Sahabenin Dilinden Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) Yaşadığı Hayat

Peygamberler, insanlığın kurtarıcılarıdır. Her Peygamber insanlığın önünü açmış, karanlıklara ışık olmuştur.

En son Cenab-ı Allah bizim Peygamberimizi âlemlere  rahmet ve insanlığa önder olarak göndermiştir.

Cehaletin zifiri karanlığında dünyaya teşrif eden Efendimiz, ortaçağ karanlıklarını aydınlatan bir güneş olmuştur.

İbrahim (as) şöyle dua etmişti :

“Ey Rabbım ! neslimize kendilerinden bir Peygamber gönder ki, onlara âyetlerini okusun, kitabı öğretsin, onları temizlesin.” (Bakara :28-129)

Bu dua kabul oldu. Allah Muhammed (as)’ı gönderdi.

Hilkatin en cazibeli , en güneşli bir gecesi !

Bu gecede doğacaktır,doğanların en yücesi!

Dağlar,taşlar,ağaçlar,hep dikildiler selâm için !

Salatü selâm getirmeye koyuldular için için !

Yerde,gökte beklenilen doğmayan hiç dengi eşi !

Doğdu böyle bir gecede,Yaratanın tek Güneşi !

(M.Asım KÖKSAL)

Değil insanlara yalnız- ey çağ-

Müjdeler hem yere, hem eşyaya ;

Ki Muhammed gelecek dünyaya !

Feri sönmekte olan bir feneri,

Vermiş Allah karâr ihyâya,

Muhammed gelecek dünyaya.

Sözde kalmış ulu deryalığını,

Tekrar öğretmek için dünyaya,

Bir Muhammed gelecek dünyaya !

Desin ölüler :”Biz erken göçtük…”

Gıbtalar nurlanacak ahyâya,

Ki Muhammed gelecek dünyaya !

(Arif Nihat  ASYA)

 

Resûl-i Zîşân Efendimizin şâiri Hassan bin Sabit (ra) , bu kutlu ve mübarek hâdiseyi şöyle anlatıyordu :

“O sıralarda 7-8 yaşlarındaydım. Resûl-i Ekrem Efendimizin dünyaya geldiği gecenin sabahında, Yahudilerden biri, “Kalkın ! “ diye bağırarak koşuyordu. “Ahmed’in yıldızı bu gece doğdu. Ahmed dünyaya geldi.” diyordu. (İmam Kastalânî rh., Mevâhibü’l – Ledûniyye, 1/22)

İlk İslâm tarihçilerinden ve hadis âlimlerinden İbn-i Sâ’d (rh), bu hadiseyi şöyle nak- letmektedir :

“Mekke’de oturan bir Yahudi vardı. Resûlüllah (SAV)’ın dünyaya geldiği gecenin sabahı Kureyşlilere koşarak :

Bu gece kabilenizden bir erkek çocuk doğdu mu ? diye sordu.

Kureyşliler :

Bilmiyoruz, deyince şöyle devam etti.

Hemen gidip soruşturun. Bu ümmetin Peygamberi bu gece doğdu. Sırtında bir mühür olmalı.

Kureyşliler, Abdullah’ın o gece bir oğlu olduğunu ve sırtında da bir işaret bulunduğunu öğrenerek kendisine haber verdiler. Yahudi, yeni doğan bebeği ve sırtındaki peygamberlik mührünü gördüğünde, aklını kaybetmişcesine şöyle haykırdı:

Peygamberlik, İsrailoğulları’ndan gitti. Kureyşlilere öyle bir devlet gelecek ki, haberi doğudan batıya kadar ulaşacaktır.” (İbn-i Sa’d rh. Tabakat : 1/162-3)

Evet öyle oldu. O’nun adı doğudan batıya ulaştı.Çağları aştı.

Peygamber (as), ahlâkın, faziletin sultanı idi. Âlemlerin efendisi, insanlığın hayırlısı, en şereflisi idi.

Allah Rasûlünün rehberliği, önderliği ve O’na gelen vahiy kıyamete kadar geçerlidir.

Peygamberimize mesajları almadan, O’na uymadan dünyada, ahirette de kurtuluş olmaz.

Cahiliye insanı ne ile ve nasıl kurtulduysa bugünün  insanı da aynı şekilde ve aynı yolla kurtulacaktır.

Gelelim Ashabının dilinden Allah Rasûlü nasıldı, nasıl yaşadı, neler yaptı ve ne gibi mesajlar verdi, bunu görelim.

Allah Rasûlü, insanlığın kurtuluşuna vesile olmuştur. Annesi Amine, son anlarında şunları söylemiştir.Allah Rasûlü, 6 yaşındadır.O’nu koklar, bağrına basar ve göz yaşları arasında :”Hiçbir şeye üzülmüyorum ; insanlığa hayırlı bir evlât bırakıyo- rum.”demiştir.

Evet O, hayırlılar hayırlısı oldu.

Son zamanlarda Peygambere, İslâm’a cephe alanlar, puta tapanların bile yapmadığı saygısızlığı yapmaktadır. Bunlara en güzel cevabı Kur’an veriyor :

“O, kendi arzusuna göre konuşmaz.” (Necm:3)

“O, sizin için en güzel bir örnektir.”(Ahzab :21)

“Verdiğin hükme rıza göstermedikçe, iman etmiş sayılmazlar.” (Nisâ :65)

“Hayat verici davetlerine uyun.” (Enfal :24)

Görülüyorki  Kur’an , Peygambere uymayı emretmektedir. O’na uymayan imansız gider.

Allah Rasûlünün ashabı ile arası çok iyiydi. Onlar Peygamberi çok iyi anlamışlardı. Peygamberde onlarla çok iyi anlaşmıştı.

Bir gün Resûl-i Ekrem Efendimiz yüzyılların ötesinden bizleri hatırladı ve :

“Kardeşlerimle karşılaşıp görüşmeyi çok istiyorum.”buyurdu. Yanındaki sahâbîleri belki de içleri burkularak :

“Yâ Resûlallah ! Senin kardeşlerin biz değil miyiz ?” diye sordular. İşte o zaman  kâinatın biricik gülü, dünyanın hiçbir hazinesiyle ölçülemeyecek olan şu iltifatı ile bizleri ihyâ etti :

“Hayır. Siz benim ashâbımsınız.Benim kardeşlerim, bana beni görmeden iman edenlerdir.” (Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned, III, 155)

Hz. Aişe (ra) anlatıyor :

Bir gün Resûlullah (sa)’in yanına bir adam geldi ve :

“Ey Allah’ın Elçisi, ben seni canımdan çok seviyorum.Seni oğlumdan da fazla seviyorum. Bazen evde otururken aklıma sen geliyorsun.O zaman ev bana dar geliyor.Hemen kalkıp yanına gelerek mübarek yüzüne bakmakla ferahlıyorum. Seni görmesem canım çıkacakmış gibi oluyor. Fakat beni bir şey düşündürüyor. Yarın ikimizde öleceğiz. Sen cennete girince diğer peygamber- lerle beraber olacaksın.Ben ise daha aşağı mertebede olacağım için seni bir daha görmemekten korkuyorum.”dedi. Hz. Peygamber ona herhangi bir cevap vermedi. Adam ayrılıp gitti. Daha sonra Nisâ Sûresi’ndeki :

“Kim Allah’a ve Rasûlüne itaat ederse, işte onlar Allah’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu Peygamberler, Sıddıklar,şehidler ve Salihlerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır ! ” (Nisâ :69)

mealindeki âyet nazil oldu.Bunun üzerine Resûlullah (sa) o adamı çağırdı ve kendisine bu âyeti okudu.

İnsanlık gül Muhammed’e aşıktır.Gül sevgisi, gül adının çokluğu bundandır.

Gül, goncagül, yazgülü,gülendam, gülşah, birgül,gülbeyaz, güldane, güldalı, gülcemal, nurgül, gülnur, gülnihal, şengül, ayşegül, gülpembe…

Anadolumuzu adeta bir gül bahçesine çeviren bu isimler, edebiyat tarihçisi Nihat Sami Banarlı hocanın dikkatini çeker.Adı Güldalı olan bir kadına sorar :

Sizin oralarda gül bahçeleri çok olmalı. Evlerinizin bahçelerinde çok mu çiçek yetiştiriyor-sunuz ?

Hayır efendi, bizim oralarda çiçek bahçesi ne gezer. Biz toprağı “tarla” diye kullanırız.

Peki, gül’e hasret duyduğunuz için mi kızlarınıza böyle güzel adlar koyuyorsunuz ?

Hayır bey, bizim hasret duyduğumuz başkadır.Gül sevgili Peygamberimizin remzidir. (sembolüdür) Onun için biz bu ismi kullanırız.

Banarlı hoca hatırasını kaydederken şu notu düşmekten kendini alamaz :

Türk köylüsünün irfanı, modern mektebin yaz boz tahtası haline getirdiği hedefsiz eğitimle bile bozulmamıştır.

Dünyada ilk sıra Peygamber (as)’ındır. O’nu herkes takdir etmiştir.Her geçen günde O’na olan ilgi ve hayranlık artmaktadır.

Geçen bir gazete haberi şöyleydi :

“Brüksel’de “Muhammed” ismi birinci : Brüksel’de 2002 yılında dünyaya gelen erkek çocuklara verilen isimler arasında “Muhammed” isminin birinci sırada yer aldığı ifade edildi.” (02.01.2003-Yeni Asya)

           

Bu bölümdeki hadisler Ramuz el-Ehadis adlı kitabın ikinci cildinden alınmıştır.

            Sahabenin dilinden Muhammed (as) :

           

Sayfa  519 :

            – “Allah Rasûlü beyaz ,güzel ve ağır başlı idi.”

“Gözleri siyah,kirpikleri sık ve uzun idi.”

“Hem yüz ,hem de ahlâkça halkın en güzeli idi.”

“Omuzları arası geniş, yüz etleri hafif idi. Saçlarının siyahı kuvvetli, gümüş parçası gibi görülürdü. Gülünce mübarek ağızlarından nur parlardı.”

“Yürürken hafif öne meyilli yürürdü.”

“Hayâ bakımından bakire kızdan daha hayâlı idi.”

“Ön dişleri seyrekti.Konuşurken dişleri ara- sından nur çıkıyor gibi gözükürdü.”

“Sırtında nübüvvet mührü kabarık bir et parçası gibiydi.”

“Mübarek sakalı gayet güzeldi.”

*       *       *

            Sayfa 520 :

            – Boyca ne uzun ne de kısa idi.

Mübarek saçları uzadığında kulak yumuşağı hizasında saçları gür idi.

İri yapılı, azametli idi. Dişleri seyrek, güzeldi.

Vücudu gümüş parlaklığında idi.

Biriyle karşılaşınca ilk selâmı O verirdi.

*       *       *

            Sayfa 521 :

Konuşurken tane tane söyler, acele etmezdi.

Kelimeleri çok iyi seçer, dinleyen herkes O’nu anlardı.

Renklerden en çok yeşili severdi.

Ahlâksızlıklar içinde en çok yalandan nefret ederdi.

İbadetin devamlı olanını severdi.

İçeceklerden en çok sütü severdi.

Şerbetlerden en çok bal şerbetini severdi.

Ayların içinde en ziyade Şaban Ayında oruç tutmayı severdi.

*       *       *

            Sayfa 522 :

            – Açıkta ihtiyaç gidereceği zaman bir tümsek arkasına geçer veya ağaçlık yere giderdi.

Kendisine bir hasta geldiğinde veya bir hastaya gittiğinde şöyle derdi : “Ey İnsanların Rabbı ! Zararı gider. Şifâ ihsan et. Şifâ veren ancak sensin. Senin şifândan başka şifâ yoktur. Hiçbir hastalık bırakmayacak şifâ ihsan et.”diye dua ederdi.

Moral bozacak şey söylemezdi.

Mü’minlerin annesi Hz. Aişe (ra) anlatıyor :

“Resûlüllah (SAV) sohbetine gelip giden birini göremez olmuştu.

Filanı niçin göremiyorum ? diye sordu.

O hasta, dediler.

Kalkınız onu ziyaret edelim, buyurdu.

Yanına girdiklerinde o (zât) ağladı.

Bunun üzerine Resûlüllah (SAV) ona şöyle buyurdu :

Ağlama ! Cebrail Aleyhisselâm bana, humma hastalığının ümmetimin cehennem hissesinden olduğunu haber verdi.” der,  bazı hastalıkların günahlara keffaret  olduğunu ifade etmiştir.

Biri kapıyı çaldığında tam kapının karşısın- da durmaz ya sağda veya solda kanat arkasında durur. “Esselâmü Aleyküm” derdi.

 Vardığı yerde çok oturmazdı.

 Pay dağıtırken, evliye 2 pay, bekâra 1 pay verirdi.

Yanındakilerden hoşlanmadığı bir isim olursa değiştirirdi.

Hoşlanmadıkları bir şeyle karşılaşınca : “Elhamdülillahi alâ küllihalin” (Yani,her durumda hamd Allah’a mahsustur)derdi.

Kendisine bir şey getirildiğinde sorardı :”Bu hediye mi ? Sadaka mı ?”  “Sadaka” denirse kendisi yemez, Ashabına “siz yiyin” derdi. ”Hediyedir” denirse, O da ashabı ile beraber yerdi.

  Bir yemek getirildiğinde önünden yerdi.

Turfanda bir şey getirildiğinde yemeden gözlerine ve dudaklarına koyar :”Ya Rabbi ! Bize evvelini gösterdiğin gibi sonunu da göster.”der, sonra onu yesinler diye çocuklara verirdi.Kendisi daha sonra yerdi.

*       *       *

Sayfa 523 :

“Yattıklarında sağ ellerini sağ yanağının altına koyardı.” Yattığında Allah’ın adını anardı. “Allah’ım günahlarımı bağışla, şeytanı benden uzaklaştır.”derdi. Kâfirun Sûresi’ni okurdu.

Serbest bir yerde küçük abdest yapmak istediklerinde önce toprağı kabartırlardı.

*       *       *

           

Sayfa 524 :

            – Cünüpken uyumak istediklerinde, taharetlenir ve namaz abdesti alırlardı.

Cünüpken yemek içmek istediklerinde, ellerini ağzını yıkar, sonra da yer içerlerdi.

Bir sefere gitmek istediklerinde gideceği yeri gizlerlerdi.

Bir yeni elbise giydiğinde Allah’a şükreder, Rabbım beni sen giydirdin.Onun hayrını senden niyaz ederim. Onun şerrinden ve onunla yapılan şeyin şerrinden sana sığınırım.”derdi.

(Şerri  ne olur ? Gurur olur, namazdan, hizmetten alıkor.Elbise gurur elbisesi olur, insanı günaha sokar.)

*       *       *

        Sayfa 525 :

“Rahatsızlık hissettiği zaman Felâk ve Nâs Sûreleri’ni okur, ellerine üfler ve vücuduna sürerdi.”

Rahatsızlıklarında çörek otu alır, bal şerbeti içerdi.”

Başından rahatsız olana “Kan aldır” der, ayağından rahatsız olana “ayağına kına koy” derdi.

Haramla necasetle tedavi yapmamış, önermemiştir.Haramdan dua olmaz, demiştir.

*       *       *

            Sayfa 526 :

            – Birinin yalan söylediğine vakıf olursa, o tevbe  edinceye kadar kendisine yüz vermezdi.

*       *       *

Sayfa 527 :

Yemek yediğinde önünden yer. Bir şey yiyip içtiklerinde Allah’a şükrederlerdi.

Namazdan sonra üç defa “Estağfirullah” derlerdi.

Güneş, ay tutulduğunda açılıncaya kadar dua ederdi.

*       *       *

 

Sayfa 528 :

Ashabından birine bir görev verdiği zaman: “Kolaylaştır, güçleştirme, müjdele, nefret ettirme” derdi.

Birini bir yere gönderdiğinde “Sözünü kısa tut” derdi.

Kalabalıkta birine bir mesaj vereceğinde “falan” demez, isim belirtmez :”bazıları şöyle şöyle yapıyor” derdi.

Bazı sözleri iyi anlaşılması için 3 defa tekrar ederdi.

            Rasûli Ekrem (SAV) kendi hesabına üç şeyden sakınırdı :

1-Tartışma ve çekişmeye girmekten.

2-Gereğinden fazla söz söylemekten.

3-Kendisini ilgilendirmeyen işlerle uğraş-  maktan.

            Başkaları adına da üç şeyden sakınırdı :

            1-Herhangi bir kimseyi tenkid etmekten.

2-Herhangi bir kimseye hakarette bulunmaktan.

3-Başkalarının sırlarını öğrenmeye çalış- maktan.

           

Peygamberimizin (SAV) İkna Metodu Çok Etkiliydi:

Ümâme bin Bâhilî şöyle anlatıyor :

“Bir genç Peygamberimiz (SAV)’e geldi :

Ya Rasûlellah ! Zinâ etmeme izin verir misin ? dedi. Cemâat ona dönerek :

“Sus, sus !” diyerek susturmaya çalıştılar. Peygamberimiz :

“Yaklaş” buyurdu. Genç yaklaşıp Peygamberimize yakın oturdu. Peygamberimiz (SAV) :

“Annenin zinâ etmesi hoşuna gider mi ?” buyurdu. Genç :

            – “Allah beni sana fedâ kılsın ! Hayır vallahi hoşuma gitmez”dedi. Peygamberimiz (SAV) :

“İnsanlar da anneleri için, zinâyı hoş görmez.”buyurdu. Peygamberimiz (SAV) :

“Kızının zinâ etmesi hoşuna gider mi ?” diye sordu.

“Hayır. Allah(c.c.) beni, sana fedâ kılsın ! Vallahi hoşuma gitmez”dedi.Peygamberimiz (SAV):

“İnsanlarda kızlarının zinâ etmesini istemezler.” buyurdu ve tekrar sordu :

(Pekiyi) kız kardeşinin zinâ etmesini ister misin ?” Genç :

“Hayır. Allah(c.c.) beni, sana fedâ kılsın ! Vallahi istemem”dedi.Peygamberimiz (SAV):

“İnsanlarda kız kardeşlerinin zinâ etmesini istemezler” buyurdu. Peygamberimiz sormaya devam ettiler ve :

“Halanın zinâ etmesini ister misin ?” buyurdu. Genç:

“Hayır. Allah(c.c.) beni, sana fedâ kılsın ! Vallahi istemem”dedi.Peygamberimiz (as) :

“İnsanlar da halalarının zinâ etmesini istemezler.”buyurdu.Ve tekrar sordu :

“Zinâyı teyzen için hoş görür müsün ?” Genç :

“Allah(c.c.) beni, sana fedâ kılsın ! Vallahi hoş görmem”dedi.Peygamberimiz (SAV):

“İnsanlarda teyzelerinin zinâ etmesini hoş karşılamazlar. “ buyurdu ve elini gencin üzerine (omzuna) koyarak :

“Allah’ım ! Bu gencin günahını affeyle, kalbini temizle, namusunu koru.”diye dua ettiler.

Teheccüt kıldığında her iki rekatta selâm verirdi.

Abdest aldığında yüzüğünü hareket ettirir- di.

*       *       *

            Sayfa 529 :

            – Abdest aldıklarında (kerahat vakti değilse) iki rekat namaz kılarlardı.

Namaz kıldırırken Fatiha bitince ön saftakilerin işitebileceği şekilde “Âmin” derdi.

Yeni elbise giydiğinde Allah’a hamd eder- ler, iki rekat namaz kılar ve çıkardığını da ihtiyacı olan birine verirdi.

Kendilerine gülme geldiğinde elleriyle ağızlarını kapatırlardı.

Sevinç verici bir olay olduğunda Allah’a şükreder ve secdeye kapanırlardı.

Bir toplantıdan kalkmak istediklerinde on beş defa “Estağfirullah” derlerdi. (Gıybet edilmiş, boş söz söylenmiş olabilir ihtimalinden dolayı af dilerdi.)

Oturdukları zaman elleriyle dizlerini tutardı.

Bir şey kendilerini sıktığında namaza dururlardı.

Can sıkacak şey karşısında abdest alırlar- dı.

*       *       *

Sayfa 530 :

Ateşli hastalıklarda bir kırba suyu başından döker yıkanırlardı.

Abdest bozmaktan çıktıklarında, “Gufraneke” (Bizi mağfiret et) derlerdi.Ve ilave eder. “Beni eza veren şeylerden kurtaran Allah’a hamd olsun”derdi.

Evden çıktıklarında,

“Euzubillehimineşşeytanirracim Lahavle velâ kuvvete illâ billâh” derdi.Bir iş yaparken bir şeyle karşılaşınca hep Allah’a sığınır ve dua ederdi.

*       *       *

Sayfa 531 :

Evinde insanların en yumuşağı, en kerimi, en güler yüzlüsü ve mütebessimi olanı idi.

Helâya girdiğinde yüzüğünü çıkarırlardı.

Helâya girecekleri zaman “ Yâ zelcelâl” der ve “Necasetin kirliliğinden, şeytanın şerrinden sana sığınırım Rabbım.”derdi.

*       *       *

Sayfa 532 :

Mescide girdiği zaman şöyle dua ederdi : ”Lânetlenmiş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım.” Allah Rasûlü şöyle buyurdu :”İnsan böyle dediğinde şeytan da şöyle der :”Günün kalan kısmında da bu kimse benden korundu.”

Çarşıya girerken şöyle dua ederlerdi : ”Bismillahirrahmanirrahim Allah’ım bu çarşının ve çarşıda bulunanların hayrını ve hayırlısını senden dilerim.Burada bulunanların şerrinden de sana sığınırım ; yalan ve yeminle karşılaşmaktan, kaybıma sebep olacak hile ile karşılaşmaktan sana sığınırım.”

Kabristana girdiklerinde selâm verir ve dua ederlerdi.

Hasta ziyaretine gittiğinde “Senin için za- rarlı bir durum yok,İnşallah yakında iyileşirsin” derdi. (moral verirdi)

Başkasını ilgilendirmeyen şeylerle onun başını ağrıtmazdı.

*       *       *

Sayfa 533 :

Yağmur yağdığını görünce :”Allah’ım,bunu faydalı yağmur kıl.”diye dua eder, herşeyin hayırlısını dilerdi.

Hilâli gördüklerinde :”Allah’ım ,onu hayır ve bereket ayı kıl.”der ayrıca “Ya Rabbi bu ayın hayrını , bereketini dilerim.Bu ayın zararlarından sana sığınırım” diye dua ederdi.

*       *       *

Sayfa 535 :

Secde ettiklerinde beyazı görünecek şekilde koltuklarını açık tutarlardı.

Secdede alınları açık bulunurdu.

Gök gürültüsü ve yıldırım sesi duyduklarında :”Ya Rabbi ! Bizi gazabınla öldürme,bizi azabınla karşılama, bizleri affet.”diye dua ederdi.

*       *       *

Sayfa 536 :

Bir şey içtiklerinde üç nefeste içerlerdi.Ve : “Bu daha âfiyetli, hazmı daha kolay ve dertten uzak olmak için daha uygundur.”derlerdi. İçtikten sonra Allah’a şükreder, hamd ederdi.

Bir şey içerken üç yudumda içer, her yudumda besmele çeker ve sonunda şükrederdi.

Cenazeye katılsa sukût ederdi, hüzünlü olurdu.

*       *       *

Sayfa 537 :

Şiddetli rüzgarda şöyle dua ederlerdi : Bu rüzgarın hayrını, getirdiklerin hayrını senden isterim. Ya Rabbi bunun şerrinden , bunun getirdiklerinin şerrinden sana sığınırım.

Aksırınca :”Elhamdülillah” der.Kendine “Yerhamükellah” denince O da ,”Yehdina yehdikumüllah” diye cevap verirdi.

Ayakta iken sinirlenseler hemen otururlardı. Otururken sinirlenseler uzanırlardı.Ve sinirlilik hali sür’atle giderdi.

Öğle namazının ilk dört rekat sünnetini kaçırdıklarında, son iki rekat sünnetini kıldıktan sonra kılarlardı.

*       *       *

 

Sayfa 538 :

Etrafındaki müslümanlardan birini üç gün göremezse, onu sorardı. Sefere çıktı derlerse, onun için dua ederdi.Oralarda ise evine giderdi. Hasta ise ziyaret ederdi.

Kendisine bir heyet geldiğinde en güzel elbiselerini giyer, arkadaşlarına da böyle yapmalarını söylerlerdi.

*       *       *

 

Sayfa 540 :

Elbise giymeye sağ taraftan başlarlardı.

Ashabından birine rastlarsa selâm verir, musafaha eder ve dua da bulunurdu.

Ehli beytinden  biri hastalanınca ona,Felâk, Nâs Sûreleri’ni okurdu.

Yolda yürürken sağa sola bakmazdı.

*       *       *

Sayfa 541 :

Hastalık veya başka bir sebeple gece teheccüd kılamayınca, gündüz on iki rekat kılardı.

Sefere çıkmadan iki rekat namaz kılardı.Bir yere konsa iki rekat namaz kılmadan ayrılmazdı.Seferden döndüğünde de iki rekat namaz kılardı.

Aynaya baktığında şöyle dua ederdi :” Allah’a hamd ederim ki, bedenimi güzel yarattı. Görünümümü güzel kıldı. Beni de mü’minlerden kıldı” derdi.

*       *       *

 

Sayfa 542 :

Birkimseyi yüz koyun ve örtüsüz bir şekilde yatarken görürse, ayağı ile dürter ve : “Bu Allah’ın en sevmediği bir yatış şeklidir.”derdi.

Genellikle orucu Ramazan dışında Pazartesi, Perşembe günleri tutar :”Âmeller, Allah’a Pazartesi, Perşembe günleri sunulur.”buyururdu.

*       *       *

            Sayfa 543 :

En çok okuduğu dua :”Rabbena atına fiddünya haseneten ve fil ahireti haseneten ve gına azabennâr” idi.

Yüzüğü gümüştendi.

Ahlâkı, Kur’an ahlâkı idi.

Sükûtları uzun, gülmeleri kısa idi.

Kur’an okurken teğanni yapmazlardı.

*       *       *

Sayfa 544 :

Abdestten sonra kullandıkları özel bir havlusu vardı.

*       *       *

Sayfa 545 :

Kendisine hizmet edene :”Senin bir ihtiyacın var mı ?” diye sorardı.

Zan ile iş yapmaz, bir kimsenin diğer bir kimse  aleyhine lafını kabul etmezdi.

Vahiy meleği geleceği zaman soğan, sarımsak yemezdi.

Bir yere dayanarak yemek yemezdi.

Bir şeyi kötüye yormaz, iyiye yorardı.

Somurtmaz, hep tebessüm ederdi.

*       *       *

Sayfa 546 :

Sabah namazının sünnetini, seferde de , hasta iken de hiç bırakmazdı.

Biatte kadınların elini tutmazlardı.

*       *       *

 

Sayfa 547 :

Gülmesi tebessümü geçmezdi.

Kur’an’ın tamamını üç günden az müddet içinde okumazlardı.

Hemen hemen hiç “Hayır” demezlerdi. Kendisinden istenileni yapmaya çalışırdı.

Abdest alırken kimseden yardım istemez. Sadakayı da kendi elleriyle verirler, havale edivermezlerdi.

Akşam namazı için kendilerini ne yemek ne de başka bir şey meşgul etmezdi. Akşamı bir an evvel kılardı.

*       *       *

            Sayfa 548 :

Gülmekte ileri gitmezlerdi.

Bir şeyi yer içerken üflemez ve kabın içine nefes vermezlerdi.

Kimseyi hoşuna gitmeyecek şeyle azarla- mazlardı.

Mü’minlerin zayıflarına gider, onları yoklar, hastalarını ziyaret eder, onların cenazelerinde hazır bulunurdu.

Yeni doğan bebek görürse, onun için hayır ve bereket diler, onlar için dua ederlerdi.

*       *       *

 

Sayfa 549 :

Aile fertlerine uyuyacakları zaman 33 Sübhanellah, 33 Elhamdulillah, 33 Allahü ekber demelerini tavsiye ederdi.

Hediyeleşmeyi emrederdi.

İnsan bedeninden ayrılan şu yedi parçayı gömmeyi emrederdi :

Saç, Tırnak, Kan, Adet Kanı, Diş, Pıhtı, Doğum artığı maddeler.

*       *       *

Sayfa 550 :

İftarı hurma ile yaparlardı.

İpek giyenleri takip eder, çıkartırdı.

Yüzüğü sağ eline takardı. Gümüş yüzük takarlardı.

*       *       *

Sayfa 551 :

Beş şeyden Allah’a sığınırdı :

1- Korkaklıktan,

2- Cimrilikten,

3- Kötü yaşayıştan,

4- Kalp fitnesinden,

5- Kâbir azabından.

 

Cin ve insan nazarına bazı dualar okurdu.Felâk, Nâs Sûreleri nâzil olunca yalnız bunları okurdu.

Ansızın ölümden de Allah’a sığınırdı.

Bir şeyi iyiye yorar, uğursuz saymaz ve güzel ismi severdi.

Sık sık tırnaklarını keserdi.

Yemede, içmede,giyinmede bir şeyi alıp vermede sağ elini kullanırdı.

*       *       *

Sayfa 553 :

Elbisesini diker, ayakkabısını yamar, bir erkeğin evde yapacağı her işi yaparlardı.

*       *       *

Sayfa 554 :

– Allah’ı zikirsiz geçirdiği vakit yoktu.

– Cumadan önce dört, sonra dört rekat namaz kılardı.

*       *       *

Sayfa 556 :

İkindiden sonra namaz kılınmasını men ederdi.

Akşamla yatsı arası Evvabin namazı kılar- dı.

*       *       *

Sayfa 557 :

Her aydan üç gün oruç tutarlardı.

Hayvanı keserken:”Bismillahi Allahü Ekber” derdi.

*       *       *

Sayfa 558 :

Hurma yerken 3,5,7 olmak üzere tek yerdi.

Duayı ve istiğfarı üçer kere yapmak hoşuna giderdi.

Kapların örtülü olmasından hoşlanırdı.

Tesbihi sayarlardı.

 

*       *       *

 

Sayfa 559 :

Gusülde 3.300 gr, Abdestte 800 gr su kullanırlardı.

Tahareti üç defa yaparlardı. “Temizlik üçtür” derlerdi.

Seferde namazı kasr eder ve yatamda kılardı.

Cuma günü namaza gitmeden önce tırnaklarını keser ve bıyıklarını kısaltırdı.

*       *       *

Sayfa 560 :

Zikri çok eder, lüzumsuz işten sakınırdı.

Gizli nikâhtan hoşlanmaz, def ile ilânını isterlerdi. (İki şahit bir de nikâhı kıyanın dışında bilinmiyorsa bu da gizli nikâhtır. Ana babadan gizleniyorsa, gizlidir. Müdahale hakkı vardır. Günaha girmeyelim diye yapılan gizli nikâh, insanı günaha  sokar.)

Kaba konuşanlardan, bağırarak söz söyleyenlerden hoşlanmaz.Kişinin sesini kısmasını severdi.

Dağlanmaktan (dövmeden) ve sıcak ye mekten hoşlanmazdı.

Namazda esnemekten hoşlanmazdı.

*       *       *

Sayfa 561 :

Fitneye mucip sorulardan hoşlanmazlardı.

Yemeği ortasından yemekten hoşlanmazlardı.

Camide şiddetli aksırmaktan hoşlanmazlardı.

– Koyunda yedi şeyi sevmezlerdi :

1- Öd kesesi,

2- İdrar torbası,

3- Mesane (Hayaları)

4- Kıkırdak-bezeleri,

5- Erkeklik ve dişilik organları,

6- Midesindekiler,

7- Kanı.

Bevl dolayısıyla böbrekten hoşlanmazlardı.

*       *       *

Sayfa 562 :

Namazda kendisinin arkasında önce erkekler, sonra erkek çocukları, sonrada kadınlar saf tutarlardı.

Kimseyi bekletmezlerdi, sözünde durur lardı.

Aslı olmayan şaka yapmazlardı.

Karşıdakini incitmezlerdi.

Kimseye ad takmazlardı.

*       *       *

            Prof. Dr. Ali Yardım’ın Peygamberin Şemali adlı kitapta da şu bilgiler yer almıştır:

            – Allah Rasûlü, asla yemek seçmezdi. (Sayfa: 220)

Yiyip içme tamamlandıktan sonra ellerini ağzını yıkardı. “Temizlik imandandır”derdi.Mendil kullanırdı. (S.234)

Yemekte çok yemez, altın, gümüş kaplardan yiyip içmezdi.

Kadınlarınıza iyi davranın En hayırlınız kadınlara iyi davrananınızdır. Kadınları dövmeyiniz. Kadınlarını döven sizin hayırlınız değildir.”derdi. (S.327)

Allah Rasûlü, tatlı dilli, güler yüzlü idi. (S.229)

Allah Rasûlü şaka da yapardı, ama sadece hakikati söylerdi. (S.313)

Yatarken sağ yanına veya sırt üstü yatardı. Uykusu ibadete mani olmazdı.Lüks yataklarda yat- mazdı. (S.347)

Çok Kur’an okur ve Kur’an okumayı tavsiye ederdi.”En hayırlınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğreteni- nizdir.” dedi.

– Bir şeyde günah yoksa, o şeyin en kolay olanını seçerdi. (S.400)

Özel hizmet edilmesinden, özel ayağa kalkılmasından hoşlanmazdı. Eli öpülsün, dîvan durulsun istemezdi. (S.408)

Hayâ, hayır getirir, hayâ imandandır.”derdi.

Hz. Aişe :”Ben Peygamberin edep yerlerini hiç görmedim.”der. (S.419)

*       *       *

Yarına hiçbir şey biriktirmezdi. “Allah’ım Muhammed’in rızkını yetecek kadar ver.”derdi. (K. Sitte :6/484)

Rasûl-i Ekrem’in hanımı Hz. Ümmü Seleme (ra) validemiz anlatıyor:

Resûlullah’ın yüzünde bir değişiklik hissettim. Sebebini sorunca :

“Dün aldığım yedi dinarı veremedim, yanımda kaldı.”buyurdu.

Kerem ve cömertlik, Peygamberimizin tabii özelliğiydi.Bilhassa Ramazan aylarında O’nun kerem ve cömertliğinde sınır olmazdı.

Bir gün bir adam, Rasûl-i Ekrem (SAV) mer’ada otlayan keçilerini sayarken gelmiş ve birkaç keçi istemişti. Rasûl-i Ekrem de ona bütün sürüyü vermişti.Adam sürüyü kabilesine götürdüğünde :

Hepiniz Müslüman olunuz. Muhammed (SAV) o kadar cömert ki, fakirlikten hiç korkmuyor, demişti.

Dünya hırsı yoktu.O, dünyaya ait miras bırakmadı. O’nun mirası İslâm’dır, Kur’an’dır, sünnetidir.Vedâ Hutbesinde :

“Size iki şey bırakıyorum; Kur’an ve sünnetim. Bunlara uyarsanız yolunuzu sapıtmazsınız.” demişti.

            – Hz. Ali(ra)’ın naklettiğine göre son sözü:

“Namaza namaza dikkat edin. İdareniz altında bulunanlar ve elinizin altında bulunanlar konusunda Allah’tan korkun.” (Ramuz :2/562/10 Nolu Hadis)demiştir.

Hz. Aişe (ra) :

“Resûlullah, Allah’a karşı hürmetsizlik yapıldığı hallerin dışında kendisi için kin tutup öç almamıştır.”(Tecrid-i Sarih Terc. :9/276)

( Dostlukta düşmanlıkta Allah için.

İnançsızla, Haramzâde ile günah işlemekten korkmayanla beraber olunmayacaktır.

Doğrularla beraber olunacaktır.

Ahirette kime tabi olunduysa onun ardın-dan gidilecektir.)

            -Enes (ra) şöyle der :

“Peygamberin elinden daha yumuşak ne atlas, nede ipek tutmadım.O’nun kokusundan daha hoş bir râyıha koklamadım.On sene Peygambere hizmet ettim de, bana bir defa olsun “öf” demedi. Yaptığım bir iş hakkında “Bunu niçin yaptın?”  veya

yapmadığım bir iş hakkında “Böyle yapsaydın olmazmıydı ?”demedi. (R.Salihin:2/624)

Peygamberimiz (SAV)’in çocuklara olan sevgi ve şefkati fazlaydı :

Bir gün Resûlullah (SAV) Efendimiz, Temîm kabilesi reislerinden Akra’nın yanında torunu Hasan (ra)’ı öpmüştü. Akra, Sevgili Peygamberimi- zin bu davranışını yadırgayarak :

Benim on çocuğum var,bugüne kadar onlardan hiçbirini öpmedim, dedi.

Râuf ve rahîm olan Fahr-i Kâinat (s.a.v.) Efendimiz ona baktı ve sonra da :

Merhamet etmeyene merhamet olunmaz, buyurdu.

*        *        *

            Bir başka günde Resûlullah Efendimizin yanına çölde yaşayan bir bedevi geldi ve :

Yâ Resûlullah, siz çocuklarınızı öpüp seviyormuşsunuz. Halbuki bizler, onları hiç sevmez, öpüp okşamayız, dedi.

Bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz (sav):

Allah, sizin kalbinizden şefkat ve merhamet duygusunu çekip almışsa ben size ne yapabilirim ki…. cevabını verdiler.

*        *        *

            Yine bir gün Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, torunu Hz. Hasan(ra)’ı mübarek omuzlarına almış taşıyorlardı.Ashaptan bir zât, bu manzarayı görünce :

Ey çocuk ! Sen ne güzel binite binmişsin, demekten kendini alamadı. Efendimiz bu sözü şöyle tamamladı :

O çocukta ne güzel binicidir ama…

*        *        *

Peygamber Efendimiz buyurmuşlardır ki:

Üç zümre vardır ki, kıyâmet gününde arşın gölgesi altındadır.

Birincisi : Kocası ölüpte yetimleri kalan, sonra başkaları tarafından istenildiği halde : ”Şu yetimler ve ben ölmedikçe, vallahi bunları yetiştirinceye kadar bunlara bakacağım.”diyen kadın.

İkincisi : Zengin olup ta yemek yapan ve yaptığı güzel yemeğe yetim ve miskinleri çağıran ve yediren kimse.

Üçüncüsü : Sıla-i rahmi (akrabaya ziyareti) ihmal etmeyen.

-Ebu Hureyra soruyor :

İnsanların cennete girmelerine en çok sebep olan şey nedir  Ya Resûlullah ?

Allah’tan korkmak ve güzel ahlâklı olmak, buyurdu.Tekrar sordu :

İnsanların cehenneme girmelerine en çok sebep olan nedir ?

İnsanın ağzı ve avret yeridir, cevabını verdi. (R.S. :2/629)

İmanı en olgun olan kimseler, en güzel ahlâklılardır.En hayırlınız kadınlarına hayırlı olanlardır. (R.S. :2/630)

Kardeşinin utangaçlığından şikayet edip, kardeşini ikaz eden Ensar’dan bir adama Peygamber (as) :

Onu bırak, varsın utansın. Zira hayâ iman- dandır. Hayâ, hayır getirir.”buyurdu. (R.S. : 2/684-685)

“Kim benden sonra unutulan bir sünnetimi diriltirse, beni sevmiş olur. Kimde beni severse, benimle beraber olur.”(Büyük Hadis Külliyatı : 1/45)

“Ümmetimin fesadı zamanında kim sünnetime sarılırsa şehid ecri alır.” (Age :1/45)

            Kur’an’da Cenab-ı Allah :

“Ehline namazı emret, kendinde devam et” buyurur.

Allah Rasûlünün kızı Fatıma(ra) şöyle der :

“Sabah namazının vaktinde uzanmış uyurken, babam yanımdan geçti. Mübarek ayaklarıyla beni dürterek, “Ey kızım ! Kalk Rabbinin taksim ettiği rızıktan nasibini al ve gafillerden olma. Çünkü Cenab-ı Allah, insanların rızkını şafak ile güneşin çıkışı arasında taksim eder.”dedi. (Ali Arslan Kadınlara Hitab :21)

Şöyle buyurur :

“Kur’an’ın haramlarını helâl bilen bir kimse iman etmemiştir.” (Age :25)

“Ey Yüce Allah’ım ! Menfaat vermeyen ilimden, korkmayan kalpten, doymayan nefisten ve kabul olmayan duadan sana sığınırım.”(Age :26)

“Özürsüz iki namazını bir vakitte kılan kimse büyük günah kapılarından birini çalmış olur.” (Age :43)

Cuma hutbesinde Allah Rasûlü şöyle demişti:

“Allah’a ve Rasûlüne itaat eden, muhakkak doğru yolu bulmuştur.Allah ve Rasûlüne muhalefet eden de sapıklığa düşmüştür.”

“Size iki şey bırakıyorum.Onlara uyan, yolunu sapıtmaz.Onlar ; Kur’an ve sünnetimdir.”

“Bana itaat eden cennete girer, bana isyan eden de muhakkak baş kaldırmış ve serkeşlik etmiş olur.”

           

Sonuç olarak ;

Sapıtmamak için Peygamber (as)’a uymak gerekir.

İsyan etmemek için gene O’na uymak gere- kir.

Buraya kadar size Allah Rasûlünün sünnetini, davranışlarını ve sözlerini nakletmek suretiyle Hz.Peygamberi tanıtmaya çalıştım. İnşallah iyi olmuştur. İnşallah faydalı olmuşumdur.

Rabbim Peygamberini tanıyan, seven ve uyanlardan etsin.O da bizi sevsin ve şefaat etsin. İnşallah.

Rabbım bizi Peygamber Efendimizin şefaatinden ayırma. O’nun sancağı altında, havz-ı kevserinde beraber olan kullarından et. AMİN.


Bu yazıyı 5.214 kişi okudu.

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here