Şirk Çeşitleri

1-         Heva ve hevese uymak :

Kur’an’da : “ Heva ve hevesini tanrı edinen Allah’ın bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını, kalbini mühürlediği, gözünün üstene de perde çektiği kimseyi gördün mü ? Şimdi onu Allah’tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hala ibret almayacak mısınız ?” (Casiye : 23 ) buyrulmuştur.

Allah’a uyulmayıp, nefse, nefsin arzularına uymak, şirk sayılmıştır.

 

2-          Allahtan başkasını sevmek :

Kur’an’da: “insanlardan bazıları Allah’tan başkasını Allah’a denk tanrılar edinir de, onları Allah’ı sever gibi severler…” ( Bakara : 165 ) buyrulmuştur.

Hiçbir şey Allah gibi kabul edilemez ve sevilemez.

 

3-          Allahtan başka yaratıcı tanımak :

Gökleri ve yeri yaratan Allah’tır. (Şura : 11) Hüküm Allah’ın hakimiyet Allah’ındır. Yaratan O’dur, yaşatan O’dur, öldürecek olan da O’dur. Ondan başka her şey yaratılmıştır, yok olacaktır.

 

4-          Allah’tan başkasından korkmak :

Ecelini, rızkını onun bunun elinde aramak.

 

5-          Allah’a eş ortak koşmak

 

6-          Medyunu, falcıyı, büyücüyü güç olarak görmek:

Kur’an’da : “Gaybın bilgisi Allah’ın yanındadır. Onları Allah’tan başkası bilmez. O karada, denizde ne varsa bilir. O’nun bilgisi dışında bir yaprak bile düşmez. O, yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi bile bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır” ( Enam : 59 ) buyrulmuştur.

 

7-          Ruh çağırmak, reankarnasyona inanmak.

 

8-          Sağlam itikad sahibi olmamak :

“ Onların çoğu ancak ortak koşarak Allah’a iman ederler” (Yusuf : 106 )

 

9-          Allah’a karşı aracı kabul etmek :

( Allah’ı bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler : Onlara, bizi sadece Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler…” ( Zümer : 3 )

 

10-     Allah’a kız oğul isnat etmek : ( Tevke : 30 )

 

11-     Allah’a yer ve şekil belirlemek

 

12-     Allah’tan başkası için iş yapmak.

Bir hadislerinde Peygamberimiz : “Allah ancak kendi rızası için yapılan ibadetleri kabul eder” buyurur. ( Nesai, cihad : 24 )

Bir şey ya Allah içindir yada başka şey içindir. Hem Allah için hem de başkası için olmaz. Mesela; “ şunun için, bunun için hassaten, bilhassa Allah rızası için fatiha” denmez. Allah içinde oluversin şeklinde ortak koşulmaz.

Bir hadislerinde de Allah Resulü şöyle buyurmuştur :

–              “Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey, Allah’a şirktir. Bu sözümle ümmetimin dönüp de tekrar güneşe, aya, puta tapacaklar demiyorum. Beni korkutan, Allah’tan başkası için yapacakları amellerdir. ( Spor için kılınan namaz da, sıhhat niyetiyle tutulan oruçta olduğu gibi Allah rızasından başka maksatla ön plana getirme gibi ) gizli gizli arzulardır “ (İ.Canan Hadis Ans : 17 / 619 )

Namaz kılarken, başkası gördüğü için değişik bir tavır takınanın şirke düşme tehlikesi vardır.

İbadetlerde Allah rızasının dışına çıkmak, ibadet şuuru ile bağdaşmaz.

 

13-     Vesile kılmak

Vesile, kılavuzluktur. Vasıta aramaktır.

Araplar, Allah’a yaklaşmak için putları vesile kıldıkları için müşrik durumuna düşmüşlerdir.

Kur’an da şöyle buyrulmuştur :

-“ Resulüm! De ki : Allah’ı bırakıp da ilah olduklarını ileri sürdüklerinize yalvarın. Ne var ki onlar, sizin sıkıntınızı ne uzaklaştırabilir, ne de değiştirebilirler.” ( İsra : 56)

-“Onların yalvardıkları bu varlıklar Rablerine- hangisi daha yakın olacak diye- vesile ararlar. O’nun rahmetini umarlar ve azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı sakınılacak bir azaptır”(İsra:57)

Resimle rabıta kurularak resmin karşısında namaz kılmak puta tapmaktan farksızdır, şirktir. İslam’da resim zaten yasaktır.

Vesile nasıl olur ?

Adem (as) hata edip cezalandırıldığı zaman şöyle dua edip peygamber (as)ı vesile kılmıştı.

-“Ya Rab! Muhammed’in hakkı için beni bağışla!” ona :

-Sen O’nu nereden biliyorsun? Denilince Adem (as)

-Ben yaratılınca başımı kaldırdım gökte “la ilahe illallah Muhammedün Resulüllah” yazılı idi” cevabını verir.

“ Ya Rabbi! Sevgili kullarının hatırı için” diye dua edilirse yanlış olmaz.

 

14-     Allah’tan başka yaratıcı kabul etmek :

Yaratan, yoktan var eden Allah’tır. Allah’tan başkasına “yaratıcı, yarattı” gibi ifade kullanmak yanlıştır.

Tabiat yarattı, yaratıcı tabiat da denmez.

İnsanlığın Adem(as) dan değil de maymundan geldiğini kabul etmek, düşünmek de yanlıştır. Yani bunların hepsi şirktir.

Kur’an’da : “ Allah her şeyi yaratandır2 ( Rad : 16 ) buyrulur.

Bu konuda şeytanın ve insan şeytanlarının vereceği vesveseye işaret ederek Allah Resulü şöyle buyurur :

-“Bazıları şunu demeye kadar getirirler : “ Anladık, Allah her şeyin yaratıcısıdır. Peki Allah’ın yaratıcısı kim?” Bu durum da “ Ben Allah’a ve Resulüne iman ettim” deyin. ( İ. Canan, Hadis Ars:7/169)

Kıyamet gününde Cenab-ı Allah resim heykel yapanı niçin cezalandıracak? Ona için : “ Bunlara can ver bakalım” diyecek? Yaratmak var etmek Allah’a mahsus da ondan.

 

15-     Allah’tan başkasından yardım istemek

Kur’an da şöyle bir ikaz var :

-“Allah’ı bırakıp da sana fayda e zarara vermeyecek şeylere tapma. Eğer bunu yaparsan, o takdirde sen, mutlaka zalimlerden olursun” (Yunus : 106 )

Bu ayete göre Allah’tan başkasından, herhangi bir şey beklenemez, istenemez, başkasına tapılamaz. Cenab-ı Allah bırakılarak Noel Babadan, Hızır’dan veya ölenin ruhundan herhangi bir şey beklenemez.

Eskiden din törenleri yapılır, ölenlerin ruhundan yardım görme amacıyla törenler yapılır, onların ruhları çağırılır ve onlardan yardım beklenirdi. Bugün de ölmüş din büyüklerinden onların ruhundan bir şeyler bekleme meyli içinde falanın ruhu hazırdır, bize yardım eder diyenler olmaktadır . Hatta kabirde soruları cevaplandırmada, sıratta ve mahşerde bize faydası dokunur diye inananlar vardır.

Ölenin ruhu kim olursa olsun kimseye fayda veremez. Çağırsan gelmez, gelmek istese gelemez. Bunun için “Ey, falan yetiş!” demek şirktir.

Ölenin ruhu bir başka bedene de geçemez. Ölenin ruhu berzah alemine gider, orada kıyameti bekler.

Kur’an da : “onlar görmüyorlar mı ki, nice kavimleri helak ettik. Onlar tekrar dönüp de bunlara geldiler mi?” (Yasin : 31) buyrularak ölenlerin ruhlarının geri dönmeyeceği bildirilmiştir.

–              İnkar eden: “ Rabbim beni geri gönder” der. Onların bu söylediği boş laftan ibarettir. Onlar için yeniden dirilecekleri güne kadar berzah vardır” (Mü’mimun : 99 – 100 ) buyrulur.

Bu iddialar hepsi boştur. Yakın zamana kadar hani göster de elle tutalım deyip ruhu inkar edenler, sırf İslam’a muhalefet olsun diye ruh göçünden, ruh çağırmaktan bahsediyor, ruhlardan yardım bekliyor.

Bazı akıl hastası kimselerin kendini başkası zannetmesi, ruh göçünü temel teşkil ediyor.

Bazıları ölümle yok olmaktan korkuyor, bazıları hesap vermekten korkuyor. Ruhlar hangi bedende hesap verecek? Diyor.

Her bedeni ayrı ayrı yaratan Allah her ruhu da ayrı ayrı yaratmıştır. Her bedenin bir  ruhu vardır. Bunun için bir bedenin ruhu neden başka bir bedene girsin? Allah yaratmaktan aciz değildir. Ruh neden beden beden dolaşsın?

Bazıları “sonra sizi öldürecek, tekrar diriltecek” (Bakara 28 ) ayetini delil gösteriyor. Bu kıyametteki diriliştir.

Ruh göçü eski Çin ve Hind dinlerinde vardır. Bu fikri Ateistlerde benimsemektedir.

Ölen kimsenin ruhundan yardım görmek öyle yayılmış ki, adam sağ kendine türbe yaptırmış, türbenin duvarına ayak resmi yaptırmış, türbenin adına Aşık Baba Türbesi demiş, boş türbeye tapınmaya başlamışlar…

Bilmem hangi babanın ruhu şifa veriyormuş, hastaları delik taşın içinden şifa bulsun diye geçiriyorlar. Ruhlar böyle bir yardımda bulunamaz, psikolojik etkinin dışında hiçbir şey olmaz. Ruhlardan ne beklenirse beklensin şirktir. Çünkü Allah7tan beklenilen hiçbir şeyden beklenmez.

Hıdrellezde ateşten, sudan, ağaçtan, taştan bir şeyler beklemek yanlıştır. Yazılar yazıp suya atmak, ateşler yakıp üzerinden atlamak, bir şeyler beklemek İslam inancı ile bağdaşmaz.

Nazar boncuğu takmak, ondan medet beklemek duruma göre tehlikelidir.

Kısmetin bağlandığına inanmak, kısmetim bağlandı demek de yanlıştır. Çünkü, insanın evlenmesi, insanın kısmeti ve rızkını Allah onun bunun eline vermemiştir.

Beni falan doktor iyileştirdi demek İslam itikadına terstir. Çünkü derdi veren Allah’tır. Şifayı veren de Allah’tır.

Peygamber (as) bir hasta ile buluştuğunda Hz. Aişe (RA) şöyle dua ederdi diyor :

–              Ey insanların Rabbı, zararı gider, şifa ihsan et, şifa veren ancak sensin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Hiçbir hastalık bırakmayacak şifa ihsan buyur diye dua ederdi ( Ramuz el-E hadis 2/522) burada Allah’tan başkasından herhangi bir beklenti olamayacağı ifade edilmiştir.

 

16-     Allah’tan başka tanrı edinmek

Araplar putları tanrılaştırdı. Hıristiyanlar İsa peygamberi putlaştırdı.

Kur’an da :”onların çoğu, ancak ortak koşarak Allah’a iman edenler” (Yusuf :106)

Allah’tan başka tanrı edinmek şirktir.

Kur’an da : “ Allah’tan başka tanrı yoktur” (Neml : 26)

-Allah’tan başkasına tapmayın! (Hud :26) buyrulur.

Peygamberler milletlerine hep : “ Ey kavmim ! Allah’a kulluk edin! Sizin ondan başka tanrınız yoktur” (Hud : 84 ) uyarısında bulunmuşlardır.

İslam çok tanrılığı kabul etmez.

Allah ile Tanrı kelimelerinin ayrı ayrı kelimeler olduğu açıktır. Her Müslüman “LAİLAHE İLLALLAH” diyerek Allah’ın adını anarken Allah’tan başka bütün tanrıları reddetmiş olur.

Süleyman Çelebi : “birdir Allah andan artık Tanrı yok “ derken Allah7tan başka bir tanrı kabul etmemektedir.

Kur’an-ı Kerim’de İsra Suresinin 22. Ayetinde emir şudur : “ Allah’la beraber başka bir Tanrı edinme. Yoksa yerilmiş ve tek başına kalmış olursun”

En’am suresinin 102. Ayetinde : “ İşte Rabbiniz budur. O’ndan başka tanrı yoktur, her şeyin yaratanıdır. Öyleyse ona kulluk edin” buyrulmuştur.

Bazılarının ifade ettiği gibi Tanrı kelimesi, Allah kelimesinin dilimizdeki Türkçe karşılığı değildir. Allah, Yaratıcının zat ve sıfatlarını kapsar. Allah isminin bugün en zengin dillerde bile tam bir karşılığı yoktur. Ancak Allah yerine Allah’ın bazı sıfatlarını ifade eden kelimeler kullanılmaktadır.

Zaman zaman “tanrı” kelimesinin “Allah” kelimesiyle farkının olup olmadığı, eş anlamlı mıdır, değil midir, birbirinin yerine kullanılıp kullanılamayacağı gibi tartışmalar sürüp gelmiştir. Neticede bazıları özellikle “tanrı” kelimesini kullanırken, bazıları da tanrı kelimesini özel durumlarda kullanmıştır.

Tanrı kelimesi Türkçe bir kelimedir. İslamiyet ten önce Türklerin inandığı ve ibadet ettiği  varlığın adıdır. Türk destanlarında,Orhun Kitabeleri’nde baştan beri kullanılmıştır.daha sonraları Yunus’un şiirlerinde de kullanıldığı görülmektedir. Keli,menin aslı “Tengri ve Tenri” dir. Daha sonraları kalınlaşmış Tanrı olmuştur. Türk tarihinde Tanrı kelimesi gök, felek anlamlarında kullanıldığı gibi, tapınılan, kendisine ibadet edilen, anlamlarında da kullanılmıştır. Türkler Müslüman olduktan sonra tanrı kelimesinin yerine “Allah” kullanılmaya başlanmıştır.bir zamanlar tanrı kelimesiyle birlikte “Çalap” kelimesi kullanılırken bu kelime unutulmuş gitmiştir. Allah kelimesinin yerini tutmadığından uzun süre yaşayamamıştır.

Tanrı Allah’ın karşılığı değildir. Tanrı Türkçe bir kelime, Allah ise Arapça bir kelimedir. Tanrı Allah gibi yaratıcı, hayat verici güce sahip değildir. Tanrı Allah inancının olmadığı toplumlarda insanlar tarafından yapılan ve tapınılan bir varlığın adıdır. Allah kelimesi, tek varlığa addır. Her şeyi O yaratmıştır. İhlas Suresi’nde  bildirildiği gibi “Deki, O Allah birdir. Her şeyden müstağnidir. Her şey O’na muhtaçtır. O doğurmamıştır. Doğmamıştır. Hiçbir şey O’na  denk değildir.”

İnanmış bir kimsenin bir kasıt olmadan Allah yerine tanrı kelimesini kullanmasında bir mahsur yoksa da; Tanrının Allah’ın ifade ettiği anlamı ifade etmediği e inançsızların ısrar lamalarına karşı,Allah kelimesi ısrarla kullanılmalıdır. İşin Müslümancası da budur. Ayrıca yeryüzündeki Müslümanların bir Allah’ın adını anmalarında büyük yararlar vardır.

Allah kelimesi, her şeyi yaradan Alemlerin Rabbı’ ndan başkası için kullanılamaz. Başka bir varlığa ad olarak verilemez. Kur’an’da ve İslam Peygamberlerinin dilinde tanrı ve ilah kelimeleri Allah’tan ayrı olarak kullanılmıştır.

İslam’ın birinci şartı olan Kelime-i Tevhid “Lailahe İllallah” (Allah’tan başka ilah yoktur.) denilirken Allah ayrı,ilah ayrı kullanılmıştır. Tanrı Arapça’da ilahın karşılığıdır. Allah ise tek ve mutlak varlığın adıdır. Tanrı kelimesinde birlik anlamı yoktur. Tanrının ve ilahın çoğulu vardır. Yani Tanrılar, ilahlar gibi. Allah kelimesinin ise çoğulu olamaz. Yani haşa Allahlar denilemez. Ayrıca Allah (cc) ın 99 ismi vardır. Tanrı kelimesi bu 99 isme dahil değildir.

Araplar taptıkları putlara tanrının karşılığı olan İlah kelimesini kullanmışlardır. Arapların bir yılın günlerinin toplamından çok ilahları vardı. Romalılar’ da, Yunanlılar’ da da çok tanrı inancı vardı.     Hele Yunanlılarda adeta her şeyin bir tanrısı vardı. Hem de Yunan tanrıları ahlaki ilkeleri olmayan, yüz kızartıcı suç işleyebilen varlıklar olarak kabul ediliyordu.

 

17- GAYBI BİLDİĞİNİ İDDİA ETMEK:

Gelecekten haber verdiğini iddia etmek veya birinin geleceği bildiğine inanmak “ falanca geleceği biliyor, hem de insanın içini okuyor” demek şirktir.

Bir grup insan gelerek peygambere;

-kahinler hakkında ne dersiniz? Derler.

Peygamberimiz:

-Doğru değil, der. Bunun üzerine o kimseler:

-Ya Rasulallah ! onlar bize geleceğe ait haber veriyorlar ve çıkıyor.

Peygamberimiz şu cevabı verir;

-Onların çıkan haberleri,cinlerin meleklerden sızdırıp, kahinlerden birinin kulağına fısıldadığı şeylerdir. (Riyaz üs Salihin:1700)

Gaybı cinlerde bilemezler.bu durum Kur’an’da şöyle ifade edilir.;

“Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimiz zaman ancak değneğini yiyen kurt onun ölümünü cinlere fark ettirdi… şayet cinler görülmeyeni bilmiş olsalardı alçak düşüren bir azap içinde kalmazlardı. “(Sebe:14)

-“Gaybı Allah’tan başkası bilmez.” (En’am:59)

-“Allah görüleni de, görülmeyeni de bilir.” (Rab:9)

-“Göklerde ve yerde Allah’tan başka kimse gaybı bilmez.” (Nebi:65)

-“Kıyametin vakti hakkındaki bilgi, ancak Allah’ın katındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Yine hiçbir kimse nerede öleceğini bilemez. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir. Her şeyden haberdardır. (Lokman:34)

Allah’tan başkası geleceği, gizliliği bilmez.

Peygamber (as) söyle buyurur : gelecekten haber veren bir kimseye varıp bir şeyler soran ve onun dediğini tasdik eden   kimsenin kırk gün namazı kabul olmaz. (R.Salihin:1701) çünkü yapılan işin İslamla ilgisi yoktur. Kur’an ve Hadislerde açıkça bildirilenin dışında davranmak, insanı günaha sokar.

 

18- GÖSTERİŞ YAPMAK

Riya haram kılınan bir davranıştır. Gösteriş için ibadet eden şirke düşer.

Bu konuda Peygamber (as) şöyle der;

-“Sizin için en çok korktuğum husus küçük şirktir.”

-Küçük şirk nedir diye sorarlar: Allah Rasulü  ;

-“Riyadır.kıyamet günü Allah riyakara, git yaptığının karşılığını ondan al dinilecektir” der (Ahmet Bin Hanbel, Müsnet ;V-428)

-“ Bir adamın mevki dolayısıyla amelde bulunmak, gizli şirktir.” (Ramuz El Ehadis: 215) bu tazim olur, beklenti olur, güvenmek, dayanmak olur veya izzet aramak olur.

Peygamber (as)

-“Ümmetimde şirk, düz taş üzerinde yürüyen karıncanın ayak seslerinden daha gizlidir” (İbn-i Mace : 2-1406) diyor.

Peygamber (as) zamanında bir Hanzala vardı. Savaşta düşmana karşı öyle cesur savaşıyordu ki yaralandı. Arkadaşları Resulullaha : “ Hanzala şehit oluyor” dediler. Peygamber (as) “ hayır!, Hanzala münafık oldu dedi”

Hanzala’ya koştular. Peygamber; Hanzala münafık oldu” diyor dediler.

Hanzala;

-“ Evet, ben kahraman desinler diye savaşıyordum” cevabını verdi.

Allah’tan başkasına yapılan hiçbir şey makbul değildir.

İnsan hayat boyu nefsiyle, insanı sapıtmayı görev edinmiş şeytanla etrafı saran fitnelerle karşı karşıyadır. İnsanın nefsi yaptığı iyilik ve kazandığı hayırların boşa gitmesi için gayret gösterirken, şeytanda insanı doğru yoldan sapıtmaya çalışır. Bunun için insanın önüne riya tuzağını kurar.

Nefis; övülme arzusu, makam mevki hırsı ve gözlerden uzak kalma korkusu ile insanın zaaflarından yararlanarak fitne ateşini körükler. İnsanın iki yüzlü davranmasına, gösteriş arzusuna kapılmasına neden olur.

Riya ikiyüzlülüktür, münafıklıktır, temelinde yalan yatar. İnsanın aslına, özüne ve görevine inkar yatar.

Riyakar insan gösteriş düşkünü insandır. Bir şeyleri Allah emretti diye yapmaz. Karşılık, menfaat gözetir. Övülme, göze batma arzusu taşır. Ahiret işi ile dünya işini birbirine karıştırır.

Allah rızası için:

Allah rızası gözetmeden yapılan işe, ortak karıştırılmış olur. Bu bakımdan riya hem inanç hem de amel açısından tehlikeli bir iştir. İnsanlardan bir şeyler beklendiği için inanç açısından tehlikelidir. Amel açısından da tehlikelidir. Çünkü riya; amelleri boşa çıkarır. Peygamberimiz ; “riyanın azı da şirktir” buyurarak az da olsa riyanın tehlikeli bir iş olduğunu bildirmiştir.

İslam inancına göre bir şey Allah rızası için olmadıkça makbul değildir. Çünkü yapılan işte gösteriş ve takdir toplama arzusu olduğundan o iş, insanlar için yapılmış olur. Mükafatını insanlardan göreceğinden, Allah’ın vereceği bir mükafat yoktur. Mesela ; hacca gitse de, cihat etse de, hayır hasenatta bulunsa da, ilahi rızaya dayalı halis bir niyet olmayınca, yapılan işin bir mükafatı olmayacağı haber verilmiştir. Ayrıca riya karıştırılamayacağı için oruç ibadeti övülmüş ve  Cenab-ı Allah mükafatını ancak kendisinin vereceğini bildirmiş “ Ben ancak rızam için yapılan işleri kabul ederim.” buyurmuştur.

Bir adam peygamberimize gelerek:

-“ Ey Allah’ın elçisi! Hem Allah rızası, hem de şöhret kazanmak arzusuyla savaşan kimse için ne var?” diye sorar. Peygamberimiz;

-“Onun için hiçbir şey yoktur der.” O zat üç defa sorar. Peygamberimiz üç defada aynı cevabı verir ve ”Allah halis olan amelden başkasını kabul etmez” buyurur.

Başka bir hadislerinde de Peygamberimiz; “ Allah’ın rızasını kazanmaya yarayan bir ilmi, sadece dünyalık elde etmek için öğrenen kimse, kıyamet gününde cennetin kokusunu duyamaz.” buyurmuş, sadece maddi çıkar gözeterek elde edilen ilimden ve bu yolda yapılan işten bir mükafat elde edilemeyeceği bildirilmiştir. Halbuki İslam dini “oku” diye gelmeye başlamış ilim öğrenmek herkese farz kılınmış, beşikten mezara kadar ilim öğrenmek emredilmiştir. Fakat iş Allah’ın rızasına dayanmadığı için insanı cennete götürmemektedir.

Ebu Hureyra’dan nakledilen bir hadiste:

“Kıyamet gününde halktan ilk sorgulanacak üç kişiden biri şehit olmuş bir kimsedir ki, huzura getirilir. Allah ona ihsan ettiği nimetleri sayar, o da mahzar olduğu nimetleri ikrar eder. Allah;

-“ Bu nimetler mukabil ne yaptın? der. O da;

-“ Ya Rabbi! Senin uğrunda savaştım da şehit düştüm, deyince  ;

-“ Hayır yalan söylüyorsun. Sana cesur desinler diye savaştın. Nitekim bu söz de söylenmiştir”, buyurur. Sonra verilen emir üzerine yüzü koyun sürüklene sürüklene cehenneme atılır.

İkincisi de; ilim öğrenip, öğretmiş Kur’an okumuş bir kimsedir ki, bu da huzura getirilip kendisine ihsan edilen nimetler sayılır. O’da bunları tasdik eder. Allah O’na;

-“ Verdiğim bu nimetler mukabil ne yaptın? der. O da;

-“ Ya Rab; ilim öğrendim ve öğrettim, Kur’an okudum “cevabını verince Allah;

-“ Hayır yalan söylüyorsun, ilmi sana alim desinler diye öğrendin. Kur’an-ı ne güzel okuyor desinler diye okudun. Halk da öyle demiştir” der.  Verilen emir üzerine yüzü koyun sürüklene sürüklene ateşe atılır.

Üçüncüsü ise Allah’ın kendisine her türlü nimeti verdiği kimsedir ki, huzura getirilir. Allah kendisine ihsan ettiği nimetleri sayar. O’da bunları itiraf eder. Allah O’na;

-“ Verdiğim nimetlere karşılık sen ne yaptın” diye sorar.

-“ Ya Rabbi, servetimi senin yolunda harcadım,” deyince;

-“ Hayır yalan söylüyorsun, riyakarsın bunları sana cömert desinler diye yaptın, gerçekten insanlar da sana cömert demişlerdir” buyurur. Sonra emrolunup  sürüklene sürüklene ateşe atılır.  (Müslim)

 

İNSANLARIN EN ŞERLİSİ

Yüce dinimiz iki yüzlülüğü, insanların karşısına başka başka durumlarda çıkmayı münafıklık sayar. Münafığında kafirden daha tehlikeli olduğu bildirilmiştir.

Müslim’in naklettiğine göre Peygamberimiz, ikiyüzlü münafıkların insanların en şerlileri olduğunu ifade ederek şöyle buyurmuştur.

“ İnsanların bazılarına başka yüzle bazılarına da başka yüzle gelen  ikiyüzlü kimseler insanların en şerlileridir.”

Rabbimizde insanların en şerlilerini bildirirken amel ve ibadetlerinde ağırdan alan, gösteriş yapan ve Allah’ı az anan kimseler olduğunu beyanla şöyle buyurur;

“münafıklar Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Oysa O aldatmanın ne olduğunu gösterecektir. Onlar namaza tembel tembel kalkarlar,insanlara gösteriş yaparlar, ne onlarla nede bunlarla olur, ikisi arasında bocalayarak  Allah’ı pek az anarlar”. ( Nisa Suresi:142-143)

Allah’a karşı,insanlara karşı olan görevlerini gösteriş için yapanlar riyakardır. Yapmakla yükümlü olduğu görevlerini çıkar sağlamak için yaparlar. Yaptıkları işlerle insanların gözüne girmeye çalışırlar.

Allah; “ Vay O namaz kılanların haline ki, onlar namazlarından, gafildirler. Onlar (namazlarıyla insanlara)  gösteriş yaparlar (Maun Suresi:4-5-6) buyurmuştur. Demek ki insan ibadet etse de değişik maksat taşıdığı için yaptığı ibadetin karşılığını ceza olarak görecektir.

Peygamberimiz’ de şöyle demiştir:

“Ümmetim için en çok korktuğum, gizli şehvet ve riyadır. Ziya riya; gece karanlığında siyah taş üzerinde yürüyen kara karıncanın ayak şamatasından daha gizlidir.”

 

RİYA AMELLERİ BOŞA ÇIKARIR

Kutsal kitabımız Kur’an da rabbimiz şöyle buyurur;

“ Ey inananlar! Allah’a ve ahiret gününe inanmayıp,insanlara gösteriş için malını sarf eden kimse gibi, sadakalarınızı başa kakma ve eza etmekle boşa çıkarmayın. Onun durumu,üzerinde toprak bulunan kayanın durumu gibidir. Üzerine bol yağmur yağdığında onu çıplak bırakır. Kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler.”(Bakara SURESİ:264)

Demek oluyor ki, yapılan bir iyiliğin teşhiri, riya karışması yapılan işi boşa çıkarır ve insana zahmetten başka bir şey vermez. Hatta iyi niyetle de olsa yapılan işlerde çok dikkatli olmak gerekir. Yahya Bin Muaz : kişini ibadetinin halk tarafından görülmesi, riyanın beşiğidir” diyerek gösteriş yapmanın doğru olmadığını ifade etmiştir.

Buhari ve Müslim’den nakledildiğine göre Peygamberimiz, riya tuzağına düşmememiz için bizi şu sözleriyle uyarmıştır;

1-“ Kıyamet günü riyakara, amelini kimin için yaptıysan git mükafatını ondan al denir.”

2-“Ümmetimin şirke düşmesinden korkuyorum. Gerçi onlar puta,aya,güneşe, taşa tapmazlar, ancak amel ve ibadetlerine riya karıştırırlar.”

3-“Her kim yaptığı bir hayrı şöhret kazanmak için halka duyurursa, Allah onu rezil eder. Her kim bir mevki edinmek için bir hayrı halka gösterir, riyakarlık ederse Allah’ta kıyamet gününde onun bütün gizliliklerini teşhir eder.”

Sözün kısası: riya her iyiliği bozar,her ameli boşa çıkarır.

İmanı bütün insanlar nefislerinin arzu ve isteklerini yenebilen kişilerdir. Onlar riya ateşinden korunurken, örnek olmaya da önem verirler. Bu konuda, insanlara iyilik yapmak,örnek olmak, hayır yarışı yapmak, insanları imrendirerek hayra sevk etmek konusunda gösterilen gayreti riya ile karıştırmamak gerekir.

 

19- KİBİR, GURUR VE HEVA HEVESİNE UYMAK:

Bir hadiste; “kalbinde zere kadar kibir bulunan cennete giremez” buyurulmuştur. (B.Hadis Kül :4/284)

Allah Rasulü bir hadislerinde de şöyle buyurmuştur.

“ En çok korktuğum ümmetimin şirk koşmasıdır. Ben aya , güneşe, puta tapacaklar demiyorum. Ancak Allah’tan başkası için yapılan ameller ve gizli şehveti kastediyorum.”

Kur’an da :” Heva ve hevesini tanrı edinen ve Allah’ın saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği gözünün önüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah’tan başka kim doğru yola eriştirebilir. Hala ibret almayacak mısınız? “ buyrulmuştur. (Casiye:23) İsra Suresi’nin 37. Ayetinde “ Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma” emri vardır.

 

20- UĞUR, UĞURSUZLUK ARAMAK:

“ Uğurlu geldi” “ uğursuz geldi” sözleri yanlış bir inançtır. Çünkü hiç bir şeyde uğur da yoktur uğursuzluk ta yoktur.

Halk arasında bazı şeylerin uğuruna koşma, bazı şeylerinde uğursuzluğundan kaçma adeti var.

Kedide, köpekte, baykuşta, tavşanda, rakamlarda, günlerde, renklerde,kadında, uçan kuşta, bacadan çıkan dumanda uğurda olamaz uğursuzlukta olmaz.

Uğursuzluk insanın kendindendir. (bak: Yasin-18)

Uğurlu insan, uğursuz insanda olmaz. Uğur parası da olmaz.

İş yapılacak yapılmayacak gün de yoktur.

Bunların hepsi bit’attır, hurafedir. İslam inancı ile asla ilgisi yoktur.

Neml Süresi’nin 47. ayetinde uğursuzluk olmadığı bildirilmiştir.

Cenab-ı Allah: “bir deneme olarak sizi hayırla da şerle de imtihan ederiz” buyurur.(Enbiya-35)

“Hoşunuza gitmeyen şeyler sizin için hayır, hoşunuza giden şeyler de sizin şer olabilir.” (Bakara-216) buyurur. biz neyin hayırlı, neyin şer olduğunu bilemeyiz.

Peygamber (as) buyuruyor ki;” Sayılardan renklerden hüküm çıkaran bizden değildir.”

-Uğursuzluk inancı bir Müslümanı yolundan alıkoymasın yaptığınız işlerden hoşlanmadığınız bir şey görecek olursanız şu duayı okuyunuz; “Allahım hayrı ancak sen verebilirsin,şeride ancak sen def edebilirsin. Güç ve kudret ancak sendedir.” buyurmuştur. (Ebu Davut Tıp:24/3923)

Peygamberimiz uğursuzluğu red ederdi. Hiçbir şeyi kötü ve uğursuz görmezdi.herhangi bir şeyden uğursuzluk çıkarmayı sevmezdi. Her şeyi iyiye yorardı, herkesin iyiliğine dua ederdi. Peygamberimize göre uğursuzluk yoktur. Güzel söz vardır, güzele yorma vardır. “ Uğursuzluk inancı, sizi yolunuzdan alıkoymasın” derdi. (Prof.Dr.İ.Canan Hadis Ans. 11/208)

-“Uğursuzluk çıkarmak Şirktir.” (Tirmizi Siyer 47) (B.Hadis Kül:4/200)

-“ Ne sirayet (buluşma) nede uğursuzluk vardır. Benim güzel söz hoşuma gider.” buyurmuştur. (Buhari Tıbb:44)

-“ Kim uğursuzluk sayıp işinden kalırsa, Allah’a şirk koşmuş olur.” (B.Hadis Kül.:4/200)

Birgünde; Peygamber (sa) Efendimiz bileğine sıra halka geçirmişolan birini gördü. O’na

-“ Bu nedir” diye sordu. Adam:

-“ Uğurumdur. Bana cesaret verir.kuvvetimi arttırır” dedi. Peygamberimiz O’na:

-“ Çıkar at onu. O senin ancak aczini arttırır. Şayet o üzerinde iken ölürsen ebediyen iflah etmezsin” buyurdu.

Kısaca uğursuz saymak uğursuzluk aramak, belayı hak etmek ve beklemek olur. İslamda her şey hayra yorulur.

Bir insandan veya başka bir şey den zarar geleceğine inanmak şirktir. Çünkü Allah’ın izni olmadan hiçbir şey olmaz. Hayrı da, şeride yaratan Allah’tır. Her şey Allah’tandır ve Allah’ın dilemesiyle olur.

 

21- BÜYÜYE İNANMAK

İslamda büyücülük kesin yasak Peygamber (as): “ Sihir yapmak şirktir” buyurmuştur.(Nesai,tahrim:9)

Büyücülük nasıl büyük günahsa, problemlerin çözümü için büyüye gitmekte aynı  şekildedir. Günahtır.

Büyücü gizliyi bileceğini, problemi çözeceğini iddia eder. Ona gidende onu tasdiklemiş olur.  Bu iki halde şirktir.

Kur’an da “ Sihirbaz ise nereye varsa kurtuluşa eremez.” (Ta Ha:69) buyurmuştur.

Peygamberimiz (as) :“ Fala bakan veya baktıran bizden değildir. Kim bir falcıya giderde, onun söylediğini doğrularsa o kimse Hz. Muhammet (s.a.s.) ‘e indirileni inkar etmiş olur. (Et-Tergib ve’t-Terhib,c.4,s.33) buyurmuştur.

Bir başka hadiste de:

-“ Muska ve muhabbet muskasında şirk vardır.” (B.Hadis Külliyatı :4/192) buyrulmuştur.

 

22-ŞEYTANA TAPMAK (SATANİZM)

Birde şeytandan medet umanlar vardır. Bu da sapıklıktır. Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde bulunan Şeytan Sofrası adı verilen ve şeytanın ayak izi olduğu öne sürülen kayaya insanlar para atıp bez bağlayıp şeytandan medet umarcasına dilekte bulunuyorlar.

Halk arasında anlatılan hurafeye göre şeytan : denizi izlemek için yürüdüğü ve ayak bastığı kaya üzerinde çukurlukların oluştuğuna inanıyorlar.

Bunlar insanlarımızı oyalamak için icat edilmiş şeyler…

Bugün üniversite gençliğinin büyük bir bölümü, cin, şeytan, ruh sohbeti yapmakta ve kendilerini bu korkulardan kurtaramamaktadır.

Satanist gençlerin sayısı da fazladır. Bütün bunlar cin ve şeytan oyunu. Yani şeytanın hakimiyetidir.

İnancı, iradesi sağlam bir insan cin ve şeytanın oyununa gelmez. Ama Allah’a inanmayanda cin ve şeytanın maskarası olur.

Kur’an’da:

“Şeytana kulluktan kaçının” (Zümer:17)

“Şeytanın ardına düşmeyin” (En’am:142) buyurularak şeytanın kandırmasına karşı uyarılmıştır.

Şeytan insanın dostu değil düşmanıdır. Allah’a kul olmayan şeytana kul olur. Allah’a tapamayan şeytana tapar. Şeytana uyan da helak olur.

Kur’an’da Allah insanları uyarmıştır :

-“ Müşrikler Allah’ı bırakıp, tanrılardan istiyorlar, inatçı şeytandan dilekte bulunuyorlar. (Nisa:117)

-“ Cinleri Allah’a ortak koştular. Oysa ki onları da Allah yaratmıştır. Bilgisizce O’na oğullar,kızlar yakıştırdılar. Haşa O onların iddia ettiği vasıflardan uzak ve yücedir.  (En’am:100)

-“ Sakın şeytanın peşinden gitmeyin. Çünkü apaçık düşmanınızdır.” (Bakara:208)

-“ Ey insanlar! Size şeytana tapmayın, çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır   demedim mi?” şeytan sizden birçoklarını kandırıp, saptırdı. Hala aklınız başınıza gelmedimi? (Yasin:6962)

Allah’a inananda şeytan korkusu olmaz. İnanan şeytana sığınmaz ve şeytana tapmaz. Tek ibadet edilecek ve tapılacak Cenab-ı Allah’tır.

 

23- TABİATCILIK

“ Tabiat olayları”,”tabiat ana”,”yaratıcı tabiat” ifadeleri ve düşünceleri inkarın zifiri karanlığıdır.

Tabiat yaratılandır. Bu güne kadar hiçbir şey yaratmamıştır. Hiçbir şey yarattığı da görülmemiştir. Tabiatta ki her şey taştır, topraktır ve ağaçtır. Yaratma gücüne sahip değildir. –“ Musa’nın kavmi buzağıyı tanrı edindiler. Görmediler mi ki O, onlarla ne konuşuyor, nede onlara yol gösteriyor.” (A’raf:148)

-“ İbrahimbir yıldız gördü, rabbim budur dedi, yıldız batınca batanı sevmem dedi.” (En’am:76)

“Ayı gördü,rabbim budur dedi, o batınca rabbim bana  doğru yolu göstermezsen elbette sapanlardan olurum dedi.” (En’am:177)

“Güneşi gördü rabbim budur dedi, o da batınca ey kavmim ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım dedi.”(En’am:178) Müşriklerden olmadığını ifade etti.

Fussılat Suresi’nin 37. ayetinde: “ Gece ve gündüz, güneş ve ay O’nun ayetlerindendir. Eğer Allah’a ibadet etmek istiyorsanız güneşe de, aya da secde etmeyin. Onları yaradan Allah’a secde edin.”buyurulmuş, tabiatta olan hiçbir şeye tapılamayacağı bildirilmiştir.

 

24- Ataizm  ve darwinizm

Yüce Allah’ın yaratıcılığını inkar temseline dayandığı ve sırf İslam düşmanlığı olduğu için sürdürülen bir zihniyet olduğu için şirktir.

Yaratma gücüne sahip olan tek varlık ve güç sahibi Allah’tır. Dünya ve dünyadaki her şeyi yaratan ve yaratmaya devam eden yüce Allah’tır.

Yeryüzünde hiçbir şey tesadüfi değildir. Tesadüfe yer olmadığını bugün ilim ortaya koymuştur.

Darwin her şeyi tesadüfe bağlamıştır. Ona göre her şey kendiliğinden tesadüfen oluvermiştir. Bu Cenab-ı Allah’ı inkara dayanan bir görüştür.

Kur’an’da:

-“ Yaratan, var eden, şekil veren Allah’tır.” (Haşr:34)

-“ Siz mi yaratıyorsunuz yoksa, yaratan biz miyiz” (Vakıa:59) diye soruluyor.

Her canlı ayrı yaratılmıştır. İlk yaratılan Hz.Adem (As)’ dır. İnsanlık Hz.Adem’den türemiştir. Evrim bilim değil ideolojidir. Kanıtı olmayan bir teoridir. Tarihi belgeler evrimi yalanlamıştır.

Ataizm ve Darwinizm, Allah’ı yok saydığı ve yaratıcı olarak kabul etmediği için aklın ve ilmin kabul etmediği bir görüştür.

 

25- PUTPERESTLİK:

İnsanlığın ilk dini tevhit inancına dayanır. Allah ilk insan Adem’i peygamber olarak görevlendirmiştir. Adem Peygamber’den sonra insanların bir kısmı sapıklığa düşmüş, Allah’ı bırakıp taşlara, ağaçlara, insanlara ve ruhlara tapmaya başlamışlardır.

İslama gelinceye kadar insanlık bulduğuna inanmış,kendi eliyle yaptığına tapmış, canlı cansız, zararı ve faydası dokunmayan yaratıklara teslim olmuştur.

İnsanlığın evveli böyle. Ya günümüz insanı?… neye tapıyor, kime inanıyor? Kime tapınıp, kimden bekliyor? Ömrünü ne için harcıyor? İşte insanı kurtarma vadi ile kandıran rejimler,sistemler insanı ne hale getirmiş.

Bugün insan, hakim olması gereken şeylere mahkum durumda. Doyumsuzluk, tatminsizlik ve kuvvetlinin kuvvetsize itaati, insanların bunalımlarının bir parçası olarak devam ediyor.

 

PUTPERESTLİĞİN DOĞUŞU:

Geçmişte insan aczinin ifadesi olarak, kendini tatmin için olur olmaz şeylere tapınmış, kendisinden aciz varlıklara boyun eğmiştir.

Mesela, Nemrut insanları cansız varlıklara kul köle etmiştir. Size zararı ve fayadası dokunmayan bu taş ve ağaç parçalarına neden tapıyorsunuz? Diyen İbrahim’i ateşe attı.

İbrahim peygamber onlara:

-“ Neye tapıyorsunuz?

-“ Putlara” dediler.

-“ Sizi duyuyorlarmı? Size faydaları veya zararları dokunuyormu? Dua ettiğinizde, kendilerinden bir şey istediğinizde sizi duyup, istediğinizi veriyorlarmı?” dedi.

-“ Hayır. Peki sen kime taparsın? Dediler.

-“ Allah’a”

-“ Allah kim? Dediler

-“ Bizi yaratan, rızıklandıran, öldüren sonrada diriltecek olandır” dedi.

-“Bizde öldürür, diriltiriz” dediler.-iki lişi seçip birini öldürüp, diğerini selbest bıraktılar-gene kendi elleriyle yaptıkları putlara tapmaktan vazgeçmediler.

İslamdan önce Arabistan’da da putperestlik yaygın bir durumda idi. Her evde her kesin ayrı ayrı putu olduğu gibi, Kabe’yi de  putla doldurmuşlardı.

İlk putu Arabistan’a Rabia b.Harise getirmiştir. Bir seyehati sırasında o yer halkının put yapıp ona taptıklarını görmüş, sebebini sorduğunda “ istediklerimizi yerine getirir, harblerde bize zafer kazandırır, bizi düşmanlarımızdan korur…” demişlerdi.Rabia b.Harise bunun üzerine birkaç put alıp Kabe’ye koyar. Putların bu kutsal yere konuşu putperestliğin bütün Arabistan’a yayılmasına sebep olmuştur.

Arabistan o hale gelmişti ki, puta tapmayan çok az kişi vardı. Ancak Hanifler ( İbrahim Peygamberin getirdiği inanç esaslarına bağlı kalanlar) putlara hiç iltifat etmemiş, sapıklığın yoluna düşüp, putlara tapmadıkları gibi putlara sunulan kurbanların etlerinden bile yememişlerdi.

Genel olarak Arabistan’da bir iş yapılmadan putlara tapınılır, bir şey istenecekse putlardan istenir, istenmeyen bir durumdan da putlara sığınılırdı. Putlar herşeydi; inançsızların sığınağı, dayanağı putlardı. Bu yüzden geçimini temin edenler, büyük paralar kazananlar vardı. Ayrıca putlar inananlar içinde zulüm ve baskı aracı olarak kulanılıyordu.

Hars b.Kays, islamın ve müslümanların amansız düşmanı idi. Tapınmak için bir taş bulur, ona tapınır, daha sonra güzel bir taş buluncada evvelkini atar ona tapar. Çocuk gibi daha güzelini bulunca ondan da vazgeçerdi. Hatta halkın çoğu bu durumdaydı.  Neye taptıklarının, niçin taptıklarının farkında bile değillerdi.

Cenab-ı Allah : “ sizin Allah’ı bırakıp taptıklarınızın yardımınıza yatişmeye güçleri yetmediği gibi kendileri de kurtaramazlar. Onları doğru yolu göstermeye çalışsanız, onlar sizi duymazlar. Onları kendinize bakar görürsünüz, halbu ki onlar sizi görmezler” (A’raf Suresi:197/198) buyurarak putlara  tapınmalarının anlamsızlığını bildirmiştir.

Mekke’nin fethinden sonra müslüman olan Ebu Süfyan’ın karısı Hind,evinde senelerce tapındığı putları kendi eliyle kırar ve : “ yazık bu kadar zamandır size aldanmışız” der.

 

PUTLAR HEM TANRI HEM ŞEFAATCİ İDİ:

Araplardan bir kısmı da hem Allah’a inanır hemde putlara tapardı. Bu durum Kur’an’da şöyle ifade edilmiştir:

“ Çoğu Allah’a ancak şirk koşarak inanır.” ( Yusuf Suresi:106)

Araplar Allah’la beraber putlara inanırlar, putları şefaatci kabul ederlerdi. Bazılarıda Allah’a yaklaşmak için putları vasıta sayardı. Bazıları da putların yardımını görebilmek için tapınırdı.

Develerin sütleri artsın diye develerini Sa’d adlı putun yanına götürürlerdi. Sundukları kurbanların kanını puta sürerlerdi.Bir gün bir zat develerini Sa’d a götürmüştü.Develer kanlı putu görünce ürktü.Develerinin dağıldığını görünce kızdı, eline taş alıp puta attı:” Allah belanı versin develerimi kaçırdın “demiş develerini topladıktan sonra da: “Biz toplasın diye Sa’d ın yanına geldik, Sa’d bizi dağıttı.Biz Sa’d’tan değiliz. Sa’d ancak çöl ortasında konmuş, doğruya ve eğriye çağırmayan bir taş parçasından başka bir şey değildir.” Dediği kaynaklarda ifade edilmiştir.

Bir başkası da dünyadan elini eteğini çekmiş, kendini putuna adamış, akşam sabah ona tapınıyordu.Birgün başına bir bele geldi. Kurtarması için putuna yalvardı.Ama bir türlü kurtulamamıştı. Putuna :

“Sana kaç yıldır boşuna mı taptım? Ya bu beleyı benden def edersin yada ben senden değil Allah’tan isterim”demiştir.

Kur’an’da :” dikkat edin, halis din Allah’ındır. Onu  bırakıp da putlardan dostlar edinenler” onlara bizi Allah’a yakınlaştırsınlar diye kulluk ediyoruz.” Derler.(Zümer Suresi:3)

“ Onlara gökleri yeri yaratan güneşi,ayı buyruğu altında tutan kimdir? Diye sorsan” şüphesiz Allah’tır” derler…(Ankebut Suresi:61) buyrularak sapıklıkları kınamıştır.

 

İSLAM DİNİ PUTLARI YIKMIŞTIR:

İslam dini insanı kutsal varlık kabul ettiği için insanın kendisinden aciz varlıkların önünde eğilmesini yasaklamış, insanın tabiata hakim olmasını, varlık alemini düzene koymasını istemiştir. Riyasız,şirksiz ve şüphesiz yüce Allah’a inanmayı imanın birinci şartı kabul etmiştir.

Peygamberimiz henüz 12 yaşında idi. Amcası Ebu Talip ile Suriye’ye yaptığı seferde Busra denilen yere geldiklerinde, Bahira isimli rahip onu görünce son peygamber olduğunu anlamış:

-“ Sana bir şey soracağım Lat ve Uzza için doğru söyle dedi.

Hz.Muhammet :

-“ Lat ve Uzza’ya yemin verme. Zira putlardan nefret ederim” demiştir.

Bunun üzerine rahip Allah adına yemin vermiştir.

Kur’an’da :” Allah’la beraber başka tanrı tutup tapma. Ondan başka tanrı yoktur. Ondan başka her şey yok olacaktır. Hüküm onundur, ona döndürüleceksiniz.” ( Kasas Suresi:88)

“ Putlar ve Falokları şüphesiz şeytan işi pisliklerdir. (Maida Suresi:90) buyurularak önce tek Allah’a iman emredilmiş sonra da puta tapıcılığın şeytan işi pislik olduğu bildirilmiştir.

Hz. Ömer, müslüman olmadan önce puta tapıcılığı terk ettikleri için kız kardeşini ve eniştesini dövmüş “ başımızı kessen dönmeyiz” dediklerinde ne okuduklarını sormuş ve getirmelerini istemişti. “ Lehü Mülküs Semevati Vel Arzı” ayetini okuyunca Ömer; “ bizim taptıklarımızın hiçbir şeyi yok” demiş ve müslüman olmaya karar vermişti. Müslüman olduktan sonra da anlatır;

-“ Cahiliye devrinde yaptığım  iki şey vardır, hatırladıkça birine ağlar, diğerine gülerim. Beni ağlatan acı hatıra, kızımı diri diri acımadan toprağa gömmemdir. Gülmeme sebep olan şey de: biri helvadan diğeri hamurdan iki putum olduğu halde sefere çıktım. Yolda tapındım acıkınca da sıra ola onlara yedim. “

Putlar insanların işlerine yaramadığı halde genede tapınmaya devam ediyorlardı. Peygamberimiz bir gün Ashabı ile otururken birine sorar:

-“ Müslüman olmadan önce bu kadar puta taptın, hiç fayadasını gördüğün oldumu? Sahabe:

-“ Evet Ya Rasulallah, bir zaman put yapıp ona tapardım. Bir ara kırda bulunuyordum çok açıkmıştım. O putu yedim, karnımı doyurdum. İşte puta tapmanın bu kadarcık faydasını gördüm dedi.

Peygamberimiz Mekke’den Medine’ye göç ettikten sonra, Medine’de islamiyet büyük bir hızla yayılıyordu. Müslümanlar puta tapanların putları ile alay etmeye başladılar. Amr b. Cemuh’un ağaçtan bir putu vardır. Adına Menat koymuştur. Gençler gece putu alıp şehir dışındaki lağım çukuruna götürüp baş aşağı atarlar. Amr, sabah putunu arar, bulur pislik içinden çıkarır. Bağırıp çağırıp yıkadıktan sonra yerine koyar. Bir akşam kılıcını putun boynuna asar, ona :

-“ Sana kılıcımı veriyorum, kendini onunla koru” der. Sabah gene aynı çukurda bulunca, putun bir işe yaramadığını, kendini pisliğe atanlara bir şey yapamadığını görür ve müslüman olur.

Mekke’nin fethinden önce idi. Ebu Süfyan, Mekke’yi fet etmek için gelen müslümanların yanına gelmişti. Peygamberimiz:

-“ Ey Ebu Süfyan: henüz Allah’tan başka bir mabut yoktur diyerek bir tek Allah’ı tanıyacağın zaman gelmedi mi? Diye sorar.

-“ Sen ne iyi insansın eğer Allah’tan başka ilah olsaydı bu gün bizi bu halde bırakmaz, bize yardım ederdi” diyerek cevap verdi. Peygamberimiz tekrar:

-“  Benim peygamber olduğuma inanacağın zaman gelmedi mi? Ebu Süfyan:

-“ Sen ne sabırlı, ne kerimsin” dedi ve kelime-i Şahadet getirerek müslüman oldu.

Başka bir olayda, Ebudderda (ra) Bedir Savaşı sırasında müslüman olmuştu. Müslüman olmadan puta tapardı. Kardeşi Abdullah daha önce müslüman olmuştu. Ebudderda evde bulunmadığı bir gün evine giderek putunu kırdı. Ebudderda evine gelince bu durumu gördü. Hem putun kırıklarını topluyor, hemde “ yazıklar olsun ne diye seni bu hale getirenlere mani olmadın? Onları ne diye def etmedin”? diyordu.

Eşi Ümmüdderda :” Eğer o bir kimseye fayda verebilseydi veya gelecek bir zararı önleyebilseydi, kendine gelen zararı önlerdi” deyince Ebudderda irkildi, guslettikten sonra Peygambere gelip müslüman oldu.

Birde, Ebu Zer El-Gıffari’nın yanından ayırmadığı bir putu vardı. Her zaman her yerde ona tapardı. Bir gün evden ayrılırken putuna: ben dönünceye kadar malımı koru demiş gitmiştir. O dönemden bir tilki putun başına bevl etmişti. Dönünce bu ıslaklığı gördü, şaşırdı. “ Yağmurda yağmadı, fakat nasıl ıslandı? Diye mırıldandı.

Biraz sonra oradan henüz ayrılamamış tilkiyi gördü.” Tilkinin başına bevl ettiği şeyden tanrımı olur, bu kendini koruyamamış, demek ki bundan hayır yok “ deyip tek Allah’a gönülden iman etmiştir.

Mekke’nin fethinden sonra Kabe 365 tane puttan temizlendi. Putlar birer birer temizlendi. Bütün Mekke’li ler bu olayı şaşkın şaşkın seyretti. Putların hiç biri karşı koymuyordu. Kendilerini savunmuyorlardı. Peygamberimiz Kabe’nin temizlenmesinden sonra İsra suresinin 81. ayetini okudu: “ Hak geldi, batıl yok oldu. Batıl zaten yok olmaya mahkumdur.”

Bilal-i Habeşi yüksek bir yere çıktı, ezan okudu “ Lailahe İllallah ( Allah’tan başka ilah yoktur) nidaları bütün Mekke’ye yayıldı.Bütün Mekke bu sesi dinlerken  Ebu Cehil’in kızı Cüveyriye :”babam ne kadar talihliymiş, putları bu halde görmedi “ diyordu.

Allah bir diyen müslümanın herşeyi alemlerin Rabbi olan Allah’adır. O, Alah’tan başkasına tapmaz, yalnız Allah’a kulluk eder yalnız Allah’tan yardım diler, taşdan, leşten, beklediği bir şey olmaz.

Araplarda Hubel putuna insana benzediği için daha çok rabet ediyorlardı. Daha öncede Hıristiyanlar Hz.İsa’yı aşırı sevgiden dolayı tanrılaştırmışlardı. Bir ara Nemrut’a,Firavuna tapınılmış, onlar ilahlaştırılmıştı. Günümüz insanı her ne kadar puta tapmıyorsa da aşırı derecede sevgi,ümit ve bel bağlama, herşeyi insanda görme gafleti ile karşı karşıyadır.

Her insan gibi Peygamberimiz de bu fani dünyadan ayrıldığında bazı müslümanlar bu acı gerçeğe inanmak istemediler. Hz.Ebu Bekir (ra) :

-“ Kim ki, Muhammet’e tapıyorsa bilmiş olsun ki o ölmüştür. Kim ki Allah’a tapıyorsa bilsin ki O Allah, daim ve bakidir.” Diyerek haykırmıştır.

Herşeyin yaratıcısı Allah’tır. Daim ve baki olan da O’dur. O’na sığınıp, O’na dayanmalıyız. Beklediğimizi Ancak O’ndan beklemeliyiz. Ancak O’na ibadet edip, O’ndan yardım istemeliyiz.

Kur’an’da Şuara Suresinde ibret için şunlar anlatılmıştır:

-“ Rasulüm! Onlara İbrahim’in haberinide naklet. Hani o babasına ve kavimine neye tapıyorsunuz? Demişti” putlara tapıyorum ve onlara tapmaya devam edeceğiz” diye cevap verdiler.

İbrahim: “Peki” dedi. Yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı? Yada size fayda veya zarar verebiliyorlarmı?” Dediler ki:” Hayır. Ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk. İbrahim dedi ki:” iyi ama ister sizin ister önceki atalarınızın neye taptığınızı biraz düşündünüzmü? Putlarınız benim düşmanımdır. Beni yaratan, doğru yolu gösteren beni yediren içiren, bana şifa veren, benim canımı alacak, sonra beni diriltecek hesap günü hatalarımı bağışlayacak olan Allah’tır…”(Şuara : 69/82)

Bugün de modern putculuk şeklinde puta taparlık devam edip gitmektedir. Kıyamete kadar da küfürle imanın mücadelesi devam edecektir. Rabbim nefsine, şeytana, insana, paraya ve mala kul edenlerden etmesin.


Bu yazıyı 1.704 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.