İman

İman, inanmak, tasdik etmek ve doğrulamak anlamlarına gelir.

Din de, iman ise:

-Allah’ın varlığına, birliğine,

-Meleklerine,

-Kitaplarına,

-Peygamberlerine,

-Ahiret gününe,

-Kadere, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna ve öldükten sonra dirilmeye inanmak demektir.

Bunlara inanana Müslüman denir.

İmanın geçerli olabilmesi için;

-İman, korku ve baskı sonucu olmamalı,

-İman esaslarından hepsinin kabulü olmalı,

-Ümitsizlik halinde olmamalı,

-imanda şüphe ve tereddüt olmamalı,

-Yalnız inanmakla kalınmamalı, amele götürmeli. Amelsiz iman korunamaz.

-Allah’a imanda şirke düşülmemeli,

-İmansız amel olmaz

-İman taklidi de olmaz

-Kul, aklını kullanarak imandan sorumludur.

Kur’an’da Cenab-ı Allah şöyle buyurur:

-“Kim Allah’ı, melekleri, kitapları, peygamberleri ve ahiret gününü inkar ederse şüphesiz derin bir sapıklık içindedir” (Nisa:136)

Hz. Ömer (ra) şöyle bir olay anlatır:

Bir gün Allah Resulü (s.a.s.) ashabıyla sohbet ederken bir adam çıkageldi. Elbisesi bembeyaz, saçları simsiyahtı. Kimse onu tanımıyordu. Uzaktan gelmiş olmalıydı. Ama üzerinde hiçbir yolculuk belirtisi yoktu. Peygamberimizin yanına oturdu, “Ya Muhammed! Bana İslam’ı anlat” dedi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: “İslam, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın ilçesi olduğuna şahitlik etmen; namazı kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman ve eğer gücün yetiyorsa haccı yerine getirmendir.”

Gelen kişi, “Doğru söyledin” dedi. Ashâb, adamın hem soru sorup hem de cevabı tasdik etmesine şaşırdı. Sonra adam, “Bana imanı anlat” dedi. Peygamberimiz, “İman, Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, kadere; hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmandır” şeklinde cevap verdi. Adam yine, “Doğru söyledin” diye onayladı.

Sonra da “Bana ihsanı anlat” dedi. Peygamberimiz, “İhsan, Allah’ı görüyormuşsun gibi O’na kulluk etmendir. Çünkü sen O’nu görmesen de O seni görmektedir” dedi.

Sevgili Peygamberimiz olaya şahit olan Hz. Ömer’e şöyle buyurdu: “O Cebrâil idi. Size dininizi öğretmeye gelmişti” (Buhâri, İmân, 37)

Cenab-ı Allah Cebrail (as) vasıtasıyla İslâm’ın, imanın ve ihsanın ne demek olduğunu bu şekilde kullarına vah yetmiş oluyor.

İman yönünden insanlar:

            Peygamberimizin verdiği cevaplardan anlıyoruz ki, iman, inkarın ötesinde kalp ile tasdik ve dil ile ikrardan sonra Allah’ı görüyormuş gibi amellere sarılmaktır.

İman, kuru bir iddiadan ibaret değildir. İnanılanın gereğini yapmaktır. Yani iman etmek, gönülden teslim olmaktır.

İnsanlar yaşayışları bakımından sınıflara ayrılırlar.

1-Tam olarak iman esaslarına inanan, inancını yaşayana Müslüman denir.

Kur’an Müslümanı şöyle tarif eder:

-“Mü’minler ancak Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah’ın ayetleri okunduğunda imanlarını arttıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.” (Enfal:2)

“Onlar namazlarını dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden Allah yolunda harcayan kimselerdir.” (Enfal:3)

“İşte onlar gerçek mü’minlerdir. Onlar için Rableri katında nice nice dereceler, bağışlanma ve rızık vardır.” (Enfal:4)

2-İman esaslarına inanmayan, inkar eden kimselere kafir denir.

Kafirler için Kur’an’da şöyle buyrulur:

-“Kötülük tuzakları Kur’anlar Allah’ın kendilerini yere geçirmeyeceğinden veya kendilerine bilemeyecekleri bir yerden azabın gelmeyeceğinden veya onlar dönüp dolaşırlarken Allah’ın kendilerini yakalamayacağından emin mi oldular? Onlar Allah’ı aciz bırakacak değillerdir” (Nahil:45-46)

3-İnanmadığı halde inanmış gibi görünen insanları aldatan kimselere münafık denir.

Münafık, iki yüzlü, imanla küfür arasında bocalayan kimsedir. Kalpleri hastalıklı olanlar diye tanımlanmıştır. (Maida:52)

Bir ayette de:

-“Münafıklar sana geldikleri zaman” biz senin Allah’ın peygamberi olduğunu tasdik ederiz” derler. Halbuki Allah onların yalancılar olduğunu bilir” (Münafıkun:1) buyrulur.

Kur’an’da münafıkların cezalarının cehennem olduğu bildirilmiştir. (Nisa:145)

Münafıkar sinsi bir düşman olduğu için peygamber (as) münafıklara karşı uyanık olmuş, onların alametlerini bize bildirmiştir.

Kur’an’da bir vasıflarının da “Namaza üşenerek kalktıkları bildirilmiştir. Ayrıca insanlara karşı gösteriş yaptıkları ve Allah’ı çok az hatırladıkları haber verilmiştir. (Nisa:142)

Peygamber efendimiz de şu vasıflarını bize haber vermiştir:

-“Konuştukları zaman yalan söylerler kendilerine bir şey emanet edilse hainlik ederler. Söz verdiklerinde sözünde durmazlar” (Buhari, iman:23)

4-İman ettikten sonra imandan dönen kimseye mürted denir.

Mürtedin daha önce kazandığı bütün sevapları boşa gider günahları kalır.

İmana bağlı olan nikahı düşer. Cenaze namazı kılınmaz. Onun için af dilenmez.

5-Açıktan günah işleyen. Haram kılınanı helal sayan; haram yemekte, günah işlemekte sakınca görmeyen kimseye fâsık denir.

İnkar etmiyorsa kafir denemez. Kafir işi işlemiş olur. Tövbe edip dönme durumu olabilir.

6- İnandığı halde Allah’ın emirlerini yerine getirmeyen, yasaklarından sakınmayan kimseye Âsi denir.

Küfrü açık değilse, inkar etmiyorsa buna kafir denemez.

Küfürle itham etmenin hükmü nedir?

            Kesin olarak bilinmeyen Müslümanı gavur yapmak, gavuru Müslüman yapmaktan daha tehlikelidir.

Ne derler tek bir getirene tekfir etmek doğru değildir. Durup dururken birilerini küfürle itham etmek kolay bir iş değildir faydası da yoktur. Değilse zararı büyüktür.

Küfürle ithamın manası, Müslüman bilinen birine her hangi bir sebepten dolayı kafir olduğunu söylemektir.

Kendi fikrinden, kendi grubundan olmayan birine bu yakıştırmanın yapıldığı çokça görülmektedir. Bunu diyebilmek için kendi iradesiyle dini reddetme olayının olması lazımdır.

Müslümanım diyene kafir denecek olursa, Allah Resulünün bildirdiğine göre; “Kendisine kafir denilen eğer kafir ise söz yerini bulmuştur. Eğer o kişi kafir değilse söz söyleyene döner.” (Riyazü’s-Salihın:159)

Buna göre bir sözü söylerken çok iyi düşünülmelidir.

Cenab-ı Allah Kur’an’da bu konuda şu uyarılarda bulunmuştur.

Peygamber (as)ın sefer çağrısına uymayanlar için imandan çok kafirliğe yakın oldukları, ağızları ile kalplerinde olmayanı söyledikleri için Allah’ın kınamasına sebep olmuştur. (Al-i İmran:166-167)

Hucurat Suresinde Allah’a ve Resulüne tam olarak itaat etmedikçe imanın kalplere yerleşmeyeceği bildirilmiştir. (Hücurat:14)

Ayrıca zan üzere hareket etmenin bir anlamının olmayacağı bildirilmiştir. (Necm:289

Bir ayette de selam verene, dünya menfaatlerine göz dikerek “Sen mü’min değilsin” demeyin” uyarısı yapılmıştır. (Nisa.94)

Görünüşe bakarak hüküm vermek insanı yanıltabilir. Kimin ne olduğunu Allah bilir.

Atalarımız: “Para ile imanın kimde olduğu bilinmez” demişlerdir.

“Lânetten, gıybetten,  iftiradan, yalandan, dilini koruyan günahtan korunmuş olur.

İman etmeyen cennete girer mi?

            Bazı buluşları ve çalışmaları ile bilinen kimselerin Müslüman olmasa da cennete gireceğini iddia edenler vardır.

Her insan çalıştığının karşılığını mutlaka alacaktır.

İnanmayan dünyada maddi kazanç sağlamıştır, övülmüş itibar görmüştür. Onun mükafatı budur.

Cennete girmenin şartı iman, imandan sonra ameldir.

Peygamber (as); “İman etmeyen cennete giremez” buyurmuştur. (Tirmizi, cennet: 13)

Bir hadislerinde de:

“Kafir iyilik yaparsa, onun karşılığı dünyada verilir” (Riyazüs-Salihın:431) buyurmuştur.

Bir sefer sırasında bir kişi peygambere gelerek:

-Ben size yardım için savaşa katılmak istiyorum. Yalnız Müslüman değilim deyince peygamber (as) ona

-Önce iman et sonra savaşa katıl” demiştir. İnanmayanın yaptıkları ona fayda vermez. Mesela Ebu Talib güzel işler yapmıştır ama iman etmediği için yaptıkları ona fayda vermemiştir.

Kur’an’da baktığımız zaman Cenab-ı Allah’ın şöyle buyurduğunu görürüz:

-“Kafir olarak ölenlerin yaptığı işleri ahirette ve dünyada boşa gider” (Bakara:217)

-“Kafirlerin yaptığı her işi değersiz kılarız.” (Furkan:23)

-“Kafirler iyi işler yaptıklarını sanırlar. Onların dünyadaki çabaları boşa gider” (Kehf:104)

-“Kafir olarak ölenlerin işleri fırtınalı günde rüzgarın şiddetle savurduğu küle benzer. Kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler.” (İbrahim:18)

Bu ayet ve hadislerden anlaşılıyor ki, inanmadan cennete gidilmez ve yapılan güzelde olsa işlerin ahirette bir mükafatı verilmeyecektir.

İnandım diyen nasıl olmalıdır?

İman sahibi imandan asla taviz vermez. İman neyi gerektiriyorsa onu en güzel şekilde yerine getirir ve imanını korur.

İnandım diyenin tek amacı imanlı ölmektir. Bu konuda tarihte çok örnekler vardır. Zulüm ve işkenceler Bilal-i Habeşi’yi dininden döndürememiştir.

Aksi yöne hareket eden develerin arasında parça parça olan Müslümanlar dinlerinden dönmemişlerdir.

Bazı olaylar, önemli ipuçları vermektedir. Habbab (r.a) şöyle anlatır: “Rasulüllah’ın yanına geldim. Kabe’nin gölgesinde örtüsüne bürünmüş dinleniyordu. “Bizim için Allah’tan yardım istesen ve dua etsen olmaz mı” diye kendisine şikâyette bulunduk. Bunun üzerine yüzü kızarmış bir vaziyette oturdu ve şöyle buyurdu: “Sizden öncekilerden bir kimse tutuklandı. Kendisine bir çukur kazıldı ve oraya koyuldu. Sonra testere getirildi, başına koyularak ikiye ayrıldı (biçildi). Bu durum, onu dininden çevirmedi. Demir tırmıkla eti ve derisi tarandı, yine bu durum, onu dininden döndürmedi. Allah’a yemin ederim ki, bu işi (dini tebliğ görevi) tamamlanacak, hatta bir yolcu sana ile Hadramevt arasında serbestçe yolculuk yapacak. Yolculuğu esnasında Allah’tan ve davarına karşı (saldıracak) kurttan başka bir şeyden korkmayacaktır. Fakat siz acele ediyorsunuz.” (Buhari Menâkıb:25)

Ebu Huzafe Bizanslılara esir düşmüştü. Hükümdarın huzuruna götürdüler. Bir türlü dininden döndüremediler. Bizans hükümdarına, Müslüman kalmak Müslüman ölmek istediğini söyledi. Adet gereği ateşe atılmak için hazırladılar. Son bir defa daha papaz tekrar dininden dönmesini teklif etti. Ebu Huzafe: “Değil beni vücudumun tüylerinin her biri ben olsam, hepsi de ayrı ayrı ateşe atılsa, yine de dinimden dönmem” cevabını vermiş, orada bulunanları hayrette bırakmıştı. Hükümdarın elini öpmesi karşılığında serbest bırakılabileceğini söylediler. “Hıristiyan birinin elini öpmem” diyerek bu teklifi de kabul etmedi.

Haçlılar Cem Sultanı dininden dönmesi karşılığı Osmanlı tahtını vaat ettikleri halde döndürememişlerdir. Sonunda zehirlemişlerdir.

İman, insanı fedakâr kılar, merhametli davranmayı, hak hukuk tanımayı gerektirir. Zekat verdirir, karşılıksız yardım yaptırır. Her şeyin Allah’tan geldiğine inanır. Allah’ın kendisini iyilikle de kötülükle de imtihan ettiğini düşünür. Sabreder şükreder. İman insanı her türlü kötülükten sakındırır insanı faziletli kılar.

İman ümit kaynağıdır. Güç kaynağıdır. En ağır imtihana karşı güç verir, direnç verir, ümit verir.

J.J. Ruso: “İnanmadan da bir insanın faziletli olabileceğini zannederdim. Ne kadar yanılmışım” demiştir.

İnanan insan asla ümitsizliğe, karamsarlığa düşmez. İnanan, yalnız Allah’a dayanıp güvenir. Bunalıma düşmez, strese düşmez, hayattan ümit kesip intiharı düşünmez.

İnançlı insanlar daha sağlıklıdırlar, insan sağlığına zarar veren şeylerden uzak yaşarlar.

Hastalıklara karşı daha dirençlidirler. Tahammül ederler sabrederlerse, günahlarına kefaret olduğunu  düşünürler. En kötü hastalıklar için “inancımla, yendim” derler.

Bir rapora göre; inanan insanlar acıyı daha az hissederler. Bunun tedaviyi kolaylaştırdığı belirtilmiştir. Ayrıca inanan ibadet edenlerin hayata bakış açılarının farklı olduğu ifade edilmiştir.

İman konusunda peygamber (as):

-“Haya imandandır. İnanmıyorsan dilediğini yap!” buyurmuştur. (Buhari, İman:3)

Birde imanla ahlak arasında sıkı bir bağ vardır. İnanan kaba, kırıcı, lânet edici hayasız olmaz, insanlarla güzel geçinir sorumluluklarını yerine getirir.

Furkân Suresinde inananlar için şu ifadeler kullanılmıştır:

63. ayet: “Rahman’ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler” onlara lâf attığında (incitmeksizin) “Selam” derler (geçerler)”

64. ayet: “Gecelerini Rablerine secde ederek ve kıyam durarak geçirirler.”

65.ayet: “Ve şöyle derler: Rabbimiz! Cehennem azabını üzerimizden sav. Doğrusu O’nun azabı gelip geçici değil devamlıdır”

67. ayet: “(O kullar) Harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler, ikisi arasında orta bir yol tutarlar.”

68. ayet: “Yine onlar ki, Allah ile beraber (tuttukları) başka bir tanrıya yalvarmazlar, Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Bunları yapan, günahının (cezasını) bulur.”

72. ayet: “(O kullar) yalan yere şahitlik etmezler, boş sözlerle karşılaştıklarında vakar ile (oradan) geçip giderler.”

73. ayet: “Kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığında ise onlara karşı sağır ve kör davranmazlar.”

75. ayet: “İşte onlara, sabretmelerine karşılık cennetin en yüksek makamı verilecek, orada hürmet ve selâmla karşılanacaklardır.”

76. ayet: “Orada ebedi kalacaklardır. Orası ne güzel bir yerleşme ve ikamet yeridir.”

İman, samimiyettir teslimiyettir:

Sakafi (ra) peygamber (as)a:

-Ey Allah’ın elçisi, bana öyle bir şey söyle ki, başka soru sormama gerek kalmasın” der.

Allah Resulü ona:

-“Allah’a iman ettim” de sonra da dosdoğru ol” cevabını vermiştir. (Müslim, iman.62)

Müslüman hayatında, hayatının her anında dosdoğru bir duruş içinde olmalıdır. Allah’ın: “Doğrularla beraber ol!” emrine boyun eğmelidir.

Peygamber (as) şöyle buyurmuştur:

-“Üç haslet vardır. Bunlar kimde bulunursa imanın tadını tadar:

1-Allah’ı ve Resulünü her şeyden çok sevmek,

2-Sevdiğini sırf Allah için sevmek,

3-Küfre dönmeyi ateşe atılmak gibi kötü ve tehlikeli görmek” (Buhari, iman:9)

İman amel etmeyi gerektirir:

İman, Allah’ın kuluna en güzel ikramı ve ihsanıdır. İman amellerle desteklenirse korunur.

Bid’attan, hurafelerden ve şirkten uzak kalınırsa insanın kurtuluşuna vesile olur.

İnandım diyen, inancının gereğini yapmalıdır. Sözle amel birbirini tutarsa, o zaman iman fayda verir. Çünkü söze değil amele bakılır.

Şair:

Söyler sözü ilim kuvveti ile

Benzer gazeli cebeldeki güle demiştir.

Allah Kur’an’da:

-“İnsanlar, imtihandan geçirilmeden sadece” iman ettik” demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar” buyurur. (Ankebut:2)

Müslümanlık kuru sözden ibaret değildir. Kuru lafın değeri yoktur.

Hz. Ömer (ra): “Bir insanın sözüne değil ameline bakın” demiştir.

Ne derler: “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz”.

Amel, imanı korur, iman insanı korur amel için iman nasıl şart ise imandan sonra amelde gereklidir. Çünkü ümmeti ayakta tutan salih amellerdir.

Peygamber (as) şöyle buyurmuştur:

-“İmanla amel bitişiktir. Allah biri olmayınca diğerini kabul etmez.” (Ramuz:193/9)

Bir grup peygamberimize gelerek:

-Biz iman edeceğiz ama bizden zekatla namazı kaldır” demiş, peygamber (as):

-Onlarsız din mi olur? demiştir.

Hz. Ömer’le Ebu Cehili birbirinden ayıran iman ve ameldir. Musa ile Firavunu birbirinden ayıranda imandır. Firavun son anda denizde boğulurken “iman ettim” dedi ama bu onu kurtarmadı.

Bu konuda Kur’an da şöyle buyrulur:

-“İman edip iyi işler yapan, namaz kılan, zekat verenler var ya onların mükafatı Rablerinin yanındadır. Onlara korku yoktur. Onlar üzüntü de çekmezler” (Bakara:277)

-“İman edip güzel işler yapanlara gelince Rabbin onları nimetler dolu cennetlerde altından ırmaklar akan saraylarda yaşatır” (Lokman:9)

***

-“Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” (Zariyat.56)

**

-“İman edip iyi işler yapanların kötülüklerini örter, yaptıklarının daha güzeli ile karşılık veririz.” (Ankebut:7)

**

-“İman edip iyi işler yapanları, muhakkak Salihler zümresinin içine katarız” (Age:9)

**

-“İnanıp da güzel işler yapan ve Rablerine gönülden boyun eğenlere gelince işte onlar cennet ehlidir. Onlar ora da ebedi kalırlar.” (Hud:23)

**

Asr Suresinde de Cenab-ı Allah:

-“Asra yemin ederim ki, insan gerçekten ziyandadır. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirine hakkı tavsiye edenler ve sabır tavsiye edenler müstesnadır” buyurur.


Bu yazıyı 15 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.