Zulüm

Zulüm, sevginin, şefkatin ve adaletin zıddıdır. Zulüm, haddi aşmak, kötü, kaba davranmak ve insanları sıkıntıya sokmak, eza cefa vermektir.

Zulüm, karanlık demektir, aydınlıktan mahrum kalmak demektir. Zulmü, Allah’ın gazabının ve lânetini celbetmek demektir.

İslâm, zulmü asla kabul etmez, haram kılmıştır.

İslâm’ın özü: sevgidir, şefkattir, merhamettir.

Yunus: “Yaratılanı severiz, yaratandan ötürü” demiş, her şeyi Allah için sevmek gerektiğin belirtmiştir.

Kin, düşmanlık, nefret, kötülük… bunlar şeytani işlerdir.

İslâm’da sevgi de nefret de Allah içindir. Allah için gösterilmelidir.

Kuran’ın ifadesiyle:

–          “Allah’ın lâneti, O’nun yolundan alıkoyan zalimleredir. Düşmanlık ancak ve ancak zalimlere yöneltilmelidir.” (Bak: A’raf:44-45, Bakara:193)

–          “Bir topluluğa olan nefretiniz sizi adaletsizliğe yöneltmesin. Adil olun, zira adalet, Allah’ın rızasına daha yakındır.”(Miada:8)

Bir husus da: İslâm’da öç alma yoktur. Allah’a havale edilecektir. Cezalandırma yetkisi ve hakkı kula ait değildir.

Bu bölümde Cenab-ı Allah’ın sevmediği zulümden, zulmün çeşitlerinden

–          Halka yardımcı olmayanın zalim olduğundan

–          Zulme mâni olmaktan,

–          Mazlumun duasından ve âhının yerde kalmayacağından,

–          İnsanın insana verdiği sıkıntının zulüm olduğundan

–         Zalimin ve zulmün akıbetinden bahsedeceğiz.

 

Allah’ın Sevmediği Amel

ZULÜM

Zalim: Haksızlık ve zulüm eden, kötü kıyıcı, merhametsiz, gaddar kimse demektir.

Zulüm: Haksızlık, eziyet, işkence, baskı, adaletsizlik demektir.

Zulüm: bir şeyi kendine ait olmayan yere koymak, sınırı aşmak doğru davranmamak, günah işlemektir.

Mazlum: Zulüm görmüş, zulme, haksızlığa uğramış kimse demektir.

Bazen arabalarda, eşyalarda “zalim” yazıldığını, yazdırıldığını görüyoruz ki, bu son derece yanlıştır. Zalim, Allah’ın lânetlediği, zulmeden kimse demektir. Düşünülürse bu, kabullenilebilecek bir isim olamaz.

Zalime, zulme özenilmez. Çünkü zulmün ömrü kısadır. Cenab-ı Allah zalime mehil verir, amam zalimin yaptığını yanına bırakmaz. Şair:

Allah tokatının sedâsı yoktur

Vurduğu zaman devâsı yoktur

diyerek Allah’ın zalime, vakti saati gelince, devası olmayan tokat atacağını ifade etmiştir.

Allah’ın zalime cezası, yıldırım gibi iniverir. Çünkü mazlumun âhı, insanların kulağına gelmese de Allah’a yükselmesinde bir perde yoktur.

 

A)    Zalim, lânetli kimsedir:

Kura’n’da: “Allah’ın lâneti, zalimlerin üzerine olsun“ buyrularak zalime lânet okunmuştur. (A’raf:44)

Yavuz Sultan Selim, kendisinden borç alınan Yahudi’nin ölümü üzerine, o paranın hazineye aktarılması teklifinde bulunan defterdara: “Ölene rahmet, malına bereket, çocuklarına âfiyet, gambaza da lânet” diyerek karşı çıkmıştır.

Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurur:

“Altı kişiye ben lânet ettim ve duası kabul edilen her peygamber de lânet etmiştir”

1-     Allah’ın kitabını tahrif edene,

2-     Allah’ın kaderini yalanlayana,

3-     Allah’ın haram kıldığını helâl sayana,

4-     Allah’ın zelil kıldığını aziz, aziz kıldığını, zelil kılana,

5-     Sünnetimi terk edene,

6-     Gücü ile halka musallat olana (Büyük Hadis Külliyatı:4/277)

 

B)    Zulmün sonu hüsrandır:

Geçmişte öyle olaylar olmuştur ki, her birinde günümüze uzanan mesajlar vardır. Kur’an’da bildirildiğine göre, zalimin sonu helâk olmaktır. Bu konuda birkaç ayet meali nakledelim.

1-     “Resulüm! Sakın Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak Allah onları cezalandırmayı, korkudan dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor.” (İbrahim:42)

2-     “Yusuf (AS), kapıyı kapatıp, hükümdarın hanımı çağırdığı zaman, Yusuf (AS), asla deyip Allah’a sığındı. Gerçek şu ki: Zalimler iflah olmaz” dedi. (Yusuf:23)

3-     “De ki: Söyler misiniz; Size Allah’ın azabı ansızın veya açıkça gelirse, zalim toplumdan başkası mı helâk olur?” (En’am:47)

4-     “Allah zalim kimseleri hidayete erdirmez.” (Bakara:258)

–          Bir zamanlar Tavas’ta bir çoban oduna giden bir kadının kirletip öldürür, gömer, üzerinde ateş yakar. 10 yıl sonra başka birini öldürürler, katil bulunamaz. Çoban tutuklanır, hapse atılır. Bir çobanda ziyarete gider. Geçmiş olsun der. Dama yemin billah göz yaşları ile ben yapmadım der. Ziyarete gelen der ki:

–          Bende inanıyorum bunu sen yapmadın. Ama sen hani bir ateş yaktıydın ya işe seni kayan o ateş demiş

Eninde sonunda çıkar, ayağı dolaşır.

 

*                 *                 *

 

Adam karısını zulümle öldürürken, kadın yalvarır… Bak şu rüzgarın sürüklediği otlar söyler der. Adama acımadan öldürür ve tekrar evlenir. Onunla otururken rüzgârlı bir havada onunla otururken otlara bakıp gülmüş kadın:

–          Ne var ne oldu derken adam anlatır:

Bir zaman gelir ki araları açılır. Kadında şikayet eder. Adam da tutuklanır.

Yani otlar söylemiştir…

 

“Alma mazlumun âhını çıkar aheste aheste” Demişler.

 

5-     “Eğer Allah insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, orada hiçbir insan kalmazdı. Onları takdir edilen bir müddete kadar erteliyor. Ecelleri geldiği zaman onlar ne bir saat geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.” (Nahl:6)

 

Geçmişteki zalimlerin nasıl helâk olduğunu Kur’an şöyle anlatıyor:

1-     “Onların her birin günahı sebebiyle cezalandırdık. Kiminin üzerine taşlar savuran rüzgârlar göndermedik. Kimini korkunç bir ses yakaladı. Kimini yerin dibine geçirdik. Kimini de suda boğduk. Allah onlara zulmetmiyor; asıl onlar kendilerine zulmediyorlardı.” (Ankebut:40)

2-     “İşte haksızlık yüzünden çökmüş evleri, anlayan bir topluluk için elbette bunda bir ibret vardır” (Neml:52)

3-     “Zulmedenleri o korkunç ses yakaladı ve orada diz üstü çöke kaldılar. Sanki orada hiç oturmadılar. Biliniz ki, Semud kavmi Allah’ın rahmetinden uzak kılındı.” (Hud:67-68)

 

Zalimlerin kıyamet günündeki halleri de şöyle anlatılır:

1-     “Kıyamet günü, yüzünü azabın şiddetinden korumaya çalışan kimse, kendini ondan emin kılan gibi midir? Zalimlere kazandığınızı tadın” denilir. (Zümer:24)

2-     “Bir memleket vardır ki, o memleket halkı zulmetmekte iken biz onları helak ettik. Şimdi o ülkelerde, duvarlar çökmüş, tavanların üzerine yıkılmıştır. Nice kuyular kullanılmaz hale gelmiş, ıssız kalmış saraylar vardır.” (Hac:45)

Allah Rasûlü’nün ifadesiyle : “Zulümden sakınınız. Çünkü zulüm kalblerinizi harâb eder.” Kalb harâb olduysa harâb gelir ki, kula zulmü allar ve Resûlü haram kılmıştır. Peygamberimiz şöyle buyurur:

1-     “Müslüman müslümanın kardeşidir, ona hıyanet etmez, onu yalanlamaz, onu utandırmaz. Her müslümanın diğer müslümana ırzı, malı, kanı haramdır. Takva, işte bunlardır. Bir kimseye şer olarak, Müslüman kardeşini hor görmesi kâfidir.” (Riyâz’üs-Salihîn Trc: C.1, S.276)

2-     “Birbirinize haset etmeyiniz. Alış-verişte birbirinizi aldatmayınız. Birbirinize dargın durmayınız ve birbirinizden yüz çevirmeyiniz. Birinizin bitmek üzere olan pazarlığını bozmayınız. Allah’ın kulları, kardeş olunuz. Müslüman müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz, ona hor bakmaz. Rasûlüllah üç defa göğsüne işaret eder, Takva işte buradadır. Bir kimsenin şerir olması için Müslüman kardeşi hor görmesi kâfidir. Müslümanın müslümana kanı, malı, ırzı haramdır.” (Riyâz’üs-Salihîn Trc: C.1, S.277)

Allah Rasûlü, hayatı boyunca bir müslümana sıkıntı vermeyi, eziyet etmeyi, zulmetmemeyi ve öldürmemeyi kesin olarak yasaklamıştır.

Süheyl bin Amr, İslâm düşmanıydı. Hep İslâm aleyhine çalışırdı. Bedir savaşında esir düşünce, geçmişinden dolayı Hz. Ömer:

–          “Ya Rasûlüllah, bana müsade et, Süheylin ön dişlerinden ikisini dökeyim de bir daha senin aleyhinde konuşmasın” dedi.

Hz. Peygamber, razı olmadı ve şöyle buyurdu:

–          “Hayır, ona eziyet verme konusundaki Allah’tan korkarım.”

İslâm’da zarar vermemek eziyet etmemek vacibtir.

İnsanı öldürme konusunda Cenab-ı Allah şöyle buyurur:

“Haksız yere bir cana kıyan bütün insanları öldürmüş olur.” (Miada:10)

Peygamberimiz de: “Zulümden kaçının. Zira zulüm, kıyamet günü karanlıklar olacaktır. Cimrilikten kaçının. Zira cimrilik sizden öncekileri helâk etmiş, onları birbirlerinin kanını dökmeye, haramları helâl addetmeye sevk etmiştir.” (K. Site:16-312) buyurarak zulümden kaçınmamızı istemiştir.

Yunus 44’de

–          “Allah insanları hiçbir şeyle zulmetmez, lakin insanlar, kendi kendilerine zulmederler.”

Kehf 57’de

–          “Kendine Rabbinin ayetleri hatırlatılıp da ona sırt çevirenden, kendi eliyle yaptığını unutandan daha zalim kim vardır?”

Bakara 114’de

–          “Allah’ın mescidlerinde onun adının anılmasına engel olan ve mescidlerin harap olması için çalışandan daha zalim kim vardır.”

 

C)    Halka görevini yapmayan, onlara zulmetmiş olur:

İnsan insana, görevli halka, aile reisi ev halkına, yönetici, idaresi altındakilerin işlerin görmek ve onlara hizmet etmekle görevlidirler.

Peygamberimiz şöyle buyurur:”Allah bir kimseyi insanların herhangi bir işini görmeye memur ederde o kimse Müslümanların eksik ve gediklerine karşı kapısını kapatır, kulak asmazsa, Allah da kıyamet gününde onun ihtiyacına bakmaz.” (R. Salihîn:2/77)

Anladığımız kadarıyla Firavun zalimdi; ama mert zalimlerdendi. Zulmünü gizleme gereği duymaz, bir şeylerin arkasına saklanma ihtiyacı hissetmezdi. Ne yapacaksa açıkça söyle; mertçe icra ederdi.

–          Ben bu zulmü yapmayı istemiyorum; ama kanunlar bunu emrettiği için mecburum.. filan demişti. Böylesine bir saklanma gereği duymamıştı.

Açıkça ve mertçe emrini vermişti bir gün zulüm destekçilerine:

–          Bugünden itibaren Mısır’ı mahalle mahalle dolaşacaksınız, hamile kadınların listesini yazıp doğum günleriyle birlikte önüme koyacaksınız…

Zulüm tatbikçileri anlamadılar, niyetini de sorma gereği duydular.

–          Niçin hamile kadınları ve doğum günlerini tespit edip de getireceğiz size efendimiz?

Mertçe anlattı Firavun mantığını:

–          Ben kahinlerden dinledim. Bugünlerde doğacak bir oğlan çocuğu büyüdükten sonra benim makamımı elimden alacak, yönetimim sona erdirecekmiş.

Efendimiz sizin makamınızı elinizden alacak olanın hangi çocuk olduğun nasıl bileceğiz?

–          Bilmenize gerek yoktur. Doğacak çocukların hepsi de potansiyel tehlikedir. Hepsinin de suça iştirak ihtimali söz konusudur. Öyle ise hiçbirini de hayatta bırakmayacak, hepsini de doğar doğmaz öldüreceksiniz. Potansiyel suçlu yaşatmak istemiyorum ülkede…

Şimdi biraz daha beriye hicretin yetmişinci senelerine doğru geliyoruz. Tarihte zulmüyle şöhret yapmış Haccac-ı Zalim, birçok insanın boynunu vurmuş; mancınıkla Kâbe’yi taşa tutup Beytullah’ı bile yıkmış, kalan az sayıdaki ashabın da hayatlarını zehir etmişti.

İşte bu adama bir gün şöyle dediler:

–          Sen Hazreti Ömer’in adaletini, halkına karşı takındığını müşfik tavrını biliyorsun. ne olur, biraz da ona benze. Onun gibi ol! O, halkının ayağına bir taş değmesinden bile teessüre kapılıyor; bir sene de olsa, helallik diliyordu.

Haccac’ın bu isteğe tarihi cevabı şöyle oldu:

–          Doğru söylüyorsunuz! Fakat Ömer’in zamanında Ebu Zerr gibi hak vardı. Siz Ebu Zerr gibi halk olun, ben de Ömer gibi idareci olayım, Siz Ebu Zerr gibi halk olmadıkça benden de Ömer gibi idareci olmamı isteyemezsiniz.

Ne dersiniz bu tarihi olaya? Tarih tekerrürden mi ibaret yoksa?

Biz Ebu Zerr gibi olmadıkça başımızdakiler de Ömer gibi olmayacaklar. Haccac gibi mi kalacaklar?

Biraz da bizim düşünmemiz mi gerek?

Nasılsanız öyle idare olunursunuz.” hadisini unutmayalım. Layık olmak lazım…

Hz. Ömer bir hac mevsiminde halkı topladı ve:

“Ey insanlar! Ben valilerimi size zulmetsinler ve malınızı alsınlar diye göndermedim. Onları, aranızda zulme mani olsunlar, ganimetler adâletli bölüştürsünler diye gönderdim. İçinizden, haksız muâmeleye maruz kalan varsa kalksın” buyurdular. Bunun üzerine sadece bir kişi kalktı ve

“Ey mü’minlerin emiri! Filan vâli bana yüz kırbaç vurdu” dedi. Hz. Ömer (r.a.) sordu: “Ona niçin vurdun” Sonra da şikâyetçiye: “Kalk ona kısas yap (yani attığı kadar kırbaç vur.)Bunun üzerine Amr b. Âs söz istedi ve

“Ey mü’minlerin emiri! Sen böyle hareket edersen, insanların çoğu şikâyetçi olacaktır. Bir zaman sonra âdet olur ve senden sonrakiler de böyle yapar” diyerek itirazda bulundu. Hz. Ömer:

“Rasûlüllah (s.a.s.) kendisine bile şayet hakkı olan varsa kısas yapılmasına izin verdiği halde, ben kısas yaptırmayayım mı?” diye sordu. Amr:

“Bırak da onun rızasını alalım” dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.):

“Haydi onu razı edin. İki yüz dinar fidye verin, her kırbaç iki dinar” dedi.

Hz. Ebu Ber (r.a.) da:

“İçinizde en zayıfınız, benim indimde hakkını alıncaya kadar en kuvvetlidir.” Demiştir.

Zulümle devlet bile ayakta durmaz.

Kanuni Sultan Süleyman, devleti zirve noktasına getirdiği bir zamanda büyük alimlerden Yahya Efendi’ye sorar:

– Bir devlet hangi hallerde çöker:

–          “Sultanım, Bir devlette zulüm yayılsa, haksızlık şayi olsa, işitilenler ne nemelazım, deyip uzaklaşsalar, sonra koyunları kurtlar değil de çobanlar yese, bilenler bunu söylemeyip sussa, gizleseler, fakirlerin, muhtaçların, yoksulların, kimsesizlerin feryadı göklere çıksa da bunu da taşlardan başkası işitmese, işte o zaman devletin sonu görünür. Böyle durumlarda sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimat ve hürmeti sarsılır. Asayişe itaat hissi gider, halkta hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlâl de böylece mukadder hale gelir…”

Derler ki dünya dört şeyle ayakta durur:

1-     Alimlerin ilmi,

2-     Salihlerin ibadeti,

3-     Cömertlerin sahaveti,

4-     Devlet adamının adaleti.

1509 yılında ki müthiş depremden sonra padişah 2.Bayezid devlet yöneticilerini şöyle hitap eder:

“Ey vezirlerim, kadılarım, subaşılarım, ağalarım, beylerim!…

Şu felâketi görüyorsunuz, Ben; bunda, siz kulların zalimlikle zulüm yaptığınız intibaını alıyorum…

Ayağınızı den atın!.

Vazifenizi adaletle yapın!..

Kimseye zulmetmeyin!..

Bu Cenab-ı Hakk’ın bize bir ikâzıdır.

Size bildiriyorum ki, zulüm irtikap edeni hâl ederim.”

Nisâ 168. ayetinde Cenab-ı Allah zalimleri affetmeyeceğini ifade ediyor.

Hz peygamberde, zulmederek ölen için “Allah ona cennetin kokusunu haram kılar” buyurmuştur. (Tecrid-i Sarih:2177)

Zulüm, hayatın tadını değiştirir. Zulüm, insanın yapısını bozar. Zulüm, Allah’ın nimetlerinin bile tadını değiştirir.

İslâm’da, kimseye eziyet yoktur. Bir hadislerinde peygamberimiz: “Komşuya eziyet eden bana eziyet etmiş olur” buyurur. (Ramuz:395/7)

Bir başka hadislerinde de: “Hiçbir şekilde hayvana eziyet vermeyin.” Buyurur. (K.Sitte:14/125) Kurban edilecek hayvan eziyet edilmeden kesilmelidir. Hayvan, hedef seçilmemeli, aç susuz bırakılmamalı, fazla yük yüklenmemeli, dövülmemeli, dövüştürülmemeli, ateşte yakıp, suda boğulmamalıdır.

Peygamberimiz: “Merhamet etmeyen merhamet edilmez.” Demiştir. Hayvan ahirette insandan hakkını alacak ve ondan sonra toprak olacaktır.

İnsana zulüm ise en kötüsüdür. Allah Kur’an’da :

1-     “Adil olunuz, takvaya en yakın olan budur.” (Miada:18)

2-     “İnsanların arasında hakim ve hakem olduğunuz zaman adaletle hüküm veriniz.” (Nisâ:58)

3-     “Allah adaleti emreder.” (Nâhl:90)

4-     “Bir topluluğa olan kininiz sizi adalesizliğe sevk etmesin.”

İnsanın hak ve hürriyetinin kısıtlanması, elinden alınması zulümdür. Düşünceye, inanca baskı da zulümdür.

Zulümlerin başında Allah’a isyan geliyor. Bir kutsi hadiste: “Kim geçici nimeti, kısa hayatı ve devamsız bir zevki severse, kendine zulmetmiş, Rabbına isyan etmiş, ahireti unutmuş ve dünyası da onu aldatmıştır.” (40 Kutsi Hadis H.H.Erdem, S.11)

Kur’an’da şu ayetleri zikredebiliriz:

–          “Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir. Bilin ki Allah’ın lâneti zalimlerin üzerinedir.” (Hûd:18)

–          “Allah’ın ayetlerinden yüz çevirenden daha zalim kim olabilir. Muhakkak ki biz, günahkârlarda lâyık oldukları cezayı veririz.” (Secde:22)

–          “yalan sözlerle Allah’a iftira edenden veya onun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Şüphe yok ki zalimler kurtuluşa eremezler.” (En’âm:21)

Peygambere muhalefette insanın nefsine yaptığı zulümdür. Kur’an’da: “O gün zalim kimse pişmanlıktan ellerini ısırıp şöyle der: Keşke peygamberle birlikte bir yol tutsaydım. Yazık bana! Keşke Batıl yolun yolcusu, falancayı dost edinmeseydim!” diyeceği haber veriliyor. (Furkan:26-27)

 

D)     Adil olmak emredilmiştir:

Yüce Allah, menfaatimize zarar verse bile, yakınlarımızın çıkarlarına uygun düşmese bile âdil olmamızı, adaletli iş yapmamızı emrediyor.

Hz. Peygamber, bizden öncekilerin, âdil davranmadıkları için helâk olduklarını bildirmiştir.

Biri hırsızlık yapıyor, torpil koyuyorlar. Hz. Peygamber’in cevabı açık ve net: “Kızım Fatıma da çalsa, Vallahi aynı ceza ile cezalandırılacaktım.”

Allah Rasûlü Müslümanlara, çocukları arasında sevgide bile âdil olmalarını emretmiştir. Ayrıca çocuklardan bir lehine vasiyet de men etmiştir.

Türk hükümdarları fethettikleri yerin halkına sorarmış: “Askerlerim size zulmetti mi?” diye “Hayır” cevabını alınca da, şükreder ve şükür secdesine kapanırlarmış.

Hz. Ömer (r.a.) ne demiş: “Adalet mülkün temelidir.”

 

E)    Zalime yardım Zulümdür:

Zalime destek olunmaz. Zulme sebep olan, arka çıkan, rıza gösteren,hatta ses çıkarmayan da zalimdir.

Allah Rasûlü: “Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır” demiştir. Bir başka hadislerinde de: “Bir kimse bir zulme yardım etse, bundan vazgeçinceye kadar Allah’ın gazabındadır.” buyurmuştur. (Ramuz:406/4)

Kur’an’da da: “Zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur (Cehennemde yanarsınız)” uyarısında bulunulmuştur.

Peygamberimizin bildirdiğine göre bir insan bir şeye sebep olursa, onu bizzat işlemiş gibi olur. Kötüyse ceza görür, o iş iyi ise mükafata nâil olur.

Dünyada zalimlere çok yardımcı olabilir, ama ahirette zalimin asla yardımcısı olmayacaktır.

Nasıl yardım:

Hz. Peygamber: “Kardeşine zalimde olsa mazlumda olsa yardım et.” Biri:

–          “Mazluma yardım edelim, ama zalime nasıl yardım edelim?” der.

–          “Onu zulmünden alıkoyarak” (K.Sitte:9/380) buyurur.

 

F)     Kul hakkına tecavüzde zulümdür:

Cenab-ı Allah iki hakkı helâl etmeyeceğini bildirmiştir: Kul ve Hayvan hakkı, insanın haccı kabul aslada, şehid olsa da üzerinde bu iki hak varsa affa uğramıyor.

Peygamberimiz: “Kıyamet gününde boynuzsuz  koyun, boynuzlu koyundan hak alacaktır.” buyurur. (Ramuz:345/10)

Hak sahibi hakkını almadan, kıyamet günü kimse yerinden kımıldamayacak. Hak yiyenin zulmedenin iyilikleri mazlum olanlara verilecektir. İyilikleri kalmazsa, yani yetmezse, hak sahiplerinin kötülükleri alınıp hak yiyen zalime verilecektir.

Musalla taşında helâlaşma olmaz. Rasgele hakkını helâl et, helâl olsun demek de insanı kurtaramaz. İnsan ne zaman kurtulur? Hak iade edilip de, helâllaşılırsa kurtulur.

Hiç unutmam bir hak sahibi, musalla taşındaki tabuta eğildi ve: “Benim hakkımı ne yapacaksın?” dedi.

Hz. Peygamber vefatından önce: “Kimin bende hakkı varsa gelsin alsın” demiştir. (Ruhul-Beyan:2/132)

Zulmün küçüğü büyüğü olmaz; Zulüm zulümdür. Zulmedenden, hep zalim diye bahsedilmiştir. Tarihi bir örnek verelim:

Emevi Halifesi, bahçesine bir köşk yaptırmak ister, arsa yetmez, komşuda satmaz. Halife köşkü yapar. Biraz komşunun arsasına taşmıştır. Mâdur, Kadı Beşire şikayet eder. Beşir bir heybe getirir o arsadan toprak doldurur, penceredeki seyreden halifeye çağırır:

–          “Bana yardım et de, şu heybeyi eşeğe yükleyeyim” der.

–          “Ya Halife! Bu bir parça topraktır. Sen bunu burada kaldıramıyorsun. Yarın şu gasbettiğin toprağı yedi kat boynuna geçirecekler, o zaman ne yapacaksın?” Bunun üzerine halife bahçe sahibini çağırır helâlaşır, Hakkını verir, razı eder.

Adaletiyle meşhur Nuşirevan ziyafet veriyordu. Bir hayvan kesilmiş, ateşte kebap ediliyordu. Ancak yanlarında tuz yoktu. Getirsin diye köye birini gönderdiler.

Nuşirevan:

–          Tuzu para ile al ki, gasben bedava alma âdeti çıkmasın, memleket zulüm ile harap olmasın, dedi.

–          Bir tuzdan en zarar gelir? Diye soran adamlarına Nuşirevan şu cevabı verdi:

–          Cihanda zulmün temeli ufacık bir şeydi. Ama her gelen onu büyüttü. Nihayet şimdiki duruma ulaştı.

Ufak bir şeyde olsa hak haktır. Haksızlık az bir şeyde olsa zulümdür.

–          Balkonda et kızartıp kokusunu ona buna koklatmak, göz hakkına riayet etmemek zulümdür.

–          Hak hukuk karışmış, servet, pis kokular yayar.

Peygamberimiz: “Özürsün borcu geciktirmek zulümdür” demiştir. Ayrıca: “Bir kimse bir şeyin ayıbını açıklamadan satarsa daima Allah’ın gazabına ve meleklerin lânetine mâruz kalır” buyurur. (K.Sitte:17/263)

Kur’an’da: “Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder. Çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar, O düşünüp tutasınız diye size öğüt verir.” (Nahl:90) buyurarak, ölçülü ve dikkatli yaşamamız istenmiştir.

Peygamber (A.S.): “Zenginin borcunu geciktirmesi zulümdür.” Buyurur. (R.Salihîn:1611) Çalışanlarına ücretini zamanında ödemezse, zulmetmiş olur.

Bir gün Allah Rasûlü şöyle anlatır ve öyle bir mesaj verir ki:

–          Sizi helâke götüren şeylerden sakının, gücünüzün yettiği kadar zulümden sakının. Zira insan, kıyamet gününde dalar gibi ibadetlerle mahşer yerine gelir. Ve bu amellerin kendisini kurtaracağını sanır. O sırada birisi çıkar:

–          “Ya Rabbi bu adam bana zulmetti” der.

Cenab-ı Allah Meleklere der ki:

–          Onun defterinden ibadetleri, sevapları silin, bu adamınkine yazın” der.

Böyle böyle bütün hak sahipleri gelir, haklarını alırlar. Adamın elinde sevap diye bir şey kalmaz.

Bu şuna benzer:

Yola çıkan kimseler ateşe ihtiyaçları olunca sağa sola koşuşup odun toplarlar, ateş yakarlar ve ondan istifade edemeden oradan ayrılıp giderler.

İşte zulmedenlerde, ibadet ve güzel amellerinin sevaplarından istifade edemezler. (İhya:4-937)

Böyleleri için peygamberimiz (A.S.) “müflis” ifadesini kullanmıştır.

Yıldırım Bâyezid Han, Konya önlerine gelmişti. Halk şehre çekilip, kapıları kapattı, hasad zaman ı olduğundan, bütün arpa buğday tarlalardadır.

Yıldırım, Konya halkına der ki:

–          “Bize arpa, buğday satın, atlarımıza yedirelim.”

Bu arada askerlerine:

–          “Sakın halka zulmetmeyin, kul hakkına riayet edin. Kendi istekleri ile satsınlar.

Fiatı, Konyalılar belirler ve mahsüllerini satarlar ve Yıldırım Bâyezide Konyalılar şöyle bir istekte bulunur.

–          “Bizi siz yönetin” derler.

–          Geçmişte Türk atlarının çeşmelerinden su içmesini isteyenler…

–          Kardinal Külahı değil, Türk sarığı görmek isteyenler…

–          Hülasa Müslüman Tür idaresin tercih edenler, adalet istemişlerdir.

Hz. Peygamber bizi şu sözleri ile uyarmıştır:

–          “İnsanlara dünyada haksız yere eziyet edenlere Allah, ahirette azab edecektir.” (R.Salihîn:3/177)

–          “Mü’mine zara veren veya hile yapan mel’undur.” (K.Sitte:16/314)

–          “Kim mü’mine zarar verirse, Allah da onu zarara uğratır. Kimde mü’mine eziyet verirse, Allah ona da eziyet verir.” (K.Sitte:16/314)

 

G)    Zulme mani olmak:

Zulme karşı olmak ve zulmü önlemek için gayret göstermek, Yüce dinimizin emridir. Bakara Sûresinin 190. ve 193. ayetlerinde zulümle, zalimle bütün gücümüzle ve en etkili biçimde mücadeleye çağrılıyoruz.

İslâm’da savaş hoş görülmediği halde zalime, zulme karşı müsaade vardır. Zulüm ortadan kalkınca da, haddi aşmamak konusunda uyarı vardır. İslâm tarihinde savaşların sebebi hep “Hakkı hakim kılmak” maksadıyla olmuştur.

Allah Rasûlü, en kritik anda bir Hıristiyanın hakkını gasbeden Ebu Cehilin kapısın yumruklamış, mazlumun hakkını almadan kapıdan ayrılmamıştır.

Peygamberimiz şöyle buyurur:

“Zalime de, mazluma da yardım edin!” Ashab:

–          “Mazluma anladık, ama zalime nasıl yardım edelim Ya Rasûlallah?” deyince Allah Rasûlü şu cevabı vermiştir:

–          “Onu zulümden vazgeçirerek”

Bir hadislerinde de: “Haksızlık karşısında susa dilsiz şeytandır.” Buyurarak zulme ve zalime karşı suskun kalınmamasını emretmiştir.

İnancımızda bana ne yok, nemelâzım yoktur.

Peygamber efendimiz, daha genç yaşta iken haksızlıklara karşı koyacak, haklıların hakkını alacak ve zulmü önleyecek olan Hılfü’l-Füdul cemiyetine katılmıştır.

Peygamberimiz (S.A.V.) şöyle buyurur:

“İnsanlar zalimi görünürlerde, Onların zulmetmesine mâni olmazlarsa, Allah’ın bütün insanları azaba uğratması pek yakındır.” (R.Salihîn:1/238)

Allah adına zulme ve zalime karşı mücadeleye etmeye yemin eden cemiyet üyelerinin icraatlarından örnekler:

“Bir Yemenli, ticaret için kızı ile birlikte Mekke’ye gelmişti. Mekke’nin güçlü kişilerinden Nübeyh b, el-Haccac, zor kullanarak bu kızı alıkoymuştu. Kızın babasına, Hılfü’l-Füdul direniş komitesine başvurması tavsiye edildi. Baba söylenileni yaptı. Komite üyeleri ise zorbanın evini kuşatarak kızı elinden alıp babasına teslim ettiler.”

“Bir yabancı Mekke’nin ileri gelenlerinden Ubeyy b. Halef’e bir miktar mal satmıştı. Ama parasını bir türlü alamıyordu. Yabancı komite üyelerine başvurdu. Füdul üyeleri de adama, <Ubeyy’e git beni Füdul üyeleri yolladı, şayet alacağımı ödemezseniz senin yanına geleceklermiş de.> dediler. Adama gidip bunları Ubeyy’e aktarınca Ubeyy, parayı ödemek zorunda kaldı.”

“Bir tüccar, Mekke’ye üç deve yükü ticaret malı getirmişti. Ebu Cehil, diğer müşterilerin bu kişinin malına alıcı olmamalarını ayarladı. Böylece tek alıcı konumunda adamın malının çok düşük fiyata kapatmak isterdi. Adam da Füdul üyelerinde Hz. Muhammed’e başvurdu. Efendimiz de adamın malının değeri fiyatından alarak memnun etti. Bu nedenle de Fendimiz ile Ebu Cehil arasında bir tartışma olduğu söylenir.”

“Hılfül-Füdul, Hz. Peygamber ‘in ölümünden sora bile tesirini devam ettirmiştir. Muaviye döneminde Medine valisini haksız davranışına karşı <el-Füdul> adına yardım isteneceği iletilmişti.”

Esaslı bir uyarıda Rabbimizden:

“Ben izzetim ve Celalim hakkı için zulmedenden er geç intikamımı alacağım. Mazlumu görüp de ona yardıma gücü yettiği halde yardım etmeyenden de intikamımı alacağım.”

 

H)    Zulme rıza da zulümdür:

Zulme destek olunamadığı gibi, rıza da gösterilemez. Müslüman, zulümden nefret etmek ve zulme karşı durmakla mükelleftir. Rıza göstermek, sessiz kalmak, Müslüman için büyük hata olur.

Zulme sessiz kalmanın bir sakıncası da, zalimi cesaret vermek, zulme fırsat vermektir. Engelle karşılaşmayan zalim, zulme devam eder, kimseden çekinmez. Bunun da vebâli susanlara ait olur. Demek ki, susan zulme ortak olur.

 

İ)        Allah Zulmetmez, zalimi de asla sevmez:

Kur’an’da şöyle buyrulur:

–          “Allah kimseye haksızlık etmez.” (Al-i İmran:108)

–          “Allah insanları hiçbir şekilde zulmetmez. Fakat insanlar kendilerine zulmederler.” (Yûnus:44)

–          “Kim iyi bir iş yaparsa, kendi lehinedir. Kimde kötü iş yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin kullarına zulmedici değildir.” (Fussılat:46)

–          “Bu dünyada iken kendi ellerinizle yapmış olduğunuzun karşılığıdır. Yoksa Allah kullarına zulmetmez.” (Ali İmran:182)

–          “Allah zerre kadar haksızlık etmez. İyilik olursa onu katlar. Kendinden de büyük mükafat verir.” (Nisa:40)

Bir kutsi hadiste de: “Ey kullarım! İyi bilin ki ben, zulmetmeyi kendime haram ettim. Onu sizin aranızda da haram kıldım. Sakın birbirinize zulmetmeyiniz.”(İlâhi Hadisler:86)

Zembilli Ali Efendi, padişahla her karşılaşmasında: “Allah Zalimleri sevmez” diye söze başladığı bilinen bir husustur. Evet Allah zalimleri sevmez.

 

J)     Zulümden kaçınmak:

Büyüklerin küçüklere yaptığı nasihat ve vasiyetlerde “Zulümden kaçın!” “Lakin zalim olma” sözlerine sıkça rastlarız.

Zalimler içinde şair:

“Ne kendisi eyledi rahat, ne halka verdi huzur

göçtü gitti bu cihandan dayansız ehl-i kubur” demiş.

Kötü insan ölür giderde gene kötülüğü devam eder. Bir köy ağasının halka yapmadığı kötülük kalmamış. Ölüm döşeğinde öleceğini anlayınca köylüleri çağırıp hakkınızı helâl edin demiş. Hep bir ağızdan: “Helâl olsun demişler. Ağa, olmaz siz içten demediniz. Ben ölünce beni köy girişindeki armudun dalına ayaklarımdan asacaksınız, gelen yüzüme tükürecek giden tükürecek <Zalimin sonu budur> diyerek bir tekme vuracak ve hakkım helâl olsun” diyecek. “Ben böyle istiyorum” der. Olmaz öyle şey derler.

Adam ölür. Öldüğünden emin olunca dediğin aynen yaparlar. Fakat köye gelen jandarmalar durumu görür ve köylüleri karakola götürürler. Sorgu, sorgu… Dertlerini anlatamazlar. İçlerinden biri ayağa kalkar. “Sağken yapmadığını kötülük kalmadı. Öldün gitti hâlâ yakamızı bırakmadın.” Der. lânet okur.

Zalimin birisi bir Allah dostuna sorar:

–          İşlerin en hayırlısı nedir? Allah dostu cevap verir:

–          Senin için öğleye kadar uyumandır. Tekrar sorar:

–          Neden? Cevap:

–          “Sen uyurken insanlar senden emin olur da ondan” der.

Zalimlerden biri de Ulu kişiye:

–          “Benim için hayır dua et.” Deyince o:

–          “Ya Rabbi! Bu adamın canını bir an önce al” der.

–          “Bu ne biçim dua” diye kızar. Ulu kişi:

–          “Uzun ömür, zulmü arttırır, zulmün çokluğu, günahları arttırır. Sonra hesap vermen güç olur” cevabını verir.

Kur’an’da : “Kim tevbe etmez zulümden kaçınmazsa, işte onlar zalimlerdir.”

–          “Onlar kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde, Allah’ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe ve istiğfar ederler…” (Ali İmran:135) buyrulur.

Peygamberimiz de: “Gücünüzün yettiği kadar zulümden sakının.” (Ramuz:13/13) buyurur.

Bir hadiste de şöyle buyurur:

–          “Zulümden kaçının! Çünkü zulüm, kıyamet günü karanlıklara sebeptir.” (R. Salihın:565)

Kur’an’da:

–          “Takva sahipleri bir kötülük yaptıklarında ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe istiğfar ederler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki, bir de onlar işledikleri kötülüklerde bile bile ısrar etmezler.” (Ali İmran:135) buyrularak iman sahiplerinin kötülük yapmayacağı ve yaptığı hatadan da hemen döneceği, kötülükte ısrar etmeyeceği bildirilmiştir.

 

K)    Mazlumun duası red olmaz:

Hz. Peygamber (S.A.V.): Allah şu kimselerin duasını red etmez:

1-     Misafirin ev sahibine yaptığı duayı,

2-     Anne babanın evladına yaptığı duayı,

3-     Mazlumun zalime yaptığı duayı, (Ebu Davud, Salat:1536)

Zalimden, zulümden, bilhassa zalimin akıbetinden ders almak ve zulümden kaçmak lazımdır.

Bazen zulmün, vereceği ders ve adaleti sağlaması yönüyle faydası da vardır. Bir de bir zalim, başka bir zalim vasıtasıyla cezalandırılmaktadır. Onun için herşey de bir hayır vardır. Hayra vesile olan yönü vardır.

Kimse, zalimden öç alma peşinde koşmamalıdır. Allah’a havale etmelidir. Allah zalimin hakkından gelir. Ayrıca zalime bedduada etmemelidir. Yoksa ahirette alacak bir şeyi kalmaz.

Hz Peygamber şöyle buyurur:

“Mazlum, zalime sövmekte onda hakkı kalmaz.” (Kitabü’z- Zühal Ve’r-Rekaik:169)

Eşyasını çalan hırsıza biri beddua etmeye başlar. Peygamberimiz: “Beddua ederek onun ahiretteki cezasını hafifletme” buyuru.

Atalarımız: “Sövmekle şeytanın sayısı artar” demiştir. Onunu için beddua ve sövmek zalimin lehinedir, onun daha ucuz kurtulmasını sağlar.

 

L)     Mazlumun Ahı yerde kalmaz:

Cenab-ı Allah züntikamdır, zalimin hasmıdır. Zalimi asla sevmez ve mazlumun intikamını eninde sonunda zalimden fazlasıyla alır.

Şair : “Zalimin zulmü varsa,

Mazlumun Allah’ı var” demiş.

Bir başka şair de:

“Zalim bir zulme girifkar olur âhir,

Elbette olur ev yıkanın hanesi virân” der.

Bir şairimiz de şöyle haykırır:

“Alma mazlumun âhını,

Çıkar âheste âheste.”

Evet mazlumun âhı yerde kalmaz. Allah zalime mühlet verir, ama ihmâl etmez. Eden bulur . bu dünya, etme bulma dünyasıdır. Yapılan kötülüğün mutlaka karşılığı görülecektir.

Büyüklerimiz: “Küfür devam eder, ama zulüm devam etmez.” demişler. Küfrün cezası ahirettedir. Ama zulmün cezası hem dünyada hem de ahirettedir. Zulüm bundan devam etmez. Bir de zulüm haddi aşar, mazlum Allah sığınırsa, zulüm devam etmez.

Bir Kutsi hadiste: “İşçiyi çalıştırıp hakkını ödemeyenlerin Kıyamet gün hasmıyım” diyor Allah. (Buhari, Büyu:6/1020)

Kur’an’da : “İşledikleri günahlardan dolayı zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmının peşine takarız.” (Enam:130) buyruluyor.

Hz. Peygamber de: “Zulümden dolayı gelen ceza günahlara kefaret değildir,” buyurur. (K.Sitte:16/315) Yani zulmün dünyada da ahirette de cezası çekilecektir.

Buradan şunu anlıyoruz:

1-     Allah zalimi cezalandırmakta acele etmez.

2-     Zulmü cezasız bırakmaz.

Bir zamanlar kamçısı boynuna dolanmış olan mazlum:

“Seni Allah’a havale ediyorum. O bana yeter, demekle iktifa etmiş.”

Biraz ileriye varınca, zalimin atının, bir kuştan ürkerek üzerindekini yere çarpıp kaburga kemiklerini kırdığını, hayretle görmüş.

Yerde inleyerek yatan zalim:

“Baba! Sana ettiğim zulmün cezası olarak, Allah beni yere çarptı, görüyor musun”, demiş.

Fakat Allah adamı itiraz etmiş:

“Hayır, hayır, senin kaburga kemiklerinin kırılış bana ettiğin zulümden dolayı değildir. Çünkü Allah bir zulmün cezasını, böyle acele vermez. Olsa olsa, senin bu cezan, çok evvel âhını aldığın bir başka mazlumun intizarıdır, bana çarptığın kamçının cezası, ileride verilecektir.” demiş.

Bir zamanlar köyünden medreseye giden delikanlının önüne geçen zalim:

–          “Nereye?” demiş,

–          “Medreseye” deyince

Atından inmiş cebinden tekke tesbih çıkınca bir güzel dövmüş.

Çocuk medreseye gelince hocası:

–          “Bu halin ne?”

–          “Bir atlı beni dövdü” demiş.

–          “Ne dedin?”

–          “Hiçbir şey demedim.“

–          “Keşke deseydin. Allah intikamını alacaktır.”

Bu sıralarda Karayük pazarında atı ürker. Öküzlerin asıldığı çengele boğazından takılır orada bağıra bağıra can verir.

Erzurum’un büyük velisi İbrahim Hakkı Hazretleri’ni çocukken İsmail Fakirullah Hazretleri’ne teslim ederler. İyi bir terbiye alması için çocukluğunun mühim bir devresini Fakirullah’ın yanında geçiren İbrahim Hakkı, bir gün eline aldığı bir testiyi çeşmeye götürür, doldururken oraya gelen bir atlı:

“Çekil bakayım önümden be çocuk!” diye İbrahim Hakkı’yı azarlayarak altını çeşmeye sürer.

Çocuk İbrahim, testisini alıp bir kenara çekilmeye uğraşırken atını mahmuzlayan adam, İbrahim Hakkı’yı bir köşeye sıkıştırır. Kendini kurtarmak zorunda kalan çocuk da testisin bırakıp, canını kurtarmak isterken at basıp testiyi kırar.

Ağlayarak hocasının huzuruna gelen İbrahim Hakkı;

“Çeşmeden su alırken atını koşturarak gelen biri, atını üzerime sürdü, can havliyle kendimi kurtarmaya çalışırken testimi de tepeletip kırdı” der.

Hocası sorar:

“Testini kıran atlıya sen bir şey söyledin mi?”

“Hayır, hiçbir şey söylemedim!”

“Çabuk git ve o adama bir fena lâf söyle” der.

İbrahim Hakkı gider, çeşmenin başında atını tımar etmeye başlayan adamın yanına varıp bekler. Fakat bir türlü terbiyesini bozup da;

“Benim testimi niye kırdın zalim adam” diyemez.

Dönüp geldiğinde Hocası Fakirullah sorar:

“Ona fena bir lâf söyledin mi?”

“Söyleyemedim efendim, niyetlendim; fakat bir türlü dilimi çevirip de edep dışı bir söz sarf edemedim!”

Hocası bağırır:

“Sana diyorum, çabuk git ve o adama çirkin söz söyleyerek mukabele et! Yoksa felaket!..”

İbrahim Hakkı bu defa kararlı olarak koşup çeşmenin başına gelir. Bir de bakar ki, testisini kıran atamı, atı attığı çiftelerle çeşmenin gölüne yuvarlamış, ölüsü yatmaktadır!

Koşarak gelip, hocası İsmail Fakirullah’a durumu anlatır. Hocası bu hale üzülür:

“Vah vah! Bir testiye bir adam! Üzüldüm buna doğrusu!” der.

Huzurundakiler bundan bir şey anlamadıklarını söylerler. Büyük velî şöyle izah eder:

“O atlı adam, İbrahim Hakkı’ya zulmetti. Zulme uğrayan da tek kelimeyle olsun mukabelede bulunmadı, zalimi Allah’a havale etti. Allah’ın ise gayretine dokunup zalimi cezalandırdı. Şayet İbrahim Hakkı da onun zulmüne karşılık verip, ona hakaret etseydi, ödeşeceklerdi. Fakat İbrahim büsbütün mazlum oldu. Ben ödeştirmek için uğraşıyordum, maalesef muvaffak olamadım!”

Vaktiyle bir grup Müslüman tertip ettikleri bir kervanla hacca giderler. Çölleri aşıp vahaları geçerek yol alırlarken, iki dağın arasında eşkıyalar birden etraflarını çevirir. Hacılarda ne var ne yok hepsini alırlar. Ancak kafilede bulunan kadınlara dokunmazlar. Hacı namzetlerinden yaşlı bir zat:

–          “Eyvah, bu eşkiyalar paramızı alıp gidecekler. Hacca gitmek şöyle dursun, evimize dönecek paramız bile kalmayacak” diye sızlanır.

Tam o esnada eşkiyalardan biri arkadaşlarına seslenir:

–          Hey, biz kadınların üstlerin aramayı unuttuk. Asıl altın onlardadır.

Bu söz üzerine hep birlikte dönerek, kadınların üzerindeki elbiseleri yırtıp örtülerini atmaya başlarlar. Bu defa yaşlı zat fikrini değiştirir.

–          “Paramızı götüremezler artık, korkmayın” der.

Nitekim onlar kadınlara hücum ettikleri anda müthiş bir gök gürültüsüyle birlikte şimşekler çakar, eşkıya reisinin başına ansızın korkunç denecek çapta bir yıldırım düşer. Paniğe kapılan soyguncular ne yapacaklarını bilemez hale gelirler. Nihayet yakalanırlar, paraları da iade etmeye mecbur olurlar.

Ortalık sükûnete erdikten sonra o yaşlı zata sorarlar:

–          “Önce paramızı götüreceklerin söylediniz; sonra da sanki olacakları biliyormuşçasına, ‘Artık götüremezler.’ diye kestirip attınız. Gerçekten de dediğiniz gibi oldu. Paramızı götüremediler. Bunu nasıl bildiniz?”

 

Yaşlı zat şöyle cevap verir:

–          “onlara paramızı almakla bize zulmettiler. Ama zulüm vasat derecedeydi; gayretullaha dokunacak seviyeye ulaşmamıştı. Ne zaman ki kadınlar dönüp eziyet ettiler. İşte o zaman zulüm gayretullaha dokunacak dereceye vardı. Zulüm bu dereceye ulaşınca devam etmez. İlahî bir silleyle son bulur. Nitekim öyle de oldu, cezalarını buldular. Elebaşıları öldü, ötekiler yakalandı. Biz de kurtulmuş olduk.”

Zulüm ebedî değildir. Şair şöyle der:

 

Azın cömert cevherinde

Çoklar tersine döner.

 

Varın soylu mayasıyla

Yoklar tersine döner.

 

Yokuşa akmaktan usanır sular

Arklar tersine döner.

 

Dişlilerin dişi kırıldığında

Çarklar tersine döner.

 

Zalimin elinde birgün

Utancından gerilir yaylar

Oklar tersine döner…

(B. Yazgan)

 

M)   İnanca baskı zulümdür:

Kur’an’da Cenab-ı Allah şöyle bildirir:

“Allah’ın mescidlerinde O’nun adının anılmasına engel olan ve onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim vardır. Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük azap vardır.” (Bakara:114)

 

N)    Zalim dost edinilmez:

Zalimin zulmünü bilerek onunla oturmak, onunla olmak, onunla iş yapmak, büyüklerimizin ifadesiyle onunla biraz yürümek insanın imanına zarar verir, gönlünün kararmasına neden olur. Kalbimizi zalimin kalbine benzer, işimiz, onun işine benzer.

Yapılacak iş, mazlumun yanında olmak ve ona yardım etmektir.

Kur’an’da şöyle buyrulur:

–          “Mü’min, müminlerin bırakıp da zalimleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, Allah yanında hiçbir değeri yoktur.”

–          “Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin.”

–          “Ey iman edenler! Mü’minleri bırakıp da zalimleri dost edinmeyin. Bunu yaparak Allah’a aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?” (Nisa:144)

 

O)    Müslümanın Müslümana sıkıntı vermesi zulümdür:

Allah Rasûlü der ki:

–          “Müslümana sövmek fasıklıktır, Onunla çarpışmak küfürdür.”

–          “Benden sonra birbirinizin boynunu vurarak küfre dönmeyiniz.”

–          “Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona hıyanet etmez, yalan söylemez. Onu sahipsiz bırakmaz. Müslümanın ırzı,malı, kanı müslümana haramdır. Bir müslümanın kardeşine hakaret etmesi, kötülük olarak ona yeter.” (Buhari Mezalim:3)

–          “Allah’ın kullarına eziyet etmeyin, onları ayıplamayın ve gizli hallerin araştırmayın. Kim Müslüman kardeşinin ayıbını araştırırsa, Allah da onun ayıbını arar. Hatta öyle ki evinden çıkmasa da, onu rezil eder.” (Ramuz el-Ehadis:465/4)

–          “Bir kimse, bir mü’mini dünyada korkutursa Allah kıyamet gününde o kimsenin korkusun arttırır.” (Age:421/6)

Kur’an’da: “Kim bir insanı öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kemde bir insanın yaşamasına sebep olursa bütün insanları yaşatmış gibi olur.” (Miada:32)

 

P)    Zulmedeni Allah kıyamet günü rezil eder:

Kur’an’da şöyle bildirir:

“Zalimlerin ne müşvik bir yakını ne de şefaaticisi vardır.” (Gafir:18)

“Zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur.” (Hac:71)

Allah dostlarından Fudayl bin Iyâd’ın şu hâli mü’min gönlüne ne güzel bir misâldir:

Kendisini ağlarken gördüler.

“Niçin ağlıyorsun?” dediler o da:

“Bana zulmeden bir zavallı müslümana üzüldüğümden ağlıyorum! Bütün kederim, onun kıyâmette rezîl olmasındandır…” buyurdu.

Peygamberimiz (S.A.V.) şöyle buyurur:

1-     “Bir kimse bir mü’mini dünyada korkutursa, Allah da o kimseyi kıyamet gününde korkutur.” (Ramuz el-Ehadis:421/6)

2-     “Her kim Müslüman bir kimsenin hakkını yemin ederek ele geçirirse, Allah ona cehennemi vacip cenneti haram kılar.”

–          “Ya Rasûllah az bir şey olsa da mı?” denince:

–          “Misvak ağacından bir çubuk dahi olsa” buyurur.

3-     “Kıyamet günü gasbettiğiniz hakları sahiplerine mutlaka ödeyiniz. Öyle ki, boynuzsuz koyun için boynuzlu koyun kısas edilecek.” (R.Salihın:204)

4-     “Kim bir karış miktarı yeri haksızlıkla zabtederse, o yer kıyamet gününde yedi kat olarak boynuna geçirilecektir.” (R.Salihın:206)

5-     “Kimin üzerinde zulüm varsa hiçbir şeyin para etmeyeceği gün gelmeden, helâllik alıp kurtuluşsun. Aksi halde, zulüm oranında Salih ameli varsa ondan alınır. Şayet iyilikleri yoksa hak sahibinin kötülüklerinden alınıp üzerine yüklenir.” (R.Salihın:210)

Kur’an’da: “O gün zalimlere, özür dilemeli hiçbir fayda sağlamaz, artık lânet de onlarındır. Kötü yurt da onlarındır.” (Mü’min:52)

“Zalimler asla iflah olmaz.” (Kasas:37) buyrulmuştur.

 

SONUÇ

Cenab-ı Allah hiçbir kuluna zulmetmez. İnsanları kendi kendilerine zulmederler. Kendisi zulmetmediği gibi kullarına zulmü yasaklamıştır. Cenab-ı Allah:

Hud:117 de “Rabbin. Halkı birbirlerini düzeltmeye çalışan beldeleri, haksız yere asla helâk etmez.” Buyurarak insanları fesada değil, ıslaha çalışanları cezalandırmayacağını bildirmiştir.

Yapılan zulmün karşılıksız kalmayacağı da hem dünyada cezalandırılabileceği hem de ahirette cezalandırılacağı gerçeği de bize haber verilenler arasındadır. Hani ne derler:

“Zulm ile âbâd olanın, âhiri berbâd olur”

Allah Rasûlü : “Allah’ın kullarına eza etmeyin” buyurur. (Ramuz el-Ehadis:465/4)

Bir kutsi hadiste:

“Ey kullarım, Ben zulmü kendime haram kıldım ve bu zulmü sizin aranızda da haram kıldım. Birbirinize zulmetmeyin” buyrulmuştur.

Kur’an’da da: “İnanıp da imanlarına her hangi bir haksızlık bulaştırmayanlar var ya, işte güven onlarındır. Ve onlar, doğru yolu bulanlardır.” (En’am:82)

Peygamberimizin ifadesiyle: “Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez.”

–          Nefsine zulmetmez.

–          Halka zulmetmez.

–          Çalışanlarını zulmetmez.

–          Çocuklarına zulmetmez.

–          Eşine eziyet verip zulmetmez.

–          Hiçbir canlıya zulmetmez.

Zulüm kötüdür. Zulmeden kötü, sevimsiz bir insandır.

Rabbim, bizi ne zulmedenlerden ne de zulme uğrayanlardan etme. Zulmetmekten sana sığınırız. Zulme uğramaktan da sana sığınırız.

Rabbim zalimleri ıslah et, ıslah olmazlarsa, züntikanısın mazlumların intikamını al.

Şu anda dünyanın neresinde olursa olsun, zulüm gören haksızlığa uğrayan inanları koru Allah’ım.

Zulümle öldürülen Müslümanlar için üç ihlas bir Fatiha okumanızı istiyorum. Zulüm görenler içinde dua etmenizi istiyorum.


Bu yazıyı 25.040 kişi okudu.

4 YORUMLAR

  1. Yalnız bir konuyu anlayamıyorum. İnsan zulme uğradığında bazen canına tak ediyor, beddua ediyor. Bu beddua kabul olursa ne ala, mazlum olana zaten yeter. Ama beddua zalimin başına geçmezse sırf mazlum beddua etti diye zalimin günahının hafiflemesi, ya da paçayı kurtarması kısmını aklım almıyor. Ha şu olur, beddua edersin, adama bu dünyada o beddua gelir, ahirette ceza çekmez. Mazlum olarak da zaten bu bana yeter, kimsenin cehenneme girmesi için can atmıyorum. Ama beddua ettim, adam da taş gibi, hiçbir şey olmadı, ama ahirette de cezası hafifledi, niye çünkü ben beddua ettim. Bu bana adil gelmiyor, böyle olurmuş gibi de gelmiyor. Bedduayı teşvik etmemek için böyle söylenmiş olabilir, ama kabul olmayan bir beddua için zalim paçasını kurtarmamalı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here