Üç Aylar

a)      Üç Aylar: Recep, Şaban, Ramazan:

Üç aylar: Recep, Şaban ve Ramazan aylarına denir. Bunlardan birincisi Recep, Allah’ı çok çok anmak demektir. Bunun geçen ramazandan bu yanaki gevşeme-yi, ihmali bir taarfa bırakarak, Recep ayını kurtuluşumuz, uyanışımız ve ibadetlere sarılışımızın habercisi saymalı-yız.

Recep ayı, Kur’an-da övülen bir aydır. Beş mübarek gecelerden Regaib, Miraç, bu ay içerisindedir. Kıble bu ayda değişmiştir.

Peygamberimiz(SAV): “Recep ayı Allah’ın , Şaban ayı benim, Ramazan ayı ise mü’minlerindir” demiştir. Bu ne demektir? Bu, Recep ayında Allah’a, saban ayında Hz. Peygambere yaklaşılacak, Ramazanda ise kurtulunacaktır, demektir.

Zunnun-i Mısrî şöyle der:

“Recep; tohum ekme, Şaban sulama, Ramazan ise hasat ayıdır.”

Bir hadiste: “Recep ayının mağfirete, Şaban ayının şefaate, Ramazan ayının da sevapların kat kat verilmesine vesile olduğu” bildirilmiştir.

Enes B.Malik(r.a)dan:

Nebî sallallahu aleyhi ve sellem;

“Recep ayının diğer aylar üzerine üstünlüğü, Kur’an-ın öteki kitaplara üstünlüğü gibidir. Şabanın öteki aylar üzerine üstünlüğü, benim diğer peygamberler üzerine üstünlüğüm gibidir. Ramazanın diğer aylar üzerine üstünlüğü, Allah-u Teâlânın yarattıkları şeyler üzerine üstünlüğü gibidir” buyurmuştur.

“Recep ayına ulaştığında Peygamber Efendimiz:

“Ya Rabbi! Bize Recep ve Şaban’ı mübarek eyle ve bizi Ramazana eriştir” diye dua ederdi.

Bu ayda oruç tutmak sevaptır. Hz. Peygamber:

“Kim Recep ayında bir gün oruç tutarsa, bir yıl oruç tutmuş gibi olur. Bu ayda yedi gün oruç tutan, cehennemden uzak olur. Daha fazla tutan daha çok sevap kazanır” buyurmuş, oruç tutmamızı istemiştir. (Taç 2/s.92) Çünkü oruç, Allah ile kul arasında olan bir ibadettir.

Bir ihtiyar Hz. Peygambere:

Recep ayında ben, fazla oruç tutmaya muktedir değilim, ne yapayım diye sorar. Hz. Peygamber:

Ayın başında, ortasında ve sonunda oruçlu olursan, bütün ayı oruçlu geçirmiş olursun, cevabını vermiştir.

Şu kolaylığa bakın! 1’e 10 var. Müslümanın işlerine 10’da değil 1’e 700’e kadar sevap var.

Üç ayları oruçla geçirelim, inşallah. Yalnız bu oruçlara niyetlenirken, kaza borcu olanlar, kaza diye niyetlensinler. “Bana nafile sevabı da ver Ya Rabbi” desinler. Recep ayında yapılan dua kabul edilir, hatalar affedilir. Bu ayda günah işleyenin cezası da kat kat olur. Hazret-i Hüseyin anlatır:

“Kâbe’yi tavaf ederken, yanık sesle Allah-u Teâlâ’ya dua eden bir kimsenin sesini işittik. Babam bunu çağırmamı emretti. Güzel yüzlü, temiz bir kimseydi. Ancak sağ tarafı felç olmuş, kurumuş, hareketsiz idi. Ona dedim ki:

Sen kimsin, vaziyetin ne böyle?

– Menazil bin Lahık… Ben çalgı çalmakla, şarkı söylemekle şöhret salmış, Arabistan’ın artisti denilen ünlü bir gençtim. Hep nefsin, arzuların peşinde koştum. Recep ve Şaban aylarında bile bu günahlara devam ederdim. Salih babam, beni bu günahlardan kurtarmaya çalıştı. Bana, (Allah-u Teâlâ’nın azabı şiddetlidir, bir anda kahredebilir. Kötü arkadaşlardan vazgeç, bu kötü işleri bırak! Melekler ve bu aylar senden şikayet ediyorlar) dedi. Nasihate hiç tahammülüm yoktu. Babamın üzerine yürüyüp, döverek susturdum. Üzüntülü ve kırık bir kalple babam şöyle dedi: (Bu aylarda oruç tutup, geceleri ibadet ediyorum. Beytullah’a gidip şerrinden korunmak için, Allah-u Teâlâdan yardım dileyeceğim.) dedi. Bir hafta oruç tutup, Kâbeye giderek, (Ey Rabbim! mazlumların ahını yerde bırakmazsın. Bu ayda, bu mübarek yerlerde yapılan duaları reddetmezsin. Hakkımı oğlumdan al, onu felç et!) diye dua etti. Henüz duası bitmeden sağ tarafım felç oldu. Beni görenler, (Baba bedduasına uğramış kişi) derlerdi. Hz. Hüseyin:

Baban bu haline ne dedi? dedim.

Babamdan özür diledim. Onun da babalık şefkati galip gelerek beni bağışladı. Beddua ettiği yerde, bu sefer şifa bulmam için hayır dua etmek üzere deve ile Beytullah’ a gelirken, devenin ürkmesi ile babam düşüp öldü. Şimdi çaresizim, dedi.

Sonra babam(Hz. Ali) bu felçli gence dua etti. Recep de yaptığı bu dua bereketiyle de Hak Teâlâ ona şifa ihsan etti.”

Bu olayda hangi mesajlar var?

Oyun ve eğlence adamı olmamak,

Baba bedduası almamak,

Üç aylarda duaların kabulü,

Mübarek zamanları önemsememenin cezası.

 

Gelelim üç ayların 2.sine:

Üç ayların ikincisi; Şaban ayı da, bereket ayıdır, af ayıdır. Onda öyle bir gece vardır ki, Berat gecesi, kurtuluş gecesidir. Şaban ayı, Hz. Peygamberin benim ayım dediği aydır. Hz. Peygamber, en çok Şaban ayında oruç tutar, ibadet ederdi. Çünkü Şaban ayında peygambere, ümmetine şefaat etme hakkı verildi. Rabbim şefaatinden mahrum etmesin.

Üç ayların sonuncusu ise Ramazan ayıdır. Peygamberin: “Eğer insanlar, Ramazanın değerini bilselerdi, bütün senenin Ramazan olmasını isterlerdi” dediği aydır.

Ramazan ayı ayların içinde en mübarek aydır. İçinde 83 yıllık ibadete bedel olacak kadir gecesi vardır. Kur’an, Ramazan ayında inmiştir. Ramazan ayı mü’minlerin af olduğu, şeytanın şerrinden korundukları aydır. Ayrıca; islâmın beş temel şartlarından olan oruç, Ramazan ayında farz kılınmıştır.

Demek ki, mü’minler için tazelenme, yenilenme ve değişim aylarına girmiş bulunuyoruz. Bu aylarda müslümanlar, Allah’ın verdiği nimetleri paylaşacak, şefkat ve merhametle birbirlerine muamele edecekler, sevgi, saygı, kardeşlik duyguları, doruk noktaya çıkacak, insanlar değişecektir. Her yönü ile değişecektir. Bu aylarda yapılan her iyiliğin, her ibadetin sevabı kat kattır. İlgisiz kalmanın günahı da kat kattır.

Bu aylar, rahmet, fazilet ve bereket aylarıdır.

Araplarda islâmdan önce haram aylar vardı. Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep ayları, haram aylardı. Araplar, bu aylarda silahlarını bırakırlar, kavga etmezler, kan dökülmezdi. Bu aylara hürmet gösterirlerdi. Kimse saygısızlık etmez ve kendine, kendi eliyle zulmetmezdi. Tevbe 36.da: Mübarek aylarda kendinize zulmetmeyin, yazık etmeyin, buyruluyor.

*          *          *

b) Cenab-ı Allah Farklı Zamanlar Yaratmıştır:

Mekânlar içinde farklı, kutsal mekânlar olduğu gibi, zamanlar içinde de daha değerli, kutsal zamanlar vardır.

Cenabı Allah, Cuma günü bir saat yaratmıştır ki, başka bir saat ona denk değildir. o saatte dualar red olmaz. Günler içinde Cuma günü, diğer altı güne eşit değildir. Cuma, mü’minlerin bayramıdır. Geceler içinde bir kadir gecesi, 364 geceden, hatta bin aydan daha hayırlıdır. Aylar içinde üç aylar, üç ayların içinde de Ramazan ayı bambaşkadır.

Farklı mekânlar, farklı zamanlar, farklı insan olabilmek içindir. Önemli olan bize fırsat olarak tanınan bu zamanları değerlendirebilmektir. Bu farklı zamanlarda yapılan işler ve ibadetler de farklıdır. Cenabı Allah bize fırsat vermiş, Hz. Peygamber de fırsatları değerlendirebil-memiz için müjdeler vermiştir. Bizler de size bunları anlatıyoruz. Anlatmaya çalışıyoruz.

Bu neye benziyor biliyor musunuz?

Gece yolculuğu yaptığımızı düşünün öyle bir zamanda, öyle bir yerden geçiyoruz ki, meseleyi bilen birisi bize diyor ki:

Kardeşlerim, şu gece karanlığında üzerine bastığınız şu çakıl taşları var ya, bunlar değerli taşlar. Bunlardan alabildiğiniz kadar alın, bunlar size fayda verecek, diyor.

Bir kısmı: “Bunlar da bir taştır” deyip almıyor. Bir kısmı: “Biz bu adamı biliriz, güveniriz. Bu adam, “Benim için alın” da demiyor. Böyle bir şey olmasa, böyle demez, deyip taşlardan alıyor. Sabah olup her yer aydınlanmaya başlayınca, bir bakıyorlar ki, gerçekten taşların herbiri değerli taşlar. Ve kazançlı çıkıyorlar. Almayanlar da pişman oluyor, keşke biz de alsaydık diyor. Geri dönüş yok, pişmanlık fayda vermiyor… Dünya da böyle işte…”

İşte şuandaki durumumuz böyle… Üç aylar geliyor, ibadetlere sarılın diyoruz.

İnsan, unutmak manasına gelen “nisyan” kelimesinden gelir. Unutmak, hata yapmak insanın fıtratında vardır. İlk insan Adem Peygamber bile unutmuş, yanlış yapmıştır. Kendini de bizi de cennetten mahrum bırakmıştır.

Unutmak, dünya ve dünyadaki şeyler için olunca fazla önemli değildir. fazla bir kayıp da değildir. ama kulluk, kulluğun getirdiği sorumluluklar ve ahiret unutulursa, Allah korusun o zaman felâket olur.

Bu aylar, kurtuluşumuz için fırsattır. Bu ayları ve bu aylarda yapmamız gerekenleri unutmayalım. Diğer aylardan farklı bir hayat yaşayalım. Dokuz ayın kirini Recep ile biraz temizleyelim, Şaban da temizlemeye devam edelim, Ramazanda kurtulalım inşallah.

Tek Ramazanda kurtuluş olmaz. İki ay önceden hazırlık olursa Ramazan, kurtuluş ayı oluverir.

*          *          *

c) Üç Aylar Güzel Bir Fırsattır:

Mübarek üç aylar, Cenab-ı Allah’ın kullarına rahmet olarak verdiği bir fırsattır. Kendini sorgulayanlar için dönüm noktasıdır.

“Bugün Allah için ne yaptın” sorusunu duvarlardan, gönlümüze, kalbimize, beynimize taşıyalım ve bunu “Bu yıl Allah için ne yaptın?” diye kendimize soralım…

Akarsu, geri gelmediği gibi, bir damlası geri gelmediği gibi, zaman da geri gelmiyor. Bir saniyesi geri gelmiyor. Bir çok şey para ile satın alınabilir. Ama geçen zaman geri getirilemez, satın alınamaz.

Zaman üçtür: Geçmiş zaman, geri getiremeyiz. Gelecek zaman, ulaşıp ulaşamayacağımızı bilemeyiz. Bir de içinde bulunduğumuz zaman. İşte bizim için zaman budur. İçinde bulunduğumuz zamanı iyi değerlendirme-liyiz.

Allah, farklı zamanları bizlere fırsat olarak tanımıştır. Bu zamanlar farklıdır. Feyzi, bereketi boldur. Yapılan işlerde farklı muamele görecektir. Bu zamanları değerlendirmeyen, fırsatı kaçırmış olur.

İnsan, kurtuluşunu geciktirmemelidir. “Daha gencim, daha var, emekli olduktan sonra yaparım, ederim” diyebilir miyiz? Biri; emekli olduktan sonra camiye gideceğim, diyordu. Emekli olmadan camiye getirdiler, ama tabutun içindeydi. Kurtuluşu geciktirmek olmaz. Bu, alt kat yanarken üst katta hiç gayret göstermemek gibi olur.

Sevgili peygamberimiz, beş şey gelmeden beş şeyin kıymetini bil:

1-      Fakirlik gelmeden zenginliğin,

2-      Meşguliyet gelmeden boş zamanın,

3-      Hastalık gelmeden sağlığın,

4-      Yaşlılık gelmeden gençliğin,

5-      Ölüm gelmeden hayatın… buyurmuştur.

Hepimiz, üç ayların vereceği huzura muhtacız. Fırsatları ganimet bilelim. Bakın geçen yıl bu günlerde bazıları yaşıyordu. Bugün yaşamıyor. Gelecek yıl kim ölür, kim kalır bilinmez. Fırsatlar pek nadir ele geçer. Çabuk gelir, çabuk kaçar. Fırsatı yakaladık mı, hemen değerlendirmek lâzım. Çoklarımız için bu dünya olmadı. Bazılarına kavun, bazılarına kelek yedirdi. Hiç olmazsa gelin, ebedi hayatımız mahvolmasın.

Son zamanlarda deniz kirli, hava kirli, su kirli, ses kirli, düşünce kirli, görüntü kirli, hayat kirli, kirli bir dünya… Üç aylar , kirlenen bu dünyayı, kirlenen namevi atmosferi temizlememiz için fırsat olsun. Bu aylar, hatalardan, günahlardan arınma ve kurtulup, temizlenme zamanıdır.

Unutmayın, ömür öyle de geçer böyle de. Hiç olmazsa gafletle geçmesin. Kurtuluşumuza yücelişimize vesile olsun inşallah.

Kış geliyor diye,

Tarhana yapıyorsunuz,

Bulgur yapıyorsunuz,

Biber kurutuyorsunuz,

Salça yapıyorsunuz,

Turşu kuruyorsunuz,

Kışlık yakacak hazırlıyorsunuz,

Kışlık giyecek hazırlıyorsunuz,

Evi kışa hazırlıyorsunuz, bakım yapıyorsunuz.

Hani ölüm, hani kabir hazırlığı, hani ahiret hazırlığı?…

Sahabenin üç aylar programı şöyleydi:

Sahabe-i Kirâm Şa’ban hilâlini görünce, kendilerini Kur’an-ı Kerîm okumağa verirler, çokça ve devamlı salât ü selâm getirirlerdi.

Ticaret erbabı borçlarını öderler, senelik hesaplarını toparlardı.

– Zenginler ise mallarının zekâtını hesap eder, fakirlere dağıtırlardı ki, ihtiyaçlarını alabilsinler. Sıkıntıları-nı giderebilsinler. Bu sayede toplum hep birlikte, neşe içinde heyecanlı, aşk ve vecd içinde Ramazanı yaşasın bayram yapabilsin.

Hakimler, valiler, mahkûmlarla görüşür, eksekiye-tini afvedip, tahliye ederlerdi.

Her meslek gurubunun kendine özgü yapacağı vazifeleri her kesimden insanların aynı heyecanı yaşayabilmesi için dikkat etmesi gerekli davranışları olma-lıdır. Bu manevî mevsimden herkes istifade etmenin yollarını aramalı, elimize geçen imkan kaçırılmamalıdır.

Soruyorum, samimi olarak cevap verelim:

Allah’ı, peygamberi seviyor musunuz?

“Evet” dediğinizi duyar gibi oluyorum.

İnsan sevdiğine kavuşmak ister, haydi yanlarına gidelim, var mısınız?

Ses çıkmadı, bazılarınız da hazır değiliz, diyor. Daha var, diyor.

Ölüm, gündüz ensemizde, gece yastağımızın altında, yarına çıkmaya garantin var mı? Allah ile anlaşman mı var? Yok. Hazırlığın da yok. Öyle ise neden hazırlan mıyorsun? Allah aşkına bu gafleti bırak. Kendini daha fazla aldatma. Haydi silkin söz ver. Değişeceğim de ve değiş, sen kazanacaksın.

Üç aylar, iyi bir kul olma fırsatıdır. Ahireti kurtarma fırsatıdır. Ahiret yokmuş gibi yaşayamayız. Ölümü unutarak hayat süremeyiz. Biz ölümü unutsak da ölüm bizi unutmaz. Beklenmedik bir anda “dur” der.

Ebu Katebe anlatıyor:

“ Hz. Peygamberin huzurundan bir cenaze geçmişti. O vesile ile, Allah Resulü’nün dilinden şu sözler döküldü:

–          “İki sınıf ölü vardır. Rahata eren, kendisinden rahata erilen.”

Sahabeler sordular:

–          “Ya Resulallah! Bunlar kimlerdir?

–          “Mü’min kul, ölümle rahata erer. (Dünya hayatının yorgunluk ve acılarından, ibadet külfetlerinden kurtularak Allah’ın rızasına ve nimetlerine kavuşur.) (Allah’ın emir ve yasaklarını tanımayan ve yaşamayan) facir ve kafir kişiden ise, insanlar, hayvanlar, ağaçlar ve şehirler (herkes) kurtulur.”

Şair ne güzel ifade etmiştir:

Yoklansın, mezarda kafası her ölenin.
Farkı var mı bakalım hükümdarla ölenin!
Çıkmışsa ilahi emir, bahane bol,
Toprakla başlar, toprakla biter bu yol!

*          *          *

            Kimler geldi, neler neler istediler,
Hepsi de dünyayı bırakıp gittiler,
Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi?
Ya işte! O gidenlerde senin gibiydiler.

*          *          *

d) Neleri Değiştirelim?

            Önce dünya görüşümüz ve hayat anlayışımız değişmelidir.

İşimiz, kılık kıyafetimiz, yememiz, içmemiz… değişmelidir.

Bir çoklarımız etrafını saran cazibeler içinde, zaman çarkında eriyip, bitip, tükenip gidiyor. Ne giyeyim, ne yiyeyim, bütün problem bu.

Allah soruyor: “Dünya hayatını ahirete tercih mi ediyorlar?” (Tevbe: 38) diye. Evet Allah’ı, ahireti unutuyor muyuz? Yoksa inanıyor da, umursamıyor muyuz? Unutmak cezadır. Terk edilmişiz demek. Bu da bir cezadır.

Dünya görüşümüz, dünyaya meylimiz, hayat anlayışımız, “inandım” dediğimiz, inandığımızı iddia ettiğimiz dinle bağdaşmıyor. Hayatı, ölümle doğum arasına sıkıştırıyoruz. Bu hayatın geçici olduğunu, yaptığımız, yapmadığımız her şeyin iğneden ipliğe hesabını vereceğimizi unutuyoruz.

Dünya ile ilişkilerimiz kavi, çok sağlam, ahiretle, hesap kitapla ilişkilerimiz eh… Hani, “namaz kılıyor musun?” demişler. “Bayramdan bayrama” demiş. İçki içiyor musun? demişler: “Akşamdaaaan akşama” demiş… Cumadan cumaya, Ramazandan Ramazana, bayramdan bayrama, bizi kurtarmaz.

Artık levha dindarlığından kurtulalım. Bir çokları işyerine, evine astığı levhayı okuyamıyor. Herkes kendine: “Nerem müslüman?” diye sormalıdır. “İşim, alışverişim, islâmca mı?” Akşam Allah’a: “Ya rabbi, bugün senin için şunu yaptım, bugünümü böyle geçirdim, uma-rım razı olursun” diyebileceğimiz kaç gün yaşadık? Gün sunamazsak, ömrü nasıl sunacağız?

Bir de kime benziyoruz?..

İş işten geçmeden kendimize gelelim, hesabını veremiyeceğimiz işler yapmayalım. Bugünleri nasıl yaşarsak, hayatımız öyle noktalanacaktır. Peygamberi-miz(SAV): “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürse-niz öyle haşrolunursunuz” demiştir.

“Nerede çalgı, orada kalğı” felsefesi olan adam, kelime-i şehadet getirememiş, parmaklarını kıtlata kıtlata son nefesini vermiştir.

Böyle mübarek aylarda oruçlu olan talebelerinin ağzına su dökerek oruçlarını bozduran adam, emekli olunca felç olmuş. Ziyaretine giden arkadaşı: “Hâlâ inanmıyor musun?” deyince, O:

Ah bir inanabilsem, biliyorum rahatlayacağım, demiştir.

Bu aylarda sevap kat kat, günah da kat kat. Neden? Bu aylarda fırsatı tepen, bu aylara saygısızlık edenler için ceza da kat kat, demiştir. Günahlara aldırış etmiyoruz.

Bize verilen hayat, öyle yaşanmalı ki, pişmanlık vesilesi olmasın. Ayrıca hayat imtihan yeridir. Şu anda imtihandayız.

Emekli birine:

Haydi camiye gidelim, dedim. Bana:

Gidecek hal mi kaldı? dedi, ağladı. Bu ağlamanın faydası yok…

İbadet edemeyeceğimiz günler gelmeden ömrü iyi değerlendirelim.

Şimdi şöyle bir düşünelim: Ölüme çare bulduk mu? Hayır. Öyleyse ölüme hazırlanmalıyız. Hazırlığımız mezar yeri satın almak, kefen satın almak, beni şuraya gömün, ben ölümce mevlit okutun, şöyle edin, böyle yapın (…) olmamalıdır.

Bir hadiste bildirildiğine göre kıyamet gününde öncelikle beş şeyin sorgulaması yapılacaktır:

1-      Hayatı nerede ve nasıl geçirdin?

2-      Bilgini nerelerde kullandın?

3-      Malına nereden kazandın?

4-      Malını nereye harcadın?

5-      Gençliğini, sağlığını ne şekilde yıprattın? (Tirmizi, Kıyamet: 2532)

Başka bir hadiste de şöyle haber verilir:

–          “Allah azabı en hafif olan cehennemliğe sorar:

–          “Eğer dünya her şeyi ile senin olsaydı, şu azaptan kurtulman için verir miydin?” O kişi:

–          “Evet!” der. Ona şöyle denilir:

–          “Senden çok daha azı istenmişti.” (İ.Canan Hadis Ans.:14/223)

İnsan niçin yaratılmıştır? İnsan yesin, içsin, boş şeylerle vakit geçirsin, köpek gezdirsin, Rabbine isyan etsin diye yaratılmamıştır. İnsanın görevi, kendisini yaratan, yaşatan Rabbine kulluktur. (Zariyat: 56 İnsan:2)

İnsan hayatı güzel yaşamalıdır. Mezar ebedi istirahat yeri değildir.

Allah Kur’an’da soruyor: “Feeyne tezhebün? (Nereye gidiyorsunuz?)”

Azıcık ateşle yemek pişmez.

Ölünce ardında nelerin denmesini istersin? Allah’ın nasıl muamele etmesini istersin? Hesaba çekileceksin, sorulara nasıl cevap vereceksin? Dersini çalışıyor musun?

Kabir sana soracak: Bana neler getirdin? diyecek. Verecek cevabın olmazsa kabir azap yeri olacak biliyor musun?

Sırat köprüsünden nasıl geçeceksin, düşündün mü?

Amel defterini sağdan mı istersin, soldan mı?

Bu yolun dönüşü yok. Dönmek istesen, “Şimdi mi aklın başına geldi!” denecek. Bırakalım her şeyi. Nasıl kurtulmayı düşünüyorsunuz?

*          *          *

d) İbadetlerde Devamlılık Esastır:

Bazı kitaplarda yazıldığı gibi şu kadar oruç tutan, şu namazı kılan, ömründe bir defa tesbih namazı kılan, şu ibadeti şu kadar yapan, şu sureyi, şu duayı, şu zamanda şu kadar okuyan kurtulur, cennete gider. Cehennem ateşi görmez, kabir azabı çekmez, deniliyor. Tamam okuyalım. Ama işin bu kadar da ucuz, basit olmadığını bilelim. Ucuz kurtuluş olmadığını bilelim.

Ömür boyu üzerimize farz, vacip, sünnet olan bir ibadeti bir defa veya belirli zamanlarda yapmak yeterli olmasa gerek.

İbadetlerde devamlılık esastır. “Aldattım onu” hesabı Allah’ı aldatamayacağımız gibi, kendimizi de aldatmaya çalışmayalım. Üzerimize farz, vacip ve sünnet olan görevleri tam olarak yapacağız, borcumuzu ödeyeceğiz, bundan sonra da nafilelerle Allah’a yaklaşacağız, Allah’ın  sevgili bir kulu olacağız, inşallah.

İnsanın kurtuluşu için, gece gündüz, ömür boyu çalışanların yanında bir gece, bir gün, 3 ay, bir Ramazan yetmez. Adam, bayram namazından gelmiş hanımına “al şunları” demiş. Hanım “ne onlar?” deyince “takke tesbih… Biz müslümanız hanım, gelecek Ramazanda lâzım olur” demiş.

Hz. Peygamber: “Az da olsa amellerin devamlı olanı makbuldür” buyurmuş. Allah: “Ölünceye kadar ibadet et!” (Hıcr: 99) diyor.

İnsan, hayatının bir bölümünün hesabını vermeyecek ki, sonra Allah’ın  nimetlerinden belirli zamanlarda yararlanmıyor ki, belirli zamanlarda ibadet edilsin. Belirli zamanlarda şükredilsin.

Şeytan, Hz. Peygambere: “Ben, son anda kelime-i şehadet getirir kurtulanlardan olurum” deyince Peygamber üzülmüş. Cenabı Allah: “Üzülme, biz ona o anda kelime-i şehadet getirmeyi unuttururuz” diye vahyetmiştir.

İbadette bir nasip işidir, hidayet işidir. İnsanın Allah’ın  emrettiği şekilde yaşayamaması aslında bir cezadır. Bugün “ah inanabilsem, ah yapabilsem” diyenler vardır.

Musa peygambere biri: “Ben senin dediklerini yapmıyorum” hani benim cezam? demiş. Musa Peygambere Allah şöyle vahyetmiş: “biz ondan ibadet etmenin zevkini almadık mı? Bundan daha büyük ceza mı olur?..”

İnsan, inanılması gibi inanmayınca, inandığı gibi yaşamayınca, yaşadığı gibi ve işine geldiği gibi inanmaya başlıyor, ucuz yoldan , kestirmeden kurtulmak istiyor. O da, böyle ucuz kurtuluş olmayacağını biliyor ama, “Ya oluverirse” diye düşünüyor.şeytanın oyununa geliyor.

 

İBADETİN HER ÇEŞİDİNİ YAPALIM

            Cenab-ı Allah’ın hangi amellerimizi kabul edeceğini, hangi ibadetimize daha çok sevap vereceğini bilemeyiz.

Ayrıca, cennetin yolları, kapıları çoktur. Hangi amelle, hangisinden girileceği belli olmaz.

Bir de, kimse kendisini cennetlik görmesin. İnancımız da Allah’ın  rahmetinden ümit kesmek günah olduğu gibi, emin olmak da günahtır. Orta yolda, ümitle korku arasında olmak gerekir.

Bazıları, cennete gideceğinden emin, bazıları da ibadetleri bir eziyet ve sıkıntı, hatta zulüm olarak görüyor. Zulüm olan, kötülüktür, kötü işlerdir. İnsan, inanmamak, ibadet etmemekle kendine zulmetmiş olur. En büyük zulüm de budur.

Bugün bedenle yapılan ibadet var, malla yapılan ibadet var. İslâm’da tatlı dil, güzel söz bir ibadettir. İyi düşünmek bir ibadettir. İnsanlara zarar verecek muz kabuğunu yoldan kaldırıp atmak bir ibadettir. İyi niyet bir ibadettir. İyilerle beraber olmak bir ibadettir. Bulunulması gereken yerde bulunmak, bulunulmaması gereken yerde bulunmamak ibadettir. Tepki bir ibadet, tebliğ bir ibadettir. Yani ibadet sevabı kazanılır.

Her ibadetin yansıması başkadır…

Her ibadetin def ettiği belâ da farklıdır…

Her ibadetin sevabı da başkadır…

İbadet olan davranışlar da çok. Müslümanın iyi niyetle yaptığı her iş ibadet. Yalnız bu ibadetlere bit’ad karıştırmamaya dikkat edelim. Çünkü bit’ad sapıklıktır. Sevapları da götürür.

Müslüman, Allah’ın  ve peygamberin yapmamızı istediği her ibadeti yaptığı gibi, büyüklerimizin yapıp da bize tavsiye ettiği nafile ibadetleri de yapmalıdır. Çünkü; farz, vacip ve sünnetler, bizim borcumuzdur. Onları yapmakla borcumuzu ödemiş oluruz. Kulun derecesini nafile ibadetler yükseltir. Derecemiz yükselsin diye; farzı, vacibi, müekket sünnetleri bırakıp nafilelere sarılırsak o nafileler o zaman, nafile olur,bize faydası dokunmaz.

Kul, Allah’a tam bir teslimiyet göstermelidir. Teslim alınmadan teslim olmalıdır… Ölünün yıkayana teslim olduğu gibi.

İçimizde; Ya Rabbi! “Bu güne kadar sana lâyıkı ile kul oldum. Sana teslim oldum, sana gelmeye hazırım, canımı alabilirsin” diyebilecek bir babayiğit, bir Allah dostu var mı? işte ölçü…

Adam bıkmış usanmış, canından bezmiş. Sırtındaki yükle yol kenarına oturmuş:

Allah’ım şu canımı al da kurtulayım, demiş.

Cenab-ı Allah azraili karşısına çıkarıvermiş. Azraili gören adam ona demiş ki:

Yükümü kaldırıver de gideyim.

Cenab-ı Allah Ey kulum! Sana aynı ömrü bir daha yaşaman için sana geriveriyorum, dese. Ya Rabbi, yaptığım amelleri, gördüğüm hizmetleri bir daha aynısını yapamam endişesini taşıyorum, geri dönmeyeceğim, diyebilecek bir babayiğit, bir Allah dostu var mı?

Yoksa, bundan sonra hazır olalım, var mısınız? Zira Azrailin gelmesi yakın. Her an: “Ver emaneti” diyebilir.

            İbadetin her şeklini, her çeşidini yapmak gerekir. Çünkü Cenab-ı Allah’ın hangisinden razı olacağını, hangisini kabul edeceğini, hangisinden çok sevap vereceğini bilemeyiz.

*          *          *

e) İnsanın Kendisinin İyi Olması Yetmez:

Önce insanın kendisi iyi olacak; insan kendini kurtarmış olacak, sonra da inançlar, idealler gönüllere, kişilere, kitlelere ve nesillere taşınacaktır, taşınmalıdır.

İnancımızda herkes, sadece kendisinden sorulmayacak. Yakınlarının ve çevresinin de hesabını verecek. Çünkü; insan, kendi yükü ile beraber daha nicelerinin yükünü de taşıyor…

Hepimizin sorumlulukları var, sorumlu olduğu kimseler var. Tahrim sûresinde Cenab-ı Allah: “Kendinizi ve aile fertlerini, yakacağı taşlar ve insanlar olan cehennem ateşinden koruyun” buyurarak insanın kendisinin iyi olmasının yetmeyeceği ifade edilmiştir.

İslâm inancında “gemisini kurtaran kaptan değildir.” İnsan, başkalarına yardımcı olacaktır. Hz. Peygamber(SAV): “İnsanların en hayırlısı insanlara en çok yardım eden, faydalı olandır” buyurur.

Bu mübarek zamanlarda bizim bir şeyler yapmamız yeterli değildir. çevremizle beraber, ailecek birşeyler yapmalıyız. Üç aylara ailecek, çoluk çocuk girmeliyiz. Yani aile fertlerinin de ilgisini çekmeliyiz. Oruç tutarken, namaz kılarken camiye giderken yavrumuzla, torunumuzla, kardeşimizle beraber olmalıyız. Aile içinde küçük yaşta ilgisi çekilmeyen, “o daha küçük, büyüsün” denilen çocuklar, yozlaşıyor. Ana babasının cenaze namazını kılamayacak, kabirlerinin başına geldiği zaman fatiha okayamayacak halde büyüyorlar. Soruyorum: yakınlarınızın, çevrenizin ve sevdiklerinizin cehennem ateşinden, kabrin azabından ve kıyametin dehşetinden kurtulmasını istemez misiniz?

İsteriz! dersiniz.

E… Hani gayret? Sadece istemek yeter mi?

Bugün çoluk çocuk herşeyi biliyor. Ama sûreleri bilmiyor, namazı bilmiyor, islâmı bilmiyor. Bir baba arkadaşına:

Amcası, benim oğlum herşeyi biliyor, der. bunu duyan adam: Oğlum bir kelime-i şehadet getirir misin? deyince çocuk, odaları dolaştıktan sonra: “Onu babam getirsin amca” der.

Şiir okuyan, fıkralar anlatan bir çocuğa “aferin” dedikten sonra bir de “sübhanekeyi oku” dedim. 8 yaşındaki çocuk “o ne demek” dedi.

Üç aylarda tebliğ hareketini hızlandıralım. Elimizin altındakileri, çevremizdekileri unutmayalım ki, bize lânet okumasınlar, rahmet okusunlar.

Soruyorum: Bugün evladından emin olan, Allah evladım için, eşim için bana sormaz, diyebilen, benim evladım ben öldükten sonra dua eder, Kur’an okur, deme cesaretinde kaç kişi gösterebiliriz? Eğer emin değilsek fırsat elimizdeyken çaresine bakmamız gerekmez mi? Bugün isteyen hayırlı evlat yetiştiremez mi? İsteyen evlat sorumluluğundan kendisini kurtaramaz mı? İşte bu fırsatları değerlendirmezsek sorumlu oluruz.

*          *          *

f) Başı Boş değiliz, Takip Ediliyoruz, Gözetleniyoruz:

            Cenab-ı Allah şöyle haber veriyor:

-“Her insanın amelini boynuna doladık. İnsan için kıyamet gününde açılmış olarak önüne konacak bir kitap hazırlarız. Oku! Bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter deriz.” (İsra: 13-14)

İnfitar suresinde de: “Şunu iyi bilin ki, üzerinizde muhafızlık eden sizi her an gözetleyen yazıcılar vardır. Siz ne yaparsanız onu görür ve yazarlar.” (Ayet: 10- 12) buyrularak insan uyarılmıştır.

–          “Kitap ortaya konmuştur; suçluları orada yazılı olanlardan korkmuş olduklarını görürsünüz. Vay halimize! Derler bu nasıl kitapmış! Küçük büyük hiçbir şeyi bırakmaksızın yaptıklarımızın hepsini sayıp dökmüş. Böylece yaptıklarının karşılığını da bulmuşlardır. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.” (Kehf: 49)

 

İnsan, Allah’a yaptığının yapmadığının hesabını bir bir verecek. Bu dünyada kimse sorumsuz değil.

Zilzal sûresinde Cenab-ı Allah: “Kim ki zerre kadar hayır işlerse, mutlaka mükafatını görecek. Kim de zerre kadar günah işlerse o da cezasını çekecek” buyurarak yapılan her şeyin mutlaka karşılığı olduğunu bildirmiştir.

Bakın, cehennemde ateş yoktur. Herkes kendi ateşini kendi yakar. Behlül Dârânın perişan halini gören Harun Reşid:

Bu ne hal, nereden geliyorsun? der.

Cehennemden geliyorum, cevbını verir.

Ne işin vardı cehennemde? der.

Ateş almaya gittim, diye cevap verir.

E… alabildin mi bari?deyince de:

Hayır, vermediler. Burada ateş olmaz, herkes kendi ateşini dünyadan kendi getirir dediler, der…

Biz ne yapıyoruz? Çoğumuz odun toplamak, ateş yakmakla meşgul değil mi? cehennem odunu olacak çok.

Unutmayın, filme alınıyoruz. Her hareketimiz tespit ediliyor. El, ayak, göz, kulak, dil yaptıklarına şahitlik edecek.

Sonra fişleniyoruz. Her insanın sağında solunda kiramen kâtibin denilen melekler var. Herşeyimizi yazıyor. Sağımızda veya solumuzdan verilecek defteri yazıyorlar…

Kitabı sol tarafından verilenler şöyle diyecek:

Keşke peygamberi dost edinseydik, bizi sapıtanları dost edindik, deyip ellerini çırpacak, ellerini ısıracaklar. (Furkan 27-29)

Bazıları da deftere bakacak ve keşke toprak olsaydım, diyecek. (Nebe: 40)

Bazıları da: Ya Rabbi ne olur beni tekrar dirit. Dünyaya gönder de salih ameller işleyeyim, kendimi kurtaracak ameller de bulunayım, diyecek. Allah da onlara: “Şimdi mi aklınız başınıza geldi? diyecek.”

Dikkat edin, ölüm ötesi pişmanlık fayda vermez. Pişman olanlardan, helâk olanlardan olmayalım. Göz göre göre insan kendini ateşe atmaz. Akıllı insan, bu dünyada kendisini kurtaran insandır.

İslâmdan uzak hayat çıkmaz sokaktır.

Kötülüklerin arttığı, hemen hemen her yere yayıldığı bir dönem yaşıyoruz. Her an günaha, harama düşme tehlikesi var. Bu herkes için böyle. Bu durumda:

Korunmak isteyen dine sarılsın.

Dünyayı isteyen dine sarılsın.

Ahireti isteyen dine sarılsın.

 – Hem ahireti hem de dünyayı isteyen de dine sarılsın. Dinsiz insan, heder olan insandır, telef olan insandır. Gelin fırsat varken kurtuluşumuzu sağlayalım.

 

MÜBAREK AYLARDA MÜBAREK OLUNUR

            Hayat, hep mark, dolar, altın, mal mülk değildir. eğlence de değildir.

Hayatta her kazanılanın bir hesabı vardır. Nereden kazandın, nasıl kazandın, Allah’ın  hakkını, kulun hakkını ne yaptın? Bunların hesabı verilmeyecek mi? Ömrün hesabı verilmeyecek mi?

Başka zamanlarda işenmediği gibi, üç aylarda asla günah işlenmez. İbadetler, helâl lokma ile yapılır. Kötüler, kötü alışkanlıklar terk edilir. İbadetler, hayır, hasenat arttırılır. İnsanların sıkıntısını giderenin, Allah da sıkıntısını giderir. Kullarına acıyanı Allah da acır.

Bu günlerde bu aylarda amelleri attırmak, mübarek insan olmaya çalışmak gerekir. “Kandilin mübarek olsun, üç ayların mübarek olsun” der, biz kendimiz mübarek olmazsak, mübarek işler yapmazsak, bugünlerin, bu ayların bize faydası olmaz.

Recep, Şabanı değerlendiremezsek, Ramazan ayından faydalanamayız. Bu günlerde, biz de ve toplumda önemli değişiklikler olmalıdır. Değişmeliyiz, değiştirmeliyiz.

Bu günler, bu aylar bize birer fırsattır. Bunun için kavuştuğumuz her kandili, eriştiğimiz mübarek zamanları, elde edebildiğimiz her fırsatı son bilmeliyiz. Bu günlere, bu aylara bir daha kavuşamayacağımızı düşünmeliyiz. Kim ölür, kim kalır?…

Bu aylarda kendimizi kurtarmaya çalışırken ölmüşlerimizi ve zevkleri bıçak gibi kesecek olan ölümü unutmayalım. Zira, hayat hep böyle gitmeyecek, ağzımı-zın tabı bir gün bozulacak. Ayrılma sırası bize gelecek. Dönüşü olmayan yola çıkarılacağız. Kabir kapısından gireceğiz, öbür âleme intikal edeceğiz. Sorgu başlayacak, hesap başlayacak, azab başlayacak.

Allah hayırlı bir son versin, “Hüsnü hâtime” istiyorum Ya Rabbi! diye dua ediniz, mübarek insan olmamız için dua edip ve çok çalışmamız lâzımdır.

Bu günler, bu aylar, kötülükleri, günahları terk etme günleridir. Kötü alışkanlıklardan kurtulma zamanıdır. İçiyorsan bırakacaksın, kumar oynuyorsun. Zina ediyorsan, hak hukuk yiyorsan, gel bunları bırak mübareklerden ol. Elindeki sigarayı bırak, takvalılardan ol. Yoksa kulluk defterinden silinir gidersin. İçtiğiniz sigara ile isterseniz bir çocuk okutabilirsiniz. Bir ailenin ekmek ihtiyacını karşılayabilirsiniz.

*          *          *

g) Üç Aylarda Yapılması Gereken En Önemli Bir Diğer İş de Yardımdır

İnsanlara yardım, Allah’a en çok yaklaştıran bir ibadettir. Son yıllarda fakirler, çok fakirleşti. Onun için bu aylar ikram ayı, ihsan ayı ve yardım ayı olmalıdır. Cenabı Allah, insandan insanı sorumlu tutmuştur. Yoksul, fakir insanlarla varlık sahiplerini imtihan eder. İslâmın olduğu yerde, müslümanın olduğu yerde aç olmamalıdır, fakir olmamalıdır.

Bir ihtiyaç sahibine yardım ettim.

Bak onurun kırılmasın, dedim.

Ben olmasam, sen nasıl sevap kazanacaksın? dedi.

Mal da insana bir imtihandır. Yunus:

“Mal sahibi, mülk sahibi,

Hani bunun ilk sahibi,

Mal da yalan mülk de yalan

Var git biraz sen oyalan” demiştir.

Kur’an- ın fakir, zengin anlayışına bakın:

“Onlar kendilerinde yoksulluk olsa bile, kardeşlerini öz canlarından üstün tutarlar.” (Haşr: 9)

İslâmın ilk yıllarında müslüman, kardeşlerini kendine tercih etmiştir. (Ensar – Muhacir ilişkisi + Yermuk savaşı, ibret levhalarıdır.)

Bugün imkânı olanlar neler yapabilir?

– Bu konuda Hz. Peygamber: “Kim müslüman kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah da kıyamet günü onun ihtiyacını giderir. Kim bir müslümanın sıkıntısını giderirse Allah da onun sıkıntısını giderir. Kim bir müslümanın ayıbını örterse, Allah da onun ayıbını örter.

– Yarım hurma ile de olsa cehennem ateşinden korunun.

İnsanlara güleryüz, tatlı söz sadakadır.

– Yoldan eziyet verecek şeyi kaldırmak sadakadır, buyurur.

Büyüklerimiz şu tavsiyelerde bulunmuşlardır:

1-      İnsanların her türlü derdine merhem olmaya çalışın.

2-      Peygamberin “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” Hadis-ine kulak verin, ihtiyaç sahiplerine yedirip içirin.

3-      Evinizin balkonunda mangal yakıp, et kızartarak, etrafa koku salmayın.

4-      Önümüz kış. Kömür, aydınlatma ve diğer borçları olan ve ödemeyenlerin borçlarını ödemelerinde yardımcı olun.

5-      Alacaklı iseniz mühlet verin, kolaylık, gösterin, imkân varsa bağışlayın. Alah iki dünyanızı da genişletir.

6-      Borçlu iseniz borcunuzu önceden ve zamanında ödeyiniz, güçlük çıkarmayınız. (Peygamber: “İmkanı olup da borcunu zamanında ödemeyen zalimdir” diyor.)

7-      İhtiyaç sahibine borç verin. Borç veren, Allah’a borç vermiş gibi sevap kazanır.

8-      Ayakkabınızı boyamayın, boyatın. Evinizi temizletin, ihtiyacı olana iş gördürün.

9-      Az da olsa toprağınızı ekin “Masrafını korumuyor” demeyin. Üretin.

10-  Memursanız vatandaşın yüzüne çatık kaşla değil, gülerek bakın. İşini görün sevaptır. Çözüm getiren iş yapın, memnun edin.

11-  Yönetici iseniz, ayrım yapmayın, herkesin hakkını verin.

12-  İmam ve öğretmenseniz, zenginle fakir arasın da kasa ile tasayı paylaştırın.

13-  Zarar gören kimse iseniz, hep sizden daha kötü durumda olanlara bakın. “Beterin beteri vardır” deyip şükredin.

14-  Bu mübarek aydan itibaren en az bir öğrencinin masrafını üzerinize alınız.

15-  Yardıma yakınlarınızdan başlayınız ve tevbe istiğfara ağırlık veriniz.

Bugünlerde Firavun sofraları kurmayalım. Sofrada önümüzdekilerin bir tanesini bulamayan insanların olduğunu düşünelim.

Hz. Peygamber: “Ya Enes, çorba pişirdiğin zaman suyunu fazla koy, komşuna ikram et” demiştir.

Korkma, verince azalmaz. Sen verdikçe Allah sana verecektir. Neden böyle söylüyorum: Kur’an, Sebe Sûresi 39. ayette: “Sen verirsen Allah da sana verir” diyor.

Bir dostum vardı hep verirdi. Biri ona sen hep veriyorsun, dedi. O da: “Ben verdikçe Allah veriyor” cevabını verdi.

Bir olay da ben yaşadım. 13/09/2001’de üniversitede okuyan ama bir kızımız kayıt parası yaptıracak, yurt parası verecek. Rabbim! kapıma göndermiş, ayağıma göndermiş, imkân kısıtlı, başka çocuklarım da var, kendi çocuğum da var kayıt yaptıracak, para yatıracak. Başka yerden bulma imkânı yok. Yurt parasını, yol parasını “Allah’ım bana verir” deyip verdim. Hesap numarasını aldım her ay harçlık göndereyim, dedim. O gittikten sonra parayı zarfan çıkarıp saydığımda para eksilmemişti. Bunu söylemek istemiyordum. Yeri geldi de ondan söyledim.

Kıyamet gününde Allah da soracak:

Acıktım da beni doyurmadın, susadım bana su vermedin. Senden bir şeyler istedim ihtiyacımı gidermedin neden?

Ya Rabbi, sen nasıl acıkırsın, seni nasıl doyurabilirdim? Nasıl su verebilir, ihtiyacını nasıl giderebirdim?

Falan kulum açtı, susuzdu, ihtiyacı vardı. Ona verseydin bana vermiş olacaktın…

Bir de: Cenab-ı Allah kıyamet günü şöyle diyecek:

Benim için ne yaptın? diye soracak.

Namaz kıldım, oruç tuttum, zekat verdim…

Bunlar senin için, sen benim için ne yaptın?

Senin için ne yapabildim Ey Allah’ım.

İhtiyaç sahibi kullarım için bir şeyler yapsaydın, benim için yapmış olacaktın.

Âlemlerin Rabbi ödünç istiyor, borç istiyor… ve diyor ki; “Hayır işlerinde yardımlaşınız. Birbirinize destek ve yol gösterici olunuz. Omuz omuza veriniz, hayra vesile olunuz.” (Maida:2)

Ebu Hureyra (ra) şöyle anlatır:

“Resulallah (sa)’e bir adam geldi ve şöyle dedi:

–          “Ey Allah’ın Elçisi!” Hangi sadakanın sevabı daha büyüktür?”

Peygamber Efendimiz de şöyle cevap verdi:

–          “Güçlü, kuvvetliyken, sıhhatin yerindeyken, cimriliğin üzerindeyken, fakir düşmekten endişe etmekteyken (veya bunun tersinde) daha çok sengin olmayı arzularken, verdiğin sadakanın sevabı daha büyüktür. (Bu işi) Can boğaza gelip de “Falana şu kadar, filana şu kadar” demeye bırakma. Zira o mal, zaten varislerinden şunun veya bunun olmuştur.” (Buhari, Zekat: 11)

 

*          *          *

h) Üç Aylarda Neler Yapalım?

İbadetin her çeşidini, hayrın değişik şekillerini yapmalıyız.

Namaz kılalım:

“Namaz dinin direğidir.” Böyle buyurmuş peygamberimiz. Onun için bu aylarda bol bol namaz kılmalıyız. “Namaz mü’minin miracıdır.”

Önce kazaya kalmış borçlarırımızı ödeyelim. Kaza borcumuz yoksa nafile namazları kılalım. Kuşluk, evvabin, teheccüd ve tespih namazı kılalım.

Nafile namazların faziletine yönelik, esas borcumuz olan kaza namazlarını unutmayalım. Kaza borcu olanlar bu günlerde kılmaya karar versin. Hesap etsinler, hesaplatsınlar, kılsınlar.

“Allah bizim namazımıza mı muhtaç?” diyenler oluyor. Muhtaç değil, emretmiş. Muhtaç olan biziz, borçlu olan biziz.

“Sen kalbe bak” deniyor.  Namaz kılmayanın zaten kalbi temiz olmaz. Elbise gibi yıkanmıyor ki bu, kılınan namazlar temizleyecek kalbi.

En önemlisi, inanmayana benzenmemelidir. Birine sormuşlar; “Namaz kılmayan kâfir olur mu?” diye. “Olmaz ama kâfir de namaz kılmaz” demiş.

Herkes haline baksın, kime benziyor. İnanana mı, inanmayana mı? Kime benziyorsa öyle muamele görecek.

Allah Kur’an-da: Cehennemdekilere sorulacak “Sizi buraya sürükleyen şey nedir” denilecek. Onlar da: “Biz namaz kılanlardan değildik diyecekler” diyor.

Namaz kıl, diyor Allah. Hiçbir Allah’ın  kulu kılmamazlık edemez. Ezan da: “Namaza gelin, kurtuluşa gelin” deniliyor. Namazla kurtulmaya çağrılıyoruz.

Bugüne kadar tembellik yapmış olabiliriz, ihmâlkâr davranmış olabiliriz. Şu anda kılmamanın sıkıntısını çekmiş olabiliriz. Bakın önümüzde bir fırsat doğuyor. Regaip geldi, üç aylar geldi. İsterseniz günahlardan kurtulabilirsiniz, borçlarınızı da ödeyebilirsiniz.

Soruyorum: kılmak mı iyi, kılmamak mı?

“Kılmak iyi.” Peki niye kılmıyorsun?

Gel öyleyse kıl beşi, kurtar başı. Şeytanın tuzakları ile uğraşıp durma. Nefsinle boğuşup durma.

Kılarsan çok daha huzurlu olursun. O zaman çalışman ibadet olur. Allah yanında sevgili kul olursun. Rabbin seni terketmez. Vâadi var, her zaman yardımcı olur.

Oruç Tutalım:

Kaza orucu olanlar, keffaret orucu olanlar önce üzerlerinde borç olanlar, borç ödemelidir. Borç yoksa nafile oruçlar tutulmalıdır.

Oruç borçları gecikmemelidir. Hele mazeretsiz oruç ibadeti ihmâl edilmemelidir. Kazaya kaldıysa da bir an önce tutulmalıdır. (Bazıları: “Diğer Ramazandan sonraya kalan oruç hem keffaret hem de kaza gerekir, der.”)

Recep ayı, en az üç günü oruç ile geçirilmelidir.

Buhari ve müslimin naklettiğine göre Hz. Peygamber: “Her ayda üç gün oruç tutmak, bütün hayatı oruçla geçirmek gibidir” buyurmuştur. Kendisi de her ay en az üç gün oruç tutmuştur. Çünkü Allah bire on veriyor.

– Pazartesi, Perşembe oruç tutmak da sünnettir.

İmkânı olanlar da, Davut orucu tutar. Yani bir gün tutar, bir gün tutmaz.

Biri: “Nereden çıktı bu üç aylar” demiş. Bir yaşlı da:

Evlat, üç aylar daha önceden de vardı, sen nereden çıktın? cevabını vermiş, insanımız bilmiyor…

Namaz borcu, oruç borcu olanlar, bu günler, bu aylar bilhassa sizlere fırsattır. Bir çetele tutup ödemeyi düşünür, kılmaya başlanırsa, ömür yetmese bile umulur ki, Cenab-ı Allah affedecektir. Sormayacaktır, inşallah… Çünkü, Allah insanın niyetine göre muamele edecektir.

Peygamberimize sorarlar: Neden bu aylarda daha çok oruç tutuyorsunuz?

İsterim ki, oruçlu iken canımı vereyim.

Bir soru soruldu:

            “Nafile oruç için bir ikram olursa, yesen de olur denmiş. İkram reddedilmez” denmiş.

İbadette ciddiyet olur. Çocukların tekne orucu gibi olmaz.

Niyet ettin, Allah’a söz verdin, dönmek olmaz. Hele bir ikram için niyet ve oruç bozulmaz. İbadet hafife alınmaz…

Bir soru da:

Çift niyet olur mu?

Dikkat edin, namaz kılarken, oruç tutarken, çift niyet olmaz. Biri: “Niyet ettim, bugünün orucuna ve geçen ramazanda tutamadığım oruca dese” kaç oruç tutmuş olur?…

Böyle kolay bir yolu ne peygamberimiz göstermiş ne sahabe, ne de mezhep imamları göstermiştir.

Niyet farzdır. Niyet kesin olur, açık olur. Her ibadet için ayrı olur.

Kimse kılmadığı namazı kılmış olmaz. Tutmadığı orucu tutmuş olmaz. Borç borçtur kılınır, tutulursa ödenir.

Hele namazda:

Vakitler karışıyor,

Biri farz biri sünnet,

Kılınış şekilleri farklı,

Birini Allah, birini Peygamber emretmiş.

Ancak şöyle olabilir:

Diyelim ki; Perşembe gün kaza borcu olan oruca niyetlense, dese ki, “Kaza borcum olmasaydı da bugün sırf Allah rızası için nafile oruca niyetlenseydim”

Ya Rabbi! Bana nafile oruç sevabı da ver, denebilir. Veya kaza namazı kılıyorsunuz, kaza borcum olmasaydı da çokça nafile kılıp sevap kazansaydım. “Ya Rabbi! Bana niyetimden geçen nafile sevabı da ver” denilebilir. Bu bir temennidir, duadır.

İki oruca birden niyet edemezsiniz.

İki namaza birden niyet edemezsiniz.

Birine iki borcumuz var. Birini verirken:

“Al şunu, öbürünü de beraber kabul ediver” denilebilir mi?

Bol bol Kur’an Okuyalım:

Hz. Peygamber:

1-      “Evlerinizi Kur’an okuyarak, namaz kılarak nurlandırın”

2-      “En hayırlınız Kur’an-ı öğrenen ve öğreteninizdir.”

3-      “Kur’an, okuyana, kendisi ile amel edene kıyamet gününde şefaatçi olacaktır.” buyurur.

Kur’an-ı okumasını bilmeyenler, önce onu okumasını öğrenmelidir. Elinin altındakilere öğretmelidir. Müslüman, kitabını okumasını bilmezse olmaz.

Kur’an-ı sadece okumakla yetinmeyelim, meal okuyalım. Kur’an bize talimattır. Kur’an-la amel edilecektir. Bir yakınımız bize mektup gönderse bir şeyler istese onu açmasak olur mu, açtık, isteklerini yerine getirmesek olur mu?

“Tesettür ayetini oku, örtünme.

Faiz ayetini oku kaçınma,

Zekat ayetini oku, verme.

Nasıl okumak bu? Uyacaksın, emri yerine getireceksin.”

Bazıları Kur’an okumanın ölmüşlere faydası olmayacağını söylüyor. Kur’an şifadır, Kur’an şefaatçidir. Kur’an ölümüze de dirimize de fayda verir. Kur’an öyle diyenleri yalanlıyor.

Her gün Yasin, Tebareke, Fetih sûreleri okuyalım. Bilhassa Yasin peygamberimizin bildirdiğine göre niçin okunursa faydası o yönde olur.

Yatarken, evden çıkarken, her gün Fatiha, Ayetel Kürsi, İhlas, Felâk ve Nâs sûrelerini okuyunuz. Koruyucu olur.

Okuduktan sonra önce Peygamber Efendimizin ruhuna, Âline, ashabına, sevgili kullarının ruhlarına ve sizden bekleyenlerin ruhlarına bağışlayınız. Yaşayan yakınlarınızın ruhaniyetine bağışlayınız. Bize dini öğreten hoca efendilerin ruhlarına bağışlayınız.

Bazıları da, Kur’an okuyana: ne anladın? Anlamadan Kur’an okunmaz, diyor. Kur’an, insana lafzı ile de anlamı ile de fayda verir. Bugün Kur’an dinleyen, Kur’an okuyan sakinleşiyor, huzur duyuyor. Amerika’da çeşitli inançlara bağlı kimselere Kur’an okunmuş, anlamını bilmedikleri halde %97’sinin üzerinde elektronik aletlerle yapılan tesbite göre, olumlu etki yapmıştır. Kur’an sesini küçük bir çocuk bile başka dinliyor, ilgi duyuyor.

Kur’an okumak, Allah ile konuşmak gibidir…

Kur’an, Allah’ın  verdiği reçetedir. Dr. reçete veriyor. Biz onu tatbik etmedik; işte ızdırabın sebebi…

Tekrar söylüyorum: Yaş önemli değil. Kur’an okumasını öğrenmeden ahiret yolcusu olmayınız. Allah’ın  huzuruna Kur’an cahili olarak çıkmayınız. Kur’an dili, cennet dilidir. Kur’an öğreniniz.

Hiç de zor değil. Bugüne kadar 70-75 yaşında ninelerimiz, dedelerimiz öğrendi. Siz de öğrenin en hayırlılardan olun.

Dünyada faydasını görün, ahirette de görün.

Kur’an, kabirde şefaat etsin.

Kur’an, sıratta şefaat etsin.

Kur’an, mahşerde şefaat etsin.

 

Tövbe Edelim:

Günah bol, kirlilik çok, her an her yerde günah var.

Hz. Peygamber: Günahlardan dolayı tevbe eden günahsız gibidir, buyurmuş. Neden yararlanmıyoruz?

Her günahtan sonra mutlaka tevbe edilmelidir. Vaciptir. Ardından da o kötülüğe karşı iyilik yapılmamalıdır.

Asla ümit kesilmemeli, zararın neresinden dönülürse kârdır.

Çünkü Allah:

“Yapılan iyilikler kötülükleri yok eder.”(Hud: 114) buyuruyor. Günahım çok diyen, çok iyilik yapmalıdır.

Demire su isabet edince küflendiği gibi, günah işleyenin de kalbi kararır.

Peygamberin bildirdiğine göre; Hacer’ul esved bembeyazdı, insanların günahları onu kararttı.

Tevbeden önce günahları, kötü alışkanlıkları mutlaka terk edelim. Allah’ın  affına sığınalım.

“Yok mu af dileyen, af edeyim” deyip duruyor Allah. Tevbelerin kabul olmayacağı zaman gelmeden, herkes için kurtuluş fırsatı vardır.

Şöyle bir geçmişi düşünelim; günalarımızı hatırlayalım. Göz önüne getirelim, göz yaşları ile, dönülmeyecek tevbeler edelim. Tevbe ediyor, ediyor, gene günaha dalıyoruz…

Özür, sıcağı sıcağına geçerlidir. Aynı şey tekrar edilmemelidir.

Tevbe, ne kadar erken yapılırsa, o kadar iyidir.

Şimdi imkân varken günahlardan kurtulmazsak, yarın altından kalkamayız.

Eğer günah kula karşı işlendiyse hakkın iadesi gerekir, helâlleşmek gerekir.

Unutulmamalıdır ki, tevbe ederim, helâlleşirim düşüncesi ile günah işlenmez. İşlenirse Allah onun tevbesini kabul etmez.

Çok tevbe, her zaman tevbe edelim. Ne zamana kadar?

Şeytan ümidini kesinceye kadar. Nefsimizi alt edinceye kadar. Arınıncaya, temizleninceye kadar, ölünceye kadar…

Bizden öncekiler günahlarım yüzümü kararttı mı diye aynaya bakar, Allah günahkâr olduğum için yüzümün şeklini değiştirmesin, diye tevbe istiğfar ederlerdi.

İnsan olmanın zaafını taşıyan herkesin bu aylarda çok tevbe etmesi gerekir.

Dua Edelim:

Dua kabul olur mu? olur. Beddua edilince nasıl kabul oluyorsa, dua da kabul olur. Neden olmasın? Allah dua edin diyor.

Hiçbir dua karşılıksız kalmaz. Allah mutlaka cevap verir.

Duaya inanmayanın duası kabul olmaz. Ona başkalarının yaptığı duada kabul olmaz.

İnancını yaşamayanın duası kabul olmaz.

Haram lokma yiyenin duası kabul olmaz. Ancak içten, inanarak, gözyaşı ile yapılan duaları Rabbim! inşallah kabul eder.

Dua, belâ ateşini söndürür. Dua, belâları def eder.

Duasız hayat olmaz. Dua, insanı umduğuna kavuşturur. Dua ederek, sıkıntılardan kurtuluruz. Dua eden sevap kazanır. Sıkıntılardan kurtarır.

Peygamber: “Dua müminin silahıdır” buyurmuştur.

Dua, insanı Allah’a yaklaştırır. Onun için dua etmeli ve ağzı dualı kimselerin duası alınmalıdır.

İllâ dua metni aramayalım. Dua, Allah’a yalvarıştır. Dua, Allah’tan istemedir. Ne dediğimizi, ne istediğimizi bilelim. Dua gönülden yapılmalıdır. Ağız alışkanlığı olmamalıdır.

Dua edelim, dua ibadetin özüdür. Allah, “dua edin icabet edeyim” diyor. Dua, kuvvet kaynağıdır. Dualı bir hayat, huzurlu bir hayattır.

Allah, kabul etmeyeceği duayı yaptırmaz. Allah, açılan elleri, yalvaran dilleri boş çevirmez. İslâmda ümitsizlik yoktur.

İsteyelim, istemeden olmaz. İstemesini bilelim, adabına uymadan, helâl lokma yemeden dua, Allah’a ulaşmaz.

Abdest yok, namaz yok, “ben Allah’a dua ediyorum, kabul olmuyor” diyenler oluyor. Sen görevini yapmayacaksın,  sana istediğin verilecek. Allah senden bir şeyler istiyor, sen O’na vermeyeceksin. Ama sen isteyince verilecek. Bu biraz çocuksu düşünce olmaz mı?

Allah, duası kabul olan, ağzı dualı olan kullarından etsin. Yaptığmız ve yapacağımız dua ve ibadetlerimizi kabul etsin.

Dua ederken peygamberi vesile kılarsanız, büyükleri vesile kılarsanız “yüzü suyu hürmetine” derseniz daha iyi olur. Maida 35.ayette “vesile arayın” buyruluyor.

Biri peygambere:

Dua ediver, duam kabul olsun, diyor. Peygam-ber:

Yediğine, içtiğine dikkat et, helâl ye iç, duan kabul olur, diyor.

Biri ellerini açmış dua ediyor. “Ya RabbiYa Rabbi!” diyor. Peygamber:

Şu adama bakın yediği haram, giydiği haram, içtiği haram, duası nasıl kabul olunur, diyor…

Soruyorlar:

Hasta olan bacılarımız, dua eder, zikreder, dinini öğrenir. O günlerini öyle geçirir. Olur mu? niye olmasın? Allah’ı kalbinden söküp atabilir misin? Allah’ı unutabilir misin?

 

Zikri Dilden Bırakmayalım:

Sen Allah’ı seversen, Allah seni sevmez mi?

Sen Allah’ı anarsan, Allah da seni anmaz mı? Zikir emirdir. Cenabı Allah Kur’an-da şöyle diyor:

“Rabbini içinden, yalvararak ve korkarak yüksek olmayan bir sesle, sabah akşam zikret, gafillerden olma” (Araf: 205)

Haberin olsun, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzura ulaşır. (Rad: 28)

Ey iman edenler, Allah’ı çok zikredin. (Ahzab: 41)

“Münafıklarla, gafiller Allah’ı ya hiç zikretmezler ya da çok az zikrederler” (Nisa: 142)

Kutsi Hadis: “Kulum beni zikrettiği zaman, ben onun yanındayım. Beni bir topluluk içinde zikrederse, ben onu daha hayırlı bir topluluk içinde anarım. O bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım. O bana bir arşın yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak gelirim” (Kutsi Hadis, Taç 5/s.85) buyuruyor.

Peygamberimiz de: “Allah’ı zikredenle zikretmeyenin hâli diri ile ölü gibidir” (R. Salihin: 1463) diyor.

Zikre karşı çıkanlar oluyor.

Zikir nedir? Allah’ı anmak demek.

Allah’ı anmak, kötü mü? Niye kötü olsun?

“Hû” diyorlar. “Hû çekiyorlar”

Ne güzel iyi ya “ALLAH” diyorlar.

“ Hû Hû” diyordu bir çocuk.

Ne diyorsun, dedim.

Herkesin, herşeyin dediğini diyorum, cevabını verdi. Bir müddet geçirdiğim şaşkınlık içinde 6-7 yaşlarındaki çocuk Kayseri’nin daracık sokağında çoktan kaybolmuştu.

Allah’ını, yaratanını, kendine rızık veren Rabbini anmayan kul mu olur?

Kur’an-ın ifadesiyle Cenab-ı Allah’ı gafiller anmaz, münafıklar anmaz.

Cenab-ı Allah bakın bizi nasıl uyarıyor:

–          “Ey iman edenler! Mallarınız, evlatlarınız sakın sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın.” (Münafikun: 9)

–          “Dünya hayatı aldanma ve metadan başka bir şey değildir.” (Bakara: 185)

–          “Sakın dünya hayatı seni aldatmasın.” (Fatır: 5)

–          “Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda övünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olma isteğinden ibarettir… Dünya hayatı aldatıcı bir menfaatten başka bir şey değildir.” (Hadid: 20)

–          “Dünya hırsı ile yaşayan ahirette: “Malım bana fayda vermedi” diyecek. Onun için; tutun onun ellerini boyuna bağlayın, sonra onu alevli ateşe atın.” denilecek. (Hakka: 31)

Peygamber (as) da: “Gözünü dünya işlerine kaptırıp ahireti unutmaktan sakının.” (R. Salihin: 481) der.

Üç aylarda ölülerimizi de unutmayalım.

–          Ölünün ardından iyi şeyler de ulaşır, kötü şeyler de ulaşır. Mesela hayırlı evlat rahmet olur, ölüyü rahatlatır. Hayırsız evlat lanet olur, kemikleri sızlatır.

–          Ölünün borcunun ödenmesi azaptan kurtarır.

–          Yapamadığı ibadetlerin fidyesi verilir, adağı yerine getirilir, yemin kefareti verilir, zekat borcu varsa ödenir.

–          Ölenin cenaze namazı kılınır, dua edilir.

–          Mezar taşına “fatiha” yazılır, okunulması istenir.

–          Ölen için hayır yapılır, sadaka dağıtılır.

–          Ölen için hatim indirilir, mevlit okutulur, Yasin okunur. Atalarımız, kimsesiz ölüler için Kur’an okutan vakıflar kurmuşlardır.

–          Mezarlıktan geçerken layık olanlar için üç İhlas, bir Fatiha okunur.

Peygamberimiz (sav) ölüler için dua etmiştir ve:

–          “Ölülerinize Yasin okuyun, azabı hafifler, ölmek üzere olanın ölümü kolaylaşır.” (Ramuz el-Ehadis: 79/4)

–          “Kardeşiniz için Allah’tan mağfiret isteyiniz ve kendisine sükûnet vermesini dileyiniz, o şimdi sorguya çekilmektedir.” (R. Salihin: 301)

–          “Kabirdeki boğulmak üzeredir, dua bekler. Dua edilirse sevinir.” (Ramuz el-Ehadis: 368/10) demiştir.

Kur’an’da, Ahzap:56’da salavat getirmemiz, Haşr:10’da önceki Müslümanların bağışlanması için dua etmemiz istenmektedir.

Biz de üç aylarda değişmeliyiz. Değişmek için, azami gayret göstermeliyiz. Bir çokları değişirken, bu fırsatlardan yararlanarak kurtulurken, bazıları: “gene Recep, Şaban, Ramazan” deyip üç aylarla alay edecek; hafife alıp imanına zarar verecek. Üç aylar hangileri, ne zaman başlar ne zaman biter, hicri yılbaşı ne zamandır, kandil nedir, kandiller hangileridir, anlamı nedir, bilmeyecek, mübarek aylar, kandiller gelip geçecek, fırsatlar kaçacak, onun haberi olmayacak. Ama hıristiyanlara ait yılbaşı, önceden karşılanacak, o gece yer yerinden oynayacak. Bir hıristiyandan daha yaman, çılgınlıklarla yılbaşı kutlanacak. Allah bizi şuursuz davranan, gaflet içinde yaşayan ve kendine zulmeden kullarından etmesin, inşallah.

*          *          *

I) Peygamber (sav) Nasıl Dua Etmişti:

–          “Allah’ım! Bize Recep, Şaban’ı mübarek ve bereketli kıl ve bizi Ramazan’a eriştir.”

–          “Ey göklerin ve yerlerin Rabbi olan Allah’ım! Ey bizim ve her şeyin Rabbi olan Allah’ım! Ey taneyi yaratan, yağmur damlasını indiren Allah’ım! Ey Tevrat’ı, İncil’i ve Kur’an’ı indiren Allah’ım! Şer verebilecek olan ve her şeyin şerrinden Sana sığınırım ki; onların her birini Sen yakalamaya, mahvetmeye kadirsin. Evvel olan Sensin, senden evvel olan yoktur. Ahir olan Sensin, Sen’den sonraya kalacak olan yoktur. Zahir (Galip) olan sensin, senin kudretinin üzerinde kudrete sahip olan yok. Batın olan sensin, senden ötede olan yok.”

–          “Bizi yediren, içiren, her ihtiyacımızı karşılayan ve koruyan Allah’a hamdolsun. İhtiyacı görülmeyen, sığınağı bulunmayan niceleri vardır.”

 

*          *          *

i) Sonuç:

Cenab-ı Allah, dünya ve emelleri peşinde yorgun düşen insanı böyle farklı zamanlarla yenilemek istiyor. İnsana böyle fırsatlar veriyor. Arınmasını, kurtulmasını istiyor.

Kur’an-da şöyle buyruluyor:

“Ey inananlar, Allah’ın  yasakladığı şeylerden sakının. Herkes ahiret için ne hazırladığına baksın…” (Haşr: 19)

Bir başka ayette de şöyle buyrulmuştur:

“Habibim de ki: Eğer duanız ve ibadetiniz olmasa, Rabbiniz size ne diye değer versin?” (Furkan: 77)

Misafir ve misafirlikler için temizlik yapan, hazırlık yapan bizler, seyahat için günlerce maddî manevî hazırlanan bizler, ahirete yürürken, Allah’a giderken hazırlık yapmazsak olur mu? Bomboş bu dünyadan gitmek, her türlü çalışmayı dünya içni yapmak, sonra hepsini de burada bırakıpgitmek, akıllı bir insan işi midir? Yoksa “vah vah, yazık” denecek kimsenin hali midir?

Bu hayatı oyun, eğlence zannetmeyelim. Bu dünya imtihan yeridir. Hayatın hesabını vermek ise, kolay bir iş değildir. O günün dehşetinden hamile kadın düşük yapacaktır. Sen nasıl rahat olabilirsin?

Hasan-ı Basri, ibadetlerini fazla görüp, “sahabe gibisiniz” diyenlere: “Siz onları görseydiniz, deli derdiniz, onlar sizi görseydi kâfir derdi” demiştir.

Önemli olan şu; bize bakan halimizle, yaptıklarımızla, ne der? Kime benzetir? Mü’minlerin şahadeti çok önemlidir…

Bir de “müslüman” derler diye kendini, imanını, amelini gizleyen kardeşlerimiz var, şehadet çok önemli. “Müslüman” dedirtmezsen kurtulamazsın, bunu iyi bil. Ya başka şey derlerse ne olacak?

Ayrıca kendi kendimize soralım, “Ben müslüman mıyım?” diye. “Evet” diyebiliyorsak, ne mutlu bize…

Cenab-ı Allah, bu mübarek günlerde, mübarek işler yapan ve mübarek insan olan kullarından etsin, inşallah.

Bugünleri fırsat bilip, kurtulanlardan olalım.

Son olarak, hem mübarek üç ayların hem de kutlu gecelerin hayırlara vesile olmasını, islâm alemine huzurlar getirmesini, insanımızı, vatanımızı görünür görünmez belâlardan muhafaza etmesini, herşeyi yaratan, herkesi yaşatan ve herşeyin sahibi olan Cenab-ı Allah’tan niyaz edelim.

Üç aylarınız mübarek olsun.

Siz de mübarek insanlardan olun, inşallah.


Bu yazıyı 2.372 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.