SON VAROLUŞ DESTANI MİLLİ MÜCADELE

Birinci dünya savaşında müttefik devletler mağlup olmuş  Osmanlı da savaşı kaybetmişti. 30 ekim 1918 de Mondros antlaşması imzalandı.

İngilizler, Fransızlar, yunanlılar, İtalyanlar, ve Ermeniler Anadolu yu paylaşıp işgal ettiler.

Osmanlı orduları dağılmış, sefalet dizboyu yani bütün ümitler tükenmişti. Düşmanlara göre de  Türk milletinin artık işi bitmişti.  Yunan ordularının durumunu gören ingiliz generali  şöyle demişti:

“Türklerin tekrar buralar alması  Atinayı zabtetmeleri  kadar imkansızdır. Eğer Türkler  buraları 3  ayda alabilirlerse  3 günde aldık diye övünebilirler.”

Daha sonra yunan mevzileri gerçekten 3 günde yerle bir edildi. Türk milleti öyle bir fedakarlık  öyle bir savunma yaptı ki,  Anadolu  toprakları işgalcilerden geri alındı. Yazılan destan düşmanları bile şaşırttı.

26 ağustos 1922 de büyük taarruzla başladı. Çiğli tepenin alınması gerekiyordu. Başkumandan telefonla 57. tümen kumandanı Albay Reşata sordu:

-Ne kadar zamanda alırsın?

-Yarım saate paşam!

Yarım saat dolmuştu. Verdiği sözü yerine getiremediği için Albay Reşat tabancasını çekip beynine kurşunu sıkmıştır.

Başkumandan yarım saat sonra arayınca komutanın karalıdığı şu satırları okudular: “yarım saat içerisinde alırım demiştim ama sözümü yerine getiremedim. Beni bağışlayın.”

Aslında intihardan 3-5 dakika sonra o tepede alınmıştı.

Milli mücadele harekatını ilk başlatanlar, milli mücadelerin öncüleri din adamları olmuştur. Onlar gerçek kahramanlardır. Onlar öne çıkıp cihat ilan  etmişlerdir. Fakat onlara minnet borcumuz unutulmuş ve unutturulmuştur. Hatta bazıları İnönü zamanında idam edilmiştir.

Milli mücadelede hiçbir hareket yoktur ki,  başında bir din adamı bulunmasın.

Birkaç örnek verelim:

İlk kıvılcımı başlatan maraşta sütçü imam olmuştur.

“Düşman işgali altında Cuma namazı kılınmaz.” Demiş, halkı karşı koymaya çağırmıştır.

3 örtülü kadın  Fransız askerlerinin saldırısına  uğradığını görünce, tabancasını çekmiş, basmış tetiği: askerlerin birini öldürmüş, ikisi kaçmıştır.

Uzun oluk çarşısında dikilen anıtta şunlar yazılıdır.

“30 teşrin 1919 da Sütçü İmam Türk namusunu burada silahı ile korudu” ifadesiyle sütçü imam hayırla yad edilmektedir.

Bir çok ilde müdafa-i hukuk cemiyetleri kuruldu.

Manisa müftüsü Alim efendi bunlardan biridir.

İzmir müftüsü Rahmetullah efendi: “kardeşlerim, ciğerlerimizde bir nefes soluk, damarlarımız da  bir damla kan bulundukça, vatanımızı düşmanımıza terk etmeyeceğimize Kur-an’a el basarak yemin edelim” demiş yemin ettirmiştir.

İzmir valisi yunan’a karşı konmamasını isteyince ona da şöyle haykırmıştı: vali bey, bu sakal kanla kızara bilir, ama bu alına yunan alçaklığını sukunetle selamlamış olmanın karasını sürerek huzuru ilahiye çıkamam!”

Denizli  müftüsü Ahmet Hulusi efendi, İzmir in işgali haberi üzerine: halka şöyle hitap ediyordu:

-“Muteber Denizli’liler: İzmir işgal edilmiştir. Bu tecavüze karşı hareketsiz kalmak ihanettir.”

-Silahımız yok diyenlere de:

-Taş atacak kolunuz da mı yok diyerek cihat ilan etmiştir.

Amasya müftüsü, Amasya ya gelen binbaşı Hüsrev beye

-“paşamıza iletin, bütün Amasya emrinizdedir. Kazamız mübarek olsun “ demiştir.

Mehmet Akif, şehir şehir dolaşarak  halkı düşmanla savaşmaya  davet etmiştir.

Bir çok müftü,  din adamı ön saflarda şehit olmuştur.

Anadolu da M.Kemal i ilk karşılayanlar da din adamları olmuştur. “kazanız mübarek olsun” diye karşılamışlardır. İlk samsun a çıktığında ilk karşılayan ve yemek ikram eden samsun müftüsü olmuştur.

M.Kemal konuşmasının bir bölümünde: “din adamlarının milli mücadeledeki hizmetlerini şükranla yad etmeyi  bir vazife bilirim. Bunlar canla başla çalışmışlar gavlen, fiilen ellerinden geleni yapmışlardır.

Milli mücadele yıllarında hizmet eden din adamlarını ölmüşse, rahmetle, yaşıyorsa selametle anarım.” Demiştir.(Sami Ateş,Atatürk Anadoluya Geçince:142)


Bu yazıyı 296 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.