OSMANLI

Redd-i Miras ettiğimiz Osmanlı Türk milletinden ayrı bir millet değildir. Osman Gazi kurduğu için Osmanlı denmiştir. Osmanlı, bizim atalarımızdır. Yüzümüzü kızartan bir büyüğümüz olmadığı gibi bizi üzecek bir olayda olmamıştır. Osmanlı bize övünç vesilesi olacak bir tarih ve medeniyet bırakmıştır.

-Tarihindeki değerli insanlar tanıtılmadığı, övünülecek hususlar öğretilmediği için, bizde millilik unutulmuş, beynel minelcilik başlamıştır. Napolyon öğretilmiş, Napolyon’u dize getiren Cezzar Ahmet Paşanın adından bile bahsedilmemiştir. Gençlerimiz diogenes’in fıçıda yaşayanını, Bizans komutanı olanını ayrı ayrı tanır. Ama Türk’ün ruh yapısını dünyaya tanıtan Nasrettin Hocayı ve Romenos Diogenes’i esir alıp Ali Cenaplık göstererek serbest bırakan Alp Arslanı onlar kadar tanımaz. Kendisi yanarken Romayıda yakan Neron’u bilir. Hayatını Türk halkına, İlme, Medeniyete vakfeden Türk büyüklerini bilmez. Batı klasiklerini, Yunan destanlarını okumuştur, fakat kendi milletini Kültür hazinelerinden, Dede Korkut, Kutadgu Biliğ’den habersizdir. Batı, Abdülhamit’e vatan haini, Kızıl sultan dedi diye 33 yıl Türk halkına canla başla hizmet eden Türk büyüğünün talihsizliklerinin nedenini bilmez.

Osmanlı onurlu ve güçlü idi. azıcık, küçücük topraklarda kurulmuştur. Kısa sürede toprakları 20 bin kat büyümüş, üç kıtaya, yedi denize hakimiyet kurmuş ve cihan devlet haline gelmiştir.

Osmanlı’nın yaptırım gücü fazla idi. Bir işareti bir mektup ve bir elçinin gönderilmesi yeterli oluyordu.

Osmanlı’yı yücelten, onun adalet, eşitlik anlayışı ve insana hizmeti Allah’a hizmet saymasıydı. Bu haliyle başka milletlere örnek olmuştur. Model olmuştur.(21 Aralık 2011 yeni şafak) “Almanya başbakanı Merkel Osmanlının eğitim sistemini istedi.”Haberi Osmanlının model oluşunun son örneklerindendir.

Avrupa’da tuvalet bilinmezken, yıkanma günah sayılırken  Osmanlı tertemizdir, temiz bir hayat  yaşamaktadır.Mesela Fatih;  sokaklarda ellerinde kireç tozu, kömür külü olan adamlar dolaştırır, yere atılmış tükrüklerin üzerine döktürmektedir.Ev ev hekimleri dolaştırıp hasta olup olmadığını  varsa tedavi ettirmektedir.

Burada bir kaç Batılının Osmanlı hakkında söylediklerine bakalım:

M.de Thevenot şöyle der:

“Türkler sıhhatli yaşarlar ve az hasta olurlar.Bizim memleketlerdeki  böbrek hastalıkları ve daha bir sürü tehlikeli hastalıkların  hiçbiri onlarda yoktur.İsimlerini dahi bilmezler.Öyle zannediyorum ki, Türkler’in bu mükemmel sıhhatlerinin başlıca sebepleri sık sık yıkanmaları ve yiyip içmedeki  itidalleridir.Onlar, gayet az yerler.Yedikleri de Hıristiyanlar gibi karma karışık değildir.

J.B Tavernier:

“Türkiye’de sofradan kalkılır kalkılmaz mutlaka ellerle ağız yıkanır.Önünüze sıcak su ile sabun getirilir.Büyüklerin konaklarında ya gül suyu veya güzel kokulu başka bir su da ikram edilir.Bunlarla da mendilinizin bir ucu ıslatırsınız” der.

Dr. A.Brayer de:

“Osmanlı, yıkanıp temizlenmeyi hiçbir zaman ihmal etmez.Takatten düşse bile çocukları, uşakları veya hanımı vasıtasıyla yıkanıp temizlenir.Öldüğü zaman cenazesi bile  şeriat ahkamına göre yıkanıp temizlenmeden tabuta konmaz.Oysa Avrupalılar, hastalandıklarında ve takatten düştüklerinde temizlik kaygısı  umumiyetle unutuverir.Ölünce de bulunabilen en kötü beze sarılıp dikildikten sonra tabuta konulurlar.Ailesi cesedinin en sathi bir şekilde temizlenmesini  aklından bile geçirmez” demektedir.

A.Brayer şöyle der:

“… Umumiyetle pek kalabalık olmayan cemiyetleri  iyi tedkik edin: Halkın üstleri başları ne kadar temizdir.Hal ve tavırlarında ne büyük bir asalet ve  yüzlerinin çizgilerinde ne tatlı bir sükunet ve nezakat vardır! Konuştukları dil de, ne tatlı ve ne kadar ahenklidir!”

Bir örnekde şöyle:

2.Beyazıd, depreme karşı önlem olarak yerin altında biriken gazı, yerin üstüne çıkarmak amacıyla şehrin muhtelif yerlerinde 2 bin deprem kuyusu açtırmıştır.(26 Ekim 2011 Akit)

1974 Ekim ayında Yunanlıların Türklere uyguladığı  zulme karşı çıkıp “Türklerin yok edilmesine müsade etmeyeceğiz” diyerek haykırdığı  için Türk gazetecisi Selahaddin Galip, Yunan mahkemelerinde  Türk olma suçundan yargılanırken, salonu dolduran  Türkleri “bina yıkılacak” gerekçesi ile salondan atmak isteyen  Yunan hakimine Türk gazetecisi:

-Merak etmeyin Osmanlı yapısıdır yıkılmaz” diyerek endişenin yersiz olduğunu  hissi olarak değil,  gerçeğin ifadesi olarak haykırmıştır.

Burada Fuat Paşayı hatırlamamak mümkün mü? Keçecizade  Fuat Paşa Fransa’da  bulunduğu sırada, yabancı diplomatların hazır bulunduğu  bir toplantıda Napolyon sorar:

-Dünyanın en güçlü devleti hangi devlettir?

Herkes “Fransa’dır” diye taltıfta bulunurken, Fuat Paşa beklenmedik bir cevap verir:

-Dünyanın en güçlü devleti Osmanlıdır!

Bu cevap üzerine Napolyon şaşırır, herkes şaşırır.Paşa devam eder:

-Baksanıza siz dışardan biz içerden yıkmaya uğraştığımız halde  Osmanlı hala ayaktadır..”

Ahmet Refik Paşa  Paris’te elçi iken  operaya davet edilir.Kendisine gösterilen yeri, temsil ettiği devletinin şanına yakıştırmaz, gider prenslere mahsus  yerlere oturur.III.Napolyon  içeriye girer girmez, bütün salon ayağa kalkar.Fakat Ahmet Vefik Paşa  ayağa kalkmaz.Napolyon görünce kızar ve haber gönderir:

-Osmanlı elçisi kendini hala Muhteşem Süleyman zamanında mı sanıyor?

Ahmet Vefik Paşa cevap gönderir:

-Eğer Kanuni zamanında olsaydık ben burada iken  Napolyon o loca da oturabilir miydi?

Fevzi Çakmak Paşa Türkiye’yi  temsilen askeri bir  tatbikata davet edilir.Mareşal Fosch’la  karşılaşır.Bir koltuk vardır.Fosch koltuğa oturmak isterken, yumuşak huylu olmasına rağmen  Fevzi Çakmak Paşa derhal koltuğa oturur.

Şah İsmail’in elçisi, padişahın elini değil dizini öpmüştür.Bu hareketin  mukabele edileceği düşüncesiyle devletin şanına dokunacak  hareketlere karşı koyacak, münasebetsizliklere müsade etmeyecek bir elçi aranır.

Bu iş için Muhsin Çelebi seçilir.Teklif edilen ücreti “devlete hizmet,karşılık olarak olmaz” deyip kabul etmez.Aslında pek zengin de değildir.Evini, mandırasını Toroğluna rehin bırakarak ondan pembe incili kaftanı alır.Kaftan çok değerlidir.8 bin altın değerindedir.Başına bir iş gelir fakir düşersin derler, devlete feda olsun, der.

Şah’ın karşısına çıktığı vakit yer gösterilmez,oturmasına müsade edilmez.Elçimiz ayakta divan durmamak için kaftanı yere serer, oturur.Giderken de almaz.Unuttuğu hatırlatılınca “biz altımıza serdiğimizi bir daha sırtımıza almayız” der.

Osmanlı zulmü, eşitsizliği kaldırarak yeryüzüne istikrar getirmiştir.Bügün dünya Osmanlıyı hayırla yad ediyor veya onu keşfetmeye çalışıyor.Adaletini arıyor, hizmetini arıyor,inanç, düşünce hürriyetini arıyor.Mazlum milletler, Osmanlı özlemini çekiyor.Dünyanın bazı yerlerinde Osmanlı padişahları adına hutbe okunuyor, Osmanlıya dua ediliyor.

Komşu ülkelerdeki despot yöneticilerinden Türkiye’ye sığınıyor.

Lepoint şöyle başlık atmıştır:Osmanlı gitti istikrarsızlık başladı..(21 Ekim 1992 Türkiye)

Osmanlı iyi anlaşılmalı ve iyi anlatılmalıdır.Tarihte Osmanlıyı yanlış anlayanlar, bunun bedelini ödemişlerdir.Osmanlı fethettiği yerleri asla sömürmemiş,dilini, dinini, kültürünü değiştirmemiş, zulmetmemiş, katliam yapmamıştır.Aksine hizmet etmiştir.Buna karşılık ihanet görmüştür.Gördüğü iyi muameleden memnun olup el etek öpüp bir daha saldırmayacaklarına yemin edenler, daha kalabalık ordular toplayıp Osmanlıya saldırmışlardır.Osmanlıyı birazcık anlayan haçlılar gene geldi ama bu kez 900 yıllık haçlı saldırısından dolayı özür dilemeye geldiler.Dedelerinin, babalarının yaptığı yıkımlardan dolayı  torunları özür dilediler.(6 Haziran 1997 Zaman)

Osmanlı ve Padişah düşmanlığı neden?

Cumhuriyetin kuruluşunda manşetler şöyleydi:”Zalim padişahı kovduk, ülkeyi kurtardık” “katit padişah o ülkeyi satacaktı”,”hain padişah her şeyi toparlayıp ingiliz gemisiyle kaçtı”

Karıncayı incitmeyen Filistinden bir karış toprak satmayan, hazineden bir kuruş almadan giden bir padişaha bunlar yakışmadı.

Bunlar aslında Avrupa’nın  çirkin yüzü ve pis oyunuydu.Osmanlıya “Hasta Adam” dediler mirasını paylaşmak için saldırdılar.Osmanlı hasta adam değildi içerden, dışardan  hasta edilmişti.Büyüklerimiz Batılıyı iyi tanıdıkları için dışardan gelen mektupları hastalık tehlikesi için özel karışımla tütsülenip  dezenfekte ederlerdi.Dezenfekte edilen  merkezlere Tuhaffuhane denirdi.

Bugün Türkiye, geçmişte olduğu gibi dünyanın en sağlıklı ülkesidir.New York Times:”Türkiye bugün Avrupa da ki tek sağlıklı adamdır.” başlığını atmıştır.(24 Eylül 2010 Yeni Şafak)

Aklı başka yerinde olan bazılarının ifade ettiği gibi Osmanlı da harem eğlence merkezi değildi.Kadın eğitim merkeziydi.

 

Osmanlı padişahlerı dünyanın hamisi idi. Zulmün, sömürünün düşmanı idi. Bunun için 6 asır ayakta kaldı. Kıtalara hükmetti. Yabancılar türk idaresini tercih etti.

Padişah düşmanlığının kaynağı Yahudi, ermeni, İngiliz, Fransa gibi ülkelerdi. Padişaha kızıl sultan diyenler arzu ve emellerine ulaşamayan güçlerdi. Rusların sıcak denizlere inmesini engelleyen Abdülhamit handı. İsrailin  Filistin de toprak almasını o önlemişti. “tahtla teneşit tahtası arasındaki mesefayi bilirim” diyen bir insan 33 yıl huzur içinde Osmanlıyı yöneten insan nasıl kötü olabilir?

Osmanlı padişahları niçin haçça gitmedi? Onların haçça gitmemesini eksiklik olarak dillerine dolayanlar, gerçeği bilmiyorlar mı?  padişahlar   da peygamber sevgisi yok muyudu?

Padişahlar Mekke ve Medine den gelen mektup yazı ne varsa abdestsiz tutmamışlardır. Kendilerini Mekke Medine nin hizmetçisi saymışlardır. O yerlere  demir yolları, sular götürmüşlerdir. Allah Rasulu rahatsız olmasın diye demir yollarının altına keçe döşemişlerdir.

İkindi namazının, sünnetini hayatında terk etmeyecek kadar sünnete bağlı yaşamışlardır. Yavuz sultan selim mısır seferi sırasında atından inmiş niye indiğini soranlara: “görmüyor musunuz Rasulullah önde yürüyor” cevabını vermiştir. Ulu  hakan peygamberimizle alay eden Volterin piyesini  İngiltere de ve Fransa da oynatmamış cihadı ekber ilan ederim demişti.

Hac padişahların üzerine değil kişinin üzerine farzdır. Padişahlar fetva ile haraket ederlerdi.  Kanuni her şeyin fetvasını alır öyle yapardı. Fetvalarla gömülmek istemişti. Ulema imparatorluğun uzun süre başsız kalmaması için padişahların fetva ile hacca gitmelerine müsaade etmemişlerdir, kendi adlarına vekil göndermişlerdir.

Osmanlı adaletli ve hoş görülü bir idareye sahiptir. Osmalıyı Osmanlı yapan mezihetlerden ikisi de şunlardır.

Türk geleneğinde insana zulüm yoktur. Tarih boyunca türk devlet adamları mağlup ettikleri milletlere

-askerlerim size zulum etti mi? diye sormuş,

– hayır cevabını alınca da Allah’a şükretmişlerdir. Bunun içindir ki türk idaresini tercih edenler, Türkleri ülkelerine davet edenler olmuş, kendi topraklarında Türkleri çiçeklerle karşılamışlardır. 3 kıta da kurulan hakimiyet  zorbalıkla değil adaletle kurmuştur.

Kendi insanımızda yöneticilerinin iyi niyetine, adaletine hep güvenmiş itaat etmiş gerektiğinde canını bile vermiştir.

Osmanlıda insan ve hayvan sevgisi  doruğa ulaşmıştır. Sevgi ve hizmet insanlara kamale ermiş  hayvanlara kadar uzanmıştır. Hayvanlar için hastaneler açılmıştır. Yaralı hayvanlara göç edemeyen hasta kuşlara tedavi merkezleri açılmıştır. Kışın yem bulamayan hayvanlar için vakıflar kurulmuştur. Sadece leylekler için bile gurabahane-i laklaka adı ile hasta yaralı leylekler hastanesi kurulmuştur.

İnsanlar ve hayvanlar için kurulan vakıfların sayısı belli değildir.  Hatta ağaçlar için; sulanması, bakımını, dikimi yapan vakıflar vardır. Ölenlere yasin, kur-an okutan ruhlarına bağışlayan vakıflar vardır. Fakir çocukları sünnet ettiren vakıflar vardır. Hastaları tedavi ettiren bakımını yapan vakıflar vardır. Hamalların yüklerini koyup dinlenmesini sağlayan taşlar diken vakıflar vardır.

Avrupa’da deliler ruhuna şeytan girmiş diye zincire vurulurken dediler için hastaneler ve özel ilgi gösteren bu konuda masrafları karşılayan vakıflar vardır.  Yolcular için kervansaraylar vardır. Fakir fukara için aş evleri vardır. Yemekler kapalı kaplar içinde akşam karanlığında dağıtılır, alan veren birbirini görmezdi.

Hastanelerde tedavi ücretsizdir. İlaç ihtiyaç sahiplerine ücretsizdir. Padişah’ın şu uyarısı asıllıdır: “İhtiyacı olmadan ilaç alanların Allah dertleri arttırsın”.

Dünyada eşi benzeri olmayan sadaka taşları vardır.  Varlık sahipleri sadakasını o taşın çukuruna koyar. İhtiyaç sahibi ihtiyacı kadar alır geçerdi. Sağ elin verdiğini sol el görmezdi. İnsanlar rencide edilmiyordu. Şimdi bu gibi hizmetler yok. “Allah versin” merhametten maraz doğar, acıma acınacak hale gelirsi, düşüncesi hakim.

Osmanlının bir zarafetini daha hatırlatalım: hasta bulunan evin penceresine kırmızı çiçek konur, onu gören satıcılar o evin önünden bağırmadan sessizce geçerlerdi. Çocuklarda o evin önünde oynamazlardı.

Osmanlı imparatorluğu neden yıkılmıştır?

Her şeyin bir sonu vardır. Her milletin  imparatorluğun bir ömrü vardır. Osmanlı imparatorluğu ömrünü tamamlamış ve tarihi rolü bitmiştir.  Mısır’ın fethi sırasında esir düşen bir komutanın Türk askerine

-Bizi mağlup eden sizin kuvvet ve kudretiniz değil, devletimizin ömrü bu kadarmış ve Allah’ın iradesi de böyleymiş. Bu devran size de kalmaz dediği nakledilmiştir.

Aradan zaman geçmiş piri paşanın dedikleri birer birer olmuştur. Namık kemal de londra’da hürrüyet gazetesini çıkarmaktadır. Osmanlı devletinin artık devrini tamamladığını anlatmak için şu teşhisi koyar: “Devlet-i ebed müddet can çekişiyor”

Sadrazam Ali paşada N. Kemal’e karşı parası devletten kani paşazade Rifat bey’a Osmanlı gazetesini çıkartır. Yıllar sonra bir kadir gecesi iftar sofrasında N. Kemal ile Rıfat bey Ali paşanın konağında karşılaşırlar. Rıfat bey, N. Kemal’i iğnelemek için Ali paşa’ya:

-N. Kemal kardeşimiz devlet-i ebed müddetin can  çekiştiğinden bahsediyorlardı. Allah’a şükür ki devletimiz dimdik ayaktadır der.

Bunu üzerine N. Kemal dudaklarından acıma dolu tebessüm ile:

-Ben Bakkal Bodos veya Bakkal Ahmet Ağa’nın can çekişmesinden bahsetmedim. 600 sene üç kıtaya hükmederek, dünyaya istikamet vermiş bir devletin can çekişmesi elbette elli sene sürer der.

Kısacası, eğer devleti yönetenler, devleti ve milleti yüceltmekten aciz ise ve devletin, milletin maddi ve manevi varlığını koruyamazlarsa o zaman devletin batması, milletin yok olması kaçınılmaz olur. Hele “Benden sonra tufan” derlerse milletin geleceğini düşünmezlerse buda millete yapılabilecek en büyük ihanettir.

Devletini seven, devletine bağlı bir ağa vardır. Bu ağanın üç de oğlu vardır. Bir gün şube başkanı gelir:

-Ağam, padişahımız şuraya sefer düzenledi, Oğlunu askere istiyor. Ağa tereddüt etmeden al der. Üç ay sonra oğlunun şehit haberi gelir. Aradan çok geçmeden şube bankı gene gelir:

-Padişahımız sefer düzenliyor oğlunuzu istiyor der. Ağa tereddütsüz ikinci oğlunuda veririr. Çok geçmeden onunda şehit haberi gelir.

Şube başkanı aynı şekilde küçük oğlu için gelir. Padişahımız der demez:

–          Padişahımıza selam söyle bir daha bana güvenip sefer mefer düzenlemesin der. Şu anda devleti kutsal bilen, devlete hizmeti sever sayan, devleti için şehit olmak isteyecek  birilerini bulur muyuz, bulamaz mıyız bilemem yoksa suç kimin acaba dersiniz?…

Nihayet, yanlışlıklar tedbirsizlikler imparatorluğu küçültmüştür. Bir gün sultan vahdettin Cuma namazına giderken: gururlanma padişahım senden büyük Allah var deyince sultan mahçup bir şekilde başını öne eğer: mağrur olacak halimiz mi var der. Gururlanmanın bir anlamı yoktur. Çünkü insan aslında aciz, ölümlü bir varlıktır. İnsanın evveli bir damla su sonu da toprak olmaktır. Makamlarda birer emanettir.

Osmanlı da son zamanlar tecrübeli devlet adamları görevden uzaklaştırılmış, acemi ve beceriksizliklerin eline geçmiştir. Ulema kılığındaki cahiller, gerçek ulemanın yerini almıştır. Medreselerde fen dersleri kalkmış, asker kaçakları ile dolmuştur. Bekri Mustafa namazını kıldırdığı cenazeye eğilip bir şeyler söyler. Ne dedin derler öbür tarafta bana dünyanın halini sorarlar de ki bekri Mustafa Ayasofya ya imam oldu de. Onlar anlarlar dedim.”der

Batı, Osmanlının gücünün sebebini araştırırken İstanbul İngiliz sefiri “buldum” diyerek Londra ya mektup yazar:

“ Osmanlı dil, din farkı gözetmeksizin çocukların zekalarını ölçüyor. İleri zekalıları medreselerde okutup, İslam terbiyesine göre yetiştiriyor. Aralarından seçtiklerini de Enderun Mektebinde okutup zamanın en ileri bilgilerini veriyor… Osmanlıyı güçsüz kılmak ve Hıristiyanlığı kurtarma için tek çare, medreseleri ve Enderun Mektebini içten yıkmaktır…” der.

Osmanlı imparatorluğu içteki ve dıştaki faaliyetlere  fazla dayanamamış ve yıkım, kaçınılmaz olmuştur.


Bu yazıyı 284 kişi okudu.

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here