Yararlı İş Yapmama Hastalığımız ve Çareleri

– A

Hep faydalanalım istiyoruz. Hizmet eden değil hizmet edilen olalım, rahat edelim is-tiyoruz. Zorda, darda kalanları görmek iste-miyoruz. Bizden biri bir şey isteyiverir diye oralı olmuyoruz. Bencillik hastalığımız var.

*                      *                      *

*                      *

*

İnsanlara faydalı olmak, faydalı işler yapmak inancımız ve İslam ahlakının gereğidir. Çünkü peygamber (as): “En hayırlınız en çok faydalı olanı-nızdır” buyurmuştur. İnsan faydalı olduğu ölçüde insan ve faydalı olduğu ölçüde müslümandır. Her günün sonunda müslüman kendine sormalıdır. “Bugün ben ne işe yaradım?” “Kime ne yaptım?” “Hayır kapısını mı çaldım, şer kapısını mı?” “Günah mı işledim, sevap mı?” demelidir.

Başkalarına iyilik yapmanın ve faydalı olmanın ne ölçüsü vardır ne de sınırı vardır. İnsanların gönül hoşnutluğunu kazanmak, Allah’ ın rızasını kazan-mak demektir.

Peygamber (as) şöyle demiştir:

–         “Bir müslüman kardeşine gülümsemen sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sakındırman sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yol göster-men sadakadır. Yoldaki taşı, dikeni ve başka şeyleri kaldırıp atman sadakadır.” (Tirmizi Birr: 36)

Kur’an’ da: “Hayır işleyin ki, kurtulasınız.” (Hac: 77)

–         “İyilikte yardımlaşın.” (Miada: 2)

–         “Kim zerre kadar hayır işlerse, onun mükafa-tını görecektir.” (Zilzal: 7)

–         “İyilik yapmakta yarışın.” (Miada: 48) buyrula-rak hayır yapmamız, iyilikte yardımlaşmamız ve bu konuda yarış yapmamız emredilmiştir.

Bir ayette de: “İyilikte ve fenalıktan sakınmakta yardımlaşın” buyrulmuştur. Buna göre kötü durumda olan ihtiyaç sahipleri, günaha dadanmış kimseler unutulmayacaktır. İnsanın kendinin iyi olması yetmez. Başkalarının iyiliği için de çalışacaktır. Peygamberimiz Müslümanları bir vücudun organla-rına benzetmiştir. Bir tarağın dişlerine benzetmiştir.

Yüce dinimizin bu güzel emirleri hep teoride kalmamalıdır. Toplum hayatında pratiğe dönüşmeli-dir. İhtiyaç sahiplerinin ihtiyacı karşılanmalı, sıkıntı-lar ve üzüntüler paylaşılmalıdır. Unutulmamalıdır ki, biz yardım edersek, Allah da bize yardım edecektir.

Peygamber efendimiz bizi şöyle uyarıyor:

–         “İyi şeyler yapmakta acele ediniz. Yakın zamanda karanlık geceler gibi bir takım fitneler çıkacak ki, insan müslüman olarak sabaha çıkar ve kafir olarak geceler. Mü’min olarak geceler ve kafir olarak sabaha çıkar ve dünya malı karşılığında dinini satar.” (R. Salihın: 87)

Yapılacak sevaplı işlerden biri hastaların has-talıklarını tedavi ettirmelerinde yapılacak yardımdır. Bir hastayı ziyaret etmek yeterli değildir. Hastaya moral vereceği yerde moralini bozmak, sade bir “geçmiş olsun” demek ziyaretten sayılmaz. Ona yardımcı olmak gerekir.

Peygamber (as) ümmetine düşkündü. Müslü-manlardan birini üç gün görmesin, onu sorar; yola çıktıysa onun için dua ederdi. Hasta olduysa onu ziyaret eder, yapılacak yardımı yapardı.

 

– B

Kolayı seçeceğimiz ve kolaylık sağlayaca-ğımız yerde zorlaştırma alışkanlığımız var. Zor-laştırmaktan zora koşmaktan zevk alıyoruz.

*                      *                      *

*                      *

*

İnancımızda birisine bir görev verirken yapabile-ceği bir görevi vermek ve ona yardımcı olmak emredilmiştir. Cenab-ı Allah kullarına yapamayacağı hiçbir şeyi emretmemiştir. Dinde çocuklar, kadınlar, ihtiyarlar, hasta ve özür sahipleri düşünülmüştür. Yapabileceği şeylerden sorumlu tutulmuşlardır.

Bu konuda peygamberimizin çok anlamlı ifadeleri vardır:

–         “Bir insanın aklına ve seviyesine göre konuşun” demiş, ciddi bir uyarıda bulunmuştur.

Peygamber (as) bir yere görevli gönderdiği zaman “sözü az et, konuşmayı kısa kes” derdi. (Ramuz e’l-Ehadis: 528/6)

–         “Kolaylık gösterin güçlük göstermeyin müjdeleyin ürkütmeyin. Öfkelendiğiniz zaman da susun” derdi. (Age: 510/6)

–         “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyi-niz, nefret ettirmeyiniz” derdi. (Buhari, İlim: 12)

Hz. Aişe (ra) şöyle der: “Allah Rasulü iki durumdan birini seçmekle karşı karşıya kalınca, kötü değilse mutlaka kolay olanı seçerdi.” (Buhari Edep: 80)

Bir gün Allah Rasulü ashabına şöyle demiştir:

–         “Cehennem kendisine, kendisi de cehenne-me haram olanı size bildireyim mi?” Oradakiler:

–         “Evet, ya Rasulullah!” demiş, peygamber (as) da:

–         “Cehennem her yumuşak huylu, uysal, sakin ve kolaylık gösterenlere haramdır.” buyurmuştur. (Seçme Hadisler: 63/84)

Zorluk çıkarmak, bazı yanlışlıklara ve kötülüklere sebep olur. Hatta zulme kadar varabilir.

Kolaylık, yumuşaklık daha çok ısındırıcı olur. İnsan kolaylık yolu ile hem insan kazanır, hem de sevap kazanır.

Kolaylık göstermek merhametli ve iyi huylu insanların vasfıdır.

 

 

– C

Varlık içinde yokluk çekiliyor. İmkan olduğu halde çığlıklar, imdat sesleri, ağlayanlar, sızla-yanlar etkilemiyor. Duymuyor gibiyiz, sağırdan farkımız yok. Görmüyor gibiyiz. Körden farkımız yok. Acımıyoruz, merhamet duygumuz ölmüş. Ne halin varsa gör tavrı içindeyiz.

*                      *                      *

*                      *

*

Gerçekten bu nasıl insanlık? Bu nasıl zenginlik? Paranın gittiği yer çok önemli derler. Haramdan hayır olmuyor. Meşru yoldan gelmeyen, meşru yerlere gitmiyor. “Haram helal ver Allah’ ım, kulun durmaz yer Allah’ ım!” duası, sırf para kazanma hırsı, insanları acımasız yapıyor, veren Allah’ ı bile unutturuyor. Allah’ ın hakkı verilmiyor ki, kulun hakkı verilsin.

Adam servetine servet katmak gayesiyle ülkeler geziyor, gece gündüz etrafını görmüyor. Hatta evini çocuklarını bile ihmal ediyor. Bu nasıl zenginlik Allah aşkına!

Bazı zenginlikler insanların helakına sebep oluyor. İçki, kumar, kadın, eğlence derken yuvası yı-kılıyor. Kendisi çirkefe batıyor. Varlık ona yaramıyor, zelil ve rezil olabiliyor.

Allah’ tan aldığımızı iade etmek mümkün değil. Şükrünü bile yapamıyoruz. Ama toplumdan aldığımızın iadesi az da olsa mümkün fakat bir insan toplumdan aldığını az da olsa topluma vermiyorsa o kötü. O insan topluma yüktür.

Müslüman, Allah’ ın kullarını Allah için sevmelidir. Yunus: “Yaratılanı hoş gör yaratandan ötürü” diyor. Seven fedakar olur. Unutmayalım ki, Allah verene verir.

Bir gün Rasulullah şöyle dua ediyor:

–         “Allah’ ım, beni fakir olarak yaşat, fakir olarak öldür. Kıyamet gününde de fakirlerle haşret.”

Bunu duyan Hz. Aişe (ra):

–         “Ya Rasulullah! Niçin böyle diyorsun?” dedi. Peygamber (as) ona:

–         “Fakirler zenginlerden kırk yıl önce cennete girecekler. Onun için” dedi ve devam etti: “Ey Aişe! Bir fakir kapıya gelirse onu mahrum etme. Yarım hurma dahi olsa ona ver. Ey Aişe! Fakirleri sev. Onlara yakın ol ki Allah da kıyamet gününde seni kendisine yakın etsin” buyurdu. (Tirmizi Zuhd: 37)

Bir zengin varmış, parayı çok sever ve iktisat edermiş. Millet de ona “cimri” dermiş. Ama o kişinin bir mescid yaptırdığını görmüşler. “Sen parayı çok severdin nasıl oldu bu?” demişler. Cevap olarak:

–         “Evet ben parayı çok severim. Bunun için de paramın dünyada kalmasına gönlüm razı olmadı. Onu kendimden önce ahirete gönderdim” demiş. İnsanın dünyada bırakacağı mal onun değildir. Ahirete götürdüğü, istifade ettiği mal onundur.

Ahirette yakamıza yapışacak insanların sayısını azaltmakda çoğaltmakda kendi elimizdedir.

 

– D

Bir yandan israfı seviyoruz. Diğer yandan “verme” söz konusu olunca da cimriliği sevi-yoruz. Hepsi bizim olsun hepsi bizde kalsın hastalığımız var. İnsan hırsına düşkün yaratıl-mış, egoist, kendi egosunu tatmin için verir veya vermez.

*                      *                      *

*                      *

*

Harcanması gereken bir mal harcanmaktan kaçınılırsa, verilmesi gereken verilmezse, buna cimrilik denir.

Cimrilik tamahı arttırır, insanın hırsını kamçılar. O kişi çok kazanmaktan başka bir şey düşünmez. Vermeye geldi mi kimseye hiçbir şey vermek istemez. Fakirleşeceğini zanneder. Şeytan onu fakirlikle korkutur.

Halbuki dinimiz sadaka vermeyi zekat vermeyi emreder ve bunu bir ibadet sayar.

Peygamber (as) dualarında cimrilikten ve korkaklıktan hep Allah’ a sığınmıştır.

Kur’an’ da Allah cimriler için şöyle buyurur:

–         “Allah kendilerine lütfundan verdiği nimetlerde cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır! O kendileri için bir şerdir. Cimrilik ettikleri şey kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’ ındır.” (AL-i İmran: 180)

–         “Şeytan sizi fakirlikle korkutur. Size cimriliği telkin eder.” (Bakara: 268) buyrularak cimrilik kınanmıştır.

Cimrinin malı telef olur. Veya yemeyenin malını başkaları yer. Cimri, kazanan insan değil, kaybeden insandır. Çünkü para elden çıkmadıktan sonra insana faydası olmaz.

Cimrilik gibi savurganlık da kötüdür. O da insana hayır getirmez. Bir malı hapsetmek de, ölçüsüz harcamak da günahtır. Kur’an’ da: “Eli sıkı olma. Büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın” (İsra: 29) buyrularak bir uyarı yapılmıştır. Nasıl davranılacağı konusunda da: “O kullar ne israf ederler. Ne de cimrilik ederler. İkisi arasında orta bir yol tutarlar” (Furkan: 67) buyrularak doğrusu bildi-rilmiştir.

Cimrilerde müsriflerde insanların üzüntülerini, acılarını paylaşamazlar. Başkalarına yardım etme zevkine varamazlar. Mutlu olmadıkları gibi sevil-mezlerde.

İnsan vererek, paylaşarak çok şey elde eder. Para ile pulla değişilmeyecek şeyler kazanır. Bir taraftan Allah’ a şükür borcunu yerine getirirken, diğer yandan ibadet etmiş olur. Kendini cehenneme düşmekten alıkoyan iş yapmış olur.

 

– E

Her zaman “Allah’ ım bize yardım et” diye dua ediyoruz. Biz yardım etmiyoruz. Ver diyene “Allah versin” diyoruz. İş yardım etmeye geldi mi “merhametten maraz doğar” diyoruz. “Acıma acınacak hale gelirsin” yazısını çerçeveletip duvara asıyoruz. Halim kötü diyene “ne halin varsa gör” diyoruz. Ölüyorum diyene “öl”, yanıyorum diyene “yan” diyerek başımızdan savuyoruz. Muhtaç duruma düşünce de “bu hale neden düştüm?” diyerek hatamızı anlamıyoruz.

*                      *                      *

*                      *

*

Alırken iyi, vermeye gelince cimri olunmamalıdır. Nefsin cimriliğinden kurtulmamız gerekir ki, nimet devam etsin. Çünkü kim bir insanın sıkıntısını giderirse, Allah da onun sıkıntısını giderir. Kim başkasına acırsa, Allah da ona acır.

Bir veren, ondan yediyüz kat geri alır. Sadaka malı arttırır, kaza belayı defeder.

Felakete uğrayana sadece “geçmiş olsun” de-mek, üzülüyormuş gibi görünmek pek bir şey sağ-lamaz. Teselli ve moral vermenin yanında üzüntüler, sıkıntılar paylaşılmadıkça hafiflemez. Cennetin mutluluk yeri olmasının nedeni, cennete sıkıntıları paylaşanlar girer de ondan.

Felaket anında iyi ki bana bir şey olmadı, iyi ki benim malım kurtuldu denilerek sevinilmez. Bencil davranılamaz. Böyle olaylar bir imtihandır. Başkaları acı çekerken seyirci olunamaz. Böyle zamanlarda insanların gönül hoşnutluğunu kazanırken, Allah’ ın rızası daha kolay kazanılır.

Olgun müslüman başkalarını da düşünür, zen-ginlik hırsından ve cimrilik hastalığından uzaktır. Daima Ensar gibi hareket eder, paylaşır, yardımcı olur.

Bugün diken ağacının meyve vermediği gibi kimseye faydası olmayanlar oluyor. Böyle kimseler malına mal katmakla meşgul oluyor. Çılgınca eğleniyor, tabak kırıyor, ceket yakıyor, köpek sevi-yor, köpek besliyor ve bir başka evlilik düşünüyor. Çoğu zaman haydan gelen huya gidiyor.

Verilecek olan şey niçin verilir? Allah için verilir. Allah verdiği için verilir. Bunda gösteriş olmaz. Görsünler, duysunlar olmaz. Sağ elin verdiğini sol el görmeyecek. Kaş yapalım derken göz çıkarılmaya-cak. Ağlatarak, sızlatarak onur kırılmayacak. Tabi ki Allah için, Allah rızası içinse…

Peygamber (as) şöyle müjdeliyor:

–         “Sadaka sahibinin elinden çıkınca ihtiyaç sahibinin eline varmadan beş şey söyler: azdım be-ni çoğalttın. Küçüktüm beni büyüttün. Senin düşma-nındım, beni kendine dost ettin. Fani idim beni ebedileştirdin. Daha önce sen beni koruyordun, şimdi ben senin koruyucun oldum” der.

Aslında vermek malın sadakasıdır. Vermekle mal temizlenir, vermekle artar. Şöyle düşünelim: iki küçük göl var; biri su alıyor fakat su vermiyor. Diğeri su alıyor ve su veriyor, dereleri akarsuları besliyor. Şimdi hangi göl daha berrak ve daha temizdir?

Bu konuda Kur’an’ da birkaç ayete bakalım ne diyor:

–         “Herkesin yöneldiği bir kıblesi vardır. Ey mü’minler! Siz hayır işlerinde yarışın.” (Bakara: 148)

–         “İnsanların öyleleri vardır ki, Allah’ ın rızasını kazanmak için kendini feda eder. Allah da onlara şefkatlidir.” (Bakara: 207)

–         “Yapacağınız hayırlar, kendilerini Allah yolu-na adamış bu sebeple yeryüzünde kazanç için dola-şamayan fakirler için olsun. Bilmeyen kimseler iffetlerinden dolayı onları zengin zanneder. Sen onları simalarından tanırsın. Çünkü onlar yüzsüzlük ederek istemezler. Yaptığınız her hayrı muhakkak Allah bilir.” (Bakara: 273)

–         “Sevdiğiniz şeylerden Allah için harcamadık-ça iyiliğe kavuşamazsınız. Her ne harcarsanız Allah onu hakkı ile bilir.” (AL-i İmran: 92)

–         “De ki: Rabbim kullarından dilediğine bol rızık verir. Dilediğinden de kısar. Siz hayıra ne harcarsa-nız Allah size onun yerine başkasını verir. O rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Sebe: 39) buyrulmuştur.

Bu ayetlere göre hayır işlerinde yarışılacaktır. Bu konuda bütün imkanlar kullanılacaktır. Allah verene vereceğini vaad ediyor. Verilen şeyler işe yarar şeyler olacaktır. Yapılan yardımlar yerini bulacaktır. Bilinmeyen, isteyemeyen ihtiyaç sahipleri aranıp bulunacaktır.

Bu konu da peygamber efendimizin de emir ve uyarıları vardır:

–         “Yarım hurma ile de olsa ateşten korunmaya çalışın.” (R. Salihın: 139)

–         “Fakirleri arayıp bulun, görüp gözetin. Zira siz ancak fakirler sayesinde yardım görür ve rızıklan-dırılırsınız.” (Age: 270)

–         “Hayır işlemekte acele ediniz.” (Age: 126)

–         “Kim müslüman kardeşine yardım eder, ihtiyacını karşılarsa, Allah’ ta ona yardım eder.” (Age: 231)

–         “Veren el, alan elden hayırlıdır.” (Age: 294)

–         “İnfak et, sayma; sonra sanada sayılı verilir. Malını kasana kapatma. Sonra seninde rızkın ka-panır.” (Age: 561)

–         “Zulümden kaçının! Çünkü zulüm kıyamette karanlıklara sebeptir. Cimrilikten kaçının! Çünkü cimrilik sizden evvelkileri helak etmiştir. Onları kan dökmeye, haramı helal saymaya sevk etmiştir.” (Age: 565)

–         “Hiçbir gün yoktur ki, iki melek inipte biri: “Al-lah’ ım! Verene ver.” diğeri: “Allah’ ım! Cimrilik ede-nin malını telef et.” diye dua etmesin.” (Age: 293)

–         “Amellerin üstünü, mü’min kardeşinin içine sevinç sokmak, onun borcunu ödemede yardım etmek veya ona yemek yedirmektir.” (Ramuz e’l- Ehadis: 76/6)

–         “Dul ve yetimlere yardım eden, Allah yolunda cihad eden, gündüzleri oruç tutan, geceleri ibadetle geçiren kimsedir.” (Seçme Hadisler: 236/63)

Bu hadislerden anlaşıldığına göre; herkes imka-nına göre yardım yapacaktır. Fakirler aranıp buluna-caktır. Mal hapsedilmeyecektir. Vermemenin kötülü-ğe sebep olduğu, vermeyen için meleklerin beddua ettiği ve veren insanın gece gündüz ibadet halinde olduğu bildirilmiştir.

Bundan daha iyisi olur mu?

 

– F

Bazıları için çalışmanın kutsallığı sözde. Alınteri el emeği unutulmuş, isteniliyor, dilenili-yor. “Allah rızası için” denilerek acındırılıyor, yalan söyleniyor. Sakat numarası yapılıyor. Kapı kapı dolaşılıyor. Hak sahiplerinin hakkını da dolaşan alıp geçiyor. Gizli fakirler yine fakir kalıyor. Dilenen mal mülk sahibi oluyor.

Bu şerli insanlar toplumun sırtında bir kene gibi emip duruyor. Dilenmeyi kendilerine alış-kanlık haline getirmişler. Çalışmazlar, iş göster-sen yapmazlar. Hayırların yerini bulmamasına da sebep olurlar.

*                      *                      *

*                      *

*

İnancımızda kültürümüzde çalışmak alınteri dök-mek kazandığını hak etmek kutsaldır. Başkalarının sırtından geçinmek helal olmaz.

Süfyan-ı Servi şöyle der:

–         “Yiyip, içtiğini nereden temin ettiğine bak, ondan sonra ye! Daha sonrada istediğin safta namazını kıl.” neden böyle diyor? Çünkü midesinde, üzerinde haramdan, haktan bir şeyler bulunanın namazıda, duası da kabul olmazda ondan.

Kur’an’ da: “Temiz ve helal şeylerden yiyin, güzel amel ve hareketlerde bulunun” (Mü’minnun: 51) diye emredilmiştir.

Dilenmek, dilenmeyi meslek haline getirmek, ihtiyacı yokken istemek asla helal değildir.

Peygamber (as) zamanında dilenen birine ip alıvermiş ve ona: “Bir kimsenin sırtında odun taşıması, dolaşıp dilenmesinden hayırlıdır.” demiştir. (R. Salihın: 541)

Biri de gelmiş:

–         “Ya Rasulullah! İhtiyaç sahibiyim dilenebilir miyim?” demiş peygamber (as) ona: “Eğer istemen gerekiyorsa iste!” cevabını vermiştir.

Her gün, sokak sokak kapı kapı istenmez ki.

İhtiyacı olmayan iyi tespit edilmeli ona sadaka ve zekat verilmemelidir. Çünkü yerini bulmayınca kabul olmaz. Alkol alana, sigara içene, parayı yerinde kullanmayana verilmez.

İsteyemeyen fakirler aranıp bulunacaktır. (Baka-ra: 273)

İhtiyaç sahibi olanla olmayan ayırt edilecektir. (Zariyat: 19) Böyle yapılmayınca dilencilerin sayısı arttırılmış oluyor.

Gerçekten araştırılacak, gizli ihtiyaç sahiplerinin ihtiyacı karşılanacak olursa; dilenen, kapı kapı dolaşanların sayısı azalacaktır.

Peygamber (as) fakiri şöyle tarif eder:

–         “Kapı kapı dolaşan fakir değildir. Asıl fakir ihtiyacı olduğu halde istemeyendir.” (Buhari, Zekat: 53)

Dilenmenin kötülüğünü de şu şekilde ifade etmiştir:

–         “Malına mal katmak isteyen ateşten kıvılcım istemiş olur. O kişi kıyamette kızgın taşlar kucakla-yarak gelir. Kim dilencilik kapısını açarsa Allah’ ta ona bir ihtiyaç kapısı açar.” (B. HadisKül: 2/35)

–         “Israrla istemeyin. Vallahi sizden biriniz benden bir şey ister de onun istemesi benim hoşuma gitmediği halde benden bir şeyler koparırsa o şeyin ona bereketi olmaz.” (R. Salihın: 530)

–         “Dilenen, kıyamet gününde yüzünde et olmadığı halde Allah’ ın huzuruna çıkar.” (Age: 532)

–         “İnsan elinin emeğinden başka daha hayırlı bir şey yememiştir.” (Age: 545) buyurmuştur.

Allah Rasulüne göre fakir, her gün herkese el açan, sokak sokak dolaşan değildir. Bu şekilde dilencilik helal değildir. Veren istemeyerek veriyorsa o da helal olmaz. Onun içindir ki, dilenci kıyamet gününde kötü bir halde dirilecektir.

Şu hadise dikkat edelim:

–         ““Allah rızası için” deyip dilenen melundur (lanetlidir). “Allah için” denilince vermeyende melun-dur.” (Büyük Hadis Külliyatı: 36) Lanetin sebebi “Allah için” deyip istismar etmek ve “Allah için” sözünü duyupta önem vermemektir. Dilencinin masum insanlara da böyle bir kötülüğü vardır.

Bir de şöyle bir hadis var:

–         “İsteyen yalan söylemezse, yani gerçekten ihtiyaç sahibiyse onu geri çeviren iflah olmaz” (Age: 36) buyrularak dikkatli olunması emredilmiştir.

Demek ki, kovmadan, alay etmeden, hakaret etmeden araştırmak ve verilecekse onur kırmadan, günaha girmeden verilecektir.

İhtiyaç sahiplerini görüp gözeten için Allah:

–         “Allah yolunda mallarını harcayanların misali: Yedi başak bitiren bir dane gibidir ki; her başakta yüz dane vardır. Allah dilediğine kat kat fazlasını verir. Allah’ ın lütfu geniştir. O her şeyi bilir.” (Bakara: 261)

Eziyet etmeden, onur kırmadan verilmesi gerektiğini de şu ayette belirtiyor:

–         “Mallarını Allah yolunda harcayıpda, arkasın-dan başa kakmayan, fakirlerin gönlünü kırmayan kimseler var ya, onların Allah katında özel mükafatı vardır. Onlar için korku yoktur. Onlar üzüntüde çek-meyeceklerdir.” (Bakara: 262)

–         “Güzel söz ve bağışlama, arkasından incitme gelen sadakadan daha iyidir.” (Bakara: 263)

–         “Ey iman edenler! Allah’ a ve ahiret gününe inanmadığı halde malını gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve incitmek suretiyle yaptığınız hayırlarınızı boşa çıkarmayın…” (Bakara: 264)

–         “Allah’ ın rızasını kazanmak ve içlerindeki cömertliği kuvvetlendirmek için, mallarını hayıra sarfedenlerin durumu bir tepede kurulmuş güzel bir bahçeye benzer ki, üzerine bol yağmur yağmışda iki kat ürün vermiştir. Bol yağmur yağmasa bile o yine bol ürün verir. Allah yaptıklarınızı görmektedir.” (Bakara: 265)

Sevaplı olan yardım incitmeden yapılan yardımdır. Gösterişten uzak ancak Allah rızası için yapılan yardımın Allah yanında bir değeri vardır.

 

– G

Haddi aşma, isyan etme, yapmamız gerekeni yapmama, yapılmaması gerekeni de yapma hastasıyız. Öyle ki ikazlara uyarılara kulak asmıyoruz. Olaylardan ders ve ibret almıyoruz. Uyarıların musibetlerin ardı arkası kesilmiyor. Sadece şekli ve adı değişiyor. Gerçek olan şu ki, bela ve musibetler ne zaman ve nasıl gelecek bu bilinmiyor.

*                      *                      *

*                      *

*

Allah kimseye zulmetmez. İnsanlar kendi kendilerine zulmederler. Allah: “Başınıza gelenler kendi ellerinizle yaptıklarınız yüzündendir.” diyor.

Son zamanlarda din bilinmiyor, öğrenilmesin öğretilmesin isteniyor. Nüfus cüzdanındaki İslam kelimesine bile razı olmayanlar oluyor. Allah’ ı camiye hapsetmek isteyenler var. Peygamber (as) a da Arapların peygamberi diyorlar. Kur’an’ ı da çöl kanunu olarak görüyorlar. Hoca denince sadece ölü yıkayan cenaze namazı kıldıran olarak görülüyor.

Kendi cenaze namazımızı kılamayacak, bir Fatiha okuyup bize bağışlayamayacak evlatlar yetiş-tiriyoruz.

Ahlaksızlık almış başını gidiyor. Ortalık bozuk her türlü kötülük alenen yapılıyor. Utanma, acıma gibi en başta gelen duygular yok olmuş. Kur’an’ da ifade edildiği gibi hayvandan da aşağı kimseler gö-rülüyor.

Kur’an ve peygamberler haddini aşan ve cezayı hak eden toplumların nasıl cezalandırıldıklarını anlatır ve bizim onlardan öğüt alıp aynı duruma düşmememiz istenir.

Kur’an soruyor:

–         “Allah size bir kötülük dilerse, O’ na karşı sizi kim korur?” (Ahzab: 17)

–         “Bizim önceki milletleri helak etmiş olmamız onları yola getirmedi mi?” (Taha: 128)

–         “Helak edilecekler başkası değil, yoldan çıkmış topluluklardan başkası helak edilir mi hiç?” (Ahkaf: 35)

Bu ayetler ders almamız için yeterli sanırım.

Peygamber (as) da hangi sebeple ceza görülüp helak edileceğini şöyle bildirmiştir:

–         “Öyle bir zaman gelecek ki, insanlar malı nerden kazandığına bakmayacak. Helalden mi haramdan mı aldırış etmeyecek.” (Ramuz e’l-Ehadis: 360/7)

–         “Helak edici şu şeylerden kaçının. Allah’ a ortak koşmayın, sihir yapmayın. Haksız yere cana kıymayın. Faiz yemeyin. Yetim malına dokunmayın. Namuslu kadına iftira etmeyin.” (Age: 15/17)

–         “Bir yerde zina, faiz yayılırsa, o yer halkı Allah’ ın azabını hak etmiş olur.” (Age: 53/17)

–         “Fuhuş yayılırsa deprem ve fitne çoğalır. İdareciler zulmederse, yağmur azalır.” (Age: 54/5)

–         “Zinanın çoğalması fakirlik sebebidir.” (Age: 211/18)

–         “Ümmetimden bazıları içkinin adını değiştire-rek (helalmiş gibi) içer. Çalgıcı kadınlar çalar, söyler onlar oynar. Allah bunları yere batırır. Maymun ve domuz suretine sokar.” (Age: 367/6)

–         “Allah bir topluluğu helak etmediğinde onların yiyip içecekleri pahalanır, yağmur azalır ve başları-na şerli kimseler geçer.” (Age: 85/13)

Bunlar birkaç örnektir. Atalarımız: “Kul azmayın-ca Allah yazmaz” demişlerdir. Her felaket hak etmedir.

Allah bizim şöyle dua etmemizi istiyor:

–         “Allah’ ım içimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helak etme!”


Bu yazıyı 236 kişi okudu.

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here