Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) İle İlgili Neleri Yanlış Yapıyoruz?

Cenab-ı Allah insanları uyarsın, önderlik, rehberlik yapsın, bilmediklerini öğretsin ve kurtuluş yolunu göstersin diye Peygamber göndermiştir.

İnsan nasıl ense tıraşını kendisi yapamazsa, dini konuları da kendi kendine çözemez. Onun için her inanan, Peygambere inanmaya ve uymaya muhtaçtır.

Müslüman Kur’an’da adları geçen bütün Peygamberlerin Peygamberliğine inanmakla yükümlüdür.

*              *              *

Peygamberlere iman konusunda bazı yapılan hataları zikredelim:

Başlangıçta Peygamberimizin Peygamberliğine pek az insan inandı. Bugün de bazı tereddütleri olanlar oluyor.

Peygamberimizin geleceği müjdelenmişti ve biliniyordu. İbrahim Peygamberin duası vardı. Hatta Âdem Peygamberden gelen haberler vardı. İsa Peygamber müjdelemişti. (Saf:6) + (A’raf:157). Ayrıca Tevrat’ta, İncil’de Peygamberimizin geleceği bildirilmişti.

Peygamberimiz doğunca dedesi: “Umarım gökte hak, yerde halk O’nu övecektir.” Rahip Nestûra: “Bu çocuk Peygamberlerin sonuncusudur,” diyordu. Annesi son sözlerinde: “İnsanların en hayırlısını bırakıyorum” diyerek gözlerini kapamıştır.

*              *              *

        Son günlerde bir kesim “Kutlu doğum neyin nesi? Nereden çıktı?” derken bir kesim de Hıristiyanlar gibi doğum günü kutlamaktadır.

        Öncelikle “Kutlu Doğum Haftası” bugünlerde çıkmış değildir. 1989 yılından itibaren büyük bir coşku ile kutlanmaktadır. Peygamber (as) 20 Nisan doğumludur. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından kutlanmaktadır.

Bir yanlışlık da; milli bayramımız olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramına alternatif kutlama olarak göstermeler olmaktadır. Bu tamamen yanlıştır. Daha fazla yanlışlığa neden olmaması için Kutlu Doğum etkinlikleri 14-20 Nisan tarihlerine alınmıştır. Buna rağmen yanlışlığı sürdürenler vardır.

Kutlu Doğum kutlamaları ile ilgili bir hususu ifade etmek istiyorum: Kutlamalar bir salona sığdırılmamalıdır. Tanıtımlar bir hafta boyunca sürmelidir. Solup atılan güller yerine kitaplar dağıtılmalıdır.

Kutlamalar, Hıristiyanların İsa Peygamberin doğumunu kutladıkları gibi taşkınlıklarla, sokaklarda, meydanlarda yapılmamalıdır. Eğlenceye dönüştürülmemelidir. Peygamberin doğumu böyle kutlanmaz. Başlangıçta Hıristiyanlarda böyle kutlamaya başladı. Sonra iş çığırından çıkıp rezalete dönüştü.   

*              *              *

        Allah sevgisi ile beraber Peygamber sevgisinin olamayacağını iddia edenler oluyor. “İkisi bir arada olmaz, Peygamberi sevmek şirktir” demeye kadar gidenler oluyor.

Kur’an’da Cenab-ı Allah birçok ayette Peygamberi sevmeyi, ona uymayı emrediyor:

  • “Peygamber; müminlere kendi canlarından daha yakındır.” (Azhab:6)

Ashabı O’nun yoluna canları dâhil her şeylerini feda etmiştir. Savaşta Peygambere atılan oka, savrulan kılıca kendileri hedef olmuştur. “Anam babam sana feda olsun Ya Resulallah” demişler, her emrine boyun eğmişlerdir.

O’nun remzi olan gülden dolayı çocuklara gül ve gül geçen isimler vermek günümüze kadar uzanmıştır. O’nun adını duyup da irkilmeyen, salavat getirmeyen Müslüman çok azdır.

Müslüman’ı Peygamber sevgisinden uzaklaştırmak, “Muhammed kadar İsa’ya da saygı duyarım”, “İsa’da hak Peygamber, biraz da ona uyalım” demek misyoner mantığıdır.

Bu konuda Peygamberimiz şöyle buyuruyor:

  • “Nimetleri ile sizi beslediği için Allah’ı sevin. Beni de Allah için sevin.” (Buhari, Fezail:4492)
  • “Bana ancak mü’min muhabbet eder, münafık buğz eder.” (Seçme Hadisler: 106/58)
  • “Rab olarak Allah’ı, Peygamber olarak Muhammed’i seçip beğendim diyen kimse cenneti hak etmiştir.” (Nesei Cihad:18)

Bir gün bir bedevi sorar:

  • “Kıyamet ne zaman?” Ona:
  • “Kıyamet için ne hazırladın?” Oda:
  • “Pek bir şeyim yok ama Allah’ı ve Resulünü çok seviyorum. Cevabını verir.” Peygamber (as): “Kişi sevdiği ile beraberdir,” buyurur. (Buhari Edep:96)

*              *              *

        Muhammed (as)’a “Peygamber” diyoruz. “Peygamberimiz” diyoruz. Sünnetine pek önem vermiyoruz. Hatta terk etmekte sakınca görmüyoruz.

        Peygamberin sünneti dinde Kur’an’dan sonra ikinci kaynaktır. Sünnet olmasaydı Kur’an’ı anlayamazdık, İslam’ı yaşayamazdık.

Sünnete uymanın sevap olmadığını söyleyenler oluyor. Sünnete uymak Allah’ın emridir. Kur’an’da 60 kadar ayet Peygambere uymayı emreder. Peygamberimizin şefaat etmediği kimse cennete giremeyecektir. Allah: “Peygamber size ne getirdiyse alın,” diyor. (Haşr:7) “Peygambere baş kaldıranı cehenneme sokarız.” (Nisa:14) buyuruyor. “Peygambere itaat etmeyenin ameli boşa çıkar” diyor. (Muhammed:33)

Peygamberimiz (sav) kendiliğinden konuşmamıştır. “O’nun bildirdikleri vahiyden başka bir şey değildir.” (Necim:4)

Sünnet ayrı Kur’an ayrı değildir. “Bize sadece Kur’an yeter” demek misyoner ifadesidir. Kur’an’da: “Peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisa:80) buyrulur.

Bir hadiste: “Sünneti terk ederseniz sapıttınız gitti demektir.” (Müslim, Mesacit:257) buyrulur. Ayrıca Peygamber (as)’ın emir koyma yetkisi vardır. Şöyle buyurur: “Benim haram kıldığım; tıpkı Allah’ın haram kıldığı gibidir.” (Tirmizi İlim:60)

*              *              *

        Peygamber (as)’a salâvat getirip, selam göndermekten çekiniliyor.

        Peygambere salavat getirmeyi Kur’an’da Allah emrediyor: “O’na çok salavat getirin, selam verin.” (Ahzap:56) buyruluyor.

Peygamberimiz de: “Şefaatimi hak etmek isteyen, çok salavat getirsin.” (R.Salihin:1427) buyurur.

*              *              *

        Peygamber (as)’ın adı anılınca, adı duyulunca salavat getirmek vaciptir.

Dünyada bize ayakta durmayı öğreten, ne yaptıysa bizim için yapan, Allah Resulüne tam bir teslimiyetle teslim olmamız gerekir.

*              *              *

        Peygamber (as)’a yalan uyduranlar oluyor.

        Peygamber (as) bizim için rahmet olarak gönderilmiş bir Peygamberdir. Kendisine yalan uyduranlar için şöyle demiştir:

  • “Benim hakkımda yalan söyleyen, yalan uyduran cehenneme girer.” (Buhari, ilim:39)
  • “Bile bile bana yalan isnat eden, cehennemde yerini hazırlasın.” (Ebu Davut, İlim:4)

Peygambere edebe uygun olmayan söz söylemek, dil uzatmak, iftira etmek, küçük düşürücü söz söylemek, “O Arapların Peygamberi” demek bize yakışmaz.

Peygamberimiz bir gün: “İstemeyenler hariç bütün ümmetim cennete girer” deyince “Kim istemez Ya Resulallah!” dediler. “Kim bana itaat ederse cennete girer, kim de asi olursa, cennete girmeyi istememiş demektir,” buyurur. (Hadis Ans:12/436)

Peygambere karşı çıkan, taş atarak yuhalayan Ebu Leheb için Cenab-ı Allah Tebbet Suresini indirmiş: “Ebu Leheb’in iki eli kurusun” demiştir.

*              *              *

        Peygamber (as)’ın şefaatini ummamak talihsizliktir.

        Diğer Peygamberlerden farklı olarak; Peygamberimize ümmetine şefaat etme hakkı verilmiştir. Şefaate layık olanlara ve Peygamberin şefaatini umanlara şefaat edecek Allah’ın izniyle kurtuluşunu sağlayacaktır.

“Muhanete muhtaç etme” yi “Muhammed’e muhtaç etme” diyen zavallılar oluyor. Hâlbuki insanın kurtulması için Muhammed’e ihtiyacı vardır. O şefaat etmeden kimse cennete girmeyecektir.

Bakara:255, Enbiya:28, Taha:109, Tevbe:128. Ayetlere göre Peygamberimiz şefaat edecektir.

Allah’ın bildirdiğine göre Muhammed (as) ümmetine çok düşkündür. Şöyle buyurur: “And olsun size içinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki; sizin sıkıntıya uğramanız O’na çok ağır gelir. O size çok düşkündür. Müminlere karşı çok şefkatlidir. Merhametlidir.” (Tevbe:128)

Peygamber (as) bu şefaat olayını şöyle anlatır:

  • “Rabbim beni ümmetimin yarısının sorgusuz cennete girmesi veya şefaat arasında serbest bıraktı. Ben şefaati seçtim.” (Ramuz el-Ehadis:123/2)

Unutulmamalıdır ki; şefaat ummamak, şefaatten mahrum kalmaya neden olacaktır.

*              *              *

        Peygamber (as)’ın son Peygamber olduğunu kabul etmeme hatasına düşenler oluyor.

        Peygamberliğin gördüğü itibar nedeniyle Peygamberimizden sonra yalancı Peygamberler ortaya çıkmıştır. “Bana vahiy geliyor, nebiyim, resulüm” diyenler ortaya çıkmıştır. Bunun en önemli nedeni; şeytanın tuzağına düşmüş olmalarıdır.

Peygamberimiz kendisinden sonra bir Peygamber gelmeyeceğini haber vermiştir. (Müslim, İman:44)

Kur’an’da da: “Muhammed Allah’ın resulü ve Peygamberlerin sonuncusudur.” (Azhab:40) buyrulur.

Hasta ruhlu bazı insanların iddiaları şeytanın ona yaldızlı sözler fısıldamasıdır. (Nahl:68)

Böyle insanların ortaya çıkacağını Peygamberimiz haber vermiştir: “Peygamber olduğunu iddia eden 30’a yakın yalancı Deccal çıkmadıkça kıyamet kopmaz.” (Tirmizi, Rüya:2) buyurmuştur.

*              *              *

        Bize Kur’an yeter diyerek hadise itibar etmeyen ve bir kısım hadislerin uydurma olduğunu söyleyenler oluyor.

        Evvela Kur’an bize yetmez. Hadisler Kur’an’ın anlaşılması için başvurulacak kaynaktır. Mesela; Kur’an’da namazı nasıl kılacağımız var mı? Onu hadislerden öğreniriz.

Peygamberimiz hadis okumayı, yazmayı, başkalarına ulaştırmayı ve ezberlemeyi teşvik etmiştir.

Bazı hadislerin uydurma veya zayıf gibi ifadelerle hadise karşı şüphe sokma, güveni azaltma veya Peygamberden uzaklaştırmayı hedefleyenler oluyor. Bu hadisi devreden çıkarma, Kur’an’ı anlaşılmaz hale getirme oyunudur. Bu daha çok din düşmanlarının ve misyonerlerin işine gelir.

Eğer bir hadisin kaynağı bilinen altı hadis kitabından ise şüpheye gerek yoktur. Çünkü hadisler kılı kırk yararak, şahitlendirerek büyük bir titizlikle toplanmıştır. İmam-ı Buhari günlerce yolculuktan sonra boş avucu ile atını tutmaya çalışan adamdan “Bu adama güvenilmez” diyerek hadisi almaktan vazgeçmiştir.

Bir de Peygamber (as): “Kim bile bile bana yalan nispet ederse, ateşteki yerini hazırlasın.” (Tirmizi, Fiten: 70) buyurması daha dikkatli olunmasına sebep olmuştur.

Peygamberimizin sözleri her zaman geçerlidir ve uygulanabilir niteliktedir.

*              *              *

Peygamber (as)’ın evliliğini dile dolayanlar, O’nun yanlış yaptığını ifade ediyorlar.

Çok evlilik İslam’ın veya Peygamberimizin icadı değildir. İslam çok ve sınırsız evliliği sınırlandırmıştır. Bu konuyu en çok önüne gelenle düşüp kalkan, metres hayatı yaşayanlar konuşuyor.

Çok evlilik İslam’dan önce bütün dünyada sınırsız bir şekilde mevcuttur. Dinlerin hepsinde de yaşanmaktadır.

İslam dini sınırsız evliliği 4 ile sınırlandırmıştır. Bu 4 kadınla evlenin demek de değildir. Bazı özel hallerde izindir. Bu izinle, adalet ve eşit muamele şartını getirmiştir.

İslam’da anormal şartların dışında esas olan tek evliliktir. Allah: “Ne yaparsanız yapın, adaleti sağlayamazsınız; onun için tek kadınla yetinin” buyuyor.

Peygamber (as) şehvetine düşkün biri değildir. Öyle olsaydı 25 yaşına kadar bekâr yaşamazdı. 53 yaşına kadar da tek Hz. Hatice ile evli kalmazdır.

Peygamber (as)’ın evliliklerinde teklif karşı taraftan gelmiş, himaye ve sığınma söz konusu olmuştur. Koca ihtiyacı olmayan ihtiyar kadının nikahlı gitme arzusu, siyasi sebep, Müslümanların himayesi gibi sebepler ağır basmıştır.

Hz. Aişe (ra) ile evliliğin aslı şudur:

Hz. Aişe önce putperest bir ailenin oğlu ile nişanlanıp ayrılmıştır. Demek ki evlenecek yaştadır.

Mevlana Şibli, Asr-ı Saadet isimli eserinde (cilt 2/997) Hz. Aişe’nin Peygamber (as) ile evlendiğinde 18 yaşında oluğunu kaydeder.

Kardeşi Hz. Esma’nın doğum tarihini esas alanlarda Hz. Aişe’nin yaşının evlendiğinde 18 olduğunu söylerler.

Kısacası konuyu bilmeden ulu orta konuşmak doğru değildir. Eğer uygunsuz bir şey olsaydı İslam düşmanlarının, Peygamberi sevmeyenlerin ağızlarına sakız olurdu.


Bu yazıyı 870 kişi okudu.

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here