Sünnet Yerine Farz Kılmak

Deniliyor ki,

1-Kaza borcu olan sünnet kılmaz, kaza kılar.

2-Sünnetle beraber kaza namazına niyetle-nin.

3-Kuşluk vakti abdest alan, Kuşluk namazına, şükür namazına bir de kaza namazına niyet edip hepsini birden kılabilir.Eğer camide ise mescid namazına da, eğer yola çıkacaksa yolcu namazına da niyet edip hepsini beraber kılabilir.

4-Sünnetler kılınırken o vaktin kazasına da niyetlenilirse, bir günlük kaza namazı da kılmış olur.Meselâ öğle namazının ilk sünnetini kılarken, “Niyet ettim ilk kazaya kalmış öğle namazının farzı ile bugünkü öğle namazının sünnetine” diye niyet eder ; aynı farz gibi kılar, son iki rekâtta sûre okusa da olur, okumasa da olur.

Öğle namazının son sünnetini kılarken, son kazaya kalmış Sabah namazının farzı ile beraber niyet edip kılar.

İkindi namazının sünnetini kılarken, ilk kazaya kalan ikindi farzı ile beraber niyet edilir.

Akşam namazının sünnetini kılarken, ilk kazaya kalmış akşam namazının farzı ile beraber niyet edilir, kılınır. Üç rekât olarak kılınır.Farzdan sonra kıldığı iki rekât nafile, sünnet yerine geçer.

Yatsının ilk sünnetini de, ilk kazaya kalan yatsının farzı ile beraber kılınır.Son sünnet kılarken de, ilk kazaya kalmış vitirle beraber kılınır.Üç rekat kılınır.Farzdan sonra bir namaz kılındığı için sünnet de kılınmış sayılır.

5-Nafile namazlarla farz borçlara da niyet edilir, ikisi de kılınmış olur.

“Farz namaz borcu varken sünnet, nafile namaz kabul olmaz. Farz namaz borcu varken sünnet, nafile kılmak ahmaklıktır.”deniliyor.

Beş madde halinde özetlediğim bu iddia, önemli bir yanlışlıktır.Hani “atma !” derler ya bu desteksiz atıştır.Bu görüşler dört hak mezhepte yoktur. Mezhep dışıdır.

Bilhassa Hanefi mezhebine göre sünnet Efal-i mükellefinin üçüncüsüdür. Kılınmaz, yapılmazsa terke ve isyana girer.Cezayı gerektirir.

            Hanefi mezhebine göre sünnetlerde nafilelerde terk edilmez.

Bir kutsi hadiste :”Kulum bana nafilelerle yaklaşır.”buyrulmuştur.Peygamberimizde nafilelerin,  kıyamet gününde kurtuluş için eksikleri tamamlayacağını bildirmiştir.

Peygamber (as) Kıyamet günüde hesabı sorulacak ilk amelin namaz olacağını bildirmiştir. (Timizi : Salât :188) Onun için namazlar terk edilmeyecektir.Vaktinde kılınmayan namazların kaza edilmesi, vaktinde kılmama cezasını kaldırmaz.Ancak borç ödenmiş olur.

Son zamanlarda bir iddia da önceki namazları kılmaya gerek olmadığı şeklinde oluyor. Vaktinde kılınamayan namazlar borçtur. Bu konuda

Peygamber (as) şöyle buyurur :”Kim bir namazı uyku veya unutma sebebiyle kılmamışsa, hatırladığı zaman onu kılsın.”

Fıkıhçılara göre ihmalden veya gafletten dolayı kılınamayan namazlar, daha sonra kaza edilir.

Bir kimse kaza borcum var diye sürekli kaza kılmadığı halde sünnetleri terk eder, kılmazsa bu son derece yanlıştır.

Ne sebeple olursa olsun, sünnetler terk edilmemelidir.

Ne Peygamberden, ne sahabeden, ne mezhep kurucularından , ne de aklı başında bir din aliminden böyle bir şey işitilmemiş, böyle bir uygulama da görülmemiştir.

Beraber kılınması istenen namazların her bireri ayrı ayrı namazdır.Her biri de başlı başına bir ibadettir.Emredenleri ayrıdır. Vakitleri farklıdır. Kılınış şekilleri farklıdır. Vakit, niyet namazların farzıdır.

Niyet, her namaz için şarttır ; Niyet ciddi, açık ve net olmalıdır.

İnsan yapmadığı, kılmadığı bir ibadeti yapmış ve kılmış olmaz.

Farzla sünneti beraber kılanın namazı, nafileye dönüşür.

Uhut Savaşı’nda dört vakit  namaz kazaya kalmıştı.Allah Rasûlü, yatsı namazını tam olarak kıldıktan sonra ayrı ayrı kaza etti.Peygamber (as) : “Beni nasıl namaz kılar görürseniz, öyle namaz kılın.”buyurmuştur. Peygamberimiz hiç böyle bir namaz kılmış mıdır ? Hayır !…

Fıkıhçılarımız, bir kimse iki namaza birden niyet edemez, niyet ederken namazın türünün açıkça belirtilmesi gerekir, derler.

Sünnetin kazası yoktur. Bugün farza, vacibe yakın sünnetler vardır. Kâmil Müslüman olmanın, kaliteli Müslüman olmanın yolu sünnetten geçer.

Peygamber (as) : ”Sünneti terk ederseniz, sapıttınız gitti, demektir.”buyurur.(Müslim, Mesacid :257)

İbn-i Mesud (ra) : ”Hz. Peygamberin sünnetini terk ederseniz, İslâmî emirlerden tek tek , vaz geçe geçe Allah korusun bir gün küfre girersiniz.” demiştir.

Kur’an’da : ”Ey İman edenler ! Allah’a ve Peygambere itaat edin, işlerinizi boşa çıkarmayın.” uyarısı yapılmıştır. (Muhammed Sûresi :33)

Bir ayette de : ”Peygamberin emrine aykırı hareket edenler, başlarına bir belâ inmekten, yahut kendilerine acıklı bir azap istemekten sakınsınlar.” buyrulmuştur. (Nûr Sûresi : 63)

Peygamber (as), bu telkin edilen biçimde bir namaz kılmamış ve kılın dememiştir.

Dinde ibadetlerin şekli, kalıbı çok önemlidir. Asla bozulmaz, eksiltilip, arttırılmaz.O zaman din, bozulmuş olur.Allah Rasûlünün yapmadığını yapmak bid’attir. Bid’at ehlinin ibadeti kabul olmaz.

Dinde kaynak esastır. Daha çok kılan, yapan olsun diye dine müdahale olmaz.

Namazları birleştirmek isteyen birleştirir, kılmak istemeyen kılmaz.Ama başkalarına yanlışı telkin etmenin büyük sorumluluğu vardır.

Meselenin daha iyi anlaşılması için ;

Özet olarak halkımıza deniliyor ki :

“Kaza namazı borcu olanlar, sünnet kılmaz. İkisine de niyetlenip, kılmış sayılır, kaza borcu da ödenmiş olur. Yani bir niyetle iki namaz kılmış olurlar.”

*       *       *

Bir niyetle iki namaz kılmanın caiz olduğu hiçbir mezhepte ve hiçbir kaynakta yoktur. Halbuki Peygamber, geride bilinmeyen, kapalı bir husus bırakmamıştır.Mezhep kurucuları kılı kırk yarmıştır.

İslâm âlimlerine göre iki namazı birden kılma ve böyle bir niyet caiz değildir. Çünkü, niyette tereddüt caiz değildir.Niyet, açık ve kesin olur. Ya farza niyet edilir yada sünnete.Hangisine niyet edilirse o namaz kılınmış olur.İkisine de niyet edilirse, hiçbiri kılınmış olmaz. ( Bak: Prof.Dr. Hamdi Döndüren, İslâm İlmihâli : 368)

Meselâ Ömer Nasuhi Bilmen Hoca Efendiye göre, “Sünnetler asla terk edilmez.Değil sünnetler Nafileler bile  terk edilmez.” Bizim mezhebimiz böyle der.Çünkü bir hadiste:” Kıyamet günü kulun farzlarına bakılır.Kurtuluşu için yeterli olmazsa, eksik, sünnetlerle tamamlanır.Sünnetlerde yeterli olmazsa, nafilelerle tamamlanıp, kulun kurtuluşu sağlanır.”

Ramuz 507/5 : ”Bir topluluk gelir, sünneti öldürürler,dinin temizliğini bozacak şeyler sokarlar. Allah’ın, meleklerin ve bütün lânet edicilerin lâneti onların üzerine olsun.”denmiştir.

 

 

 

Ahmed Şahin Hoca Efendiye, sormuşlar:

Namazların önünde ve sonunda bulunan sünnetler yerine kaza kılsak olur mu ? diye. O da cevap vermiş :

Bir namazı kılarsanız borçtan kurtulursu-nuz , kılmazsanız sevabından mahrum kalırsınız.

İlâve etmiş :”Hakkında hadis bulunan sünnetler, kaza kılmak için terk edilmez.”Nafileler ve teheccüt namazları da Peygamber (as)’ın terk etmediği namazlardır.Onlar da kaza kılmak için terk edilmez.Çünkü bunların kılınması hakkında sahih ve kesin Peygamberin emri vardır.

21.04.2004 tarihli Zaman Gazetesindeki yazısında da şunları yazmıştır :

“Kaza namazı borçlarından kurtulmak için ne kadar acele edilirse yeridir.Ancak borçtan kurtulmak için sünnetleri terk etmek caiz değildir. Burada kayıp söz konusudur.Sünnet sevabından mahrum kalmak söz konusudur.

Sünnetler, sünnet olarak kılınmalı, kazalar da kaza niyeti ile kılınmalıdır.Kaza kılınırken hem kazaya hem de vaktin sünnetine bir anda ikisini de kılmış olmak, niyet çıkmazıdır.Böyle bir uygulama yoktur.Çünkü niyetlerde tereddüt caiz değildir.Ya kazaya yada sünnete niyet edilir. İkisine birden niyet etmek, kılmadığını kılmış gibi göstermek, aklende uygun düşmeyen bir açık gözlüktür.İkili niyet geçerli olmaz. Kılmadığının sevabını beklemek boşuna zahmettir.”

Hanefi mezhebinin görüşüne göre sünnetleri terk ederek kaza namazı kılmak uygun değildir. Sünnet terk edilmez. Hatta kuşluk, evvabin tesbih ve teheccüd namazları gibi Peygamberin tavsiye ettiği namazlar da terk edilmez. Kaza namazları da kılınmaya devam edilir.

Bir hadislerinde Peygamber (as) şöyle buyurmuştur :

“Kulun kıyamet günü ilk hesaba çekileceği konu, farz namazlarıdır.Eğer bu tamamsa işi kolaylaşmıştır.Aksi halde “bakın bakalım, nafileden bir şeyi var mı ?” denir. Nafile ile farz eksiklikleri tamamlanır…” Şimdi sünneti nasıl terk edersin ? Nafileyi nasıl terk edersin ?

Sünnetleri terk ederek veya namazları birleştirerek namaz kılanlara sorsak :

İçine sindi mi ?

Kıldığın bu namazdan zevk aldın mı ?

Peygambere yaklaştın mı, uzaklaştın mı ? Ne hissediyorsun ? desek, ne der acaba ?

…….

Sözün özü ; Farz namazı kazaya bırakan zaten günah işlemiştir.Birde hatasını telafi için sünneti terk asla uygun görülmemiştir. Peygamberin asla terk etmediği, bazıları farza yakın sünnetlerin terki mantıklı değildir.

Sünneti terk Peygamberi terktir.Ondan uzaklaşmaktır.Hatta bir zaman sonra sünneti terk eden, namazlardan zevk almamaya başlar ve terk eder.

Sünnete sarılmak, Peygamberle irtibata geçmek, onunla kontak kurmak demektir.

Prof. Dr. Esad Coşan Hoca Efendiye sormuşlar : ”Sünneti inkâr etmenin hükmü nedir ? Cevap :“En aşağı sapıklıktır.”(Güncel Meseleler :2/17)

Gene sormuşlar : “Kaza namazı olan terk edebilir mi ?”Cevap :”Caiz değildir.Sünnetleri kılacak. Ayrıca kuşluk, evvabin ve teheccüt gibi nafile namazları da kılacak.Bu namazları kılmadın, edepsizlik ettin, günaha girdin.Şimdi de günahı telafi edeceğim derken, sünnetleri kılmayıp bir kusur daha işliyorsun…” (Age :1/61-62) demiş.

Cenab-ı Allah Kur’an’da :

İsra 71’de : ”Herkesi kıyamet gününde önderleri ile birlikte çağırırız.” Yani kim kime uyarsa onun peşinden gidecektir.

Hud 98 : ”Firavun kıyamet gününde adamlarının önüne düşecek ve onları çekip ateşe götürecektir.” Peygamber (as)’da :”Emrime isyan eden bana isyan etmiş olur.”(Ramuz :405/5) buyurmuştur.

Biri demiş ki :”Sünnetler olmasa sadece farzlar olsa, ben namaz kılardım.”

Sünnetlerde vahiydir.

Sünnet Vahiy Mahsulüdür, İnkar Eden Küfre Girer:

Cenab-ı Allah : ”O, kendiliğinden konuş-maz. O’nun konuşması ancak indirilen vahiy iledir.” Buyurur. (Necm :3-4)

Vahiy denilince sadece Kur’an ayetleri akla gelmez.Hz. Peygambere her şeyin bilgisi verilmiştir. Peygamberimiz:”Bana vahyedilen kadar daha vahyedildi.”demiştir.

Kur’an’da :” Peygamber size ne verirse onu alın. Sizi neden men ederse, ondan geri durun.” (Haşr : 7) buyrulmuştur.

Hz. Peygamber, Kur’an’da öz ve özet olarak ortaya konulan konuları detaylı olarak anlatır.

Kur’an’da sünnetle amel etme konusunda pek çok ayet vardır.Onun için vahiy mahsulü olan sünneti inkâr eden, alay eden, lüzumsuz addeden, Peygamberin hükmünü hafife alan, razı olmayan küfre girer. Çünkü Peygambere, uymayı Allah emretmiştir.

Peygambere uymadan kurtuluş yoktur. Meselâ ; Ebu Talib iyi bir insandı, ama Peygam-bere uymadığı için ameli boşa gitti.

Osmanlı âlimlerinden Ömer Nesefî : ”Pey-gamberimizin sünnetlerinden veya hadislerinden birini hafife alıp, alay etmek küfürdür.”der. (İslâm İnançlarının temeli AKAİD ; s.213-1975 İst.)

“Bize Kur’an yeter, Kur’an’dan başkası ile amel etmeyiz, Kur’an’da olmayanı tanımayız.” Diyen bir adamın münkir olduğu hakkında bütün ilim adamlarının ittifakı vardır.”(İbn-i Hazm, El Ahkâm, c.2-s.82)

 

Tarihi bir olay da şudur :

Peygamber zamanında bir Yahudi ile bir münafık ihtilafa düşerler. Yahudi, Hz. Peygambere gitmelerini ister, Münafık da Yahudi olan Kâb b.Eşref’e gidelim, der. Yahudi, Peygambere gitmeleri konusunda ikna eder. Peygambere gelirler. İhtilaf konusunu anlatırlar. İkisini de dinleyen Peygamber, Yahudinin haklı olduğunu söyler.

Münafık, bu karara razı olmaz.Yahudiye birde Ömer’e gidelim, der ve ikna eder. Durumu Hz. Ömer (ra)’e anlatırlar ve Peygambere gittiklerini, münafık’ın Peygamberin hükmüne razı olmadığını ifade ederler. Hz. Ömer, münafık’a doğru olup olmadığını sorar. O da “evet” der.Bunun üzerine Hz. Ömer :

“Durun biraz bekleyin” der.İçerden getirdiği kılıçla münafık’ın boynunu vurur.Ve şöyle der :

“Allah Rasûlünün hükmüne razı olmayana benim hükmüm budur !”

Peygamber (SAV) bir hadislerinde :    ”İsrailoğulları yetmiş bir fırkaya ayrıldı. Nasârâ yetmiş iki fırkaya ayrıldı. Benim ümmetim ise yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır.Bunlardan sadece biri cennetliktir.”deyince, Ashab-ı Kiram sorar :

Ey Allah’ın elçisi! Cennetlik olan fırka hangisidir?

Bu soru üzerine Peygamberimiz şöyle der :

“Benim ahlâkımla ahlâklanıp, benim yolum-da gidenlerdir.”

Müslüman kardeşim! Allah’a ve Peygambere isyan, günahların en büyüğüdür. Allah Kur’an’da kendisine itaatten sonra Peygamberine itaati farz kılmıştır.Ve şöyle buyurmuştur :

“Peygambere baş kaldıran apaçık bir şekilde sapmış olur.”(Ahzâb Sûresi :36)

Bir fetvada şöyle der :

“Kur’an’da hükmüne rastladığımız sünnete uyar, başkasını kaâle almayız, diyen icmai ümmetle kâfir olur.” (İbn-i Hazm, İhkam :1/109)

Sünnete uymak farzdır. Peygamber (as)’ı Allah, uyulsun, örnek alınsın diye göndermiştir.

Sünneti terk eden, kıyamet gününde, Peygambere uymayı reddeden Ebu Cehil ve Ebu Leheb’in peşinden gidecektir.Bir hadiste şöyle buyrulmuştur:

“Her amelin bir coşkusu, her coşkunun da bir gevşemesi vardır.Kimin coşkusu sünnetimden yana olursa, o mutlaka kurtulmuştur.Kimin de istek ve arzusu ve rağbeti, sünnet dışına yönelik olursa,  o helâk olmuştur.”(İ.Çakan Hadislerle Gerçekler: 128)

Sünneti terk ettirmek için :”Hadislerin O’na ait olduğunu nereden bilelim ?”diyenler oluyor.

Hz. Peygamber :”Benim üzerime yalan isnât eden cehennemdeki yerini hazırlasın.” (İbn-i Mace 1/10) + (B.Hadis Külliyatı :1/73)

Ashap bu hadisin ağırlığını her zaman hissetmiş, şahit sağlam değilse, o söze itibar etmemiştir.

Cenab-ı Allah Kur’an’da şöyle buyurur :

Ali İmran 32 : “Deki :Allah’a ve Rasûlüne itaat edin.Eğer yüz çevirirlerse, bilsinler ki Allah, kâfirleri sevmez.”

Ali İmran 132 :” Allah’a ve Rasûlüne itaat edin ki, merhamete kavuşturulasınız.”

Enfal 24:”Ey inananlar ! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman O’na uyun.”

Nûr 47:”Bazıları Allah’a ve Peygambere inandık, itaat ettik, diyorlar.Sonrada yüz çeviriyorlar. Bunlar inanmış değillerdir.”

Nisâ 115 :”Kim Peygambere karşı çıkar, mü’minlerin yolundan başka bir yola giderse, onu cehenneme sokarız.”

Ahzab 36 :” Allah’a ve Rasûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur.Kim karşı çıkarsa sapıklığa düşmüştür.”

Eğer Peygambere uyulmazsa, Kur’an anlaşılmaz, garip görüşler ve inanışlar ortaya çıkar. En önemlisi de önceki insanların düştüğü hataya düşülür.

Müslüman, Hz.Peygambere inanmak ve itaat etmekle mükelleftir.Bir hadislerinde :” Bana itaat eden, sünnetime sarılan cennete gider.”der. (Siret Ans. :2/535 + 6/79)

“Toplumun ahlâkı bozulduğunda sünnetimle amel eden ve sünnetimden ayrılmayana yüz şehid sevabı var.” (Ahmet H. Akseki, İslâm:32)

Mehmet Akif şöyle anlatır :”Ne zaman camiye gittiysem birinin orada ağladığını gördüm. Sordum bana şöyle dedi :

Ben ordudaydım.Takım komutanıydım. Babam öldü, kardeşlerim şehit düştü.Dükkanımız, çiftliğimiz ortada kaldı.Padişaha ayrılacağımı söyledim, izin vermedi.Israr ettim. “Madem istiyorsun, ayrıl” dedi. Ayrıldım, o gece rüyamda gördüm. Peygamber (as) orduyu teftiş ediyordu. Benim takım başı boştu.” Bu takımın komutanı yok mu ?”dedi.Padişah :”Azlini istedi, bizde azlettik” dedi. O günden beri ağlıyorum.

Birini Peygamber azlederse, onun işi zordur.

Sünneti terk edenin en belirgin özelliği dini, Kur’an’ı önemsememesidir. Bunlara karşı uyanık ve tepkili olunmalıdır.

Hz.Peygamber (as) şöyle buyurur :

“Her peygamberin emrine uyan ashabı vardır.Fakat onlardan sonra bir takım kötü nesiller türer.Kim bunlara karşı eliyle mücadele ederse, mü’mindir. Kim diliyle mücadele ederse, o da mü’mindir.Kim onlara karşı kalbiyle mücadele ederse, mü’mindir.Ancak bunların dışında imandan zerre yoktur.”(Müslim,İman:80)

Sözlerin en güzeli Allah’ın kitabıdır.Yolların en doğrusu, Muhammed’in yoludur.”

(Buhari, Edep:70)

Sünnet Yoksa Ümmet de Olmaz :

Bize kimin ümmetisin ? denilse, ne cevap veririz ? “Muhammed ümmetinden.”

Allah :”Ey inananlar ! Allah’a ve Peygambere itaat edin, işlerinizi boşa çıkarmayın.” (Muhammed Sûresi :33)

Hz. Peygamber :”Sünnetime uymayan benden değildir.”demiştir.

Biz, Hz. Muhammed’e “Peygamberim” demezsek, o bize, “Ümmetim” der mi ? Allah’ın “Habibim” dediği Muhammed Aleyhisselâmın ümmetim demediğine, Allah, kulum der mi ?

Sünnetin olmadığı yerde ümmet yoktur.

İman esaslarından birine inanmayan sapmıştır.

İnanacaksın ama,uymayacaksın, olur mu ? Peygambere iman, “inandım” demekle olmaz, uymak esastır.

Bugün  Peygambere uymayan niçin uymuyor ?İşine gelmediği için uymuyor. Meselâ ;

Allah:” Faiz yiyenler, kabirlerinden şeytan çarpmış kimsenin kalktığı gibi kalkarlar.Bunun sebebi “Alış veriş tıpkı faiz gibidir.”demeleridir. Halbuki Allah, alış verişi helâl, faizi haram kılmıştır…”(Bakara :275)

“Allah, faizi mahveder…”(Bakara :276)

“Ey iman edenler ! Allah’tan korkun ve eğer mü’min iseniz, faizi terk edin.” (Bakara :278) buyuruyor.

Bu ayetlerde faizi, Allah yasaklıyor. Peygamber, faizin her çeşidinin haramlığını, en hafifini yiyenin Kâbe’de anası ile ilişkide bulunmak kadar günah olduğunu, ayrıca Mirac’a çıktığında faiz yiyenlerin karınlarının nasıl şiş olduğunu, Firavun’un adamlarının nasıl çiğnediğini anlatmıştır.Bu konuda Peygamberin hadisleri bir tarafa bırakılırsa, ortada sadece Allah’ın “Faiz yemeyin” emri kalacaktır ki, cezası hafifmiş gibi gösterilmiş olacaktır.

Hz. Peygamber(SAV) bir hadislerinde der ki:

“Benden sonra yaşayan, çok ihtilaflar görecek. İşte o zaman benim sünnetime uyun. Sonradan çıkan işlerden sakının, zira  o bid’attir. Her bid’at da sapıklıktır.Her sapık da cehennemdedir.” (Ramuz:157/5)

Bugün kaza namazı borcu olmayan çok az insan vardır.Diyorlar ki ,”Kaza borcu olan sünnet kılamaz.”İnsanımızı sünnetten özellikle Peygambe-rimizden ayırmak gayretleri yoğun. Peygamberin terk etmediğini biz nasıl terk ederiz ? Bir an önce borçtan kurtulabilmek için nafileler terk edilebilir.Ama terk etmeye de mecbur değiliz.

Birileri, Peygamberin sünnetinden uzaklaştırmak için gayret sarf ediyor.Sünnetin terki, dinin zayıflaması, onları memnun edecek de ondan…

Hedef, Peygamberi reddederek müslüman-ları başsız, Peygambersiz bırakmaktır. 99’luk tespihin ipini kırarsak ne olur ? 99 parça olur. Sürünün başından çobanı uzaklaştırırsanız ne olur? Sürü dağılır. Kurt yer, hırsız çalar … vs.

Şunu unutmamak gerekir ki, günah sadece işleyene değil, teşvik edene, sebep olana, günah ortamını hazırlayana da verilir.

Peygamber (SAV) :”Bir iyiliğe sebep olan o iyiliği bizzat işlemiş gibidir. Bir kötülüğe sebep olan kişi , o kötülüğü bizzat işlemiş gibidir.”der.

Bunların hedefleri dini bozmak.Bunlara Peygamberimiz (SAV) şöyle tepki gösterir :

-“Bir topluluk gelir, sünneti öldürürler.Ve dinin temizliğini bozacak şeyler sokarlar.Allah’ın, meleklerin ve bütün lânet edicilerin lâneti onların üzerine olsun.”(Ramuz :507/5) buyurarak hem böyle kimseleri haber vermiş hem de lânetlemiştir.

Bakın dinde reform isteyenler, dini seven, dini yaşayan kimseler değil.Daha önce camiye sıra koyalım, ezanı okutalım, namazı Türkçe kılalım diyenler, camiye gelen, ezan sesine kulak verip, davete icabet edip namaz kılan kimseler değildi. Bunlar ya yanlış yapıyorlar, dinide yanlışlıklarına uydurmak istiyorlar yada dini bozmak istiyorlar.

Hele dindar görünüp, güvenilir görünüp yanlış yapan, yalan söyleyen, din düşmanları çizgisinde hareket edenin yaptığı yıkım, verdiği zarar daha büyük oluyor.Tabi onların vebalide elbette daha ağır olacaktır.

Efendim, adam profesör, adam şu kadar kitap yazmış, âlim, şeklinde düşünülüp yanlışları ve yaptığı tevil kabul edilmemelidir.Bir zamanlar bilgisi çok olan, hatta meleklerin hocası olan şeytan, yanlış yaparak Allah’a isyan etmedi mi ? Bilgini çokluğuna değil, bilginin doğruluğuna bakılır. Amele bakılır.

Unutulmamalıdır ki, bugün sünnete yapılan saldırı, yarın Kur’an’a yapılacaktır.Bugün enflasyon oranında faizi helâl sayan, yarın “ faiz haram mı olurmuş” diyecektir.Bunlar kısa zaman sonra, bu kadar meşguliyetin arasında beş vakit namaz mı kılınır, ardından canım zorla kazanıyoruz, haraç mı vereceğim, zekatı neden vereyim ? diyecek, bu yıkımın arkası kesilmeyecektir.Düşman bir gedik açmaya çalışıyor.Gerisi kolay.

Bu zihniyeti İslâm’la bağdaştırmak mümkün değildir.

Sünnetin Terkindeki Amaç Ne ?

Geçmişte Peygamberlerinin sünnetini terk edenler, Peygamberlerini unutmuş, hatta O Peygamberin getirdiği dinleri kaybetmişlerdir…

Bugünkü gayretlerin ardında, Peygamberi devreden çıkarıp, Kur’an’ı anlaşılmaz hale getirmek yatıyor.

Bugün batı, özellikle Mevlâna’ya, Yunus’a, Hacı Bektaşi Veli’ye sahip çıkıyor ; haftalar, aylar ayırıyor, ayırtıyor ki, Hz. Muhammed arka plana düşsün, diye.

Hz. Peygamber şöyle demiştir :

“Bir zaman gelecek bir grup benim sünnetimden başka yollara tabi olacaklar ve ümmetimi başka yollara götürecekler.”(Müslim :1847)

Bugün sünneti reddederseniz, İslâm’ın ayakta durma şansı olamaz, diğer dinler gibi yaşanılır din olmaktan çıkar. Bugün hadisleri bir tarafa bırakırsak, kaç Müslüman var ; Kur’an’ı açıp, okuyup, onunla amel edecek ? Okuyamayana, anlayamayana, Kur’an  ne der ? ne mesaj verir ?

Hadisler, Kur’an’ı açıklayıcı durumdadır. Hiçbir hadiste, Kur’an’a zıt bir şey yoktur.

Devir, fitne devri. İslâm’a yönelişe paralel olarak yıkıcı faaliyetler arttı.Dün yavaş yavaş konuşanlar, bugün yüksek sesle konuşuyor, kanal kanal dolaştırılıyor, gazetelerde yazdırılıyor, konferanslar verdiriliyor.Bunların söylediği sözler, Hz. Peygambere azıcık saygısı, sevgisi olan bir kimsenin söyleyebileceği sözler değildir.

Sünnet bağlayıcıdır.Çünkü Allah Kur’an’da, Peygamberi sevmemizi,saymamızı, O’na uymamı-zı ve O’nu örnek almamızı emrediyor. Peygambere isyan etmememizi öğütlüyor.(Haşr :7 Nisâ : 65-Ahzab :21)

Kişi Sevdiği İle Beraberdir.

Hz. Peygambere yönelik bazı faaliyetler, O’na olan sevgiye de zarar veriyor.1995 yılında Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle İzmir İlâhiyattan konuşmacılar gelmişti.İlk sözü alan kişi : ”Peygamber de bizim gibi bir insandı.”diyerek söze başladı, küçültme gayreti imajını vermişti…Evet ama O, insanların en üstünü, en şereflisi…

“Muhammed kadar İsa’ya da saygı duyarım” diyen misyoner mantığı ile konuşanlar oluyor.

Bazı gençler, Peygamber “Sağ elle ye, demiş” diyerek , sol elle yemek, soldan başlamak ve Peygamberle alay etmek sevdasına kapılıyor.

Bazıları Hz. Peygamberi, yeterince anlayıp sevemiyor.Halbuki Allah Rasûlü ,bizi canından çok sevmiş, ne yaptıysa bizim için yapmış,nelere katlandıysa bizi düşünerek katlanmış,hayatını insanlığa adamış.Diğer peygamberlerin nefsî nefsî diyeceği kıyamet gününde, “ümmetî ümmetî” diyeceğini bildirmiştir.

Dünya O’na hayran, insanımız O’na âşık. Dünyada O’nun kadar sevilen bir başka insan olmamıştır.

Allah O’nu sevmiş, Habibim, demiş. Adını adı ile beraber anmamızı istemiştir.Ahzab Sûresi’nin 56. ayetinde :

“Allah’la melekleri, Peygambere salât ederler. Ey inananlar ! Siz de O’na salât edin.” buyrulmuştur.

Kişi sevdiğiyle beraberdir, demiş âlemlerin Sultanı. Evet, kim kimi severse kıyamette onunla beraber olacaktır.Sizde Ahirette  kiminle olmak isterseniz, onu seviniz.

Furkan Sûresi’nin 27. ve 28. ayetlerinde Peygamberi, dünyada sevmeyenlerin ahirette ellerini çırparak, “Keşke Peygamberle birlikte yol alsaydım.”diyeceği, “Eyvah ! Keşke falanı dost edinmeseydim.”diye, pişman olacağı bildirilmiştir.

Cenab-ı Allah, kıyamet günü insanları önderleri ile beraber çağıracak, Firavun, adamlarına dünyada önderlik yaptığı gibi Ahirette de önderlik yapacak.

Yunus, O’na kurban olmuş, Mevlâna “ayağının tozuyum” demiş,Hacı Bektaşi Veli, O’na yanmış, İmam-ı Azam, Peygamberin mezarına doğru ayağını uzatmamış, İmamı Şafi Medine’de atına binmemiş, Ahmed Yesevi, her bakımdan Peygambere uymaya o kadar önem vermiş ki, 63 yaşına bastığı zaman, Peygamber bu yaştan sonra ki hayatı yaşamadı deyip, geri kalan ömrünü yeraltında hücrede geçirmiştir.

Ashab-ı Kiram ise, o kadar işkence ve eziyete rağmen Peygamberi yalnız bırakmamıştır. “Devenin yavrusuna düşkünlüğünden daha çok Allah Resulüne düşkündük” demişlerdir.Her biri canları pahasına Peygamberin kılına dokunulması-na, ayağına diken batmasına bile razı olmamışlar-dır.Yeryüzünde Ashabının O’nu sevdiği gibi hiçbir kimse başka birini sevmemiştir.

Hubeyb (ra)’ın As isimli bir müşrikte alacağı vardır.Bir türlü alamaz.As bir gün kendisine :

“Peygamberi inkâr edersen, ödiyeceğim”der. Bunun üzerine Hubab :

Ne sağlığımda, ne  ölümümde, nede dirili-ğimde inkâr edemem”cevabını verir.Alacağından vazgeçer.

Hubeyb (ra) ve arkadaşları, düşmana esir düşer.Arkadaşları, işkence ile gözünün önünde öldürülür.Sıra Hubeyb’e geldiğinde, “Senin yerine Muhammed’in olmasını ister misin ?” derler.Hiç tereddüt etmeden onlara şu cevabı verir :

Değil benim yerime Muhammed’in öldürül-mesi, O’nun ayağına bir dikenin batmasına bile razı olmam.”

Hazreti Sevban, Peygambere yakın olanlar-dandı. Sevban’ın sararıp solduğunu gören Peygamber ona :

Sana ne oluyor Sevban ? demiş. Oda :

“Ahireti düşünüyorum.Burada sana yakı-nım. Orada ise uzak kalacağım. O ayrılığın üzün-tüsünü çekiyorum.”cevabını verir.

Peygamber, ona :

“Üzülme, kişi sevdiği ile beraberdir.” dediyse de üzüntüsü azda olsa devam eder.Bunun üzerine Cenab-ı Allah :”Kim Allah’a ve Peygambe-re itaat ederse, işte onlar Allah’ın kendilerine nimetlendirdiği Peygamberler, doğrular, şehitler ve salihlerle beraberdirler.Onlar ne güzel arkadaştır-lar.” (Nisâ 69) âyeti ile Sevban’ı teskin etmiştir.

Hz. Enes nakleder :”Bir Arabi geldi, Peygambere :

Ay Allah’ın Elçisi ! Kıyamet ne zaman kopacak ? diye sordu.Namaz vakti geldiği için, cevap verilmemiş, namaza geçilmişti.Namazdan sonra Resulüllah :

Kıyameti soran nerede ? diye sordu.

Arabi ortaya çıkıp :”Benim Ya Resulüllah” dedi.Peygamber Arabi’ye :

Kıyamet için ne hazırladın ? Arabi cevap verdi :

Fazla bir hazırlığım yok. Ne fazla oruç tutabildim, nede fazla namaz kılabildim.Fakat Allah Resûlünü çok seviyorum.dedi.

Bunun üzerine Peygamber :

İnsan sevdikleri ile beraberdir, müjdesini vermiştir. (Müsned : c.3,s.104)

Dikkat edin, dünyada kimi severseniz, ahirette onunla olacaksınız.Yani Ahmed’i seven Ahmed’le, Mehmet’i seven Mehmet’le olacak. Muhammed Aleyhisselâmı seven O’nunla beraber olacaktır.

İsrailoğulları zamanında iki yüz sene yaşamış bir adam vardı.Öldüğünde bu adamı İsrailoğulları beğenmeyip ölüsünü çöplüğe attılar.

Bunun üzerine Cenab-ı Hakk ;Musa (as)’a emretti :

Git, o adamın namazını kıl ve usulünce defnet !

Musa Aleyhisselam :

Ya Rabbi !dedi. İsrailoğulları iki yüz sene yaşayan bu adamın sana isyan ettiğini söyleyerek çöplüğe attılar, doğru değil mi ?

Cenab-ı Hakk, şöyle buyurdu :

Doğrudur ! Fakat o adam Tevrat’ı her açtığında orada gördüğü Muhammed ismini öper, yüzüne gözüne sürer, O’na salâvat okurdu.Ahir zaman Peygamberine gösterdiği bu sevgi ve hürmetten dolayı onu bağışlıyorum.

Sen onu usulünce defnet, çöplükten kurtar…

İşte İsrailli ihtiyarı kurtaran sevgi…

Sonuç

Biz Peygamberi umursamazsak, O da bizi umursamaz. Kıyamette tek şefaat hakkı olan Allah Rasûlü, yüzümüze bakmaz.

İnsan Allah Rasûlünü tam sevememiş olabilir, tam olarak O’nun yolundan gidememiş olabilir.Ama Allah Rasûlünü ve sünnetini inkâr yoluna gidilmediyse şefaat ümidi vardır.

Cenab-ı Allah :”Ey inananlar ! Allah’a ve Peygamberine karşı hainlik etmeyin.”(Enfal :27)

Başka bir ayette de :”Allah’a ve Peygambere baş kaldıran şüphesiz apaçık şekilde sapmış olur.” (Ahzab :36) buyuruyor.

İnsanlık Peygamberlerle kurtulmuştur. İsrailoğulları, Musa Peygamber sayesinde Firavun’un zulmünden, Lût  kavmi, Nûh kavmi gibi cahiliye insanı da Peygamberimiz (SAV) sayesinde kurtulmuştur.

İnsanlık,Peygamberin getirdiğine her zaman muhtaçtır.

Peygamberin sünnetini reddedenler, Peygambere düşman olanlar, Allah’ında düşmanıdır. Eğer Peygamberi bırakır bunlara uyarsak kendimi-ze yazık etmiş oluruz.

Her şey bizim için imtihandır.

Bize empoze edilen sünnetsizliğe, ancak Peygambere uyarak ve onun sünnetini harfiyen yaşayarak karşı koyabiliriz. Sünnet, kurtuluş reçetesidir, Allah’ın razı olduğu hayat tarzıdır. Dünyamızı ve ahiretimizi ancak Allah Rasülünü örnek alarak düzene koyabiliriz.

Bazılarımız istediğini kolaydan, zahmetsiz elde etmeye, dini kolay yönü ile anladığımız manada yaşamaya alışmışız. Yalan yanlış söylenen şeylere çabucak inanıveriyoruz.

Bugün maksatlı olarak ileri geri konuşanlara bakarsak, onları dinlersek, her gün bir şeyler üreteceklerdir, onlara yetişemeyiz. Bizi saptırırlar, sapıklıklar, nefsimize hoş gelmeye başlar.

Kur’an’da kâfirler istemese de Allah, nurunu tamamlayacağını bildirmiştir.

İnanıyorum ki, bu sinsi oyunlar geri tepecektir. Bu güne kadar nice düşmanlıklar geri tepmiştir. “Eşeğim Müslüman olsa da ben Müslüman olmam” diyen Hz.Ömer, Müslümanlara yapılan zulüm karşısında Müslüman olmuştur.  Salman Rüşti: “İslâm’da kadın hakları yoktur” demiş, konuyu araştıran 3000 İngiliz kadın Müslüman olmuştur. Teslime Nesrin, İslam peygamberine dil uzatmış, kendi köyü toptan Müslüman olmuş, tapınaklarını camiye çevirmişler-dir. Başörtüsüne gizli ve açık saldırı, örtünenlerin sayısını arttırmıştır. Bu, peygamber ve sünnet düşmanlığı da insanımızı dinine bağlayacaktır.

Rusya ataist okullarla bir yere varamamış, Rus imparatorluğu dağılmıştır.

Bizde de din ve peygamber düşmanları büyümemiştir. Aksine küçülmüşler, ufalmışlar, milletten şamar yemişlerdir.

Hz. Peygamberin şöyle bir müjdesi var: “Rab olarak Allah’ı, din olarak İslâm’ı Peygamber olarak Muhammed’i seçip beğendim, diyen kimse, Cennet’i hak etmiştir.” (Nese-i Cihad:18)

En büyük rütbe, Allah’a kul, Muhammed Aleyhisselama ümmet olmaktır.

Veda Hutbesi’nde Peygamberimiz: “Size iki şey bırakıyorum. Onlara sıkıca sarılırsanız, yolunuzu şaşırmazsınız; sapıklığa düşmezsiniz. Onlar, Allah’ın kitabı Kur’an ve benim sünnetimdir.” demiştir.

Ya Rabbi! Bizi peygamberimizin sünnetinden ayırma ve bizi onun şefaatinden mahrum

etme. AMİN.

Allah bizi peygamberden, peygamberi bizden uzaklaştırmasın.

Konu ile ilgili bazı ayetleri şöyle zikredebiliriz:

1- “ Rasûlüm! Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya:107)

2- “ Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının. Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı çetindir.” (Haşr:7)

3- “Senin verdiğin hükme aynen kabullenmedikçe iman etmiş sayılmazlar.” (Nisa:65)

4- “Kim Allah’a ve Rasûlüne itaat ederse işte onlar Allah’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu Peygamberler, Sıddıklar, Şehitler ve Salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır.” (Nisa:69)

5- “Doğru yol belli olduktan sonra, kim Peygambere karşı çıkar ve mü’minlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yönde bırakırız ve cehenneme sokarız; o ne kötü bir yerdir.” (Nisa:115)

6- “Allah’ı ve Peygamberini inkâr edenler ve Allah ile Peygamberini birbirinden ayırmak isteyip, “Bir kısmına inanır bir kısmına inanmayız” diyenler iman ile küfür arasında bir yol tutmak isteyenlerdir.” (Nisa:150)

7- “Rasûlüllah sizin için güzel bir örnektir.” (Ahzab:21)

8- “Allah ve Rasûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Rasûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzab:36)

9- “Allah ve melekleri peygambere çok salâvat getirirler. Siz de ona salâvat getirin… ” (Ahzab:56)

10- “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygambere itaat edin. İşlerinizi boşa çıkarmayın” (Muhammed:33)

11- “Kıyamet günü kendine zulmeden kimse, pişmanlıktan ellerini ısırıp şöyle der: Keşke Peygamberle birlikte yol tutsaydım, falanca sapığı dost edinmeseydim.” (Furkan:26-27)

12- “Her insan topluluğunu önderleriyle birlikte çağıracağız. ” (İsra:71)

13- “Firavun, kıyamet gününde kavminin önüne düşecek ve onları çekip ateşe götürecektir. Varacakları yer ne kötü yerdir.” (Hud:98)

14- “Onlardan ölmüş olan hiç birine asla namaz kılma! Çünkü onlar, Allah ve Rasûlünü inkâr ettiler ve fasıklar olarak öldüler.” (Tevbe:84)

15- “And olsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız, O’na çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir ” (Tevbe:128)


Bu yazıyı 3.423 kişi okudu.

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.