurban kesilmez.
Unutulmamalıdır ki, kabirdeki bizden bir Yasin, bir Fatiha, üç ihlâs beklemektedir. Onun dünya ile ilgili tasarrufu bitmiştir.

G-CENNET VE CENNETLİKLER
            Cennet, Müslümanlara verilecek olan mükâfat, ödüllendirme yeridir. Allah:
-“Cennet, takva sahipleri için hazırlanmıştır.” buyuruyor. (Al-i İmran: 133)
Bir ayette de:
-“İman edip iyi ve yararlı işler yapan kimseler cennetlik olan kimselerdir.” (Bakara: 82) buyrulmuştur.

Cennete girecekler şöyle bildirilmiştir:
-“Bana cennete girecek üç kişi arz edildi; şehit, iffetini koruyan ve Allah’a ibadetini güzel yapan.” (İ. Canan, Hadis Ans: 14/269)
-“Ahret yurdunu, böbürlenmeyi ve bozgunculuğu arzulamayanlara veririz.” (Kasas: 83)
-“İman edip iyi davranışlarda bulunanlara, içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele!” (Bakara: 25)
-“Kim Allah’a ve peygambere itaat ederse, Allah onu altından ırmaklar akan cennete koyacaktır.” (Nisa: 13)
-“İnanıp güzel işler yapan ve Rabbine gönülden boyun eğenlere gelince, işte onlar cennet ehlidir.” (Hud: 23)
-“Rabbim Allah’tır deyip dosdoğru yaşayanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. Onlar cennetliklerdir. Yapmakta olduklarına karşılık orada ebedi kalacaklardır.” (Ahkaf: 13- 14)
-“Cennetlikler, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.” (İnsan: 8)
-“Kim bana itaat ederse, cennete girer.” (İ. Canan, Hadis Ans: 12/436)
Bu ayet ve hadislerden anlıyoruz ki, tutkusu cennet olan, cennete girmek için güzel işler yapan, yolu cennet yolu, yolculuğu cennet yolculuğu olan cennete girecektir.
İki yol vardır. Biri insanın cennetteki yerine gider, diğeri de cehennemdeki yerine gider. Kul hangi yolda yolculuk ederse, kendisi için ayrılan o yere gidecektir. Allah mekânı cennet olanlardan etsin.

İnsanı cennetlik yapan ve cennete götürecek olan işler vardır. Cenab-ı Allah Kur’an’da şöyle buyuruyor:
-“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça, gerçek iyiliğe asla ulaşamazsınız.” (Al-i İmran: 92)
-“Kim Allah’ın huzuruna iyilikle gelirse, o sadece getirdiğinin on katı vardır. Kimde kötülükle gelirse, o sadece getirdiğinin misli ile cezalandırılır.” (En’am: 160)
Bu konuda peygamber (a.s) şu bilgileri vermiştir:
-“Dört şey cennet hazinesidir; sadakayı gizli vermek, musibeti saklamak, akrabayı ziyaret ve La havle vela kuvvete demek.” (Ramuz el-Ehadis: 70/2)
-“Sözü güzel söyle, selamı açıktan ver, akrabayı yokla, gece herkes uyurken namaz kıl ve selametle cennete gir.” (Age: 72/14)
-“İnsanları en çok cennete Allah korkusu ve güzel ahlak sokar.” (Age: 80/3)
-“Cennete ilk davet edilenler, çok hamd edenlerdir. Onlar darlıkta da genişlikte de hamd ederler.” (Age: 159/2)
-“Cennete ilk önce girecek olanlar, doğru tüccarlardır.” (Age: 161/1)
-“Üç şey vardır ki, onları cennet ehli yapar:
1-İlim peşinde olmak,
2-Ölülere merhametli olmak,
3-Fukarayı sevmek.” (Age: 264/10)
-“Sabah akşam camiye giden kimseye, her gidiş gelişi için Allah cennette bir ikram hazırlatır.” (Buhari, Ezan: 37)
-“Rab olarak Allah’ı, din olarak İslam’ı, peygamber olarak Muhammed’i seçip beğendim diyenden daha güzel sözlü kimdir. O cenneti hak etmiştir.” (Ebu Davut, Vitir: 26)
-“Ümmetimden yetmiş bin kişi cennete hesapsız girecek. Bunlar: Dağlanmazlar, muska yapmazlar, kötülenmezler, Rablerine tevekkül eden kimselerdir.” (Ramuz: 509/3)
-“Kalbinde zerre miktarı kibir olan cennete giremez. Biri: “Bir adam elbisesinin ve ayakkabısının güzel olmasını severse? Dedi. Hz. Peygamber: “Allah güzeldir, güzeli sever” kibir, hakka razı olmamak ve halka hor bakmaktır.” (Ramuz: 486/2)
-“Kim kıyamet gününe şu üç şeyden uzak olarak gelirse, cennete girer; kibir, emanete hıyanet ve borç.” (Ramuz: 415/ 7)
-“Kimseden bir şey isteme, sana cennet var. Kızma, cenneti hak edersin. Günde yetmiş kere istiğfar et. Allah yetmiş senelik günahını af eder. “Benim yetmiş senelik günahım yok dersen” baban için, onun da yetmiş senelik günahı yoksa ev halkın için, onlarında yoksa komşuların için.” (Ramuz: 473/1)
Kutsi hadiste şöyle buyrulur:
-“Mümin kulumun dünya ehlinden sevdiği birini aldığım zaman sabrederse, karşılığı cennettir.” (R. Salihın: 32/2)
-“Kulumu gözlerinden mahrum ettiğim zaman kulum şikâyet etmezse, iki gözüne bedel ona cennet vardır.” (R. Salihın: 33/9)
-“Cennet ve cehennem, sizden birinize nalının kayışı kadar yakındır.” (Ramuz: 200/5)
-“Olanca kuvvetinizle temizlenin zira cennete ancak temiz olanlar girecektir.” (Ramuz: 258/12)
-“Üç kimse cennete hesapsız girecektir:
1-Elbisesini yıkar ama yerine giyecek başka bir şeyi yoktur.
2-İki tencere yemeği aynı anda bulunmaz.
3-Ailesinden içecek bir şey istediğinde “hangisinden” diye soracak durumda olmaz.” (Ramuz: 266/10)
-“Her nimet zeval bulacaktır. Cennet ehlinin nimetleri müstesna. Her kaygının da arkası kesilecektir, cehennem ehlinin kaygısı müstesna. Fena bir amel yaptığında arkasından iyi bir amel işle ki, onu yok etsin.” (Ramuz: 342/15)
-“Hiçbir kul yoktur ki, biri cennete biri cehennemde iki evi olmasın. Müminin cennetteki evi yapılır, cehennemdeki evi yıkılır. Kâfire gelince; onun cennetteki evi yıkılır, cehennemdeki evi yapılır.” (Ramuz: 385/ 10)
-“Cennete ancak merhametliler girer.” (Ramuz: 458/6)
-“Ben ve yetimi himaye eden kimse cennette yan yana olacağız.” (Buhari, Edep: 24)
-“Sözde, iş de doğruluk hayra yöneltir. İyilik de cennete iletir.” (Buhari, Edep: 69)
-“Bir kimse cennete gitmek istiyorsa, kendisine yapılmasını istemediği şeyleri, oda başkasına yapmamalıdır.” (Müslim, İmare: 46)
-“Bir adam yoldaki dikenli dalı kenara attı. Bu sebeple Allah ondan razı oldu ve onu bağışladı.” (Müslim, Birr: 127)
-“Allah yolunda ayağı tozlananlara, cehennem ateşi dokunmaz.” (Buhari, Cihad: 16)
-“Kim üç kız çocuğunu himaye edip büyütür, güzelce terbiye eder, evlendirir ve onlara iyiliklerini devam ettirirse, o kimse cennetliktir.” (Ebu Davut, Edep: 121)
-“Kocasını memnun ederek ölen kadın cennetliktir.” (Tirmizi, Reda: 10)
Peygamberimizin bir teklifi olmuştur, şöyle:
Siz bana altı şeyi garanti edin, ben de size cennete girmeyi garanti edeyim:
1-Konuştuğunuzda doğru söyleyin.
2-Vaat ettiğiniz zaman vaadinizi yerine getirin.
3-Size bir şey emanet edildiğinde emanete riayet edin.

  1. Allah’ın yasakladığı günahlardan uzak durmak suretiyle iffetinizi koruyun.

5-Harama bakmaktan sakının.
6-Elinizi haramlara dokunmaktan koruyun.
Büyük İslam âlimi Hatim-i Esam şöyle demiştir:
-“Dört şeyi, diğer dört şeysiz iddia edenin iddiası yalandır.
1-Allah’ı sevdiğini iddia eden, fakat yasaklarından uzak durmayan kişinin, Allah’ı sevdiği iddiası yalandır.
2-Peygamberi sevdiğini iddia eden, fakir ve yoksulları sevmeyen kişinin, peygamberi sevdiği iddiası yalandır.
3-Cenneti sevdiğini iddia eden, fakat sadaka vermeyen kişinin, cenneti sevdiği iddiası yalandır.
4-Cehennemden korktuğunu iddia eden, fakat günahlardan uzak durmayan kişinin, cehennemden korktuğu iddiası yalandır.

H-CEHENNEM VE CEHENNEMLİKLER
Cehennem inanmayanlar ve günah işleyenler için ceza yeridir.
Allah: “Cehennem kâfirler için hazırlanmıştır.” buyurur.(Al-i İmran: 131)
Cehennemlikler orada:
-Zakkum ağacı yerler. (Duhan suresi + Vakıa: 52)
-Kanlı irin yerler. (Hakka suresi: 36- 37)
-Kaynar su ve irin yerler, içerler. (Nebe suresi: 27)
-Bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içeceklerdir. (Muhammed: 15)

Cehennemin yoluna düşenler ve cehennemlik iş yapanlar, cehenneme giderler.
Cennet de cehennem de bu dünyada kazanılır. Kendi yaptıkları yüzünden iyi veya kötü muamele görürler.
Allah Kur’an’da şöyle bildirir:
-“O cehennemlikler ki; ahrette kendilerine ateşten başka bir şey yoktur. Yaptıkları işler boşa gitmiştir. Zaten bütün yapmış oldukları şeyler boştur.” (Hud: 16)
-“Hâlbuki onlar güzel şeyler yaptıklarını sanırlardı.” (Kehf: 105)
-“Cennettekiler cehennemdekilere:
-Sizi buraya sürükleyen nedir? Derler. Onlarda:
-Biz namaz kılanlardan değildik, yoksulları doyurmazdık, biz sapıklarla beraber olurduk, biz kıyamet gününü yalanlardık.” derler. (Müdessir: 40-47)
-“Kim kötülük ederse, kötülüğü kendisine çepe çevre saran cehennemliktir.” Onlar orada devamlı kalırlar.” (Bakara: 81)
-“Kim inkâr ederse, onu az bir süre faydalandırırız. Sonra onu cehenneme atarız. Ne kötü varılacak yerdir orası!” (Bakara: 126)
-“Kim Allah’a ve peygamberine karşı isyan ederse, sınırı aşarsa, Allah onu devamlı kalacağı cehennem ateşine sokar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır.” (Nisa: 14)
-“O gün o zalim kimse pişmanlıktan ellerini ısırıp şöyle der: “Keşke peygamberle birlikte yol tutsaydım. Yazık bana! Keşke sapık olan falancayı dost edinmeseydim!” (Furkan: 27- 28)
-“Cehennemdeki, yaptıklarını hatırlar. Fakat bunun hiç faydası olmaz. Der ki: “Keşke ahret için bir şeyler yapıp gönderseydim.” (Fecr: 23-24)
-“Azıp sapıtana, dünya hayatını ahrete tercih edene şüphesiz cehennem tek barınaktır.” (Naziat: 37- 39)
-“Hak yolundan sapanlar cehenneme odun olurlar.” (Cin: 15)
Bu ayetler cehennemliklerin vasıflarını bize haber vermektedir. Dersini alanın kendini kurtarması içinde bir uyarıdır.

Cehennemlikler için peygamber (a.s) da şöyle buyurur:
-“Size cehennem ehlini haber vereyim mi? onlar kaba, cimri ve kibirli kimselerdir.” (İ.canan, Hadis Ans: 14/270)
-“Üç kişi cennete giremez: Ana babasının haklarına riayet etmeyen, içki düşkünü olan ve verdiğini başa kakan kimse.” (Age: 16/291)
-“Geçerli bir sebep yokken boşanmak isteyen kadın cennetin kokusunu bile duyamaz.” (Age: 17/ 232)
-“Dört gurup insan cennete giremez: devamlı içki içen, faiz yiyen, yetim malı yiyen, ana babaya haksızlık eden.” (Ramuz el-Ehasdis: 69/4)
-“Cehennem ehli, böbürlenen, kaba, mal toplayan ve iyiliğe mani olan kimselerdir.” (Age: 162/5)
-“Cehennemdeki, cennetteki yerini görür ve: “Keşke Allah bana da hidayet verseydi de bende orada olsaydım” der. Cennetteki de cehennemdeki yerini görür ve: “Allah bana hidayet vermeseydi halim ne olurdu.” der, şükreder.” (Age: 342/1)
Âlemlerin Rabbi olan Allah kutsi hadiste şöyle uyarır:
-“Ey insanoğlu! Ölüm gelmeden önce kendin için çalış, günahlarını küçümseme. Günahların seni aldatmasın; çünkü sonu cehennemdir.” (F. Yavuz, 40 Kutsi Hadis: 39)
-“Ey insanoğlu! Hayır, işle; çünkü hayır cennetin anahtarıdır. Kötülükten sakın; çünkü kötülük cehennemin anahtarıdır.” (Age: 40)

İnsan her yaptığından ve yapmadığından hesaba çekilecektir. Kaçmak yok, torpil yok. Kim zerre kadar ne yaptıysa, onu önünde bulacaktır.
Allah: “İnsanlar her şeyden sorguya çekileceklerdir. Diller, ayaklar ve eller yaptıklarına şahitlik edecektir.” (Nur: 24) diye bildirmiştir.
Amel defteri açılacak, herkesle yüzleşecek. İnsan en küçük şeyin bile yazıldığını görecek, hak sahibi hakkını alacak.
Bir hadiste bildirildiğine göre, “Kıyamet gününde öncelikle beş şeyin sorgulaması yapılacaktır:
1-Hayatı nerede ve nasıl geçirdin?
2-Bilgini nerelerde kullandın?
3-Malını nereden kazandın?
4-Malını nereye harcadın?
5-Gençliğini, sağlığını ne şekilde yıprattın?” (Tirmizi, Kıyamet: 2532)
Bir başka hadiste de şöyle haber verilir:
-“Allah azabı en hafif olan cehennemliğe sorar:
-Eğer dünya her şeyi ile senin olsaydı, şu azaptan kurtulman için verir miydin? O kişi:
-“Evet” Der. Ona şöyle denilir:
-“Senden çok daha azı istenmişti!” (İ. Canan Hadis Ans: 14/ 223)
Evet, yaratan, yaşatan rızıklandıran ve öldürüp tekrar dirilten Allah soracak:
-Farz kıldığım şeyleri ne yaptın?
-Vacip kıldıklarımı ne yaptın?
-Sana kurtarıcı, yol gösterici olarak gönderdiğim peygamberime uydun mu?
-Benin rızam için ne yaptın?
-Kullarım için ne yaptın?
İnkâr, isyan ve günahlar içinde olana da diyecekti ki:
-“Bunlar ne? Ben seni bunun için mi yarattım? Haydi, ver verebilirsen hesabını…
İnsan her günün hesabını kendine sorar ve cevabını bulursa, ömrünün hesabını vermesi kolay olacaktır.

İlk Cuma hutbesinde Hz. Peygamber şöyle demiştir:
-“Ey insanlar! Sağlığınızda ahretiniz için hazırlık yapın; bilin ki, kıyamet günü birinin başına vurulacak. Allah soracak: “Resulüm gelip sana tebliğ etmedi mi? ben sana mal verdim, ihsanda bulundum. Sen kendin için ne hazırladın? O kimse sağına soluna bakacak, cehennemden başka bir şey görmeyecek. Kim kendini yarım hurma ile de olsa ateşten kurtarabilecekse, hemen o hayrı işlesin.”

Hiçbir şey duasız olmaz. Dua Allah’tan yardım isteme yoludur. İnsan, istediğini dua ile elde eder. Sıkıntılardan dua ile kurtulur. Umduğuna dua ile ulaşır. Dua, Allah’la arada kurulan bir köprüdür.
Cenab-ı Allah:
-“Bana dua edin, duanızı kabul edeyim.” (Mümin: 60)
-“Duanız olmasaydı, Allah yanında ne kıymetiniz olurdu?” (Furkan: 77) buyuruyor ve şöyle dua etmemizi istiyor:
-“Rabbimiz! Bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma. Rabbimiz! Şüphesiz sen çok şefkatli ve çok merhametlisin.” (Haşr: 10)
-“Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver.  Ahrette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru!” (Bakara: 201)
Allah cehennem azabından kendisine sığınanı korur. Peygamberimiz şöyle bildirir:
-“İnanmış bir insan üç kere cenneti kendisinden isterse, cennet onun için: “Allah’ım! Onu cennete koy” der. Ve üç defa, cehennem onun için: “Allah’ım! Onu benden uzaklaştır.” der.”(Ramuz el-Ehadis: 376/6)
Rabbim! Bizi kötü ölümden, imansız gitmekten koru. Canımızı Müslüman olarak al. Bizi affet, günahlarımızı bağışla. Bizi cennetine koy. ÂMİN.


Bu yazıyı 6.760 kişi okudu.

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.