Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)’in Tıbbı

     A – TIBB-I NEBEVÎ

     Peygamber (as) ın hayatı boyunca sağlık ve hastalıklar konusunda yaptığı tavsiyelere ve tedavide yaptığı, yapın dediği uygulamalara Tıbb-ı Nebevî denir.

Tıp tarihinde peygamber (as)ın tavsiyelerinin ve uygulamalarının büyük önemi vardır. Bu konuda da peygamber (as) örnek olmuş, tıp uzmanları O’ndan büyük ölçüde istifade etmişler ve hayranlıklarını gizleyememişlerdir.

Bu hayranlığın sebebi ve Tıbb-ı Nebevînin isabetli oluşunun sebebi, vahye dayalı oluşundandır.

Her şeyin bir başlangıcı vardır. Tıbbın da temelini İslâm’ın yüce peygamberi atmıştır.

Peygamber (as), devrindeki yanlış inanç ve uygulamaları düzeltmiş ve yeni yeni uygulamalar ortaya koymuştur. Kendisine başvuran hastalara tavsiyelerde bulunmuş, onların anlayabileceği şekilde yol göstermiştir.

Başka konularda olduğu gibi yanlış bilen veya hiçbir şey bilmeyen insanlara çok önemli hayati sağlık bilgileri öğretmiştir. Yanlış uygulamaları, zararlı tedavi yollarını yasaklamıştır.

Peygamber (as)ın sağlık ve tedavi ile ilgili söz ve uygulamalarının 1400 küsur yıl önce olması düşündürücüdür. Meselâ; hastalığın bulaşmasından, mikroptan, karantinadan tedavi olmak gerektiğinden, her derdin mutlaka dermanı olduğundan ilk bahseden, perhiz uygulayan, ilk perhizden bahseden İslâm peygamberidir. Bazı hastalara bitkilerden ilaç yapan Haris bin Kelede’yi tavsiye etmiştir. Hastalara yaylalara gitmesini tavsiye etmiştir. Ateşli hastalıklarda soğuk suyu önermiştir. Sağlıklı bir hayat için kurallar ortaya koymuştur.

İnsan sağlığının korunması için her zaman dikkat ve itina göstermiş, diğer insanların da göstermesini istemiştir. Bu konuda mantıklı yollar önermiştir. Uygulanan yanlışlıklara da karşı koymuştur.

Peygamber (as) fırça, mendil, havlu ve tarak gibi herkesin ayrı özel eşyasının olması gerektiğini bildirmiştir. Böylece Tıbb-ı Nebevîyi ortaya koymuştur. Ayrıca; O’na: “Sallü alâ tabibi Kulu binâ Muhammed = (Kalplerin tabibi) denilmektedir.

Tıbb-ı Nebevî, tıp dünyasına ufuk açmış ve çok önemli bilgiler sunmuştur. O’nun ortaya koyduğu sağlık ve temizlik kuralları, tavsiye ettiği tedavi yolları modern tıbba ışık tutmuştur.

Peygamber (as) ın bu konuda çok hassas davrandığını da kaydetmek gerekir. Bilgili olanların doktorluk yapmasını tavsiye etmiştir. Uzman olmayanların vereceği zararı gidermesi gerektiğini belirtmiştir.

Bir hadislerinde şöyle buyurur:

– “Kim bilgisi olmadığı halde hekimlik yapmaya kalkışırsa, sebep olacağı zararı öder.” (İbni Mace, Tıp:16)

Şöyle bir olay geçmiştir. “Sa’d bin Ebi Vakkas hastalanmıştır. Peygamber Efendimiz ziyaretine gider, Sa’di yatakta yatar görünce ona ve yakınlarına şöyle demiştir:

     – Haris b.Kerde’yi çağırın. O, iyi bir hekimdir, Sad’ı tedavi etsin.” (Ebu Davut, Tıb:12)

Buradan şunu anlıyoruz ki, Allah Rasulü (sav) bilgisiz insanların tedaviye kalkışmalarını istemediği gibi ehil olanların tedavi etmesini istemiştir.

 

B – PEYGAMBER (AS) DAN ÖNCE ve SONRA TIP

     Peygamber (as) dan önce Araplar’da tedavi için çok yanlış ve gülünç yöntemlere baş vuruluyordu. Bundan da insanlar çok zarar görüyor ve iyileşeceği yerde derdi artıyordu.

Araplarda hastalıkların sebebi kötü ruhlardı. Bunun için tedavi, sihirbazlara ve büyücülere kalmıştı. Hastaların iyileşmesi için tılsımlar yapılırdı. Hasta, ne tür hasta olursa olsun tılsım yapılır ve dağlanırdı.

Diğer yandan büyü ile sihir ile tapınaklarda kurban sunmakla tedavi yoluna gidilirdi. Hastalar iyileşmeleri için putlara yalvarırlardı.

Kemiklerden medet beklenirdi. Araplar, üzerlerinde hasta olma-maları veya iyileşmeleri ve korunmaları için hayvan kemikleri taşırlardı.

 

*                 *               *

 

Prof Dr. Asaf Ataseven şöyle diyor:

Araplar, beraberinde bir tavşan kemiği taşıdıkları takdirde hasta-lıklardan korunacaklarına inanırlardı; yılan sokmuş bir kimseyi zehir vücutta yayılmasın diye uyutmazlar, üzerine ziller takarlardı. Korkmuş bir kadının yüreğinin soğuduğuna inanarak sıcak su içirirlerdi. Çocukların çıkan dişlerini güneşe doğru attıkları takdirde yeni dişlerinin muntazam çıkacağına inanırlardı. Şaşıları değirmen taşına baktırarak tedavi yoluna giderlerdi. Yaraları kızgın demirle dağlarlardı. Vebadan korunmak için merkep gibi anırırlardı. Hastalıkları kahinlere gösterirler, sihir yaparlar, tapınaklarda putlara kurbanlar keserlerdi. Hastaların içine giren şeytanı bu şekilde çıkaracaklarına inanırlardı.” (Diyanet Dergisi, Özel Sayı:4/95)

 

*                 *               *

     Araplar, tedavi için ruh çağırırlar ve hastalıkları kovarlardı. Hastalara kurşun dökerlerdi. Zehirli hayvan sokmalarına karşı zil takarlardı… Daha bunlar gibi bir çok yanlış yollara başvururlardı.

Dünyanın diğer topluluklarında hastalar ve hastalıklar için uygulanan usul bundan pek farklı değildi.

Ölüleri diriltme, körleri iyileştirme mucizesi verilen İsa Peygamber, tıpla ilgili bilgiler vermemiş, korunma ve tedavi ile ilgili uygulamalar ortaya koymamıştı.

İncil’de: “Yıkanmamış eller insanı kirletmez.” (Matta:15/20) denilmekteydi.

Yüzyıllarca kilise, hastalara şeytan musallat olmuş muamelesi yaparak ateşlerde yakmıştır.

“Rahipler beden temizliğini ruh temizliğine aykırı saymış hep vücutlarını yıkamaktan kaçınmış-lardır. Rahip Antoni ömrü boyunca ayaklarını yıkama günahını irtikap etmemiştir. Övgüsünü almıştır.” (Ebul Hasan Ali Nedevi, Müslümanların gerilemesiyle Dünya Neler Kaybetti Sh.135)

 

*                 *               *

 

“16.yyılın ünlü heykelcisi Michelangelo’ya babası yazdığı mektupta: “Yıkanmaktan sakın. Her türlü hastalık sudan gelir. Gerekirse adam tut, kirlerini kazıt. Ama sakın yıkanma.” Demiştir.

Avrupa’da insanlar ancak vaftiz olurken su ile yıkanırlardı. Yıkanmamaktan kaynaklanan kokuyu, ağır kokular sürerek vücut kokularını örtmeye çalışırlardı.” (Hayat Ansiklopedisi, Hamam Maddesi)

 

*                 *               *

     “17.yyıl Avrupa’da temizlik, banyo bilinmiyordu. Vaftiz suyu gitmesin diye yıkanılmazdı.” (Yılmaz Öztüna, Türkiye Tarihi:11/274)

“Avrupa’da temizlik soylular arasında bile bilinmiyordu. Çatal, kaşık bilinmiyor, banyo kullanılmı-yordu. Salgın hastalıklar yaygındı. Yıkanmak kutsal vaftiz suyundan mahrum kalmaktı.” (Age)

 

*                 *               *

 

     “1780’de sokaklardaki pis kokular karşısında yetkililer, Parislilerin evlerde lağım çukuru açmasını, lazımlıkları pencerelerden sokağa dökmemesi kararını aldı.” (Ahmet Gürkan, İslâm Kültürünün Garbı Medenileştirmesi:71)

 

*                 *               *

     19.y.yılın başına kadar Batı’da hastalar lanetli kimseler olarak kabul edilmiş, şeytanla işbirliği yaptığına inanılırdı; yakılır, öldürülür veya zincire vurulurdu.

19.y.yılın yarısına kadar Avrupa’da mendil kullanılmazdı. Sümük atma yarışları yapılırdı. Versay Sarayında tuvalet yoktu…

Hastalar, Hz.Peygamber (as) ile beraber şefkat, merhamet görmüş, hasta ziyareti sevaplı bir iş olarak tavsiye edilmiştir.

Peygamber (as)ın sünnetinde temizlik imanın yarısı kabul edilmiş, her türlü temizlik olmadan ibadet olmaz demiş ve abdest, gusül farz kılınmıştır. Bir şey yiyip içmeden ve yiyip içtikten sonra eller mutlaka yıkanacaktır.

Tıbb-ı Nebevi ışığında İslâm alimleri tıpta büyük buluşlar yapmışlardır. Bunlardan birkaç örnek verelim.

 

*                 *               *

     – İbni Sina: (980 – 1037) Tıbba çok yenilikler getirmiştir. “El-Kanun Fit-Tıp” adlı kitabı İslâm dünyasında ve Avrupa’da tıbbın temelini oluşturmuş, 600 yıl Avrupa üniversitelerinde ders kitabı olarak okutulmuştur.

*                 *               *

     – Razi (864 – 925) Çiçek ve kızamık hastalıklarını keşfetmiş ve bu konuda ilk kitap yazan ilim adamıdır.

 

*                 *               *

 

– Ali bin Abbas (? – 994) Kanser ameliyatı yapmıştır.

 

*                 *               *

 

– Kamber Vesim (? – 1961) Verem mikrobunu bulmuştur.

 

*                 *               *

     – Ali Bin İsa, gözle ilgili kitap yazmış, 19.y.yıl ortalarına kadar ders kitabı olarak okutulmuştur.

 

*                 *               *

 

– İbni Cessâs (? – 1009) Cüzam hastalığının sebep ve tedavilerini göstermiş, ilmi yollarla vebanın bulaşıcı bir hastalık olduğunu ortaya koymuştur.

– Akşemseddin (1389 – 1459) mikroptan gözle görülemeyen küçük canlılar diye bahsetmiş, mikrobu keşfetmiştir. Sirayet (bulaşma) ve kalıtım hakkında bilgiler vermiştir. (Daha geniş bilgi için Prof.Dr.İ. Canan Hadis Ans:10/539-540)

 

C – KUR’AN’DA TIP:

     Cenab-ı Allah, Kur’dan’da zararlı şeyleri yasaklamış, faydalı olan ne varsa onu da emretmiştir.

Kur’an’ın insanın yapıp da fayda sağlayabileceği bir yasağı olmadığı gibi yapıp da zarar göreceği bir emri de yoktur.

Kur’an’ın emir ve yasakları insan yararınadır.

Bugüne kadar Kur’an’ın emrine uyanlar hep sağlıklı hayat yaşamış ve mutlu olmuşlardır. Kur’an’a uymayanlar da zelil olmuştur, mutsuz olmuştur.

Kur’an’dan birkaç örnek verelim:

“Temiz olan şeylerden yeyin; güzel işler yapın.” (Mü’minun:51) Bu ayete göre temiz olan şeyler yenilip içilecektir ki güzel işler yapılsın.

 

*                 *               *

     – “Size, temiz ve iyi şeyler helal kılınmıştır.” (Maida:5) Helalin özelliği temiz olmasıdır. Temiz olmayan şeyler de haram kılınmıştır.

“Ey iman edenler! Size verdi-ğimiz rızıkların temiz olanlarından yeyin. Eğer siz yalnız Allah (cc)a kulluk ediyorsanız O’na şükredin.” (Bakara:172)

 

*                 *               *

     – “Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanların helal ve temiz olanlarından yeyin, şeytanın peşine düşmeyin; zira şeytan sizin açık bir düşmanınızdır.” (Bakara:168)

 

*                 *               *

 

– Oğulları Yakup’a: “Allah’a and olsun ki sen hâlâ Yusuf’u arıyorsun sonunda ya hasta olacaksın ya da büsbütün helak olacaksın” dediler. (Yusuf:85) Bu ayette üzüntünün hastalıklara ve bunalıma neden olacağı bildirilmiştir.

Al-i İmran 49.ayette; göz ve deri hastalıkları,

Nisa:22.ayette; akrabalarla evle-nilmemesi,

Bakara:233.ayette; çocukların mutlaka emzirilmesi,

Bakara:222.ayette; ayhali eşe yaklaşılmaması konularında bilgi ve uyarılar yapılmıştır.

Maida:3.ayette de; leş, kan, domuz eti, boğulmuş, öldürülmüş, ölmüş hayvanlar, vahşi hayvanların öldürdüğü hayvanlar da sağlık açısından haram kılınmıştır.

 

D – PEYGAMBER (AS) VAHİYLE HAREKET ETMİŞTİR.

     Cenab-ı Allah, peygamberimizi insanları uyarması, bilgilendirmesi ve insanları kurtarması için görevlendirmiştir.

Peygamber (as)a emir koyma yetkisi verilmiştir.

     “…O; Peygamber ki onlara iyiliği emreder, onları kötülükten men eder. Onlara temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar…” Araf:157 buyrulmuştur.

Peygamber (as) ın emir ve yasakları ulu orta konmuş emir ve yasaklar değildir. O, ilâhi vahye tabidir. Kendiliğinden konuşma-mıştır.

Allah Rasûlü’nün Cenab-ı Allah’tan aldığı vahiy de Kur’an’dan ibaret değildir.

Bu konuda peygamber (as) şöyle buyurmuştur:

“Bana Kur’an’la beraber çok şey verildi.” (Ebu Davut Sünen:4604)

 

Cenab-ı Allah da: “Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan sakının.” (Haşr:7) diye emretmiştir.

 

*                 *               *

 

Peygamber (as) ın vahye bağlı olarak söylediğini ve vahye göre yaşadığını şu ayetten anlıyoruz:

“Battığı zaman yıldıza and olsun ki arkadaşınız Muhammed sapmadı ve bâtıla inanmadı; O, arzusuna göre konuşmaz. O bildirdikleri vahyedilenden başkası değildir.” (Necm:1-4)

 

*                 *               *

 

“And olsun ki, Rasûlullah sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” (Ahzab:21)

 

*                 *               *

 

“De ki: Ben peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben, sadece bana vahyedilene uyarım. Ben, sadece apaçık bir uyarıcıyım.” (Ahkaf:9)

Bu ayetlerden anlıyoruz ki, Peygamber (as) vahiyle söz söylemiş, vahiyle hareket etmiştir.

 

*                 *               *

 

Ashabtan Ümran bin Husayn şöyle bir itirafta bulunmuştur. “Hz.Peygamber (as) yarayı dağlamayın.” Dedi. “Biz dağladık fakat hastalıktan kurtulamadık.” (Tirmizi Tıp:10)

 

E – PEYGAMBER (AS) NELERİ TAVSİYE ETMİŞTİR?

     Peygamber (as) güçlü, kuvvetli Müslüman istemiş, bunun için de spor yapmayı tavsiye etmiştir. Mesela;

–   Peygamber (as) ünlü pehlivan Rükane İbni Abdiyezid ile güreşmiştir. Bu zat peygamberimize:

–   “Beni yenersen Müslüman olacağım” der.

Peygamber (as) kendine güvenen bu pehlivanla güreşe tutuşmuş ve yenmiştir.

 

*                 *               *

     – Allah (cc) Kur’an’da: “Düşmanlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve atlar hazırlayın.” (En’fal:60) buyurmuştur. Bunun için peygamber (as) ata binmeyi tavsiye etmiştir. At yarışları yapmıştır. Çünkü; Kur’an’da, “Allah binmeniz için atları yarattı.” (Nahl:8) buyrularak ata

binmek tavsiye edilmiştir.

 

Peygamber (as) atıcılığı, ok atmayı tavsiye etmiştir: Enfal Sûresi’nin 60.ayetini açıklarken: “Bilesiniz ki kuvvet atmaktır diye üç defa tekrar etmiştir.” Ebu Davut Cihad:24)

Bir hadislerinde de: “Oklarınızla eğlenmek ve oyalanmaktan geri durmayın.” Buyurmuştur. (Müslim, İmaret:168)

Riyaz üs – Salihın’de geçen bir hadiste ok için şöyle ifade edilmiştir: “Allah, bir ok yüzünden üç kişiyi cennetine koyar. Bunlar; oku yapan, oku atan ve oku atana veren.”

     Bir başka hadislerinde de: “Ok yarışı yapın. Yalın ayak yürüyün.” Buyurmuştur. (Prof.Dr.İ.Canan, Pey-gamber Sünnetinde Terbiye:S.259)

 

*                 *               *

 

     –   Peygamber (as) koşmayı tavsiye etmiştir: Kendisi de koşmuş, yarışmıştır ve şöyle buyurur: “İki hedef arasında koşan kimsenin her adımı için bir hasene vardır.” (Age:259)

 

*                 *               *

 

Peygamber (as) ın bir tavsiyesi de yüzmektir: Çocukları-nıza yüzmeyi öğretin.” (Age:258)

Sağlam bir vücuda sahip olmak için peygamber (as) spor yapmayı, bilhassa güreşmeyi, ata binmeyi, atıcılığı, yüzmeyi ve koşmayı tavsiye etmiştir.

Peygamber (as) ahlâkî olmayan, insanı tembelliğe iten, kulluk ve sosyal görevlerinden alıkoyan, zamanını israf eden insanlar arasına kin ve nefret sokan, oyun ve eğlencelere müsaade etmemiş, aksine onlardan men etmiştir.

 

*                 *               *

     –   “Peygamber (as) sünnet olmayı tavsiye etmiştir: Sünnet olmak, Peygamber (as) ın hayat verici sünnetlerinden biridir. Peygamber (as) çocukların sünnet ettirilmesini emretmiştir.

Bir hadislerinde: “Peygamberlerin âdetlerinden on şeyden biri sünnet olmaktır.” (İbni Mâce Taharet:294) buyurur.

Ebu Hureyra’dan nakledilen bir hadiste de: “Hz.İbrahim’in seksen yaşında sünnet olduğu bildirilmiştir.” (Buhari İsti’zan:51)

Peygamber (as) şöyle buyurur: “Beş şey fıtrattandır:

     – Tırnakları kesmek,

     – Bıyıkları kısaltmak,

     – Etek tıraşı olmak,

     – Koltuk altı kullarını yolmak,

     – Sünnet olmak.”

(B.Hadis Külliyatı:3/5909)

 

*                 *               *

 

 

Sünnet, bazılarının iddia ettiği gibi basit bir operasyon değildir. Bugün sünnetin faydalarını keşfeden yabancı ilim adamları sünnet olmayı tavsiye ediyor ve çocuklarını sünnet ettirmektedir.

“Birleşmiş milletler bünyesindeki Dünya Sağlık Örgütü WHO tarafından yapılan araştırmaya göre, Afrika’da sünnetin yaygınlaştırılması halinde 20 yıl içinde 6 milyon çocuk HİV/AIDS virüsüne yakalanmaktan kurtulacağı açıklanmıştır.

     Ayrıca; Dünya Sağlık Örgütü ile UNAIDS Uzmanları, AIDS hastalığına yol açan HIV virüsünden korunmada sünnet ettirmeyi tavsiye etmiştir. (19.03.2007 – Yeni Şafak)

İlim adamlarına göre sünnet, penis kanseri riskini önler, kansere, frengiye, bel soğukluğuna, rahim kanserine ve AIDS’e karşı özel koruma sağlar.

Alman Prof.Dr.W.Kiessling şöyle bir öneride bulunmuştur: “Sünnet, temizlik için şarttır. Ayrıca penis kanserini önler. Hatta eşinin rahim kanserine bile engel olur. Bence bütün Alman çocuklarını sünnet ettirmeliyiz.” (12.07.1972,Tercüman)

Sünnet olmak mikropların barınmasını önlediği için sağlık açısından gereklidir.

Ahlâki açıdan nefse, şehvete düşkünlüğü azaltır.

Ruhi açıdan da sünnet olmak çocuğa kimlik kazandırır ve ruhen olgunlaştırır.

 

 

Peygamber (as) göz sağlığına çok önem vermiştir: Bu konuda şu tavsiyelerde bulunmuştur:

–   “İsmid (sürme taşı) çekin. O gözü açar ve kirpikleri besler.” (Tirmizi, Libas:23)

 

*                 *               *

 

–   Gözü ağrıyan birisine Hz. Peygamber (as) “Sabur ile tedavi et.” Buyurdu. (Müslin, Hac:89)

 

*                 *               *

 

“Mantar suyu göze şifadır.” (Tirmizi, Tıb:22)

 

*                 *               *

 

– Said İbni Zeyd, Peygamber (as) şöyle buyurdu der: “Mantar, kudret helvası cinsindendir. Suyu göze şifadır.” (Buhari, Tıb:20)

 

*                 *               *

 

“Abdest alırken gözlerinize su içiriniz.” Buyuran Peygamber (as) göz sağlığı için bunun gerekli olduğunu bildirmiştir. Doktorların ifadesine göre, göze sık sık suyun temas etmesi, trohom hastalığına karşı koruyucudur.

Bir İngiliz doktor, gözünden rahatsız olan hastasının Müslüman olduğunu öğrenince şaşırmış: “Günde beş defa abdest alanlarda bu hastalığın olmaması lazım.” Demiştir.

 

*                 *               *

 

Peygamber (as) ağlamayı ve gözden yaş akmasını tavsiye etmiştir. Şöyle buyurur:

– “Bir göz yaşarırsa, Allah o gözü taşıyan bedeni ateşe haram kılar. Yanağına bir damla akarsa, o yüze karanlık ve horluk arız olmaz…” (Ramuz el-Ehadis:371/8)

 

*                 *               *

     – “Gözlerinden Allah korkusundan sinek başı kadar yaş çıkan hiçbir kul yoktur ki, o yaşlar yüzüne aksın da onun yüzüne ebeden ateş dokunsun.” (Age:386/1)

Peygamber (as) Sih Merri’ye “Kur’an oku!” der. Kur’an okunur. Peygamber (as): “Hani göz yaşların?” demiş ve şöyle buyurmuştur: “Kur’an okurken ağlayın. Ağlayamazsanız ağlar gibi yapın.” (Bak: İsra:109)

 

*                 *               *

 

Psikolog Dr.Ulrich Beer: “Yerinde ağla, çok yaşa.” Demiştir.

Göz yaşı eksikliği, kuru göz hastalığına neden olur. Görme zayıflar, körlüğe kadar gidebilir. Çünkü ağlama esnasında vücudun ağrılarını gideren Leuzin Enkophalin denilen bir madde salgılanır. Ayrıca vücutta zarar veren prolaktin denilen madde ancak gözyaşı ile vücuttan atılır.

Opr.Dr.Erol Demir: “Göz yaşı kapakla gözün saydam tabakası arasındaki kayganlığı ve ikisi arasındaki hareketi kolaylaştırır. Kimyevi maddeler ihtiva eden gözyaşı, gözün beslenmesinin yanı sıra, zararlı mikroplara karşı da anti bakteriyel maddeler üretir.” Der.

 

*                 *               *

 

Ağlamanın göze faydaları çoktur. Doç.Dr.Kuddusi Erkılıç: “Gözün sağlıklı olarak görevini yerine getirebilmesi için göz yaşı vazgeçilmez bir unsurdur. Göz yaşı; göz yaşı bezi ve göz yaşı hücreleri tarafından üretilir. Göz yaşı gözü temizler ve hücrelerin yenilenmesini sağlar. Ayrıca göz yaşı, göze giren yabancı maddelerin dışa atılmasını sağlar. Kuru göz hastalığını önlemek için zaman zaman ağlamak göz sağlığı için faydalıdır.”  (27.11.2002 – Vakit) demiştir.

 

Sevinçten veya üzüntüden dolayı ağlamanın başta depresyonu önlemek üzere insan için bir çok olumlu etkilerinin olduğu ilim adamları tarafından açıklanmıştır.  Fransız psikiyatris Patrick Lemoine: “Ağlamak, depresyona iyi gelir.” Demiştir.

Ağlamak, insanın boşalmasına, korku, kin ve nefret duygularının yatışıp rahatlamasına neden olur.

Opr.Dr.Aydın Yıldırım: “Göz yaşı, görme kalitesini arttırır. İçerdiği doğal antibiyotiklerle gözün enfeksiyonlardan korunmasını sağlar. Göz yaşı olmazsa kur göz problemine yol açar.” Demiştir. (Yeni Şafak:22.08.2007)

 

*                 *               *

 

Peygamber (as) anne sütünü ve süt içmeyi tavsiye etmiştir: Çocuğun emzirilmesi, annenin de babanın da görevidir. (Bak: Bakara: 233)

Peygamber (as): “Süt şifadır.” Buyurmuştur. (Ramuz el-Ehadis: 249/13)

 

*                 *               *

 

Başka bir hadislerinde de: “İnsan yediğinden ibarettir. Süt, karakteri değiştirir.” Buyurarak sağlıklı ve iyi huylu kimselerin emzirmesini istemiştir. Çünkü süt ile beraber hastalığın geçtiği ve huyun geçtiği tespit edilmiştir.

 

*                 *               *

 

Uzmanlara göre anne sütü ilâhi bir mucizedir. Süt besleyicidir, besin kaynağıdır, şifa kaynağıdır. Çocuğun gelişmesi ve büyümesi ile beraber çocuğun ihtiyacına göre sütün özelliği değişir. Süt, bir çeşit aşıdır. Sütün çocuk açısından sindirim problemi yoktur. Anne sütü ağrıyı keser, ayrıca tedavi edici özelliği de vardır. Süt emen çocukların biberonla beslenen çocuklara göre kan alınırken, iğne vurulurken daha az acı çektiği tesbit edilmiştir. Uzmanlara göre anne sütü, içerdiği kimyasal sebebiyle doğal ağrı kesicidir.

Süt emilmesi, anne için de faydalıdır. Çocuk emdikçe ağrılar, kanamalar asgariye iner, stres azalır. Emzirme, kanser riskini de azaltır. Anneyi rahatlatır.

Anne sütü ile beslenen çocuklarda süt zeka gelişmesini sağlar. Ayrıca; anne sütü, bebek ölümlerini azaltır. Çocuğun ruhi gelişmesini sağlar.

İskoçya’da Glasgow Kraliyet Çocuk Hastanesinde 32.000 çocuk üzerinde yapılan araştırmayı yürüten ekibin başkanı Dr.John Reilly, “Bulgularımız, anne sütü ile beslenmenin, çocukta görünen şişmanlık riskini azalttığını gösteriyor” diye özetliyor görüşlerini. Anne sütü, çocuklarda şişmanlığı önlemekle, ileri yaşlardaki şişmanlığı da ciddi ölçüde engel oluyor. Zira, yapılan araştırmalar, şişman çocukların ileriki yaşlarda da şişman olmaya ve şeker hastalığı ile kalp hastalıkları başta olmak üzere aşırı kiloyla ilgili hastalıklara yakalanmaya eğilimli olduklarını gösteriyor.

 

*                 *               *

 

Sağlıklı yatış biçimi olma-dığından yüz aşağı yatmamayı tavsiye etmiştir.

Ebu Zer (ra) şöyle anlatır:

“Ben yüzü koyun yatıyordum. Peygamber (as) ayağının ucu ile dürtüp ‘Bu yatış yanlış. Cehennem ehlinin yatışıdır.’ Buyurdu.” Der. (Prof.Dr.İ.Canan, Hadis Ans:1123)

Kalbin üzerine yatışın ve yüz aşağı yatmanın insanı yorduğu ve sağlık açısından uygun olmadığı bildirilmiştir.

 

*                 *               *

     Peygamber (as) çörek otunu tavsiye etmiştir. Şöyle buyurur:

     – “Bu kara taneyi (çörek otunu) kullanın. Zira onda ölümün dışında her şeye şifa vardır.” (Buhari, Tıp:121)

–   “Çörek otu, ölümden başka her derde devadır. Birçok hastalığa şifadır.” (Buhari, Tıp:14)

 

*                 *               *

 

Çörek otu faydalı bir tohumdur. Unutkanlığa karşı şifadır.

Kanser hastalığına yakalanan bir kardeşimiz. “Peygamberim bunu tavsiye ediyorsa, bu şifadır diyorsa” deyip çörekotu ile doktorunu şaşırtan bir şekilde iyileşmiştir.

Elinde siğil olan birine Peygamber (as) şunu tavsiye etmiştir: “Çörek otunu döv, sirke ve bal ile karıştır üzerine sür.”

 

*                 *               *

 

Peygamber (as) ın tavsiyele-rinden biri de kuru üzüm ve hurmadır. Şöyle buyurur:

Hz.Said (ra) Peygamber (as) şöyle dedi der:

“Kuru üzüm ne güzel bir yiyecektir. Sinirleri yatıştırır, gazabı giderir. Ağız kokusunu güzelleştirir. Balgamı keser. Sinirleri güçlendirir. Yorgunluğu giderir ve benzi düzeltir.” (Ramuz el-Ehadis:318/11 + 452/8) buyurduğunu nakleder.

 

*                 *               *

 

     Hurma için de şöyle buyurur:

     “Kim her sabah acve denilen hurmadan yedi adet yerse, ona o gün zehir ve sihir zarar vermez.” (Buhari, Tıp:52)

 

 

*                 *               *

 

Allah Rasulünün tavsiyelerin-den biri de zeytin yağıdır.

     Zeyd İbni Erkam: “Allah Rasulü (sav) zeytin yağını bize tavsiye etti.” Der. (Tirmizi Tıp:25)

Bir hadislerinde şöyle tavsiye etmiştir:

“Zeytin yağı yeyin ve sürünün. O, mübarek bir ağacın meyvesidir.” (İbni Mace, Et’ime:34)

Zeytin yağını limonla karıştırıp ağrıyan yere sürüldüğü zaman şifa olacağı söylenir.

 

*                 *               *

     Peygamber (as)ın tavsiyele-rinden biri de baldır. Şöyle demiştir:

–   “Hastalarınıza bal şerbeti içiriniz.” (Buhari, Tıp:4)

– “İshal olanlara bal şerbeti içiriniz.” (Buhari Tıp:24)

Balın yaraları iyileştirdiğine dair bir doktorun ifadesi şöyledir:

Evinde tamir yaptığı sırada elektrik çarpması sonucu ayaklarındaki varisleri patlayarak, açık yara haline gelen 77 yaşındaki Tursun Bay, uygulanan ballı bant tedavisiyle sağlığına kavuştu. Bay’ın tedavisini yapan İzmir Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Opr.Dr. Mustafa Karaçelik, kaza sırasında elektriğin hastanın vücudundan yere temas eden ayaklarından çıktığını bu sırada varisleri  patlatarak yara haline getirdiğini belirtti. Dr.Karaçelik, 2002 yılından bu yana kaçak yapan damarları endoskopik yöntemle bağlayarak, yara ve varis tedavisi yaptıklarını, normal pansumanla toparlanmayan yaraları ise Bay’da kullandıkları gibi ballı bantlarla iyileştirdiklerini kaydetti.

     Ameliyat yapmadıkları hastaların tedavilerinde de balı kullandıklarını ifade eden Dr.Karaçelik, “Bal yara tedavisinde yüzyıllar önce de kullanılıyormuş. Bal, doğal bir mikrop öldürücü ve yara toplayıcı. İçinde bulunan dezenfektan madde, özellikle yarayı derleyip toparlıyor, enfeksiyonu kurutuyor. Ballı tedaviden oldukça iyi sonuçlar alıyoruz” dedi. Vatandaşın kemiğine kadar inen yarayı ballı bantlar sayesinde birkaç ay içinde iyileştirdiklerine dikkati çeken Dr. Karaçelik, “Hastanız yaşlı olduğu için normalde yaralar geç kapanır ama bu tedavi yöntemiyle çok kısa sürede toparlandı” diye konuştu. (13.06.2007, Yenişafak)

Cenab-ı Allah da Nahl Sûresi’nin 68. – 69. ayetlerinde balın şifa olduğunu belirtmiştir.

Peygamber (as)ın birkaç tavsiyesi de şöyledir:

–   “Sirke ne güzel katıktır.” (Müslin, Eşribe:167)

 

*                 *               *

     –   “Sinamiki (kimyon) şifadır. (Ramuz el-Ehadis:259/10)

 

*                 *               *

 

– Ateşli hastalıklarda soğuk su ile duş almayı ve baygınlıklarda ve sıcaktan dolayı baş ağrısın da soğuk duş almayı tavsiye etmiştir.

 

*                 *               *

     – “Nar şurubu içiniz. Narı daneleri birbirinden ayıran yerleri ile beraber yeyiniz. Zira nar, mideyi temizler.” (Müsned:5/382)

 

Sonuç olarak Peygamber (as)’ın tavsiylerinden bazıları şunlardır:

–    Güreş, ata binmek, ok atmak, koşmak ve yüzmek,

–    Sünnet olmak, tırnak kesmek, fazla kılları tıraş etmek,

–    İsmid, sabur, mantar suyu kullanmak,

– Gözlerin su ile yıkanması ve ağlamak,

–    Anne sütü ve çocuğun emzirilmesi,

– Çörekotu, kuru üzüm, hurma, zeytin yağı, bal,

–    Kan aldırmak,

–    Az yemek yemek,

 

     Allah Rasûlü (sav) şunları da yasaklamıştır:

–    Alkol ve alkollü içecekler,

–    Domuz,

–    Kan,

–    Leş, boğulan hayvan,

–    Köpek artığı,

–    Vahşi hayvan eti, sütü,

–    Diri hayvandan koparılan et parçası,

–    Çok yemek yemek


Bu yazıyı 8.229 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here