Yaratılış

Varlık alemi sadece dünyamızdan ibaret değildir. Dünyamızın dışında gördüğümüz görmediğimiz daha nice nice alemler vardır. Bazı kaynaklarda 18 bin alemin Rabbine hamd olsun ifadeleriyle başlanmıştır. Bilinenden daha çok alem vardır. Çünkü ilmi çalışmaların sonunda yeni yeni açıklamalar yapılmaktadır. Araştırmalar göstermiştir ki; hiçbir şey kendi kendine var olmamıştır. Her şeyin bir yaratıcısı vardır.

 

A-    HERŞEYİ YARATAN ALLAH’TIR:

 

Hiç bir şey kendiliğinden Allah’ın yaratmasının dışında olmamıştır. Büyük küçük, görünen görünmeyen her şeyi Yüce Allah yaratmıştır.

Bunlardan akıllı, bilgili ve en kuvvetli insanoğludur. İnsan da acizdir. O da yaratılmıştır. İnsanda bir şey yaratamaz. Çünkü insan yaratılandır, yaratamaz. İnsan ancak Yüce Yaratanın yarattığı şeylerde değişiklik yapabilir.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle bildirilmiştir:

–         “Her şeyi yaratıp nizam veren, mukadderatını tayin eden Allah’tır.” (Furkan:2)

–         “Allah gökleri ve yeri yerli yerinde yaratmıştır.” (Caşiye:22)

–         “Her şeyi çift çift yarattık ki, düşünüp öğüt alasınız diye” (Zariyat:49)

 

 

a)     Yaratmak Allah’a mahsustur.

 

Yaratmak sıfatı ancak Allah’a mahsustur. Yaratmak yok olanı var etmektir. Madde aleminin bir başlangıcı vardır. Varlık alemini Allah yoktan var etmiştir. Alemdeki varlıkların bir de sonu vardır. Her şeyi yok edecek olan da yine Allah’tır. Yaşatan Allah’tır. Yok edecek olan Allah’tır. Sonra da diriltecek, hesap soracak olan yine Allah’tır. Ondan başka yaratıcı yoktur. Kur’an’da:

–         “Allah ile birlikte bir ilah daha edinme” (İsra:22) buyrulur. Geçmişte Allah’tan başkasına yönelenler hep kendi elleriyle yaptıkları şekillere tapmışlardır. Bundan başka Allah’ın yarattığı diğer varlıklara tapmışlardır. Tabiatın kendisine tapanlar olmuş, şeytana tapanlar olmuş, ineğe, fareye ve çekirge gibi basit varlıklara tapanlar olmuştur.

Yaratma gücüne ancak Cenab-ı Allah sahiptir. Yaratıcılık sıfatı O’na mahsustur.

Varlıkların yaratılışı ilk yaratılışla bitmemiştir. Yaratılış ve yaratma devam etmektedir. Allah’ın yaratması süreklidir. Her şeyde her an yeni yeni oluşum devam etmektedir. Kur’an’da bu durum şöyle ifade edilmiştir:

–         “O Allah her an yaratma halindedir” (Rahman: 29)

 

b)     Yaratılışta tesadüfe yer yoktur:

 

Canlı cansız varlıklar incelendiğinde tesadüfe yer olmadığı görülecektir.

En mükemmel bir şekilde yaratılmış olan insan, diğer canlılar, uzay, güneş sistemi, dünya, dünyanın hareketi, güneşe olan uzaklığı, yerkabuğunun kalınlığı, yeryüzüne dağların dağılımı, mevsimler vs… kör tesadüfün eseri olamaz.

İnsanlardaki parmak izi ve hiçbiri diğerine benzemeyen kar taneleri ve diğer tasarımlar kendi kendine olabilir mi?

Eğer varlık alemi kendi kendine var olsaydı veya tesadüfen yaratılsaydı, o zaman bozukluk, düzensizlik göze çarpardı. Kural, ölçü olmazdı. Bugün canlı cansız hangi varlığa bakarsanız bakın en ufak bir düzensizlik yoktur. Her şey en ince noktasına kadar ayarlanmıştır. Her şey mükemmeldir. Her şey bilinçli bir şekilde bir gayeye göre yaratılmıştır. Yeryüzünde hiçbir şey anlamsız ve boş yaratılmamıştır.

Bu kurulu düzen karşısında ilim ve akıl asla tesadüfü kabul edemez. Değilse akıl ve ilim inkar edilmiş olur. Birazcık düşünmeye ve araştırmaya yönelen 50 yıllık Alman ateist, varlık alemindeki nizam ve intizam karşısında irkilmiş “ Allah olmadan bu nasıl olur!” diyerek insanlardan özür dilemiş, “kalan ömrümü Allah’a adıyorum” demiştir.

Kur’an’ın ilk suresi ve ayetinde “Alemlerin Rabbi Allah’tır” diye geçer.

Bir ayette de:

–         “İnanmayanlar bilmiyorlar ki, yer ve gök bitişikken onları biz ayırdık ve her canlıyı sudan yarattık…”(Enbiya: 30) şimdi soralım ilmin kabul ettiği bu gerçek nasıl tesadüfi olabilir?

Bakara suresinin 164. ayetinde hiç bir şeyin tesadüf olmayacağı bildirilmiştir.

Şu varlık alemindeki tasarıma “doğa kanunu” denilebilir mi? düzen ve intizam tabiat anaya bağlanabilir mi?

Tabiattaki var olan şeylerin hepsi yaratılmıştır. Yaratılan bir şey yaratabilir mi?

Tabiat yaratan ve yöneten bir güç olamaz. Kur’an’da şöyle ifade edilir:

–         “O Allah ki, birbiri ile uyumlu yeri göğü yaratmıştır. Rahman olan Allah’ın yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun? Sonra gözünü tekrar tekrar çevir bak; göz aradığı bozukluğu bulmaktan aciz ve bitkin kalacaktır.” (Mülk:3-4)

–   “Göğü Allah yükseltti ve dengeyi O koydu” (Rahman:7)

Evet her şeyin yaratıcısı yüce Allah’tır. Tabiatçılar ve Darwin her şeyi tesadüfün eseri görerek Allah’ı inkar etmişlerdir. Tesadüf, alemlerin Rabbi olan Allah’ı inkar maksadıyla ortaya atılmış bir görüştür. Ama nice nice ateistler ve tabiatçılar biraz düşündükleri ve gerçeklerle karşı karşıya geldikleri zaman şaşkınlıklarını, hayranlıklarını itiraf etmekten kendilerini alıkoyamamışlardır. Kendisine hidayet nasip olanlar ise iman etmekten başka çare bulamamışlardır.

 

c)     Allah niçin yaratmıştır?

Allah hiç bir şeyi boşuna yaratmamıştır. Her şeyin yaratılışında nice nice hikmetler vardır. Bunu Kur’an’da Cenab-ı Allah şöyle açıklar:

–         “O hanginizin ameli daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan etmek için, Arşı su üzerinde iken, gökleri ve yeri yarattı” (Hud:7)

–         “Gökleri, yeryüzünü ve ikisi arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık” (Enbiya:16)

–         “Göklerde ve yerlerde bulunanlar hep Allah’ındır. Bu Allah’ın kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, güzel davrananları da daha güzeli ile mükafatlandırması içindir” (Necm: 31)

–         “Göğü ve yeri, ikisi arasındakileri biz boş yere yaratmadık. Bu, inkar edenlerin zannıdır” (Sad: 27)

–         “Sizi yaratan O’dur, böyle iken kiminiz kafir, kiminiz mümindir. Allah yaptıklarınızı görendir” (Teğabün:2)

Bu ayetlere göre Cenab-ı Allah varlık alemini yarattığını ve yaratış sebebini bildirmiştir.

 

B – YER VE GÖĞÜN YARATILIŞI:

 

Yeri göğü yaratan da Allah’tır. Kur’an’da şöyle bildirilir:

–   “O yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi.” (Fussılat:10)

–   “Allah yedi kat göğü ve yerden bir o kadarını da yaratandır…” (Talak::12)

–   “Gök yüzünü Allah bina etti. Onu yükseltip düzene koydu. Gecesini karattı, gündüzünü ağarttı. Sonra da yer küreyi döşedi. Kendiniz ve hayvanlarınız için faydalanasınız diye yerden suyu ve otlağını çıkardı ve dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi” (Naziat:27-33)

–         “Göğü Allah yükseltti ve denge koydu. Sakın dengeyi bozmayın” (Rahman:7-8)

Evet yeri göğü ve ikisinde de bulunanları yaratan Yüce Allah’tır.

 

C – MELEKLERİN YARATILIŞI:

 

Cenab-ı Allah melekleri yaratmış, onları imana davet etmiştir. “Kim Allah’a ve meleklerine, Peygamberlerine, Cebrail’e, Mikail’e, düşman olursa, bilsin ki Allah da inkarcı kafirlerin düşmanıdır” (Bakara:98) buyurmuştur.

Cenab-ı Allah ibadet, itaat etsin, verilen görevleri yerine getirsin diye bizim bilmediğimiz kadar melek yaratmıştır. İnsan meleklerin varlığını kabul etmekle daha dikkatli yaşar, melekleşir, korunduğuna inanır ve yardımcılarının olduğuna inanarak daha güzel yaşar.

 

a)     Meleklerin mahiyeti:

 

Melekler, nurdan yaratılmışlardır. Yemezler, içmezler, uyumazlar. Cenab-ı Allah’a ibadet ve itaat ederler.

Cebrail, Azrail, Mikail, İsrafil olmak üzere dört büyük melek vardır. Bunlardan başka adları bilinen melekler de şunlardır: Hafaza melekleri, Kiram en Katibin, Münker ve Nekir insanı hayra çağıran melekler, müminler için dua eden ve dualarına “amin” diyen melekler.

Melekler insandan önce yaratılmışlardır. Peygamberlere vahyi melekler getirdikleri için iman esaslarında peygamberlerden önce gelir.

Melekler günah işlemezler. Erkeklik, dişilik sahibi değillerdir. Sürekli Allah’a ibadet ve itaat ederler. Allah’a ibadet konusunda kibirlenmezler, bıkıp usanmazlar. “Onlar gece gündüz Allah’ı zikrederler” (Enbiya:19-20)

–         “Adem’e secde edin demiştik. İblis hariç onlar hemen secde ettiler” (Kehf: 50)

Melekler nurdan yaratıldıkları için görünmezler. Değişik şekillerde görünebilirler. Hz. Meryem’e melekler insan şeklinde görünmüştür. (Meryem:17) Hz. İbrahim’e insan şeklinde görünmüşlerdir. (Hud:69)

Lütun kavmine de, Peygamberimiz(SAV)’e de insan şeklinde görünmüşlerdir.

 

b)     Meleklerin görevleri:

 

Kur’an’da şöyle buyrulur:

–         “Melekler Rabblarından korkarlar ve kendilerine ne emrolunursa onu yaparlar” (Nahi:50)

–         “Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmezler ve emrolunanı yaparlar” (Tahrim: 6)

–         “Bekçi melekler ve yazıcı melekler vardır” (infitar: 12)

–         “Can alan melek vardır.” (Secde:11)

–         “Yazıcı melekler vardır” (Zuhruf:80) (Tarık:3)

–         “İnsanın yaptıklarını tespit eden melekler vardır” (Kaf:17-18)

–         “Peygamber (AS)’a salavat getirirler” (Ahzap: 56)

–         “Dua eden ve duaya “amin” diyenler vardır.

–         “İyiliğe çağıran melekler vardır”

–         “Müslümanlara rahmet okuyan melekler vardır”

–         “Lanet okuyan melekler vardır. Allah’ın indirdiğini gizleyenlere melekler lanet eder” (Bakara: 159)

Bu konuda peygamber(AS) da şöyle buyurur:

–         “Malının ayıbını açıklamadan satan, Allah’ın gazabına, meleklerin lanetine maruz kalır” (İ.Canan K.Sitte: 17/263)

–         “Sünneti öldürüp, dinin saflığını bozacak şeyler sokanlara Allah’ın, lanet edicilerin ve meleklerin laneti üzerine olsun” (Ramuz el Ehadis: 507/2)

–         “Dini mazereti olmadan yatağını terk eden kadına sabaha kadar melekler lanet eder” (R.Salihin: 3/269)

Kur’an okuyanı dinleyen melekler vardır. Bir gün şöyle bir olay olur:

“Üseyd bin Hudayr-radıyallahu anh anlatıyor: Bir gece bakara suresini okuyordum. Atım da yanı başımda bağlı olduğu halde duruyordu. Bir ara at şahlanmaya başladı. Okumayı kestim, at sakinleşti. Tekrar okumaya başladım, at yine şahlandı. Hatta oğlum Yahya’yı atın çiğnemesinden endişe ederek yanıma aldım.

O esnada semaya baktığımda üzerimde kandillere benzer bir şeyler olduğunu gördüm. Sonra onlar göğe doğru yükselip gözden kayboldu.

Sabahleyin olup biteni Rasulullah(SAV) a anlattığımda bana: “oku ey Üseyd oku” buyurdu. Ve sonra “ey Üseyd o gördüklerinin ne olduğunu biliyor musun” diye sordu. “Hayır” dedim. Allah Rasülü (SAV): “ Onlar senin Kur’an tilavetini dinlemeye gelen meleklerdi. Eğer sen okumaya devam etseydin, sabaha kadar seni dinleyeceklerdi. O melekler, insanlara gizli kalmayacak, insanlar da onları görebileceklerdi” buyurdular. (Buhari, Fezailu-Kur’an,15)

Bu şekilde meleklerin görevlerinin bilinmesi, insan hayatında olumlu etkiler yapar. Mesela;

–   Meleklere inanan Allah’a kusursuz kulluk yapmaya çalışacaktır.

–         Meleklere inanan melekleşir. Bazı kullar meleklerden de üstün hale gelebilir.

–         Meleklere inananlar, onların hayra yaptığı davetlere uyarlar.

–         Melek inancı, meleklerin yardımını, koruduğunu, dua ettiğini ve yapılan duaya “amin” dediği, yapılanları yazıp tespit ettiklerinin kabul edilmesi, insan hayatını büyük ölçüde etkileyecektir.

–         Kötülük yapanları meleklerin lanetlediğinin bilinmesi, insanın kötülüklerden uzaklaşmasını sağlayacaktır.

 

c)     Meleklerin Yardımı:

 

İnanan Müslümanlara yardım eden melekler vardır. Savaşlarda yardım için gönderilmiş melekler olduğu bildirilmiştir. Kur’an’da şöyle buyrulur:

–         “Allah, Resulü ile müminler üzerine sükunet ve huzur duygusu indirdi. Sizin görmediğiniz ordular (melekler) indirdi de kafirlere azap etti. İşte bu kafirlerin cezasıdır.” (Tevbe: 26)

–         “Ey iman edenler! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın; hani size ordular saldırmıştı da, biz onlara karşı bir rüzgar ve sizin görmediğiniz ordular göndermiştik. Allah ne yaptığınızı çok iyi görmekteydi” (Ahzap:9)

–         “And olsun, sizler güçsüz olduğunuz halde Bedir de size yardım etmişti. O zaman sen şöyle diyordun: indirilen üç bin melekle Rabbinizin sizi takviye etmesi, sizin için yeterli değil midir?” (Al-i İmran:123-124)

–         “Hatırlayın ki, siz Rabbinizden yardım istiyordunuz. O da ben peş peşe gelen bin melek ile size yardım edeceğim diyerek duanızı kabul buyurdu” (Enfal:9)

Günlük işlerde de iman sahiplerine yardım etmekle görevli melekler vardır.

–         “Hani Rabbin meleklere: muhakkak ben sizinle beraberim; haydi iman edenlere destek olun; Ben kafirlerin yüreğine korku salacağım; vurun boyunlarına! Vurun onların bütün parmaklarına! diye vahyediyordu. (Enfal:12)

–         “Savaştan onları siz öldürmediniz. Allah öldürdü onları attığın zamanda sen atmadın Allah attı onu…”(Enfal:17)

–         “Melekler yüzlerine ve arkalarına vurarak ve “tadın yakıcı cehennem azabını” diyerek o kafirlerin canlarını alırken onları bir görseydin!” (Enfal:50) buyrulmuştur.

Peygamber(AS) şöyle buyurur:

– “Bedirde Cebrail başında sarı bir sarıkla Zübeyr’in simasındaydı” (B.Hadis Külliyatı: 1915)

–         “Bedir de meleklerin nişanları siyah sarık, Uhud da ise kırmızı sarıktı” (Ramuz el Ehadis: 338/7)

Bir sahabenin ifadesi de şöyledir:

–         “Bedirde kılıçlarımız düşmanın boynuna değmeden kafaların uçtuğuna şahit olduk.

Melekler Ashaba selam vermişler, musafaha etmişlerdir. Hatta bazılarının cenaze namazına iştirak etmişlerdir.

Fil suresinde de meleklerin yardımından şöyle bahsedilir:

–         “Rabbin Fil sahiplerine neler etti görmedin mi? onların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı? onların üzerine sürü sürü kuşlar gönderildi. O kuşlar, onların üzerine pişkin tuğladan yapılmış taşlar atıyordu. Böylece Allah onları yenilip çiğnenmiş ekine çevirdi”

Bu konuda iki olay nakledelim:

Şeybe adında bir sahabe şu vak’ayı anlatmaktadır: Huneyn günü Resullullah (SAV)’la beraber harbe iştirak ettim. Fakat Müslüman olduğum ve Peygamberi kabul ettiğim için değil, sadece Hevazin kabilesinin Kureyş için asker toplaması ve savaş açması  zoruma gittiği için savaşıyordum. Muharebe esnasında Resullullah (SAV) la beraber bulunurken kendisine:

–         “Ben siyah beyaz (ala) atlar görüyorum” dedim.

Resulullah- sallallahu aleyhi vesellem:

–         “Şeybe! Müslümanların yardımına gelen bu atları ancak kafirler görür” buyurdu. Sonra elimi sırtıma vurdu ve:

–         Ya Rabbi! Şeybe’ye hidayet ver” diye dua buyurdu.

İkinci ve üçüncü sefer aynı duayı tekrarlayarak sırtıma vurdu. Üçüncüsünde elini sırtımdan kaldırdığı zaman yeryüzünde bana O’ndan daha sevimli başka bir kimse yoktu.”

Frederik Risard şöyle bir hatırasını naklediyor:

“12 ağustos 1915 günü taarruza kalktık. 163. tümenimiz her bakımdan üstün dövüşürken, çok garip bir şey oldu! Berrak gökyüzünde birden somun ekmeği biçiminde altı veya sekiz beyaz bulut belirdi. Rüzgar olmasına rağmen bulutlar, 60 rakımlı tepenin üstünde hareketsiz duruyordu.

Bulut kümesinin tam altına gelen yerde toprağa yakın bir bulut daha belirdi. Yaklaşık 250 m. uzunluğunda 65 m. yüksekliğinde idi. Oldukça yoğun görünüyordu. Katı bir madde gibiydi. İngiliz birliklerinin sadece 100 m. kadar uzağında bulunuyordu.

O sırada 4. Norfolk Taburumuz 60 rakımlı tepeye doğru hücuma kalkmıştı. Tepenin Türklerden alınması an meselesiydi. Bizimkiler doğruca bulutun içine girdiler. Son erine kadar görüyordum. Nihayet hepsi bulutun içinde kayboldu. Hepsi gözümden silinince, bulut sanki yükünü almış gibi ağır ağır yükselmeye başladı. Diğer bulutlarla birleşti ve kuzeye doğru uzaklaştı. Bir daha 4. Norfolk Taburundan hiç kimse haber alamadı. Tek bir eri ya da subayı geri dönmedi. Sır oldular.”

Ali İmran suresi, 123. ayetindeki vaadi şimdi hatırlamanın tam sırası:

“Şayet sabreder, Allah’tan korkarsanız ve düşmanlarınız da hemen o anda üzerinize gelirse, Rabbiniz, işaretlenmiş beş bin melekle size yardım eder.”

Buradan anlıyoruz ki; layık olurlarsa, doğru yolda, doğru işte güçlüklere karşı Cenab-ı Allah iman sahiplerini asla yalnız bırakmayacaktır.

Çanakkale savaşından sonra Churchill mahkemede yargılanmıştı. Kendisine yüklenen ağır suçlamalara karşı:

–         “Biz Allah’la savaştık, anlıyor musunuz!” demiştir.

Milli mücadelede, Çanakkale’de, Kıbrıs çıkarmasında, Çeçenlerin direnişlerinde hep Cündüllah’ın yardımı görülmüştür.

Haberlerde dinlediğim bir olayı nakledeyim:

Mart 2003 Amerika ve İngiltere Irak’a saldırdı. Sivil, kadın, çocuk demeden öldürmeye başladı. O anda bir kum fırtınası çıktı. Amerikan ve İngiliz askerleri birbirini vurdular. Hatta kendi askerlerini vurdular. Kum fırtınası o bölgede hiç görülmemiş. Ardından da sağanak yağmur… işgal güçleri çamura batmıştı. Bu yağmur da hiç görülmemiş bir yağmur…

Çok söze ne gerek var…

 

d)                 Peygamber(AS) ın dilinden Melekler:

 

Allah Resulü meleklerle ilgili şu bilgileri vermiştir:

–   “Melekler namaz kılan için istiğfar eder ve dua ederler” (Buhari; Ezan: 30)

–   “Her sabah iki melek iner. Biri: Allah’ım! İnfak edene ver. Diğeri de: Allah’ım! Vermeyenin malını telef et der.” (Buhari; Zekat: 20)

–   “Melekler resim ve heykel bulunan eve girmez” (Ramuz el Ehadis: 109/2)

–   “Melekler üç kişiye hayırla yaklaşmaz: Kafir ölüsüne, boyalı koku kullanan kimseye ve cünüp olana” (Age: 267/13)

–   “Melekler sarhoş olana yaklaşmaz” (Age:268/1)

–   “Yanımdan çıktığınızda, yanımdaki gibi kalsaydınız, sokakta melekler sizinle musafaha ederdi” (Age: 357/3)

Bir kutsi hadiste Cenab-ı Allah şöyle buyurur:

–   “Kaderime inanan, yazıma razı olan, rızkıma kanaat eden, benim için şehvetini terk eden, işte o benim yanımda meleklerden bazısı gibidir” (Age:514/2)

Demek ki; insan isterse melekleşir ve meleklerin yardımını görür. İnsan isterse şeytanlaşır, şeytanlar gibi lanetli olur ve şeytanın oyuncağı durumuna düşer.

 

B-    ŞEYTANIN YARATILIŞI:

 

Diğer canlılar gibi cin ve şeytanı da yüce yaratıcı Cenab-ı Allah yaratmıştır. Fakat başlangıçta Allah bu varlıkları kötü ve zararlı olarak yaratmamıştır. Onlar da Allah’a ibadet ve itaat eden varlıklardı. İsyan edip “secde et” emrine uymayıncaya kadar.

a)     Şeytanın varlığı, mahiyeti:

 

Şeytan isyan ettikten sonra rahmetten kovulan, küfrün ve kötülüğün sembolü bir varlıktır.

Allah’ın emrine “ben ateşten yaratıldım, Adem ise topraktan yaratıldı, ben ona nasıl secde ederim” dedi, isyan etti. Allah da onu kovdu” (A’raf:11-13)

Şeytan gözle görülmez, kibirli ve insanları saptırmaya yeminli bir varlıktır.

Kur’an’da: “Zehirli ateşten yaratılmıştır” (Hıcır:27) buyrulmuştur.

–         “Cin ve şeytanların cinsiyetleri vardır. Hızlı hareket eder, değişik şekillere girer. Gübre, kemik ve üzerine besmele çekilmemiş yiyeceklerden yer.” (Ramuz el Ehadis: 376/9 + 332/4)

–         “Şeytan pis yerlerde, tuvalet, banyo, çöplüklerde, kötü iş yapılan, kumar oynanan, içki içilen ve fuhuş ortamlarında eğleşir. Kötü insanlardan ayrılmaz” (Age: 20/2)

–         “İbadet yapılan, Kur’an okunan ortamlardan uzak durur” (Age: 467/10 + 107/7)

Bir de cinler vardır ki; yaratılış olarak zayıf karakterli, düşünce seviyesi insanlardan geri, kötülüğe meyyal varlıklardır. Gaybı bilmezler. Zor işleri yapabilirler. İfrit adındaki cin Belkıs’ın tahtını Yemen’den Kudüs’e anında getirmiştir. (Neml: 39)

Cinler arasında iman edenleri vardır. Peygamber(AS) insan ve cinin peygamberidir. Bir gün Nahle’de sabah namazını kılan Peygamber (AS) ı bir gurup cin Kur’an okuyunca dinlemiş ve bazıları iman etmişlerdir.

Cinler de şeytan da kıyamete kadar var olacaklardır.

Şeytan daha çok kedi, köpek, keçi ve yılan şekline girer. Kötü insanların şekline de girer. Ancak Peygamberin şekline giremez.

Her insanın kendisinden ayrılmayan bir şeytanı vardır. Aldatmak, isyan ettirmek ve günaha bulaştırmak için sağından, solundan, önünden, arkasından insana yaklaşır ve zayıf anını kollar. (İ.Canan, Hadis ans: 12/103)

 

b)     Şeytanın aldatması:

 

Allah’a isyan ettirmek, şirke sürükleyerek imandan ve nikahtan etmek, bid’at işletmek, harama, günaha bulaştırmak, boş ve faydasız şeylerle meşgul etmek, ibadetten alıkoymak şeytanın görevidir.

Kur’an’da: “Şeytan sizi ateş ehlinden olmaya çağırır” (Fıtır: 6)

–         “İblis dedi ki: insanları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım” (A’raf:16)

–         “Şeytan yaptıklarınızı süslü ve cazip gösterir” (En’am: 43)

Kim küfür ve sapıklıkta kaldıysa, şeytan onun yaptığını süslü göstermiştir.şeytan Allah’a iltica etmeyene, kendine uyana, kapı aralayana, şeytani işler yapanları kolayca aldatır.

Kur’an’da. “Kim Rahman’ı zikretmekten gafil olursa yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz” (Zuhruf: 36)

–         “Şeytanlar, günaha, iftiraya düşkün olanların üstüne inerler” (Şuara: 222)

–         “İblis: Senin mutlak kudretine and olsun ki; onlardan ihlasa erdirilmiş kulların hariç, hepsini mutlaka azdıracağım dedi” (Sad: 83) buyrularak şeytanın kimleri aldatacağı bildirilmiştir.

Şeytan herkesi aldatamaz. İstediğine zarar veremez. Mesela; imanı kuvvetli, itikadı düzgün, ameli devamlı, ihlaslı, günahtan haramdan kaçınan, şüpheli şeylerden sakınan, şeytanı düşman bilen kimselere zarar veremez.

Kur’an’da şöyle buyrulur:

–         “Şurası muhakkak ki; benim ihlaslı kullarım üzerinde senin hiçbir ağırlığın olmayacaktır. Onları koruyucu olarak Rabbin yeter” (İsra: 65)

–         “Gizli konuşmalar şeytandandır. Bu iman edenleri üzmek içindir. Oysa şeytan, Allah’ın izni olmadıkça, müminlere hiçbir zarar veremez. Müminler Allah’a dayanıp güvensinler.” (Mücadele:10)

Bu ayetlere göre Allah’ın terk etmediği bir kulu ve Allah’a sığınan bir mümini şeytan saptıramaz ve ona hiçbir şekilde zarar veremez.

Şeytanın zararı, Allah’a güvenip dayananlara, Allah’a sığınanlara, Nas-Felak surelerini okuyup Allah’a sığınanlara, istiare duası ile dua edenlere dokunamaz. Onun mesajları imanı zayıf, itikadı bozuk olanlaradır.

 

c)     Şeytan insanın düşmanıdır.

Cenab-ı Allah Kur’an’da şeytanın insanın düşmanı olduğunu bildirmiştir.

Bu konudaki bazı ayetler şunlardır:

–         “Şeytan içki, kumar yolu ile aranıza kin ve düşmanlık sokarak sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoyar” (Maida:91)

–         “Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanların helal ve temiz olanlarından yiyin, şeytanın peşine düşmeyin, zira şeytan sizin için açık bir düşmanınızdır. O size ancak kötülüğü, çirkini ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder” (Bakara suresi: 168-169)

–         “Sakın şeytanın peşinden gitmeyin, çünkü o apaçık düşmanınızdır” (Bakara suresi:208)

–         “Ey iman edenler! Şeytanın adımlarını takip etmeyin. Kim şeytanın adımlarını takip ederse, muhakkak ki o, edepsizliği ve kötülüğü emreder” (Nur suresi:21)

–         “İnsanlardan ihlasa erdirilmiş kulların bir yana, and olsun hepsini azdıracağım” (Sad suresi: 82-83)

–         “Kim şeytanı yoldaş edinirse, bilsin ki şeytan onu saptıracak ve cehennem ateşine sürükleyecektir” (Hac suresi:5)

–         “Kullarıma söyle sözün en güzelini söylesinler. Sonra şeytan aralarını bozar. Çünkü o insanın apaçık düşmanıdır” (İsra suresi:53)

–         “Şeytan onları etkisi altına aldı da kendilerine Allah’ı anmayı unutturdu. İşte onlar şeytanın yandaşlarıdır. İyi bilin ki şeytanın yandaşları hep kayıptadır” (Mücadele suresi:19)

–         “Şeytanın doğru yoldan alıkoydukları, kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar” (Zuhruf suresi:37)

–         “Şeytan sizin düşmanınızdır. Siz de onu düşman bilin. O, kendi taraflarını ancak ateş ehlinden olmaya çağırır” (Fatır suresi:6)

bu ayetlere göre şeytan, insanın her zaman kötülüğünü ister, kötülüğe çağırır. Davetine uyanları saptırır, günah işletir.

Şeytan her kötülüğü süslü gösterir, kendisine uyanlara kötülüğü emreder, azgınlığa sürükler, yakasını paçasını bırakmaz. İnsanı saptırmaya yeminlidir.

Şeytan insana vaat eder, söz verir ve ümit verir. Böylece aldatır, saptırır.

Peygamber(AS): “Şeytan insanın kanında dolaşır, vücudun her tarafına ulaşır, kalplere kötü şeyler atar” buyurur. (Buhari, İ’tikaf:8)

 

d)    Şeytan vesvese verir:

 

Vesvese; gizli ses, fısıltı, kuşku ve evham demektir. Allah: “gizli fısıltılar şeytandandır” buyurur. (Mücadele:10)

Şeytan vesvese ile insanı çileden çıkarır. İbadetleri terk ettirir. Vesvese şeytanın en kötü tuzaklarındandır. Bununla insanı oynatır, delirtir, bunalıma sokar.

Şeytan en çok imanda vesvese verir. Ama sağlam imanı olanlara zarar veremez, söz geçiremez. Şeytan ibadetlerde vesvese verir. Bilhassa abdestte, namazda vesvese verir. Abdestin olmadı, namazın olmadı, Allah’ın senin namazına ihtiyacı mı var, senin çalışman ibadettir der, bıraktırır. Bıraktıramazsa vesveseli, acele ve zevksiz namaz kıldırır, sevabını yok eder.

Şeytan gusül abdesti için vesvese verir, defalarca yıkatır.

Şeytan ölümü, ahireti unutturur. “Allah affedicidir” der, ahiret hazırlığı yaptırmaz.

Şeytan, insana eşi hakkında vesvese verir, kıskandırır, boşatır veya cinayet işletir.

Şeytan, Allah dostu ile çok uğraşır, vesvese veremez, kandıramaz. En son karşısına geçer: “sen ne adammışsın, seni kandıramadım” der, gurur verir, onun da ayağını kaydırır.

Şeytan bir ibadet ehliyle de çok uğraşır. Kandıramaz. Bir gün karşısına bir kadın çıkarır, onunla zina ettirir ve duyulmasın der, öldürtür. Suç ortaya çıkınca da şöyle der: “Bana iman et, seni kurtarayım” Adam şeytana iman eder. Asılırken de: “Ben Allah’tan korkarım, sen sapıklık içindeydin” der çekiliverir. Yani şeytan aldatır ama suyunu ısıtıvermez.

Şeytanın vesvesesi konusunda ayetlerden bazıları şöyledir:

–         “Gerçek, Rabbinden gelendir. Kuşkulananlardan olma” (Bakara:147)

–         “Şüphecilerden olma” (Al-i İmran:60)

–         “Ahirete inanmayanların kalpleri yaldızlı söze kansın, ondan hoşlansınlar ve işledikleri suçu işlemeye devam etsinler diye vesvese verirler” (En’am:113)

–         “Eğer şeytanın fitlemesi seni dürterse, hemen Allah’a sığın” (A’raf:200)

–   “Kafirler cehennemde: Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster de, aşağılanmışlardan olsunlar diye ayaklarımızın altına alalım! diyecekler” (Fussılat:29)

–   “De ki; insanların kalplerine vesvese sokan, pusuya çekilen cin ve insan şeytanının şerrinden insanların Rabbine, sahibine ve ilahına sığınırım” (Nas suresi)

Bir hadiste de şöyle bildirilir:

–   “Sizden birine şeytan gelir ve sorar. Seni kim yarattı? Allah dersin. Peki Allah’ı kim yarattı der. İşte o zaman “amentü billahi” dersin, o durmaz kaçar” (Ramuz el Ehadis: 102/8)

Vesveseyi önlemek için ne yapılır:

–   Önce sağlam bilgi, sağlam inanç sahibi olmak gerekir.

–   İbadetleri sağlam ve düzgün yapmak, abdesti güzel almak ve namazı güzel kılmak, yaptığını Allah için yapmak, namaz dışında da Allah’ın huzurunda olduğunu unutmamak gerekir.

–   Çok soru sormamak,

–   Helal lokma yemek,

–   Nas, Felak surelerini okuyarak Allah’a sığınmak,

–   Vesveseye sebep olacak iş yapmamak, vesveseye asla itibar etmemek insanı şeytanın vesvesesinden kurtaracaktır.

Bu insan düşmanına karşı Cenab-ı Allah bizi şöyle uyarmıştır:

–    “Şeytanın peşine düşmeyin, zira şeytan sizin için açık bir düşmanınızdır. O size ancak kötülüğü, çirkini ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder” (Bakara suresi: 168-169)

–   “Ey iman edenler! Sakın şeytanın peşinden gitmeyin” (Bakara suresi:208)

–   “Ey iman edenler! Şeytanın adımlarını takip etmeyin. O size yüzünüzün kızaracağı şeyler emreder” (Nur suresi:21)

–   Şeytanlar dostlarına, sizinle uğraşmaları için telkinde bulunurlar. Eğer onlara uyarsanız, Allah’a ortak koşanlardan olursunuz” (En’am suresi: 121)

–   “Sakın sizi şeytan, Allah’ın affına güvendirerek kandırmasın. Dünya ile sizi aldatmasın” (Lokman:33)

–   “Şeytan sizin düşmanınızdır. Sizde onu düşman bilin. O kendi tarafını ancak ateş ehlinden olmaya çağırır” (Fatır:6)

Şeytanın vesvesesine kulak veren, telkinlerine kanan ve şeytanın yolundan gidenler, şeytanın dostlarıdır. Şeytan onlara manasız işler yaptırır, hep aleyhlerine olacak şeyler peşinde koşturur.

Allah’tan uzak olan şeytana yakın olur.

Şeytanın hakimiyeti herkese değildir. Şeytan her istediğine zarar veremez. Aslında şeytanın gücü zayıftır.

Bu konuda birkaç ayeti nakledelim:

–   “Biz şeytanları inanmayanların dostları kıldık” (A’raf: 27)

–   “Kullarım üzerinde şeytanın hakimiyeti yoktur. Ancak azgınlardan ona uyanlar müstesna” (Hıcr: 42)

–   “Kim beni anmaktan yüz çevirirse onun sıkıntılı bir hayatı olur.” (Taha: 124)

–   “Müşrik’in arkadaşı şeytan der ki: Rabbim! Ben onu azdırmadım. O kendi derin bir sapıklık içindeydi” (Kaf: 27)

–   “Kur’an okuduğun zaman o kovulmuş şeytandan Allah’a sığın. İman edipte yalnız rabbine tevekkül edenler üzerinde şeytanın bir hakimiyeti yoktur. Onun hakimiyeti, ancak onu dost edinenlere ve onu Allah’a ortak koşanlaradır.” (Nah: 98-100)

–   “Şeytanın kurduğu düzen zayıftır.”(Nisa: 76)

–   “Halbuki şeytanın onlar üzerinde hiçbir nüfuzu yoktu. Ancak ahirete inananı şüphe  içinde kalandan ayırt edip bilelim diye ona bu fırsatı verdik. Rabbin gerçekten herşeyi koruyandır. “ (Sebe: 21)

–   “Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi? onlar günaha, iftiraya düşkün olanların üstüne inerler” (Şuara: 221-222)

–   “Muhakkak ki, benim ihlaslı kullarım üzerinde senin hiçbir ağırlığın olmayacaktır. Onları koruyucu olarak Rabbin yeter.” (İsra: 65)

–   “Kim Rahmanı zikretmekten gafil olursa yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz.” (Zuhruf: 36)

Şeytanın imanlı, itikadı düzgün, sözü özü doğru, samimi bir Müslüman tipine asla tahammülü yoktur. O ister ki:

–   İnandım, Müslüman’ım desin ama inancının gereğini yapmasın.

–   İmanda şüpheleri olsun

–   İslam’ın şartlarını kabul etsin ama yerine getirmesin.

–   Dünya hırsıyla yanıp tutuşsun.

–   Harama günaha kılıf bulsun.

–   Telkinlerine kulak versin ister.

–   Kötülükte kendisine yardımcı olsun ister.

 

e– Şeytanın zarar vermesinden nasıl korunulur?

 

Şeytandan zarar görmemek için “Şeytan diyor ki” demememiz gerekir. Bir de “şeytanın gözü kör olsun” demekle de şeytanın gözünün kör olmayacağının bilinmesi gerekir. Şeytandan korunmak için onu lanetlemek yetmez. Kahrolsun demekle şeytan kahrolmaz. Sövmekle şeytanın sayısı artar.

Şeytana uyulmadan şeytan zarar veremez. Şeytan yalnız yaşayana, abdestsiz, ibadetsiz, besmelesiz, zikirsiz, fikirsiz olana zarar verir.

Şeytan dualı, ibadetli bir hayat yaşayana yaklaşamaz. Namaz kılanı görünce “belimi kırdın” der uzaklaşır.

Şeytan içki içene, kumar oynayana, zina edene büyük zarar verir. Çünkü bunlar şeytan işi pisliklerdir.

Peygamber (AS): “Namaz şeytanın yüzünü karartır, sadaka belini kırar, Allah rızası için iş yapmak şeytanın kökünü kazır. Bunları yaparsanız şeytan sizden uzak olur” buyurur. (Ramuz el Ehadis:218/8)

Şeytandan emin olmanın yolu Allah’a sığınmaktır. Allah’a sığınana şeytan zarar veremez.

Hz. Peygamber: “İçinden şerre davet eden bir ses duyan kimse, şeytanın şerrinden Allah’a sığınsın” demiştir. (Tirmizi: Tefsir:2)

Şeytandan emin olmanın yolu Allah’a sığınmaktır.

Bir hadiste şöyle buyrulur:

–   “Şeytan lanetlendiğinde: Ben zaten lanetliyim, mel’un olarak lanetlenmiştim, der. Halbuki ondan Allah’a sığınıldığı zaman, işte şimdi belimi kırdın” der. (Ramuz el Ehadis:62/5)

Bu konuda Cenab-ı Allah’ın bize talimatı şöyledir:

–   “Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah’a sığın…” (Fussılat: 36)

–   “De ki: Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım” onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım” (Mü’minun: 98/99)

–   “Eğer şeytanın fitlemesi seni dürterse hemen Allah’a sığın…” (A’raf:200)

Cenab-ı Allah hiçbir zaman kendisiyle irtibatta olan kulunu şeytana terk etmez. Eğer bir insan şeytanın hakimiyeti altına girdiyse bu ona bir cezadır. Allah’ı onu terk etmiş demektir.

 

C-    İNSANIN YARATILIŞI:

 

Diğer canlı cansız varlıklar yaratıldıktan sonra sıra insana gelmiş, Cenab-ı Allah meleklere:

–         “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” dedi. Melekler: Bizler sana ibadet ve itaat edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? dediler. Allah da onlara: Sizin bilmediğinizi ben bilirim dedi. (Bakara: 30) Adem(AS) ı yarattı. Adem(AS) ilk insan ve ilk peygamberdir.

Adem (AS) topraktan yaratıldı. Havva’yı da Adem (AS) dan yarattı. İkisinden de diğer insanları yarattı. (Nisa:1)

Adem’le Havva’yı yarattıktan sonra Allah onları cennete koydu ve uyardı:

“Şeytan senin için de eşin için de büyük düşmandır” (Taha:117) dedi.

Fakat şeytan onları kandırdı. (A’raf:20/22)

Allah’ta onları cennetten çıkardı, yeryüzüne inin dedi. (A’raf:24)

Adem(AS) Hindistan’a, Havva Cidde’ya indi. Daha sonra Arafat’ta buluştular. Bundan sonra insanlar dünyaya gelmeye, yeryüzünde üremeye başladılar.

Cennetten çıkışları ve yeryüzüne inişleri şöyle olmuştur: İsyanı yüzünden cennetten önce şeytan kovulmuştur. Ben ateşten yaratıldım diye büyüklük taslayıp secde etmedi. Cenab-ı Allah’ta: “İn oradan büyüklük taslamak senin haddin değildir çık! Çünkü sen aşağılıklardansın! Buyurdu” (A’raf:13)

Şeytan kıyamete kadar ömür isteyip, insanoğlunu sapıtacağına dair yemin etti. Cenab-ı Allah’ta kim sana uyarsa hepinizi cehenneme dolduracağım buyurdu. Adem’le Havva’ya da şu ağaca yaklaşmayın buyurdu. Şeytan önce Havva’ya yaklaşıp bu ağaçtan yer iseniz melek olursunuz veya ebedi cennette kalırsınız diye yasakladı dedi, onları kandırdı. Adem’le Havva pişman oldular, af dilediler, ama iş işten geçmişti. Şeytana uyup kendilerine zulmetmişlerdi. Cenab-ı Allah onlara dünyaya inmelerini emretti. “Bundan sonra orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan dirilip çıkarılacaksınız” dedi.

Bize de Allah “CC” şöyle bir uyarıda bulunuyordu:

–         “Ey Ademoğulları! Size ayıp yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise yarattık…Şeytan ana babanızı ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın…” (A’raf:26/27)

 

b) İnsanın üstünlüğü:

 

İnsan, diğer canlılardan farklı ve üstün olarak yaratılmıştır. İnsan, yalnız et ve kemik yığınından ibaret değildir. İnsan en güzel şekilde yaratılmış, onu Rabbi meleklerden de üstün kılmış, ona hitap etmiş ve emaneti ona vermiştir.

İnsan, manevi varlığı olan; ruh, akıl, kalp gibi varlıklara sahip bir varlıktır.

İnsan yeryüzünün halifesidir. Şairin dediği gibi:

“Yaratıp alemi Hakk, verdi şeref

cümleden kıldı Adem’i kıldı eşref”

insanı yarattıktan sonra Cenab-ı Allah insanın izzetini de zilletini de eline vermiş, vezirliğini de rezilliğini de kendine bırakmıştır. Bu durumda insan isterse meleklerden de üstün olabilir. İsterse hayvanlardan da aşağı duruma gelebilir.

Hz. Ali’nin ifade ettiği gibi:

“Sen kendini sandın bir parça küçük,

Halbuki sende alem var, en büyük”

İnsan kendini bilip tanıyamazsa, dünyayı kendine zindan eder. Esaret ilmiğini boynuna kendi eliyle takmış olur. Yılanın suyu zehir yaptığı gibi her nimeti kendine zehir eder. En önemlisi de kutsal emanet, küfre yataklık etmiş olur. N. Hoca bir gün denizden bir yudum su alır ve hemen tükürür. İleride duran çeşmeye varır, kana kana içer. Denize dönüp:

–         “Bana bak boş yere kabarıp durma kalıbından utan…su dediğin böyle olur” der.

İnsan iman cevheri ile kıymet bulur. İmanla yücelir, imanla derya olur.

Kur’an’da şöyle buyrulur:

–         “Biz insanı şan ve şeref sahibi kıldık, en güzel rızklar verdik…” (İsra:70)

–         “İnsanı güzel biçimde yarattık” (Tin:4)

 

c)     Her şey insan içindir:

 

Yaratıcı olan Allah insana ayrı bir değer vermiş, canlı cansız her şeyi insanın emrine vermiştir. Bu durumu şu ayetlerle bildirmiştir:

–   “O, yerde ve gökte ne varsa hepsini sizin için yarattı” (Bakara:29)

–   “O Allah ki, gökleri yeri yarattı, gökten suyu indirip onunla rızk olarak size türlü meyveler çıkardı. Denizde yüzmeniz için gemileri emrinize verdi. Nehirleri de sizin için akıttı” (İbrahim:32)

–   “Düzenli seyreden güneşi ve ayı size faydalı kıldı. Gece ve gündüzü de istifadenize verdi” (İbrahim:33)

–               “Hayvanları da Allah yarattı. Onlardan sizin için ısıtıcı şeyler ve birçok faydalar vardır. Onlardan bir kısmını da yersiniz” (Nah:5)

–               “Denizden taze balık yemeniz ve takacağınız süs çıkarmanız için denizi emrinize veren O’dur…” (Nah:14)

–               “Büyük baş hayvanları da sizin için yarattık. Onlarda sizin için hayır vardır” (Hacc: 36)

–               “Ey insanlar! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın, Allah’tan başka size gökten ve yerden rızık verecek bir yaratıcı var mı?” (Fatır:3)

–               “Gökte ve yerde ne varsa hepsini bir lütuf olarak size boyun eğdirmiştir. Bunda düşünenler için ibretler vardır” (Casiye:13)

–         “Yeryüzünü size boyun eğdiren O’dur. Şu halde yeryüzünde dolaşın. Allah’ın rızkından yiyin. Dönüş ancak O’nadır” (Mülk:15)

 

d)    İnsan hırsına düşkün ve nankördür:

 

Cenab-ı Allah’ın bütün bu ihsan ve ikramına rağmen insan, isyana meyyal, hırsına düşkündür.

Kur’an’da:

–         “Gerçekten insan, pek hırslı yaratılmıştır” (Meariç:19)

–         “Kendisine fenalık dokunduğunda sızlanır” (Meariç:20)

–         “Ona imkan verildiğinde ise pinti kesilir” (Meariç:21)

–         “Onu imtihan edip rızkını daralttığında ise: “Rabbim beni önemsemedi” der. Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz. Yoksulu doyurmaya birbirinizi teşvik etmiyorsunuz. Haram helal demeden mirası yiyorsunuz ve malı da aşırı biçimde seviyorsunuz” (Fecr:16/20)

–         “Eğer insanımıza bir nimet tattırırda sonra bunu ondan çekip alırsak, tamamen ümitsiz ve nankör olur. Eğer kendisine dokunan bir zarardan sonra ona bir nimet tattırırsak, elbette “kötülükler benden gitti” der. Çünkü o bunu derken şımarıktır, kibirlidir” (Hud:9/10)

–         “Denizde başınıza bir felaket geldiğinde, ondan başka bütün yalvardıklarınız kaybolup gider. O sizi kurtarıp karaya çıkardığında yine eski halinize dönersiniz. İnsanoğlu çok nankördür” (İsra:67)

–         “İnsana nimet verdiğimiz zaman, yüz çevirip yan çizer; ona bir de zarar dokunacak olsa, iyice karamsarlığa düşer” (İsra:83)

–         “O size hayat veren, sonra sizi öldürecek, sonra yine diriltecek olandır. Gerçekten insan, çok nankördür” (Hac:66)

–         “O sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri yaratandır. Ne de az şükrediyorsunuz?” (Mü’minun:78)

–         “Kendilerine verdiklerimize karşı nankörlük etsinler ve sefa sürsünler bakalım! Ama yakında bilecekler!” (Ankebut:66)

–         “İnsanların başına bir sıkıntı gelince, Rablerine yönelerek O’na yalvarırlar. Sonra Allah katından onlara bir nimet verince bakarsınız ki onlardan bir gurup yine Rablerine ortak koşuyorlar” (Rum:33)

–         “Kendi yaratılışını unutarak bize karşı misal getirmeye kalkışıyor ve: “Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?” diyor” (Yasin: 77)

–         “İnsana bir zarar dokunduğu zaman bize yalvarır. Sonra kendisine bir nimet verdiğimiz vakit: “Bu bana ancak bilgimden dolayı verilmiştir” der. Hayır bu bir imtihandır, çokları bilmez” (Zümer: 49)

Bu ayetlere insan mefaatine çok düşkün ve isyankar bir varlıktır.

 

e)     Aslında insan acizdir:

 

İnsan diğer canlılara göre daha güçlü yaratılmış olmasına rağmen insana ömür sınırlı, güç de sınırlı verilmiştir. Allah onu yoktan var etmiştir, kısacık bir ömür ve bir miktar dünyalık vermiştir. Bakalım ne yapacak diye de imtihana tabii tutmuştur.

 

Kur’an’da:

“O Allah ki insanı bir damla sudan yarattı. Fakat insan Rabbine apaçık bir hasım oluvermiştir” (Nahl: 4) buyrularak insanın evvelinin bir damla su, sonunun da toprak olduğu bildirilmiştir. Şair:

“Çıkmışsa ilahi emir bahane bol

Toprakta başlar toprakta biter bu yol” demiştir.

Bir zamanlar hiç birimiz yoktuk. Alemlerin rabbi olan Allah bizi yarattı. Dünyaya geldik, ağladık, emekledik, çocuk olduk oynadık, genç olduk günahlara daldık, dünyalıklar edindik. Allah’ı, ahireti unuttuk, zevklere daldık. Yaşlandık aciz kaldık. Azraile teslim olup, ahiret yolculuğuna çıkacağız.

Yaratan Allah, yaşatan Allah, öldürecek olan Allah, sonra diriltip hesap soracak olan Allah’tır.

 

f)       İnsan imtihan için yaratılmıştır:

 

Sebepsiz, gayesiz hiçbir şey yaratılmamıştır. İnsanın yaratılmasında da manasızlık, anlamsızlık yoktur. İnsan, başı boş sorumsuz da yaratılmamıştır.

Yaratıldıktan sonra insan, yaratanını bile unutabiliyor. Dünyaya meyil ediyor, makam, mevki ve şöhrete yönelebiliyor. Kimisi nefsinin, giyim kuşamın esiri olabiliyor. Bazısı Yüce Yaratana kulluğa yönelebiliyor.

İnsan iyiliğe de kötülüğü de meyyal yaratılmıştır. Yani insan, küfre de, imana da yataklık edebiliyor.

İnsanın niçin yaratıldığı sorusunu Cenab-ı Allah Kur’an’da şöyle bildiriyor:

–         “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” (Zariyat: 56)

–         “Gerçek şu ki biz insanı bir nutfeden yarattık; onu imtihan edelim diye kendisini işitir ve görür kıldık” (insan: 2)

–         “And olsun içinizden cihat edenlerle sabredenleri ayırt edinceye kadar sizi imtihan edeceğiz” (Muhammed: 31)

–         “O Allah ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmamıştır” (Mülk: 2)

Bu ayetlerden de anlaşıldığı gibi insan, yüce Allah’ın kuludur. Allah onu kulluk yapsın diye yaratmıştır. İmtihan etmek için yaratmıştır. Dünyayı düzene koysun, ahiret yurdunu kazansın diye yaratmıştır.

 

g)     İnsan hayvan azmanı değildir:

 

İnsanın menşei Adem ile Havva’dır. “sizi Adem ile Havva’dan yaratan Allah’tır.” (A’raf: 189)

Canlılar yaratılırken her tür ayrı ayrı yaratılmıştır.

Evrim masalı bilimsel değildir. Kanıtı olmayan bir teoridir. İlim adamlarının araştırmaları ve fosiller, canlıların evrimini yalanlamıştır. Bu gün maymun aynı maymundur. Ara maymun yoktur. Yani hiçbir zaman maymun adam olmamıştır. Bu bir varsayımdır. Bir hayaldir, iddiadır. Bu konuda bir tek fosil de yoktur.

Bu gün evrim yalanını kabul eden bir tek ilim adamı yoktur. Bir ilim adamı şöyle diyor: “İnsan evrimi gece yarısı masallarıyla aynı değeri taşıyan bir iddiadır. Eğlendirici ama bilimsel değildir.”

Darwin’in yalanları, bilim değildir, ideolojidir. Sırf yüce yaratıcıyı inkar temeline dayanır.

Darwinizm ilmi değildir. İnsan vücudu, tesadüfen oluşan bir varlık olamaz. İnsan vücudu incelendiği zaman bilinçli tasarımın eseri olduğu açıkça görülecektir.

İnsanı hayvan azmanı olarak kabul edenlerin amacı, başta Allah’ı ve dini reddetmektir. Dinsizliği, ahlaksızlığı insanlara telkin etmektir. Yaratılış gerçeğini, ahireti, sorguyu, suali reddetmektir. Böylece insanın hayvanlar gibi yaşamasını sağlamaktır.

“Alemlerin yaratıcısı Allah’tır” (A’raf:54) Darwin’i de onun gibi düşünenleri de yaratan Allah’tır.

Kur’an’da ve ilim adamlarının açıklamalarında evrim açıklaması yer almamaktadır. Darwinizm yalanı Darwin’in zamanında bir teori, bir hayal ürünü, cılız bir iddia olarak kalmıştır.

 

SONUÇ:

 

Yeri, göğü, insanı, meleği, şeytanı ve yerde gökte ne varsa her şeyi yaratan, yaşatan yüce Allah’tır.

Melek, şeytan ve insan İslam Fıtratı üzerine yaratılmıştır. Yarattıktan sonra kulluğa ve ibadete çağırmıştır. Melek bu çağrıya boyun eğerken şeytan isyan etmiştir. Kıyamete kadar da insanla uğraşmaya yemin etmiştir. İnsan ölürken bile insanla uğraşacak, imansız göndermeye çalışacaktır.

Yaratmak yüce Allah’a mahsustur. Baştan her şeyi “ol!” emri ile Allah yaratmıştır. Kur’an’da şöyle ifade edilir:

–         “De ki: göklerin ve yerin Rabbi kimdir? De ki: “Allah’tır” o halde de ki: onu bırakıp ta kendilerine fayda ve zarar verme gücüne sahip olmayan dostlar mı edindiniz? De ki: kör ile gören bir olur mu hiç? Yada karanlıkla aydınlık eşit olur mu? Yoksa O’nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma onlarca birbirine benzer mi göründü? De ki: Allah her şeyi yaratandır ve O, birdir, karşı durulamaz güçtür” (Rad:16)

Allah, vardır, birdir, O’ndan artık Tanrı yoktur. “Yaratan var eden, şekil veren Allah’tır.” (Haşr:24)

“O, bir şeyi yaratmak istediği zaman O’na “ol” der. O da hemen olur.” (Yasin:82)

Allah soruyor:

–                    “Siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratan biz miyiz?” (Vakıa:59)

Allah’tan başka kimse bir şey yaratamaz. Yaratılışta tesadüfe yer yoktur. Hiç bir şey kendi kendine olmaz.


Bu yazıyı 1.292 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.