Sünnet Törenleri

Yaz mevsimi geldimi bazı ailelerde sünnet heyecanı, sünnet telaşı oluyor. Neden olmasın ki, sünnet, anababa için ilk mürüvvet. Herşeyden önemlisi, dini bir vecibe.. Erkekliğe ilk adım. Yavrumuz adam olacak, müslüman olacak.

Bazı kesimlerde dini yönü düşünülmesede, sünnet olmak gelenek olarak devam edip gitmektedir.

Bazıları da var ki, dindende vazgeçemiyorlar, kötü geleneklerden de… Bunlar da hem alkolden, hem dansözden, hem de mevlüd okutmaktan geri kalmıyor.

Bazıları da var, dini yönünü umursamıyorlar, işin sağlık yönünü ele alıyorlar.

Ne olursa olsun, sünnet, asırlardan beri inancımız ve geleneklerimiz açısından devam edip gitmektedir.

Toplumumuzda sünnetin gerçek manasını bilen aileler, bu işe biraz daha önem vermekte, inancı çerçevesi içinde güzel geleneklerle, güzel merasimler, hem de hayra vesile olan merasimlerle güzel manzaralar oluşturmaktadır. Öyle ya, müslüman bir şeyin iyisini yapacak, faydalı ve hayırlı olanını yapacak.

Sünnetin ne demek olduğunu yani gerçek manasını bilmeyenler de hem sünnetin hem de geleneklerimizin yozlaşmasına sebep olmaktadır.

Bu işi yaparken sünnetin anlamına uygun düşmeyen harcamalardan, davranışlardan ve eğlencelerden kaçınılmalıdır. Çünkü kötü örnek olmak, kötülüğe sebep olmak ve kötü çığır açmak, vebâl altına girmek demektir.

Her anne babanın, çocuğuna karşı vazgeçilmez sorumlulukları vardır. Bunlardan biri de erkek çocuğunun sünnet ettirilmesidir. Bu görevin adı “sünnet”tir. Bu merasimlerin islamcası yani müslümana yakışanı yapılmalıdır. Bu da vazgeçemeyeceğimiz bir görevdir.

Sünnet olmak, çocuklar açısından da çok önem taşır. Erkekliğe ilk adım, müslüman olmanın da gereği sayılır. Sünnet olmayanı adamdan saymazlar.

Eskiden sünnet olmayan çocukları oyuna bile almazlardı. “Sen sünnet olda gel” derlerdi.

Çocuk sünnet olmadan, sünnet ne demek, sünnet olmanın manası ne demek, neden sünnet olunur, bu iş sadece organ kesmek midir? Bunlar çok iyi anlatılmalıdır. Çocuk bilerek, isteyerek sünnet olmalıdır.

Almanya’da doğan bir çocuk Türkiye’de sünnet olacaktır. Hazırlıklar yapılırken çocuk heyecanlanır ve annesine sorar :

-Alman’larda sünnet oluyor mu? Annesi cevap verir.

-Olmuyorlar. Çocuk tekrar sorar :

-Neden olmuyorlar? Annesi :

-Çünkü onlar Hıristiyan. Bunun üzerine çocuk:

-“Keşke bende Hıristiyan olsaydım” der, annesini şaşırtır.

Yavrularımızı küçük yaştan itibaren bilgilendirmek, şuurlandırmak ve yönlendirmek hepimizin görevidir. Bu görevi çok iyi yapmalıyız. Çocuğumuz:

-“Sünnet olmak adam olmaktır, müslüman olmaktır. Ben sünnet olacağım demelidir.

Anaya babaya düşen bir önemli husus da böyle bir dini merasimi sevinçle sevaplı bir iş olarak yapmalı, günaha girmeden yapmalıdır. Öyleki, sünnet emrini yerine getirirken Allah Rasulü davetlimizmiş gibi davranılmalıdır. Sünnet merasiminin anlamına uygun hareket edilmelidir.

Nedir sünnet merasimlerinin anlamı? “Ya rabbi! Bize sağlıklı evlât verdin. Sana şükürler olsun. Bu yavrumuzu sana layık kul, bize layık evlât, başkalarına karşıda hayırlı insan kıl…” manasını taşımaz mı? Öyleyse sünnet ruhuna uygun hareket edilmelidir.

SÜNNET NEDİR?

Sünnet, erkeklik organının ucundaki deri kılıfın alınmasıdır. Bu işleme “sünnet” denir. Basit bir ifade ile sünnet olmak budur.

Sünnet olmak, islâmda dini bir görevdir. Çocuk açısından da, ana baba açısından da bu böyledir.

İslâm âlimlerinin bir çoğuna göre sünnet olmak, vacip derecesinde bir sünnet-i müekkededir.

 

SÜNNETİN TARİHÇESİ

Müslümanlar arasında erkek çocukların sünnet edilmesi geleneğinin İbrahim (AS) ile başladığı bilinmektedir.

Peygamberimiz dünyaya geldiği zaman Mekke’de İbrahim Peygamberin dinine uyan Hanifler, sünneti biliyor ve uyguluyorlardı. Bilindiği gibi Peygamberimiz (SAV) sünnetli olarak dünyaya gelmişti.

Peygamberimiz, torunları Hasan’la, Hüseyin’i kendi elleri ile sünnet ettirmiştir. Bu konuda Peygamberimiz (SAV) şöyle buyurmuştur.

“Beş şey yaratılış gereğidir:

1-Sünnet olmak,

2-Koltuk altı kıllarını yolmak,

3-Kasık kıllarını tıraş etmek,

4-Tırnakları kesme,

5-Bıyıkları tıraş edip, düzeltmek.” (Nesei 1/32)-(Buhari Libas : 64)

Ayrıca sünnet olayının İbrahim Peygamberden öncede bilindiğine dair kaynaklarda bazı bilgiler vardır. Kaynaklara göre; sünneti bir sağlık tedbiri olarak ilk defa Herodotes ele almıştır. “Sünnet, Habeşliler ve Mısırlılar tarafından bilinen ve uygulanan bir işlemdir. M.Ö. V. Asırda yaşayan Herodotes, Mısır’ın âdetlerinden bahsederken şöyle demiştir:

“Temizliği, çirkin olmaya tercih ettikleri için temizlik uğruna sünnet olurlar” (Doç. Dr. İbrahim Canan, Hz. Peygamberin sünnetinde Terbiye sayfa : 89)

Fakat ilk sünnet olan ve kavmine sünneti tavsiye edip uygulayan İbrahim Peygamberdir. Cenab-ı Allah ona:

“Sen ve kavminden erkek olanlar, sünnet olsun” buyurur. Bu emir üzerine İbrahim Peygamber 80 yaşında Allah’ın emrini yerine getirmekte acele etmiş, kendi kendini sünnet etmiştir. Acı çekince, Rabbına niyazda bulunmuş. Bunun üzerine “Ne ile sünnet olacağını biz sana bildirmeden neden acele ettin?” diye vahyedilince Hz. İbrahim (AS) :

“Ey Rabbim! Senin emrini geciktirmek istemedim” demiştir. (Tıbb-ı Nebevi Ans:615) + (Kütüb-i Sitte : 7/41) + (Büyük Hadis Külliyetı : 3/152).

Daha sonra oğulları İsmail ve İshak’ı sünnet ettirmiştir.

O günden bugüne sünnet olmak, dinin bir emri olarak devam etmektedir.

 

DİNLERDE SÜNNET

Çok eskiden Mısırlılar’da, Habeşistan’da sünnet olunduğu bilinmektedir.

Yahudilik dininde ise Musa Peygamberden bu yana sünnet ettirme ciddi bir emir olarak uygulanmaktadır. Yahudilerin taviz vermediği konulardan biride sünnet olayıdır.

Tevrat’ta Hz. İbrahim’in kavminin ve oğlu İsmail’in sünnet oluşu anlatılır. (Tekvin Bab : 17/22-27)

Her erkeğin sünnet olacağı emri de (Bab : 17/9-14) Tevratta açıkça geçmektedir.

Yahudilikte 7. günde sünnet olunacaktır. (Levililer: 12/3)

Aslında Hıristiyanlıkda da sünnet vardır. Sünneti İsa Peygamber’de emretmiştir. (Luka 2/21) Fakat bugün İncil’de geçmesine rağmen Hıristiyanlar sünnet olmazlar.

İslâm dininde ise bütün erkek çocuklarının buluğa ermeden önce sünnet olması gerekir. İslâm Peygamberi : “Çocuklarınızı sünnet ettiriniz” buyurmuştur.

Peygamberimize sormuşlar :

-Sünnetsiz kimse Kâbe’yi tavaf edebilir mi? Peygamberimiz :

-Hayır, sünnet olmadıkça tavaf edemez demiştir. (Es-Sünen’ül Kübra 8/325)

Hz. Ali (ra)a göre; sünnetsiz olanın kestiği yenmez, namaz kıldırması kabul olmaz, şahidliği kabul olmaz.(Age)

Peygamberimiz yeni müslüman olan birine şu tavsiyede bulunmuştur : “Sünnet ol ki, küfür alâmetlerinden temizlenesin.”

Bir başka ifadelerinde Hz. Peygamber şöyle demiştir:

“Sünnetsiz adam, seksen yaşında da olsa, müslüman olunca yine sünnet edilir” (Ramuz el-Ehadis : 96/4)

Ceddi Küleb, Hz. Peygambere gelerek şöyle der :

-“Müslüman oldum!” Hz. Peygamber (SAV):

-“Tıraş ol ve sünnet ol!” buyurur. (Prof Dr. İ. Canan, Kütüb-i Sitte : 10/333)

Sünnet olmak, inancımızda kuvvetli bir emirdir. Bazı fıkıh alimlerine göre sünnet olmayanın müslümanlığı eksiktir. Kestiği yenmez, Kâbeyi tavaf da edemez. (Bak İ. Canan Hz. Peygamberin sünnetinde terbiye : 90)

İbni Hacer El-Heytemi şöyle der :

“Buluğ çağına erdikten sonra sünnet olmayı terk, büyük günahtır. Çünkü sünnet olmayacak olursa, sünnet yerinin yıkanması borçtur. Bunu ihmal edenin namazı sahih olmaz. Mazeretsiz sünneti terk etmek ise fısk olup bu da büyük günahtır.” (İslâm’da Helaller ve Haramlar, sayfa: 480).

Böyle olunca sünnet, islâmın nişânıdır.

 

SÜNNET OLMA YAŞI

Yahudilerde sünneti hahamlar yapar. Çocuk doğduktan sonra 7. veya 8. günü dini törenle çocuk sünnet edilir.

İslâm dininde belirli bir yaş ve zaman tayin edilmemiştir. Buluğ çağına kadar sünnet olunabilir.

“Çocuk, sünnet edildiğini bilecek olursa, dini, ahlaki ve sosyal faydalarda elde edilmiş olacaktır” diyenler vardır.

Birde uzmanların ifadelerine göre: “Çocuğun üzüntü ve acı çekmemesi için erken sünnet ettirilmesi daha uygundur. İki gün içinde de iyileşir, sünnetli doğmuş gibi olur. Temizliğede uygundur” derler.

Vakit geçerse, çocuğu rûhen sünnete hazırlamak zor oluyor. Çocuk, bazıları tarafından sünnetle korkutuluyor veya çocuk başkalarının sünnet oluşunu seyrediyor veya sünnetle ilgili abartılı ifadeler duyuyor. Bu da çocuğu strese itiyor, sünnet olmak istemiyor.

Çocuk sünnet olurken ya kendini bilmeli, her şeyin farkında olmalı, niçin sünnet olduğunu bilmeli. Yada birinci yılında sünnet ettirilmelidir ki, üzüntü, ağrı, acı çekmesin.

En ideali, iğne, makas ve sünnetçi korkusu çekmeden yaptırılmalıdır. Sonra masraf derdi de olmaz. Peygam.berimiz, Hasan ve Hüseyin’i 7 günlükken sünnet ettirmiştir.

Uzmanlara göre 20 günden önce yapılan sünnetler ağrısız ve kanamasız olur, ayrıca darlık (fimozis) tedaviside yapılmış olur.

Eğer çocuk bir yaşına kadar sünnet olmadıysa, 6-7 yaşında sünnet ettirilmelidir. 12 yaşından sonraya bırakılmamalıdır.

 

SÜNNETE HAZIRLIK

Madden sünnete hazırlanıp da mânen hazırlanmamak, bilhassa çocuğu rûhen hazırlamamak olmaz.

Maddi hazırlıklar yapılırken çocuk unutulmamalıdır, o da hazırlanmalıdır. Çünkü; çocuk korkuyor. Neden?

-Televizyonda veya bir arkadaşının sünnet anını seyrediyor.

-Bazı cahil insanların sen sünnet oldun mu? Bak seni sünnet ederim ha! gibi ifadeleri ile karşılaşıyor.

-“Kesmek”, “sünnetçi” sözleri, çocuğa ürperti veriyor, benzi atıyor. Davetiyelere “sünnetçi amca az kes” , “istediğin kadar kes” gibi ifadeler yazılıyor. Bunlar yanlış.

Çocuk üzerinde bu korkuların oluşmasına fırsat verilmemelidir. Çocuk, sünnet zamanı gelince korkuya kapılıyor, kaçıyor, ağlıyor, bağırıyor ve bayılıyor…

Çocuğa korkunun yersiz olduğu, sünnet olmanın gerekli olduğu ve herkesin sünnet olduğu, acının çok fazla olmadığı, adam olmak, müslüman olmak için sünnet olmak gerektiği, çocuğa güzel bir şekilde anlatılmalıdır. Sünneti, peygamberin istediği öğretilmelidir. Böylece çocuktaki korku ve heyecan yatıştırılarak, sünnete hazırlanmalıdır. Çocuk taşkınlıklar yapma yerine sünnet olmayı kendisi istemelidir.

 

SÜNNET GEREKSİZ Mİ?

Bazıları : “Avrupa, Amerika sünnet olmuyor, biz de olmasak olmaz mı? diyor, sünnetin gereksiz olduğunu ifade ile sünnete karşı çıkıyor. Bu durum, bazılarının kafasını karıştırıyor. Artık sünnet gereksiz görülüyor, bazıları da sünnetten soğutuluyor.

Bu iddia, mantıklı ve bilimsel bir düşünce değildir. Aksine kasıtlıdır. İslâm düşmanlığından kaynaklanan bir ifadedir.

Hemen ifade edelim ki, islâm, insanın dünya ve ahiret saadeti için inmiştir. İslâm, hiçbir devirde çağın gerisinde kalmamış, aksine çağları arkasından sürüklemiştir. Çünkü islâmın anlamsız emride yoktur, yasağıda yoktur. Bir yazarın ifadesiyle; “insanlığın düşünce seviyesi,henüz islâmın fikir seviyesine ulaşmamıştır.”

Bugüne kadar islâma karşı çıkanlar bilgisizlikleri veya düşmanlıkları yüzünden karşı çıkmışlardır.

Nisa sûresi’nin 170. âyetinde ifade edildiği gibi, peygamber insanlığa ne getirdiyse insanlığın hayrına getirmiştir.

İslâm’da herşey insanın yararınadır. İslâm, insanı mutlu edecek ve faydasını göreceği şeyleri emretmiştir. İnsanın zarar göreceği ve mutsuz olacağı şeyleri de yasaklamıştır. İslâm’da emir ve yasakların ölçüsü fayda ve zarardır. İslâm’ın yapılıp da fayda vermeyen bir emri yoktur. Bir de yapılıp da fayda sağlanacak yasağı yoktur.

Peygambere uymadan, O’nun, sünnetini yaşamadan gerçek müslüman olunmaz. İslâm’dan, islâm peygamberinden uzaklaştırma gayretleri, misyoner çabalarıdır.

Dinlerde yeri olan sünnet, sağlık açısından bir gereklilik olarak Avrupa’da, Amerika’da ve dünyanın birçok yerinde yapılır ve tavsiye edilir durumdadır…

Sünnet, gereksiz değil, aksine çok gereklidir.

Birde sünnet olmayı, estetiğe girer diyerek yaptırmayanlar vardır. “Estetik ameliyat dinimizde yasaktır” diye, çocuğunu sünnet ettirmeyenler vardır. Estetik ameliyat nedir? Hangisi yasaktır? Önce bunun bilinmesi lâzımdır.

Sünnet olmak, estetiğe girmez. Sünnet emirdir, peygamberin emridir.

“Allah’ın yarattığını değiştirmek olmaz” sözü, uluorta söylenmiş bir sözdür. Sünnet olmak İbrahim Peygambere emredilmiştir. İslâm peygamberi, torunlarını sünnet ettirmiş ve : “Erkek çocuklarını sünnet ettirin” demiştir.

Sünnet, Allah’ın ve peygamberin emrini yerine getirmektir. Allah’ın yarattığını değiştirmek olarak ele alınamaz. O zaman koltuk altı, kasık kıllarına ve tırnaklara dokunmamamız gerekmez miydi?

Sünnet olmanın bir emir olduğu unutulmamalıdır. Ayrıca sünnet olmakta insanlığın sağlayacağı faydalar vardır.

 

SÜNNET EHLİNE YAPTIRILMALIDIR

Sünnet, ne olursa olsun ufak bir ameliyattır. Her ameliyatında bir rizki vardır. Onun için sünnet, iyi bir doktor veya iyi yetişmiş bir sağlıkçı tarafından yapılmalıdır. Sünneti yapacak kişi ehil olmazsa, telafisi mümkün olmayan hatalara sebep olabilir. Çocuğun sakat kalmasına neden olabilir. Bunun da telafisi mümkün değildir.

Hatalı kesimde;

-Peniste eğrilik olabilir.

-Penisin tamamen kaybolmasına neden olabilir.

-Kangrene yol açabilir.

-Kanamalara yol açabilir.

-İdrar yolunun kesilmesine neden olabilir.

-Temizliğe dikkat edilmezse iltihaplanmalar olabileceği gibi, bulaşıcı hastalıklar da geçebilir.

Ehil kişi,kesim yapmadan idrar yollarında, bir arıza olup olmadığını kontrol eder. Çocuğa yaklaşmasını bilir ve pisikolojik açıdan çocuğu sünnete hazırlar, çocuğu rahatlattıktan sonra sünnet yapar.

Sünnet edecek olan kişinin alkollü olup olmadığına dikkat edilmelidir. Sünnet edecek kişi, yapılan işin, tıbbi bir işlemden ziyade dini bir vecibe olduğunun bilincinde olmalıdır.

Yapılan iş, peygamberin sünnetinin yerine getirilmesidir. Bunun için sünnet olayı esnasında dua edilmeli, tekbir getirilmelidir.

Bugün dini bir vecibe gibi görünen sünnet, çok yakında bütün dünyaya yayılacak, tıbbi zorunluluk haline gelecektir. Bu durumda dini cemaatlarımıza, müslüman zenginlerimize ve vakıflarımıza büyük görevler düşüyor. Başta sünnet organizasyonlarına önem verilmelidir. Fakirler, kimsesizler güzel bir şekilde sünnet ettirilmeli, geleneklerimiz yaşatılmalıdır. Yozlaşmaması için iyi örnekler sunulmalıdır. Meselâ, efe kıyafeti gibi milli bir kıyafetle yapılabilir. Yabancı prensler gibi giyindirmek zorunda değiliz. Yani sünnet istenirse güzel şeylere vesile olabilir.

Tekrar edelim; sünnet, eğitimli üroloji uzmanları tarafından, temiz ortamlarda yapılmalıdır.

Bir de sünnetçinin çocuğa yaklaşımı, inancı ve tavırları çok önemlidir. İnançlı bir insanın yapmasında hayır vardır.

Sünnetçi hatalarından dolayı mağdur olan kimseler vardır. Hastanelik olanlar, mahkemelik olanlar bunun ibret verici örnekleridir.

Babadan kalma mesleklerini sürdürenlerle, kendilerini sünnetçi olarak tanıtan kimselere dikkat edilmelidir. Atalarımız: “Başını acemi berbere teslim eden, pamuğu yanında taşımalıdır” demiştir.

 

SÜNNETİN FAYDALARI

Sünnetin faydaları konusunda özet olarak şunlar söylenebilir:

-Sünnet olan çocuk, sünnetin peygamberimizin emri ve dini bir vecibe olduğunu öğrenir, kendine güven gelir, şahsiyet ve islâmi kimlik kazanır. Rûhen ve bedenen gelişir, olgunlaşır, adam olmanın ve müslüman olmanın zevkine varır ve gururunu duyar.

-Sünnet olana ciddi bir ikaz yapılmış olur. Oda erkek olduğu, büyüdüğü mesajıdır. Sünnetle çocuğun hayatı değişir.

-Çocuk, müslüman olduğu için sünnet olduğunu düşünerek, islâmi konularda şuurlanır. Nasıl vaftiz olan çocukta hıristiyanlık duygusu ve inancı gelişir, ön plâna çıkarsa, sünnet olan çocuklarda da islâmi duygu gelişir, ön plâna çıkar.

-Sünnet olacak çocuğa ananın babanın ve bazı kimselerin telkin ve tebliğ fırsatı elde etmeside çok önemlidir. Fırsat değerlendirilerek kalıcı bilgiler verilebilir.

-Yapılan araştırma ve incelemelere göre, erkeklik organının ucundaki kabuğun kesilip atılması, nefse düşkünlüğün, şehvete düşkünlüğün azaltılması demektir.

-Sünnet olmak bazı hastalıkları önler. Çünkü sünnet olmak, temizlik demektir. Sünnet olmayanlarda deri içleri, mikropların barındığı yerler haline gelir.

Özet olarak sünnet olmak, inanç, sağlık ve kişilik açısından bir çocuk için çok önemlidir. Aileler içinde bir mürüvvettir.

 

SÜNNETİN SAĞLIK YÖNÜ

Sünnet modern tıbba çok şey kazandırmıştır.

Prof.Dr. Asaf Ataseven şöyle der : “Bugün modern tıbbın uyguladığı bir çok metodun, peygamberimiz tarafından o devirde haber verildiği ve uygulandığı bilinmektedir.”

Peygamberin tıp konusunda bir çok hadisi mevcuttur. Hadislerde her hastalığın mutlak bir çaresinin bulunduğu bildirilmiştir. Peygamber, ehil olmadan bir hastaya zarar verenin zararı karşılamasını söyler. Ayrıca karantinayı ilk islâm peygamberi uygulamıştır. Ateşle tedavi, kan aldırma tedavide ilaç kullanılması, ayrıca necis ve haramla tedavi olunmaması peygamberin tavsiyelerindendir.

Sünnet olmak, peygamberin hayat verici bir emridir.

Sünnet temizliği sağlar. Sünnet edilmemiş erkeklik organı, mikrop taşır. Başta frengi olmak üzere, zührevi hastalıkların yayılmasına neden olur.

Sünnet, batılıların gündemindedir.

Üroloji uzmanı Opr. Dr. Lütfü Bay : “Sünnet, penis kanseri rizkini azalttığı için batı toplumunda da uygulanmaktadır” demiştir. (8.3.1994 Zaman). Ülkemize gelen bazı turistler bile sırf temizlik açısından sünnet olmaktadır. Çalışma ve araştırmaları sonunda sünnetin faydalarını görmüş, tıp bilim adamları, sünnet olmayı tavsiye etmektedirler. Bu tavsiyelere uyup sünnet olan hıristiyanların sayısı gün geçtikçe artmaktadır.

Alman Prof. Dr. W. Kiessling şöyle demiştir :

“Sünnet, temizlik için şart. Ayrıca erkeklik organında kanseri önlüyor. Hatta eşinin rahim kanserine bile engel oluyor. Bence bütün Alman çocuklarını sünnet ettirmeliyiz:” (12.7.1972 Tercüman)

Ürolog Prof. Dr. Ünal Sert : “Erken yaşlarda sünnet olmak penis kanserine yakalanma riskini azaltıyor” demiştir. (27.1.1995 Yeni Asya)

Milletler arası kadın üreme organı kanseri sempozyumu sonucu sünnetli erkeklerle evlenen kadınlarda rahim kanserinin daha az görüldüğü açıklanmıştır. (26.8.1980 Tercüman)

“Hindistan halkının bir kısmı müslüman ve sünnetli, bir kısmı da başka dinlere mensup fakat sünnetsizler. Yapılan araştırmalarımızda kanser hastalığı sünnetsizlerde daha çok görülmüştür. 1336 penis kanserinin %97.5’i müslüman olmayanlarda, %25’i müslümanlarda görülmüştür.

Bu mevzuda yine batılı bir doktor Fritz Kahn, sünnetin yaptırana sağladığı sıhhi faydaları sayarken şu ifadeleri sıralıyor:

“Sünnet, hiç şüphesiz ki sünnet edilmiş olana birçok fayda temin eden sıhhi bir tedbirdir.

Sünnetin faydalarını şöyle sıralayabiliriz :

1-Yağ ifraz eden gulfenin çıkarılmasıyla, bu rahatsız edici yağ ifrazı da ortadan kalkmış olur.

2-Gulfe sürtünmeleri ve phimose’ların önüne geçilir.

3-Tenasül hastalıklarının bilhassa firenginin bulaşması güçleşir. Çünkü uçtaki deri parçası hastalık mikropları için başlıca giriş teşkil etmektedir.

4-Uzvun ucunda deri bulunmayışı, tenasüli zevk uyandıran taharrüşleri de ortadan kaldırır. Çocuklarda istimna (kendi kendini tatmin) hevesi az zuhur eder.

Meşhur âlim Dubois-Raymond sünneti o kadar yüksek bulmuştur ki, çiçek aşısı gibi bütün erkeklere zorla tatbikini tavsiye etmiştir.

Sünnetin AİDS’i önlediği konusunda da bilim adamlarının açıklamaları vardır.

İngiliz tıp dergisi New England Journal Of Medicine’de yer alan makalesinde AIDS’e karşı çare olarak sünneti savunan Dr. Aaron J. Fink’in görüşü büyük yankı yapmıştır. Bazı uzmanlar: “Sünnet işlemi sonucu atılan birkaç santimlik deri parçasının fazlalık ve hastalık mikroplarını barındıran bir yuva olduğu görüşünü paylaşmışlardır.” (14.06.1987 Tercüman)

Sağlık açısından sayısız yararları bulunduğu belirtilen sünnetin, günümüzde yaygınlaşma özelliği gösteren AIDS’ten korunmada da önem taşıdığı bildirilmiştir.

Çocuk cerrahisi uzmanı Doç. Dr. Hasan Okur : “Cinsel temasla bulaşan “sifilis, frengi, uçuk, mantar” gibi hastalıkların sünnetsiz olanlarda daha sık görüldüğünü söylemiştir. Ayrıca “sünnetsizliğin AIDS’in bulaşmasında bir dez avantajdır” demiştir.

“Amerika, Kanada ve Afrika’da yapılan son araştırmaların sonuçlarına göre sünnetli erkeklerin AIDS’e yakalanma şansının sünnetsizlere göre daha az olduğu anlaşıldı. Sünnetin AIDS tehlikesini azalttığını öne süren, Science Dergisi’nin raporuna göre sünnet derisi, AIDS virüsünün yaşayabileceği nemli, sıcak bir ortam yaratarak virüsün vücuda kolayca girmesini sağlıyor. AIDS virüsünün kan ve sperm dışında başka ortamda yaşama şansının çok az olduğunu vurgayan tıp otoriteleri, sünnetli kişilerde kuru ortam, nedeniyle bu şansın kaybolduğunu belirttiler.” (13-19 Ekim 1990 Bayrak)

Sünnet olmanın, AIDS virüsü kapmayı da önlediği, Avrupalı ve Afrikalı bilim adamlarının son araştırmasında ispatlandı.

Belçika’nın Antwerp kentindeki Tropikal Tıp Enstitüsü Öğretim Üyesi olan Salgın Hastalıklar (Epidemiyoloji) Uzmanı Dr. Anne Buve’nin Reuters’a verdiği bilgiye göre, sağlık-temizlik için bebek ve çocuk yaşta olunan sünnetin, sünnet olmayanlara göre kişiyi AIDS’den üç defa daha fazla koruduğu saptandı.

Dört büyük Afrika kentinde yapılan araştırmanın eşgüdüm görevlisi olan Dr. Anne Buve, diğer deyişle, sünnet olmayan kişilerin sünnet olanlara göre üç misli daha fazla AIDS hastalığına yol açan HIV’i (Human Immunodeficiency Virus : İnsan-Bağışıklık Kusuru Virüsü) kapma tehlikesi taşıdıklarını anlattı.

Dr. Buve, “Sünnetin, özel koruma sağladığını tespit etmiş bulunuyoruz” dedi. (14.09.1999 Akit Gazetesi)

Durban-Güney Afrika’da devam eden “AIDS Konferansı’nda sünnetli insanların bu amansız hastalığa yakalanma riskinin daha az olduğu gerçeği en önemli gündem maddesini oluşturdu.

Konuya The New York Times geniş bir yer ayırırken, “AIDS Konferansı”nda esrarengiz faktör: Sünnet” başlıklı haberde, sünnetli insanların AIDS’e yakalanma riskinin düştüğünü ortaya koyan 40’tan fazla bilimsel çalışma bulunduğu kaydedildi. Afrika’nın güney ülkelerinde bu hastalığa yakalananların sayısı nüfusun yüzde 20’sini geçerken Müslüman ülkelerin bulunduğu Orta ve Batı Afrika ‘da bu oranın yüzde 3’ten daha aşağıda olduğu belirtildi.

Bu tür bulguların bazı bilim adamlarını AIDS’in yayılmasını önlemek için Afrika’da toplu sünnetler yapılmasını desteklemeye iterken, bazıları da Müslüman ülkelerde AIDS hastalarının azlığının dini ve kültürel adetlerden kaynaklandığına dikkat çekti. (12.07.2000 Türkiye Gazetesi)

“Nev Orleans (A.A)-“New England Journal Of Medicine”in son sayısında yer alan araştırmaya göre, sünnetli erkeklerle birlikte olan kadınların rahim kanserine yakalanma riski azalıyor. Stockholm’deki Karolinska Enstitüsünden Hansolov Adami ve Harvard Hal Sağlık Okulu’ndan Dimitrios Trichopoulos, sünnetli kişilerle beraber olan kadınlarda rahim kanseri riskinin azaldığı düşüncesinin uzun zamandır var olduğunu, son çalışmalarında da bu konuda biyolojik açıdan makul açıklamalar getirdiğini söylediler. Bilim adamları, “Dünyada erkeklerin yüzde 25’inin sünnetli olduğu farzedilirse, genelde sünnetin benimsenmesinin, rahim kanserleri riskini de yüzde 43’den yüzde 23’e azaltacağı” görüşündeler. (12.04.2002 Türkiye Gazetesi)

Ankara Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği’nden Doç. Dr. Ahmet Yazıcıoğlu şunları söylemiştir :

“Sünnet ve bu sayede sağlanan hijyen sayesinde, penis kanseri riskinin 40 kat aşağı çekildiğini dile getirdi. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar açısından sünnetsiz erkeklerin, sünnetli erkeklere göre 5 kat daha fazla risk altında olduğuna işaret etti.” (24.06.2002 Yeni Şafak Gazetesi)

Sünnet olan erkeklerin AIDS’e yakalanma olasılıklarının sünnetsizlere oranla yüzde 5 ile yüzde 8 arası daha az olduğu ileri sürülüyor. 4 Ağustos tarihli tıp dergisi Science’deki makalesinde Bethesda Epidemiyoloji Enstitüsü profesörlerinden Thomas Quinn, Afrika kıtasında gerçekleştirdiği çalışmaları yayınladı. Afrika’daki fahişelerin yüzde 50 ile yüzde 80’nin AIDS mikrobu taşıdığını belirten Profesör Thomas Quinn aynı yazıda Afrikalı sünnetli erkeklerde AIDS oranının sünnetsizlere oranla daha düşük olduğunu iddia ediyor. (03.09.1989 Hürriyet Gaz.)

Bu ifadeleri uzatmak mümkün. Ama bu kadarının yeterli olduğuna inanıyorum.

Görülüyor ki, yerli ve yabancı, müslüman müslüman olmayan ilim adamları sünnetin faydaları konusunda birleşiyor.

 

NELERE DİKKAT EDELİM?

-Önce yaptığımız işi, inancımıza ve kültürümüze uygun, hayra vesile olacak, fayda sağlayacak şekilde yapmalıyız. Yaptığımız iş, yıkıcı, yozlaştırıcı, kötülüğe çığır açıcı değil günaha girmeden, başkalarınıda günaha sokmadan yapmalıyız.

-Yaptığımız işlerde israfa kaçmamalıyız. Davetiye, yemek ve diğer giyim, düğün masraflarını görürken ölçülü olmalıyız. Başkalarını imrendirecek, yoksulları özendirecek şekilde davranmamalıyız.

Zenginleri davet edip, fakirleri unutmamalıyız. Kendi çocuklarımızla beraber fakir ailelerin çocuklarını da sünnet ettirip sevindirmeliyiz.

-Yaptığımız, yapacağımız törenlerde milli, manevi hasletlerimizi unutturmamalıyız. Yozlaşmaya ön ayak  olmadığımız gibi, bize uymayan davranışlara da müsaade etmemeliyiz. Kadın erkek senli benli, şapur şupur öpüşmeler bizim âdetlerimizde yoktur. Alkol, çılgınlıklar, israf, gürültü vb. bize göre değildir.

-Sünnet elbiselerini, kullandığımız süsleri muhafaza edip, sünnet eden yakınlarımıza, komşularımıza, durumu iyi olmayan ailelere istifade ettirmeliyiz. Böylece yardımlaşma ve dayanışma örneklerini arttırmalıyız.

-Bir önemli husus da; ağır pahalı, gösterişten öteye gitmeyen, bakılıp atılan davetiyeler bastırıyoruz. Bunlar hiçbir işe yaramıyor, israf oluyor. Bunun yerine faydalanılacak broşürler bastırabiliriz. Davetiyemiz kalıcı olur, tebliğ vasıtası olur. Bir de kullanılacak bir şeyle davet edebiliriz. Yani yaptığımızı güzel ve anlamlı yapmalıyız.

-Dinin emirlerini yerine getirirken daha ciddi olmalıyız. Müslüman olmanın hassasiyetini özenle göstermeliyiz.

-Çocuğumuzu hem bedenen, hem de ruhen sünnete hazırlamalıyız. Önceden kontrol ettirmeliyiz. İdrar yollarında bir arıza var mı? Darlık var mı baktırmalıyız.

-Sünneti mutlaka uzman birine yaptırmalıyız.

-İmkân varsa, hastalık bulaşmaması bakımından toplu sünnetlerden kaçınmalıyız.

-Elektrikli aletlerle sünnet ettirmekten kaçınmalıyız. Kansere yol açabilir.

-Sünnet için bastırılan davetiyelere, çocuğu korkutacak, edebe uygun olmayan ifadelere yer veriliyor. Bu yanlıştır.

-Çocuğu giyindirirken, sâde veya milli kıyafetler varken bize ait olman prens şapkasını başına, sopasınıda eline veriyoruz. Her zaman giyeceği kıyafetlerle sünnet ettirebiliriz.

-Toplu sünnetlerde zamanın kısıtlı olması nedeniyle yeterli zamanın ayrılmaması, bazı hatalara neden olmaktadır. Çocuğun hayatını etkileyecek, hatalara neden olabilir. Onun için bazı durumu bilen sağlıkçılar, toplu sünnete, “Toplu katliam” demektedirler.

Toplu sünnetlerde sarılık, AIDS ve diğer bulaşıcı hastalıkların yayılma riski vardır. Bu ihtimaller göz önüne getirilerek, ehil kimseler tarafından, temiz ortamlarda ve başkalarının seyretmediği bir yerde sünnet ettirilmelidir. Çocuk utandırılmamalıdır. Çocuğun yanında başkaları bulunmazsa, çocuk sıkılmaz strese girmez.

-Sünnet törenlerinde çevrenin kirletilmesine, konu komşunun rahatsız edilmemesine son derece dikkat edilmelidir. Gece geç saatlere kadar çalgı çalmak, silah atmak, alkol almak gibi yanlışlıklar yapılmamalıdır.

-İmkânı olan sünneti şu yönü ilede değerlendirebilir. Meselâ; Akîka kurbanı kesip yemek yedirebilir.

Cenab-ı Allah bir çocuk verdiği için bir de bu çocuğun sağlıklı büyümesi ve hayırlı bir insan olması için Allah’a sunulan şükür kurbanına Akîka kurbanı denir.

Mezhebimize göre Akîka kurbanı mübah, diğer üç mezhebe göre sünnettir. Çünkü peygamberimiz, torunları Hasan ve Hüseyin için birer kurban kesmiştir.

Bu kurban buluğ çağına kadar kesilebilir. Hayvan kurban olmaya elverişli olmalıdır.

Akîka kurbanı, adak gibi değildir, etini herkes yiyebilir. Fakirlere dağıtılacağı gibi gelen misafirlere de yedirilebilir. Ailecek de yenebilir.

-Sünnet, birkaç gün önceden yaptırılır. Tören günü de sünnetçi gelir kontrol ettirilirse, çocuklar açısından da, ana baba açısından da daha rahat olacaktır. Misafirlerle daha yakından ilgilenilecektir.

-İkramlar iyi temizlenmemiş veya aynı kaplardan yapılmamalıdır. Kaplar temiz olmalı, aynı kabın içinde aynı su ile yıkanmamalıdır. Aynı bezlede kurulanmamalıdır. Bu durum, şikayet konusu olan bir husustur.

-Önemli olan hususlardan biri de; evlilik, sünnet, mevlid, cenaze törenlerinde yardım ve dayanışma geleneğimiz unutulmamalıdır. Ne derler? Herkesin yapacağı bir iş mutlaka vardır.

 

SÜNNET MERASİMLERİMİZ

Sünnet, İslâm’ın güzel bir emridir. Bu emri yerine getirirken, yaptığımız sünnet mesarimleri, inancımıza ve kültürümüze aykırı olmamalıdır. Yaptığımız işler, islâm’ın ruhuna aykırı olursa, müslüman olarak, inancımızın gereği yaptığımız işin ne anlamı olur?

Unutmayalım ki, günahla, isyanla, haram sayılan davranışlarla Allah’ın emri, peygamberin sünneti yerine getirilemez, yapılan hatalar, ibadetlere gölge düşürür, inancımızı zedeler. Peygamberimiz : “Bir lokma haram yiyenin kırk gün duası kabul olmaz” buyurarak, yapılan hataların ibadetlere yansıyacağını bildirmiştir.

Ne yazık ki, günümüzde sünnet düğünlerinde müslümana yakışmayacak görüntüler, manzaralar sergileniyor. Bazı aileler bilmeden, sanki öyle yapmaya mecburmuş gibi, dinin hoş görmeyip yasakladığı davranışları yapmakta bir sakınca görmüyor.

Meselâ : Dinimizin apaçık yasakladığı kadınlı erkekli eğlenceler yapılıyor. Düğün dernek yapmak, meşru bir şekilde eğlenmek, elbette herkesin hakkıdır. Fakat uymak zorunda olduğumuz kurallar vardır. Onlara uyarsak bazı değerlerimizi koruyabiliriz. Yoksa dinimizden inancımızdan oluruz Allah korusun.

İnancımıza geleneklerimize göre kadın kadına, erkek erkeğe meşru şekilde, aşırı gitmemek suretiyle herkes eğlenebilir.

“Müslümanız elhamdüllilah” diyoruz. İşlerimizinde müslümanlığa yakışır bir şekilde olması gerekmez mi? Aksi halde müslümanlık, hacılık, hocalık iddiası yalan olur.

Her müslüman Allah’ın peygamberin emrini yerine getirmenin hassasiyetini göstermeli, başkalarına örnek olmalı, iyiliğe çığır açmalı, en önemlisi de iyiliğe yakın olanlara cesaret vermelidir. İyilikler, faydalı şeyler yaşatılmalıdır.

Bugüne kadar bazı şeyleri yapmaya insanımız âdeta mecbur edilmiştir. Baskı altında tutulmuştur. İnancına, kültürüne uygun iş yapan da kınanmıştır. Veya “ne derler” denmiştir.

Müslüman, meşru olmayan bir merasim düzenleyemez. İçkili, danslı düğünler, toplantılar yapamaz. “Yaparım, yapıyoruz işte” derse, “inanıyorum” diyemez, inancını ispatlayamaz.

Hani meşhurdur; kiliseye giren karga kutsal şaraptan içmiş, sarhoş olmuş, putun üzerini pislemiş, ortalığı dağıtmış. İçeriye giren papaz : “Hıristiyansan, niye putu pisledin, müslümansan, niye içki içtin?” demiştir.

Sahi biz neyiz, biz kimiz, kime benziyoruz? Önemli olan budur. Yaptığımızla neye sebep olduk?

İşlerimizde : “Böyle gelmiş böyle gider”, “başkaları böyle yapıyor” diyerek kötülük kapısını, şer kapısını zorlamamalıyız. İyiliğe çığır açan sevap kazanır, kötülüğü yaşatan günah kazanır.

 

SÜNNET EĞLENCELERİ

Sünnet merasimlerinde eğlence tertiplenebilir. Böyle merasimlerde eğlenmeyi, sevinç izhar etmeyi, böylece merasimi duyurmayı peygamberimiz müsaade etmiştir. Hatta emretmiştir.

İslâm’da eğlence, gülüp oynamak, müzik çalmak, dinlemek yasak değildir. Yasak olan, inancımıza ve sosyal yapımıza zarar veren davranışlardır.

İslâm’da meşru olan her şey helâldir. Meşru olmayan şeyler yasaktır. Bir toplantı, oyun, eğlence, tahrik ediyorsa, günahı düşündürüyor, günaha kötülüğe götürüyorsa, asla meşru değildir.

Fuhuş kokan şarkılar, danslar, dansözler, alkol bunlar iyi şeylere sebep olmaz.

Böyle merasimlere iştirak etmek, davete icabet ediyorum diye gitmek doğru değildir. Giderse, gidenin mânen zarar görmesine ve günaha girmesine neden olur. “Ben oynamıyorum iştirak etmiyorum” diyerek kimse, kendisini aldatmamalıdır. O ortamda bulunmak, insana hata olarak yeter. Çünkü o ortam, meşru bir ortam değildir.

Müslüman böyle ortamlarda bulunmadığı gibi, başkaları içinde böyle ortamlar hazırlamamalıdır. Kim ne derse desin, dinin emirleri günahlarla, haramlarla yerine getirilemez.

Biz ne yapıyoruz? Allah Rasûlü’nün sünnetini yerine getiriyoruz. Bunu yaparken müslüman, Peygamberin emri böylemi yerini getirilir? Diye düşünmelidir.

Müslüman, hayra vesile olacak işler yapmalı, yaptığı işin günah yönünü, sevap yönünü iyi düşünmelidir. İyiliğe çığır açmalı, kötülükleri yaşatmamalıdır.

Sünnet ilâhilerle, tekbirlerle, sohbetlerle yapılabilir. Ayrıca milli oyunlarımız, mehterimiz de programa dahil edilebilir.

“Ya Rabbi! Bize böyle sağlıklı bir evlat verdiğin için sana şükrederiz”, manasında törenler yapılmalıdır.

Cenab-ı Allah herkese hayırlı evlat versin ve böyle hayırlara vesile olan tören ve merasimler nasip etsin. “Böyle olmamalıydı” denilecek programlardan Allah bizi korusun.

Eğlenilmeyecek değil, eğlenilecek. Hz. Peygamber zamanında da sünnet eğlenceleri yapılmıştır. Hz. Ömer, bir gün çalgı sesi duyar ve endişelenir. Ancak bunun bir sünnet eğlencesi olduğunu duyunca sükut etmiştir.

Sünnet düğünleri yapılırken içkili, dansözlü gece yarılarına kadar taşkınlıklar yapılarak, halka rahatsızlık verilmemelidir.

Sünnette günah işlemenin manası nedir?

“Allahım! Sen bize sağlıklı bir evlât nasip ettin. Biz de sana nankörlük ediyoruz.”Müslüman böyle bir hataya düşmemelidir.

Müslüman, peygamberin sünnetini, peygambere yakışır Muhammed ümmetine yakışır biçimde yerine getirmelidir. Sünnet mevsimi, günah mevsimi oluveriyor. Sünnet günü şükür günü olmalıdır.

Sünnet günü, sadaka dağıtılacak ikramlarda bulunulacak, şükür yapılacak bir gündür. Çocuğun hayırlı evlat olması için dua edilecek bir gündür.

Alkol ziyafeti ile mevlid merasimi veya şarkıcı, dansöz seyri, mevlid birbirini takip etmemelidir.

 

MEVLİD OKUTMAK

Mevlid, Süleyman Çelebi’nin yazmış olduğu manzum bir eserdir. Okumak okutmak ne farz, ne cazip, ne sünnet, ne de nafile bir ibadettir.

15. yüzyıldan bu yana sünnet ve düğünlerde veya toplantılarda bazı nedenlerle okutmak âdet olmuştur.

Okutulmazsa ne olur? Olur. Şart değil. Çünkü mevlit okutmak dini bir emir değil. Bunun için mevlit okutan, dini bir emri yerine getirmiş olmaz. Okutmayan da dinin emrini terk etmiş olmaz. Ölen bir kimsenin ardından okutulunca da; onun günahlarının bağışlandığına ve kurtulduğuna da inanılmaz.

Mevlid okutmak, bazı iyiliklere ve güzelliklere sebep olduğu için; Kur’an okunması, tekbir, salavat getirilmesi,dini bir ortamın oluşması, başına hiç örtü almayan bir bacının yarım yamalak da olsa başını örtmesi ve bazı gönüllerin kalplerin yumuşaması gibi faydaları vardır.

Mevlid merasimlerinde büyük çapta masraf yaparak israfa kaçmak günahtır. Zenginleri çağırıp fakirleri sofradan kovmak, mahremiyeti çiğnemek, önce veya sonra içki sofrası kurmak, silah atmak, dansöz, şarkıcı getirmek, hoş değildir. Hal böyle ise mevlid okutulmamalı. Hocalarımızda okutmamalı, böyle mevlide müslüman kardeşlerimiz iştirak etmemelidir.

Çirkinlikler olmazsa, mevlid okutmak, samimi olunursa elbette faydalı yönleri vardır. Okutmayanın kınanamayacağı gibi,  bazı mahsurları var diye de karşı çıkmak doğru değildir.

Bu konuda mevlid okumak, okutmak ticari bir konu haline getirilmemelidir. Pazarlık konusu olmamalıdır. Çünkü okunan Kur’an para ile alınıp satılmış olur. Bu da kesinlikle yasaktır. O para, hem sünnette hem Kur’anda meşru değildir.

Mevlid okuyanın, para verilmeyince veya az verilince tepkisi olacaksa; o kişi mevlid okumamalı, kimse ona mevlid okutmamalıdır. Çünkü iki tarafta günaha girer. Hanefi mezhebine göre; ücret karşılığı okunan, okutulan Kur’an’ın sevabı yoktur.

Mevlid için pazarlık da yapılamaz; yapılırsa, o para yaramaz. Ancak getirilen cihazlar ve yol masrafı gibi nedenlerle mevlid okutan, mevlid okuyanlara ikramda bulunabilir, masraflarını karşılayabilir.

Özet olarak; mevlid okutulabilir ancak;

1-Büyük çapta masraf yapılarak israfa gidilmemeli,

2-Yemeğe fakir fukara da çağrılmalı,

3-Riyadan uzak, Allah rızası için okutulmalı,

4-Ticari bir konu haline getirilmemeli,

5-Dinleyenler tarafından saygısızlık yapılmamalı,

6-Konu komşu rahatsız edilmemeli, çevre kirletilmemeli,

7-Meşru olmayan iş yapılmamalı, günaha, isyana sebep olunmamalıdır.

 

SÜNNETE DÂVET

Davete icabet etmek sünnettir. Ama davette yenilip içilen ve davet anlamı meşru ise, davete icabet edilir. Meşru değilse o davete icabet etmemek sünnetir. İcabet edilirse, günaha iştirak olur.

“Efendim komşumuz, dostumuz, akrabamız, hak var, hukuk var, gitmesek komşuluk, akrabalık hakkına riayet etmemiş oluruz” deniyor. “Bakın, şimdiye kadar böyle bozulduk. Gayri meşrulukta, günah işlemekte, günah ortamında bulunmakta hak olmaz.

Meselâ; davete icabet edip gittiniz. Baktınız ki, ortam iyi değil. Sanatçı adı ile müstehcenlik, masalarda içki var. Hemen orayı terk edeceksin. Ama olur mu, ayıp olmaz mı? O, Allah’a isyan, peygambere isyan ediyor, ayıp olmuyor da, terk edersen, sana mı ayıp olacak?

Hz. Peygamber : “Bir kötülük gördüğün zaman elinizle yok edin, buna imkân yoksa dilinizle yok ediniz, buna da ortam müsait değilse kalben buğzediniz” diyor. Bununda imanın en zayıf noktası olduğunu bildiriyor.

Bazıları : “Ben istemiyerek katılıyorum, ben içmiyorum ki, veya efendim ben mezeleri kurtarıyorum” diyor.

Peygamber ne diyor :”Allah’a ve ahirete inanan içki bulunan sofraya oturmasın” diyor.

Allah : “Doğrularla, salihlerle beraber ol” diyor. (Tevbe : 119) “Sen ne diyorsun? Mezeleri kurtarıyorum” diyorsun. Gülünç olmaz mı?

Meşru olan, meşru iş yapılan yere gidilir. Allah’a isyan olan yere gidilmez. Allah’a isyan olan yerde kula itaat olmaz, orada yenilip içilmez, davete icabet edilmez. Efendim, darılıyorlar demek yanlış olur. Allah’ı darılmanın, peygamberi incitenin, müslümana darılma hakkı yoktur.

İslâm inancına uymayan, kazancı helâl olmayan, gayrimeşru iş yapanın veya meşru olmayan yere dâvet yapanın davetine icabet edilmez. Onun yemeği yenmez.

Böyle yerlere gitmeyip tepki göstermek, iyi yönde başkalarına örnek olmak, cesaret vermek ve düzeltme yolunda çaba göstermeliyiz. Düzeltemedik, gücümüz yetmedi. Terk etmeye, gitmemeyede mi gücümüz yetmeyecek?

Ayrıca iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak, iyi çığır açmak, iyiliği öne çıkarmak hepimizin görevidir.

En önemli hususlardan biri de meşru olmayan, meşru iş yapılmayan törenlere, merasimlere din adamlarımızın dua için, mevlid için gitmemeleridir. Giderlerse orada yapılan veya yapılacak olan isyan ve günahları tasvip etmiş olurlar, o merasimi meşrulaştırmış olurlar ki, bunun vebâli vardır.

Bir başka husus da; düğün, dâvet denince genç kızlarımız ve onların anaları açınmak, süslenmek, kokulanmak anlıyor. Günaha girmekten korkmuyor. Başkalarını da günaha sokuyor. Hiç dikkat etmiyor. Davetler, düğünler sanki günahları meşrulaştırıyor. Tokalaşmalar, öpüşmeler çok normal sayılıyor. Kadın, erkek sıraya girip her uzatılan el tutuluyor, her uzanan yanak öpülüyor. Günah diyene dudak bükülüyor. Halbuki evin hanımı ayrı, beyi ayrı yerlerde dâvetlileri karşılayabilir. Düğünlerde gelin hanım bir kapıda, damat bey bir kapıda durabilir.

Dikkat edilirse, herşey böyledir. İşin bir günah yönü vardır, günaha girme şekli vardır. Bir de günahsız veya az zararla kurtulma yolu vardır.

Kendi işimizi, başkaları şöyle böyle yapıyor diyerek onlar gibi yapmaya mecbur değiliz. Bilerek günaha girmeye razı olunmaz.

Müslümanlar olarak peygamberimizin getirdiklerini aynen benimsemekle mükellefiz. Men ettiği şeylerdende kaçınmak durumundayız.


Bu yazıyı 21.189 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.