Peygamberimizin Yolu – Sünnetler

A.     SÜNNET NEDİR?

 

Sünnet, sözlükte iyi huy, iyi ahlak ve yol demektir. Dinde sünnet, Hz. peygamber (as) dan nakledilen, peygamber (as) ın sözü, işi ve susmalarıdır.

Sünnet, Fiili, Kavli ve takriridiye üçe ayrılır:

a)     Müekket sünnet: Devamlı yaptığı ve nadiren terk ettiği sünnettir.

b)    Gayri müekket sünnet: Çok defa yapıp, bazen de yapmadığı sünnete gayri müekket sünnet denir.

Peygamber efendimizin sünnetine “Hadis” de denir.

Hadis, haber manasına gelir.

Peygamber (as) ın ağzından çıkan her kelimeyi müslümanlar ezberlemiş, yazmış ve başkalarına naklederek sahip çıkmıştır. Unutulmaması içinde peygamber (as) söylediği önemli şeyleri üç defa tekrarlamış ve tane tane söylemiştir. Peygamberinden bir şey duyan, onu mutlaka başkalarına nakleder ve o söylenileni yapmaya çalışırdı.

 

a)     Hadisler nasıl tespit edilmiştir?

 

Peygamber (as) ın ağzından çıkan her söz, kılı kırk yararak tespit edilmiştir. Bugün kaynak gösterilmeden hadis diye ortaya atılan sözler, hadislere gölge düşürmemelidir. İslam’a ve sünnete saldırı için bahane olmamalıdır.

Hadislerin toplanmasındaki müslümanların gösterdikleri titizliği anlatması bakımından bilinen bir olayı nakletmek isterim: Günlerce yolculuktan sonra İmam-ı Buhari, kendisinde bir hadis olduğu söylenen birini bulur. Fakat o anda adam, kaçan atını yakalayabilmek için boş avucunu uzatıp hayvanı yakalamaya çalışmaktadır. O anda İmam-ı Buhari geri döner. Neden hadisi almadığını soranlara şöyle der: “Bu adam avucunda bir şey olmadığı halde, varmış gibi yaparak hayvanı aldatmaya çalışıyor. Bu adamın sözüne güvenilmez, ola ki bana da yalan söyler.” demiştir.

Hadisler toplanırken; şahitlerinde eksiklik olan ve nakledileni güvenilmeyen hadisler alınmamıştır. Akıl ve Kur’an ölçülerine uymayan hadis alınmamıştır.

Şunu özellikle belirtelim ki, Hz. peygamber (as) ilahî vahye göre konuşmuştur. “Bana kitap ile beraber onun kadar daha vahyedildi.” buyurmuştur. Cenab-ı Allah da: “O kendiliğinden konuşmaz” buyurur.

Yalan uyduranlar içinde peygamber (as) ın şöyle bir uyarısı vardır:

– “Kim bile bile bana yalan nisbet ederse, ateşteki yerini hazırlasın.”   (Tirmizi, Fiten: 70)

Hadis, Kur’an’dan sonra ikinci kaynaktır. En güzel söz, Allah’ın kitabıdır. En güzel yol, Muhammed’in yoludur.

Kur’an ve sünnet sevgili peygamberimizin iki emanetidir. Şöyle buyurur:

– “Size uyduğunuz takdirde benden sonra asla sapıtmayacağınız iki şey bırakıyorum; Allah’ın kitabı Kur’an ve sünnetim.”   (Tirmizi, Menakıp: 77)

 

b)     Sünnetin önemi:

 

Allah Rasûlü (sav) örnektir, rehberdir. O’na itibar edilmezse, din anlaşılmaz. Dini anlamak ve yaşamak için hayatı sünnete göre şekillendirmek gerekir.

Dinde sünnete uymayana itibar edilmez. Çünkü sünnete uymamak hem Allah’a hem de Rasûlüne isyandır.

Kur’an’a uyduğumuz gibi sünnete de uymak zorundayız. Sünnete uymak Allah’ın emridir.

Sünnete uyma konusunda peygamber (as) şöyle buyuruyor:

– “Kim Allah’ın kitabına uyarsa, dünyada asla şaşırmaz. Ahirette de bedbaht olmaz.” Sonra şu ayeti okudu: “Benim yoluma uyan, ne sapar ne de bedbaht olur.”   (Taha: 12)  (Büyük Hadis Külliyatı: 1/44)

– “Kim benim sünnetimi yaşatırsa, beni sevmiş olur. Kim de beni severse benimle beraber olur.”   (Age: 1/45)

– “Ümmetimin fesadı zamanında kim sünnetime sarılırsa, şehit sevabı alır.”   (Age: 1/45)

– “Öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda şu üç şeyden daha değerli bir şey olmayacaktır:

  1. Helal para,
  2. Samimi arkadaş,
  3. Kendisiyle amel edilecek bir sünnet.”   (Age: 1/45)

Sünnet, hayatı Kur’an’a göre yaşamaktır. Çünkü sünnet, Kur’an’ı açıklayıcıdır. Eğer bunu böyle anlamazsak, sünnetin kapsamını daraltmış oluruz,

Bir hadislerinde de Allah Rasûlü (sav) şöyle buyurur:

– “Sünnet hududunda yapılan az amel, bid’at dairesinde yapılan çok amelden hayırlıdır.”   (Ramuz El-Ehadis: 319/13)

– “Sünnetime azı dişinizle sımsıkı yapışır gibi yapışınız.”   (Ebu Davut, sünnet: 5)

– “Sünnetimi beğenmeyen benden değildir.”   (Buhari, Nikah: 1)

– “Kim benim sünnetimden yüz çevirirse, o benim yolumu terk etmiştir. Benden (ümmetimden) değildir.”   (Buhari, Nikah: 1)

 

c)     Sünnet ayrı Kur’an ayrı değildir

 

İslam dört kaynaktan oluşur. Birinci kaynak Kur’an, ikinci kaynak sünnettir. Sünnet Kur’an’ın açıklayıcısı durumundadır. Sünnet olmadan Kur’an’ı anlayamayız.

Sünnet ayrı Kur’an ayrı değildir. Nasıl kanunlar, anayasadan ayrı kabul edilemezse, sünnetde Kur’an’dan ayrı kabul edilemez.

Peygamber (as): “Bana itaat eden muhakkak cennete girer. Bana isyan eden ise muhakkak başkaldırmış, serkeşlik etmiş olur.”   (Buhari, İtisam: 2)  buyurur.

Cenab-ı Allah’ta:

– “Allah’ı ve peygamberini inkâr eden, Allah’la peygamberin arasını ayırmak isteyen, “Bir kısmına inanır, bir kısmını inkâr ederiz” diyerek ikisi arasında bir yol tutmak isteyenler, işte onlar gerçekten kafir olanlardır.”   (Nisa: 150-151)

– “Doğru yol kendisine apaçık bildirildikten sonra başka yola uyan kimseyi cehenneme sokarız.”   (Nisa: 115)  buyurmuştur.

Hz. peygamberi görevinden azletme yetkisi kimsede yoktur. “Kur’an müslümanlığı” sözü misyonerlerin tuzağıdır. Müslümanları peygamber (as) dan ve sünnetinden koparmak isteyenlerin tuzağıdır.

Kur’an’dan birkaç ayet şöyledir:

– “Peygambere itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.”   (Nisa: 80)

– “Ancak Allah’a ve peygambere itaat eden kurtulur.”   (Ahzab: 71)

– “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah’ta sizi sevsin, günahlarınızı bağışlasın.”   (Al-i İmran: 31)

Peygamber (as) da şöyle demiştir:

– “Kim bana itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim bana isyan ederse, muhakkak ki Allah’a isyan etmiş olur.”   (İ. Canan, Hadis Ans: 16/5988)

Bugün sünneti bir tarafa bırakırsak, İslâm’ı nasıl yaşarız? Kur’an’daki emirleri nasıl yerine getiririz? Mesela Kur’an “Namaz kıl” diyor. Ne zaman, nasıl, ne kadar kılarız? Bu tür bilgileri ancak sünnette buluruz.

Bir de her bilgi Kur’an’da olmaz. Demek ki İslâm’ı yaşamak için Kur’an yeterli değil. “Kur’an bize yeter” diyenler samimi değildir. Ayrıca Kur’an’a bağlı kimselerde değildir.

Dinin kaynağının Kur’an olduğu görüşüyle sünneti hafife alanlar çıkmıştır. Nitekim İmran b. Husayn’ın bulunduğu bir mecliste adamın biri: “Bana Kur’an’da bulunmayan şeylerden bahsetmeyin.” deyince O: “Sen ahmak mısın be adam? Öğle namazının dört rekat farzını Kur’an’da bulabilir misin?” diye çıkışmıştır. Allah Rasûlü: “Beni nasıl namaz kılıyor görüyorsanız öyle namaz kılın!”   (Buhari, Ezan: 18)  buyurarak sünnet uygulamasına dikkat çekmiştir.

– “Bize Kur’an yeter.” diyenler, “Hiçbir şeyi eksik bırakmadık.”   (nahl: 89)

ayetini, delil gösteriyorlar. Evet Kur’an’da her şey var ama özü var. İzahı gerekir. Bir de vahiy sadece Kur’an’dan ibaret değil ki, “sünnete gerek yok” densin. Bu ayet, “Dünyayı dengede tutan hiçbir şeyi eksik bırakmadık” anlamındadır.

– Sadece meâl okuyanlar, kasıtlı öyle kelimeler kullanıyorlar ki, meseleyi yanlış yere çekiyorlar. Kısacası:

– Kimse Kur’an’ı, işine geldiği gibi açıklayamaz, yorum getiremez, bana göre diyemez. O zaman herkese göre din olur, dinî hayat olur ki, istenilen de bu olsa gerek.

Peygamber (as): “Sünneti terk ederseniz, sapıttınız gitti, demektir.” buyurur.   (Müslim, Mesacid: 257)

İbn-i Mesud (ra): “Hz. peygamberin sünnetini terk ederseniz, İslamî emirlerden tek tek vaz geçe geçe Allah korusun bir gün küfre girersiniz.” demiştir.

Kur’an’da: “Ey iman edenler! Allah’a ve peygambere itaat edin, işlerinizi boşa çıkarmayın.” uyarısı yapılmıştır.   (Muhammed Sûresi: 33)

Bir ayette de: “Peygamberin emrine aykırı hareket edenler, başlarına bir belâ inmekten, yahut kendilerine acıklı bir azap istemekten sakınsınlar.” buyurmuştur.   (Nûr Sûresi: 63)

Sünneti devreden çıkaranlar için peygamber (as) şöyle demiştir: “Bir topluluk gelir sünneti öldürürler ve dinin temizliğini bozacak şeyler sokarlar Allah’ın, meleklerin ve bütün lânet edicilerin lâneti onların üzerine olsun.”   (Ramuz el-Ehadis: 507/5)

Sünnete takılan tavır, aslında Kur’an’a karşı takınılan tavırdır. Bu sünnete karşı olmayı İslâm’la bağdaştırmak mümkün değildir.

Yeni müslüman olmuş bir grup Hz. Ömer’e gelir:

– “Biz namaz kılacaktık, Kur’an’a baktık bulamadık.” der.

Hz. Ömer (ra) şöyle der:

– “Biz dini Allah Rasûlünden duyduğumuz ve gördüğümüz gibi anlarız ve yaşarız.” der. Peygamberden gördüğü namazı onlara anlatır. Onlar:

– “Şimdi oldu.” der, ayrılırlar.

Bugünleri âdeta gören peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur:

– “Her amelin bir coşkusu, her coşkununda bir gevşemesi vardır. Kimin coşkusu sünnetimden yana olursa, o mutlaka kurtulmuştur. Kiminde istek ve arzusu, rağbeti sünnet dışına yönelik olursa, o helak olmuştur.”   (Tirmizi, Kıyamet: 21)

– “Benim emrettiğim veya yasakladığım bir konu kendisine iletildiğinde, sakın sizden birinizi koltuğuna yaslanmış olarak: “Biz onu bunu bilmeyiz. Allah’ın kitabında ne görürsek ona uyarız, o kadar” dediğini duymayayım.”   (Tirmizi, İlim: 10)

 

d)     Allah Rasûlü’nün emir koyma yetkisi vardır:

 

Allah Rasûlü şöyle demiştir:

– “Benim haram kıldığım, tıpkı Allah’ın haram kıldığı gibidir.”   (Tirmizi, İlim: 60)

Kur’an’da da:

– “Peygamber size neyi emrederse onu alın, sizi neden men ederse ondan kaçının.”   (Haşr: 7)

– “O peygamber, iyiliği emreder, kötülüğü yasaklar. Temiz olan şeyleri helal kılar, temiz olmayan şeyleri haram kılar.”   (A’raf: 157)

– “Onlar verdiğin hükme rıza göstermedikçe iman etmiş sayılmazlar.”   (Nisa: 65)  buyrularak, peygamber (as) ın emir ve yasak koyma yetkisinin olduğu bildirilmiştir.

Namaz konusunda peygamber (as): “Beni nasıl namaz kılar görürseniz öyle namaz kılınız” demiştir.

Sünnetle sabit haramlar ve helaller vardır:

– Yırtıcı ve köpek dişli hayvanların, eşeğin etinin haram oluşu gibi…

– Kısas ve recm cezalarındaki uygulamalar,

– Kafirin müslümana mirasçı olamayacağı,

– Varise vasiyetin olmayacağı,

– Katilin öldürdüğüne mirasçı olamayacağı gibi.

Bunlar birkaç örnektir. Allah Rasûlü’nün haram kıldığı Allah’ın haram kıldığı gibidir. Kur’an’da şöyle buyrulur:

– “Allah Rasûlü’nün haram kıldığını haram saymayanla savaşın.”   (Tevbe :29)

– “Allah ve Rasûlü hüküm verdiği zaman, inanan erkek ve kadın için, kendi işlerinden dolayı Allah ve Rasûlü’nün hükmüne aykırı olanı seçme hakkı yoktur. Kim Allah ve Rasûlü’ne isyan ederse, muhakkak ki açıkça sapıklık içindedir.”   (Ahzab: 36)

 

e)     Bir müslümanın sünneti doya doya yaşaması gerekir:

 

“İnandım” diyenin inancını yaşamaması ve peygamberine uymaması olmaz. Sünnet, müslümanın bütün hayatını kapsamalıdır. Sünnete ters düşen her şeyden uzak durmalıdır.

Müslüman bir iş yapacağı zaman; peygamberim nasıl yaptı veya nasıl yapın dedi demeli ona göre yapmalıdır. Eğer bir şeyi sünnete uygun yapmadıysa, o işi bırakıp sünnete uygun olanı yapmalıdır. Tuvalete sağ ayakla girdiyse, “peygamberim böyle yapmadı” deyip çıkarak tekrar sol ayakla girmelidir.

Her konuda Allah Rasûlü’nün sünnetini canlı tutmalı içten yaşamalıyız.

Bakın peygamber (as) şöyle diyor:

– “Kim sünnetimi canlı tutarsa, beni seviyor demektir. Beni kim severse, cennette benimle beraber olur.”   (Tirmizi, İlim: 16)

Hiçbir sünnet, hiçbir hadis hafife alınmamalıdır. Sünnet bellenmeli, hadisler ezberlenmeli, başkalarına aktarılmalı ve herbir sünnete hayatta yer verilmelidir.

Muhammed (as) ın adını duyunca; derlenip toparlanıyoruz, O’na salevat getiriyoruz ama arkası gelmiyor.

Peygamber (as) ile ilgili ilâhi veya konuşma dinliyoruz, heyecanlanıyoruz, biraz sonra o heyecan devam etmiyor.

Doğum günü kutlamalarında, kutlu doğum haftalarında çok duygulanıyoruz, diğer günler, geceler ve haftalar heyecan bitiveriyor.

Nasıl olmalı? O Allah’ın sevgilisi her dakika, her saat ve ömür boyu bizimle olmalı, biz O’nunla olmalıyız. Çünkü sevgi yalan değilse, kişi sevdiği ile beraberdir.

Allah sünnetinden ve şefaatinden ayırmasın.


Bu yazıyı 2.047 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here