YAŞLILARA SAYGI

Türk ailesi, Türk toplumu batı güdümüne girdiği günden bu yana sosyal deprem yaşıyor. Bu depremde toplumumuz, sevgi, saygı, acıma, sorumluluk gibi duygularını yitirdi. Saygı sorumluluk unutuldu. Dua ağaçlara sulanmadı kurudu, kurumayanda kesilip atıldı.

Beceremediğimiz, hakkını veremediğimiz bazı şeyleri silip attık veya bir gün bir hata ilan ediverdik. Aslında bu kutlama, hatırlama değil unutma, unutturma günleri oldu. Bir gün kutlama 364 gün unutma. Batı böyle yaptı, biz de böyle yaptık. Hâlbuki batı ailesi dağıldığı için böyle yaptı. Biz de ailelerimizi dağıtmak için onlara uyduk. Anneler günü, babalar günü, yaşlılar günü diye seve seve aldık.

Batının bize Müslüman-Türk kimliğini unutturma tuzağına düştük. Batı ile yattık batı ile kalktık. Yani batılılaşma sıtmasına tutulduk. Batılılaşma, bizi batırdı. Bugün batılılaşma arzusunun ortaya çıkardığı felaketlerle boğuşuyoruz. Batı bize insani, ahlaki şeyler vermediği için batının çöplüğü haline geldik. Hastalıklar bize batıdan bulaştı. Ahlakımız bozuldu. İdeallerimiz yozlaştı. Ailelerimiz çöktü, dağıldı.

Anneler günü, babalar günü, yaşlılar günü gibi bize fantezidir. Bize göre değildir. Bir yılda yapılmayan görev bir günde yapılamaz. Bize ömrünü verenlere bir gün ayıp olmaz mı? Sonra evlatlarımızda bize aynı şeyi yapmaz mı?

Bir güne hapsedilen sevgi, saygı ve görev bütün ömür boyu gösterilmesi gereken şeyler değil midir?

Bu tür oyunlar, batı kaynaklı ve ticari amaçlıdır.

Canlılar içinde en zor yetişen, zahmeti çok olan tek varlık insandır. Dünyaya zahmetle gelir, eziyetle büyür. Büyüse de ihtiyacı bitmez.

Bugüne kadar çok şey yitirdik. Ama insanlığımızı yitirmemeliyiz.

 

Annelerimiz:

Bir gün, bir hediye, bir öpücük anneye görev tamam olur mu?

Anne, çocuğunu 9 ay karnında taşır. Zahmetle dünyaya getirir, eziyetle büyütür. Yıllarca onu taşır, beşiğini sallar, temizliğini yapar, kanından kan, canından can verir… Geceleri uyumaz, gündüzleri dinlenmez. Yemez yedirir, giymez giydirir. Fedakârlığın en güzel örneklerini verir. Evladı için ömür tüketir. Onunla güler onunla ağlar. Bunun için:

-“Ana gibi yar olmaz.”

-“Ağlarsa anam ağlar, kalanı yalan ağlar.”

-“Ana başa taç imiş, her derde ilaç imiş Evlat pir olsa da anaya muhtaç imiş” denmiştir.

-Ağlayan “ana” diye ağlar.

Peygamber ( as ) bir hadislerinde: “Cennet anaların ayağı altındadır” (Nesel Cihad:6/11) buyurarak cennete girmek için ana rızasının önemini belirtmiştir.

Bir hadislerinde de Musa Peygamber zamanında annesine bakan birinin cennette Musa Peygambere komşu olduğunu bildirmiştir.

Bir adam Hz. Peygambere sorar:

-“Ya Rasülallah! En iyi muameleye kim daha hak sahibidir?

-Annen.

-Sonra kimdir? Der.

-Annen.

-Daha sonra? Der.

-Annendir. Cevabını alır.

-Ya sonra kimdir? Diye sorar. Peygamberimiz ( sav ):

-Babandır.”  (İ. Canan, Hadis Ans:1/153) buyurur.

Hz. Aişe (ra) şöyle anlatır:

“Buraya iki kızı ile yoksul bir kadın geldi. Kendisine 3 hurma verdim. Kadın kızlarına birer hurma verdi. Bir hurmayı da ağzına doğru götürmüştü ki, çocuklar o hurmayı da yemek istedi. Kadın hurmayı iki yavrusu arasında paylaştırdı. Kadının bu hali bana hayret verdi. Bu hali Rasülüllah’a anlattım.

Allahın elçisi:

-Allah bu davranışı sebebiyle o anayı cehennemden azad edip, ona cenneti vacip kıldı” buyurdular demiştir.

Hz. Peygamber, Mekke’ye giderken yolda annesinin mezarını ziyaret eder. Ziyaret sırasında kabri eliyle sıvazlar ve ağlar. Bu hali gören Müslümanlar da ağlar. Bu sırada niçin alındığını soranlara Hz. Peygamber:

-Annemin benim hakkımda şefkat ve merhametini hatırladım da ondan ağladım” cevabını verir.

Sevgili Peygamberimiz sütünü emdiği Süveybe Hatuna her zaman ilgi duymuş, ona hürmette asla kusur etmemiştir. Sütannesi Halime Hatun bir gün Efendimize gelerek yokluk çektiklerini bildirmiştir. Peygamberimiz onun ihtiyacını fazlasıyla karşılamıştır. Gelişinde “Anneciğim” diyerek karşılamış, hürmet göstermiş ridasını sererek üzerine oturtmuştur.

Peygamber Efendimiz zamanında bir genç, son anlarını yaşamaktadır. Peygamberimize kelime-i şahadet getiremediği haberi gelir. Peygamberimiz gencin yanına gider, halini görünce sorar:

-Bu gencin ana babası var mı?

-Yaşlı bir anası var oğlu ile konuşmuyor derler.

-Çağırın der.

-Bu senin oğlun mu?

-Evet.

-Sen bundan razı mısın?

-Hayır. O benim gönlümü kırdı der.

Peygamberimiz affetmesini ister. Hayır, cevabını alınca. Odun toplamasını ister ve yakmak istediğini, kadına bildirir. Ben yakmasam Allah yakacak der. Bunları duyan kadın: “Oğlumu affediyorum” der demez gencin dili çözülür. Kelime-i şahadet getirip ruhunu teslim eder.

Ana sevgisi koşulsuz sevgidir. Hiçbir evlat ana sevgisine karşılık verememiştir.

Bir anada, kendisini üzen oğlunun küçükken yattığı beşiği ve giydiği elbiseleri getirir, önüne kor ve:

-“Ey insafsız! Sen bu beşikte yattın şu elbiseleri giydin, acizdin, üzerine konan sinekleri kovamazdım, hasta olurdun, sabahlara kadar başında beklerdim” der.

Güzel muameleye en layık insan, annedir.

Bir adam, Resul-i Ekrem’e gelerek, “Ey Allahın Rasülü, kendisine güzel davranıp yakınlık göstermemi en çok hak eden kimdir? Diye sordu. Hz. Peygamber, “Annen” cevabını verdi. Adam, “sonra kimdir?” Diye sorunca Sevgili Peygamberimiz yine, “Annen” buyurdu. Adam, “sonra kimdir?” Diye tekrar sorunca Peygamber Efendimiz, “Annen” cevabını verdi. Bunun üzerine adam “sonra kimdir?” Dedi. Allahın Rasulü, “sonra babandır” buyurdu. (Buhari, Edep,2)

Rasülüllah Efendimiz’e ( sav ) bir adam geldi ve şöyle dedi:

“Ben büyük bir günah işledim. Benim için bu günahı affettirecek bir tövbe yolu var mı?”

Allah Rasülü, adama sordu: “Annen var mı?”

Adam: “Hayır yok” dedi.

Allah Rasülü, bunun üzerine:

“Peki, teyzen var mı?”

Adam: “Evet var” dedi.

Allah Rasülü: “O halde git ona iyilik et” buyurdu. (Tirmizi)

 

Babalarımız:

Varlık sebebi babalara da bir gün ha! Senede bir gün!

Baba da ana karnındaykenden ömür boyu evladı için çırpınır durur. Onu korur. Her türlü ihtiyacını karşılar. Meslek sahibi yapar her türlü sıkıntıya katlanır.

Hiçbir evlat kendisine yapılanı ne anasına, ne de babasına yapabilir?

Peygamber (as): “Allah’ın rızası, babanın rızasından geçer. Baba cennetin orta kapısıdır. Dilersen bu kapıyı terk et, dilersen muhafaza et!” (Tirmizi Birr:1900-1901)

-“Hiçbir evlat babasına borcunu ödeyemez. Hatta babası başkasının kölesi olup da onu satın alıp hürriyetine kavuştursa da.”

-Bir evlat babasını Peygamber ( as )’a şikâyet eder. “Bu da malımı alıyor” diyor. Peygamber ( as ):

“Ente vemalüke liebike = Sen de babanınsın malında babanın” cevabını veriyor.

Hiçbir evladın ana babasından şikâyeti, sızlanması ve küsmesi olmamalıdır. Benim ne biçim anam babam var? Diyeceğine, ben nasıl bir evladım? Ben evlatlık görevimi yapıyor muyum? Demelidir.

İnsan ana babanın ne demek olduğunu, ana baba olunca anlamaya bırakmamalıdır.

Ana babasına evlatlık görevi yapmayanın, evladından evlatlık görevi beklemeye hakkı olur mu?

Ana babanın hakkı öyle bir günde ödenecek hak değildir.

Bazıları, baba hakkını bir tohum olarak görmektedir. Böyle basit hak anlayışı ancak hayvanlar için geçerlidir.

Allah’ın bir Salih kulu bir ihtiyacı olduğu zaman evladına söylemezmiş. Başkalarına söylermiş. Sebebini soranlara:

-Oğlumun ihmalinden veya isyanından korkarım. Bu durumda cehennem ateşini hak eder. “Ben evladımın ateşte yanmasını istemem” der.

Hani meşhurdur. Bir baba oğluna “Adam olamazsın” demiş. Çocuk okumuş ilçeye kaymakam gelmiş, babasının bu sözünü unutmayıp, köyden babasını jandarma ile çağırtmış. Odasına giren babasına: “Bana adam olamazsın demiştin. Bak kaymakam oldum” demiş. Kapının yanında ayakta duran baba: “Ben sana kaymakam olamazsın demedim ki, adam olamazsın” dedim. “Adam olsaydın beni jandarmayla bu şekilde çağırtmazdın” demiş.

Belki çok şey olabiliriz ama her şeyden önce evlat olmalıyız. İnsan olmalıyız.

 

Ana Baba İçin İlahi Uyarılar

Öksüz ve yetim büyüyen Peygamber ( as ) şöyle buyurur:

-“Allah’ın rızası ana babanın rızasındadır. Allah’ın gazabı ana babanın gazabındadır.” (Tirmizi Birr:3)

-“İhtiyar ana babadan biri ya da ikisi yanındayken onların rızasını kazanarak cenneti hak etmeyene yazıklar olsun” (Müslim Birr:8) demiştir.

-“Biri Peygamber (as)’a sorar:

-Ana babanın çocukları üzerinde hakları nedir? Cevap:

-Onlar senin ya cennetin ya da cehennemindir.”

-“Cebrail ( as ):

-Ana babanın rızasını kazanamayan evladın burnu sürtülsün” demiş, Peygamberimiz: “Âmin” demiştir. (Tirmizi Davut:110)

Allah’a ortak koşmaktan sonra günahların en büyüğü ana babaya isyandır.

Cenab-ı Allah’ın uyarıları da şöyle:

-“Allahtan başkasına kulluk etmeyin, anne babanıza iyi muamele edin. Eğer onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, “öf!” bile deme. Onları azarlama, onlara güzel ve tatlı söz söyle. Onlara acı, merhamet et. “Onlar bana çocukluğumda nasıl merhamet ettiyse, sen de onları öyle esirge Ya Rab! Diye dua et.” (İsra:23-24)

“Biz insana anne babasına karşı iyi davranmasını tavsiye ettik. Zira annesi onu zorlukla karnında taşımıştır. Onu güçlükle doğurmuştur… (Ahkaf:15+Lokman:14)

“Allahtan başkasına tapmayın; ana babaya iyilikte bulunun.” (Bakara:83)

-“Allaha kulluk edin. Ona hiçbir ortak koşmayın. Ana babaya iyilikte bulunun.” (Nisa:36) buyrulur.

Ana baba evladından ne olursa, olsun ilgisini hiç kesmez. İtaat etmese de, vazifesini yapmasa da onunla ilgiyi kesmez. Ama evlat en ufak bir şeyden dolayı ana babaya sırt çevirdiği için Cenab-ı Allah bu uyarıları yapmıştır.

Ana baba hakkın riayet, insanın manen ömrünü uzatır. Hayatı mutlu, bu huzurlu kılar rızkı arttırır. Cenab-ı Allah ona iyi davranacak evlatlar verir. Ana babaya iyiliğe karşılık lütuflarda, ihsanlarda bulunur. Hizmetin karşılığı cennet verir.

-Evlat ana babaya “öf” bile dememeli, saygıda asla kusur etmemelidir.

-Kaba kırıcı davranmamalıdır. Tatlı dil kullanmalıdır.

-Ana babanın hayır duasını almalı, onlar için de hayır dua da bulunmalıdır.

-Ana babaya karşı edep ve terbiye sınırlarını aşmamalıdır.

-Ana babanın her türlü ihtiyacı karşılanmalıdır. Hizmetleri görülmeli, rızaları alınmalıdır.

-Evlat ana babasına yaptığı hizmetleri başa kalkmamalıdır.

-Hanım istemiyor, beyim istemiyor diye ana baba terk edilmemelidir.

 

Evladın Hiç Hakkı Yok Mu?

Evladından şikâyet edenlere hep sormuşumdur:  

-Siz nasıl evlat yetiştirdiniz? Nasıl olsun istedinizde olmadı?

Çocuk ana kucağı, baba ocağında yetişmez mi? Ana baba örnek model olmaz mı?

Çocuk Allahın emanetidir. Onun iyi yetiştirilmesi ve korunması gerekir. Allah: “Yakacağı taşlar ve insanlar olan cehennem ateşinden yavrularınızı koruyun” diye emrediyor. (Tahrim:6)

Peygamber ( as ) her doğan, İslam fıtratı üzerine doğar” buyurarak. (Buhari Cenaiz:4) Tertemiz emanet edildiğini bildirir. Onun kirlenmesinde ana ve babanın çok büyük katkısı vardır. Evladını ihmal eden, evlat katili olur.

Çocukları şekillendiren ana babadır. Evladını ihmal eden, cahiliye devrindeki cinayetten daha ağır suç işlemiş olur. Çünkü o yaşadığı müddetçe çok canlar yakacaktır.

Çocuk köpekle bir tutulur “bir bebek, bir köpek” denirse, giyim ile hayat tarzı ana baba imajı verilmezse, o evlat, sadece anneler gününde, babalar gününde evlatlığını hatırlayacaktır.

Ebu Hafs el-Kindi’ye bir gelir:

-Oğlum beni dövdü, canımı acıttı.

-Subhanallah. Oğul babayı döver mi?

-Evet, dövdü hem de canımı acıttı.

-Oğluna ilim edep öğrettin mi?

-Hayır, öğretmedim.

-Kur’an öğrettin mi?

-Hayır, öğretmedim.

Sana ne denir şimdi demiş.

Ana baba yaşarken elin, ölürse yerin beğeneceği evlat yetiştirmelidir.

Peygamber (as ): “Çocuklarınızı güzel terbiye edin” buyuruyor. Çocukların dindar olmasından korkulmamalıdır. Dindar olan, kindar olmaz. Ana baba dövmez. Verilen dünyalık bilgi kadar ahiret bilgisi verilirse, o çocuk ana babanın cenneti olur. Dinle barışık olan herkesle barışık olur. Değilse, ana baba başının cenaze namazını bile kılamaz. Ahirette de ana babasının yakasına yapışacak: “Rabbim, bunlar beni terbiye etmedi, dinimi öğretmedi” diye şikâyet eder.

Dindar, hayırlı evlat ana baba için sadaka-i cariye olur. Ana babasının ardından dua eder. Kabri başında somurtmaz. O evladın iyiliklerinden ana baba pay alır durur. Çünkü Peygamber (as): “Bir iyiliğin işlenmesine sebep olan, o iyiliği bizzat işlemiş gibi sevap alır” denmiştir.

Hayırlı evladın hizmeti bitmez. Vasiyeti yerine getirir. Dua eder, Yasin okur, Kur’an okur. Onlar için hayır hasenatta bulunur. Onların kemiklerini sızlatmaz. Çünkü iyilikler ulaştığı gibi kötülükler de arkadan gelir durur.

 

Dindar Olmayan Ana Baba

Cenab-ı Allah: “Biz insana, ana babasına iyi davranmasını tavsiye ettik. Eğer onlar, senin hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak banadır. O zaman size yaptıklarınızı haber vereceğim.” (Ankebut:8)

Lokman suresi 15’te zorlasalar da “onlarla iyi geçin” diye emrediliyor. Yani kırmayın der.

Ana baba, inançsız da olsa kötülüğü emretse de evlat anasını babasını terk edemez. Onların zaruri ihtiyaçlarını karşılamakla sorumludur.

Dine ters işlerinde ise onlara itaat edemez. İmandan da taviz veremez. İslam dışı isteklerini kabul etmez, yerine getirmez. Burada Allah’a itaat eder.

Ahlaksız teklifleri olabilir. Haram istekleri olabilir.

Allah’ın emrine ters “örtünme, namaz kılma” gibi arzu ve teklifleri olabilir. “İnkâr et” diyebilirler. Yani Allah’a isyan işte ana baba ya itaat olmaz.

Küfür içinde iseler. Küfre rıza da küfürdür.

Sad bin Ebi Vakkas (ra) Müslüman olunca, annesi razı olmadı. Yemek yemedi. İslamdan dönersen öyle yer içerim” dedi. İlave etti. “Yoksa ölürüm” Sad:

-“Anneciğim seni seviyorum ama bin canın olsa, birer birer çıksa, yine dinimden vazgeçmem” dedi.

Dine hizmet adına gençleri ana babalarından koparmak, İslam inancı ile bağdaşmaz.

 

Yaşlıya Saygı

Sahip olduğumuz, istifade ettiğimiz şeylerin gerçek sahibi yaşlılardır. Onlara minnet borcumuz vardır. Hayatlarının sonunda onların mutlu olmasını sağlamak boynumuzun borcudur. Onlara olan borcumuz yaşlılar gününde ödenebilecek bir borç değildir.

Yaşlılık kusur değildir. Kusurda değil, hastalık da değildir. Yaşlılık ömrü olan herkesin kaderidir.

Ne yazık ki, günümüzde eve kedi köpek sığıyor da yaşlı sığmıyor. Ana babasını yaşlılar yurduna yerleştirip bir daha aramayan evlatlar var.

Yaşlıların yeri huzur evleri değildir. Onlar bir çocuk gibi sıcak ilgiye muhtaçtır. Yalnızlık, bir çocuk için ne kadar zorsa yaşlı içinde o kadar zordur.

Yaşlılar evde baş tacı olmalı, evin süsü bereketi olmalı. Çünkü onlar yüzünden rızıklandırılırız.

Günümüzde huzur evi için sıra bekleyen yaşlıların olması üzücüdür. Adları moruğa çıkmış, itilip kakılması, dolmuşta, otobüste yer bulamamaları bu toplumun yüz karasıdır. Köpeğe 52 hafta yaşlıya bir hafta insanı utandırıyor.

Yaşlıları sıkıntıya sokanlar, sıkıntıdan kurtulmazlar, darmadağın olurlar. İki yakaları bir araya gelmez. Hayatlarının sonunda onlar da aynı kaderi paylaşırlar.

Huzur evi yaşlının huzur aradığı yer haline gelmişse, vay o ailenin haline!, vay o toplumun haline!

Peygamber ( sav ) şöyle buyuruyor:

-“Küçüklerine merhamet etmeyen, büyüklerine hürmet etmeyen bizden değildir” (Tirmizi Birr:15)

-Eğer içiniz de beli bükülmüş ihtiyarlar olmasaydı, belalar üzerinize sel gibi gelirdi.

-“Bir yaşlıya ikram edene Allah da ona ikram edecek birini emrine verir.” (R.Salihın:391)

-“Düşkünleri gözetiniz. Zira siz ancak düşkünleriniz sayesinde yardım görür ve rızıklandırılırsınız.” (Age:314)

-“Beli bükülmüş ihtiyarlar, süt emen bebekler, dilsiz hayvanlar olmasaydı başınıza azap ve bela yağardı.” (Keşfü’l-Hefa:2/212) Buyurmuştur.

Yaşlılar bizim sigortamızdır, dua ağacımızdır.

 

Ötenazi Bir Görev Mi?

Yaşlıların öldürülmesi veya ölmelerine yardımcı olunması, batı kültüründe bir görev olarak görülüyor.

Bizde ise canı veren alır. Bir insanı öldürmek veya ölümüne sebep olmak cinayettir. Bütün insanları öldürmüş gibi olur.

Herkesin yaşama hakkı vardır. Sakat, hasta, ihtiyar yaşayacaktır. Onlarla ilgilenenler sevap kazanma fırsatını elde edecektir.

Yaşlılık, organ noksanlığı veya hastalık öldürme sebebi olamaz. Çünkü bugün genç olan da bir gün yaşlanacaktır. Öldürülmeyi kim ister?

İnsan öldüren, kötü örnek olmuş olur. Gelecek nesillere miras bırakmış olur. Onlar da onu öldürür.

Bir kişi, ilgisizlikten ölürse, ilgi göstermeyen katil olur.

Birinin intiharına sebep olan, yardımcı olan da cinayet suçu işlemiş olur.

 

Nasıl Davranılırsa O Görülecektir.

Kim ne yaparsa, onu görecektir. Bir insan yaşlanınca nasıl muamele görmek istiyorsa, yaşlılara öyle davranmalıdır.

Bazı ihtiyarlar da yaşlıyım diye yükü tamamen başkalarının omzuma bırakı vermemelidir. Yaşlılığı anlamlı kılmalıdır.

Yaşlılık emeklilik en güzel hizmet çağıdır. Evlatlara torunlara tecrübelerinden yararlandırma, örnek olma zamanıdır. Eksik ibadetleri tamamlama zamanıdır. Etrafına hizmet edenlere hayır dua etme zamanıdır.

Yaşlılar, Allahın rızasını kazanmaya, cennete girmeye sebeptir. Yaşlılara isyan da dünyada da ahirette de sıkıntıya sebeptir. Ana baba ve yaşlıya isyanın cezası çoğu zaman ahirete de kalmaz. Bu cezalardan en önemlisi evladı da ona isyan eder.

Dinimizde ana baba katilinin cenaze namazı kılınmaz.

Huzur evinden bir feryad!

Babayım ama çocuklarım nerede?

Kore de şehit düşen ağabeyinin adını verdiği oğlu Ahmet’te 20 yıldır haber alamayan Ali Karakuyu, Darülaceze’de yılların özlemiyle yavrusuna sarılıp hasret gidereceği günü bekliyor. “Ah evladım insan bir arayıp sormaz mı” diye gözyaşı döken yaşlı adamı karısının vefatından sonra çocukları terk etmiş.

Huzur evi sakini iki yaşlı konuşuyor:

Huzurevinin bahçesinde iki tonton yaşlı adam bir banka oturmuş laflıyorlar;

-Aaah ah… Yaş oldu 83… Elim ayağım tutmuyor, her tarafım ağrıyor…

Benle aynı yaşta değil misin, ya sen kendini nasıl hissediyorsun?

-Yeni doğmuş bebek gibi…

-Aaaa? Nasıl yani?

-Kafa da saç yok, ağızda diş yok, galiba az önce altıma yaptım!!!

Radyoda 2003 yılında üç huzur evi sakini ile program yaptım. O hafta yaşlılar haftasıydı. Program süresince ağladılar. Beddua ettiler. Varlık sahibi evlatlarının arayıp sormadığından bahsettiler.

Program sonunda bir sorum var dedim ve:

-Siz nasıl evlat yetiştirdiniz ki, böyle oldu? Dedim, sustular…

Bakın kim ne ekerse, onu biçecektir. Kim ne yaparsa karşısına o çıkacaktır. Biri bir adama bir tokat attı yere düşürdü. Üzüldüm. Yaşlı bir zat bana: “O da babasına böyle tokat atmış, onu yere sermişti” dedi. İşte ilahi adalet…

-“Bir baba bir gün yaşlı babasını küfeye koymuş atmaya giderken, oynamakta olan oğlu sormuş.

-Baba nereye?

-Dedeni atmaya gidiyorum.

-Dedemi at ama küfeyi atma bana lazım olur” demiş.

-“Bir evlat da yaşlı babasını küfeye koymuş atmaya giderken yorulmuş küfeyi bir taşın üzerine koymuş dinlenirken, küfenin içinde ki ihtiyar

-Ben de babamı atarken burada dinlenmiştim” diye mırıldanmış…

-Bir başka olay da; evlatlar babalarına kızmışlar, kolundan bacağından tutup sürüklemeye başlamışlar. Bahçenin giriş kapısına gelince adam: “Yeter zalimler yeter. Ben de babamı buraya kadar sürüklemiştim” diye haykırmış.

Hiçbir yaşlı, kötü muameleye maruz kalmamalıdır. Kimse unutmasın ki, bir gün nöbet bize gelecek, herkes ektiğini biçecek, ettiğini bulacak. Bir gün yaşlanacağını düşünen, sonunda pişman olmayacaktır.

Çare, hayırlı evlat yetiştirmektedir. Bazıları, yaşlılığını düşünüp, para biriktireyim, gayrimenkulüm olsun kendime baktırırım diyor. Hayır, insana, bakarsa, kendi evladı bakar. Onun için her ana baba kendine bakacak evlat yetiştirmelidir.

Acaba bugün kabahat ana babasına bakmayan evlat da mı? Bu soruyu herkes kendi kendine sormalı, cevabını kendi bulmalıdır.

İnanan evlat, ana babasını terk etmeyecektir. Evinden atıp, huzur evine yerleştirmeyecektir. Çünkü o bilir ki, “Allahın rızası, babanın rızasındadır.” “Cennet anaların ayağı altındadır.” “Ana babaya öf bile denmeyecektir.”

İnanan bir insanın ana babası ölse bile onları unutmayacaktır. Onların iki cihanda da sigortası olacaktır. İyi evlat, şefaat edecek…

Allah bizleri, sizleri ve inananları, evladı yüzünden veya ana babası yüzünden, dünyada ve ahirette helak olanlardan etmesin.

 


Bu yazıyı 349 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here