UNUTULAN TEBLİĞ GÖREVİMİZ

İslam’ın 5 şartının, İmanın 6 şartının ötesinde müslüman kalmak için daha birçok şartlar vardır. Müslüman olmanın gerektirdiği işler vardır. Bunlardan vazgeçilmez olanlardan biri, yüce Allah’ın adını, dinini, hakkı, doğruyu tebliğ etmektir.

Bu, üzerimize borç olan bir görevdir.

İyi insan iyi evlât iyi vatandaş tebliğ ile yetişir. İyi ortam ancak tebliğ ile hazırlanır. Kendisine tebliğ edilmemiş insan, isyan eder, hainlik eder. Faydalı iş işlemez.

 

X                     X                     X

 

İnsanın yol gösterilmeye her zaman ihtiyacı vardır. Cenab-ı Allah insanı yaratmış ama başıboş bırakmamıştır. Uyarıcı peygamberler göndermiştir. Ana babaya ve ilim adamlarına da tebliğ görevi vermiştir.

Cenab-ı Allah: ‘‘Biz seni insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik…’’ (Sebe:28) buyurmuştur.

Her müslüman tebliğ ve irşat görevi olduğunu asla unutmamalıdır. Müslüman olmanın bir bedeli vardır. Bazı şeyleri göze alacaktır. Zahmete katlanacaktır.

Yeryüzünde olan biten her şeyden müslüman olarak sorumluluğumuz vardır. Bir kötülüğe elle, dille ulaşılamıyorsa, kalben buğzetmek gerekir. Oda imanın en zayıf noktasıdır.

 

X                     X                     X

 

Düşünülürse kötülüklerde hepimizin az çok payı vardır. En azından ilgisiz kalmak, ihmâl etmek hatamız vardır.

Mevlâna, idam edilmiş birini görür. ayaklarına sarılarak ağlamaya başlar ve: ‘‘Beni affet, beni affet. Eğer ben seni araştırsaydım, sana öğüt verir, görevimi yapardım. Sende bu cezayı görecek suçu işlemezdin’’ der.

Bugün yanlış yapanlardan, bugünün gençliğinden dolaylı olarak hepimiz suçlu değil miyiz?

Vazifemizi tam olarak yaptığımızı söyleyebilir miyiz? Kendimizi temize çıkarabilir miyiz?

Peygamber (as) şöyle anlatıyor:

Kıyamet gününde bir adam bir adamın yakasına yapışır.

– Sen kimsin, ne diye yakama yapışıyorsun? der.  Oda:

– Sen beni kötü durumda gördün de beni uyarmadın, o kötülükten alıkoymadın!’’ der.

Bir kör, ev için açılan temel çukuruna düşme ihtimali varken siz seyreder, oda düşer, ölürse bunda cinayet vardır. İnsan sorumsuz değildir.

 

X                     X                     X

 

Müşrikler peygamber (as)’ı görevinden alıkoymak için bir sürü cazip tekliflerde bulundular. Bir sonuç alamadılar. Amcası Ebu Talibe başvurdular. Onun ağzı ile tekliflerini yenilediler. Peygamber efendimiz:

– ‘‘Lev vazaus’şemse fiyemini ve kameri fişimali Vallahi materektü heze’l-emr’’ (Yani Amca sen ne diyorsun? Vallahi güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler, bu davamdan vazgeçmem) cevabını verdi. Davasından asla vaz geçmedi. Uyarıcılık ve tebliğ görevini sürdürdü. İşte biz bugün bunun için müslümanız elhamdülillah. Yoksa İslam nasıl yayılacaktı?

X                     X                     X

            İslam’ın temsil edilmesi ve tebliğ edilmesi çok sevaplı bir iştir.

Bu işin ihmali yoktur. Emekliliği yoktur.

Ama ağaç kesermiş, balta az keser olmuş, oda işi bırakmayı düşünmüş. Biri ona  ‘‘Balta körelmiştir, onu bile’’ demiş. Adam, baltayı bileyince çok ağaç keser olmuş. Engellerin ortadan kaldırılması gerekir. Bu hizmeti biz çok yaptık, yaşlandık, biraz da başkaları yapısını yok bu işin.

Bu işin emekliliği yok. Emeklilikte daha güzel hizmetler var…

Ben çekiniyorum’’ ifadesi yanlış. ‘‘Korkusundan dolayı iş yapmayana Cenab-ı Allah: ‘‘Benden korkmalı değil miydin? Diyecek.

Cenab-ı Allah bize şu ayetle bir görev veriyor:

– ‘‘İnsanları Allah’a çağıran, iyi iş yapan ve ‘Ben Müslümanlardanım’ diyenden kimin sözü daha güzeldir?’’ ( Fussılat:33)

İlk vahiy gelince Allah Resulü korku ve heyecanla yatağında yatarken ‘‘Kalk uyar!’’ emri üzerine yatağından fırlayıp kalktı. Tebliğe hazırlanırken Hz. Hatice (ra) ona: ‘‘Biraz dinlensen!’’ deyince peygamber (as): ‘‘Dinlenecek vakit mi var?’’ deyip tebliğe koyulmuştu.

Allah’ın adının yer yüzüne yayılması her şeyden önemliydi.

Tarih boyunca müslümanların yaptığı savaşların gayesi, imhâ, sömürü değildi. Atlarımız ‘‘İlay-ı kelimetullah için rahat yataklarında yatmamışlardı. Bize ne oldu böyle..?

Büyüklerimiz Allah’ın adını yeryüzüne yaymak için canı ile malı ile cihad etmişlerdi. Diyar diyar yeryüzünü dolaşmışlardı. Kıtalara hükmetmişlerdi.

Abdurrahman bin Avf 93 yaşında Allah’ın dinini yayma uğruna Kars’ta şehit düşmüştü. Yine Ebu Eyyûb el-ensari Hazretleri 90 yaşında İstanbul’un surların önünde şehit düşmüştü.

Allah Resûlü bir sahabeyi Çin’e göndermişti. Bir Müddet sonra: ‘‘Allah Resûlünü özledim, görüp geleyim’’ demiş. Aylarca yolculuktan sonra Medine’ye ulaşmış, Allah Resûlünün vefat haberini öğrenince: ‘‘Allah Resûlü beni Çin’e tebliğ için gönderdi’’ deyip geri dönmüş, orada vefat etmiştir.

X                     X                     X

 

İnancımızda ‘‘neme lâzım’’ , ‘‘Bana ne’’ yoktur.

Allah Resûlü, Muaz’ı Yemene vali olarak gönderirken, atın üzerindeki Muaz, yanında yürüyen Allah Resûlüne:

– Ben insem, siz binseniz veya bende sizin yanınızda yürüsem!’’ deyince Allah Resûlü:

– Ey Muaz! Ben bu adımlarımın Allah yolunda atılan adımlar olmasını arzu ediyorum. Allah yolunda adımım çoğalsın’’ demiştir. hiç düşündük mü bizim adımlarımız niçin, nereye?

Allah soruyor: Feeyne Tezhebûn? Nereye? diyor.

X                     X                     X

 

Behlül dana hataları görünce hata sahiplerini uyarırmış. Hoşlanmayanlar Behlül’ü Harun Reşide şikayet etmiş.

– Bize karışmasın. Her koyun kendi bacağından aşılır, demişler. Harun Reşit, Behlül’ü azarlamış.

Behlül,evine gelip, bir koyunu kesip bacağından bahçesine asmış. Birkaç gün sonra kokmaya başlamış. Komşular, yoldan geçenler rahatsız olmuş. Durum Harun Reşide iletilmiş. Behlül’ü çağırıp sormuş neden böyle yaptın? Behlül cevap vermiş:

– Kendi bacağından asılan koyunun etrafını rahatsız edeceğini anlatmak için’’ demiş.

Tebliğ görevini yapmayan toplumlarda kötülükler, huzursuzluklar artmış ve çeşitli belâ ve musibetlerle cezalandırılmışladır. Zarar, umûmi olur.

Peygamber (as): ‘‘İyilik hakim kılınmazsa, Allah o yer halkına şerlileri musallat eder’’ (Ramuz el-Ehadis:502/11) buyurur. Şerlilerle baş edemiyoruz işte…

Cenab-ı Allah: ‘‘Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış, en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, ve kötülükten men edersiniz…’’ buyurur. (Al-i İmran:110)

Hani gerçekten böyle miyiz..? Yoksa O ümmet biz değil miyiz.

 

X                     X                     X

 

İnsana hizmet Hakk’a hizmettir.

Bizans elçisi gelmiş; taht, taç bulamamış.

– Efendimiz kim? demişti.

– Oradakilere ikramda bulunan Allah Resûlü: ‘‘Esseyyidü hadimuküm’’ (Efendi hizmet edendir) cevabını vermiştir.

 

Oruçlulara hizmet edenler için peygamber (as):

– ‘‘Bugün oruç tutmayanlar, oruç tutanlardan daha fazla kazandı’’ demiştir.

Hakimü’l-harameyn (Mekke ve Medine’nin hakimi) diye hutbe okuyan imama, oturduğu hasır üstünde: ‘‘Hakım’ül harameyn değil, Hadimü’l-harameyn’’ (Mekke ve Medine’nin hizmetkarı) cevabını veren Yavuz Sultan Selim, insana hizmetin efendilik olduğunu ifade etmiştir.

X                     X                     X

 

İnsanların inanması için, düzelmesi için sebep olmak vasıta olmak büyük bir iştir. Sevabı da çoktur.

Önemli olan hayra vesile olmaktır. Niyet hayır olursa, akıbet de hayır olur.

 

Bir zamanlar yolculuk sırasında bir benzinlikte durduk:

– Mescidiniz var mı? dedik.

– Yok.’’ dediler.

– Biz benzinde alacaktık’’, dedik ayrıldık.

Biray sonra oradan geçerken bir kenara Mescid yapılmış olduğunu gördük.

İnsan isterse şerre, isterse de hayra sebep olabilir. İyilikler onun için sadaka-i cariye olurken kötülüklerde günaha girip durmasına sebep olur.

Bir sözle, bir hareketle veya örnek olarak hayra vesile olmak mümkündür.

 

Kur’an’da:

– Sizden hayra çağıran iyiliği emredip kötülüğü men eden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.’’ (Al-i İmran:104) Müfessirler bu görevin her müslümana farz-ı kifaye olduğunu belirtmişlerdir. Kendisi yapmayanlarında yapanlara destek olması gerekir.

Allah:

– ‘‘Kim iyi bir işe aracılık ederse, onunda o işten bir payı olur. Kim kötü bir işe aracılık ederse, onun da o işten bir payı olur. Allah her şeyin karşılığını vericidir. (Nisa:85) buyurur.

– Kafir olanlar birbirlerinin yardımcılarıdır. Eğer siz, birbirinizin yardımcısı olmazsanız, yeryüzünde fitne ve fesat çıkar.’’ (Enfal:73) Bunu yapabiliyor muyuz?

Peygamber (as): ‘‘Bir iyiliğe delâlet eden, sebep olan o iyiliği bizzat işlemiş gibidir.’’       – ‘‘Hidayete davet edene, kendisine uyanların sevabı kadar sevap verilir. Onların sevabından da bir şey eksilmez.’’ (Müslim İlim:16) buyurur.

– Bir gün Hz. Ali’ye: ‘‘Allah’a yemin ederim ki Allah’ın senin vasıtanla bir kişiyi hidayet edip, doğru yola iletmesi, senin için kızıl develerin olmasından ve bunların sadaka vermenden hayırlıdır’’ diyor. (Buhari, Ashabın faziletleri:9)

 

X                     X                     X

 

Buradaki bizim arzu ve gayretlerimiz yemin ederim ki vasıta olmak, çığır açmak ve Allah rızası içindir.

Burada size bir haberi nakletmek istiyorum.

Papazken müslüman olan papaz, Musa adını almış 500’ü papaz 4 bin 402 kişinin İslam’a girmesine sebep olmuştur. (25 Ağus.2012 – Akit) İşte hidayet ve hidayete sebep olmak budur…

 

X                     X                     X

 

Öğüt vermek nasihat etmek hem görev, hem de sevaplı işlerdendir.

Cenab-ı Allah: ‘‘Sen öğüt ver. Çünkü öğüt, müminlere fayda verir’’ (Zariyat:55)

Allah Resûlü: ‘‘Din nasihat tır’’ (Tirmizi Birr:17) buyurur.

Zor olan görevlerden biride budur.

Cenab-ı Allah: ‘‘Sen onlara yumuşak davrandın, Şayet sen, kaba ve katı yürekli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi…’’ (Al-i İmran:159)

Peygamber (sav): Yumuşak davranmayan hayırdan mahrum olur’’ (Müslim Birr:74)

Öğüt vermede kabalığa, katılığa, sertliğe, bedduaya asla yer yoktur.

Tebliğin özü, samimiyettir, gayrettir. İlahî rıza arzusudur. Tebliği görev bilmektir. Görevi düzgün yapmaktır. Önce kendini düzeltmektir.

Hz. Süleyman’ın (a.s.) tahtına ters yönden esen rüzgâra Hz. Süleyman:

– ‘‘Neden böyle esip bizi rahatsız ediyorsun’’ dedi. Rüzgâr;

– ‘‘Ey Süleyman! Asıl sen doğruluktan ayrılma! Sen doğru oldukça ben ters esemem!’’ karşılığını verdi.

Sonra Hz. Süleyman bir baktı ki, başındaki tacı da eğilmiş. Tam 8 defa tacını düzeltti ama her seferinde taç kendiliğinden eğiliyordu. Sonunda taç şöyle dedi:

– ‘‘Beyhûde gayreti bırak! Beni yüz kere de doğrultsan, sen doğrulmadıkça ben de doğrulmam!’’ Bunun üzerine Hz. Süleyman kendi kalbine nazar etti ve gördü ki, orada bir eğrilik var. Hemen tevbe edip onu doğrulttu. Bundan sonra başındaki taç düzeldi.

 

İnsan önce kendini düzeltmelidir.

İnsan başkalarına öğüt vermeden işe kendinden başlamalıdır. Sonra yakınlarından başlamalıdır.

Cenab-ı Allah peygamberimize: ‘‘Kalk, uyar’’ (Müddessir:2)

– ‘‘En yakınlarını uyar, ikaz et!’’ (Şuara:214) diye emrediyor.

Bize de: ‘‘Ey iman edenler evlatlarınızı, yakacağı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyun’’ (Tahrim:6) diyor. Koruyor muyuz?

Bu uyarma nasıl olur? Kuru sözle olmaz. Sözün amelle desteklenmesi lâzım. Söz ozaman etkili olur.

Kur’an’da bir ikaz var: ‘‘Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? (Saff:2) ‘‘Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah yanında büyük bir nefretle karşılanır.’’ (Saff:3) deniliyor.

 

X                     X                     X

 

Tebliğ, yaşamakla olur:

Peygamber (as): ‘‘Söyleme yap!’’ buyuruyor.

‘‘Lafla peynir gemisi yürümez’’ demiş atalarımız.

 

Şair: Laf ile verir dünyaya nizamât,

Bin türlü teseyyüp bulunur hanelerinde’’ demiş

 

Etkili olmanın yolunu Cenab-ı Allah şöyle gösteriyor:

– ‘‘Ailene namazı emret. Kendinde sabırla namaza devam et…’’ (Taha:132) Sen kılmazsan ev halkı kılar mı? Sen örnek olmazsan çoluk çocuk yapar mı? yapmaz.

 

Peygamber (as) anlatıyor:

– ‘‘Kıyamet gününde bir adam bağırsakları dışarıda dolap beygiri gibi dönerken, onu görenler tanırlar ve:

– Sen bize iyiliği emreden, kötülükten men eden falan değil misin? derler. O’da:

– Evet. Ama size yapın dediğimi yapmazdım. Yapmayın dediğimi de yapardım’’ der.

 

X                     X                     X

 

Tebliği yanlış yapmamak gerekir.

Atalarımız: ‘‘Yolu iyi bilen yorulmaz’’ demişlerdir.

Yarım doktor candan eder. Yarım hoca dinden eder’’ denmiştir.

Yine atalarımız: ‘‘Dağ adamı hasta eder sağ adamı’’ , ‘‘Rehberi karga olanın burnu pislikten kurtulmaz’’ demişlerdir.

Bu konuda da Rabbim bize yol gösteriyor:

– Rabbinin yoluna güzel sözle çağır…’’ (Nahl:125)

– Kötülüğü en güzel tutumla sav’’ (Mü’minun:96)

– Kötülüğü en güzel şekilde önle’’ (Fussılat:34)

– İnsan kullarıma söyle: en güzel şekilde konuşsunlar’’ (İsra:53)

– Musa peygambere de: ‘‘Firavuna güzel söz söyle’’ (Taha:44)

 

Bir hadiste de: ‘‘Allah’a ve ahirete inanan, ya hayır söylesin yada sussun’’ (Tirmizi Kıyamet:51) buyrulur.

 

X                     X                     X

 

Peygamber (as)’ın tebliğ metodu nasıldı?

Onun tebliğinin özü: ‘‘Müslüman ol, Kurtul!’’ Şeklinde idi. Peygamber (as):

– Karşısındaki insanın durumuna göre hareket ederdi.

– Tedricen, yavaş yavaş, ihtiyaca göre konuşurdu.

– Her fırsatı değerlendirirdi.

– Zorluk çıkarmazdı: ‘‘Kolaylaştırınız güçleştirmeyiniz. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.’’ (Buhari İlim:11) buyururdu.

– İlâhî azaba karşı uyarırdı.

– Örnek olur, önce kendisi yapardı.  ‘‘Söyleme yap’’ derdi.

– Boş söz söylemezdi. (Geçmiş olayları, tekrar tekrar anlatmak yerine yeni mesajlar vermek gerekir.)

– Uygun zamanı kollardı, az, öz konuşur, bıktırmazdı.

– Daha çok namaz öncesi ve namaz sonrası konuşurdu.

– Ehli suffada tebliğciler yetiştirir her bir tarafa gönderirdi.

– Herkesin anlayacağı dili kullanırdı.

– Kişileri kırmadan, utandırmadan konuşurdu. ‘‘Bazıları şöyle şöyle yapıyor’’ derdi.

– Son derece sabırlı davranır ve fedakârlık gösterirdi.

 

Bir gün bir gençle arasında şöyle bir konuşma geçmiştir:

– Zina etmek istiyorum.

– Bu işin annenle yapılmasını ister misin?

– Hayır

– Kimse bu işin annesiyle yapılmasını istemez.

– Peki kız kardeşinle yapılmasını ister misin?

– Hayır

– Kimse istemez.

– Teyzenle, halanla yapılmasını ister misin?

– Hayır

– ‘‘Allah’ım bu gencin kalbini temizle’’ diye dua etmiş, genç: ‘‘Zina etmekten vazgeçtim ya Rasûallah!’’ demiştir.

 

X                     X                     X

 

Hidayetin Allah’tan olduğunu unutmamalıyız. Yapılacak neyse yapılır, Allah’ın hidayet etmesi için dua edilip, iş Cenab-ı Allah’a havale edilir.

İbrahim peygamber ikramı ihsanı bol olan bir peygamberdir. Put perestler bir gün ikramını aldıktan sonra, ikramın devamı için:

– Bizden bir isteğin var mı? derler. İbrahim (as):

– Var, benim için bir defa Rabbime secde edin’’ der.

Olur mu, olmaz mı tartışmalarından sonra: ‘‘Bir defa ediverelim’’ derler. Secdeye kapanırlar. Bu sırada İbrahim (as):

– ‘‘Allah’ım, benden bu kadar. Hidayet senden, bunları hidayet et’’ der.

Cenabı-ı Allah’ın hidayeti yetişir, secdeden kalkan ‘‘Senin Rabbine inandım’’ diye kalkar.

Ebu Talibin son anlarında Allah Resûlü:

– Lâ ilâhe illallah de, senin için şahitlik edeyim’’ demiş Ebu Talip:

– Derim ama Kureyş korkudan böyle yaptı’’ derler. Cevabını vermiştir. Bunun üzerine Cenab-ı Allah:

– ‘‘Sen istediğini hidayete erdiremezsin. Ancak Allah dilediğine hidayet verir’’ mealindeki ayeti indirdi. (Kasas:56)

Peygamber (as) Ebu Cehile de aynı teklifte bulunmuş, oda red etmiştir. Hidayet nasip olmamıştır.

 

Programı bir hadis-ş şerifle bitirelim.

– ‘‘Bir ok yüzünden Cenab-ı Allah iç kişiye sevap verir.

1- Oku yapana            2- Okun atılması için hazır edene      3- Oku atana’’

 

Herkesin yapabileceği bir iş mutlaka vardır. Herkes elinden geleni yapmak zorundadır.

Tebliğ yapana tebliğ için ortam hazırlayana ve tebliğin yapılması için maddi manevi destek olana Cenab-ı Allah sevap yazacaktır.

 

Şöyle anlatırlar:

Bir kurbağa Nil Nehrinden ağzına su almış gidiyormuş, sormuşlar:

– Nereye böyle?

– Duydum ki Nemrut İbrahim peygamberi ateşe atmış o ateşi söndürmeye gidiyorum.’’

Gülmüşler:

– Burası ile varacağın yer nerede sen biliyor musun? Diyelim ki vardın. Ağzındaki su ile o büyük ateşi nasıl söndüreceksin?

Kurbağa:

– Bu sözü Allah aşkına siz mi söylüyorsunuz? Oraya varamasam da, o ateşi söndüremesem de bu yolda da mı ölemem!’’ demiş.

Bomboş yaşayıp, pisi pisine ölmek var. Birde dolu dolu yaşamak, insanların hayırlılarından olmak var. Ne dersiniz? Hangisini yapalım?

Rabbim şuurlu yaşayan, hidayete eren ve hidayete ermeye vesile olanlardan etsin.

 

Üstad Necip Fazıl’ın ifadesiyle biz görevimizi yapalım da utanan biz olmayalım:

 

Tohum saç, bitmezse toprak utansın!
Hedefe varmayan mızrak utansın!

Hey gidi küheylan, koşmana bak sen!
Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!

Eski çınar şimdi noel ağacı;
Dallarda iğreti yaprak utansın!

Ustada kalırsa bu öksüz yapı,
Onu sürdürmeyen çırak utansın!

Ölümden ilerde varış dediğin,
Geride ne varsa bırak utansın!

Ey binbir tanede solmayan tek renk;
Bayraklaşamıyorsan bayrak utansın!

X                             X                             X

 

Evet  biz vazifemizi yapalım, yapmayan utansın. Biz uyaralım, uyanmayan utansın.

Biz öğüt verelim almayan utansın.


Bu yazıyı 402 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.