ÖZÜR VE KEFARET

İslam’da ibadetlerden önce fıkıh bilgisi gelir. Kur’an’a göre bilenlerle bilmeyenler bir olmaz. Peygamber hadisine göre bilmek öğrenmek kadına da erkeğe de farzdır.

İbadetler eksik veya yanlış yapılırsa kabul olmaz. Allah affeder değil öğrenmeyi ihmal etmek doğru değildir.

Peygamber (a.s.) “Fıkıh, namazdan önce gelir.” Buyurmuştur. İbadet bilgilerini öğrenmezsek kulluğumuzu yapmış olamayız sevap da kazanamayız. Bize vebal ve günah kalır.

İslam, kolaylık dinidir. Her ibadette mazeretin öne sürülmemesi için kolaylık sağlanmıştır. Kulun yapamayacağı şeyden Allah sorumlu tutmamıştır. Mesela; fakire hac ve zekat farz değildir. Kadına Cuma, Bayram, cenaze namazları mecburiyeti yoktur. Namaz için ayakta duramayan, oturarak namaz kılar. Oturamaz ise yatarak kılar, göz ucu ile kılar. Abdest alamayan teyemmüm eder. Vaktinde kılınamayan namaz kaza edilir.

 

ÖZÜR NEDİR? KİMLER ÖZÜRLÜ SAYILIR?

 

Bir Müslümanın ibadetini tam yapmasına mani olan vücuttaki eksiklik veya hastalıktır. Akıntıdır.

Dinimiz şu kimseleri özürlü sayar:

  1. Sık sık burun kanaması olan,
  2. Âdet hâli üç günden az olan ve on günden fazla devam eden bayan,
  3. Lohusalık hali kırk günden fazla devam eden kadın,
  4. Dokuz yaşından küçük kan gören kız,
  5. Elli beş yaşından büyük âdet gören kadın,
  6. Memeden, göbekten, gözünden, kulağından herhangi bir yerinden devamlı akıntısı olan,
  7. İdrarını, yellenmesini tutamayan,
  8. Devamlı ishali olan, ibadetler için özürlü sayılır.

 

Bir kimsenin özürlü sayılabilmesi için, o halin en az bir namazdan diğer namaza kadar devam etmesi gerekir.

Özürlü, her namaz vakti girince abdesti bozulur ve abdestini yeniler.

Bir vakit için alınan abdest ile her ibadet yapılabilir.

Bir insan “Ben özürlüyüm” diyerek kendini özürlü sayamaz. İnançlı bir doktorun ve fetva makamından görüş alır.

İki namaz arası abdestli olan kimse için abdesti bozan bir durum olursa, abdesti yeniler.

Tedbir almasına rağmen akıntı, elbiseye veya bedene bulaşsa da abdestli sayılır.

 

CÜNÜP AY HALİ VE HAYIZLI NELER YAPAMAZ?

  1. Namaz kılamaz,
  2. Kur’an’ı elleyemez, okuyamaz,
  3. Ay hali, hayızlı oruç tutamaz, (orucu kaza eder, namazı kaza etmez)
  4. Tilavet secdesi yapamaz,
  5. Camiye giremez,
  6. Kâbe’yi tavaf edemez.

 

KEFFARET NE DEMEKTİR

Keffaret, kelime olarak kusur veya günahı örten demektir. Kuran’da günahı örtmek anlamında kullanılmıştır. (Al-i İmran: 193-Maide: 45)

Peygamber (a.s.) beş vakit namazın, günahlardan kaçınınca namazlar arasındaki küçük günahlara kefaret olacağını haber vermiştir.

Kefaret, ibadetlerde yapılan hata ve eksiklikler telafi için yapılan hareketlerdir.

Bu, oruçta olur, yeminde, ziharda, hacta ve hata ile öldürmede olur.

  • Kılınmayan namaz kaza edilir,
  • Farz olan oruç bilerek bozulursa 60+1 gün kaza edilir,
  • Yanlışlıkla birini öldüren, karşı tarafa diyet öder. Aralıksız 60 gün oruç tutar.(Nisa 92)
  • Eşinin mahrem yerini anasına benzeten 60 gün oruç tutar,
  • İhramlı iken yasağı çiğneyen, işlediği suça kefaret öder.
  • Yeminini bozan on fakiri doyurur veya giydirir veya üç gün oruç tutar. Bu sıra ile olur.
  • Adak adayan, sözünü yerine getirir. Adak, sevap kazandırmaz. Borç ödenmiş, söz yerine gelmiş olur.

 

 

NAMAZIN ÖDENMESİ

Namazı Düşüren Özürler:

  • Hayızlı ve nifaslı olan kadın, bu zaman içindeki namazları kılmaz.
  • Akıl hastası olan, namazdan sorumlu değildir.
  • Sara hastası, baygınlık veya koma halinde en az bir gün olursa, o vakitlerde geçen namazlarını kılmaz.
  • İslam’a girenin önceki namazları kılınmaz.
  • Bunamış, ne dediğini ne yaptığını bilmeyen ihtiyar namazdan sorumlu değildir.

 

NAMAZ BORCU NASIL ÖDENİR?

Vaktinde kılınamayan namaz daha sonra kaza edilir. Mazeretsiz, gafletten, tembellikten dolayı kılınmayan namazlar için tevbe gerekir.

Uyuya kalmak veya unutmak mazeret sayılır. Kılamadığı namazı kaza eder.

Kazaya kalmış namazlar kılınınca borç ödenmiş olur. Vaktinde kılma sevabından mahrum olunur.

Sabah namazı vaktinde kılınamadıysa, kuşluk sünneti ile beraber farzı kılınır. Peygamberimiz (s.a.v.) Hendek Savaşı’nda dört vakit kazaya kalmıştı daha sonra “Bilal ezan oku!” dedi ve dört vakit kaza edildi.

Komaya giren, bitkisel hayata girenin, beş vakitten fazla geçen namazları kaza edilmez.

Dinden dönen kimse tekrar Müslüman olursa, küfür halindeki namazları kılmaz.

Ölenin kılmadığı namazlar için kefaret yoktur. Ancak ölüm döşeğinde hastalığından veya acizliğinden dolayı kılamadığı namazlar için mirasçılar dilerse her bir namaz için, o yılın fıtır sadakası miktarı ihtiyaç sahiplerine verilir. Kabulü için dua edilir. Çünkü namazın fidyesi yoktur.

Halk arasında alt-üstü(devir) denilen azıcık bir paranın “kabultü veheptü” denilerek kucaktan kucağa dolaştırılarak borcun ödenmesi diye bir şey yoktur. Normal namaz kılamayan özürlü, sandalyede dört mezhebe göre namaz kılamaz. Oturarak ayaklarımı uzatır namazını kılar.

 

 

CAMİYE CEMAATE GİTMEMEK İÇİN ÖZÜRLER:

  • Camiye gitmeye engel olan yaşlılık, hastalık,
  • Körlük veya ayakları kesilmiş olmak,
  • Mal, can, namus emniyeti olmamak,
  • Yalnız bırakılmayacak hastası olmak,
  • Hava şartlarının gitmeye engel olması,
  • Abdestini tutamama özrünün olması,
  • Rahatsızlık verecek şekilde soğan, sarımsak yemek,
  • Dini konularda öğretme ve dini konularda araştırma yapmak durumunda,

Cemaate gidememekte vebal yoktur.

 

ORUCUN KEFARETİ

Cenabı Allah, Kur’an’da “Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa, tutamadığı oruçları diğer günlerde kaza eder. Devamlı mazereti olup, tutamayan bir fakiri doyuracak fidye verir.” (Bakara: 184) buyurur.

En az üç günlük, yani 18 saatlik yola giden niyetlenmezse o gün oruç tutmaz. Niyetlendi ise oruca devam eder. Eğer orucu bozarsa bir gün kaza eder. Yolculukta bir zorluk yoksa oruç tutması daha sevaptır.

Hasta, ilaç alıyorsa, tutamayacak durumda ise oruç tutmaz. Sağlığa zarar verecek durumda ise tutmaz, oruçlu ise bozar. Sonra bir gün kaza eder.

Çocuk emziren veya hamile olan, çocuğa zarar gelecekse sonra kaza eder.

Çok yaşlı ve çok aciz ihtiyarlar oruç tutmayabilir. Kazada etmezler. Fidye verirler.

İyileşme ümidi olmayan hastada oruç tutmaz. Fidye verir.

Sağlığına zarar gelecek veya ölüm tehlikesi olan hasta inançlı bir doktorun ifadesiyle orucu bozar sonra kaza eder.

Adet gören doğum yapanın orucu bozulur, sonra kaza eder.

O gün çok zor bir işi olan, o gün oruca niyetlenmeyebilir. Sonra kaza eder.

Hiçbir mazeret yokken isteyerek oruç bozmak hem kaza hem kefaret gerektirir. Bu orucun Ramazan içinde Ramazan orucu olması gerekir. 60+1 peş peşe kaza eder.

Oruç fidyesi bir fakire sabah akşam doyurmak veya bunun karşılığı para vermektir. (Kendisi fakirse, Allah’tan affını diler.)

Oruç tutma ümidi olmayan, o yılın fıtır sadakası miktarı, oruç sayısı kadar ihtiyaç sahibine verir.

Kaynaklarda ıskat, düşürmek, devir döndürmek anlamına geçer.

Dinde ise ölenin hayatında yapılmadığı kurban, namaz, oruç, adak gibi ibadetlerin fidye vererek düşülmesi demektir.

Oruç tutması mümkün olmayanın Oruç için fidye verilir. Keyfi oruç tutmamış olan vasiyet ederse fidye verilir.

Namaz borcu olanın namazları için fidye verilirse, sadaka olur. Belki günahlarının affına neden olur. Eğer vasiyet ederse, mirasının üçte birinden fidye verilir. Vasiyet yoksa mirasçılar fidye vermeyebilir.

Devir usulünün dinde yeri yoktur. Çünkü devir yapanlar ihtiyaç sahibi olmuyor Ayrıca ödeme gerçekçi olmuyor.

Peygamber ve sahabe devrinde böyle bir şey olmamıştır.

 

HAC DA KEFARET

Haçta ihramlı iken uyulacak kurallar vardır. Bunlardan biri traş olması yasaktır. İhramlı sakalının, saçının dörtte birini bile traş etse, kurban kesmesi gerekir. Dörtte birinden daha azını kesse, o zaman sadaka vermesi gerekir.

İhramlı, özrü sebebiyle traş etse, üç gün oruç tutması gerekir. Bu orucu ayrı ayrı tutabilir. (Bakara: 196)

İhramdan çıkmadan eşiyle olan büyükbaş hayvan kurban eder.

Ziyaret tavafı, cünüp, hayızlı, nifaslı yapılırsa, sonradan tekrar temiz olarak yapılırsa ceza gerekmez.

Kur’an haccı yapan şükür kurbanından önce traş olursa, iki kurban kesmesi lazımdır.

Dikişli elbise giymek, başı örtmek, tırnak kesmek, tıraş olmak, koku sürünen küçükbaş kurban keser. Bunları az yaparsa sadaka verir.

Bitkilere zarar verilmez hayvanlar öldürülmez

 

YEMİN KEFARETİ

Yemin bir kimsenin Allah’ın adını zikrederek sözünü kuvvetlendirmesidir.

Yaptığı yemine uymayan, yeminini bozan yemin kefareti vermesi gerekir. Şöyledir:

  • Köle azad eder,
  • On yoksulu akşam sabah doyurur,
  • Veya on yoksulu orta halli giydirir,
  • Bunları yapamazsa üç gün ardarda oruç tutar. Bu oruca ara verilmez. (Maida: 89)

Yemin bozulmadan kefaret verilmez. Üzerimize farz, vacip, sünnet olan bir şey için de yemin edilmez.

Yemini bozmak bir suçtur. Kefaretten sonra tevbe edilmelidir.

Yemin Cenab-ı Allah’ın hoşuna gitmeyen bir davranıştır.

Para olarak verilecekse o yılın fitresi miktarı verilir.

Üç çeşit yemin vardır:

  • Yemin-i Lağv: Ağız alışkanlığı ile yapılan yemindir.
  • Yemini Gâmus: Yalan yere edilen yemindir.
  • Yemini Mün’akide: Geleceğe ait bir şeyi yapmak veya yapmamak üzere yapılan yemindir.

 

ADAM ÖLDÜRMENİN KEFARETİ

Adam öldürene katil, öldürülene maktül denir. Adam öldürmek büyük günahlardandır.

Hata ile bir Müslümanı öldürmenin kefareti şöyledir:

Yanlışlıkla bir müslümanı öldüren, diyet verir. Bu vaciptir.

Ayrıca kefareti de vardır. O da ard arda iki ay oruç tutar.

Kur’an’da: “Bir mümin bir mümini yanlışlıkla öldürürse, onun köle azad etmesi, ölenin ailesine diyet vermesi gerekir…” buyrulur. (Nisa: 92)

 

KISAS

Kısas, ödeşme, ceza demektir. Fıkıhta misilleme esasına dayanan ceza demektir.

Kur’an’da: “Ey insanlar! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı… Ey akıl sahipleri! kısasta sizin için hayat vardır…” (Bakara: 178-179)

Eğer kısastan vazgeçilir, bağışlanırsa, Maide Suresi’nin 45’inci ayetine göre bağışlayanın günahlarına keffaret olur.

Bağışlanınca, ölenin yakınlarına diyet ödenir. Bu örfe göre dışarıdan tayin edilen iki kişi tarafından tayin edilir.

Zaman zaman kan bedeli denilen bu parayı almak caiz mi? diye soruluyor.             Dikkatsizlik, ihmal sonucu meydana gelen ölümlerin sonunda, ölenin yakınları isterse diyet ödenir.

Mahkemenin takdir ettiği miktarı ölenin yakınları alır bu helaldir.

 

SEFERİLİK

18 saatlik mesafe olan üç günlük yola çıkan, çıktığı beldenin son evleri veya mezarlığından geçince aynı yere dönünceye kadar seferi sayılır. Uzaklığında 90 km den az olmaması gerekir. Sürede 15 günden az olmalıdır. Ne amaçla hangi vasıtayla giderse gitsin.

Bu Allah’ın ikramı ve ruhsattır.

Namaz için dört rekatlı ona namazın farzları iki rekat olarak kılınır.

Kılma imkanı varsa, sünnetler terk edilmez. Vacip olan vitir terk edilmez.

Namazı cemaatle kılınan 4 rekat kılarsa, Nafile olur. Misafir, İmam olursa 2 rekatta selam verir. Cemaat üçüncü dördüncü rekatı tamamlar.

Seferi olan, Cuma, bayram namazı kılmakla ve kurban kesmekle mükellef değildir.

Seferi oruç tutarsa sevaptır.

Mesh müddeti 24 saat değil, 72 saattir.

Zorunlu hallerde öğle ile ikindiyi akşam ile yatsıyı cem edebilir.

İnsanın doğup büyüdüğü yerde, ana baba sağ, teşkilat tam ise öğrenci ve dışarıda çalışan için asli vatan olup misafirlik olmaz.

Bir insanın yazlığı yaylalığı çadırı asli vatanıdır. İkinci ikametgahıdır. Ancak mesafe 90 km den fazla ise yolda geçen zaman seferilik olur.

Hanımın veya beyin memleketinde seferilik olmaz.

 

ADAK

Adak, dinen mükellef olmadığı halde, kişinin farz veya vacip türünden bir ibadeti yapmak için Allah’a söz vermesidir.

Adağı normal bir insanın yapması, ibadet cinsinden olması gerekir.

Adağın yerine getirilmesi vaciptir.

Adağın yerine getirilmesinde sevap yoktur. Adak kaderi değiştirmez.

 

İRTİDAT

İrtidat, yüz çevirmek, geri dönmek demektir.

Dinde ise, bir Müslümanın dinini terk etmesi demektir. Dinden dönene mürdet denir.

İslam’ın ilk yıllarında namaz kılmak, zekat vermek ve cihad etmek zor gelenlerden İslam’ı terk edenler olmuştur.

Kelime-i şehadet getirdikten sonra yani Allah’a söz verdikten sonra verdiği sözden dönmek büyük günahtır.

Dinden dönene dünyevi bir ceza yoktur. Çünkü zorla Müslümanlık olmaz. Baskı ile iman olmaz.

Mürtedin imanı ile beraber nikahı gider. İşlediği sevaplar gider, günahları kalır kestiği hayvan eti yenmez.

 

ZİNANIN CEZASI

Zina için konulan ceza caydırıcıdır. Ayrıca teşhir edilir ve ceza uygulanır.

Kuran’da zina eden iki tarafı da yüz değnek vurun. İnsanlar buna şahit olsun diye emredilir. (Nur: 2)

Evliler zina ederse, recmedilir. Peygamber (a.s.) Yahudi ile ilişki kuran Müslüman bir kadına bu cezayı uygulamıştır.

Cezanın nedeni, aileye ve topluma karşı işlenen bir suç oluşudur.

Ergenlik yaşına ulaşmamış kimseye recim uygulanmaz.

Aklı başında olmayanlara uygulanmaz.

Zorla tecavüz de kadına ceza uygulanmaz.

Zina suçu dört şahit ve ikrar ile sabit olursa, ceza uygulanır.

Hayızlı eş ile ilişkiden uzak durulması emredilmiştir. (Bakara: 222)

Bu ilişki haramdır. Çünkü bu bir rahatsızlıktır. Kadının ruhen ve bedenen zarar görmesinden dolayı yasaklanmıştır.

Hayızlı halde iken ilişki günahtır. Affı için çokça tövbe gerekir.

Fıkıhçılara göre ilişki ilk günlerde olmuşsa 4.25 gram altın.

Kanamanın azaldığı zaman olmuş ise 2.15 gram kefaret gerektirir.

Bu ilişkiyi erkeğin zorlaması ile olmuş ise kefareti erkek öder.

İkisinin de isteği olmuş ise ikisi de kefaret öder.

 

BOŞANMADA

Bir erkek dinen birinci ikinci boşamadan dönüp nikah tazeleyebilir. Üçüncü boşanmadan sonra nikah tazeleyemez. Evlilik hayatı yaşayamaz.

Kur’an’da: “Boşanma iki defadır. sonrası ya iyilikle tutmak veya güzelce bırakmak gerekir.” (Bakara: 227) buyrulur.

Evlilik ciddi bir iştir. Nikahın şakası yoktur.

Üç boşanma yapanın tekrar eşiyle evlenebilmesi için kadının başkası ile ciddi bir evlilik yapması ve ondan da boşanması gerekir. Bu evlilik hileli olursa, geçerli değildir. Tekrar evliliğe kadının rızası olursa, evlilik yapılabilir.

 

İDDET

Evliliğinin sona ermesi durumunda, kadının başka bir evlilik yapabilmesi için beklemesi gereken süreye denir.

Burada nesebin karışmasını önleme, tekrar evliliğe dönme fırsatı vermek içindir.

Bekleme süresi kadın hamile değilse, kadın üç hayız süresi bekler. Hayızda düzensizlik olan kadın üç ay bekler.

Kocası ölen ve hamile olmayan kadın ise dört ay on gün bekler.

Kadın hamile ise, bekleme doğum yapıncaya kadardır.

Eğer erkek hoşlandığı kadının halası, teyzesi, kardeşi, yeğeni ile evlenmek isterse, boşandığı kadının iddet suresini doldurmasını bekler. (Bakara: 228,234,240 Talak: 4)

Bu ceza evliliği hafife alan, eşine iyi davranmayan için düşündürücüdür. Şartı:

  • Üç boşanma ayrı ayrı zamanlarda olması,
  • Kadın sahih bir evlilik yapacak,
  • Kocası ile ya boşanma, yada ölüm olayı olacak,
  • Kadın iddetini tamamlamış olacak. İşte ancak o zaman eski kocasıyla kadın razı olursa evlilik olur.

 

ZİHAR KEFARETİ

Araplarda erkek kadın boşanmak isterse “sen benim anam gibisin” “sen bana anamın sırtı gibisin” der boşardı. Bir olay üzerine şu ayet indi:

“Ey iman edenler! siz de eşlerini annelerine benzetip, Zihar yapanlar bilsinler ki. Eşleri onların anıları değildir. Söyledikleri söz boş ve çirkindir. Zihar yapıp sonrada dönmek isteyenler eşlerine yaklaşmadan bir köle azat etmeleri gerekir. Köle azat edemeyen, iki ay ard arda oruç tutsunlar. Bunu da yapmayan 60 fakiri diyorsun. Bu Allah’ın koyduğu sınırıdır…” (mücadele 1-4)

Kefaret, yalan söylemenin ve nikahı hafife almanın cezasıdır.

Erkek “annem gibisin” derken eşinin iyiliğini düşünerek söylediyse bir şey gerekmez boşanmayı kastettiyse bir boşama olmuştur. Eğer ziharı kastettiyse Zihar kefareti gerekir.

Zihar eşini bir erkeğin anasına benzeterek haram kılmasıdır. Sadece anasına değil teyzesine, halasına, baldızına kız kardeşine, kayınvalidesine yani evlenmesi haram olana benzetmesi zihardır.

Allah’ın helal kıldığını haramlaştırmak günahtır

 

LİÂN

Liân, lanetleşme demektir. Eşinin zina ettiğini veya çocuğun kendisine ait olmadığını iddia eden, bunu ispatlayamayan, eşlerin hakim karşısında yemin ve lanetleşmeleri üzerine evliliklerine son verilir.

Nur suresinin 6-9 ayetlerine göre olay şöyle olur:

Koca 4 defa Allah’ı şahit göstererek eşinin zina ettiğini veya çocuğun kendisinden olmadığını söyler. Beşincisinde: “Yalan söylüyorsam, Allah’ın lâneti üzerime olsun” der.

Kadında Allah’ı şahit göstererek eşinin yalan söylediğini söyler ve beşinci defa da kocam doğru söylüyorsa, Allah’ın gazabı üzerime olsun der.” Hakim ayrılmalarına hükmeder.

Bu lanetleşme iki tarafa da ceza uygulanmasını düşürür. Erkek şahit gösterirse, 4 şahit gerekir. (Nur: 4)

Koca sözünden dönerse, iftira cezası olarak 80 değnek vurulur. Lanetleşme ile ayrılan eşler bir daha evlenemezler.

Sonuç olarak Müslüman dinini, dini konuları bilmekle mükelleftir. Ben bilmiyordum veya böyle biliyordum demek sorumluluktan kurtarmaz. Müslüman bilecektir, bilerek yaşayacaktır, bilerek yapılan bir amel ile bilmeyerek veya yanlış bilerek yapılan amel bir olmaz.

 


Bu yazıyı 260 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.