TÜRKÇE EZAN- TÜRKÇE NAMAZ

İslâm’ı Türkçeleştirme çabaları durmak bilmiyor. Minareleri ezansız, camileri namazsız bırakmak istiyorlar.

Ezan peygamber(as)’dan bu yana aynı şekilde okunmaktadır.

Ezanın şartları vardır:

Arapça okunur.

Aslı bozulmaz.

Vakit içinde okunur.

Erkek okur.

Gözü namazda olan, kulağı ezanda olmayan bazı İslâm düşmanları, şeytan gibi ezan sesinden rahatsız oluyorlar.

Ezanın Türkçe okunması isteği yeni değildir. Cumhuriyetin ilk yıllarında başlamıştır. İslâm’ı islah projesi içinde ezanın Türkçe okunması, namazın Türkçe kılınması vardır.

Ziya Gökalp şiirin de:

Bir ülkede ki, camiinde ezan okunur.

Köylü anlar namazdaki duanın

Ey Türk oğlu,

İşte senin orasıdır vatanın” demiştir.

İsmet İnönü zamanında Türkçe ezan okumayan, Türkçe namaz kıldırmayan cezandırılmıştır. Topkapı Sarayında 450 yıl aralıksız okunan Kur’an susturulmuş, Kur’an öğretilmesi yasaklanmış, çeşmelerdeki besmeleler kazınmıştır.

Alpaslan Türkeş de ezanın, namazın Türkçe olmasını istemiş ve şöyle demiştir. “ Ezan Arapça okunmakla Türkçe’ye ihanet başlattılar. Türk camiinde Türkçe ezan, Türkçe Kur’an okunur. Arapça değil “ demiştir.(17-7-1960- Gazeteler )

Milletvekili adayı Nusret Demiral’ın : “ Ezan Türkçe okunmalıdır” sözünün partiyi barajın altına çektiği gibi. 1946’da Menderes’in : “ Ezanı aslına döndüreceğiz açıklaması Demokrat Partisini iktidar yapmıştır. Ezan düşmanlarını da mezara gömmüştür.

Aslına uygun ezan,18 yıl ezan yasağından sonra Ramazan’a bir gün kala okunmuş, ezanı duyanlar camiye koşmuş, hocalar ağlaya ağlaya ezanı okumuşlardır. Cemaat şükür secdelerine kapanmış, şükür namazları kılmışlardır.

27 Mayıs ihtilalinden sonra Türkçe ezan, Türkçe namaz isteriz sesleri yükselmeye başlamıştır. Bunlar, Ezan Türkçe okunsa, namaz Türkçe kılınsa, namaz kılan ve kılacak olanlar değildir.

Türkçe ibadet isteğinde bulunan Cemal Kutay’a biri :” Türkçe ezan okunsa, Türkçe namaz kılınsa, camiye gidip namaz kılacak mısınız “ diye sormuştur, bir cevap alamamıştır.

28 Şubatçı Teoman Koman Paşa : “ Minareleri yıkın ezanı susturun “ talimatı vermiştir.

Askeri vali General Refik Tulga, yanında yüksek rütbeli iki subayla birlikte İstanbul Müftüsü olan Bekir Hâki Efendi’yi makamında ziyarete gelirler.

Refik Tulga hocamıza dönerek:

“- Hocam, emir verin de ezan Türkçe okunsun “ der. Hoca efendi de :

“-Biz burada kendi başımıza buyruk değiliz. Diyanet Riyasetimiz var. Onlardan böyle bir emir almadıkça biz kendiliğimizden herhangi bir şey yapmayız “ buyurur. Vali diretir.

“- Siz pekala emir verirsiniz. Bende emrediyorum ezan Türkçe okunsun” Merhum Hoca efendi o derin gözleriyle valinin yüzüne manalı manalı bakar ve o nur gibi sakalını eliyle tutarak:

“- Vali Bey, ben bu yaştan sonra gâvur olamam!..” deyince vali:

“- Ezanı Türkçe okumak gâvurluk mudur? diye ısrar edince şu karşılığı alır :

“- Vali Bey, sen onu bilmezsin: o bizim sahamız, onu biz biliriz.”

“- Öyleyse siz de bu makamda daha fazla kalamazsınız” deyince hocamızın verdiği cevap iman ve şahsiyet sahibi her İslâm âliminin vereceği cevap olmuştur:

“-Vali Bey, anam beni bu makamda doğurmadı. Zaten biz hizmet edeceğimize inandığımız müddetçe kalırız; aksi halde gideriz”

Tabii netice malum..

Ezanda dokunmak, ezana müdahale etmek isteyenler Müslüman halkı ve İslâm alimlerini karşılarında bulmuşlardır.

Tarihi bir olayı nakledeyim:

Mısır’daki İngiliz işgal kuvvetlerinin başına atanan komutan, daha önce duymadığı bir sesle irkilir ve bunun ne olduğunu sorar . “Bu ezandır, Müslümanları camilere ibadete çağırır” derler. Komutan asıl mühim soruyu sorar : “ Bu ezanın İngiliz siyasetine ve İngilitere’nin menfaatlerine herhangi bir zararı var mıdır ? “ “ Herhangi bir zararı yoktur, hatta müdahale edilmemesinde fayda vardır” cevabını alır. Rahatlayan komutan şöyle der : “Bırakın o zaman, okusunlar!”

1950 yılında Ezan-ı Türkî sona ermiş Ezan-ı Muhammediye geçilmişti. Müslüman Türk milleti bayram etmiştir.” Tanrı uludur “ zevk vermemiştir. İlk Ezan-ı Muhammediyi İstanbul’da okuyan hoca ağlaya ağlaya ezanı 15 dakikada okumuştur.

Allah minareleri ezansız, camileri cemaatsiz bırakmasın.

“  Şu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli,

Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.”

 

TÜRKÇE NAMAZ KILINIR MI?

Türkçe namaz, namaz kılmayanların istediğidir.

-“İbadet anadilde olursa ibadettir” deniliyor.

-“Allah bizim dilimizi bilmiyor mu ?”

-“Anlamadığımız bir dil ile ibadet olmaz “ deniyor.

Namazı Cenab-ı Allah emretmiş, “namazda Kur’an’dan okuyunuz “ buyurmuştur. Namazın nasıl kılınacağını da Peygamber (as) tarif etmiştir. “ Beni nasıl namaz kılar görürseniz öyle namaz kılın” demiştir. Ayrıca : “Kur’an’dan kolay geleni okuyun “ buyurur. (Müslim, salat:145)

Anadilde namaz olmaz. Dünyanın hiçbir yerinde başka dilde namaz yoktur.

Din işleri yüksek kurulu fetvasında:

“- Peygamberimiz namazda Kur’an okumuştur. Kur’an okumak, kitap, sünnet ve icma ile farzdır. Kur’an Peygamberimize mana olarak inmemiştir. Onun için tercüme ile namaz caiz değildir. Türkçe ibadet caiz değildir.” (11-12-1997- Zaman)

Dört mezhebe göre ezan ve namaz vahiydir. Aslının dışında ezanda namazda olmaz.

Mezhebimize göre Fatih’asız namaz olmaz hatta bir kelimesi eksik olsa veya yanlış okunsa namaz olmaz. Bugün dünyanın her yerinde namaz Arapça kılınır.

Peygamberimize çeşitli milletlerden insanlar gelmiş Müslüman olmuş, Peygamber (as) onların kendi dillerinde ibadet istediğini kabul etmemiş namazı Arapça olarak kılmayı öğretmiştir. Selman-ı Farisi’nin gelen bir guruba Fatiha suresinin anlamını farsça yazıp vermesi, namazı Farsça kılın manasına gelmez.

Gençlere Türkçe namaz daha kolay gelir. Kılan çoğalır deniliyor. Namaz kılan ne kadar çok olursa olsun, namaz kılınmış olmaz.

Bu bir oyundur. Tevrat, İbranicedir, hiçbir Yahudi onu kendi diline çevirmeyi düşünmez, İncil Latincedir, hiçbir Hıristiyan onu kendi diline çevirmeyi düşünmez. Bize Türkçe Kur’an Türkçe ibadet diyenler, aslında ibadet eden veya edecek olan kimseler değildir.

“Namaz kılmak farz olduğu gibi, Kur’an’dan namazlarda okunacak miktarı öğrenip ezberlemek de farzdır. Bu farizayı yerine getirmek, Kur’an tercümesini ezberlemekle mümkün değildir. Bir başka anlatımla Kur’an tercümesi ile namaz kılınmaz. Her Müslüman biraz gayret sarf ederek Kur’an’ı aslından okumayı öğrenmelidir. ( Kur’an’ı Kerim ve Meali :8- Diyanet Vakfı Yayını )

Bugün dünyanın hiçbir yerinde kendi dili ile namaz kılan yoktur. İnsan kendi dilinde dua eder, şükreder, ibadet dili müşterektir. Şuanda hiçbir Müslümanın Türkçe ibadet isteği yoktur. Hal böyleyken ısrarla istemek abesle iştigaldir.

1932’de İstanbul Fatih Camii’nde imam, Türkçe meal ile Fatiha’yı okumaya başlamış, arkasındaki cemaat dağılmıştır. Müezzin –“ Yeter yeter kimse kalmadı. Senle ben kaldık “ demiştir. İmam derhal diyanet işleri tarafından görevden alınmıştır.

Bir zamanlar Türkçe ibadet etmezsek, Avrupa Birliğine giremeyiz dediler sonra tek Fatiha suresi ile namaz kılınır dediler. Şimdi Fatiha‘nın Türkçesi ile namaz kılınır diyorlar. En makbul hatim Kur’an’nın Türkçesini okumaktır deniliyor. Meal okunur okunmaz değil. Meal okuyan, meal okuma sevabı alır. Hatim sevabı almaz. Hatim Kur’an’ı baştan sona Arapça aslından okumakla olur.

Mesele Türkçe ibadet etme meselesi değil, mesele İslam ülkeleri arasında birliği beraberliği bozmak, Müslüman Türk milletini diğer İslam ülkelerinden ayırmak  ve Müslümanları ibadetten soğutmaktır.

“Tanrı uludur” demek hiçbir zaman “Allahu ekber” demek kadar etkili olmaz. Türkçe namazda aslı gibi olmaz.

Herkes kendi dilinde dua eder, tövbe der ama namaz kılamaz. Namazı emreden Cenab-ı Allah namazın Allah’ca kılınmasını istemiştir. Bizim dini, dinin emri ibadetleri değiştirme, kalıbını bozma hakkımız ve yetkimiz yoktur.

 

NAMAZDAN SONRA TESBİH DUASI BİD’AT MI?

Bize namazı öğreten Allah Rasulü namazlardan sonra teşbih çekmiş, dua etmiştir, bize de tavsiye etmiştir. Demiştir ki :

-“ Kim namazdan sonra 33 defa Sübhanallah, 33 defa Elhamdülillah, 33 defa Allah-u ekber derse, bunlar Esmaül – Hüsna kadardır. Sonunda da “ Lailahe illallahü vahdehulâ  şeriketeh lehül mülkü velehül hamdü ve hüve ala külli şeyin kadir” derse deniz kadar da olsa günahları bağışlanır” ( Müslim, Mesacid:144)

Bir gün bir gurup Müslüman peygamber (as) a gelerek

“Ya Rasulallah! Zenginler çok sevap kazanıyor biz ise fakiriz “ deyince. Peygamber (sav) :

Sizde çok sevap kazanmak ister misiniz ? der

“Evet “ derler. Onlara:

“Namazlardan sonra 33 er defa Sübhanallah, Elhamdülillah, Allah-u ekber “ deyiniz. “Bunları söyleyenler hüsrana uğramazlar” der. (İ. Canan Hadis Ans:6/26)

 

SANDALYEDE NAMAZ OLUR MU?

1960 yılında Cami ile barışık olmayanlar dediler ki : “ Camilerden halılar kalksın sıra konsun. “ Böylece caminin kiliseye benzemesini istediler. Rükusuz, secdesiz ve zevksiz namazla Müslümanları camiden soğutmak istendi.

Kurucu meclis ihtilalden sonra Osman Nuri Çerma’nın tekliflerini meclise taşıdı. Bunlar:

Ezan Türkçe okunacak

İmamlar Kur’an’dan belirli ayetleri okuyacak.

Namaz ancak sabah ve akşam kılınacak.

İnsanlara kafir, zındık denmeyecek.

İ.H Liseleri öğretmen okulu haline getirilecek

Camideki halife adları yerine Atatürk’ün ve bazı kahramanların adları yazılacak

Merhumu nasıl bilirsiniz denmeyecek ve mezar başında telkin verilmeyecek.

Hacca gitmek yasak olacak. Şeklinde idi.

O zaman camilerde sıra koyamadılar. Ama bugün istedikleri oldu. Orta yaşlı insanlar bile sandalyeyi kapan oturuyor. Hafif rahatsızlığı olan sandalyede namaz kılıyor.

Dört mezhebe göre taburede, sandalyede, koltukta, divanda oturarak namazdan bahsedilmemiştir.

Diyanet işleri başkanlığının sandalyede namaz olmayacağına dair fetvası vardır.

Yere oturabilen ayağını öne, sağa, sola uzatabilen sandalyede namaz kılamaz. Çünkü: kâde ( oturma) namazın şartlarındandır. Rükû, secde namazın şartlarındandır. Bunlar olmayınca namaz olmaz.

Müslüman, küçük rahatsızlıkları bahane kabul etmeyecek, oturmak için kendini zorlayacaktır.

Benim şahsi  kanaatim bazıları yere oturmayı gururlarına yediremiyor.

 

AYNI ANDA BİRDEN FAZLA NAMAZ KILINIR MI?

Aynı anda birkaç namazı birleştirip kılmayı tavsiye edenler oluyor. Peygamberin sünnetinde ve mezheplerde böyle bir şey yok.

Hem kaza, hem vaktin sünneti veya birden fazla nafileler birleştirilerek kılınamaz. İtikadı düzgün olanbir Müslüman böyle bir şeyi kabul edemez. Peygamber (as) : “ Beni nasıl namaz kılar görürseniz namazı öyle kılınız “ buyurmuştur.

Namazlar farklıdır. Kılınışı farklıdır. Niyet, vakit, emredeni farklıdır. Her namaz başlı başına bir ibadettir. Niyet açık ve kesin yapılır. Ayrıca her namaz ayrı sorumluluktur.

Peygamber (as) birine : “iki namazı bir mi sayıyorsun? ikisini bir mi kılıyorsun? Hangisini sayıyorsun? demiştir. (İ. Canani Hadis Ans:8/431)

Namazları birleştirerek kılmak insanın içine sinmez zevk almaz.

Dinde kural koyma yetkisi bizde değildir. O zaman herkes bir şeyler sokar, bir şeyler çıkarır din, din olmaktan çıkar Yahudilik  ve Hıristiyanlık gibi olur.

Bazıları da kaza borcu olana sünnet namazlarını terk ettiriyor. Bu şeytani bir iştir. İbadetlerin şekli, kalıbı bozulmaz. Kaza borcu olan sünnet kılmaz diye bir hüküm yoktur. Mezhebimize göre kaza namazı borcu olan nafileleri bile terk etmez.

Sünneti terk, peygamberi terktir. Bu misyoner oyunudur.

Müslüman sünnettende sorumludur. Farza yakın sünnetler vardır. Efal-i mükellefinin ikincisi sünnettir İslâm’ın dört kaynağının ikincisi sünnettir.

Bir hadiste : “ Sünneti terk ederseniz sapıttınız gittiniz demektir “ (Müslim Mescid :257)

Cenab-ı Allah Kur’an’da 60 kadar ayette Allah Rasülünün sünnetine uymamızı emrediyor: “ Allah’a ve Rasulüne uyun ki, amelleriniz boşa gitmesin “ diyor. ( Muhammed:33) diyor.

Müslüman imanını korumak için :

Nefsinin oyuncağı olmamalıdır.

Şeytanın tuzağına düşmemeli.

Sapık itikadı bozuk kimselere uymamalı.

Bid’at işlememeli, hurafelerden kaçınmalıdır.

 

KUR’AN’IN TEFSİR VE TERCÜMESİNİ OKUMAK KÜFÜR MÜDÜR

Son zamanlarda insanın Kur’an-ı tam anlayamayacağı ve Allah’ın kelamını tam olarak anlayıp açıklayamayacağı, gerekçesiyle tefsir, tercüme yapılamayacağı, tefsir, tercüme okumanın küfre götüreceği iddia ediliyor. Öte yandan hocaların ayet ,hadis meali içeren kitaplarını okumak  caiz oluyor.

Ayrıca tefsir, tercüme okumaya gerek yok gerektiği kadar ayet ve hadisi hoca efendiler kitabına almıştır deniliyor.

Üniversite de okuyan iki gencimize meal hediye etmiştir. Abileri tercümeyi görünce elinden almış. “Bunu okumayacaksın, bunu senin başında paralarım” demiştir.

İnsan meal okuyunca değil. Cenab-ı Allah’ın emir yasaklarını bilmeyince ve Allah’ın mesajlarını almayınca dinden uzaklaşır gider.

Bu iddia dış kaynaklıdır. Müslüman’ı Kur’an’dan dini yaşamaktan alıkoymak isteyenlerin gayretidir.

Kur’an-ı okumak kadar, ayetlerin anlamlarını öğrenmek ve hayat prensibi yapmak da önemlidir. Faiz ayetini oku faiz ye, tesettür ayetini oku örtünme! Nasıl Müslümanlık bu?

Düşmanın ve şeytanın istediği şey, inansın ama inancını yaşamayan Müslüman tipidir.

Peygamberin hadislerinde, mezhep imamların görüşlerinde, akaid kitaplarında küfre götüren şeyler bildirilmiştir. Bunların arasında tefsir ve tercüme okumak yoktur. İmanı bütün hiçbir hoca efendi, tefsir tercüme okumayı sakıncalı görmemiştir.

Son devrin ilim adamları ne diyor?

“-  Kur’an’nın tercümesi caizdir. Bütün İslam alimleri caiz görür. Vaiz ayet okuyup manasını vermiyor mu? “ (Halil Günenç, G.M.F.1/83)

“-Kur’an’ı düz okuyup geçmektense, manasına nüfuz ederek sindire sindire, beyan ettiği hakikatlerle ilgilenmek gerekir. ( Prof. Dr. İbrahim Canan. Hadis Ans: 3/339)

“- Kur’an üç günden az zamanda okunmaz çünkü Kur’an anlaşılsın diye indirmiştir. (Nahl:44) Maksat, Kur’an’ın hükümlerini bilmektir. ( Prof. Dr Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ans:212)

Cenab-ı Allah : “Anlamak için Kur’an’ı çok kolay kıldık.” (Kamer:17) ( Prof. Dr. F. Beşe, Sosyal Hayatımız )

-“ Bütün insanlar bu ilahi kitaba muhtaçtır. Ve Rahmaniyet eczanesinden ilaç almaya hakları vardır. ( Bediuzzaman, işaretü’l icaz:39)

Ayrıca Kur’an’ın anlaşılabileceğine dair İhlas suresi ile Ahzab suresinin 40. Ayetini örnek verir. ( sözler:383)

“-Kur’an’daki müteşabih ayetlerin açıklanması uygun değildir. Kur’an açıklanmayacak olsa kimse Kur’an’dan delil gösteremezdi. Arap çağı ve Kur’an’ın nüzulü ile ilgili bilgileri bilenlerin Kur’an’ı tefsir yetkisi vardır. (İmam-ı Birgüv )

“- Bütün Müslümanlara Arapçayı öğretmek imkansızdır. Bu durumda tefsir ve tercümesi gerekir. Yer yüzünde bir çok insan kendi diline çevirilen  Kur’an yüzünden Müslüman olmaktadır.( Diyanet Vakfı Tercüme, sunuş :9)

“- Okuyup anlamak için tercümeye muhalefet yerinde değildir. erkesin Kur’an-ı okuyup anlaması lazım. Kur’an’ın tercümesi konusu birinci yüzyılda ele alınmıştır. Selman-ı Farisiden  istemiş oda tercüme edip göndermiştir. Peygamberimiz buna karşı çıkmamıştır. ( Dr. Osman Keskioğlu, Kur’an-ı Kerim Bilgileri:212  )

“-Kur’an’ın tercümesi, mezheplere göre uygun görülmüştür. Kur’an’ın manasını anlamak için tercüme yapılması konusunda İslam alimleri de ittifak etmişlerdir. Çünkü Kur’an sırf Araplara değil bütün insanlığa gönderilmiştir. İslam’ı tebliğ için tercümeye ihtiyaç vardır. (Age:215)

 

CAİZ OLMAYAN TEFSİR TERCÜME HANGİSİDİR?

Ehlil olmayanın yaptığı,

Kur’an’ın kasdetmediği mananın verilmesi

İlave yapılan, eksik tutulan tefsir ve tercüme caiz değildir.

Efendim farklı farklı oluyor deniliyor. Bu tercüme ve tefsirler Kur’an değildir. Farklılık ifadeden doğan farklılıktır.

Kur’an ölü kitabı değildir. Kur’an’daki mesajların anlaşılıp yaşanması için tefsire, tercümeye ihtiyaç vardır.

İnciller her dile çevrilirken Kur’an’ın tercümesine karşı çıkılması anlamsızdır.

Peygamber (as): “Kur’an’ın izinden gidenleri Allah yüceltir, gitmeyenleri alçaltır. “ ( Müslim, misafirin:817) buyurmuştur. Peki anlamayınca nasıl Kur’an’ın izinden gidilecek? Haram helal emir yasak nasıl öğrenilecek?

Kur’an’da şu yok bu yok diyenler oluyor. Anlaşılmazsa nasıl delil gösterilecek?

Kur’an, hayatımıza tutulan bir ışıktır.

 

1.TÜRKÇE KUR’AN OLUR MU?

Kur’an, Allah’tan Cebrail (as) aracılığı ile Arapça olarak Muhammed (as)’a vahyedilen Kutsal kitaptır. Kur’an’ın dilinin Arapça olduğunu Kur’an bildirir. (Yusuf:2)

Elmalı Hamdi Yazır Tefsirinin girişinde : “Türkçe Kur’an mı olur? Be hey şaşkın “ dedikten sonra tercüme ve tefsirde anlatılanlar Kur’an hükmünde değildir. Peygamberin hadislerine bile Kur’an denmez. Dense küfür olur “ der. ( Hak Dini Kur’an Dili :1/8 )

Kur’an’nın Türkçe’ye çevrilmiş haline “ Kur’an Tercümesi “ denir. Kur’an’ın tercümesi okuma sevabı vardır.

Bize Kur’an yeter. Türkçe Kur’an olsun “ diyenler, Kur’an’a bağlı kimseler değildir. Mealler var meal okusunlar, okumazlar.

İslam düşmanları Kur’an-ı Kerim tercümelerine Kur’an demek suretiyle Kur’an’ı İncil’e Tevrat’a benzetmek istiyorlar.

Kur’an mucizedir kıyamete kadar bakidir. Onu Allah indirmiş, Allah koruyacaktır. Çünkü o Allah kelamıdır. Onda manası sonra anlaşılacak müteşabih ayetler vardır.

Her Müslüman kutsal kitabını okuyabilmelidir. Tefsir ve tercüme okuyarak anlamalı ve yaşamalıdır. Çünkü; Kur’an şefaatcidir. Kur’an okunmayan evin bereketi yoktur. Ezberinde Kur’an’dan bir şey olmayan kimse harap olmuş ev gibidir.

 

KABRİSTANDA KUR’AN OKUNUR MU?

Peygamberimiz (sav) Mezarlıkları ziyaret etmiş Fatiha, İhlas ve Kur’an okumuş özellikle Yasin okumuş, okunmasını tavsiye etmiştir.

Boşu boşuna ziyaret olmaz. Ölenlere selam verilir günahlarının affı için dua edilir ve okunur. Yalnız kabristanda namaz kılınmaz. Türbe ve Kabirlerden bir şey beklenmez.

Namazlar birleştirebilir mi?

Haçta öğle ile ikindi, akşamla yatsı birleştirilerek kılınır.

Günümüzde çalışma hayatının güçlükleri: namazların tam vaktinde kılınmasına fırsat vermiyor.

İslam dini, belli bir mesafeyi aşan yolculuğa çıkan Müslümanların ibadetlerinde zorluk yaşamamaları için bazı kolaylıklar getirmiştir. Bunlardan biri de “ öğle ile ikindi “veya “akşam ile yatsı” namazlarını cem etmek (birleştirmek ) suretiyle tek vakitte kılabilme kolaylığıdır.

Nitekim Resûllah(s.a.s)’ın da yolculuk esnasında bu namazlarını birleştirerek kıldığı nakledilmektedir. (Buhâr’ı, Taksîru’s-salât:13)

Hz. Peygamber, öğle vakti girmeden sefere çıkacağı zaman öğle namazını ikindi vaktine kadar erteler, sonra her iki namazı beraber kılardı. Öğle vaktinden sonra yola çıktığında ise namazını kıldıktan sonra yola çıkardı. (Buhâr’ı, Taksîru’s-salât:15) Benzer uygulamayı akşam ile yatsı arasında da yapardı. (Buhâr’ı, Taksîru’s-salât: 6)

Namazların kazaya kalmasındansa veya terkindense birleştirmek daha uygun olur.

Rabbim Müslümanlara inanç ve itikat düzgünlüğü versin.


Bu yazıyı 448 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here