Yayın Basın Organları

Bu bölümde her şeyi istediği gibi yönlendiren medyadan bahsedeceğiz. Eğiticilik görevini nasıl yapıyor, milli çıkarlarımızı nasıl koruyor, milletin inancına kültürüne nasıl katkıda bulunuyor, bunu ele alacağız.

Medyanın olumsuz çabaları insanı şaşırtıyor. Çünkü medyanın bize ettiğini bugüne kadar hiçbir güç etmemiştir. Hani ağaca sormuşlar: “Derdin ne?” diye. Ağaç: “Balta” demiş. Ve ilâve etmiş “Ah sapı benden olmasa!…”

Medya bizim yakamızdan paçamızdan asılıyor… Medya aslî görevini yapmadığı için insanımızın kimliğinden kişiliğinin kopmasına neden oluyor. Aileler dağılıyor, gençlik dejenere olmuş, ahlaksızlık, müstehcenlik her kesime yayılmıştır. Yabancılaşma yozlaşma artmış, adeta insanımızın şekli bozulmuş, her iyi duygu körelmiştir. Düşüncenin ve ilişkilerin şekli değişmiştir.

En önemlisi de zevkler değişmiştir. Anlayışlar değişmiştir. Tek kelimeyle insan değişmiştir.

 

GAZETE VE DERGİLER NİÇİN ÇIKAR?

 

Milletin eğitimi, okulu, ailesi ve basını ile bir bütündür. Hatta basın, en güçlü eğitim aracıdır. Basının verdiği haberler, verdiği mesajlar çok önemlidir. Herkesime hitabettiği için, kültür seviyesinin yükselmesi bakımından önemli rol oynar.

Basının halka karşı sorumluluk duygusu içinde hareket etmesi gerekir. Kendini yaşatan halka eğitim, kültür hizmeti vererek minnet borcunu ödeyecektir. İnsanımızın problemlerine sahip çıkacak, onların çözümünde yardımcı olacaktır.

Basının bu görevlerini yaptığı söylenemez. Dergiler ve gazeteler milletin vicdanının sesi, gönlünün tercümanı olması gerekirken, ters yönde yayın yapıyor, yapacağı yerde yıkıyor. Çoğu zaman dil uzatıyor. Bazı konularda dış güçlere muhbirlik yapılıyor. Zaaflarımızı sergiliyor.

Haberleri, moral bozucu haberler oluyor, olayın iyi ve yapıcı tarafından ele almıyor, verdiği haberi tekrar tekrar veriyor.

Haberi araştırmadan, kasıtlı veya yalan veriyor. Yargının yerini alıyor, birilerini veya bir kesimi suçluyor, suçlu ilân ediyor. Mağdur ettikleri oluyor, hatta bazılarını intihara bile sürüklüyor.

Cenab-ı Allah: “Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse, onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.” (Hucurât: 6)

“İnsanlardan öylesi var ki, herhangi bir ilmî delile dayanmadan Allah yolundan saptırmak ve sonra da onunla alay etmek için boş lafı satın alır. İşte onlara rüsvay edici bir azap vardır.” (Lokman: 6) buyurur.

Gazeteler şunu bunu verme yerine dürüst gazetecilik yapmalıdır.

Allah aşkına, bu gazete ve dergiler ne yapıyor ne üretiyor? Ve halka ne veriyor? Bu konuda sizi düşünmeye davet ediyorum. Basının verdiği mesaj çok önemlidir.

1905 yılında Amerika’da toplanan Yahudi konseyinde basınla ilgili çok önemli kararlar alıyorlar. Bu kararlardan en önemlisi şöyle:

Madde 14: Yakın bir gelecekte basın yoluyla müstehcen sanatı ve aşırı spor iptilasını aşılayacağız. Bu hareket; kafaları, zihinleri bizimle mücadele etmekten alıkoyacaktır. Yahudi olmayanlar kendi zeka ve düşünceleri mahsulü olan karar ve hükümlerden yavaş yavaş uzaklaşacaklardır. Biz dünyanın bütün dizginlerini elimize aldığımız zaman dahi bu müstehcen neşriyat bir müddet daha devam edecektir.

İnanıyorum ki, gazetelerin görevi müstehcenlik değildir. Ne acıdır ki, Türkiye’de ilk güzellik yarışmasını 1924’te Cumhuriyet gazetesi düzenlemiştir. 1932’de Brüksel’de yapılan güzellik yarışmasında güzel olmadığı halde, Cumhuriyet gazetesinin seçtiği güzel, Keriman Halis birinci seçiliyor. Jüri sözcüsünün ifadesi çok gariptir: “Sayın Jüri üyeleri! Bugün Avrupa’nın ve Hıristiyanlığın zaferini kutluyoruz…” Zafer, Müslüman Türk kızının mayo ile teşhiridir. Kanuni’nin torunu soyulmuş birinci seçilmiş, fakat kadehler Avrupa’nın zaferi için kalkmıştır. Bu tür işlere ilk basın alet olmuş ve bugün de görevini maalesef medya düzenliyor.

 

YAYIN BASIN ORGANLARI YIKIM YAPIYOR

 

Milli manevi değerlerimize saldıran, bir kaşık suda fırtınalar koparan, kendi basınımızdır. Meselâ: % 99’u Müslüman olan halkımız arasında anket yapılıyor: “Bekâretin önemli olmadığı mesajını veriyor. Aile yuvalarımıza, namusumuza saldırıyor. Resimleriyle yazılarıyla haberleriyle fuhşu yaymaya çalışıyor.”

Ülke meselelerini unutturmak için, meseleler icat ediyor. Sporla eğlence ile dedikodu ile vakit geçirtiyor. Bir uzaylılar konu ediliyor. O bitiyor Van Gölü canavarı ortaya çıkıyor. O bitiyor, cinler – periler manşetlere geçiyor…

Yabancı kültürlerin içinde erimiş kimselere çeşitli adlar takılıp, unvanlar verilerek sürekli, onların yediği, içtiği, kullandığı alkol, uyuşturucu, sevgilileri, seks hayatı, özel işleri konu ediliyor. Açık saçık resimleri basılıyor. İnsanımıza kötü model, kötü örnek sunuluyor.

İnsanımızın ideolojik guruplara ayrılması için elden gelen esirgenmiyor. Sporda, siyasi alanda, ırkta, mezhepçilikte, tarikatta, bölgelicilikte, şekilcilikte insanımızı cephelere ayrılıyor.

Siyonizm programının ana maddelerinin 13. maddesi şöyle:

“Kafalarını işleterek, idraklerini kullanarak hakikate vakıf olmasınlar diye onları eğlenceler, oyunlar türlü zevkler, sefahatlar ve umumhanelerle oyalayacağız.”

“Yakın bir gelecekte, gazeteler ve dergiler vasıtasıyla her çeşit spor eğlenceleri ve müsabakaları ortaya atacağız. İnsanlar düşünme kabiliyetlerini kaybederek eninde sonunda bizim gibi ve bizim istediğimiz gibi düşünecek ve konuşacaklardır.”

Hiç unutmam bir zamanlar bir gazete, eli tüfekli çoban kızının resmini basmış, altına da “iki köy halkı birbirine girdi” haberi ile iki köy birbirine girmişti.

1970 yılında “Denizli’de kolera salgını” başlıklı haber, çarşıda – pazarda haftalarca sebze – meyve alışverişini durdurmuştu. Halbuki, baştabibin açıklamasına göre bir tek kolera vakası yoktu.

Ayrıca gazetelerdeki fallar, bulmacalar, yanlış yönlendirme ve zaman harcatma yolu olarak seçilmiştir.    Laik, antilaik, çağdaş, çağdaş olmayan kavgası, medyanın zevkle sürdürdüğü kavga değil midir?

Ne yazık ki, büyük bir kesim yıkım yapıyor. Basın hürriyeti her zaman yıkıcı, bölücü, bozucu alanlarda kullanılıyor. Gençlere aileye zarar verebilmek için, çıplak resim basmak için yol arıyor. Üstteki resimle alttaki haberin alâkası olmuyor veya yazı kimsenin ilgi duyacağı bir yazı değil. Böylece hayvanî hisler ayağa kaldırılıyor, hasta ruhlu insanlar artıyor. Gençler o hale getiriliyor ki, kötü duyguları düşünceleri kovamaz hale geliyorlar. Gençlikte açılan yaralar, taze fidan da açılan yaralar gibi oluyor, onun büyümesi ile büyüyor.

Medya, her şeyi menfi yönden ele alıyor ve en korkunç yozlaşmayı medya yapıyor. Mehmet Akif:

– Türlü adlarla çıkan namütenâhi gazete,

Ayrılık tohumunu bol bol atıyor memlekete,

İt yetiştirmek için toprağı gayet mümbit bularak; fuhuş ekiyor salma gezen bir sürü it.”

Derken, Arif Nihat Asya da:

Çoğu bilmez, hoşlanmaz… açıkça nefret eder;

İmtihana çekersen üç sıfır alır dünden…

Lâkin ayın dördünde çıkar beş tarihlisi;

Bizde yarını satar gazeteler, bugünden! demiştir.

Bugün televizyonun insanımız, bilhassa gençler ve çocuklar üzerinde yaptığı tahribatın boyutları korkunçtur. Bütün dikkatleri üzerinde toplayan televizyon, kısa sürede insanı değiştirecek güçtedir. Televizyondan bugün hiçbir ülke memnun değildir. Bazı ülkeler televizyonun etkisini bertaraf edebilmek için dernekler kurmuştur.

Millî, ahlâkî ve insanî değerlerimizin birer birer yıkılmaya çalışıldığını görmek, her aklı başında olan insanı kahredecek boyuttadır. Gençler, çocuklar televizyonca düşünüyor, televizyonca konuşuyor, televizyonca yaşıyor. İnsanımız tembel olmuş, ufku daralmış, ekran çağı yaşanıyor. Birçoklarında kimlik ve karakter kaybolmuştur.

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nurdoğan Nigel, medyadaki şiddet salgınının sebeplerini araştırmış, televizyonun toplum ahlakını tehdit eden en önemli tehlikelerin başında geldiğini açıklamıştır.

Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi Beyin Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın, yaptığı açıklamada şunları söylemiştir:

“Kontrolsüz biçimde yayın yapan radyo ve televizyon kanallarının beyin hücreleri üzerinde tahribat yaptığını, toplumu düşünme, muhakeme, okuma ve anlama gibi yeteneklerden uzaklaştırarak, tembelliğe ittiğini ve olaylara ilgisiz tepkisizliğe yönelttiğini belirtmiştir. İlâve olarak “robotlaşan beynin zamanla fonksiyonlarını kaybederek düşünemez hale gelir.” demiştir. (08/04/1995. Zaman)

İngiltere’deki muhafazakâr çevreler de televizyon programlarından memnun değil. Muhafazakâr eğilimli Ulusal izleyiciler ve dinleyiciler derneği tarafından yapılan açıklamada, TV programlarında evlilik dışı seks ilişkilerinin reklam edildiğini ve bunun da AIDS gibi hastalıkların yayılmasına yardımcı olduğu kaydedildi.

Derneğin ünlü başkanı Mary Whitehouse, “Önüne gelen kişiyle seksin normalleştirilmesinde medyanın oynadığı rol, bu yıkıcı ve en tehlikeli AIDS problemini oluşturan ana faktörlerden birisidir” dedi.

Derneğin TV programlarını iki hafta boyunca izlediğini ve bazı sonuçlar çıkardığını belirten bayan Whitehouse, programlardaki insanların yüzde 49’unun evliliğine sadık insanlar olarak görüntülendiğini bildirdi.

Ancak bayan Whitehouse, programlardaki kişilerden yüzde 19,5’inin evlilik dışı ilişkilere girdiklerini, yüzde 11’inin de evlenmeden birlikte yaşadıklarına dikkat çekti.

Programlardaki kişilerin yüzde 33,5’inin bekar, ancak önüne gelenle cinsi ilişkiye giren tipler olduğunu söyleyen bayan Whitehouse yüzde 7’sinin de eşcinsel ilişkilerde görüntülendiğini bildirdi. (19/11/1992. Zaman)

Merhum Cemil Meriç, “Televizyon kültürü” üzerine neler söylüyor; birlikte takip edelim: “Televizyon kültürü diye bir mefhum tanımıyorum. Televizyon; ayık şuuru iğdiş edilmiş, hiçbir zaman okumak ve düşünmek alışkanlığı kazanmamış sokaktaki adam için icat edilmiş, bir nevi afyondur (…)” Gerçek hayattan uzaklaştırmaya hizmet eder. Televizyon tam bir kaçıştır. Yokluğa, boşluğa, şuursuzluğa açılan bir kapı. Bu korkunç tiryakilik insanları Batılaştırmaz, batırır. Arada bir kabak çekirdeği nevinden bilgi kırıntıları, bu fikir temelinin aldatıcı tesellisidir.”

Bugün toplumsal bunalımın suçlusu televizyondur. Uzmanlar, ahlaki değerleri gözardı eden televizyonların bunalımın kaynağı olduğnuu söylüyor. Bir uzmanın uyarısı şöyle:

– “Psikolog Farika Teymur: “Televizyonun magazin programları, gençlerimizi evlilik öncesi ilişkilere özendirirken, uyuşturucu ve alkol gibi kötü alışkanlıklara da sevk ediyor, yozlaşmanın başını çekiyor…” (21/01/2004. Vakit)

Bu durumda aile, inancımız ve ideallerimize sahip çıkmalıyız. Televizyon izlemeye sınır koymalıyız. Çocuklarımızın televizyon tutsağı olmasını önlemeliyiz. Sınırlı programları seyrederek ve ettirerek televizyonu yararlı hale getirmeliyiz.

Aileyi, çocukları ve bir çok insanî, ahlakî değerlerin kaybolup gittiğini gören bazı batı ülkeleri “Temiz TV” kampanyası açmıştır. Bu konuda dernekler kurulmuştur.

 

YAYIN HÜRRİYETİ SINIRSIZ MI?

 

İnsanımız, eskiden Rus elçisinin açıklamalarına, davranışlarına bakıp, tersini yaparak doğrusunu bulurmuş. Bugün de medyanın tutumu, akl-ı selim sahibi insanımıza doğruyu bulma ve anlamada zıtlık ölçüsü sergilemektedir.

Batı basını bile bizimki gibi değildir. Batı basınında, şımarıklığa, müstehcenliğe, kişi haklarına saldırıya, devlet millet çıkarlarına saldırıya yer yoktur. Basın, kendi sınırları içinde hürdür. Yalan yanlışla ortalığı toz duman etme hakkına sahip değildir.

Bizde basın hürdür, başkaları hür değildir. Basın hürriyeti yatak odasına uzanan hürrriyet değildir, teşhir etmek değildir, itham etmek, suçlu ilân etmek değildir. Halkın inancına – ahlâkına dil uzatmak, basın hürriyeti değildir. Anayasanın teminatı altında olan şeylere dokunulamaz.

Basın, tuttuğunu göklere çıkarıyor, tutmadığını da yerin dibine batırıyor. İnançlara, düşüncelere karşı hazımsız davranıyor.

Bazı şeylerin kirliliğinden bahsediyoruz. Kirlilikse, medyanın kirliliği başta gelir.

Medyada çift standart uygulama yapılıyor. İnsanlar birbirine düşürülüyor. Milletin ahlâk yapısına uygun yayın yapılmıyor. Cinselliği ön plânda tutuyor. Mesela cami, Kur’an kursu, imam hatip liseleri, mesele din ise, medya kuduruyor. Müslüman Türk kimliğine ters yayın yapıyor. Dikkatler başka yerlere çekiliyor. Cambaza bak, cambaza oluyor…

Bizde yayın organları görevini yapmıyor. Eğitmiyor, öğretmiyor. Kültür seviyesini yükseltmeye çalışmıyor. Hatta “Sen kimden yanasın?” sorusuna muhatap olacak kadar milli çıkarlarımıza ters yayın yapıyor. Para kazanmak ve menfaat elde etmekten başka hedefi yok. Medyanın çıkarları, milli menfaatlerin üstünde değildir.

Medyada intiharlara, cinayetlere ve nice nice kötülüklere sebep olan kamera şakası denilen eşek şakaları, cıvık programlar, şiddet programları, kötü örnek olan diziler, her şeyi sulandıran eğlence programları bitmelidir.

Yetkililerin toplumsal sorumluluk duygusu içinde hareket etmesi sağlanmalıdır.

Medya yetkilileri, aynı toprağı, aynı havayı ve aynı hak ve hürriyetleri kendileriyle paylaşan milyonlarca insanın olduğunu düşünmelidir. Eninde sonunda sorumsuzluğun bir günde kendilerine ve yakınlarına etkileyeceğini düşünmelidir.

 

YAYIN – BASIN KİRLİ OLMAMALIDIR

            Bugünkü basının ekseriyeti kirlenmiştir. Soruyorum bugün utanmadan evinize görebileceğiniz kaç gazete kaç dergi vardır? Ailecek veya misafirlerinizle yüzünüzü kızartmadan dinleyebileceğiniz, seyredebileceğiniz kaç radyo, kaç televizyon vardır? Bu haliyle bu araçların yetiştirildiği genç nasıl olur. Ne düşünür, nasıl yapar? Bu sorunun cevabı çok açık. İşte şehvetten şaşı olmuş gençlik.

Kötü yayın, en büyük kirliliktir.

Adam, ölüm döşeğinde çocuklarına sormuş:

– Mezarıma gelir ziyaret eder misiniz?

– Ederiz, etmez miyiz hiç! Diye cevap vermiş. Adam tekrar:

– Mezarıma gelince ne okursunuz? Ben size görevimi yapamadım, emek çekmedim, demiş. Çocukları cevap vermiş:

– Bize, evimize alıp getirdiğin müstehcen gazete ve dergileri alır gelir başında okuruz. Adam:

– Saygısızlara bak! Demiş. Çocuklar da:

– Sen bize saygı duydun mu baba! Demişler.

Gazete inancımıza, kültürümüze, ahlakımıza, tarihimize dil uzatmamalı, yıkıcı değil yapıcı basın olmalı, milli menfaatlerimizin, milli değerlerimizin oluşmasında, korunup geliştirilmesinde basınımız, görev üstlenmelidir. Basınımız, insanımızı gayri meşruluğa, yabancılığa özendirmemelidir. Nefse, şehvete değil akla hitap etmelidir. Dilimizi, kültürümüzü yozlaştırmamalıdır. Gazete, eğitim aracıdır.

Gazeteci de nasıl daha iyi gazete veririz, nasıl daha güzel moral verecek haber yaparız, okuyucularımızı nasıl daha iyi bilgilendiririz diye çabalamalıdır.

Gazete ve gazetecinin kirlenmesini, daha çok okuyucu önleyecektir. Okuyucu nasıl gazete istediğini bildirecektir. Nasıl mı? Almayarak, tepki göstererek. Çünkü; bu milletin ahlâkının kirlenmemesi çok önemlidir. Fatih Sultan Mehmet: “Bu milletin ahlâkını bozanları Allah lânetlesin” diye dua etmiştir.

Muzır ve müstehcen yayınlar, ahlâkî çöküntüyü getiriyor. Her türlü ahlaksızlık güncel olayların bir parçası haline geliyor. Ahlâksız ve hiçbir değer tanımayan gençler yetişiyor. Yayınlar suça itiyor. İnsanımıza baş belası oluyor. Müzik, televole, eğlence programları gençliği bitiriyor. Kimliksiz ve eyyamcı bir nesil meydana geliyor. Diziler beyinleri uyuşturuyor. Dizilerde oynayan bir sanatçımız, dizi bağımlılığının insan beynini uyuşturduğunu ifade etmiştir. Çünkü her şey ticari oluyor ve ahlâksızlık üzerine kuruluyor.

Çıldırtan müzik ve çıldırtan eğlenceler, kişilik bozukluğuna neden oluyor ve kötü alışkanlıklar kazandırıyor.

Bugünkü hali ile televizyonlardaki eğlence türleri bir tür uyuşturucudur. Çürümeye kendimizden ve sorumluluklarımızdan kopmaya neden olmaktadır. Ahlâksızlıkları arttırarak aile yuvalarının yıkılmasına sebep olmaktadır. İnsanımızı alkole, uyuşturucuya ve fuhşa sürüklemektedir.

Eleştirmen Ali Osman Aydın şöyle diyor:

“Eğleniyoruz, çünkü mutsuzuz. Televizyon bize her fırsatta eğlenmemizi öğütlüyor. Eğlence, halkların yeni dini. Eğlence bir tür afyon. Sorunlarla karşılaşan korkak bireyler, çözümü erteleyerek eğlenceyle zihinlerini uyuştururlar. Tamamıyla gereksiz futbol ve bilumum spor oyunları, pop müzik, sinema, tiyatro, sergiler, bunların hepsi saçmalık. Problemlerimiz var, acılarımız var ve çok ciddi sorunlarımız var. Eğlenmek, bir erteleme biçimidir” dedi. (06/12/2004. Vakit)

Reklamlar utandırıcı oluyor, müstehcenlik gösterisine dönüşüyor. Diğer yönden israfı körüklüyor.

Şiddet filmleri ise şiddet doğuruyor. Seyreden gençler vahşi oluyor, acımasız oluyor, katil oluyor.

Bir husus da seks programlarıdır. Bu programlar zinayı yaygınlaştırmıştır. Gençlerin hayallerinin yıkılmasına intiharlara ve ailelerin yıkılmasına neden olmaktadır.

Toplumumuz kontrolsüz yayınlar yüzünden zarar görüyor. İşte bazı örnekler:

31/12/1995 tarihli Türkiye Gazetesinin haberi:

“Televizyonda izledikleri filmin etkisi altında kalan, yaşları 15 – 17 olan üç genç Selim Paşa da bir marketi soymaya kalktı ve mahkemede 31 yıl 2 ay 10 gün cezaya çarptırıldı.”

İşte bir haber daha: “Tarsus’ta eşi ile iki çocuğunu öldüren Kadir Demir, cinayeti videoda seyrettiği filmin etkisinde kalarak işlediğini söyledi. Filmde kadın, kocasını aldatıyordu, çocuklar kötü yola düşüyordu… diye ifade verdi.” (09/12/1994. Türkiye)

Size bir de geçen yıl olmuş bir olayı anlatayım:

Küçük bir kız, evin bahçesinde yerde çırpınıp duran, ölmek üzere bulunan serçe kuşunu alıp eve getirir. Annesi ona yem ve su verir, iyileşmesi için gayret gösterirse de sonuç alınamaz. Cılız kuş çırpınarak ölüverir.

Çocuk oldukça üzülmüştür. Biraz ağladıktan sonra, annesine döner ve “Bunu gömelim mi?” diye sorar. Annesi “olur” deyince, çocuk bahçeye koşar, orada küçük bir çukur kazdıktan sonra serçeyi çukura yerleştirir. Toprağı da üzerine kapatır. Fakat yapacağı bitmemiştir. Küçük kız, kibrit çöplerinden bir “haç” yaparak toprağın üzerine yerleştirir. Annesi:

– Kızım ne yapıyorsun! diye sorduğunda aldığı cevap şudur:

“Anne, televizyondaki filmlerde hep böyle yapmıyorlar mı?”

Televizyon, evimizdeki şer kutudur. Yaptığı maddî, manevî, millî, dini tahribatın bir çoklarımız farkında değiliz. Çok seyrediyoruz bize zarar veren yönünü göremiyoruz.

Bugün televizyonun reklamları bile kötü alışkanlıkları körüklüyor.

09/04/1996 tarihli Türkiye gazetesinin haberine göre: “Amerikan toplumunun büyük bir kısmı, televizyonun kötülüklerin anası olduğuna inanıyor. Yapılan bir araştırmada halk televizyonu şiddet, zina, küçük çocukların hamile kalması, boşanma ve ahlâkî değerlerin reddini körüklemekle suçlamıştır.”

02/10/1995 tarihli, aynı gazetenin haberi de şöyle: “Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özhan Göldeli: “Gerilim ve stresi yüksek programların, kalp ve tansiyon rahatsızlığı bulunan kişilerde olumsuz etkiler yapıyor. Mesela kalp atışı hızlanır, yüksek tansiyonda beyin kanamalarına sebep olur. Fazla salgılanan mide asitleri ülsere yol açar” demiştir.

Televizyonun tahribatı büyük… yapılan araştırmalara göre bugünkü televizyon programları, intihar, cinayet, kötü alışkanlıklar ve cinsel suç gibi kötü sonuçlara yol açıyor.

20/10/1994 Türkiye: Norveç’te 5 yaşındaki kız çocuğu Silje, oyun oynadığı aynı yaştaki arkadaşları tarafından öldürülmüştür. Bunun üzerine çocuklar, filmlerde böyle gördüklerini söylemiş, başlayan tartışma sonucu televizyonlar şiddet içeren filmleri durdurmuştur.

Bugün bizim televizyonlarımız olan bunca olaydan sonra bu sorumluluğu hissetmemektedir. İnadına şiddeti, vahşeti ve dehşeti artırmaktadır. TV’lerimiz şiddet kutusudur. Şiddetle beslenmektedir ve insanlarımızı suç işlemeye yöneltmektedir.

Yapılan bir araştırmada TV’nin gençleri sapıklığa ve saldırganlığa ittiği ortaya çıkmıştır. (19/03/1993. Türkiye)

“İngiltere’de yapılan bir araştırma şiddet filmlerini izleyen gençlerin onda birinin, filmden sonra daha saldırgan hale geldiklerini ortaya çıkarmıştır. (12/04/1994. Yeni Asya)

16/12/1996 tarihli Zaman gazetesinin haberine göre; İngiltere’deki olumsuzluklar için TV temsilcileri, iş adamları ve hükümet yetkilileri TV şiddeti ile mücadele de, yine televizyonla yapılacağı görüşüne varmışlardır.

Ankara’da Yeni Mahallede 12 kız çocuğuna sarkıntılık eden 18 yaşındaki sapık A.D. emniyette verdiği ifadede “Beni TV de seyrettiğim erotik filmler sapık yaptı. Bu filmlerin etkisinde kalarak bu suçları işledim” demiştir. (02/03/1993. Zaman)

TV’lerin verdiği mesajlar yanlıştır. Kötü duyguları körüklemektedir. Cinselliği ön plâna çıkarmış, kadını sermaye olarak kullanmaktadır. Bugün sokaklarda dinine karşı yürüyen bacılarımız, kendilerini reklam aracı haline getiren ve seks metaı olarak gören TV’lere karşı yürümelidir.

TV’lerin tahriki ile küçücük çocuklar şekerle aldatılarak tecavüze uğruyor veya yataktaki yatan nineler tecavüze uğruyor. Çünkü fuhşu özendiriyor, aşırı derecede tahrik ediyor.

TV, Amerikalı uzmanlar tarafından “enayi kutusu” ilân edilmiştir. “Çocuklar üzerinde olumsuz etkiler yapmaktadır. TV, insanı ölü düşünceye sevk ediyor ve çeşitli şartlandırmalarla insanı esir alıyor” demiştir.

TV, toplumu az okuyan, az düşündüren çok seyreden ve lüzumsuz işler yapan şuursuz hale getirmiştir.

Reklamlar da ayrı bir derttir. Malzemesi kadın ve yalandır. Sadece ticarî amaç söz konusudur. Reklamlar aldatıcıdır. Haksız ve aşırı talep uyandırmaktadır. İsrafı körüklemektedir.

TV, insanî, ahlâkî, ve millî değerlerden uzaklaştırıyor. Değerleri öldürüyor, insanları bencilleştiriyor ve acımasız hale getiriyor. İşte bizden önce TV tuzağına düşmüş kısır, ahlâksız ve acımasız Batının hali…

TV ekranlarında seyredilen yüz kızartıcı sahneler, gençleri fuhuş bataklığına itiyor. Parklarda, sokaklarda utanmadan ekranın görüntüsü sergileniyor. Her taraf zevksizliklerle dolu. Batının kokuşmuş hayatını ekranda seyrede ede ne ar kaldı ne de haya…

Haberlere gelince; iyi haber, muteber haber değildir. Haber kötü olacak, kan olacak, vahşet olacak, tecavüz olacak, ahlâksızlıkları meşrulaştıracak, insanımızı birbirine düşürüp bölecek, moral bozacak, mide bulandıracak. İşte haber…

Kamuoyu, medya ile oluşur, şekillenir. Bunun için medya, kötüye kullanılırsa son derece tehlikeli olur.

Medyanın müstehcen yayınlarının insan üzerinde menfi tesirleri, ilim adamları tarafından açıklanmıştır.

Emniyette, mahkemede bir çok saldırgan, bir çok sapık, kendilerini, müstehcenliğin o hale getirdiğini, müstehcen yayınların etkilediğini itiraf etmişlerdir.

Geçen yıl müstehcen yayınlar yapan bir televizyonda ahlâksız bir film oynamaktadır. Cemaat temsilcileri telefon eder filmin durdurulmasını ister, müdüre iletilir. Müdür: “Ne var bunda?” diye cevap verir. Ardından bir psikolog telefon eder. Bu film, insanlar üzerinde olumsuz etkiler yapar, der. Durdurulmasını ister. Müdür: “Ne olacak, bu filmi benim kızım erkek arkadaşları ile beraber seyrediyor” der. Telefonu kapatır. Biraz sonra sekreter müdüre: “Efendim emniyetten aradılar, kızınız tecavüze uğramış. Emniyette sizi bekliyorlar” demiş…

Atalarımız: “Alma mazlumun âhını çıkar aheste aheste” demiş.

– “Ev yıkanın olur hanesi vîran” denmiştir.

Bizim televizyonlarımız aile yıkıyor, ahlâk yıkıyor, gönül yıkıyor, hayat söndürüyor…

 

Medya ne yapmak istiyor?

IV. Murad’ın meşhur bir sözü vardır:

“Rus çarına da verin, Leh kralına da verin. Yardım alan buyruk da alır.”

Bir insan nereden beslenirse onun davulunu çalar.

Bugün medyanın sermayesi kadındır. Para kazanmak, ahlâk değerlerini yıkmak hedefidir.

Türk basınının 70 yıldan beri belirli silahları var. Bunlardan biri “lâiklik elden gidiyor” diğeri “Şeriat hortluyor” üçüncüsü de müstehcenliktir. Müstehcenlik sanki ana vazifesidir.

Ayrıca basında, bir yarıştır sürüp gidiyor. Müstehcenlik de kültür, inanç düşmanlığında öne geçmek için tiksinti veren resimler görüntüler de sınır tanınmıyor. Hayasızca yayınlar yapılıyor. Bunların adına da sanat deniyor.

Bir de inançları, düşünceleri ve kafaları allak bullak edecek cinler, şeytanlar, ruhlar, mezarlar, cesetler, ufolar ve medyumlar, medyanın ana konularıdır.

Gözden kaçmayan bir konu da; Din bilmeyen, mezhep, sünnet tanımayan, Kur’an-dan başka kaynak tanımayan belirli kimselerin, sütunlardan ekranlardan ve dergi kapaklarından eksik edilmemesidir. Bunlarla zihinler meşgul ediliyor, kafalar karıştırılıyor.

Bir husus da bugüne kadar asılsız iddiaları gerçekmiş gibi gösterip, yanıltma ve aleyhte kamu olu oluşturma, basın yayın organlarımızda bir çok kereler kanıtlanmış gerçeklerdir.

 

TEPKİ GÖSTERMEK

 

Amerika’da görev yapan Ayşe Göktürk bir gazetede yayınlanan makalesinde: “Her türlü rezaletin kol gezdiği New York şehrinde Türk gazetelerini Amerikalı tanıdıklara, bu bizim gazetemizdir, diye göstermekten çekiniyorum. Çünkü Amerikan gazeteleri yazı ile dolu açık saçık poza rastlayamazsınız. Gazete edepli bir organ. Halk böyle istiyormuş. Birkaç sene önce İrlandalı bir yayımcı, müstehcen resimlere yer veren bir gazete çıkarmayı denemiş. Halktan büyük tepki görmüş. Daha doğrusu satılmamış, alan olmamış…

Peki ya, Türkiye’deki vatandaşlarımız, çocuklar, gençler! Gazetelerden memnunsalar diyecek bir şey yok ama değilseler satın almasınlar” diye yazmış.

Bugün dilencinin beğenmediği paraya gazete satılıyor. Birçokları da bunu alıyor. Ucuz diye gazete alınmaz.

Gücünü insanımıza, inancımıza karşı kullanan yayın organı desteklenmez, gücüne güç katılmaz. Gösterilecek her çeşit tepki ibadettir.

İnsanımız üzerinde yıkım yapan güçler, maalesef bizim tarafımızdan bilerek veya bilmeyerek destek görmektedir.

Bu sorumsuzluğa, ilgisizliğe son verilmesi lâzımdır. Çünkü gemi batırılıyor, biz aldırmıyoruz. Halbuki içinde biz de varız.

Düşman cesur, düşman atılgan; biz pısırık. Bu olmaz. Tepki gösterme, tavır koyma, iman ölçüsünde olur. Elle, dille yapamadığımızı en azından kalben buğzetmek her inandım diyenin görevidir.

Umursamazlık, tepkisiz toplum haline gelişimiz bize çok şey kaybettirmiştir. Her birimiz Müslümanız diyoruz, aldığımıza, okuduğumuza, seyrettiğimize bakmıyoruz.

Büyüklerimiz, insanımızın inancı, idealleri üzerinde tahribat yapan yıkımı hedef alan basın yayın organlarının alımını satımını, seyredilmesini, destek olmak, gücüne güç katmak olacağından hoş görmemiştir.

Nasıl yayın, nasıl basın istediğini kaç kişi söyleyerek, yazarak, telefon ederek, en önemlisi de satın almamak suretiyle bildirmiştir.?

Olumsuzluğa tepkinin ardından, olumlu olanı da alarak, destek vererek, iyi çığır açmak da hepimizin görevidir.

Yıkıcı, bozucu her şeye karşı insanımızı korumak, başta devletin görevidir. Devlet, insanımızı içkiden, fuhuştan, kumardan koruyacağı gibi ahlâksızlıktan ve müstehcenlikten de korumak görevidir.

Devlet, sağlığa zararlı gıda maddeleri ile nasıl mücadele ediyorsa, ahlâk bozucu yayınlarla da mücadele etmelidir. Bugüne kadar devletin her konuda insanımızı ne ölçüde koruduğu herkesçe bilinen bir husus.

Şair; Mert çıkmazsa meydana

Nâmert çıkar merdâne, demiş devlet ortaya çıkmıyorsa, birileri ortaya çıkar. İyi niyetli ise sonuç iyi olur. Ama kötü niyetli ise kötü olur.

Tepki gösterecek çok şeye bakıyoruz. Çok şey seyrediyoruz, sonuçta tepkisiz kalıyoruz. Bu tepkisizlik de bizi o şeye yaklaştırıyor, ısındırıyor ve alıştırıyor.

İnsanın kendini ırzını, namusunu, yavrusunu savunma ve koruma görevi, önce kendisinindir. Her şeyden önce uzun zaman televizyon seyretmek, kanaldan kanala gezmek ve seviyesiz her programı seyretmek zorunda değiliz. İlk tepki, seyretmemekle gösterilebilir.

TV ekranına esir olursa tepki gösteremeyiz. Bugün televizyonlarda en çok kullanılan kelimelerden biri “Lanet olsun” kelimesidir. Bizde kendi diliyle, televizyonun yıkıcı yayınlarını lânetlemeliyiz. Yoksa kızıp köpürmenin, sövmenin siğmenin bir faydası olmaz. Atalarımız: “Keskin sirkenin küpüne zararı olur” demişlerdir. Bir güzel söz de; “Sövmekle şeytanın sayısı artar.”

Rahatsız olan insanımız bir şey yapmıyor. Bugün şikayet mercileri var. Şikayetçi oluyoruz ama şikayet etmiyoruz. Şikayetçi olan, tepki gösteren, hep başkaları oluyor. Telefon ediyor, faks çekiyor, sokakta yürüyor ve davacı oluyor. Böylece icraat makamlarının ve kamunun ibresi o tarafa kayıyor. Dikkatler oraya çevriliyor.

Müstehcenlik böyle devam ederse gelecek nesil, ihmalimizi lânetleyecektir. Onun için bu yozlaştırmaya mutlaka karşı çıkılmalıdır.

Televizyon kuruluş ve yayınları kanununun 4. maddesine göre; bu milletin değerlerine, aile yapısına, gençlerin her yönü ile korunmasına millî çıkarlar esasına uygun yayın yapması gereken televizyonlar, aksine yayın yapıyor. Ne yazık ki, tepki görmüyor.

Özel hatlarla cinsel eğitim adı altında yanlış mesajlar veriyor. Çocuklar şehvetten şaşı olmuş, sokakta öpüşüyor, kaldırımda tatmin oluyor. Hani nerede çocuklarını çok sevdiğini söyleyen ana babalar…

Uyanalım, uyanmazsak bizi uyaracaklar. Uslu oturan çocuktan, ağlayan çocuk daha çok ilgi görür. Bazı kesimler hem vurur, hem de bağırır. “Ne vuruyorsun?” der.

Çocuk tepki göstermezse elindeki oyuncağını da, yiyeceğini de kaptırır.

Kadın tepki göstermezse, ırzına geçerler. Sokakta çantasını kaldırıp vuracağı bilinirse, kadına laf atan olmaz. Bu hal, kadına namuslu yaşama ve namuslu kalma hakkını kazandırır.

Kötülere ve kötülüğe karşı çıkmayanın akıbeti, helak olmaktır. Hayat hakkı verdiği kötülük, ona aynı hakkı vermeyecektir.

Geçen bir gazetede: “ABD’de “Temiz TV kampanyası” başlığının altında şunlar yazılı idi: Amerika’da sabrı taşan halk, şiddet ve seks filmlerini oynatan TV kanallarını boykot çağrısı yaptı. ABD vatandaşları, ahlâk dışı TV yayını istemiyor” haberi yer alıyordu.

Amerikan halkı bile gençleri ve aileleri korumak için harekete geçerken, öfkesini kampanya ile dile getirirken susmak, her şeyi sineye çekmek, tepkisiz kalmak bize yakışır mı Allah aşkına? Neme lazımcılık, pasiflik ve uyuşukluk, Müslüman’ın vasfı olamaz.

Unutmayalım hep savunmada kalan kaybeder, tepki gösteren hükmeder.

Hz. Ömer (r.a) Allah’a: “Zındıkların atılganlığından, Müslümanların uyuşukluğundan sana sığınırım Rabbim!” diye dua etmiştir.

Yavrumuz, elden ve evden çıktıktan sonra feryat etmenin, birilerine namus davası açmanın kime ne faydası olur?

Yunan’ın Aydın ilini işgal ettiği günler, bir köyden geçen çete reisi, çeşmeye yanaşır, su dolduran kadın hiç çekilmez, çete reisi sorar:

– Ne zamandan beri kadınlar, erkeklerden çekinmez oldu?

Kadının biri şöyle cevap verir:

– Vatan işgal altında, köyün erkekleri Yunanla savaşıyor. Burada benim gibi kadınlar, senin gibi kadın kılıklı erkekler kaldı, der.

Bizi biz yapan ahlâkımızı kültürümüzü, kaybetmeden, yavrularımıza sahip çıkalım. Bugüne kadar hangimiz tepki gösterdik?

 

Bunun için neler yapabiliriz?

Her şeyden önce inancımıza kültürümüze uygun yaşayarak çocuklara ve gençlere iyi örnek, iyi model olmalıyız.

– İnancımızı bütün güzellikleri ile hayatımızın her kesimine yansıtarak “İşte İslâm”, “İşte Müslüman” dedirtmeliyiz.

– Evimizin en güzel odasına, en güzel köşesine yerleştirdiğimiz şer kutusundan emir – komuta yetkisini mutlaka almalıyız. Çocuklarımıza rehberliği biz yapmalıyız.

– Televizyonun karşısına geçip esir alınma yerine, açmasını kapatmasını bilerek onu biz esir almalıyız. Unutmayalım ki, bir kutuya mahkum değiliz. Bizi onun yönlendirmesine müsaade etmemeliyiz. Şöyle bir olay oluyor:

q       100’lük Habibe Nine, oğlunun yeni aldığı televizyonun nasıl bir şey olduğunu merak ettiği için gelip karşısına oturdu.

Az sonra televizyon açıldı. Ekranda bir erkek spiker belirdi. Habibe nine spikerin kendisine baktığını sanıp sırtını döndü. Birkaç dakika sonra göz ucuyla yandan baktı, spiker hala bakıyordu. Çok sinirlendi. Oğluna çıkıştı. Oğlum! Şu getirdiğin adama haddini bildirsene durmadan bana bakıyor, sırtımı döndüm nafile hala bakıyor. Ne utanmaz adammış, hiç namahreme bakılır mı oğlum, diyor.

Hiçbir şey yapamazsak kapatabiliriz.

– TV konusunda önce ana babalar uyarılmalıdır. Seyredeceklerse, çocuklar belirli zamanlarda, bilinçli seyrettirilmelidir. Çocuklar çabuk etkilenirler, televizyonun şiddetinden müstehcenliğinden ve uyuşturmasından korunmalıdır. Müstehcen dergiler ve gazetelerden uzak tutulmalıdır.

– Allah’a şükür bugün olumlu mesajlar veren televizyonlar ve radyolar var. Bunlar desteklenmeli, bunlar seyredilip, dinlenmelidir. Radyo ve televizyonlarımız, böyle radyo ve televizyonlara ayarlı olmalıdır.

– İstenmeyen yayınlara, seviyesiz programlara gereken tepki gösterilmelidir.

– Sohbete, okuyamaya, düşünmeye, üretim ve araştırma gibi faydalı işlere yönelinmeli ve yöneltilmelidir.

– Zaman zaman bazı medya patronlarına da nasıl yayın istediğimizi, çeşitli yollarla iletmeliyiz. Medyanın görevinin sadece kötü haber, müstehcen yayın ve yabancılaştırma olmadığını hatırlatmalıyız. Bu millet bizim, bu vatan hepimizin, zarar verdiğiniz insan bizim insanımız, batırmak istediğiniz gemi de sizde varsınız, demeliyiz.

– Unutmayalım başkasına, başkasının çocuklarına zarar veren insan, iflah olmaz. Çocukları da hayır etmez. Atalarımız “Ev yıkanın olur hanesi viran” demişlerdir.

– Medya sahipleri ve program yapanlar da, bizi her şeyimizle yok etmek isteyen düşmanlarımıza çirkin yayınları ve müstehcenlik silahı ile yardımcı olmasınlar kaleyi içten fethetmesinler.

– Medyanın haber alma, program yapma metodu yanlıştır. Medyanın insanın üzerine gitmeye, zorla konuşturmaya, söylenen bir sözü saptırmaya, inançlarla düşüncelerle alay etmeye hakkı yoktur. İnsanın değil medyanın karşısında, mahkemede bile konuşmama hakkı vardır.

Sonuç olarak; televizyonların olumsuz yönlerini göz önüne getirirsek diyebiliriz ki, televizyonlu odadan televizyonsuz odaya gitmez hicrettir. Bu bizim selametimiz ve saadetimiz için geçerlidir.

 

YÜZAKI BASIN – YAYIN

 

Zaman zaman soruyorlar TV seyredemez miyiz? Gazete dergi alıp okuyamaz mıyız?

Her kanal, her program seyredilemez. Her türlü yayın organı satın alınıp okunamaz.

İslâm, iyi ortam iyi çevre oluşmasını ister. Kötü ile beraber kötülüğe götürecek şeyleri de yasaklar.

Dine karşı olan, dinsizliği öven, inanca, ahlâka ters yayın organının dergide olsa gazete de olsa, almak satmak okumak ve okutmak din büyüklerimizin verdiği bilgilere göre doğru değildir.

Ancak bazı kimselerin bilgi edinip cevap vermek, tedbir almak niyetiyle alıp okuyabilecekleri bildirilmiştir. Değilse bu tür yayınların alımını, satışını ve okunmasını meşru görmemişlerdir.

İnançsızlığı metheden, ahlâksızlığa teşvik eden, özendiren, yaymaya çalışan basına para vermek ve o basında çalışmak, satma yolu ile para kazanmak da meşru görülmemiştir.

Bu işler kerhen yapılsa da gene günaha girilmiş olur. İsteyerek, severek insanımız üzerinde tahribat yapan basının dağıtımı, satışı, alınması okunması ve başkalarına okutulması, onu tasvip anlamına gelir.

Kur’an-da Allah: “Kötülük ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. (Maida:2” buyurarak yardımcı olmayı, desteklemeyi yasaklamıştır.

Müstehcen, ahlâk bozucu gazeteyi, dergiyi, satın almak ve okumak, o işi o fikri tasvip etmek, desteklemek, yayılması için vasıta olmak manasına gelir. Ayrıca gücüne güç katmak, onu ayakta tutmak ve yaptığı tahribatta ortak olmak demektir. Böylece günaha da ortak olunur.

Tepki göstermek, günaha girmekten kaçınmak varken, şuursuzca alınır, okunursa büyük hata olur.

Verilen paralar insanımıza düşmanlık olarak dönüyorsa, kim ondan pay almak ister?

Şer güçleri, gücünü yabancı tandanslı yayın organlarından almaktadır. Bunun için yüz akı yayın organları desteklenerek denge sağlamak gerekir.

Müsbet yayın organlarına her zaman ihtiyaç vardır. Saldırgan medya, yıkıcı yayın organları ancak alternatifi ile susturulabilir.

Alıp alıp, okuyup okuyup, şikayet etmek, sövmek, lânetlemek çare değil, çare almamak, okumamak suretiyle tepki göstermektir. Alternatif olanı ayakta tutmak, alternatif oluşturmaktır. Alternatif olanlar da insanımıza ideallerimize bağlı olarak görev yapmalıdır. Medya ile bozulan şeyler medya ile düzelecektir.

Kur’an-da şöyle buyrulur:

– “Kötülük ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın.” (Maida:2)

– Gücümüzün yettiği kadar kuvvet hazırlayın. Karşıdakinin silahı ile silahlanın. (Enfal: 60)

– “Kim iyi bir işe aracılık ederse onunda o işten bir nasibi olur. Kim kötü bir işe aracılık ederse, onun da ondan nasibi olur. Allah her şeyin karşılığını verir.” (Nisa: 85)

– “İnsanlardan öyleleri vardır ki, herhangi bir ilmi delile dayanmadan Allah yolundan saptırmak ve sonra da onunla alay etmek için boş lafı satın alır…” (Lokman:6)

– “İnsanlardan öyleleri vardır ki, dünya hayatı hakkında söyledikleri senin hoşuna gider. Hatta böylesi kalbinde olana (samimi olduğuna) Allah’ı şahit tutar. Halbuki o hasımların en yamanıdır.” (Bakara: 204)

– “O bir iş yaparken yer yüzende ortalığı fesada vermek, ekinleri tahrip edip, nesilleri bozmak için çalışır Allah bozgunculuğu sevmez.” (Bakara: 205)

Bu ayetlere göre iş ciddidir. Herkese destek verilmez. Herkesle yardımlaşılmaz. Her yapılanın sonunda iyi veya kötü insana bir pay ayrılır. Ayrıca insan parasını nereye harcadığından sorumludur. Kime destek olduğunun hesabını verecektir.

İnanan insan, iyi iş yapacaktır. Hayra vesile olacaktır. İyi çığır açacak ve iyi örnek olacaktır. İnancına, ideallerine hizmet eden yayın organlarını desteklemek zorundadır. Çünkü yıkılanın yapılması, bozulanın tamir edilmesi gerekir.

İr arkadaşım anlatmıştı. 90 yaşında komşuları, zor gördüğü halde her gün bir gazete alıyormuş. Ona soruyor: “Bey amca senin gözün görmüyor, okuyamadığın halde bu gazeteyi niye alıyorsun?”

İhtiyar cevap veriyor:

– Evladım, bu gazete benim için militanlık yıllarımdaki fikrimi savunuyor. Onun devamlı çıkması ve dincilere karşı fikrimi savunup, yaşatması için alıyorum, diyor.

İstanbul ilkokullarından birinde öğretmen çocuklara şu ebatta, şu kadar sayfalı defter alın, der. Ermeni çocuğu üç gün olmuş hala almamıştır. Bunu gören öğretmen: “Sen niye almadın yavrum” deyince çocuk cevap verir: “Bizim bakkalımız üç günden beri kapalı öğretmenim.”

İstanbullu bir esnaf anlatır: “Yahudi günlük bir gazeteye abonedir. Alır okumadan paket yapar. Müftü sorar: “Sen gazete alıyorsun, okumadan paket yapıyorsun.” Yahudi: “Ben okuma yazma bilmem” der. Peki bu gazeteyi niye alıyorsun, sorusuna da “Benim inancım, ideallerim doğrultusunda yayın yapıyor. Benim ona destek olmam lazım” cevabını veriyor.

Alıp, paralar verirken, seyrederken, reklamla desteklerken, kime para verdiğimizi, kimi desteklediğimizi, bilmek zorundayız. Tabi, bilmek yetmiyor hesabını da vermek durumundasınız.

Soruluyor, kupon karşılığı gazetelerin verdiği promosyon alınabilir mi?

Gazetelerin verdiği şeyler alınabilir. Ama bazı gazetelere para verilmesi doğru değildir.

Şans yok bahis yok…

Hatta kupon biriktirenler arasında Kur’a bile çekse gene alınabilir.

Gazete her kupon biriktirene vaat ettiğini veriyor. Alınmasında hiçbir sakınca yoktur. Çünkü para karşılığı gazete alıyor.

Hele bazı gazetelerimiz çok güzel kitaplar veriyor ki ne güzel.

Ne verirse versin her gazete alınmaz. Bir şeyler veriyor diye de her gazete eve sokulmaz. Ne verirse versin. Allah ne verecek sen ona bak. Sonra bir gazetenin getirdiği, götürdüğü çok önemlidir.

 

TV AİLE YUVALARI YIKIYOR

 

TV aileden biri, ama dostluğu sorgulanması gereken biridir…

TV eşe çocuğa tercih ediliyor, bu da ailede huzuru bozuyor. Ailede sıcak ortamı, eşler arasındaki yakınlığı zedeliyor. Programlar ailedeki huzuru olumsuz etkiliyor. Ailedeki iletişim yolunu kapatıyor. İşinden dönen eş, eşi ve çocukları ile konuşmuyor. Aile yuvasını yıkan şeyler ekranla evlerin içine giriyor.

Newyork’ta bulunan dünya milletlerini tanıma enstitüsü, TV lere üç hedef göstermiştir: Genç, İslâm ve aile.

TV yayınları aile müessesesini tehdit ediyor. Son yıllarda milletimizi ayakta tutan aile müessesemiz, yıkıcı güçler tarafından hedef seçilmiştir.

Bugün TV lerin hedefi ailedir. Çağdaş adı ile aile yapısını bozma ve aileyi temelden sarsma, Batı’nın parçalanmış, kokuşmuş aile yapısını yerleştirmeye çalışılmaktadır.

Psikiyatrist Prof. Dr. Kemal Çakmaklı, televizyonlardaki seks ve şiddet programlarının aile yapısını olumsuz yönde etkilediğini, kişiliği henüz olgunlaşmamış gençler üzerinde zararlı etki yaptığını ve çocukları resmen hasta ettiğini söylemiştir. Ayrıca ailenin sahipsiz kaldığını, zayıflayan aile yapısında, televizyonun başı boş kalan çocuklara daha fazla etki yaptığını, zayıflayan ailenin problemlerle baş edemediğini ifade etmiştir. (18/11/1994. Zaman)

Psikiyatri Uzmanı Dr. Celal Tuna da: “Televizyona aşırı ilgi, ailedeki sıcak ortamı ve eşler arasındaki yakınlığı zedeliyor. Akşamları evine dönen erkekler hemen televizyonun başına geçiyorlar. Bu durumda, anne ve çocukların gücüne gidiyor. Nihayetinde ailede soğukluk baş gösteriyor” demiştir. (21/09/1994. Zaman)

Türk aile düzeni, ailede saygı – sevgi bağını tahrip edebilmek için bütün silahlar aileye çevrilmiştir. Gençleri aileden koparma, ana babalarına isyan ettirme, kadını aslî görevlerinden uzaklaştırma, eşleri birbirine ihanet ettirme gayretleri ön plândadır. Bilhassa kadın her vesile ile kışkırtılmaktadır. Özgürlük, çağdaşlık, hak adına tahrikler yapılıyor. Kadına seviyesiz yayınlarla hitab ediliyor. Kocalarını aldatan fahişelerin filmleri, dizileri ve hayat hikayeleri sık sık ekrana getiriliyor. Metres hayatı yaşayanlar, evlenip evlenip boşananlar, sık sık ekrana getiriliyor. Böylece nikah ve evlilik gereksiz gibi gösteriliyor, evlilik dışı ilişkiler övülüyor.

Batıda dağılan aileyi toparlamak için TV ler kurtarıcı olarak ön plâna çıkmıştı. Bu olmadı. TV, aksine aileleri tamamen çökertti. Aile fertleri arasına girdi. Aileleri kısırlaştırdı. Çocuk yerine köpek sevgisini aşıladı. Her tarafa sapık ilişkiler ve şehvet kokusunu yaydı.

En büyük tahribatlardan biri de kuşaklar arasında çatışmayı, sürtüşmeyi körüklemesidir. Çocuklar TV başında aptallaşmıştır. Erken aldığı bilgilerle kafası karışıktır. Kimlik, kişilikle daha tanışmamıştır.

Diğer bir husus da aileler arası ziyaret, sohbet, ilgi dayanışma ve sorumluluklar bitmiştir. Aileler yabancı kültürlerin ve ahlâk dışı yayınların tehdidi altındadır. Aile yuvalarının ayakta kalabilmesi için, acil tedbirler alınmalıdır. Türk ailesi yıkılmazsa, Türk toplumu yıkılmayacaktır.

Temiz bir medya, temiz ekran istemeliyiz. Sesimizi yetkililere duyurmalıyız. Yoksa ailelerimize nasıl sahip çıkacağız?

 

TV YABANCI NESİL YETİŞTİRİYOR

 

TV çocuklara da olumsuz etki yapmaktadır. TV bir canavardır. Hem de körpe dimağları kemiren bir canavardır.

Şimdi, televizyon çocuğu yetişiyor, hem de televizyonun dadılık yaptığı bir nesil yetişiyor.

TV nin en çok istismar ettiği iki şey var, biri kadın, diğeri çocuktur.

Bugün TV nin çocuklara yönelik yayınlarına bakın. Oluk oluk kan akıyor, kollar, kafalar kopuyor. Organlar kesiliyor, gözler oyuluyor, yanmış ezilmiş cesetler, korku veren sahneler, sapık ilişkiler, tek kelimeyle vahşet. Güzellik yok, merhamet yok, insanlık yok. O küçücük kalp buna nasıl dayanır? Tabi çocuk, ürkek, çekingen, saldırgan, küfürbaz ve yaramaz oluyor.

Çocuk, televizyona çok düşkün. Çok ve yakından izleyenlerde göz rahatsızlıkları görülüyor. Dersler zayıf, arkadaşları ile ilişkileri kötü, çok acayip, televizyonla ilgili her şeyi biliyor. Ama bilmesi gereken bir çok şeyi bilmiyor.

TV çocukları kolay esir alıyor, savunamadığı için de çabuk yiyip bitiriyor. Çocuklardaki çarpıklığın ve başarısızlığın en büyük sebebi, TV nin yayınlarıdır.

Amerika’da çocuklar üzerinde yapılan araştırmaya göre; “Kimi daha çok seviyorsunuz?” sorusuna çocukların % 44’ü “Televizyonu” cevabını vermiştir.

İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre; çocukların çoğu, hayatta işlenen vahşet ve cinayet olaylarını normal gördüklerini açıklamışlardır. Bilim adamları bunun sebebinin TV de gösterilen sahneler olduğunu açıklamışlardır.

TV ler, çocukları kişilik kimliklerinden kopararak şiddete, sekse, alkole, uyuşturucuya, isyana, cinayete yöneltiyor.

Çeşmeden damlayan su dahil maddî kayıplarına tahammül etmeyen büyükler, yavrularının kaybına aldırış etmiyor. Aslında seviyesiz programlardan sakındırmak ve bize çevrilen tehlikelere tepki göstermek hepimizin görevidir.

Büyükler bir bakıma TV nin zararlarından kendilerini bir ölçüde koruyabilirler. Ya şekil alma, kimlik kişilik kazanma çağındaki çocuklar ne olacak? Onları, zahmetle dünyaya getirip, eziyetle büyütmedik mi? Onları göz göre göre tehlikeye atmamız doğru mu?

Televizyonkolik olan gençlerin, bugün seyredebilecekleri, ekranın yüz akı kanallar da var. Dini millî yayın yapan radyolarımız var. Alternatifsiz değilsiniz.

Bir tehlike de siyonizmin ve misyoner teşkilatının elde etmek istediği sonuç var. Devlet yetkilileri, görevlerini yapmadığına göre, ana babalara sesleniyorum. Sağlıksız nesil yetiştiriyoruz. Düşman, sistemli çalışıyor. TV nin sergilediği ahlaksızlıkların müstehcenliklerin boyutu, çocukların taşıyamayacağı kadar ağır.

Oturup şikayet etmek çare değil, kızmak sövmek, lânetlemek çare değil. Tepki göstermeliyiz, şikayetçi olmalıyız. En önemlisi, önce kamuoyu oluşturmalıyız, müstehcen kanalları seyretmeyerek boykot etmeliyiz. Bundan başka:

– Çocukları tek başına televizyon seyrettirmemeliyiz. Çocuğun yanında yanlışın yanlış olduğunu söyleyecek birinin bulunması lâzımdır ki, çocuğun kötü değil iyi ilişkiler anlamasında yardımcı olunsun.

– Çocuğun programlar ve kanallar arasında seçim yapmasında yardımcı olmalıyız. Görüntü hileleri, sun’i olan yangın, kaza öldürme olayları anlatılmalıdır.

– Bazen sorular sorarak neleri yanlış algıladığını öğrenin, doğrusunu öğretin, vakit geçmeden düzeltin.

– Kötü etkileneceği sahnelerde çocuğun dikkatini başka yerlere çekin.

– Televizyonu izleme sınırı koyun. Çocuk televizyon karşısında uyuşmasın. Çok televizyon seyreden çocuk, içine kapanıyor, başkaları ile ilişkiyi kesiyor. Hatta bunalıma düşüyor. Topluma uyum sağlayamıyor, sinirli ve âsi oluyor.

– Batı’da, Amerika’da şiddet filmleri yasaklandığı halde bizde yarış var bu yarış içinde çocuklar olumsuz etkileniyor.

– Televizyon seyretmekle, kanal seçmekte çocuğa örnek olunmalıdır. Genellikle televizyon bağımlısı olan çocuklar, ana babalarından öğrenmediyse kimden öğrenecekler?

Çocuğun dikkatini okumaya, düşünmeye, temiz arkadaş grubu ile oynamaya, ders çalışmaya bilhassa ev işlerinde yardımcı olmaya yöneltmeliyiz.

– TV açmasını kapatmasını bilen bir toplum haline gelmeliyiz. Sabahtan akşama, akşamdan sabaha açık olmamalıdır.

– TV çocuğu kolayca esir alıyor, okumasını çalışmalarını engelliyor, kötü alışkanlıklar edinmesine neden oluyor, çocukta neşe kalmıyor, çocuğu aptallaştırıyor ve gelişmesine engel oluyor. Bu durumda çocuğun kontrollü ve sınırlı seyretmesi sağlanmalıdır.

– Çocuklar seyrettikleri şeyi aynen uyguluyor. Onun için çocuğun dadısı TV olmamalı, çocuk TV ile oyalanıyor diye uzun süre TV ile başbaşa bırakılmamalıdır. Zira bir çok istenmeyen şeylerin erken başlamasının sebebi TV dir.

– Yapılan araştırmalara göre; çocukları TV tembelliğe itiyor. Merhametsiz yapıyor, saldırgan ve sapık hale getiriyor. Şiddet üretiyor. Küçük yaştaki çocuklar katil oluyor. Bunun önüne geçmek için çocukları kötü arkadaş olan TV den kurtarmalıyız.

– TV çocukları sorumsuz, dikkatsiz yapıyor. Çocuğun gelişimine, zor konuşmasına, görme ve duyma duyularının körelmesine neden oluyor. Çocukları şişmanlatıyor. Çocuklar anne karnında bile olumsuz etkileniyor.

– Çıldırtan müzik, bize yabancı dizi ve filmler, gençlerde kişilik bozukluğuna sebep oluyor. Çete kuran şiddetten hoşlanan, sokakta öpüşen, köpek zevkine sahip olanlar çoğalıyor.

Bugün artan soygun, hırsızlık, saldırı, tecavüz olaylarının, içki ve uyuşturucu artışının en büyük tahrikçisi televizyon değil midir?

Soruyorum bu nereye kadar gidecek? Tepegözler yetiştirdiğimizin ne zaman farkına varacağız? Dilerim iş işten geçmeden kendi çocuklarımızın da bu toplumda yaşadığının ve yaşayacağının farkına varılsın.

– Dünyada “TV yayınlarının çocuklar üzerindeki etkileri” üzerine ilk araştırmalar 1950 yılında ABD’de yapılmış. Daha sonraki yıllarda konuya ilişkin araştırmalar İngiltere, Japonya, Kanada ve Fransa’da devam etmiş. Ancak ülkemizde bu konuda yetersiz kalındığından sağlıklı ve geniş kapsamlı bir örneklemeye gidilememiştir.

Çocuklar üzerinde yapılan araştırmalardan elde edilen neticeler, dikkatleri şu noktalara çekmektedir.

– Çocukta televizyona karşı ilgi dört yaşında başlayıp, altı yaşında en üst düzeye ulaşmaktadır.

– Televizyon, çocukta kişiliğin belirlenmesinde önemli bir etkendir.

– Çocuğun davranışları bazı yayınların etkisiyle değişiklik göstermektedir.

– Çocukta şiddet, saldırganlık ve cinsiyete bağlı rollerin benimsenmesinde, TV önemli bir sebebi teşkil etmektedir.

Görüldüğü gibi çocuklar, TV nin olumsuz yayınlarından son derece etkilenmektedirler. Açılışından kapanışına kadar TV izleme alışkanlığının yaygın olduğu toplumumuzda çocuklar, yetişkinler için hazırlanan her türlü yayınları seyretmekteler. Burada yayın yapan kuruluş kadar ebeveyn de sorumludur. Anne baba, çocukların izleyeceği programları seçmeli ve çalışma, oyun ve TV izleme saatlerini düzene koymalıdır.

Program seçiminde ise çocukların karakter gelişimine uygun, eğitici, yetenekleri geliştirici, aile ve kültür yapımıza ters düşmeyecek programlar seçilmesine son derece özen gösterilmelidir.

Şer kutusundan öncelikle çocuklarımızı, sonra gençlerimizi sonra da aile yuvalarımızı korumalıyız ki, varlığımızı devam ettirelim. Bu herkesin görevidir.

– Reklam aldatıcı, müstehcen ve israfa yönelik oluyor. Ayrıca çocukların kötü alışkanlıklar kazanmasında etkili oluyor. Çünkü reklamlar çocuk ve yetişkin arasında ayrım yapmadan sunuluyor.

Reklam çocukta özendirici ve kalıcı etki yapıyor.

– TV hasta ediyor. Gerilim filmleri, stresi yüksek spor karşılaşmaları heyecanı ve üzüntüyü aynı anda yaşattığı için hasta ediyor. Hasta olanlarında hastalığını alıyor. Hareketsiz kaldıkları için kaslar ölüyor.

Yapılan araştırmalara göre dünyada en çok televizyona bağlı bir millet olduğumuz ortaya çıkmıştır. Yani Türk toplumu televizyon hastasıdır. Çocuklar da televizyon çocuğudur.

Bilinçsiz yayın izleme ruh ve sinir hastalıklarını artırmıştır. Cinnet geçirenlerin, intihar edenlerin her geçen gün sayısı çoğalmaktadır. Erkanlardaki kötü sahneler kat kat fazla tekrar ekranlara yansımaktadır. Çocuklar çekingen oluyor, duyarsızlaşıyor, saldırgan oluyor. Yaşlılar da nefes daraltıyor, ülsere neden oluyor ve sinir hastalığını artırıyor.

Çocuklar, taciz, tecavüz, hırsızlık, cinayet gibi olayları hayatın bir parçası ve eğlence türü zannediyor. Böylece şiddet ve vahşet kurbanları çocuklar oluyor. Öldüren filmler, diziler, intihar ettiriyor. Ayrıca yabancı müzikler çocukları ve gençleri ruh hastası yapıyor. Şeklini karşı cinsinkine benzetiyor. Seyredilen müstehcen sahneler, sevgi, saygı, utanma duygularını öldürüyor ve şehvetten şaşı yapıyor.

– TV, ahlâkî, insanî ve millî değerlerden uzaklaştırıyor. Çünkü TV nin halet-i ruhiyesi bozuk. Ahlâksızlık örnekleri sunuyor. Ahlâksızlığı teşvik ediyor. Suç işletiyor. Böylece ahlâk seviyesini düşürüyor.

Kısacası TV;

– Aile içinde çocukların dadısı durumundadır. Eşlere birbirinden daha yakındır.

– Eşlerin arasına girmiştir. Boşananlar artmıştır.

– Çocuklar ona teslimdir. O eğitir, o büyütür.

– Bayan için ev işinden önce, pembe diziler ve filmler gelmektedir.

– Emir ve komuta ondadır. O ne derse o olur.

– Öğrenci için diziler, filmler, eğlence programları ve spor karşılaşmaları derslerden önce gelmektedir.

– Televizyon var diye ana baba, eş dost, komşu ziyaretleri de bitmiştir.

– En önemlisi okuma, düşünme, görevler, kulluk bitmiştir. İnsan robotlaşmıştır.

Bu durumda analar babalar, ilim adamları ve yetkililere görevler düşmektedir. Bilhassa çocukların ve gençlerin evde hanımların dikkati faydalı meşguliyetlere çekilmelidir.

Bir şey faydalı mı, zararlı mı? Seyredilir mi, seyredilmez mi? Niçin tartışmasını başlatmak gerekir.

Devlet insanımızı korumasız bırakırsa görevini yapmamış olur. Zehirli gıda imal edip halkı zehirleyene müdahale etmemek olur mu? Zehirlenen halkı kendi haline bırakmak olur mu? Bir baba evladını nasıl yok oluşa terk edemezse, tehlikelerle karşı karşıya korumasız bırakmamalıdır. Devlet de babadır. O da koruyuculuk görevini terk edemez. “Şikayetçi olan, rahatsız olan televizyonun düğmesini kapatıversin” demek çare olmadığı gibi bir devlet adamının söyleyeceği söz değildir.

 

TV EĞİTİCİ OLMALIDIR

 

Aslında televizyon istenirse en güzel eğitim aracıdır. Bugünkü hali ile televizyon yayınlarının eğitici yönü hemen hemen yoktur. Sabahtan akşama kadar kötülükte çığır açmakta ve kötülük sergilemektedir. İyi örnek ve kötülüklerin zararını ortaya koymaktan uzaktır.

Yayınlar nasıl olmalı? TV sihirli bir kutudur. İyiye kullanılmazsa, maddî manevî yıkıma sebep olur, fitne, fesat kaynağı olur.

İçkisiz, kumarsız, zinasız, hırsızlık, cinayet, uğursuzluk ve müstehcenlik olmayan yayın çok az. Böyle olunca TV, bozulmaya katkısı bakımından birinci sıradadır.

Yayınlar eğitici olmalı, argolu küfürlü sadece cinsellik sergileyen yayınlar, seviyeli insan yetiştirmez. TV ler eğitim aracı haline dönüştürülmelidir.

Bugün, Fransa, İslâm’ın hızla yayılmasını önlemek için, İslâm’i yayın yapan televizyonları susturma yoluna gidiyor. Bizim yetkililerimiz de insanımızı korumak için millî çıkarlarımıza ters yayın yapan, birlik ve düzenliğimizi bozan, mezhep kışkırtıcılığı yapan, şer kuvvetlerinin emri ile ahlâk bozan, müstehcenlik kokan yayınlar durdurulabilir.

Unutulmamalıdır ki, iyi bir program, uzun yıllar yapılan vaazlara ve ana babanın bir çok öğüdüne bedeldir.

Bizim televizyonlarımızın bazısı ne yazık ki, yunan televizyonu gibi yayın yapıyor. Bu ülkede yayın yapan TV, bu ülke insanının millî çıkarlarına uygun yayın yapmalıdır.

TV sorumsuz değildir. Genel ahlâka aykırı yayınlar, üst kurul tarafından takip edilip durdurulmalı, gerekli uyarılar yapılmalıdır. Üst kurulu da göreve çağıracak, gene bizim insanımızdır.

TV lerin haber alma ve haber verme tarzı yapıcı değil yıkıcıdır. Haber elemanı, kendini yargı yerine koyuyor, yargısız infaz yapıyor, birilerini yalan haber uğruna mağdur ediyor. Ve hiç ceza görmüyor.

Reklamlar ise aldatıcıdır, israfa yöneliktir, kontrolsüzdür.

Biz bir milletiz, bizim de bir dinimiz, ahlakımız, şerefimiz var. Bunlara kimsenin hakaret etme hakkı yoktur.

TV ler iyi örnek, iyi model sunmalıdır. Yabancılara, yabancı ideolojilere hizmet etmemelidir.

TV güzel ahlakımızı, güzel dilimizi geleneklerimizi bozmamalı, yıkmamalıdır. Eğiten, yetiştiren TV olmalıdır.

 

MÜSTEHCEN YAYINLAR

 

Reyting kapma ve rekabet, TV için her şeyden önemli. Ahlâkî kuralları bir tarafa bırakıp lağım kanalı gibi evlere, gönüllere pislik akıtıyor. Her an hayvanlardan daha açık, istenmeyen sahneler çıkabileceği için aileler topluca televizyon seyredemiyor. İzlenme oranlarını hangi kanal verdiyse o başta oluyor. Hepsi de aynı şeyi yaptığı için çocuklar bile gülüyor.

Birbirleriyle yarış uğruna kanallarda müstehcenlik artmıştır. Tiksinti veren hale gelmiştir. Sorumsuzca sürdürülen bu yayınlar ahlâk duvarını aşmış, ar haya damarını çatlatmıştır. Aklı başındaki insanımızın yüzünü kızartır durumdadır.

Devlet yetkilileri de aynen böyle diyor ve şikayet ediyor. Halkın şikayeti normaldir ama devlet adamına şikayet yakışmaz o icraat adamıdır. İşte problemlerin çözülmemesinin sebebi budur.

İnsanımızın insanî yönünü kaybetmesi için ne lazımsa yapılıyor. Tahrik edici sahneler, tüyler ürperten görüntüler, felaket sahneleri, planlı bir şekilde sergileniyor. Bunlar gelenek, göreneklerinize de uymuyor. Bizde kadın saygı değer bir varlıktır. Ama ekrana bakınız, kadın öncelikle zevk ve seks aracı olarak sergilenir.

Bir değer verdiğimiz de yavrularımız ve gençlerimizdir. TV çocuk ve gençlerimizin ruh sağlığını bozacak, kişilik ve karakter gelişimi üzerinde olumsuz etkiler yapacak, korku veren, şiddet estiren, cinsel sapıklık, inanç ve ahlâk konusunda alaysı yayınlar yapılmaktadır.

Hatta TV’nin müstehcen yayınları gençleri kısırlaştırmaktadır. Doç. Dr. İsmail Hakkı Aydın’ın yaptığı açıklamaya göre erotik diziler ve şiddet filmlerini aşırı derecede seyreden kişilerin hormonal dengeleri bozularak kısırlıklara hatta beyin urlarına sebep olmaktadır.”

Türk TV’leri, komşu ülkeler içinde yüz karasıdır. Türk illerinden müstehcenliği nedeniyle seyredilememektedir. Mısır yönetimi din görevlilerini hutbe ve vaazlar aracılığı ile müstehcen Türk kanallarına karşı mücadeleye çağırmıştır. (04/04/1994. Zaman)

Televizyonların müstehcen yayınları sonucu sapık ve cinsel anarşi her gün tırmandırılmaktadır.

– Psikolog Prof. Dr. Bekir Grabene ülkemizde cinsel anarşi yaşandığını belirterek “Ruhsal ve psikolojik bozuklukların ana faktörü cinsel sapıklıklardır. Seks dergileri ve TV ler bu sapıklığı körüklüyor. Artık Türk mizahı bile sekse dayandırıldı” demiştir. (18/12/1992. Zaman)

Sapık yetişen elbette sapık yaşayacaktır. Müstehcenlik her kesimi tahrik etmektedir. Bilhassa çocuklar üzerinde erken yaşlarda sapıklığa sevk etmektedir.

İnsanı zapteden tek şey din duygusudur. Müstehcenlik ve ahlâkî çöküntü, dini noksanlıkla orantılı olarak artmaktadır. Bunun için ailelerde ve okullarda din eğitimine önem verilmelidir. Müstehcenliğe “dur” denmeli ve ahlâkî çöküntünün önüne geçilmelidir. Ana babalar, kumandayı ellerine almalı, yavrularını TV nin hakimiyetinden kurtarmalıdır.

Müstehcenlik, tepki görmeli, protesto edilmeli, telefon telgraf ve faksla nasıl yayın istediğimiz iletilmelidir.

Bir ilim adamının ifadesiyle:

TV hakkında Doç. Dr. İsmail Hakkı Aydın da şunları söylemiştir: “Erotik diziler, şiddet filmleri beynin gelişmesini engeller, kişilerin muhakeme gücünü azaltır. Batıda “Aptal Kutusu” olarak nitelendirilen TV, uzun süre seyredildiği zaman beyin, muhakeme kabiliyetini, düşünme yeteneğini kaybeder. Şiddet ve erotik programlar, gerçek anlamda bilimsel seviyesi ve beyin fonksiyonları seviyesi düşük olan insanlar tarafından izlenmektedir. Bu tür programları seyredenlerin hormonal dengeleri bozularak kısırlıklara, hatta beyin urlarına bile sebep olmaktadır. Erotik ve şiddet filmleri, kritize edemeyen, fikir üretemeyen, problemlere çözüm getiremeyen ölü toplumlar yetiştirir.”

Müstehcen yayınlar sapıklığı körüklüyor. Cinsel anarşiyi tırmandırıyor.

İşte bir gazete haberi:

18 yaşındaki A.D. “Beni TV sapık yaptı”. Yeni mahallede 12 kız çocuğuna sarkıntılık ve tecavüz suçundan yakalanan 18 yaşındaki sapık A.D. Emniyette verdiği ifadede, “Beni özel TV’de seyrettiğim kırmızı noktalı erotik filmler sapık yaptı. Bu filmlerin etkisinde kalarak bu suçları işledim” dedi. (02/03/1993. Zaman)

RTÜK’ten yapılan açıklamaya göre “En çok şikayet cinsellik” tir. Ekranları en çok kan ve cinsellik doldurmaktadır.

Ekranlarda soyunup kırıtanlar tanınmış sanayicilerden daha çok vergi veriyor. Bu utanç verici olduğu gibi ne hale geldiğimizin delilidir.

 

TV’YE ESİR MİYİZ?

 

Dünyada televizyonu ABD’lilerden sonra en fazla Türkler izliyor. Yapılan araştırmaya göre bu konuda da dünya ikincisiyiz. Yani kara kutunun esiriyiz. Magazin haberlerine olan ilgi, bilim ve sanat içerikli haberlere göre daha fazla. Herkesi evde hapis tutan televizyon, her şeyi belirliyor, tayin ediyor.

Millet olarak televizyon müptelasıyız. İyi alışkanlıkların yerini televizyon seyretmek aldı. Her gün televizyona diziliyoruz. Bu kadar esaret fazla. Aydınımız bile kitap okumuyor. Ana baba ziyaretinin bile televizyon önüne geçmiştir.

Televizyon, çeşitli şartlandırmalarla insanı esir almış ve ölü düşüncelere sevk etmiştir. Televizyonun hipnotize edici bir özelliği vardır. İnsanı adeta büyüler, kendisine bağlar.

 

Millet olarak nasıl televizyon izliyoruz?

1-     Savunmasız izliyoruz.

2-     Ne çıkarsa ayrım yapmadan izliyoruz.

3-     Aklımızı kullanmıyoruz.

Bu durumda televizyon bize olumlu bir şey kazandırmıyor, kaybettiriyor. Hayatımızdan güzellikler kaybolup gidiyor.

TV evimizin baş köşesine kuruldu. İşte o zaman sohbet, muhabbet sessizce kapıdan bacadan çıkıp gitti. Ziyaretler olmaz oldu. Aile için eğitim bitti, televizyonun hakimiyeti başladı.

TV yokken okuma vardı, düşünme vardı. İnsanlar görevlerini daha güzel yapıyorlardı. TV izlerken seçici olmalıyız. Seyredilen programların eğitici öğretici olmasına dikkat etmeliyiz.

TV ye karşı alternatif işler bulmalıyız. Alternatif kanal keşfetmeliyiz. Oluklar çift birinden nur akar, birinden kir.

Daha çok TV ye değil, kendi işimize, kendi programlarımıza bakmalıyız. Televizyona bağımlılıktan kurtulmalıyız.

 

TV yi nasıl kapatabiliriz, nasıl alternatif bulabiliriz? Bunu için;

– Kumandayı elden bırakmalıyız.

– Yüce yaradanı hatırlamalıyız.

– Spor yapmalıyız.

– Farklı bir radyo dinlemeliyiz.

– Okumalıyız.

– Bir şeyin üretimini yapabiliriz.

– Sosyal yardım kuruluşlarında çalışabiliriz.

– Evimizin tertip düzeni, bahçemizin tanzimi ile meşgul olabiliriz.

– Çocuklarımızın eğitim, öğretimi ile ilgilenebiliriz.

Bugüne kadar az okuyan, çok seyreden, çok manasız şeylerle meşgul edildik. Halbuki önümüzde o kadar çok yapılacak faydalı iş var ki onlara zaman kalmıyor.

İnsanın hayatı, insanlığı öğrenebilmesi için TV yi kapatıp kitabı açması lazım. Çünkü kitap insan hayatının bir parçasıdır. Hem de en önemli bir parçasıdır. İnsana hava gibi su gibi lâzımdır.

TV iki yüzlü bir silahtır. Bıçak gibi iyiye de kullanabilirsiniz, kötüye de. İyi şeyler için kullanılırsa, güzel bir tebliğ aracı olur.

TV yi kapatıp, bakmayı bırakmanın bir nedeni de dinimizdir. Dinimizin emrine göre kadın ve erkek gözlerini harama bakmaktan alıkoyacak ırz ve namuslarını koruyacaklardır. (Nur suresi: 30-31)

Kulak, göz, gönül her biri yaptıklarından sorulacaktır.

 

Bir şairin dilinden:

 

BENİM ADIM TELEVİZYON

 

Cami cemaati, beş on

Benim ki bin kere milyon

Dinli dinsiz, laik mason

Benim adım televizyon

Yatsı namazı kıldırmam

Sabah namazına kaldırmam

Kim ne söylerse aldırmam

Benim adım televizyon

 

Zorla her eve girerim

Ev sahibine söverim

Gafilleri pek severim

Benim adım televizyon

 

Amerika evinizde

Gorbaçov bu akşam sizde

Bir gemi batmış denizde

Benim adım televizyon

 

Bana bakan gözler yandı

Yalanıma herkes kandı

Ne söyledimse inandı

Benim adım televizyon

 

Yıktım utanma hissini

Yaptın her şeyin tersini

Bozdum İSLAM’ın neslini

Benim adım televizyon

 

Ne rahmetim ne lânetim

Aslında masum aletim

Yoktur kasıtlı gayretim

Benim adım televizyon

 

Ben deccalin güdüğüyüm

Sam amcanın düdüğüyüm

Şeytanların en büyüğüyüm

Benim adım televizyon

 

Bazıları çanak anten tuttu

Çanak tutan hapı yuttu

Ar’ı namusu unuttu

Benim adım televizyon

 

Geyik gibi boynuzum var

Paylaşacak kozum var

Namusunuzda gözüm var

Benim adım televizyon

 

Ben var isem olmaz sohbet

O semte uğramaz rahmet

Kin, maraz ve şehvet

Benim adım televizyon

 

Ben her gün akın ederim

Uzağı yakın ederim

Sade bana bakın derim

Benim adım televizyon

 

Beni reddetti sofular

Sonunda teslim oldular

Karşı duramaz oldular

Benim adım televizyon

 

Işık değilim aynayım

Ben hep güçlüden yanayım

Bir rol verildi oynarım

Benim adım televizyon

 

 


Bu yazıyı 374 kişi okudu.

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here