Yönetimde Kadın

Kadın ile erkek birçok yönden farklı iki ayrı cinstir. Yaratılırken yapacakları iş ve görecekleri görevlere göre yaratılmışlardır. İki cinsin fiziki yapısı ve ruhsal yönü bunun için farklıdır. Aslında kadının ve erkeğin bazı yönleri birbirine benzemediği herkesçe bilinen bir gerçektir.
Kadın, fiziki yapı olarak erkek kadar güçlü değildir. Ruhi bakımdan da erkeğe göre daha ince yapılı, ince ruhlu ve daha nazik olduğundan daha çabuk etkilenir, daha çabuk duygulanır.
Kanun koyucuları bile çocuğu ve kadını düşünmüş, yapacağı iş ve göreceği muamele bakımından özel korunmalarını istemiştir.
İki cinsin yapısı ve üstlendiği görev itibariyle yöneticilik öncelikle erkeğe yakışır. Cengiz Han’ın koyduğu kanunlar arasında “Hükümdarın erkek olması ve beyler tarafından tanınması” şartı vardır.”(1)
Burada farklı düşünenler olabilir. Ama kim ne derse desin, kadının asli görevi analıktır. Kadın, evinin sultanıdır; çocuk doğurmak, çocuk yetiştirmek gibi kutsal bir görevi vardır. Kadın, gece gündüz evini ve çocuklarını bırakıp milletin sorumluluğunu taşıyacak durumda yaratılmamıştır. Kadına evinin idaresi, çocuklarının yetiştirilmesi görevi verilmiştir. Evinin yönetiminde de erkeği ile beraber sorumlu tutulmuştur. Aksi halde evinden,  çocuklarından uzaklaşmış olacak, iş hayatında başarısız olacak ve asli görevini de aksatmış olacaktır.

 

Kadının görevi:
Sevgili okuyucularım, kadının kutsal bir görevi vardır. O milletin anasıdır; o analık görevini noksansız yapacak, iyi insan ve iyi vatandaş yetiştirecektir. Evinin düzeni, ailenin huzuru, en önemlisi de milletin geleceği kadınına asli görevini yapmasıyla yakından ilgilidir. Kadının yapacağı bu görevleri de erkek yapamaz.
Türk tarihinde, milletin yönetiminde kadın genellikle erkeğinin yanında yer almış, erkeğinin işlerinde ve başarılarında en yakın ve en büyük desteği olmuştur. Rahmetli Prof. Dr. Erol Güngör’ün ifadesiyle: “Selçuklularda sultanla görüşmek için Hatun’la görüşmek lazımdır.” (2)
Kadınların hükmünün geçtiği, kadının devlet işlerine karıştığı dönemler ise hep karışıklıklara sahne olmuştur. Mesela, Osmanlıların son zamanlarında kadınların hükmünün geçmesi, huzursuzlukların sebebi gösterilmiştir, devletin gücünü zaafa uğrattığı belirtilmiştir.
Bu konuda tarihler sayfalar ayırmış ve çok söz söylenmiştir. Yorum yapmadan bir kaçını nakledeyim:
“Bir hükümdarın düşüncelerinde kadınların hükmünün tesiri olursa ülkesinde düşmanların hükmü geçer.” (3)
Bir soru üzerine Piri Paşa, Yavuz Sultan Selim’e: “Devlet işlerinde kadınların hükmü yürürse o zaman bu devletin zevali mukadder olur.” demiştir. (4)
Buhari’nin naklettiğini bir hadiste Sevgili peygamberimiz:
“İşlerinin idaresini kadınların ellerine bırakmış olan milletler felah bulmaz.” buyurmuşlardır.
Müslim’in naklettiği bir hadiste de:
“Ne zaman başınıza en kötüleriniz geçer, zenginleriniz cimrileşir ve işleriniz kadınlarınızın ellerine geçerse, o zaman yerin altı üstünden elbette iyi olacaktır.” demiştir.
Hemen şunu belirteyim ki, bu hadiselerde böyle buyrulmuş olması asla kadın küçültmez. İnancımıza göre kadın erkekten geri tutulmamıştır. Bilakis kadının erkekten daha çok sevgiye, saygıya layık olduğunu bildiren, cenneti anaların ayağının altına koyan İslam peygamberidir.
Basit bir şekilde düşünecek olursak, bir ülkenin işleri her zaman düzen ve barış içinde gitmez. Güç durumlar olur, ülkeler arası ilişkiler olur…
Anlatıldığına göre: Hekimoğlu Ali Paşa, aslında iyi bir insandır, iş bilir, fakat etrafındakilerin tesiri altında çok kaldığı için fikir değiştirir, işlerinde başarılı olmazdı.
Bir gün padişah III. Osman’ı kızdırmış, O da:

  1. Ben seni şimdi azleder, hamallar kâhyası Ali Ağa’yı vezir yaparım.” deyince, Hekimoğlu Ali Paşa:
  2. Evet, yaparsınız Sultanım, ama o hamal Ali Paşa olur, Hekimoğlu Ali Paşa olmaz.” der.(5)

Sonuç olarak kadın, evinin sultanı, çocuklarının ve milletin anasıdır. Kadına gücünün üstünde sorumluluklar yüklemek ve asli görevinden uzaklaştırmak, kadına ve millete yapılabilecek en büyük kötülük olur sanırım.

~~~~~~~~~

1- Doç.Dr. Saffet Bilhan, Orta Asya’da Bilgin türk Hükümdarlar Devrinde Eğitim-Bilim-Sanat. Diyanet vakfı yayını
2- Prof. Dr. Erol Güngör, Tarihte Türkler, s. 166
3- Ravendi, Rahat-üs Sudur ve Ayet-üs Sürur, c.2- s. 242. Ter.A.Ateş
4- Prof. Dr.Osman Turan, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi, s. 409
5- R. Ekrem Koçu, Osmanlı Padişahları,s. 313


Bu yazıyı 193 kişi okudu.

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here