Yeme İçme Hastalıklarımız ve Çareleri

– A

Çok yiyoruz. Acıksakta acıkmasakta önü-müze geleni, elimize geçeni yiyoruz. Ne ikram edilirse yiyoruz. Yemediğimizi de çöpe atıyoruz. Yeme içmemizde bir ölçü yok. Yeme içme hastasıyız. Fiziğimiz kimyamız bozuldu gitti hala yiyoruz ve içiyoruz. Şişman vücutlar, koca göbekler doymak bilmiyor, yeter demiyor yemeye devam ediyor. Tedavi edilemez duruma gelince aklımız başımıza geliyor.

*                      *                      *

*                      *

*

Şişmanlık (obezite), fazla kiloluk, tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Alınan kalori verilmeyince, yağlanma halinde egzersiz yapılmazsa, şişmanlık hastalığı meydana çıkıyor. Tedavi edilmezse ölümcül obez durumuna düşülüyor.

Obezite ayrıca birçok hastalığında sebebi oluyor. Kalp damar hastalığı, yüksek tansiyon, şeker, kireçlenmeler, topuk dikeni, karaciğer yağlanmaları, kanser, prostat, ani ölüm ve depresyon şişmanlığın sebep olduğu bazı hastalıklardandır.

Ayrıca kalp krizinede sebep olur ki, eğer tedavi edilecek fazla kilolar verilecek olursa, hastalanma riski çok düşer.

Mesela hamile anneler biraz fazla yiyecek ve kilo alacak olursa, doğacak olan çocukta dünyaya kilolu olarak gelecektir. Kilolu çocuk fiziki ve psikolojik bir sürü problem yaşayacaktır. Ayrıca o da büyüklerin karşı karşıya kaldığı hastalıklarla karşılaşacaktır.

Fazla kilo almamak ve fazla kiloları vermek için neler yapılabilir?

Ne yazık ki, dünyanın yarısında veya bize çok yakınlarda insanlar gıdasızlıktan hastalanırken veya bir lokma ekmek bulamayıp açlıktan ölürken biz ne yapıyoruz?

–         Çarşı, pazar ve markette her gördüğümüzü alıyoruz. Evde var yok demiyoruz. İhtiyaca göre bir liste yapıp gitmiyoruz. Sonra tedavi için servet harcıyoruz.

–         Davetler, ziyafetler, firavun sofraları kuruyo-ruz. Tıkabasa yiyoruz sonrada hazmedelim diye sodalı içecekler, kahveler içiyoruz.

–         Öğün nedir bilmiyoruz. Tabak tabak, çeşit çeşit yemekler yiyoruz. Acıksakda acıkmasakda ne bulursak ne ikram edilirse yiyoruz. Düşünmüyoruz ki, her şeyin fazlası zarardır. Ayrıca sağlık bütçesine büyük yüktür.

–         Bir misafir mi gelecek çeşit çeşit pastalar, tatlılar türlü türlü içecekler hazırlanıyor, yeniyor, içiliyor.

–         Uzmanların, bilhassa asırlar önce peygamber efendimizin tavsiyelerine uymuyoruz.

Bu konuda peygamber (as) ne diyor şöyle bir göz atalım:

–         “Yemeğin bereketi yemeklerden önce ve sonra elleri yıkamaktır.” (Tirmizi Et’ime: 39)

–         “Besmele çekiniz, sağ elle yiyiniz, önünüzden yiyiniz.” (Age: 2)

–         “Helalden yiyiniz.”

–         “Kızgın yemeyiniz, yemeğe üflemeyiniz.”

–         “Lokmaları küçük tutunuz.”

–         “Yemek yerken konuşmayınız.”

–         “Artık bırakmayınız, israf etmeyiniz.”

–         “Yerken acele etmeyiniz, iyice çiğneyiniz.”

–         “Çok yemeyiniz. Mide hastalık evidir.”

–         “Mideyi üçe ayırınız, tıkabasa yemeyiniz.”

–         “Sofradan doymadan kalkınız.”

–         Göbekli birini gören peygamberimiz, Parma-ğını şişmiş göbeği göstererek: “Bu böyle olmama-lıdır” demiştir.

–         Bir hadislerinde: “Dünyada çok yiyenler, ahirette aç kalacaklardır” buyurmuştur. (Tirmizi Kıyamet: 37)

–         Bir başka hadislerinde de şöyle buyurur:

–         “Bedenlerinizi az yiyip içmekle zayıflatınız. Etlerinizi azaltınız. Yağlarınızı eritiniz. Böylece onları cennete misk ve kâfur ile karıştırılmış temiz etle değiştirmiş olursunuz.” (Ramuz el-Ehadis: 8/13)

Çok yemekten kendini alamayan ne yapmalıdır?

–         Çok yeme arzusunu kırarak önüne az az yemek koymalıdır. Çeşit olarakda çok çeşit olmamalıdır.

–         Obur kimselerle beraber olmamalı, lüks yerlerde yiyip içmemelidir.

–         Açlık çeken, açlıktan ölen ihtiyaç sahipleri göz önüne getirilmelidir.

–         Öğün atlamamalı, düzenli yenmeli, acıkma-dan yenmemelidir.

–         Sıcak ekmekten ve iştah açıcı şeylerden u-zak durmalıdır.

Unutulmamalıdır ki çok yiyenin rızkı ve ömrü çabuk biter. Çok yiyenin gafleti çok olur, ibadeti ve hizmeti az olur. Uykusu da çok olur. Atalarımız: “Az ye, az uyu ve az konuş” demişlerdir.

Sonuç olarak şunu diyebiliriz ki, obezitenin çözümü müslümanca yaşamaktır. İslam’ da her canının istediğini yemek israftır. İsraf da haramdır.

 

 

– B

Tiryakilik hastalığımız var. Büyüğümüz küçü-ğümüz tiryaki. Bizden öncekiler “İster fakir ol ister fukara yak yemeğin üzerine bir sigara” deyip içerlerdi. İçmeyenide içirirlerdi. Birde “Kadın çocuksuz, erkek çubuksuz olmaz” derlerdi. “Sigarayı telleyip püflemeyen erkek kabul edilmezdi.”

Ya şimdi, kadınıda içiyor erkeğide içiyor. Kızlar, kadınlar erkeklerden daha çok içiyor.

Çocuklar büyüdüğünü kanıtlamak için içiyor. Kızlar ve kadınlar erkeklerle eşit olduklarını ispat için içiyor. Erkeklerde biz erkeğiz diye içiyor.

Sigara içerken sağlık yönü, parasal yönü, edep adap tarafı ve haram helal olup olmadığı hiç düşünülmüyor. Sevinen içiyor, üzülen içiyor.

Sigara en kötü alışkanlıktır. Hemde öldürücü bir hastalıktır. Sigara öldürür, öldürmezse sakat bırakır, çektirir.

*                      *                      *

*                      *

*

Sigaraya nasıl başlanıyor?

–         Aslında sigara alışkanlığı zor kazanılan, zorla kazanılan ve kazandırılan bir hastalıktır. Çünkü sigara güzel değildir. Tatlı da değildir. İçildiği zaman insana hiçbir şey kazandırmaz. Öksürüklere, bulantılara rağmen alışırız…

–         Çocuklara için yasak ilgi çekiyor.

–         Gençlerde kızlı erkekli gruplarda özgürlük ve büyüme isteği, etrafa poz atma tavrı sigara içiriyor.

–         Aileler kötü örnek oluyor.

–         Kadınlar, özgürlük, eşitlik çabaları için içiyor.

İkramcı bir toplumuz. Zarar görmeyenimiz yok ama birbirimize ikramda bulunuyoruz.

Daha çok problemli, zayıf iradeli insanlar sigara-nın esiri oluyor. Zararını bildikleri, gördükleri halde içmeye devam ediyor.

Sigara düşmandır. Efkar dağıtmaz. Üzüntü ve acı gidermez. Daha çok üzüntü verir, acı verir. Sigara zehirdir. Vitamin düşmanıdır. Güzellik düş-manıdır. Sağlık düşmanıdır. İnsanın elinin ayağının kesilmesine, kanser olup ölmesine veya sakat yaşamasına sebep olur.

Yeşilay’ ın raporuna göre sigara:

–         Tahriş eder,

–         Felç eder,

–         Kanser yapar,

–         Kansızlık yapar,

–         Damar sertliği yapar,

–         Böbrek iltihabı yapar,

–         Düşük yapar,

–         Cinsel gücü zayıflatır,

–         Sinirleri yıpratır,

–         Sigara en büyük katildir.

Sigarayı bırakanlarda şu değişiklikler olur:

–         İştah artar,

–         Uyku düzene girer,

–         Sindirim normale döner,

–         Enfarktüs riski azalır,

–         Yorgunluk azalır,

–         Kansere yakalanma riski azalır,

–         Sinirlilik yok olur, neşe gelir,

–         Görme kabiliyeti artar,

–         Maddi zarar biter.

Sigarayı bırakmak için birçok sebep vardır;

–         Sigara 8 saniyede bir kurban alır. Yılda 5 milyon kişinin ölümüne sebep olur.

–         Sigarayı bıraktıktan 8 saat sonra kalp krizi riski azalır.

–         Sigara içenlerin, içmeyenlere göre %80 kan-ser olma riski vardır. %70 daha fazla yaşlanır. %70 cilt bozukluklarına maruz kalır.

–         Sigara içen kişi, içmeyen yakınlarına da zarar verir.

–         Sigara içen 10 yılda bir ev parasını yakmış olur.

–         Sigara içen çocuklarının günde yarım kilo et razkını kesmiş olur.

–         Sigara, azar azar ölümün adıdır. 4 bin çeşit zehir ihtiva eder. İnsan katilidir.

Sigaranın verdiği zararları; öldürdüğü veya sakat bıraktığı kimseleri gördüğü halde, sigara paketle-rinin üzerindeki ciddi uyarıları gördüğü halde bazı-ları hala aynı havada, içmeye devam ediyor.

Kutsal kitabımızda şöyle emrediliyor:

–         “Kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın. Yaptığınızı güzel yapın. Allah güzel yapanları sever.” (Bakara: 195)

–         “Mallarınızı haram yollarla yemeyin ve kendi-nizi öldürmeyin.” (Nisa: 29)

Peygamber (as) da diyor ki:

–         “Kokmuş ağız ve sararmış dişle bana gelmeyin.”

İslam fıkıhcılarına göre insana herhangi bir yolla zarar veren, pis kokan, eziyet veren, israfa yol açan ve başkalarına da zarar verdiren şey caiz değildir, helal değildir.

Sigara parası hayırlı işlere gitmelidir. Ev halkına harcanabilir. Günde bir dergi, bir gazete hatta bir kitap alınabilir. İhtiyaç sahiplerine harcanabilir. Bir öğrenci okutulabilir. Günde beş aileye ekmek alınabilir.

 

 

– C

İnsanlığın başına musallat olan belalardan biride kötülüklerin anası olan alkoldür. Alkol alışkanlığı o kadar çok yaygın ki, küçük çocuklar bile meşrubat vasıtasıyla alkol almaktadır. Biraz büyükler bira içerek alkolik olma yolundadır.

Alkol şifaymış gibi, sağlık açısından fay-dalıymış gibi tavsiye edenler vardır. İçmenin çağdaşlığın, medeniyetin ölçüsü olduğunu iddia edenler vardır.

Alkolün her çeşidi her yerde kolaylıkla bulu-nabilmektedir. Meyhaneler sıra sıra mahalle ara-larında faaliyet göstermektedir.

Alkol, ikram edilen şeyler arasına kadar girmiştir. Böylece en büyük dert ve hastalık haline gelmiştir.

İçkiyi devlet üretiyor, içilmesi teşvik ediliyor. Yılbaşı gecesi sarhoşlar devletin imkanlarıyla evlerine taşınıyor.

Bugün içkinin verdiği zararı hiçbir şey vermiyor.

*                      *                      *

*                      *

*

İçki kötülüklerin anasıdır. Hiçbir zaman deva, şifa değildir. Tek kelimeyle derttir. Bütün üzüntülerin kaynağıdır.

İçkinin verdiği mutluluk kısa oluyor. İçildikten kısa zaman sonra üzüntüye dönüşüyor.

İçkinin besleyici olduğuda söylenemez. İnsan vücudunun ihtiyacı olan alkolü Allah meyvelerde vermiştir. Alkol alanlardan doğan çocuklrın çoğu ölüyor, aptal oluyor, cılız, sakat, saralı doğuyor. Ancak %10 u sağlam oluyor.

İçki içmenin övünülecek ve gurur duyulacak bir tarafı da yoktur. İçki içenlerin ne kadar rezil duruma düştüklerine bakılacak olursa, övünülecek bir tarafının olmadığı görülecektir.

Emniyetin raporuna göre;

–         İşlenen suçların %66 sı,

–         Trafik kazalarının %61 i,

–         Cinayetlerin %35 i,

–         Tecavüzlerin % 50 si,

–         Boşanmaların % 80 i alkol yüzünden olmaktadır.

Kur’an’ ın ifadesiyle: “İçki şeytan işi pisliktir.” Peygamber (as) ın ifadesiyle de: “İçki her kötülüğün anasıdır.”

Küçücük çocukların beyni, bedeni alkolle çürüyor. Şöyle bir söz var: “İnsan önce alkolü içer, sonra alkol alkolü içer, en sonunda da alkol insanı içer.”

Alkol insanın düşmanıdır. Alkol ailenin düşmanıdır. Alkol huzurun, başarının ve geleceğin düşmanıdır. Alkol bir toplumun düşmanıdır. Milletlerin imha silahıdır.

Alkol her türlü iyi duyguyu öldürür. Alkol, ırz, namus düşmanıdır.

Bir Yeşilay başkanının şöyle bir ifadesi olmuştu: “Alkollü içkilerin hepsi ilme, tıbba, akla ve dine aykırıdır. Alkolle hangi vitamini karıştırırsanız karıştırınız vitaminleri öldürür.”

“Şerefe!” diye kaldırılan her kadeh, sürahi ölçüsünde insan şerefini yok eder.

İçki, insanı aptallaştırır, yaptırdığı ayıp hiçbir şeyle örtülemez.

Alkol, insanı kabalaştırır. Söylenmeyecek söz söyletir, yapılmayacak işler yaptırır. Anayı, babayı, çocukları öldürtür. Yatalak nineye tecavüz ettirir.

Alkol nesli bozar; sakat, psikolojik sorunulu, hasta ve saldırgan çocukların doğmasına neden olur.

Sevin iç, üzül iç, davet iç nereye kadar? Dönüşü olmayan bir yol. Ardından uyuşturucu geliyor. Ne faydası var Allah aşkına? Kime ne yararı var?

Eğer içki insanlık için faydalı olsaydı onu bize Allah emrederdi, haram kılmazdı. Aksine açtığı sosyal yaraları, yıktığı yuvaları, sebep olduğu rezaletleri göz önüne alarak: “İçki şeytan işi pisliktir. Ondan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi Allah’ ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi?” buyurarak yasaklamıştır. (Miada: 90-91)

İçkinin yasaklanması keyfi ve sebepsiz bir yasak değildir. İsabetsizlik de yoktur. Yasaktaki gerekçe; aklın, nefsin, neslin ve malın korunmasıdır.

Bugün gerçek ilim adamları içkinin yasaklanma-sını istemektedir. Çare olarakda alkolizme karşı en etkili silah olarak inancı ve alkolü terk etmede ibadeti tavsiye etmektedir.

Alkolik olanlarda alkolü bırakmak istiyorlarsa, ibadete ve hayır işlerine yönelmeli, iyi insanlarla beraber olmalı, alkolü hatırlatan sigaradan, alkollü meşrubattan ve kötü ortamlardan uzak durmalıdır.

Alkolsüz hayat, daha mutlu ve huzurlu bir hayattır.

İçki içenler müslüman olduğunu söyler ama müslüman içki içmez. İslam peygamberi şöyle demiştir: “İçki içen, müslüman olduğu halde içki içmez.”

 

 

 

– D

Uyuşmayı, uyuşukluğu seviyoruz. Kendi-mizden geçelim bazı şeyleri unutalım istiyoruz. Uyanıklığı pek sevmiyoruz. Kahve içerek, içinde kafein, kokain bulunan içeceklerle rahatlamak istiyoruz.

Bazıları eğlence zannediyor, dünyayı unut-mak istiyor, uyuşturucu alıyor. Arkadaş tuzağına düşüyor.

Gençler ilgisizliğin, yalnızlığın kurbanı oluyor. Bunun sonucu, kişilik bozuklukları, kimliksizlik, bunalım ve intihar gibi rahatsızlıklar ortaya çıkıyor.

*                      *                      *

*                      *

*

Bugün insanlığı tehdit eden en büyük düşmanlardan biride uyuşturucudur. Çünkü uyuşturucu beyinleri uyuşturuyor, sağlığı bozuyor, insanı hayattan, aileden ve toplumdan koparıyor. İdeallerini öldürüyor. Ahlaki ve manevi değerlerini bitiriyor. İnsanı köle haline getiriyor. Çoğu zaman hırsızlık yaptırıyor, iffetini sattırıyor. İnsanı evinden ve namusundan ediyor. Fuhuşu, AIDS i davet ediyor. Aranan mutluluk kabusa dönüşüyor.

Uyuşturucu intihardır. Azar azar intihardır. Sahte mutluluk ve sahte cennet verir.

Uyuşturucu çok şiddetli zeka ve beyin zehridir.

Uyuşturucu, insanı uyuşturarak her şeyini elinden alır. İnsanda ne para bırakır, nede maneviyat bırakır.

Uyuşturucu, bunamaya, hafıza kaybına, felçe, depresyona, korkulara ve intihar etme arzusuna neden olur. Ayrıca insan vücudunun kötü kokma-sına neden olur.

Küçüklerde özenti olarak veya kandırılarak “Bir defadan bir şey olmaz” denilerek arkadaş tuzağına düşürülerek, yenilen içilen maddelere karıştırılarak uyuşturucu bağımlılığı ortaya çıkabiliyor.

Gençlerde başta ikram edilerek veya çok az bir ücretle alışkanlık başlayabilir.

Özellikle kişilik bozukluğu, inançsızlık, güven-sizlik, irade zayıflığı, başıboşluk ve manevi boşluk içinde olan kişiler ya kendileri başlarlar ya da hedef kişi olurlar, çabucak tuzağa düşürülürler. Önce ikram, sonra müşteri, sonra da satıcı olurlar.

Bir genç uyuşturucu ile tanıştıysa:

–         Enerjisi azalır, dikkati azalır, başarısı düşer.

–         İyi arkadaş ve iyi ortamlardan uzaklaşır. Aileden soğur, evden soğur, okuldan, çalışmaktan, meslekten soğur.

–         İnsanlarla ilişkiyi keser, içine kapanır.

–         Durgunluk başlar, ani hareketler yapar.

–         İşini, okulunu, çalışmasını devam ettirmez.

–         Hayattan bir beklediği olmadığı gibi bir idea-lide olmaz.

–         Uyuşturucuyu temin etmek için harçlığını harcar, o yetmezse meşru olmayan yollardan temin eder.

–         Uyku düzeni bozulur. Vücudunun dengesi bo-zulur. Yani hiçbir şey normal olmaz.

Son zamanlarda uyuşturucu kullanma yaşı 10-11 e kadar düşmüştür. Uyuşturucu tüketiminde müthiş bir artış var. Bunun sebebi, baştakilerin duyarlı davranmaması, medyanın özendirmesi, kötü örneklerin çoğalması, kız erkek arkadaşlığının yaygın olması, kafelerin eğlence merkezlerinin yaygın olması, gençlerin eğitimsizliği, yoz müzik, en önemliside ailelerin ilgisizliği ve dağılması olarak özetlenebilir. Ayrıca inanç ve ahlak değerlerinin kazandırılmaması her şeyin başında gelir.

Kimse: “benim oğlum kızım kullanmaz” deme-melidir. Farkında olmadan kullanabilir, kullandırıla-bilir. Onun için aileler gençlerin davranışlarını ve arkadaşlarını, ayrıca nerelere takıldıklarını sürekli izlemelidir. Tuzak çok, dışarıda yiyip içmesine mani olunmalı, eğlence yerlerinden uzak tutulmalı, gezilerden, kutlamalardan uzak tutulmalıdır. Eline yeteri kadar harçlık verilmelidir. Ayrıca inanç ve ahlak değerlerinin her türlü kötülükten, pislikten biz başında olsakda olmasakda koruyacağı ve uzak tutacağı unutulmamalıdır. Onun için gençlerdeki manevi açlığı gidermek, duruma göre inanç devreye sokulabilecek hale getirilmelidir.

İnsan çaresiz ve savunmasız değildir. Her türlü hastalığın, kötü alışkanlığın çaresi de vardır, alter-natifi de vardır. Yeter ki biz isteyelim.

Hiçbir zaman göz ardı edilemeyecek bir hususu hatırlatalım; uyuşturucuya bulaşanın sağlığı olmaz, dostu olmaz, işi olmaz, aile hayatı olmaz, mutluluğu olmaz ve geleceği olmaz.

 

 

– E

Müzik ve eğlence düşkünü bir milletiz. Vur patlasın çal oynasın havasında yabancı müzik, yoz müzik dinliyoruz. Tahrik eden, tahrip eden müzikten zevk alınıyor. Cinselliği ön plana çıkaran, şehveti, nefsi şaha kaldıran müzik zevk aracı oluyor.

Müstehcen kıyafet, müstehcen sözler içeren müzik programları zevkle, şevkle seyrediliyor ve sigaraya, alkole, uyuşturucuya ve fuhuşa yönel-meler fazlasıyla oluyor.

*                      *                      *

*                      *

*

İnsan hayatında müziğin, güzel sesin, güzel sözlerin önemli bir yeri vardır. İnsan müzikle doğar, müzikle büyür ve müzikle ölür.

Müzik ruhun gıdasıdır denir, ama ruha hitap eden müzik ruhun gıdasıdır. Eğer müzik nefse hitap ediyorsa, o müzik nefsin gıdasıdır.

Ruha hitap eden müzikle tedavi yoluna gidil-miştir. Hastaların sakinleşmesi için kullanılmıştır. Sakat, özürlü, psikolojik rahatsızlıkları olan kimsele-re müzik terapi ile müsbet sonuçlar alınmıştır.

Bugün bazı kesimlerin dinlediği müzik gençleri çıldırtıyor, sarhoş ediyor, uyuşturucuya itiyor. Boşvermişliğe itiyor ve gerçek hayattan ideallerin-den koparıyor, ümitsizliğe karamsarlığa itiyor. Cinsel duyguları ön plana çıkarıyor, taşkınlıklar yaptırıyor.

Her şeyden önce müzik milli olmalı, ruha hitap etmeli, nefse şehvete hitap etmemeli yani meyhane müziği olmamalıdır. Müzik kötü alışkanlıkar edindir-memelidir. Kötü söz ve müstehcenlik içermemelidir. Kötülüğü akla getirmemelidir. Tepindirip strese sok-mamalıdır. Dinleyenlerin ahlakını bozmamalıdır. Argo kelime içermemelidir.

Doğru tercih yapılmayınca müzik, kötülüğün ara-cı olur. İnsan beyninde olumsuzluklar olur. Gamı ke-deri arttırır. Ruh sağlığını bozar. Zaman öldürür. Güzelliklerin yerini çirkinlikler alır. İnsanın şeklinin bile değişmesine neden olur. Müzik türü, ana karnındaki çocuğu bile etkiler. Eğer müzik çılgın müzik ise, onda kötü filizler yeşerir.

İnsanın müzik dinlemeye elbette ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacı dinlendiren, sakinleştiren, huzur veren ve iyi şeyler akla getiren, iyi şeylere yönelten müzikle gidermelidir.

Kur’an’ da peygamberimize hitaben: “Dinleyip de sözün en güzeline uyan kullarımı müjdele” (Zumer: 18) buyrulmuştur.

Ruhu ve maneviyatı öldüren müzik asla hoşgö-rülmemiştir. İnsanı asli görevinden uzaklaştırmayan, sözleri öğüt olan, beşikteki ninni, minaredeki ezan, hayatın sonundaki salâ da olduğu gibi insan fıtratına uygun müzik tercih edilirse, işte o zaman ruha gıda olur, bedenede şifa olur.


Bu yazıyı 211 kişi okudu.

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here