YOLCULUK NEREYE?

Ce­nab-ı Allah so­ru­yor:”Feey­ne tez­he­bün” yol­culuk ne­re­ye? Diyor.

Yunus buna şöyle cevap ve­ri­yor.

– “Ana rah­min­den geldik pa­za­ra, 

Bir kefen aldık gi­di­yo­ruz me­za­ra.”

Ahi­ret yol­cu­su­yuz; gi­di­yo­ruz gün­düz-ge­ce. Va­raca­ğı­mız yer kabir. Ora­dan sı­ra­tı ge­çe­bi­lir­sek, mah­şer yeri. Ora­dan da kur­tu­luş bel­ge­si­ni alır­sak, cen­ne­te, de­ğil­se, ce­hen­ne­me!

Dünya yol­cu­lu­ğu­nu ta­mam­la­mış, ru­hu­nu tes­lim etmek üzere olan bi­ri­ne sor­muş­lar:

– Bir daha dün­ya­ya gel­sen, nasıl bir hayat ya­şardın?

Adam, kısık sesle cevap ver­miş:

– Bu yol­cu­lu­ğun bir da­ha­sı yok ki!”

– Evet, tek­ra­rı ol­ma­yan bir yol­cu­luk ya­pı­yo­ruz. Ne de­miş­ti pey­gam­ber (asb): “Dün­ya­da garip bir yolcu gibi ol!” de­miş­ti. 

Dün­ya­da mi­sa­fi­riz. Ev­le­ri­miz­de ge­çi­ci ola­rak ka­lı­yo­ruz. Vak­ti­miz ge­lin­ce “Benim benim” de­di­ği­miz, uğ­run­da ölüp, öl­dür­dü­ğü­müz, uğ­run­da kabir aza­bı­nı ce­hen­nem aza­bı­nı göze al­dı­ğı­mız, her­ şe­yi bı­ra­kıp, ahi­ret yol­cu­lu­ğu­na bir ke­fen­le devam ede­ce­ğiz. Delik ço­ra­bı­mı­zı sü­mük­lü men­di­li­mi­zi bile gö­tü­re­me­ye­ce­ğiz. Kar­şı­mız­da ne gön­der­diy­sek onu bu­la­ca­ğız. 
Bu yol­cu­luk es­na­sın­da önem­li olan, şey­ta­na alda­nıp tu­za­ğı­na dü­şe­rek helak ol­ma­mak­tır. 

Şey­tan hep kö­tü­lük­le­ri süs­ler, se­vim­li gös­te­rir, in­sa­nı al­da­tır. Helâk olan ka­vim­le­ri; pom­pei hal­kı­nı Tita­nik yol­cu­la­rı­nı hep iş­le­dik­le­ri gü­nah­la­rı güzel göste­re­rek al­dat­tı. “Sizin iyi­li­ği­ni­zi dü­şü­nü­yo­rum” diye yak­laş­tı. Onlar helâk olur­ken kar­şı­la­rı­na geçip kıs kıs güldü. 

Akıl­lı olan, şey­ta­nın da­vet­le­ri­ne kulak as­ma­yıp bu yol­cu­lu­ğu Müs­lü­man ola­rak ta­mam­lar. Müs­lü­man ola­rak can verir. 

Kur’an’a bak­tı­ğı­mız zaman dün­ya­ya mey­let­me-me ve şey­ta­nın tu­za­ğı­na düş­me­me ko­nu­sun­da de­falar­ca uyarı ya­pıl­mış­tır. 

Bu dünya fa­ni­dir, ka­lı­rım sanma!

Za­ma­nı ge­lin­ce, sen de gi­der­sin. 

Ma­ka­ma, mev­ki­ye, nef­si­ne kanma!

Az­ra­il ge­lin­ce tes­lim eder­sin. 

Helal haram de­me­den top­lar­sın malı, 

Senin mi sa­nır­sın yat ile yalı!

Al­tı­na ko­yar­lar dört kollu Salı,

Ha­be­rin ol­ma­dan binen gi­der­sin. 

Kalp­ler kırıp, yü­rek­ler ya­kar­sın,

Gö­nül­ler in­ci­tip, hatır yı­kar­sın.

Ga­rip­le­re yük­sek­ler­den ba­kar­sın.

Bir gün te­pe­tak­lak iner gi­der­sin. 

Hakk’ı bı­ra­kıp da kula ta­par­sın. 

Ve­re­ni unu­tup pula ta­par­sın. 

Gö­n­lü gör­me­yip çula ta­par­sın.

Beş metre ke­fen­le döner gi­der­sin. 

Bir bak­mış­sın, ömür ser­ma­yen bit­miş,

Canım de­dik­le­rin hepsi terk etmiş. 

Neyin var neyin yok elin­den git­miş. 

Piş­man­lık na­rıy­la yanar gi­der­sin. 

Gün gelir elin­de hiç­bir şey kal­maz,

Sanma ki, ya­pan­lar et­ti­ğin bul­maz!”

Ca­hil­ler zan­ne­der va­ad­ler olmaz. 

Ge­ri­sin ge­ri­ye döner gi­der­sin. 

(Osman Taş)

İşte bir gün gelir yol­cu­luk ter­si­ne döner, asıl yeri­ne döner gi­der­sin. 

* * *

Ömür ser­ma­ye­si sa­yı­lı gün­ler­dir Do­ğum­dan sonra her sa­ni­ye, in­sa­nı ölüme yaklaş­tı­rır. İnsana ve­ri­len ömür kaç yıl, kaç gün, kaç saat bi­lin­mez. Her an ebedi ha­ya­ta yol alır. 

Yolda uyarı işa­ret­le­ri var­dır. Bun­la­ra göre yol alan, yo­lu­nu şa­şır­maz. Yolda ya­nı­na al­ma­sı ge­re­ken­leri alır­sa, oraya eli boş var­maz. Biz­ler, ka­ran­lık­ta yol alı­yo­ruz. Yolu bi­len­ler bize diyor ki: “Yerde his­set­tikle­ri­niz kıy­met­li taş­lar. On­lar­dan ala­bil­di­ği­niz kadar alın” Din­le­yip alan, sabah se­vi­ni­yor, din­le­me­yip eli boş olan üzü­lü­yor. İşte böyle bir yol­cu­luk ya­pı­yo­ruz. Ba­ka­ra Su­re­si 197’de “Ahi­ret için azık top­la­yın” uya­rı­sın­da bu­lu­nul­muş­tur. 

Dok­tor “Bir­kaç gün­lük ömrün kaldı” de­di­ği kim-se nasıl te­laş­lı ya­şar­sa, bizim her an aynı te­la­şı gös­terme­miz lazım. Çünkü belki o dok­to­run bir­kaç gün­lük ömrü yok. 

Git­me­ye hazır mıyız? Her­ke­sin bir ma­ze­re­ti var. Daha çok ya­pa­cak işi­miz var, daha erken değil mi?” Biraz daha” di­yo­ruz. 

Ada­mın biri sır­tın­da ağır yük, ca­nın­dan bez­miş. Yü­kü­nü din­len­me ta­şı­na koyup “Ca­nı­mı al artık Allah’ım!” demiş. O an Az­ra­il’i kar­şı­sın­da gö­rün­ce ona: “Yü­kü­mü kal­dır­ma­ma yar­dım et de gi­de­yim” demiş. 
He­sa­ba çe­kil­me­den ken­di­mi­zi he­sa­ba çek­me­li­yiz. Ne ge­tir­din? Den­me­den, ne gö­tür­dü­ğü­mü­ze bak-ma­lı­yız. Güzel şey­ler yapıp ha­ya­tı­mı­zı, so­nun­da da öm­rü­mü­zü gü­zel­leş­tir­me­li­yiz. Mutlu bir sonla bu fani dün­ya­dan ay­rıl­ma­lı­yız. 

Unut­ma­ya­lım, ya­şa­yı­şı­mı­zı gü­zel­leş­tir­me­den ölü­mü­mü­zü gü­zel­leş­ti­re­me­yiz. 

Lok­man (as) oğ­lu­na kur­tu­luş yo­lu­nu şu söz­ler­le gös­ter­miş­tir:

– Fer­ci­ni, di­li­ni ve kal­bi­ni mu­ha­fa­za et!

– Gü­nah­tan, ha­ram­dan ken­di­ni koru!

– Gö­zü­nü ha­ra­ma bak­mak­tan koru!

– Her an Allah’ı zik­ret, ölümü unut­ma!

– Yap­tı­ğım iyi­lik­le­ri unut, kö­tü­lük­le­ri ise unutma…”

Kur­tul­mak kolay değil, kur­tul­ma­nın, mü­ka­fa­ta nâil ol­ma­nın el­bet­te bir be­de­li ola­cak­tır. 

Bu be­de­li öde­me­yen­ler, ken­di­le­ri­ne zul­met­miş olur­lar. Hiç insan ken­di­ne zul­me­der mi? eder. Nasıl eder?

– Müs­lü­ma­nım der Müs­lü­man ol­ma­nın ge­re­ği­ni yap­maz­sa, ken­di­ne zul­me­der. 

– Ce­nab-ı Allah’ın emir­le­ri­ni ye­ri­ne ge­tir­mez­se, ken­di­ne zul­met­miş olur. 

– Ce­nab-ı Allah’ın ya­sak­la­rın­dan ka­çın­maz­sa, ken­di­ne apa­çık zul­met­miş olur. 

Ha­ya­tın so­nun­da piş­man olmak “keşke” demek fayda ver­mez. Bizim için ağ­la­yan­la­rın fer­ya­dı da bize fayda ver­mez. 

Geçen bir din­le­yi­cim arı­yor­du:

– Son an­la­rın­da ölecek ola­nın ba­şın­da ne okunur? Di­yor­du. 

– Ya­kın­la­rı yasin oku­sun­lar, onun için dua et­sinler” dedim. 

– Onlar oku­mak bil­mi­yor­lar” dedi. 

– Yol­cu­nun du­ru­mu nasıl? Diye sor­dum. 

– Yüzü sim­si­yah oldu ah, oh diyor” dedi. 

– Ke­li­me-i tev­hit, ke­li­me-i şe­ha­det tel­kin edin, onun du­ya­ca­ğı şe­kil­de siz ge­ti­rin, ona getir de­me­yin” dedim. 

– Ben ge­ti­ri­yo­rum ama o beni duy­mu­yor” dedi., 
Müs­lü­ma­nın yol­cu­lu­ğu böyle ol­ma­ma­lı. Şey­tan, son anda bile in­sa­nın pe­şi­ni bı­rak­maz. Ha­yat­ta ça­lama­dıy­sa, son anda ima­nı­nı çal­mak ister. 

* * *

Müs­lü­man her an ölüme hazır ol­ma­lı­dır
Ba­zı­la­rı ölüm­den pek çok kor­ku­yor. Neden. Hazır­lık yok. Ne yüzle va­ra­cak? Ha­zır­lık yapan, “Ne zaman olur­sa” der. Rab­bi­ne ka­vuş­ma­nın se­vin­ci içe­ri­sin­de olur. 
Bir ce­na­ze def­ne­di­lir­ken halk me­zar­dan ay­rı­lın­ca tel­kin ve­recek ho­ca­ya hal­kın deli de­di­ği zat yak­la­şı­yor:

“Tel­ki­ni ben ve­re­ce­ğim” deyip ko­lun­dan çe­ki­yor ve diyor ki:

– “Eğer yalan iş yap­ma­dıy­san, güzel bir hayat ya-şa­dıy­san hiç kork­ma!”

Hz. Osman (ra) halka şöyle ses­le­ni­yor:

– “Ey in­san­lar! Allah’a mu­ha­le­fet­ten sa­kı­nı­nız. Akıl­lı insan, ken­di­si he­sa­ba çe­kil­me­den, ken­di­ni he­saba çeken kim­se­dir. Güzel amel­ler­le kab­ri­ni ay­dın­la-tan­dır.”

Pey­gam­ber (as) bir ha­dis­le­rin­de şöyle der: 

– “Kı­ya­met gü­nün­de insan kuzu gibi Allah’ın huzu­ru­na ge­ti­ri­lir. Allah ona şöyle der: “Dünya da sana ni­met­ler ver­dim, sen ne yap­tın? Kul:

– Ço­ğu­nu bi­rik­tir­dim, ya­kın­la­rı­ma bı­rak­tım, beni dön­dür de on­la­rın hep­si­ni sana ge­ti­re­yim” der. Bir şey ol­ma­dı­ğı an­la­şı­lın­ca “Atın bunu ce­hen­ne­me!” denir. (Tirmi­zi, kı­ya­me:6)

Pey­gam­ber (as) bir Cuma hut­be­sin­de şöyle seslen­miş­tir:

– Ey in­san­lar! Öl­me­den önce ken­di­niz için ahi­ret ha­zır­lı­ğı yapın. Sonra Rab­bi­niz size arada bir ter­cüman ol­ma­dan şöyle di­yecek: “Benim elçim sana ha­kika­ti teb­liğ et­me­di mi? Ben sana ni­met­ler ihsan ettim. Sen ken­din için ne ha­zır­la­dın?

O kimse, sa­ğı­na, so­lu­na ba­ka­cak bir şey gö­re­meyecek önüne ba­ka­cak ce­hen­ne­mi gö­recek. Öyle ise yarım hurma ile bile ken­di­ni kur­tar­ma­ya im­ka­nı olan, ken­di­ni kur­tar­sın”

Bütün bu ger­çek­le­ri duy­mak ve bil­mek, ha­ya­ta anlam ka­zan­dır­ma­lı­dır. Hiç­bir şey ge­cik­ti­ril­me­me­li, belki ya­rı­na çık­ma­ya­bi­lir.

Ce­nab-ı Allah Kur’an’da şöyle haber ve­ri­yor: 

-“De ki: Ha­be­ri­niz olsun. O kaçıp dur­du­ğu­nuz ölüm, mu­hak­kak size gelip ula­şa­cak­tır. Sonra giz­li­yi de aşı-ka­rı da bilen Allah’a dön­dü­rü­le­cek­si­niz. O size neler yap­tı­ğı­nı­zı haber ve­re­cek­tir.” (Cuma Sû­re­si:8)

Bir uyarı da şöyle:

-“Ey iman eden­ler! Allah’tan kor­kun ve her­kes ya­rı­na ne ha­zır­la­dı­ğı­na bak­sın.” (Haşr Sû­re­si:18)
Bu uya­rı­la­ra kör ve sağır olup ka­bir­de uyan­maya­lım, kabir bize “Sakın ha­zır­lık­sız gelme!” diyor. 

Ha­ya­tın sonu ölüm:

Şey­tan in­sa­na, ken­di­si­ni ya­ra­ta­nı ve ya­şa­ta­nı unut­tur­du­ğu gibi ölümü de unut­tu­ru­yor. Ölüm öte­si­ni de unut­tu­ru­yor. 

“Her canlı ölümü ta­da­cak. Ne­re­de olur­sa­nız olun. Sağ­lam ve güç­len­di­ril­miş ka­le­le­r içinde bu­lun­sa­nız bile ölüm size ula­şa­cak­tır” bu­yu­ru­yor. Allah (Nisa:78)

Her can­lı­nın ölümü ta­da­ca­ğı, de­fa­lar­ca tek­rarlan­mış­tır. 

Ka­ra­de­niz­li ba­cı­mız, hasta olan eşini dok­to­ra götür­müş. Mu­aye­ne­den sonra dok­tor has­ta­yı dı­şa­rı­ya çı­ka­rıp ka­dı­na:

– Eşin si­ga­ra­yı bı­rak­maz, per­hiz etmez ve spor yap­maz­sa eşin ölecek” demiş. 

– Eve gi­der­ken hasta eşine sor­muş:

– Dok­tor ne dedi? Kadın:

– Ölecek dedi” demiş. 

Ne ya­par­san yap ha­ya­tın sonu ölüm. Önem­li olan, Hüsn-ü ha­fi­me­dir. Güzel ölüm­le öl­mek­tir.

Kur’an’da: “İyi sonuç Allah’tan kor­kan­la­rın­dır” buy­ru­lur. (Kasas:87)

Ömer ­bin Ab­du­la­ziz ho­ca­sı­nın son anın­da yü­zü­nü kıb­le­ye çe­vir­mek ister. Ho­ca­sı ona: 

– Ben ha­ya­tım­da yü­zü­mü kıb­le­ye çe­vir­me­diysem, ölür­ken veya me­zar­da yü­zü­mü kıb­le­ye çe­vi­rir­seniz bana ne fay­da­sı olur? Der. 

Bir gün Hz. Ömer Pey­gam­be­ri­mi­ze:

– Bana na­si­hat et” diyor. Pey­gam­be­ri­miz:

– El­mev­tü vâ­izan ya Ömer!” (Na­si­hat ola­rak ölüm sana yeter” bu­yu­ru­yor. 

Bunun üze­ri­ne be­lir­li za­man­lar­da ken­di­si­ne ölümü ha­tır­la­ta­cak bi­ri­ni tu­tu­yor. Bir müd­det sonra; “Artık gelme, saçım, sa­ka­lım” ağar­dı diyor. 
Saçın, sa­ka­lın ağar­ma­sı, ölü­mün ha­ber­ci­si­dir. 
Yakup Pey­gam­ber Az­ra­il’e:

– Ca­nı­mı al­ma­ya gel­me­den haber ver” demiş. 
Bir gün Az­ra­il ca­nı­nı al­ma­ya gel­miş. Yakup (as)

– Hani haber ve­re­cek­tin? Demiş. Az­ra­il (as):

– Ver­dim, bak saçın ağar­dı. Sa­ka­lın ağar­dı” demiş. 

Ders is­te­ye­ne, ibret almak is­te­ye­ne ölüm yeter.

Bir anne şöyle di­yor­du:

– Beş ya­şın­da ço­cu­ğum öldü. Dini ha­ya­tım yoktu, önce ör­tün­düm, na­ma­za baş­la­dım. Ölüm bana ders oldu”

Hz. Ömer (ra) ca­mi­ye gi­der­ken ya­nın­dan bir çocuk ko­şa­rak geçer. Hz. Ömer, onu dur­du­rup sorar: 

– Ne­re­ye böyle?

– Ca­mi­ye, ezan oku­na­cak

– Sen daha ço­cuk­sun.

– Öyle deme amca, dün bir ar­ka­da­şım öldü, onu gömüp gel­di­ler. Ölüm bu ne zaman ge­le­ce­ği hiç belli olmaz” deyip koş­ma­ya devam edi­yor. 

Ya­kın­la­rı­mı­zın ölümü bize ders ol­ma­lı, bizi değiş­tir­me­li.

Son durak kabir:

Ahi­ret yol­cu­lu­ğu baş­la­yın­ca kabir ilk du­rak­tır. 

Beh­lül Dana’nın evine hır­sız gir­miş. Ya­ka­la­yama­mış­lar. Beh­lül Dana, me­zar­lı­ğa doğur koş­ma­ya baş­la­mış. Halk sor­muş:

– Ne­re­ye gi­di­yor­sun?

– Me­zar­lı­ğa gi­di­yo­rum. 

– Ne işin var orada?

– Hır­sız kaç­sın ka­ça­bil­di­ği kadar, nasıl olsa sonun­da oraya ge­lecek” ce­va­bı­nı ver­miş. 

Yunus asır­lar ön­ce­sin­den bize diyor ki:

“Gi­den­le­ri gör­mez misin?

Yer al­tı­na gir­mez misin?

Hakk ka­tı­na var­maz mısın?

Nice olur halin ey gafil!

Me­zar­lar hep dar olur.

Toz top­rak ve taş olur.

Nur ver­me­se ya­ra­dan,

Kor­kunç ka­ran­lık olur.”

Bazı kabir taş­la­rın­da “Hü­vel-bâ­ki” yazar. Her­ can­lı ölüm­lü­dür. Baki olan ancak Ce­nab-ı Allah’tır.
Ya­ta­ğan me­zar­lı­ğı­nın ka­pı­sın­da şu mıs­ra­lar ya­zılı­dır. 

“Çık­mış­sa ilahi emir ba­ha­ne bol,

Top­rak­ta baş­lar top­rak­ta biter bu yol”

Bir mezar ta­şın­da da şu mıs­ra­la­rı yaz­mış­lar:

Kim­ler geldi, neler neler is­te­di­ler. 

Hepsi de dün­ya­yı bı­ra­kıp git­ti­ler.

Sen hiç git­me­ye­cek­sin değil mi?

Ya işte! O gi­den­ler­de senin gi­biy­di­ler”

Ka­bir­ler bize ne diyor:

– “Dünya fani, her­ şey boş. Bu­ra­da­ki­le­re olan­lar bir gün size de ola­cak” diyor. 

Di­ki­li taş­lar­da ne ya­zı­yor?

Doğ­du-öl­dü. Do­ğum­la ölüm ara­sın­da sa­de­ce bir çizgi var.

Her­kes gün sa­yı­yor. At­tı­ğı her adım onu kabre gö­tü­rü­yor, far­kın­da değil. Bir gün na­sip­se, her­kes o me­za­ra gi­recek. 

Şa­kik-i Belhi ar­ka­da­şı ile me­zar­la­rın ara­sın­da ge­zer­ken ar­ka­da­şı­na:

– Bun­la­rın hepsi ya­lan­cı” der ve devam eder. “Bun­lar ha­yat­ta iken şu benim, bu benim” de­mez­ler miydi? Hani öyle mi? On­la­rın nesi var?

Ba­zı­la­rı ölün­ce “Ebedi is­ti­ra­ha­tı­na çe­kil­di de­ni­liyor. Kabir is­ti­ra­hat yeri değil, kabir de sorgu var.

Orası sor­gu­nun baş­la­dı­ğı yer. 

– Dinin ne?

– Rab­bın kim?

– Ki­ta­bın han­gi­si?

– Pey­gam­be­rin kim?

– Ne ge­tir­din? Diye so­ru­la­cak.

Kur’an’da: “Onlar, sabah akşam ate­şin kar­şı­sı­na ge­ti­ri­lir­ler kı­ya­met kop­tu­ğun­da da, Hay­din Fi­ra­vun ve adam­la­rı­nı en şid­det­li azaba sokun! Denir.” Buy­ru­luyor. (Mü’min Sû­re­si:46)

Pey­gam­ber (as) Mi­ra­ca çı­ka­rıl­dı­ğı zaman kul­ları­na uyarı olsun diye azap gören bir çok gü­nah­ka­rı Rabbi O’na gös­ter­miş­tir. 

Pey­gam­ber (as) iki kabir gös­te­re­rek; bu ikisi azap gö­rü­yor; biri gıy­bet su­çun­dan di­ğe­ri, idrar sıç­rama­la­rı­na dik­kat et­me­di­ğin­den” de­miş­tir. (Müs­lim, Te-ha­ret:111)

Bir ha­dis­le­rin­de de şöyle bu­yur­muş­tur:
-“Kabir, ahi­ret du­rak­la­rın­dan il­ki­dir. Kişi, ora­dan kur­tu­la­bi­lir­se, son­ra­sı daha ko­lay­dır. Ondan kur­tu­lamaz­sa, sonra ki du­rak­lar ka­bir­den daha zor ve daha şid­det­li­dir. 

“Gör­dü­ğüm man­za­ra­la­rın hiç­bi­ri kabir kadar deh­şet ve­ri­ci ve ür­kü­tü­cü de­ğil­di.” (Tir­mi­zi, Zühd:2308)
İmam-ı Rabbi’nin bir na­si­ha­tı var:

– “Ölüm gel­me­den önce amel iş­le­me­ye bak. Kabir­ de yas­la­na­ca­ğın bir şey­ler yap. 

– Önce iti­ka­dı­nı dü­zelt­me­li­sin. Sonra bil­men gere­ken dini bil­gi­le­ri öğ­ren­me­li­sin ve on­lar­la emel et­me­li­sin” diye öğüt­le­miş­tir.

Ka­bir­den kal­kış:

Bizi yok­tan var eden Allah, in­san­la­rı tek­rar di­riltecek. Top­ra­ğa atı­lan tohum gibi ka­bir­le­rin­den kal­dıra­cak. Akşam yat­mış, sabah uyan­mış gibi. Son ba­har­da ku­ru­yan ağaç­la­rın ilkba­har­da can­lan­ma­sı gibi ola­cak. 

Ba­zı­la­rı güzel se­vinç­li bir şe­kil­de kal­ka­cak ba­zıla­rı üzgün, alın­la­rın da is­ten­me­yen ya­zı­lar­la, şey­tan çarp­mış gibi kal­ka­cak, yola devam edecek. Kur’an’da her­ke­sin bir köp­rü­den ge­çe­ce­ği haber ve­ril­miş­tir. “İçi­niz­den oraya uğ­ra­ma­ya­cak hiç­bir kimse yok­tur” diye haber ve­ril­miş­tir. (Mer­yem Sû­re­si:71)

Sı­rat­tan ge­çer­ken yedi yerde her­ke­sin he­sa­ba çe­ki­le­ce­ği bil­di­ril­miş­tir:

1- İman du­ra­ğın­da, iman­dan.

2- Namaz du­ra­ğın­da na­maz­dan, 

3- Zekat du­ra­ğın­da, ze­kat­tan.

4- Oruç du­ra­ğın­da, oruç­tan

5- Hac du­ra­ğın­da, hac­tan

6- Son­ra­ki du­rak­ta cü­nüp­lük­ten.

7- Son du­rak­ta da ana baba hak­kın­dan (Meh­met Zahid Kotku, Akaid:35)

Sı­rat­tan sonra bütün yol­lar hesap mey­da­nı­na çıka­cak. 

* * *

Hesap ver­me­ye hazır mıyız?

Bir gün pey­gam­ber (sav), Ebu Zere so­ru­yor:

– Bir yere git­mek için ha­zır­lık yapar mısın?

– Evet Ya Ra­su­lel­lah” diyor. 

– Peki ahi­ret yol­cu­lu­ğu için ne der­sin? Bak o gün çok sıcak bir gün­dür. O gün fe­rah­la­mak için oruç tut. Kabir yal­nız­lı­ğı için gece ka­ran­lı­ğın­da namaz kıl. He-sap günü için hacet, sa­da­ka ver, ya hayır konuş, ya da di­li­ni kötü söz­den alı­koy” bu­yu­ru­yor. 

O gün öyle bir gün ola­cak ki, ana yav­ru­sun­dan ka­ça­cak, Pey­gam­ber­ler, Pey­gam­ber (as)a mü­ra­ca­at edecek. 

Allah Kur’an’da şöyle bil­di­ri­yor:

-“O gün her­ke­sin ken­di­ne yetip ar­ta­cak bir derdi var­dır.” (Abese Su­re­si:37)

Pey­gam­be­ri­miz (as):

– “Kı­ya­met günü in­san­lar Allah’ın hu­zu­run­da çıp­lak ola­rak du­ra­cak­la­r diyor. Hz. Aişe:

– İnsan­lar bir­bi­ri­ne bak­maz­lar mı?” diye so­ru­yor. Pey­gam­ber (as):

– Ya Aişe: O gün her­ke­sin baş­ka­sı ile il­gi­le­me­yecek kadar derdi ola­cak” bu­yu­ru­yor. (Bu­ha­ri, rikak:45)

O gün her­ şe­yin he­sa­bı so­ru­la­cak hay­van­lar, in-san­lar­dan hak­kı­nı ala­cak. İnsan­la­rın ken­di­si­ne yap­tı­ğını aynen ya­pa­cak ve top­rak ola­cak­lar. 

Hay­van­la­rın top­rak ol­du­ğu­nu gören gü­nah­kar­lar “Ya­ley­te­ni küntü tü­ra­be” (Keşke bende top­rak ol­say­dım) di­ye­cek­ler. 

Her insan, yap­tı­ğı­nın kar­şı­lı­ğı­nı bu­la­cak. İnsan­lara nasıl dav­ran­dıy­sa, ona da öyle dav­ra­nı­la­cak. 
İnsan­lar bir­bir­le­ri ile se­vap­lar­la, gü­nah­la­rı de­ğiş­ti­re­rek he­lal­le­şe­cek. 

Bir­ gün Pey­gam­ber (sav) as­ha­bı­na müf­lis kim­dir? Diye so­ru­yor. 

As­ha­bı:

– Hiçbir ­şe­yi kal­ma­mış, ma­lı­nı, mül­kü­nü kay­betmiş kim­se­dir” diyor. 

Pey­gam­ber (as):

– Asıl müf­lis kı­ya­met gü­nün­de, kı­ya­met ye­ri­ne bir­çok se­vap­la gelir de, dün­ya­da ona söv­müş, buna if­ti­ra atmış, bir baş­ka­sı­nın hak­kı­nı yemiş, di­ğe­ri­ni döv­müş: bun­la­rın kar­şı­lı­ğı ola­rak bütün se­vap­la­rı hak sa­hip­le­ri­ne ve­ri­len, bir şey kal­ma­yın­ca da hak sa­hip­leri­nin gü­nah­la­rı­nı alan kim­se­dir” bu­yur­muş­tur. (Müslim, birr:59)

Haber ve­ril­di­ği­ne göre kı­ya­met günü kulun kötü amel­le­ri önüne ko­na­cak. Allah ona: “Be­ğen­din mi?” di­yecek. 

Kul: “Hayır” de­yin­ce, Allah ona:

– Senin be­ğen­me­di­ği­ni ben nasıl be­ğe­ne­yim” diyecek. 

Ce­nab-ı Allah, kul­la­rı ile hiç­bir va­sı­ta ol­ma­dan ko­nu­şa­cak. Ba­zı­la­rı sa­ğı­na so­lu­na ba­ka­cak; ken­di­ni kur­ta­ra­cak bir amel bu­la­ma­ya­cak. Önüne ba­ka­cak ce­hen­ne­mi gö­recek.

Pey­gam­be­ri­miz şöyle haber ve­ri­yor:

– “Ce­hen­nem ehli, cen­net­te­ki ye­ri­ni görür ve “Keşke bende orada ol­say­dım” der. Cen­net eh­li­de Cehen­nemde­ki ye­ri­ni görür ve: “ya Allah bana hi­da­yet ver­me­sey­di, halim ne olur­du” der, Allah’a şük­re­der” (Ra­mu­zu’l eha­dis:342/1)

Her in­sa­nın cen­net­te de ce­hen­nem­de de yeri var. Han­gi­si­nin “Yo­lu­na dü­şer­se, yeri orası ola­cak. Eğer hedef cen­net ise, cen­ne­te gö­tü­recek işler. İşle­mek, ce­hen­nem­den uzak­laş­tı­ra­cak bir hayat ya­şamak ge­re­kir. 

Kur’an’da ina­nan­la­ra cen­net vaad edil­miş­tir. Mü­na­fık­la­ra ve kafir işi iş­le­yen­le­re ce­hen­nem vaad edil­miş­tir. On­la­rın orada ebedi ka­la­cak­la­rı bil­di­ril­miştir. 

Günah iş­le­yen mü’min­ler ise gü­nah­la­rı kadar cehen­nem­de ce­za­la­rı­nı çe­ke­cek­ler­dir. 

Hedef cen­net ise, cen­net­lik işler bel­li­dir. Ce­henne­me gö­tü­ren dav­ra­nış­lar­da bel­li­dir. Ahi­ret­te is­te­medi­ğin bir ha­ya­tı ya­şa­mak da ya­şa­ma­mak da her­ke­sin kendi elin­de­dir. 

Rab­bi­miz bizi ba­şı­boş bı­ra­kı­ver­me­miş. Bize gön­der­di­ği kut­sal ki­ta­bı­mız­da bizi şöyle uyar­mış­tır:

-“Ey in­san­lar! Rab­bi­ni­ze karşı gel­mek­ten sa­kı­nın. Ba­ba­nın ev­la­dı, ev­la­dın­da ba­ba­sı na­mı­na bir şey ödeme­ye­ce­ği gün­den ka­çı­nın. Bilin ki; Allah’ın sözü gerçek­tir. Sakın dünya ha­ya­tı sizi al­dat­ma­sın. Ve şey­tan Allah’ın af­fı­na gü­ven­di­re­rek sizi al­dat­ma­sın” (Lok­man, sû­re­si:33)

Hz. Osman (ra) bizi ikaz ve uyarı an­la­mın­da şöyle diyor:

– Ölümü bilip de gü­le­ne şa­şa­rım.

– Dün­ya­nın fani ol­du­ğu­nu bil­di­ği halde ona il­ti­fat edene şa­şa­rım. 

– Her ­şe­yin ka­de­re bağlı ol­du­ğu­na inan­dı­ğı halde elden gi­de­ne üzü­le­ne şa­şa­rım. 

– Hesap gü­nü­ne inan­dı­ğı halde mal top­la­ya­na şaşa­rım. 

– Ce­hen­nem ate­şi­ni bil­di­ği halde günah iş­le­ye­ne şa­şa­rım. 

– Allah’a inan­dı­ğı halde baş­ka­sı­nı anana şa­şa­rım. 

– Cen­ne­ti bil­di­ği halde dün­ya­da huzur ara­ya­na, şey­ta­nı düş­man bil­di­ği halde ona itaat edene şa­şa­rım” diyor. 

– İna­nan­la­rın yolu açık olsun. Allah cen­net­te nur ce­ma­li­ni gör­mek nasip etsin in­şal­lah. 

– Selam olsun hi­da­ye­te eri­şen­le­re!


Bu yazıyı 15 kişi okudu.

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.