YILBAŞININ ANLAMI

Hıristiyan inancına göre yılbaşı, İsa Peygamberin doğum günüdür. Hıristiyanlar Peygamberlerinin doğum gününü kutlayarak O’na olan sevgilerini açıklayıp, bağlılıklarını arttırmış olurlar.

Asırlardan beri devam eden yılbaşı kutlamaları Hıristiyan toplumların her yıl tekrarladıkları dini bir gelenektir. Yani yılbaşı kutlamaları, Hıristiyan kültürünün temel taşıdır. Bu bakımdan yılbaşı, başka din sahiplerinin ve başka kültüre mensup olanların ilgisini çekmemesi gerekir.

 

a)Bizimle İlgisi Nedir?

Bizim açımızdan bu gecenin İsa Peygamberin doğum günü olmaktan başka ayrıca miladi takvim başlangıcı olmaktan öte başka bir özelliği yoktur.

Biz de ilk yılbaşı kutlaması, 1829 yılında İstanbul’da olmuştur. İngiliz sefiri Sir Stratford Caning, Haliç’te bir İngiliz gemisinde eğlence tertip etmiş ve bazı yetkilileri bu eğlenceye davet etmiştir. Gemiye gelen davetliler geç vakitlere kadar yemiş, içmiş ve eğlenmişlerdir. Daha sonraki yıllarda bu eğlenceler planlı olarak gemiden karaya taşmış, sonraki yıllarda da yavaş yavaş İstanbul’un dışına taşmıştır.

Şu anda bilerek veya bilmeyerek köylerde yaşayan insanımıza kadar yılbaşı için, yılbaşı gecesinde çok şey yapılıyor. Yılbaşı kutlamalarına katılmayanlar ise tepki göstermez hale gelmiştir.

Dikkat edecek olursak aslında Türkiye’de yılbaşını bir azınlık kutluyor. Noel babaya hediye aldıranlar, çamlar devirenler, çirkin işler yapmak için yılbaşını fırsat bilenler azınlıktadır. Bir Hıristiyan gibi yılbaşını bunlar kutluyor. Bir de televizyon kutluyor. Televizyonun sayın yöneticileri kutluyor.

Yılbaşında yapılan hareketlere halkımızın çoğu bir anlam veremiyor. Müslüman mahallesinde salyangoz satanların çoğunu tanıyamıyor. Televizyondaki haberler, yayınlar, aylar önce başlatılan hazırlıklar ister istemez ilgi uyandırıyor. Hangi dansöz çıkacak, kaç tane çıkacak? Haberi günlerce kamuoyunu meşgul ediyor. Çocuklara şunu aldım, sen ne alacaksın? Sorunları uyuyanları uyandırıyor. Ayrıca mağaza ve dükkânların vitrinlerinde yapılan teşhir olayı işi iyice alevlendiriyor.

İşin üzücü tarafı kendi inancımızı, kendi kültürümüzü gerçek anlamda sunamadığımız kimseler yılbaşının ne anlama geldiğini ve bizimle ne gibi bir ilgisinin olduğunu da bilmiyorlar. Onlar da bu yozlaşma akımına uyup bir şeyler yapmak için adeta yarışıyorlar.

Yılbaşının ancak bizimle şu bakımdan bir ilişkisi olabilir: Önce yaşanılan bir yılın değerlendirilmesi yapılabilir. Sonrada kar-zarar tespit edilir. Gelecek bir yıl için neler yapılabileceği kararlaştırılabilir. Yani yılbaşı, aklı başında biri için değerlendirme ve karar günüdür.

İslam Peygamberi Mekke’den Medine,’ye göç ettiği zaman orada Yahudileri oruçlu görünce sebebini sormuştur. Musa Peygambere şükran borcu olarak tuttuklarını öğrenince “Musa Peygambere ben sizden daha yakınım” deyip orucunu bozmuştur.

Biz Musa Peygamberi de, İsa Peygamberi de severiz. İman esaslarımız içinde Allah’ın Peygamberi olarak gönülden inanırız.

 

  1. b) Noel Babamız mı?

Noel baba, Hıristiyan âlemini ilgilendiren, Hıristiyan inanç ve kültürü ile ilgili bir efsanedir. Yalnız Hıristiyanlık inancının bir motifidir.

Noel babayı çocuklarımıza, gençlerimize gençleri seven, çocuklara hediyeler sunan bir kişi olarak takdim çok büyük bir hatadır.

Büyükler içinde Noel baba, dostluğu simgeleyen örnek bir kişi olarak sunuluyor. Kurtarıcı bir kahraman olarak gösteriliyor. Yılbaşı yaklaştı mı Noel babanın filmleri, dizileri ekrana geliyor. Televizyonda Noel baba kılığına sokulmuş kimseler sık sık ekranda görülüyor. Türk çocuklarına hediyeler verdiriliyor. İnsanlık, gelecek hakkında konuşturuluyor.

İnsanımızın çoğu ve çocuklarımız kendi büyüklerini, kendi Peygamberlerini bilmiyor. Ama küçük yaşta Hıristiyanların Noel babasını biliyor. Sebebi de, öğünç ve gurur kaynağımız olan Dedekorkutumuz, Yunus Emre’miz, Mevlana’mız, Nasreddin Hoca’mız tanıtılmıyor. Cömertliği, sevgiyi, dostluğu, barışı simgeleyen büyüklerimizin tanıtılmamasıdır.

Kendi büyüklerimiz yerine Noel baba gibi bir efsane kahramanını sık sık ekrana, vitrine getirip Türk insanını ve Türk çocuklarını kabule zorlamak Türk basınının ve Türk televizyonunun asli görevi olmaması gerek.

Başka konularda olduğu gibi yılbaşı içinde yakışıksız şeyler yapıyoruz. Yaptığımız şeyler, müslüman mahallesinde salyangoz satmak oluyor. Kısaca bakın neler yapılıyor: bakıyorsunuz yılbaşı tebrikleri, Noel babalar, Noel ağacı ve kesilen çamlar vitrinler süslüyor. Vitrinlerde Noel babalar oturuyor. Yılbaşı gecesi içki, kumar, dans, fuhuş… Başta yetkililer olmak üzere bunları kolaylaştırıp adeta teşvik ediyoruz. Sanki yapılması zorunlu işler gibi gösteriyoruz. Suç işlemeyi mubahlaştırıyoruz, meşrulaştırıyoruz. İşlenen suçları, trafik hatalarını görmemezlikten geliyoruz. Devlet memurunu sarhoşa hizmet ettiriyoruz. “Yılda bir defa değil mi” diyerek düzenin, ahlak kurallarının alt üst olmasını ve diğer 364 günde de suç işlemeyi kolaylaştırmış oluyoruz.

 

  1. c) Çözülüşe Sebep:

Yılbaşı kutlamalarımız ve yaptığımız uygunsuzluklar gösteriyor ki, kültürümüz, inancımız ve insanımız korumasızdır. Korumasız olduğu için yabancı kültürlerin hâkimiyeti altına girmiştir.

Hıristiyanların kendi geleneklerini yaşatmaları, yılbaşını kutlamaları normaldir, haklarıdır. Fakat Hıristiyanların geleneklerini müslümanım diyenlerin yaşatmaya kalkması, onların temsilcisi olması normal değildir. Bu durum Müslümanların kendi benliklerinden koptuğunu gösterir. Bu kopuş geçmişte olduğu gibi taklit eden için yok oluşa giden bir yoldur. Bundan herkesin endişe duyması lazımdır. Bilhassa millet adına iş görenlerin herkesten daha çok endişe duymasın lazımdır. Eğer bir yönetici halk ile aynı düşünceyi paylaşamıyor ve kötü gidişten endişe duymuyorsa çözülüşün baş sebebi budur.

Geçmişte yöneticilerimiz Haçlı ordularına, Haçlı zihniyetine karşı koymuş ve müsaade etmemiştir. Bugünkü yöneticilerin de misyoner faaliyetlerine karşı çıkmaları görevleridir. Müslüman Türk insanını yabancı saldırılardan koruyacaklardır.

Bugün yabancılaşmanın boyutu korkunçtur. Yılbaşı gecesi, her şeye isyan gecesi olarak resmen ilan edilmiştir. Her şey adeta serbesttir. Düzeni, disiplini bozmaya yetkililer teşvik etmektedir. Böylece bünyemizde her yıl tamiri zor yaralar açılmaktadır.

Yabancılaşmayı önleyici tedbirler alınması beklenirken televizyon, basın yabancılaşma konusunda öncülük etmektedir. Milletimizin milli ve manevi değerlerini küçültücü, milletimizi aşağılayıcı yayınlar yapılmaktadır.

Televizyondan, basından daha önemlisi de eğitim sistemimizin milli olmamasıdır. İnsanımızın kendisine yabancı yetişmesinin birinci nedeni de budur.

Öte yandan Türk aile yapısının bozulmuş ve her gün daha da bozulmakta olduğunu unutmamak gerekir. Bugün aile yuvası eğitim yuvası olmaktan çıkmıştır. Bugün ev çokları için bir barınaktır. Bu yüzden yeni nesle sahip çıkılamamaktadır. Buna karşılık gençlik tahriklerle hızla ailelerinden koparılmaktadır. Böylece yeni nesil kimliksiz hale gelmiştir.

Gençlere kendi kültürümüzün aktarılmaması, aksine yabancıya özentinin teşvik edilmesi yozlaşmayı hızlandırmaktadır.

Kısacası toplum olarak sorumluluk duymak, iyiliği emredip kötülükten sakındırmak özelliğimiz kaybolmuştur.

İnanıyorum diyeni sorumluluklarını yerine getirmeye, iyiliği emredip kötülüğe karşı çıkmaya davet ediyorum.

 

d)Kazancımız Ne?

Her şeyden önce yılbaşı gecesini Müslüman Türk Milleti olarak Hıristiyan ülkeler gibi kutlamak zorunda değiliz. Bugüne kadar Hıristiyan bir ülke gibi yılbaşı kutlamamız için ne lazımsa yapılmıştır. Çünkü bu gece öncesi ve sonrası misyoner faaliyetlerinin büyük ölçüde arttığı görülmektedir.

Her şeyden önce Müslümanların yılbaşı kutlamalarına katılmaları, bir Hıristiyan gibi davranmaları doğru değildir. Her birimiz, ben kimim? Ne yapmalıyım, ne yapmamalıyım? Bana yakışan nedir? Diye sormalıyız. Ona göre davranmalıyız. Yılbaşı gecesinde yapılan eğlence biçimlerinin kendimize yakışıp yakışmadığına bakmalıyız.

Yılbaşı, Hıristiyanların bayramıdır. Bu bayramda ancak Hıristiyan olanlar sevinç gösterisinde bulunur. Ancak onlar eğlenir ve bizim bayramlarımıza da katılmazlar, bizim Peygamberimizin doğum gününü kutlamazlar.

Kendi dini bayramlarına, kendi Peygamberlerinin doğum yıldönümü kutlamalarına yılbaşı eğlencelerine katıldığı kadar katılmayan bir kimse bir Hıristiyan gibi davranmakla Hıristiyanlığın üstünlüğünü bizzat kabul etmiş olur. Hıristiyanlığı kendi inancından üstün tutmuş olur.

Düşünürsek yılbaşı gecesi hesap kitap gecesidir. Öyle olmalıdır. Bir yılı geride bıraktık. Yepyeni bir yılı başladık. Muhasebe yapmamız, yeni yılı hazırlık yapmamız gerektiği bir gecede kendinden geçercesine günah işlemenin kendimizi inkâr etmenin ne gereği var?…

Yılbaşı gecesi eğer İsa Peygamber dirilse, yapılan çılgınlıkları görse ne der acaba? Bu gece yapılanlar İsa Peygamberin karşı çıktığı, yok etmeye geldiği şeyler değil midir? O bu tür ahlaksızlıkları, içkiyi, fuhşu, kumarı yok etmek için gönderilmedi mi?

Gelin bu gece şöyle bir düşünelim. Geçirdiğimiz bir yılı düşünelim. Önümüze bakalım, arkamıza bakalım. Yanlışlıkları tekrarlamamak, eksiklikleri tamamlamak için hesap yapalım. Çünkü bu gecenin bizim için ancak bu bakımdan farkı vardır.

Tarihi bir gerçek olarak iki asırdan beri Hıristiyan Batı’yı taklit ediyoruz. Ne kazandık? Kendimizi inkâr ettik, isyan ettik ne oldu? Bundan sonra ne kazanacağız?

Bugün yapılan yılbaşı rezaletlerini sakin bir gece eğlencesi olarak görmeyelim. Çünkü yapılanlar yalnız o gecede kalmıyor. Milli ve manevi yapımızda kapanmayacak yaralar açılıyor. Yapılan eğlence şekilleri bize göre değil. Bu kadarla da kalmıyoruz. En kötüsü, yeni nesle kötü bir model, çirkin bir örnek oluyoruz. Çocuk evde kendi dini ve milli günlerini böyle görmüyor. Bizi Hıristiyan’dan daha Hıristiyan görüyor. Sonuç ne olacak? Böyle olunca sonunda hangi değerleri benimseyecek?

Bir de meselenin şu yönüne dikkat çekmek istiyorum; bile bile Hıristiyanların bayramını kutlamak, yazılanları, söylenilenleri aldırış etmemek, bilin ki inancımıza zarar verir.

 

e)İnancımız Ne Diyor?

Yılbaşı kutlamalarının inancımızla, kültürümüzle uzaktan yakından ilgisi yoktur. Başka milletleri, başka toplumları taklitle hiçbir yere varılamaz. Taklit yolu yok oluşa gider.          Tarihte Milletimiz, Çin’lilere özenmiş, Çin adetlerini benimsemiş sonunda Çinli’lere esir düşmüştür. Titremiş, kendine dönmüş aynı Çin’e Çin Seddini yaptırtmıştır. Makedonyalılar Yunanlılara özenmiş, bu özenti içinde yok olmuşlardır. İki asırdan beri Batı taklitçiliğimiz sonunda ne batılı olabildik, nede kendimiz kalabildik.

Allah inananların yok oluşunu önlemek için Kur’an da taklidi yasaklamıştır. Rad Suresi:11, Maide Suresi:51, Bakara Suresi:120, Al-i İmran Suresi:200-118.ayetlerinde bunu açıkça görmekteyiz. Bu ayetlerden anladığımıza göre; bir millet kendini değiştirmeden Allah’ın o milleti değiştirmeyeceği bildirilmiş, Yahudi ve Hıristiyanların dost edinilmemesi, onların ancak birbirlerinin dostu olduğu, onlara uyulduğu takdirde şaşırtacakları ve sıkıntıya düşürecekleri, dillerindeki düşmanlıktan içlerinde sakladıkları düşmanlığın daha büyük olduğu haber verilmiştir.

Peygamber Efendimiz de: “Kim başka toplumlara benzerse onlardandır” buyurarak başkalarının adetlerini benimsemek ve başkalarına benzemekle kimliğin yitirileceğine işaret etmiştir.

Ayrıca yılbaşı münasebetiyle kendiliğinden ortaya çıkan şu hususa dikkat çekmek isterim: İslam’daki bayram anlayışı ile Hıristiyanlıktaki anlayış çok farklıdır. İslam’da ibadet vardır, saygı, sevgi vardır, huzur, huşu vardır. Hıristiyanlıkta ise çılgınlık, şehvet, içki, dans vardır. Yani bir Peygamberin karşı çıktığı davranışlar vardır.

Şu bir gerçektir ki, kendi kültürünü inancını alamayan elbette başkalarının inanç ve kültürünün etkisi altına girecektir.

Dr.Leopold Kahn: “Yahudiler hiçbir zaman yabancıların adet ve ahlaki kaidelerini benimseyecek, asla onların temsilcisi olmayacaklardır. Yahudi bütün şartlar altında yine Yahudi kalacaktır” derken bir gerçeği ifade etmiştir. O da sürgün hayatı yaşayan, vatanları, devletleri olmayan Yahudilerin bu güne kadar varlıklarını sürdürmeleridir. Bunu inanç ve kültürlerine bağlı kalarak gerçekleştirmişlerdir.

Bizimde kültürümüze, inancımıza bağlı olduğumuz dönemler, bozulmadan kaldığımız ve güçlü olduğumuz dönemler olmuştur. Bunun için gelecekte var oluşumuzu, bağımsız yaşamamızı bizi biz yapan değerlerimize bağlı olmakta görüyoruz.

 

f)Kendi Kültürümüz:

Her çiçek kendi dalında yaşar ve kendi dalında güzeldir. Başka bir milletin adet ve geleneklerini başka toplumlara taşır, orada yaşatmaya kalkarsanız olmaz. Bir milleti de kendi kültür ve inancından koparıp başka milletlerin inanç ve kültürleri ile yaşatamazsınız. Bu durum da varlığını devam ettiren bir milletin olduğunu tarihler yazmıyor.

Tarihte özüne, köküne bağlı olan milletler güçlü olmuşlar ve başkaları üzerinde hâkimiyet kurmuşlardır. İşte Japonya, bir avuç İsrail, işte 70 yılda Rusya’nın zulmü altında inancını, kültürünü terk etmeyip yaşattıkları için benliklerini, varlıklarını kaybetmeyen, bugün güçlü bir Türklük ve Müslümanlık şuuru ile ortaya çıkan soydaşlarımız…

Ne yazık ki şu anda ülkemizde kiliselerde doğum günü kutlayan, Hıristiyanlarla beraber Noel ayinine katılan, vaftiz olan vatandaşlarımız vardır. Propagandalar sonucu kiliselere giden eğlenen gençlerimiz vardır. Hacı olmak için Efes’e koşan orada tedavi arayanlar vardır. İnsanın aklına hemen bunların sorumlusu, suçlusu kim sorusu geliyor. Kendi dinimize, kültürümüze saldıranlar mı? Yavrularını ihmal edip köpekleri ile meşgul olanlar mı? Yoksa kendi inancını, kültürünü öğretmeyen dıştan gelen kültürel saldırıları önlemeyen devlet adamları mı? Kim?

Kim ne derse desin, bugünkü görünümümüz geleceğimiz açısından hiç de iyi değil. Aslın da bizim dinimiz son din. Bizim dinimiz atom çağının dini. Bizim kültürümüz kadar insani bir başka kültür yok.

Kesin olarak şunu ifade edeyim ki, zevk milli olmalıdır. Hıristiyan batıyı taklit ederek Osmanlı İmparatorluğunu kurtaramadık. Bu gidişle son bağımsız Türk devletini de kurtaramayız.

Soruyorum, batı bize ilgi duyuyor mu? Peygamberimizin doğum gününü kutluyor mu? Bizim de onların adetlerine, geleneklerine ilgi duymamamız lazımdır. Noel baba, yılbaşı gecesi derken Hıristiyanlığı sevdirmek ve Hıristiyan kültürünü yaymak devletin görevi değildir.

 

g)Yabancı Kültür Hâkimiyeti:

Bugün Hıristiyan kültürü, İslam ülkelerini abluka altına almıştır. Her gün her vesileyle Hıristiyan inancının, Hıristiyan kültürünün propagandası yapılmaktadır.

Hıristiyanlık, bunalan insanımıza kurtarıcı olarak sunuluyor. Sunulan başka bir şey olmadığından zehir de olsa içenler çoğalıyor.

“Sağ yanağınıza tokat atana sol yanağınızı çevirin”  diyen papaza bir tokat attıktan sonra karşılık olarak aynı tokatı yiyen ihtiyar bir Afrikalının söylediği unutulmaz bir söz vardır. “Bunlar buraya geldikleri zaman bunların İncilleri vardı, bizim ise toprağımız. Şimdi bizim İncillerimiz var, onların toprakları.”

Şimdi bizim de böyle değil mi? Daha önce bizim Dedekorkutumuz, Nasreddin Hocamız, Yunusumuz, Mevlanamız vardı, şimdi Noel babamız var.

Açık olarak söylüyorum. Yılbaşı olayı iğrenç bir yabancılaştırma olayıdır. Bizim de kendi kültür değerlerimize inkâr edercesine sırt çevirmemiz, kimliğimizi bulamayışımızdandır. Bu da utanç verici bir olaydır.

Buhari ve Müslim’de nakledilen Peygamberimizin uyarısını burada zikretmek istiyorum:

Peygamberimiz şöyle buyuruyor:

“Sizden evvelkilerin adetlerine karış karış, arşın arşın tabi olacaksınız. Hatta onlar kelerin deliğine girseler siz de gireceksiniz.”

Sahabe sorar:

-Ey Allah’ın elçisi, o dedikleriniz Yahudi ve Hıristiyanlar mı?

Allah’ın Elçisi cevap verir:

-Ya kimler?

Allah korusun yoksa bu günlere mi geldik? İnsan korkuyor. Şu anda gelmediysek bu gidişle gelinecek. Çünkü milletimizi özünden kökünden koparmak ve yabancılaştırmak için her türlü propaganda kolay ve açık yapılıyor. Yeni yetişen gençlerimiz kendine hayat veren özüne düşman yetişiyor, daha doğrusu yetiştiriliyor. Yabancılaştırma olayının en çarpıcı örneği olan yılbaşını devlet bayram ilan etmiş.

 

h)Herkese Görev Düşüyor:

Bugüne kadar batının sefil hayatı bize sevimli gösterilmiş, övüle övüle gözümüzü kamaştırmıştır. Hâlbuki bugün batı, ölümcül hastadır. Batının hayat anlayışı, eğlence şekilleri geçmişte Bizans ve Roma’nın bile hayrına olmamıştır. Bize ne faydası olacak?

Her konuda olduğu gibi bu konuda da memleketini, milletini seven herkese görevler düşüyor. Herkes Sevgili Peygamberimizin: “Ya iyiliği emreder, kötülükten vazgeçirirsiniz ya da helak olursunuz.” Uyarısını hatırlamalı, herkes kendi çapında görevini yapmalı ve helak olmaktan kurtulmalıdır.

Milli Eğitim Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı milli kültürümüzü korumalı, tanıtmalı ve Türk’ten Türk yetişmesini sağlamalıdır.

Diyanet İşleri Başkanlığı, yapılan Hıristiyanlık propagandalarına karşı insanımızı uyarmalı asrın gerçek dini, gerçek inancı İslam’ı sunmalıdır. Devlet yetkilileri, yılbaşı bahanesiyle kötü emeller peşinde koşan ve çirkin işler planlayanları müsaade etmemelidir.

Her evde ana-babalar çocuklarının Müslüman-Türk gibi yetişmelerini sağlamalı ve öğütlemelidir.

Sonuç olarak; yılbaşı gecesi televizyonumuzda bir avuç insanın yaptığı çılgınlıklar insanımızı şaşırtıyor. Hele gençlerin azar azar kazandığı dini, insani değerleri bir gecede altüst ediyor. Ne inanç kalıyor, ne kültür kalıyor. Artık yeniden bazı değerlerin aşılanması çok zor oluyor.

Hıristiyanlar İsa Peygamber adına yakışıksız davranışları yaparken bizim de aynı şeyleri yapmamız gerekmez. Zaten içki içerek, kumar oynayarak, zina ederek bir Peygamberin doğum günü kutlanamaz. Bu hal Allah’ın Peygamberine yapılabilecek en büyük hakarettir ve en büyük isyandır.

Biz Müslümanlar olarak İsa Peygambere de inanırız, saygı duyarız. O Peygamberin hatırasına yakışan ne ise öyle hareket etmeliyiz. Bir Müslümana da yakışan budur.

Allah’ım, içimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helak etme. Müslüman kardeşlerimize de akıl ver şuur ver.

 


Bu yazıyı 1.010 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.