ÖLÜMÜ UNUTMA

Hayatın sonu ölüm. Hayat kısa, ölüm hak. Her doğan mutlak bir gün ölecek.

İnsanlık ilk yıllardan beri ölümsüzlüğü aramış, ölüme bir çare bulamamıştır. İnsan doğar ve her attığı adımla ölüme yaklaşır ve kendisi için takdir edilen ömür bitince ölür.

Cenab-ı Allah şu ayetlerle kullarını uyarmıştır: “Her canlı ölümü tadıcıdır” (Ankebût:57)

“Nerede olursanız olun, ölüm size ulaşır. Sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile!” (Nisa:78)

“Bir gün Cebrail bana geldi ve dedi ki:

-Ya Muhammed (sav) Dilediğin kadar yaşa bir gün mutlaka öleceksin.

-İstediğini sev, nihayet ondan ayrılacaksın.

-İstediğini yap, mutlaka onun hesabını vereceksin” diye anlatmıştır. Peygamber (as) (Ramuzu’lehadis:331/9)

Ölümsüzlük yok. Ömür vermede yok. Anlatıldığına göre en çok yaşayan Nuh (as) ölürken son sözü: Dünyayı bir han buldum, bir kapısından girdim diğer kapısızdan çıkıyorum.”

Temelin arkadaşı ölüm döşeğinde yatarken, Temele “git biraz moral ver” demişler. Temel gitmiş demiş ki, “Korkma, üzülme herkes bir gün ölecek” demiş.

Ölüm Hak:

Ölümden kaçılamaz. İnsan doğar, eceli gelince de can emanetini teslim eder.

Kur’an’da: “Eceli yazılmış olan hiçbir kimse Allah’ın izni olmadan ölmez.” (Al-i İmran:145)

“Her ümmet için belli bir süre vardır; Vakitleri dolunca ne bir saat gecikebilir, ne de öne gelebilir.” (A’raf:34)

Hasan Basniye:

-Falan can çekişiyor” derler. O da:

-O, yetmiş seneden beri can çekişi yordu” der.

Kısaca ölüm her insanın ödeyeceği bir borçtur. Ölüm dünya uykusundan uyanmaktır, rüyanın bitmesidir. Büyüklerden biri son nefesinde: “Rüya bitti!” demiştir.

Bir mezarlığın giriş kapısında şöyle yazmışlar:

“Çıkmışsa ilâhi emir bahane bol,

Toprakta başlar toprakta biter bu yol”

Osmanlı Padişahları, Topkapı, Sarayı’nın girişinde bir yer yaptırmışlardı. Vefat eden orada yıkanırdı. Her gün saraya girişlerinde bu teneşir tahtası olarak kullanılan yeri görürler, dünyanın cazibesine kapılmazlar. Şan, şöhret peşinde koşmazlardı.

Osmanlı’nın son padişahı Vahdettin bu yeri görünce: şöyle demiştir.

-Taht ile teneşir tahtasının anası ne kadar yakınmış!”

İstanbul’dan ayrılırken de kendisine:

-Hazineden biraz para alsanız” denince, şu cevabı vermiştir:

-O millet malıdır. Taht ile teneşir tahtası arasındaki mesafeyi bilirim.”

Ölüm hak Müslümana yakışan kısa olan dünya hayatını iyi değerlendirmek, ölüme hazırlanmak ve ölümü tebessümle karşılayabilmektir.

Bu nasıl olur? Hayatı ve ölümü güzelleştirmekle olur. Nakşibendi Hazretlerine soruyorlar:

-Kurtuluşumuz için ne yapalım?

-Son nefeste neyle meşgul olmak gerekiyorsa hayatınızda onunla meşgul olun” cevabını veriyor. Çünkü son anda kelime-i şahadet arzularınız son anda şeytanla iman kavgası var. Allah korusun imansız gitmek var.

Ne buyurmuş peygamber (as):

-Kişi yaşadığı hal üzere ölür ve öldüğü hal üzere haşrolur.

Nasıl ölmek  istersiniz?

Son anda kendisine şehadet telkin edilen kişi yanındakinin elini tutuyor:

-Getiremiyorum işte” diyor.

Defnettikten sonra hanımına ne iş yaptığını soruyorlar:

-Faiz yer tefecilik yapardı” cevabını veriyor.

İnsan kendi sonunu kendisi hazırlar. Sonunun nasıl olacağını öğrenmek isteyen, yaşadığı hayata bakmalıdır.

Şair Osman Taş ne güzel ifade etmiş:

Bu dünya fanidir, kalırım sanma,

Zamanı gelince sende gidersin.

Makama mevkiye nefsine kanma,

Azrail gelince teslim edersin.

Helal haram demez toplarsın malı,

Senin mi sanırsın yat ile yalı!

Gariplere yükseklerden bakarsın.

Bir gün tepe taklak iner gidersin.

Hakk’ı bırakıp da kula taparsın,

Vereni unutup pula taparsın.

Gönülü görmeyip çula taparsın.

Beş metre kefenle döner gidersin.

Gün gelir elinde hiçbir şey kalmaz,

San maki yapanlar ettiğin bulmaz!

Cahiller zanneder ki, vaad eden doymaz.

Gerisin geriye döner gidersin.

Ölümü unutmak olmaz:

Ölümü unutturmak şeytanın tuzağıdır. Cenab-ı Allah kullarını “Her canlı ölümü tadacaktır” ayeti ile uyarmıştır.

Yunus: şöyle diyor:

İşte bu söze Hakk tanıktır.

Bu can bu gövdeye konuktur,

Bir gün ola çıka gide,

Kafesten kuş uçmuş gibi.”

Necip Fazıl da:

Şu geçeni durdursam çekip eteğinden,

Soruversem; haberin var mı öleceğinden.”

Çocuğumuz ölmeye çekmiş gibi yaşıyoruz. Yüce Allah’ın bize emirlerinden biri de: “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve herkes yarına ne hazırladığına baksın” (Haşr:18) buyurarak ahiret hazırlığı yapmamız gerekir.

Ölümü unutan, kendini dünya işlerine kaptırıyor, ölüm gerçeğini bir tarafa bırakıyor. Böyle yapanları peygamber (as) şöyle uyarıyor:

-“Zevkleri bıçak gibi kesen ölümü unutma!” (İbni Mace Züht:31)

-“Ağız tadını bozan ölümü çok hatırlayın!” (Tirmizi, Züht:4)

-“Ölümü yâd edin. Kim ölümü çok yâd ederse, Allah onun kalbini ihya eder ve ölümünü kolay kılar.” (Ramuzu’l-ehadis:80/15)

Ölüm nasıl yad edilir? Son nefes endişesi taşımak, kabir azabını düşünmek, Allah’ın huzurunda nasıl hesap veririm düşüncesiyle yaşamakla ölüm yad edilmiş olur.

Kur’an’da Allah soruyor “Yolculuk nereye?” diye düşünmezler mi?” diyor. (Yasin:68) Bu dünyada insan ahiret yolculuğu yapmaktadır. Çocukluk, gençlik devrelerinden sonra yaşlanır. Ölümün nişanı saçı sakalı ağarır belki bükülür ve birgün yolculuğu kabirde noktalar.

-Rivayete göre Hazret-i Osman (ra) Hızır’ın tamir ettiği yetimlere ait duvarın altından çıkan hazine için şunları söyler:

“Hazine, altından yapılmış bir levha idi. Üzerinde şu yedi satır yazılıydı:

1-Ölümü bilip de gülen kimseye şaşarım.

2-Dünyanın fani olduğunu bilip de ona rağbet eden kimseye şaşarım.

3-Her şeyin bir kader ile tayın edildiğini bilip de elden çıkan şeye üzülen kimseye şaşarım.

4-Hesaba tabi tutulacağını bildiği halde mal toplayan kimseye şaşarım.

6-Allah’ı yakinen bildiği halde, O’ndan başkasını anan kimseye şaşarım.

7-Cenneti yakinen bildiği halde, dünyada istirahat ümit eden kimseye ve şeytanı düşman olarak bildiği halde ona itaat eden kimseye şaşarım.”

Ahireti, ölümü, mezardaki insanı unutmak akıllıca bir iş değildir, gaflettir.

Ölüm insanın elini hayırdan keser. Geri de kalanlardan ikram umar hale getirir. Yani bir Fatiha’ya muhtaç eder.

İnsanın dünyadan bir kefen nasibi vardır. Krallar, padişahlar ve hiçbir varlık sahibi kefenden başka bir şey götürememiştir.

Ölümden, ölenlerden ibret alınırsa, ölüm unutulmaz, hazırlıklı bir şekilde gidilebilir. Pişmanda olmaz, keşke de demez. Geri dönmek de istemez. Geri dönmek isteyenlere “Şimdi mi aklın başına geldi! Düşünmek için sana mühlet verilmedi mi? denilecektir.

Ahiret hazırlığı denilince mezar yeri satın almak, mevlit okutun diye vasiyet etmek zannedenler olur. Bu değil, her an hayatının yaptıklarının hesabını vermeye ve Allah’a kavuşmaya hazır ve istekli olabilmektir.

Kabir bana ne getirdin? Diyecek. Allah bana ne getirdin” diyecek. Verilecek cevabımızın olması lazım.

Dünyanın her şeyine sahip ve vâkıf ama dinle, ahiret bilgisiyle ilgisi yok! Kur’an bize şunu haber veriyor: “O gün insan, kaçacak yer neresi! Diyecek” diye haber veriyor. (Kıyame:10)

Allah, dünyada mal, şan, şöhret için yaşayanlar için şöyle buyuruyor: “O kimse kıyamet günü malım bana fayda vermedi” diyecek. Onun için “Tutun onu, ellerini boynuna bağlayın sonrada alevli ateşe atın” denilecek. (Hakka:31)

Herkes ölecek yaptığının hesabını verecek bir meslek taşıma: hazırlan camiye gidelim, bugün Cuma” demiştim bana: “Ben gitmeyeceğim” demişti. Rahatsızlandı öldü. Musalla taşına kondu. Tabuta yaklaşıp: Hani gelmeyecektin!” dedim. Bir yere giderken nasıl orada ne lazım olacaksa alıyorsak, ebedi yolculuğa hesap vermek için çıkarken boş gidilir mi?

Ölüm yok olmak değildir:

Ölüm istenmez. İnsanın kendisi de istemez yakınları da istemez. Bir gün bu dünyadan ayrılıp gitmek her insanın kaderidir.

Ölüm, yer değiştirmektir. Ebedi hayata geçiştir.

Derdi ahiret olan kimse ölümden korkmaz. Ölüm, onun için kavuşmaktır.

Bir kişi peygamber (as)a gelerek der ki:

-Ya Resulellah! Nedense ölümü hiç sevmiyorum, ondan hep ürküyorum. Ahirete de hiç meylim yok neden? Diye sorar.

Peygamber (as) ona sorar:

-Malın var mı?

-Evet var” cevabını verir.

-Öyleyse ondan ahiret için harca. Göreceksin ki, ahirete de meylin olacak, ölümden, ölmekten korkmayacaksın” buyurur.

Ölüm, yok olmak değil, bir doğuştur. Ahiret hayatına geçiştir. Cenazenin defin şekli, ölenin ardından yapılan hayır hasenat, okunan dua ve Yasinler, mezar taşındaki Fatiha hep bunlar ahiret aleminin varlığına imandandır.

İnanan insanlar, hesap gününe de inanır ve hazırlık yapar, inanmayan ise ölümü yok olup gitmek kabul ettiğinden her hayırdan, yapıcı olmaktan uzak durur. Allah’ın buyruklarına karşı kör ve sağır yaşar.

Ölüm ruha değil tenedir Yunus bunu şöyle ifade eder:

“Ten fanidir, can ölmez,

Çün gitti, geri gelmez,

Ölür ise ten ölür,

Canlar ölesi değil.”

Ölümün yok olmak demek olmadığı inanç ilkel dinlerde bile vardır. Ölenin eşyaları ile beraber, bazı yiyecek, içecek konularak gömülmesi, cesedin kalkıp gidecekmiş gibi oturtulması, ardından yapılan törenler ahiret inancının varlığındandır.

İnkarcının sonu:

Ölümden sonra dirilmeyi inkar edenler. Beden çürüyüp gider, ruhta başka bir varlığa geçer deyip tekrar dirilişi kabul etmezler.

Her şeyi ve insanı yoktan var eden Allah’ın öldükten sonra diriltmesi daha kolaydır. Kışın kuruyan ağaçların tekrar yeşermesi gibi, yok oldu sanılan otların tekrar yeşermesi gibi, ölenin de tekrar dirilmesi akla ters düşmez.

Kur’an’da inkarcılar Rabbimiz şöyle haber verir:

-“Yüzleri ateşte evirilip çevrildiği gün: eyvah bize!” Keşke Allah’a itaat etseydik derler.” (Ahzab:66)

-“O gün zalim kimseler pişmanlıktan ellerini ısırıp keşke Peygamberle birlikte yol  tutsaydık! Keşke falancayı dost edinmeseydim” derler.” (Furkan:27/28)

-Cehenneme getirilen yaptıkları hatırlatınca: “Keşke hayatım için bir şeyler yapıp gönderseydim” der. (Fecr:23-24)

-“O günahkarlar Rableri huzurunda başlarını öne eğecekler! Rabbimiz gördük duyduk şimdi bizi dünyaya gönderde iyi işler yapalım “diyecekler” (Secde:12)

-“Onlar ateşin karşısında durdurulup” ah, keşke dünyaya geri gönderilsek de bir daha Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak ve inananlardan olsak” dediklerini bir görsen!” (Enam:27)

-“İnkar edenler zaman zaman keşke biz de Müslüman olsaydık, diye arzu ederler” (Hıcır:2)

-Biz size yakın bir azap ile sizi uyardık o gün kişi önceden yaptıklarına bakacak ve inkarcı kişi: “Keşke toprak olsaydım!” diyecektir. (Nebe:40)

Bu ayetlerde anlaşıldığı gibi inkarcılar kıyamet günü ah vah edip yalvaracaklar. Yaşadıkları hayat, güttükleri dava ve ideoloji pişmanlık vesilesi olacak.

Ölümün şekli zamanı önemli mi?

Ölüm hak ama ölümden ölüme fark var. Bazıları için çok acılı, bazıları için ise şeker gibi tatlı.

Mevlana, Hakk’a vuslat ve düğün günü olarak kabul eder.

Bazısı ölümü gülümseyerek karşılar, bazıları yatak yorgan yırtar.

Bazıları imanla gider, bazıları, şeytanın tuzağına düşüp, bir bardak soğuk suya imanını kaybeder.

Bazıları ölmeden ölmüştür, bazılarına da inkar ettiği akıbet başına gelmiştir.

İnsanların ölüm şekli, öldüğü gün, yer ve zaman, cenazelerinin kalabalık oluşu, mezar toprağının artması kimin yanına gömüldüğü namazının kimin kıldırdığı kimin yıkadığı hiç önemli değildir. Bunlar üzerinden yorum yapmak doğru olmaz.

İnsanın sıkıntılı ölümü, kazada ölümü onun iyiliğine ve kötülüğüne yorumlanamaz. Ölenin akıbetini biz bilmeyiz, Allah bilir. Kadir gecesinde de ölse Cuma günü de ölse, imanlı gidip gitmediğini Rabbim bilir.

Talebe hocasının ölüm anında yüzünü kıbleye çevirmek ister. Hoca ona son dersini şöyle verir:

-“Ben hayatımda yüzümü kıbleye çevirmediysem, şu anda çevirmeniz neye yarar? der:

Ecel değişir mi?

Cenab-ı Allah canlıları yaratmış, her birine bir ömür biçmiştir. Eceli gelen, emaneti geri verir.

Allah tayin ettiği eceli de gizlemiştir. Kimin ne zaman öleceğini de Allah bilir. Ecelin gizlenmesinde büyük hikmetler vardır.

Her ölen tayin edilen eceli ile ölmüştür. Vakitsiz öldü, gençti, denmez. Eceli tayin eden ilahi iradedir. Katledilen de eceli ile ölmüştür. Herkesin ölüm sebebi farklıdır.

Kimse kimseye ömür veremez.

Kimse kimsenin yerine ölmez.

Ömür uzayıp kısalmaz. Yani kimse eceli gelmeden ölmez. Ömrün uzaması ifadesi, mutlu ve huzurlu ömür yaşanması anlamındadır.

Ayrıca falan olmasa ölecektim, falan beni kurtardı demek doğru değildir. Veren de alan da Allah’tır. Ömrü bitmemiştir, ölmemiştir. Kişiler vasıtadır. Ecel, onun bunun elinde değildir.

Nemrut sağlam kaleler yaptırdı ama ölmekten kurtulamadı.

Ecel değişmezmiş, deyip hastanın tedavi olmaması, doğru olmaz. Ecel değişmez ama acılı ölüm vardır. Acısız ölüm vardır. Çekmek vardır çektirtmek vardır.

Ölen ve öldürülen için gitmeseydi, yapmasaydı, şöyle böyle olsaydı ölmezdi denmez.
Uhut’ta ölenler için böyle dendi şu ayet nazil oldu:

“Eğer bizim yanımızda otursalardı ölmezlerdi” diyen münafıklara: “Öyle ise, kendinizden ölümü geri çeviriniz, eğer samimi iseniz “Buyruldu?” (Al-i İmran:168) “Evlerinizde kalmış olsaydınız bile ölümü takdir edilenler öleceği yere kendiliğinden giderlerdi. (Ali-İmran:164) buyruldu.

“Ölüm korkusundan dolayı yurtların terk edenleri görmedin mi? Allah onları ölün dedi öldüler.” (Bakara:243) (Salgın hastalıktan kaçmışlardı)

“Zaman gelince hiçbir nefis geri bırakılmaz.” (Münafıkın:11)

“Ecelleri gelince ne bir saat geri bırakılabilirler nede öne alınabilirler.” (A’raf:34+Nahl:61)

“Hiçbir kimse yoktur ki; ölümü Allah’ın iznine bağlı olmasın. Ölüm belli bir süreye göre yazılmıştır.” (Al-i İmran:145)

“Her milletin takdir edilmiş, bir eceli vardır. Ecelleri geldiği zaman ne bir saat ileri gider ne de bir saat geri kalır.” (Yunus:49) buyrulur.

Ölenler için neler yapılır?

Ölenin imanlı gitmesi için:

-İman konusunda yanlışı ve tereddüdü olmamalıdır.

-Düzgün bir itikadı olmalıdır.

-Namaz konusunda hassas olmak.

-Haramı haram, helali helal bilmek.

-Günahta ve haram da ısrar etmemek.

-Allah’ın affından ümit kesmemek.

-Her hangi bir şekilde Allah’a şirk koşmamak.

-Bid’at ve hurafelerden uzak durmak,

-Hiçbir şekilde kafir gibi yaşamamak ve ona benzememek.

-Kur’an’da ve sünnette haram kılınanı helallaştırmamak

****

Ölümün belirtileri görülen kimseye usule uygun tarzda vasiyetinin olup olmadığı sorulur. Borcu var mı? Kime, ne sorulur.

Eğer borcu varsa cenaze kaldırılmadan ödenmelidir. Kul hakkı varsa helallik alınmalıdır. Çünkü Allah:” Kul ve hayvan hakkı ile gelmeyin” buyurmuştur. Musalla taşında iyi biliriz, helal olsun denmesi insanı kurtarmaz.

Peygamber (as): “Ödeninceye kadar mü ‘minin ruhu borcuna bağlıdır” buyurmuştur. (R. Salihin:947) Borçlunun borcu ödeninceye kadar cenaze namazını kıldırmazdı. Bundan sonra fazla gecikmeden adak, yemin kefareti, oruç borcu gibi borçları varsa kabir sorgusu başlamadan onlarda ödenir.

Yas etme ve Allah’a isyan derecesine varan davranışlar yerine Yasin okunmalı, tevhit çekilmeli ve affı için dua edilmelidir. Yalnız yıkanmadan cenazenin bulunduğu yerde Kur’an okunmaz.

Peygamberimiz (sav) ölmek üzere olan birini ziyaret eder. Ve tevhit söyler. Adam Lâ ilahe illallah demem benim için hayırlı mıdır? Diye sorar Peygamberimiz “Evet” buyurur.

Amcası Ebu Talibin son anında da ona “Lâ ilahe illallah de Ebu Cehil de orada idi bu teklife karşı çıktı. Ebu Talip çekindi ve söylemedi.

Müşriklerden birinin çocuğu son anlarını yaşarken peygamber (as) ona “Müslüman ol kurtul” teklifinde bulundu. Çocuk babasının yüzüne baktı. Baba karşı çıkmayınca kelime-i şahadet getirip Müslüman oldu. Allah Resulü oradan ayrılırken, “Şu çocuğu cehennem ateşinden kurtaran Allah’a hamd olsun” dedi.

Peygamber (as) bir hadislerinde:

“Ölmek üzere olanlara Lâ ilahe illallahı telkin edin. Çünkü o anda onu söyleyeni bu tevhit onu kurtarır. Son sözü Lâ ilahe illallah olan kimse cennete girer” buyurmuştur. (Müslim, cenaiz:1)

Kelime-i Şehadet ve tevhit getirilmeli ama sende getirdin denmemeli. Çünkü O anda O’nun derdi vardır. Şeytanın son tuzağı ile karşı karşıyadır. “Hayır” demesinden korkulur.

Hayatında nasip olmayana son anda da bir şey nasip olmaz insanın ölümü hayatının devamıdır. Kalbi ölü olanın dili dönmez. Onun için zorlanmamalıdır.

Ruhunu teslim edenin çenesi bağlanır, gözleri kapatılır, ayak baş parmakları bağlanır. Onun vücudundan  kıl alınmaz, tırnağı kesilmez. Yüzük ve takma dişler kolay çıkıyorsa, çıkarılır. Eziyet edilmez, yıkanır saygı gösterilerek gömülür.

Ölüm haberini alan “İnnâ lillahi ve inna ileyhi raciun” yani Allah içiniz Allah’a dönücüyüz” der.
Cenazeye katılmak ev sahibine başsağlığı dilemek sevaptır. Cenazenin  kaldırılması, ölenin kalan üzerinde hakkıdır. Cenazeyi bekletmek vasiyeti yoksa uzaklara götürmek doğru değildir.

Son zamanlarda Hıristiyan ülkelerde ölen bazı Müslümanların Hristiyan mezarlığına gömülmesi doğru değildir. Ölen Hristiyanlar gibi yaşamamışsa, orada rahatsız olur. Müslüman mezarlığında yatan, okunan Fatihalardan, Yasinlerden istifade eder, gelip geçenin selamını alır duasını alır.

Allah Resulü bir cenaze namazı kıldırıyor. Onun için şöyle dua ediyor:

-“Allah’ım, onu bağışla, ona rahmet et. Onu azap ve sıkıntılardan koru. Kusurlarını afet, cennetten nasibini ihsan et. Kabrini genişlet, onu serinlet, onu günahlarından arındır. Ona dünyadakilerden daha hayırlısını ver. Onu kabir ve cehennem azabından koru.”

Bu duayı nakleden sahabi şöyle diyor: “Keşke ölen ben olsaydım” diye içimden geçirdim. (Müslüm, cenâiz:85)

Ölenin ardından hayır dua yapılmalı, hayırla yâd edilmelidir.

Bir cenaze için kötülüklerinden bahsedilir. Hz. Ömer (ra): “Vacip oldu” der. Bir cenaze için de hayırla yâd edilir ona “vacip oldu” der. Ne vacip oldu ya Ömer! Diyenlere:

-Hayırlara yâd edilene cennet vacip oldu şerle yad edilene cehennem vacip oldu” der. (R. Salihın:954)

Müslümanların şehadeti çok önemlidir. Peygamber (as):

“Ölülerinizi güzel işleri ile anın kötü taraflarını dile getirmeyin” (Tirmizi, Cenaiz:34)

“Hastanın yada ölenin yanında bulunduğunuz zaman hayır söyleyin. Çünkü melekler sizin söylediklerinize âmin derler” (Ebu Davut Cenaiz:3115)

“Ölenlere sövmeyin, ayıplarını söylemeyin” (R. Salihın:1585) buyurmuştur.

Nasreddin Hoca bir gün yanındakilere sorar:

-Ben ölecek miyim?

-Tabi biliyorsun herkes ölecek derler.

-Peki Hoca “Nasıl bilirsiniz diye soracak, ne diyeceksiniz?

-İyi biliriz” derler.

-O zaman iyi biliriz diyecekseniz bunu şimdi yüzüme söyleseniz ya” der.

Cenaze kaldırılırken sessiz olunmalıdır.

-Nutuk çekilmemeli,

-Slogan atılmamalı,

-Tekbir getirilmemeli,

-Korne çalınmamalı

-Bağırıp çağrılmamalı,

-alkışlanmamalı

-Çelenk gönderilmemeli,

-Ölen için yapılacak hayır, borcu ve vasiyeti geciktirilmemelidir.

-Masraflı mezarlar yapılmamalıdır.

-Ağıtlar, yaşlar, gözyaşları uzun süre devam ettirilmemeli peygamber (as) “Ölü, kendisi için ağlandığı ve feryat edildiği müddetçe azap olunur.” Buyurur. (R. Salihın:1689)

-Cenaze ile beraber hiçbir şey gömülmemeli

– Ölü helvası diye bir şey yoktur.

– 3 gün ev sahibinin hazırladığı yemek yenmez.

-Cenaze geçerken ayağa kalkıp saygı gösterilmeli.

-Hayır için gün sayılmamalı 7, 40, 52. Gün diye bir şey yoktur.

– Sala verilirken eşraftan falan diye söylemek uygun değildir. İzzet ve şeref  Allah’a aittir.

– Ölüm şekli üzerinden yorumlar yapılmamalı, imanlı gitmiştir, inşallah denmelidir.

-Bando ile merasım Hristiyan adetidir.

-Fotoğraf taşımak bid’attır.

-Cenazenin üzerine Kur’an, Yasin, bıçak demir konulmaz.

-Ölen de olmayan vasıfların söylenmesi onun azap görmesine sebep olur.

-Mazeret olmadan ihtiyaç duyulmadan mezar açılmamalı, başka yere nakledilmemelidir.

-Zekat borcu varsa verilip miras malı temizlenmelidir.

-Ölenin kemiklerini sızlatacak davranışlardan uzak durulmalıdır.

-Küfür ehlinden olanın cenaze namazı kılınmaz. (Tevbe:84) Affı için dua edilmez. (Tevbe:113)

-Şehit yıkanmadan gömülür. Normal ölümle ölen yıkanmadan namazı kılınmaz.

-Müslümanla savaşta ölenin, hırsızlık yaparken öldürülenin, teröristin, Fatiha dilencisi değilim benim için namaz kılmayın diyenin şekli belirlenmemiş, ölü doğan çocuğun ana baba katilinin, mürtedin namazı kılınmaz.

-Yapılan dualar, okunan Kur’an, yapılan hayır hasenat ölene sevap olarak ulaşır.

-Mevlid okutma mecburiyeti yoktur. İsteyen imkanı olan okutabilir. Para kazanma yolu olarak seçilmemelidir. (Bakara:41)

-Mezarlıklardan geçerken veya ziyaret anında 3 İhlas 1 Fatiha okuyup burada yatan layık olanların ruhuna bağışlanırsa, güzel davranış olur.

Sonuç olarak:

Sakın unutmayalım ölüm var! Ölüm ötesi var!

Bana nasihat et ya Resulullah diyen Hz. Ömer’e peygamber (as): “Ölüm sana vaiz olarak yeter” cevabını vermiştir.

Biri bir veli kula:

-Bana nasihat et der. O da:

-Baban var mı?

-Var, öldü” der. Veli kul:

-Ben sana daha ne söyleyeyim” cevabını verir.

Ölümden ölenden ibret almalıyız.

Müslüman olarak ölmek, hesabımızı yüz akı ile vermek gayemiz olmalıdır.

Rabbimiz bize şöyle emrediyor:

“Ya Rab! Beni Müslüman olarak öldür ve beni Salihlerden et” (Yunus:101)

-“Ey iman edenler! Allah’tan ona yakışır şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin” (Ali İmran:102)

“Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine itaat et!” (Hıcr:99)

“Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ından onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın” (Haşr:19) emirlerine uymadan kimse mutlu sona gidemez.

Bir zat karıncaya:

-Siz insanlara minnettar ol! Onların mülklerinde, onlara ait şeylerden istifade ederek yaşıyorsunuz. Onlara ihtiyacınız var” diyor.

Karınca:

-Hayır aslında onların bize ihtiyacı var. Onlar bizden;

-Çalışmamızdan,

-Yardımlaşmamızdan,

-İsraf etmemizden,

-Pis ve necis şeylerden uzak durmamızdan ibret almalarına ihtiyacı var” diyor.

Ölüm unutulmazsa dünyaya taparcasına bağlanılmaz ve ölüm ötesi için hazırlık yapılma imkanı olur.

Rabbim isteyen, dileyen herkese güzel ölümle ölmek nasip etsin.


Bu yazıyı 6 kişi okudu.

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.