TEVEKKÜL İNANCI

Te­vek­kül ne de­mek­tir?

Te­vek­kül, da­yan­mak, gü­ven­mek ve vekil tayin etmek an­lam­la­rı­na gelir. 

Dinde te­vek­kül, iş­le­rin­de ve her hu­sus­ta Ce­nab-ı Allah’a gü­ven­mek, O’na da­yan­mak ve O’na tes­lim olmak de­mek­tir. 

Te­vek­kül etmek Allah’ın em­ri­dir. Kur’an’da 

– “De ki: Allah’ın bizim için yaz­dı­ğın­dan baş­ka­sı bize asla eriş­mez. O, bizim Mevla’mız­dır. Onun için mü’min­ler yal­nız Allah’a da­ya­nıp gü­ven­sin­ler” (Töv-be:51)

– “Yüz çe­vi­rir­ler­se de ki: Allah bana yeter. Ondan başka ilah yok­tur. Ben sa­de­ce O’na gü­ve­nip da­ya­nı­rım. O, yüce arşın sa­hi­bi­dir.” (Tövbe:129)

– “Kim Allah’a gü­ve­nir­se Allah O’na yeter.” (Ta-lak:3)

– Mü’min­ler ancak Rab­bi­ne gü­ve­nip da­ya­nan kim­se­ler­dir” (Enfal:2) buy­rul­muş­tur. 

Te­vek­kül, “te­vek­kel Allah” deyip işi Allah’a ha­va-le etmek de­ğil­dir. Te­vek­kül eden kimse, elin­den gelen gay­re­ti gös­te­recek ve bütün ted­bir­le­ri al­dık­tan sonra işin so­nu­cu­nu Ce­nab-ı Allah’a bı­ra­ka­cak­tır. Allah’a bı­ra­kır­ken, dua edecek ve Allah’tan yar­dım uma­cak­tır. Sa­bır­la bek­le­ye­cek­tir. 

Ça­lış­ma­dan, elden ge­le­ni yap­ma­dan te­vek­kül olmaz. İşi Allah’a ha­va­le et­me­den de olmaz. Çünkü Allah’ın izni ol­ma­dan hiç­bir şey olmaz. 

Kur’an’da:

– “Ka­ra­rı­nı ver­di­ğin za­man­da artık Allah’a da­yanıp güven. Çünkü Allah ken­di­si­ne gü­ve­nip da­ya­nan­la­rı sever.” (Al-i İmran:159) buy­ru­lur. 

Hak­kıy­la Ce­nab-ı Allah’a te­vek­kül eden­le­re müte­vek­kil denir. 

Müs­lü­ma­nın şöyle de­me­si is­te­nir. Kur’an’da:

– “Allah bize yeter. O, ne güzel ve­kil­dir.” (al-i İm-ran:173)

– Demek ki, Müs­lü­man iş­le­rin­de bütün se­bep­le­re sa­rı­la­cak, üze­ri­ne düşen so­rum­lu­luk­la­rı yap­tık­tan sonra işin so­nu­cu­nu Allah’a ha­va­le ede­cek­tir. Te­vek­kül, ça­re­siz ka­lın­ca, son çare ola­rak işi Allah’a bı­rak­mak de­ğil­dir. Ya­pıl­ma­sı ge­re­ken her şeyi yapıp, işin ha­yır­lı­sı ile ne­ti­ce­le­ne­ce­ği ko­nu­sun­da Allah’a gü­ve­ne­rek tes­li­mi­yet­tir. 

Hic­ret sı­ra­sın­da Allah Ra­su­lü her türlü ted­bi­rin al­mış­tı. Düş­man yak­la­şın­ca Hz. Ebu Bekir (ra)

– Gel­di­ler Ya Re­su­lel­lah! De­yin­ce Allah Ra­su­lü emin bir şe­kil­de:

– Üzül­me, Allah bi­zim­le be­ra­ber­dir de­miş­ti. (Tövbe:40)

Ger­çek te­vek­kül, Allah’ı vekil yap­mak­tır. Şüphe et­me­den Allah’ın hük­mü­ne boyun eğ­mek­tir. Allah’a tes­li­mi­yet­tir. Bu tes­li­mi­yet ça­lış­ma­dan ted­bir al­ma­dan olmaz. 

Pey­gam­ber (as) de­ve­si­ni bı­ra­kıp mes­ci­de gir­mek üzere olan bi­ri­ne:

– De­ve­ni ne yap­tın? Diye sor­muş:

– Allah’a ha­va­le ettim” de­yin­ce ona:

– De­ve­ni sağ­lam bir yere bağla ondan sonra Allah’a ha­va­le et” de­miş­tir.

Te­vek­kül, iman me­se­le­si­dir. Kur’an’da;

– “Eğer ger­çek­ten iman edi­yor­sa­nız, Allah’a tevek­kül edin” (Maida:23) buy­rul­muş­tur. 

Pey­gam­ber (as)bir ha­dis­le­rin­de şöyle bu­yur-muş­tur:

– “Şayet siz hak­kıy­la Allah’a te­vek­kül ol­say­dı­nız kuş­lar gibi rı­zık­lan­dı­rı­lır­dı­nız. Onlar sabah yu­va­la­rından aç ay­rı­lır­lar, akşam tok dö­ner­ler” (Tâç:5/205)
Hz. İbra­him oğlu İsmail eşi Hacer’i zem­zem suyu­nun bu­lun­du­ğu yere bı­ra­kıp ar­dı­na dön­dü­ğü zaman Hacer ses­len­di:

Bizi bu­ra­da bı­ra­kıp ne­re­ye gi­di­yor­sun? Bunu sana Allah mı em­ret­ti?

Hz. İbra­him (as):

– Evet Allah’ın emri” dedi. 

Hacer:

– Öy­ley­se bize Allah yeter! O bizi korur” dedi. Allah’a da­yan­dı, Allah’a gü­ven­di. Allah’da on­la­rı orada su verdi, ba­rın­dır­dı. 

* * *

Fi­ra­vun İbra­him pey­gam­be­ri odun­lar yığ­dı­rıp, man­cı­nık­la ateşe at­tı­ğı zaman Ceb­ra­il (as) gel­miş ona:
– Ben­den bir şey ister misin, seni kur­ta­ra­yım mı? Diye so­run­ca, 

İbra­him (as):

– “Allah bana yeter. O ne güzel ve­kil­dir” ce­va­bı­nı ve­rin­ce ateş onu yak­ma­mış, bu­lun­du­ğu yer gül bah­çe­si ha­li­ne gel­miş­tir. 

Pey­gam­ber (as) baş­lan­gıç­ta yal­nız­dı. Müş­rik­ler, da­va­sın­dan vaz geç­me­si için baskı ya­pı­yor­lar­dı, teh­dit edi­yor­lar­dı. Son ola­rak am­ca­sı Ebu Talib’e vaz­ge­çirme­si için baskı yap­tı­lar. Oda pey­gam­ber (as) a dedi ki:

– Kor­ku­yo­rum, biraz ara ver­sen” Pey­gam­ber (as)ın Allah’a gü­ve­ni son­suz­du. Dedi ki:

Sen ne di­yor­sun amca! Gü­ne­şi sağ elime, ayı da sol elime ver­se­ler val­la­hi bu da­vam­dan vaz­geç­mem!”

* * *

Pey­gam­be­ri­miz Necit se­fe­rin­den dö­ner­ken yorul­muş, As­ha­bı onu din­len­sin diye bir ağa­cın di­bin­de yal­nız bı­rak­mış­lar­dı. Bir müş­rik ağa­cın da­lın­da as­tı­ğı kı­lı­cı­nı alıp, uyu­yan pey­gam­be­ri­mi­zi uyar­mış ve:
– “Seni benim elim­den şimdi kim kur­ta­rır? Di­ye­rek kı­lı­cı ona doğ­rult­muş­tu.

Pey­gam­ber (as) hiç te­red­düt et­me­den:

– Allah kur­ta­rır “Ce­va­bı­nı verdi”

Bu cevap üze­ri­ne adam çar­pıl­mı­şa döndü, kılıç elin­den düştü.

Allah Ra­su­lü düşen kı­lı­cı aldı, adama:

– Söyle ba­ka­lım seni benim elim­den kim kur­tarır? Dedi. 

Adam:

– Beni af eder, acır­san sen kur­ta­rır­sın dedi ve şe­ha­det ge­ti­rip Müs­lü­man oldu. 

Kul Allah’a gü­ve­nir, Allah’a da­ya­nır­sa, bek­le­di­ğini Allah’tan bek­ler­se, Allah’ın ko­ru­ma­sı­na sı­ğı­nır­sa, Allah onun yâr ve yar­dım­cı­sı ola­cak­tır. 

Ted­bir al­ma­dan “Te­vek­ke­lal­lah” de­nir­se yan­lış olur:

Ça­lış­ma­yan, işini eksik yapan, bana bir şey olmaz diyen yar­dım gör­mez. Bir ata­sö­zü­müz var: “Yu­va­sın­da uyuk­la­yan kuşu Allah do­yur­maz” den­miş­tir. Bir de:

“Ağıl­da oğlak doğar, nehir ke­na­rın­da otu biter” den­miş­tir. Doğru, her can­lı­nın rız­kı­nı Allah ya­ratır ama oğlak ağır­dan çıkıp nehir ke­na­rı­na git­mez­se, rız­kı­nı yi­ye­mez. 

Bir gün Hz. Ömer (ra) boş otu­ran­la­ra sorar:

– Siz ne boş otu­ru­yor­su­nuz? Onlar:

– Biz mü­te­vek­kil­le­ri­niz” der­ler. Hz. Ömer: 

– Siz mü­te­vek­kil­ler değil mü­te­ek­kil­ler­si­niz (tem-bel­ler) Bilin ki gök­ten ne altın yağar ne de gümüş” deyip on­la­rı da­ğıt­mış­tır. 

Te­vek­kül inan­cı­nı tem­bel­lik, mis­kin­lik ola­rak anla­ma­mak ge­re­kir. 

Her şeyi ya­ra­tan Allah’tır o tak­dir eder deyip ted­bir al­ma­mak yan­lış­tır. Hiç­bir zaman ted­bir elden bı­ra­kıl­maz. Ted­bir alı­nır sonra da tak­di­re boyun eği­lir. 

İnsan gö­re­vi­ni nok­san­sız ya­pa­cak­tır. Sonra tevek­kül ede­cek­tir. 

Me­se­lâ: ölümü tak­dir eden Allah’tır. Ama hız sını­rı­nı aşan, ku­ral­la­ra uy­ma­yan, alkol alıp kaza yapan in­ti­har suçu iş­le­miş olur. Si­ga­ra içen, si­ga­ra­nın ver­di­ği za­rar­la ölen in­ti­har etmiş olur. 

Ted­bir al­ma­dan ka­de­re sı­ğı­nıp, so­rum­lu­luk­tan kimse ken­di­ni kur­ta­ra­maz. 

Çift­çi tar­la­yı ekecek, ondan sonra mah­sul bek­leye­cek­tir. 

Öğ­ren­ci der­si­ni ça­lı­şa­cak ondan sonra iyi not bek­le­ye­cek­tir. 

İnsan ken­di­ne düşen gö­re­vi yap­tık­tan sonra işin ha­yır­lı ve güzel ol­ma­sı için Allah’a dua edip, tes­li­mi­yet gös­te­re­cek­tir.

Te­vek­kül inan­cı ça­lış­ma­ya mani de­ğil­dir. 

Kur’an’da:
– “Bilin ki, insan için kendi ça­lış­ma­sın­dan başka bir şey yok­tur” buy­rul­muş­tur. (Necm:39)

İnsa­nın ça­lış­ma­sı, gö­rev­le­ri­ni ye­ri­ne ge­tir­me­si te­vek­kü­lü boz­maz. Ak­si­ne ça­lış­ma­yıp tem­bel­lik et­me­si te­vek­kül inan­cı­na ters düşer. Allah kul­la­rı­na ça­lış­ma­yı farz kıl­mış­tır. Tem­bel­lik edip baş­ka­la­rı­na yük ol­ma­sı pey­gam­be­rin sün­ne­tiy­le bağ­daş­maz. 

As­hap­tan ba­zı­la­rı Hz. Pey­gam­be­rin ya­nı­na ge­lerek bir ar­ka­daş­la­rı­nı öv­dü­ler:

– Filan kimse gi­bi­si­ni asla gör­me­dik. Sefer sı­rasın­da de­vam­lı Kur’an okudu. Ko­nak­la­dı­ğı­mız yer­ler­de dur­ma­dan namaz kıldı” de­di­ler. 

Hz. Pey­gam­ber:

– Peki onun iş­le­ri­ni kim ya­pı­yor­du? Diye sordu. 

– Biz ya­pı­yor­duk” de­di­ler. Allah’ın Re­su­lü:

O halde he­pi­niz, ondan daha ha­yır­lı­sı­nız” bu­yurdu. (Ebu Davut)

Meh­met Akif, yal­nız dü­şün­ce­de olan­la­ra şöyle ses­le­ni­yor:

“Allah’a da­yan­dım diye sen çıkma ya­tak­tan, 

Ma­nayı te­vek­kül bu mudur hey gidi nâdan?

Çalış, çalış de­dik­çe din ça­lış­ma­dın dur­dun, 

Onun he­sa­bı­na bir­çok hu­ra­fe uy­dur­dun. 

So­nun­da bir de te­vek­kül so­kuş­tu­rup araya

Za­val­lı dini çe­vir­din mas­ka­ra­ya”

Hal­kı­mı­zın bazı ko­nu­lar­da ol­du­ğu gibi bu ko­nuda da uya­nık ol­ma­sı ge­re­kir, yan­lış tel­kin­le­re ka­nılma­ma­sı ge­re­kir. Me­se­lâ; “Ağıl­da oğlak doğar, nehir ke­na­rın­da otu biter”, “Derdi veren Allah der­ma­nı da verir” gibi söz­ler. Oğlak ağıl­dan çıkıp nehir ke­na­rı­na git­mez­se o ot, onun rızkı olur mu? Evet derdi veren Allah’tır. Ama der­ma­nı­nı da be­ra­ber ya­rat­mış­tır. Kul o der­ma­nı ara­yıp bu­la­cak­tır. Der­man ara­mak Allah’a karşı gel­mek de­ğil­dir. Bi­la­kis der­man arama­mak, Allah’a karşı gel­mek­tir. Ba­ka­ra su­re­si­nin 195. Aye­tin­de Allah: “Ken­di­ni­zi kendi eli­niz­le teh­li­ke­ye at­ma­yı­nız” bu­yurmuş­tur. 

Pey­gam­be­ri­miz de bir ha­dis­le­rin­de: Her der­din bir de­va­sı var­dır. Der­din de­va­sı bu­lun­du­ğu zaman Allah’ın iz­niy­le o dert iyi olur. Allah hiç­bir dert ya­ratma­mış­tır ki, der­ma­nı­nı da ya­rat­ma­mış olsun” bu­yur-muş­tur. Bir gün de hasta bir Müs­lü­ma­nı zi­ya­ret et­mişti. Has­ta­nın ha­li­ni gö­rün­ce, has­ta­lık­lar­dan an­la­yan ve bazı ilaç­lar yapıp has­ta­la­rı­na veren bi­ri­nin çağ­rı­la­rak has­ta­nın gös­te­ril­me­si için tav­si­ye­de bu­lun­muş­tur. 
Ada­mın evine su bas­mış, bir kayık ya­naş­mış, “Bin” de­miş­ler bin­me­miş. Su biraz daha yük­sel­miş, kayık tek­rar ya­naş­mış” bo­ğu­la­cak­sın bin” de­miş­ler, “Allah beni kur­ta­rır” demiş so­nuç­ta adam bo­ğul­muş. Me­lek­le­re

“Benin niye kur­tar­ma­dı­nız?” demiş. Me­lekler:

“İki kayık gön­der­dik, niye bin­me­din” de­miş­ler. 
Te­vek­kül­le il­gi­li et­ki­le­yi­ci bir hi­ka­ye­yi Sadi Şi­ra­zi an­la­tı­yor: Bir der­viş kır­lar­da ge­zer­ken ayağı ol­ma­yan bir tilki gör­müş. “Bu sakat hay­van or­man­da nasıl ya-şar?” diye merak edip til­ki­yi takip et­me­ye baş­la­mış. Biraz sonra güçlü kuv­vet­li bir aslan gel­miş, av­la­dı­ğı bir hay­va­nı diş­le­riy­le par­ça­la­yıp gü­zel­ce yemiş. Ye­me­ğin ar­tı­ğı­nı bı­rak­mış ve sakat tilki de arta ka­lan­lar­la kar­nı­nı do­yur­muş. 

Der­viş bu olay­dan çok et­ki­len­miş ve şöyle düşün­müş: “Rab­bim ne kadar büyük! Bu sakat til­ki­nin ye­me­ği­ni aya­ğı­na kadar yol­lu­yor, benim de rız­kı­mı gön­de­rir elbet. Öy­ley­se ben de ça­lış­ma­ya­yım, Allah’a sı­ğı­nıp rız­kı­mı bek­le­ye­yim…”

Ara­dan gün­ler geç­miş, der­viş aç bek­li­yormuş. Ne ona bir lokma ekmek veren var­mış, ne de bir tas su ge­ti­ren. Bir ar­ka­da­şı, der­vi­şi kuytu bir kö­şe­de, göz­le­ri­nin feri git­miş, yü­zü­nün rengi sol­muş hâlde gö­rün­ce ne ol­du­ğu­nu sor­muş. Der­viş, şahit ol­du­ğu sakat tilki ha­di­se­si­ni an­lat­mış. Ar­ka­da­şı: “Ah be dostum, sen neden böyle yan­lış bir dü­şün­ce­ye ka­pı­lıp ça­lış­ma­dın? Niçin ken­di­ni ayağı ol­ma­yan bir til­ki­ye ben­zet­tin de böyle tem­bel tem­bel yat­ma­yı seç­tin? Ayağa kalk ve var gü­cün­le çalış. Sakat til­ki­ye değil güçlü as­la­na benze!”

Te­vek­kül, inan­cı bazı kim­se­ler ta­ra­fın­dan yan­lış an­la­şı­lan inanç­lar­dan bi­ri­dir. 

İslam inan­cı­na göre insan ça­lı­şa­cak­tır, dünya ve ahi­ret den­ge­si­ni ku­ra­cak­tır. Tem­bel­lik edip baş­ka­sı­na muh­taç ol­ma­ya­cak­tır. Muh­taç du­ru­ma düş­me­den başka­la­rı­na el aç­ma­ya­cak­tır. 

Pey­gam­ber (as): “İki günü eşit olan al­dan­mış­tır”
– “Öl­me­ye­cek­miş gibi dünya için, yarın öle­cek­miş gibi ahi­ret için çalış. Sizin ha­yır­lı­nız dünya için ahi­reti­ni ahi­re­ti için dün­ya­sı­nı terk et­me­yen ve baş­ka­la­rı­na yük ol­ma­yan­dır” bu­yur­muş­tur. 

Kur’an’da şöyle buy­ru­lur:

– “İnsan için ancak ça­lı­şıp elde et­ti­ği var­dır. Onun ça­lış­ma­sı­nın kar­şı­lı­ğı ona tas­ta­mam ve­ri­le­cek­tir.” (Necm:39-41) Müs­lü­man önce ça­lı­şa­cak, işini tam ve güzel ya­pa­cak ondan sonra te­vek­kül ede­cek­tir. Allah’a te­vek­kül edene Allah kâ­fi­dir. Allah O’na yeter. Bir önem­li husus da Allah’ın yar­dı­mı, kulun ni­ye­ti­ne ve ame­li­ne gö­re­dir. Se­bep­le­re başvur­ma­dan “Ka­der­de ne ise o olur” demek islam inan­cı ile bağ­daş­maz. Meh­met Akif ne güzel ifade etmiş. 

Allah’a dayan, sâye sarıl, hik­me­te râm ol. Yol varsa budur, bil­mi­yo­rum başka çıkar yol. 

Allah’a te­vek­kül ede­nin ya­ve­ri Hak­tır. Nâşâd gönül bir gün olup şâd ola­cak­tır?” Ziya Paşa 
Gü­ve­nir­sen Hakk’a güven

Murat almaz yüz çe­vi­ren” den­miş­tir. 

* * *

Sonuç ola­rak;

Her şeyi bilen ve tak­dir eden Ce­nab-ı Allah’tır. Onun izni ol­ma­dan hiç­bir şey olmaz. Bunun için bir iş için çaba sarf edip sonuç is­te­di­ği gibi al­ma­yın­ca inanan hayal kı­rık­lı­ğı­na uğ­ra­ma­ma­lı­dır. 

Kur’an’da şöyle buy­ru­lur:

– “Ho­şu­nu­za git­me­yen nice şey­ler var­dır ki sizin için ha­yır­lı­dır: ve size hoş gelen nice şey­ler var­dır ki sizin için za­rar­lı­dır” (Ba­ka­ra:216)

– Biz bil­me­yiz Allah bilir. 


Bu yazıyı 17 kişi okudu.

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.