YALAN SÖYLEME HASTALIĞI

Mevlana diyor ki, “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol!”

Başka başka görünmek, göründüğünden başka olmak münafık alâmetidir.

Söylediği sözün ardında durmamak yapmadığını ve yapmayacağını söylemek, yalancılıktır.

Samimiyet, doğru sözlülük ve güvenirlik, mü’minin başta gelen vasıflarındandır. Mü’minin özü-sözü bir olur. Yalan söylemez.

Söz başka iş başka, inanan insanın vasfı olamaz.

Ne yazık ki, günümüzde yalan rüzgarı estiriliyor. Yalan, geçer akçe. Dünya yalan üzerine kurulmuş. Ben yalan söylemem diyen bile söze “atıyorum” diyerek başlıyor. Yalan söylemek adeta moda. Yalan, günümüzde o kadar yaygın ki, en doğru insan, “doğrusunu söylemek gerekirse” diye söze başlıyor.

Atalarımız:

“Az söyle, güzel söyle, inanılacak söz söyle” demişlerdir. Çünkü çok lafa yalan karışır.

Şairde:

“Sözler sözü ilim kuvveti ile,

Benzer gazeli cebeldeki kokusuz güle” diyerek sözü doğru olmayanın sözünün hiç kıymetinin olmadığını ifade etmişlerdir.

Bugün en çok yalanı, kendisine en çok güvenilmesi gerekenler söylüyor. Namusu üzerine yemin edenler söylüyor. Sözünü noterden tasdik ettirenler söylüyor. Sözüm senet diyenler söylüyor. Hem de milyonluk yalanlar söylüyor. Bugün başka, yarın başka oluyor. Yüzleri bile kızarmıyor.

Toplumun her kesimine etkileyen yalan söyleme modası konumuz olacak. Sözü düzgün olan kimsenin işleri düzgün olur, derler. Allah doğruları söyletsin.

YALAN SÖYLEMEK

Günlük hayatta yalansız zaman geçmiyor. Yalansız iş yapılmıyor. Dil yalana alışmış. Yalan söyleme hastalığı, bulaşıcı hastalık gibi yayılıyor. Yalan söylemeyen hemen hemen yok gibi. Söze “atıyorum” diyerek başlanıyor, atılıyor tutuluyor. Öyle atılıp tutuluyor ki, mangalda kül bırakılmıyor. Yalanlar yeminler ardarda geliyor.

Kendi kendime soruyorum: yalan söylemeyen kaç Allah’ın kulu var diye. Yalan, toplumda ortak günah haline gelmiş. Bir yalan söylendi mi zincirleme yayılıyor, yalan, yalanlar doğuruyor.

Yalan hastalığı ne abdestte hayır bırakıyor ne namazda hayır bırakıyor.

Yalan çok olduğu için aldanmayan da yok, aldatılmayan da yok.

Kendimizi övmekte çok mahiriz. Allah’ın bize emanet olarak, imtihan için verdiği mal ile övünüyoruz; atıp tutuyoruz.

Bir Allah dostu mezar ziyaretinde arkadaşına: “Bunlar yalancıydı” diyor. “Niçin?” diye soran arkadaşına: “Bunlar hayatta iken evleriyle, mallarıyla, paraları ile övünür; o benim, bu benim derlerdi. Bak şimdi neleri var?” diyor.

Diller yalana alışmış söze çokça yalan karışıyor. Günlük hayattan bazı örnekler verecek olursak:

-Karşıdakine sen şöylesin, sen böylesin, şöyle bir adamsın diyerek olmadık laflar ediyoruz.

-Sevmediğimiz kimse ile karşılaşınca, “Seni seviyorum, sana güvenirim” diyoruz.

-Ardından gıybetini yaptığımız kişiye “Sen ne iyi bir insansın” “Senin gibisi yok” diyoruz.

-Karşılaştığımız birine veya bizi arayan birine: “Bende şimdi seni arayacaktım” şimdi aklımdan geçtin” diyoruz.

-Hiç ilgilenmediğimiz birine “aklımdasın” Hep seni düşünüyorum” diyoruz.

-Birilerinden ayrılırken “Ben seni ararım”, “Ben sana geleceğim” diyerek söz veriyoruz, sözümüzü tutmuyoruz.

-Konuşurken: Bu gece hiç uyumadım” diyoruz.

-Birilerine hastayım, anam hasta, babam hasta, çocuğum hasta diyoruz. Hasta değilken veya yakın birisini hasta gösterip rapor alıyoruz, izin alıyoruz.

-Bizden bir şey isteyene “Yok valla olsa veririm” diyoruz. Alacağını isteyene varken ödemiyoruz, varken “yok” diyoruz.”

-Evdeyken “evde değilim” diyoruz.

-Arayan birine “Babam, anam evde yok” dedirtiyoruz.

– Ben yalan söylemem” diyor ardanda yalanlarını sıralıyoruz.

-Kandırmak için, güven vermek için “Müslümanız elhamdülillah” diyoruz.

-Esnafımız, bir malı alırken yeniyor, satarken övüyor. “Valla şu fiyata aldım” diyor. Yani ardı arkası gelmeyen yalanlarla yaşayıp gidiyoruz.

a)Yalan nedir?

Yalan, doğrunun ve gerçeğin zıddıdır.

Yalan, gerçek dışı sözdür. Daha çok aldatmak kandırmak için söylenir.

Yalan, günahların büyüğü ve çirkinidir.

Cenab-ı Allah Kur’an’da şöyle emrediyor:

-“Allah’tan korkun doğru söz söyleyin” (Ahzab:70)

-“Yalan sözden sakının” (Hac:30)

-“Yalan söylemeleri sebebiyle onlar için elem verici bir azab vardır” (Bakara:10)

Yalan ve yalan söylemek Kur’an’da bu ayetlerle kınanmıştır. Elem verici bir azaba sebep olacağı bildirilmiştir. Tebuk seferi sırasında peygamber (as) Hutbe okumuş ve şöyle demiştir:

-“Günahların en büyüğü yalan söylemektir”

Abdullah bin Amir şöyle bir hatırasını anlatmıştır:

-“Ben çocukken Allah Resulü evimize gelmişti. Ben oyun oynuyordum. Annem bana: “Abdullah gel” sana bir şey vereceğim” dedi.

Allah Resulü:

-Ne vereceksin? Diye sordu. Annem:

-Hurma vereceğim” dedi. Allah Resulü:

-Eğer bir şey vermek için çağırmasaydın sana yalan günahı yazılırdı” buyurdu.

Ticarette yalanı, yemini Allah Resulü men etmiştir:

-“Alış verişte yemin malın kazancını giderir.” (Riyazüs Salihın:1752)

-“Birşeyi satarken yeminden kaçının o, herşeyi mahveder.” (Age:1753) buyurur. Buna da yemin yalana girer.

Kur’an’da şöyle buyrulur:

-“Rabbinin yanında sözü özü doğru olanlar, şehitlik mertebesine erenlerdir” (Hadid:19)

-“Anlaşma yaptığınızda Allah’ı şahit tutarak yemin ettiğinizde yemininizi bozmayın” (Nahl:91) bozunca yalan günahına kefaret gerekir.

Doğruluk esastır. Doğruluktan ayrılmak yalana girer. Yapılan hile yalandır. Yapılan hileler, söylenen sözler insanlar arasında güven duyusunu yok eder. Samimiyeti, dostluğu zedeler. Bunun için peygamber (as):

-“Aldatan bizden değildir” buyurmuştur. (Buhari, iman:164)

Dinimiz doğruluğu emreder: Ziya Paşa:

İnsana sadakat yaraşır.

Görsede ikrah.

Yardımcısıdır, doğruların,

Hazreti Allah” der.

Günümüz insanı sahte bir dünya yaşıyor. Birçok şey sahte, aşk bile, nikah bile, evlilik bile sahte.

İman sahte, Müslümanlık bile sahte. İnandım, Müslümanım deniyor. Müslümanlık bilinmiyor, yaşanmıyor. İnsanlar öyle bir sistem kurulmuş ki, insanlar yalan makinası olarak yetiştiriliyor.

Doğruluk, insanın en önemli vasfı olmalı. Allah Resulü ne diyor.

-“Allah’a inandım” de sonra da dos doğru ol!” buyurarak (Müslim iman:62) imandan sonra doğru olmayı emrediyor.

Bir hadislerin de de:

-“Allah sizden birinin işini en iyi bir şekilde yapmasını sever” buyuruyor.

Doğru olmamız lazım, yalanı, hileyi sözünde durmamayı terk etmemiz lazım. Çünkü her birimiz kelime-i şehadetten sonra doğru olacağımıza Allah’a ve Muhammedul-emine söz verdik.

b) Yalan kötülüğe yol açar:

Yalan kötülüğe sebep olur. Yalan, yuva yıkar. Yalan, fitneye sebep olur. Yalan, insanın itibarını düşürür. Yalan, güzel amellerin ve ibadetlerin sevabını giderir. Yalan münafıklık alametidir.

Peygamber (as) insanın zarar görmemesi için şu tavsiyelerde bulunmuştur:

“Doğruluktan ayrılmayınız. Muhakkak ki doğruluk iyiliğe, iyilik de cennete götürür. Kişi devamlı doğru söyler ve doğru olanı ararsa Allah katında “Sıddık” (özü sözü bir olan kişi) olarak yazılır. Yalandan sakının! Çünkü yalan kötülüğe, kötülük de cehenneme götürür. Kişi yalan söyleyip, yalanı araştıra araştıra   Allah katında yalancı olarak yazılır.” (Müslim, Birr, 105)

Biri Peygamber (as)a  şöyle diyor:

-Ya Resulüllah! Yalandan, içkiden, zinadan kendimi alamıyorum. Ne yapayım?

Allah Resulü:

-Yalanı benim için terket” diyor. O da:

-Peki diyor söz veriyor.

O kişi, bir kötülük yapacağı zaman ya Peygamber bana içki içiyor musun. Zina ediyor musun diye sorarsa, ona yalan söyleyemem diyerek kötülük yapmaktan kurtuluyor.

Yalan, kötülüklerin başı ve anasıdır. Kötülükleri gizleyen bir örtüdür.

Dinimiz yalan şahitliğini yasaklamıştır. Cenab-ı Allah şöyle buyurur:

-Ey iman edenler! Kendiniz, babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun.” (Nahl:135)

Peygamberimiz (sav) de:

-“Doğruluktan ayrılmayın. Çünkü doğruluk insanı iyiliğe, iyilik de cennete götürür. Yalandan kaçının, yalan insanı kötülüğe, kötülük de cehenneme götürür” buyurmuştur. (İbn-i Mace, mukaddime:7)

Şahitlik doğru yapılacaktır. Doğru yapılmazsa, hem günah işlenmiş olur, hem de birileri haksızlığa uğramış olur. Adalet yerini bulmaz.

Kur’an’da “Yalan sözden ve yalan şahitliğinden sakının” (Hac:30)

-“Bile bile hakkı batıl ile karıştırmayın, hakkı gizlemeyin.” (Bakara:42)

Müslümanın vasıflarından bahsedilirken;

-“Onlar yalan söylemezler. Yalan yere şahitlik etmezler. Boş sözlere karşı, vakar ile oradan gelip geçerler.” (Furkan:72) buyrulur.

En büyük günahlardan sayılan iftirayı da dinimiz kesin olarak yasaklamıştır.

İftira, bir suçu işlemediği halde birine isnat etmektir. Yalanın ta kendisidir.

Kur’an’da:

-“Kim bir hata yapar veya kasıtlı bir günah işlerde onu bir suçsuzun üzerine atarsa, büyük bir hata yapmış, büyük bir günah işlemiş olur.” (Nisa:112)

İftira, kul hakkına girer yalanların büyüğüdür. Ahirette cezası çok ağır bir suçtur.

Allah (cc.) Kur’an’da:

-“Yalanı ancak Allah’ın ayetlerine inanmayanlar uydurur. İşte onlar yalancıların ta kendisidir” (Nahl:105) buyurur.

Birilerini karalamak kimsenin hakkı değildir, kul hakkı doğar.

Bu konuda peygamber (sav) şöyle buyurur:

-“Bir kişinin kalbinde aynı anda imanla küfür, doğrulukla yalancılık, hıyanetle emanet bir arada bulunmaz.” (İbn-i Hanbel:349)

-“Her işittiğini söylemek, kişiye yalan olarak yeter.” (Riyazü’s-Salihın:1577)

-“Benim hakkımda yalan söylemeyin. Zira benim üzerime yalan uyduran cehenneme girer.” (Tirmizi, ilim:8)

-“Ümmetimin sonunda yalancı deccallar olacak. Onlar, sizin ve öncekilerin duymadığı şeyleri söyleyecekler. Onlardan sakının” (Müslim, mukaddime:6)

Eğer yalan ve iftira peygamber (as) üzerinden ise, onun affı yoktur. Çünkü peygamber (as) hayatta olmadığından helallaşma olmaz.

İftira veya yalan herhangi bir kimseye ait ise, önce durum ona anlatılır. Yayıldıysa, duyanlara gerçek söylenir, zarar önlendikten sonra helalaşılır ve tövbe edilir.

Eğer o kişi öldüyse, tövbe edilir. Onun ruhuna hayır yapılır. Ahirette helalleşme kolay olsun diye ruhuna bağışlanır.

c) Yalanın caiz olduğu yerde vardır:

Peygamber (as): “İnsanların arasını düzeltmek için hayırlı söz söyleyen, yalan söylemiş olmaz” buyurmuştur. (Riyazü’s-salihin:1576)

-“Yalanın hepsi kaydolur. Müslümanın başından bir musibeti defeden veya iyilik getiren yalan müstesna” (Ramuzu’l-ehadis:229/1)

İnancımızda yalana asla müsaade yok. Ama iyilik için söylenen zararsız yalan müstesna:

-Harpte

-Halk arasını ıslah konusunda,

-Aile düzeni için.

-Zulmü, fitneyi önlemek için zararsız yalanlar caizdir denmiştir.

d) Yalan Müslümana yakışmaz:

Müslüman, yalandan, yalana götürecek her şeyden sakınması için uyarılmıştır. Şaka bile buna dahildir.

Peygamber (as): “Yazıklar olsun o kimseye ki, insanları güldürmek için konuşur ve yalan söyler. Yazık, yazık o na!” demiştir.

-“Yalandan sakının ister ciddi olsun, ister şaka olsun, yalan Müslümana yakışmaz.” (ibn-i Mace, sünnet:7) diyerek Müslümanları uyarmıştır.

Necaşi, Ebu süfyana soruyor:

-Muhammed hiç yalan söyledi mi?

-Hayır” cevabını veriyor.

Allah Resulünü gören “Bu yüz, yalan söylemez” demiştir. O, doğruluğu ile dürüstlüğü ile Muhammed Ül-emin (güvenilir Muhammed) adını almıştır. O’nun ümmetine de doğruluk yakışır.

Yalan, ibadetleri ve sevaplı amelleri boşa çıkarır. Allah Resulü: “Bir kimse yalanı ve yalanla iş yapmayı bırakmazsa, Allah’ın onun yeme içmesini bırakmasına ihtiyacı yoktur.” ((Ramuz’ul-ehadis:442/7)

Bir hadiste de: “İman sahibi hataya düşebilir. Fakat hainlik yapamaz ve yalan söyleyemez” buyrulmuştur.

Bir insan, Müslümanım derde Müslüman olmanın gereğini yapmazsa, yalancılardan sayılır. Peygamberimiz şu uyarı da bulunuyor:

-“Lâilâhe illallah” demek azaptan korur. Dünyayı dinlerine tercih etmedikçe. Şayet dünyayı dinlerine tercih ederlerse, lâilâhe illallah sözü red olunur ve Allah onlara yalan söylediniz” buyurur” (Ramuzûl-ehadis):462/2)

İslam alemlerinden Hatim-i Esam şöyle der: Dört şeyi dört şeysiz iddia edenin iddiası yalandır:

-Allah’ı seviyorum deyip, yasaklarından sakınmayan,

-Peygamberi seviyorum deyip yoksulu sevmeyen,

-Cenneti isteyip sadaka vermeyen.

-Cehennemden korkup günahlardan sakınmayanın iddiası yalandır.”

e) Kimler yalan söyler:

-Allah’ı, Kur’an-ı, peygamberi yok sayan yalan söylemiş olur.

-Müslümanım deyip imanın şartlarından şüphesi olan, islamın şartlarını yerine getirmeyen yalan söylemiş olur.

-Günah işleyip inkar eden yalan söylemiştir.

-Dilenciler, dilenmeyi meslek edinen yalancıdır,

-Hırsızlık yapan, yalan iş yapmış olur.

-Hasta olmadığı halde rapor alan.

-Bahane uydurup vazifesini aksatan,

-Vatanı milleti için yemin edip ihanet eden siyasiler, yalan iş yapmış olur!

-Hile kâr satıcı,

-Ana babasına, eşine, çocuklarına yalan söyleyen kişi,

-Yalan söylenmesine sebep olurlar.

-Verdiği sözde durmayanlar.

-Olduğu halde, “Yok” deyip borcunu ödemeyen yalan söylemiş olur. Bir de insanlara

-Söylediğini kendisi yapmayan yalan söylemiş olur” Böyle bir sözün etkisi de olmaz.

Kur’an’da Cenab-ı Allah uyarıyor:

-“Ahdinizi yerine getirin. Çünkü ahidlerinizden sorumlusunuz.” (İsra:34)

-“Söz verdiğiniz de onu yerine getirin” (Nahl:91)

-“EY iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylersiniz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah yanında büyük günahtır” (Saff:2-3)

Peygamber (as) da:

-“Münafığın alameti üçtür:

1-Söylediğinde yalan söyler.

2-Vaad ederse, sözünü yerine getirmez.

3-Ona bir şey emanet edilirse, hainlik eder.”

(Riyazüs-Salihın:692) buyurarak yalan söylemenin, vadini yerine getirmemenin ve emanete riayet etmemenin münafıklık olduğunu bildirmiştir.

Müslüman yalan söylemez. Yalan söylerse Müslüman sayılmaz. Allah Kur’an’da: “Dos doğru ol!” diye emrediyor.

f) Yalanı melekler tespit eder:

Söylenen her yalanı melekler  yazar, sonra da yalan söyleyenin ağız kokusundan dolayı ondan uzaklaşır.

İnsanı izlemekle görevli olan melekler vardır. Bunlara kiramen katibin yanı yazıcı melekler denir. İnsanın sağındaki melekler iyilikleri yazar, sol taraftaki meleklerde kötülükleri yazar. Bu yazılar amel defterine yazılır. Amel defteri de kıyamet gününde ya sağdan ya da soldan verilecektir.

Kur’an’da şöyle haber verilir:

-“İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında onu tespit edip, yazan melekler bulunmasın!” (Kaf:18)

Peygamber (as) da

-“Ademoğlunun her konuştuğu yalan, kendi aleyhine yazılır” buyurmuştur.

Bir hadiste de:

-“Yalan kötülüğe götürür kötülük de cehenneme götürür. İnsan, yalan söyleye söyleye Allah yanında yalancılar defterine yazılır” (Riyaz’üs-Salihın:1571)

g) Yalanın cezası ağırdır:

Lokman (as) oğluna:

-Oğlum, yalandan sakın. Zira yalan, serçe eti kadar tatlıdır. Ondan çok az insan kurtulabilir” demiştir.

Yalancı, iki yüzlü insandır. Münafıklardan sayılır.

Yalan kul hakkına girer. Kul hakkını Allah af etmez.

Yalan söyleyeni insanlar sevmediği gibi meleklerde sevmez. Ağız kokusundan dolayı ondan uzaklaşır. (Ramuzu’l-ehadis:104/11)

Peygamber (as) der ki: “Kim görmediği rüyayı gördüm derse ahirette ona iki arpa danesi verilir, birbirine düğümlemesi istenir. Yapamayacağı bu işle azap olunur.” (Riyazus-Salihın:1573)

Yalanın kalbi kararttığını Allah Resulü şöyle haber veriyor:

-“Kul yalana devam ederse ve yalan niyeti taşırsa, önce kalbinde siyah bir nokta oluşur. Sonra nokta büyür, bütün kalbi karartır. Sonunda Allah yanında yalancılar defterine kaydedilir.” (Muvatta, Kelam:18)

Yapılacak şey, yalandan sakınmak, doğruluktan ayrılmamaktır ve doğrularla beraber olmaktır.


Bu yazıyı 14 kişi okudu.

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.