İYİLİK EHLİ OLMAK

Alemlere rahmet olarak gönderilen peygamber (as): “Ölmeden önce  ölünüz” buyurmuştur. Ölmeden önce nasıl ölünür?

Bazı Müslümanlar peygamber (as) in bu hadisini tam anlayamamış, daha hayatta iken ölü hayatı yaşamaktadır. Peygamber (as) bedenin ölümünü değil, nefsin arzularının ölümünü kastetmiştir.

Bu yanlış anlama sonucu hissizlik, duyarsızlık oluyor. Oturak olunuyor ve paslanma oluyor. Allah bu akıbetten korusun.

Nedir iyilik?

İyilik, hiçbir menfaat beklemeden yapılan faydalı şeydir.

İyilik, zararlı olan şeyleri ortadan kaldırmak yok etmek veya önlemektir.

İyilik, ihtiyaç sahibinin ihtiyacını gidermektir. İyilik sırf Allah rızası için yapılan iştir.

İyilik, insanlık yararına kalıcı eser bırakmaktır.

Peygamber (as)ın ifadesiyle

“İyilik, gönlü huzura kavuşturan ve insanın vicdanını rahatlatan şeydir. (Darimi, Buyu:2)

“din kardeşine tebessüm iyiliktir”

“Yolda insanlara rahatsızlık veren şeyi yok etmek iyiliktir” buyurur.

“Hayırlı nesil yetiştirmek iyiliktir”

“Hayırlı bir söz iyiliktir”

Peygamber (as) a:

-İyilik nedir ya Resulullah? Diye sorulunca Allah Resulü şu cevabı vermiştir.

-İyilik güzel ahlaktır “Ve vicdanını rahatsız eden şeyde kötülüktür” (Müslim Birr:15)

İyilik, iyi olma arzusu ve çabasıdır.

İyiliğin zıddı kötülüktür. Mevlana kötülüğü tohuma benzetir ve şöyle anlatır:

Bedevi çölde susayan birine rastlar. Ona su verir. Adam suyu içer bedeviyi ittirip devesini alır gider. Bedevi üzülür biraz da şaşırır adamın arkasından şöyle der.

-Sakın bu yaptıklarını başkalarına anlatma!

Adam:

-Neden diye sorunca bedevi,

-Eğer bunu başkalarına anlatırsan bu yayılır, insanlar bir daha çölde susuz kalmış birini gördüklerinde ona asla yardım etmezler.”

Her kötülük tohum gibidir. Kötülüklerin çoğalmasına yayılmasına neden olur ve iyilikleri öldürür, yok eder.

İyilikle kötülük birbirine çok yakındır, bir birini yok eder, hayat hakkı tanımaz. İyiliği benimsemeyen kötülüğe düşer.

Müslümanın vasıflarından söz ederken Allah Kur’an’da “kötülüğü iyilikle savarlar” buyuruyor. (Rad:22)

İsra suresinde de: “Eğer iyilik ederseniz kendinize etmiş olursunuz kötülük ederseniz yine kendinize etmiş olursunuz.” (Ayet:7) buyrulmuştur.

Bir ayette de şöyle emredilir:

“İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki candan dost olur.” (Fussılat:34)

İyilikle, kötülükle ilahi huzura çıkanlardan da şöyle bahsedilir:

“Kim iyilikle gelirse, ona daha iyisi verilir. Ve onlar o gün korkudan emin olurlar.”

“Kötülükle gelen kimseler ise yüzü koyun cehenneme atılırlar. Onlara: “Ancak yaptıklarınızın karşılığını görmektesiniz” denir. (Neml:89-90)

Nasıl iyilik ehli olunur?

”Benim iyiliğimde bana kötülüğünde bana başkasından bana ne” denemez. Tek başına kurtuluş yoktur. İnsan başkalarından da sorumludur.

İbn-i Sina’nın güzel bir sözü var:

“Cennete yalnız girilmez. Cennete yalnız girmek isteyen zaten cennetlik değildir.

Allah Kur’an’da: “Hanginizin daha iyi işler yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yarattık” buyuruyor. (Mülk:2)

Bir ayette de Cenab-ı Allah kullarının iyilik yapmasını emrediyor. İyiliğin karşılığının cennet olduğunu bildiriyor. (Yunus:26)

İyilik yaparak iyilik ehli olunur.

İnsanları Allah’a çağırmakla iyilik ehli olunur. (Fussılat:33)

İyiliği emretmek kötülükten sakındırmakla iyilik ehli olunur. (Tövbe:71)

“Siz insanlar için hayırlı kimselersiniz iyiliği emredip kötülükten vazgeçirmeye çalışırsınız” (Al-i İmran:110) buyrularak nasıl hayırlı insan olunacağı bildirilmiştir.

Lokman Suresinin 17. Ayetinde de:

“Namaz kıl. Uygun olanı buyurup fenalığı önle, başına geleni sabret. Doğrusu bunlar azmedilmeye değer işlerdir.” Buyrularak namazla, sabırla ve kötülüğü önlemekle iyilik ehli olunabileceği bildirilmiştir.

Diğer ayetlerde de ibadetlerle de iyilik ehli olunabileceği bildirilmiştir. (Tövbe:112, Haç.41)

Bir ayette de: “Kendi canları çekmesine rağmen yemeği ihtiyaç sahiplerine yedirenlerin iyilik ehli olduğu bildirilmiştir. (İnsan:8)

Ayetlerde iyiliği emretmekle beraber kötülükten men etmek zikredilmiştir. Çünkü, kötülüğü yok etmeden iyilik hakim kılınamaz. Kötü haldeyken iyilikten söz edilemez.

Allah Kur’an’da: “Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz. Yapmadığınız şeyleri söylemeniz Allah yanında büyük bir nefretle karşılanır” (Saff:2-3) buyurarak yapmadığını söyleyeni kınıyor.

Peygamber (as) Miraca çıktığında dudakları ateşten makasla kesilen kimseler görüyor Cebrail (as)a soruyor:

-Kim bunlar? Diyor. Cebrail (as):

-Bunlar dünyada başkalarına iyilik emreden fakat kendileri yapmayan kimseler cevabını veriyor. (Ramuz:292/13)

Peygamber (sav) bir hadislerinde: “İyilikten hiçbir şeyi küçük görme, yap!” buyurmuştur. (Ramuz:469/4)

İyilik ehlinin akıbetini de şöyle haber veriyor.

“iyilik ismi gibi iyidir. Dünyada iyilik ehli olan, ahirette de iyilik ehli olur.” (Ramuz: 236/12)

Her yaşta iyilik yapılabilir. Hayatın her döneminde iyilik yapılabilir. İnsan isterse gençliğinde Hz. Yusuf olabilir. İsterse emekliliğinde ibadetleri ile yapacağı hizmetleri ile tam bir Allah adamı olabilir. Emeklilik büyük bir fırsattır.

Her iyilik sadakadır:

Bir gün peygamber (as):

-Her Müslüman sadaka vermelidir”  buyurur.

Oradakiler:

-Sadaka verecek bir şey bulamayan ne yapmalıdır Ya Resulullah? Diye sorunca:

-Çalışır, kazanır sadakasını verir” der. Oradakiler tekrar sorar:

-Ya çalışma imkanı bulamayan ne yapmalıdır? der.

Allah Resulü:

-Muhtaçlara ve mazlumlara yardım eder buyurur.

-Bunada imkan bulamayan ne yapar? Diye sorulur.

Allah resulü:

-Böyle olanlar iyilik yapsın ve kendini kötülüklerden alıkoysun” buyurur, devamında da çünkü bu onun için sadakadır diye ilave eder.” (Buhari, zekat:30)

Yapılan her iyilik sadakadır. Öldükten sonra bile o iyiliğin sevabı görülecektir. Hem de on mislinden yedi yüz misline kadar sevapla ödül vaat edilmiştir.

Bu konuda peygamber (as)

“iyiliğin hepsi sadakadır” (Ramuz:236/13)

“Gizli sadaka Allah’ın gazabını söndürür Sıla-ı Rahim ömrü uzatır. İyilik yapmak insanı kötü akıbetten korur” buyurmuşlardır. (Ramuz:307/4)

Bir hadislerinde de şöyle buyurur:

“Kaderi duadan başka bir şey değiştirmez ömrü ancak iyilik arttırır. Bir adam günahı sebebiyle kendisine gelecek rızkından mahrum olabilir.” (Ramuz:486/11) buyurarak iyilikten mahrum olanın rızkından da mahrum olacağını bildirmiştir.

İyiliğe mani olmanın, iyilikten alıkoymanın münafıklık alameti olduğu bildirilmiştir. (Tövbe:67)

İyilik yapmak dini ve insani görevdir.

Cenab-ı Allah iyiliği emreder:

“Ey Müslümanlar siz hayır işlerinde yarışınız.” (Bakara:148)

“Eğer iyilik ederseniz kendinize etmiş, kötülük ederseniz yine kendinize etmiş olursunuz…” (İsra:7) buyurur.

İyiliğin kaynağı dindir inançtır. J.J.Ruso şöyle der: “İnanmadan da bir insanın faziletli alabileceğini zannederdim. Ne kadar yanılmışım.”

Din iyiliği emreder karşılığında mükafat vadeder ve iyiliğin karşılığının iyilik olduğunu bildirir. Peygamber (as):

“İnsanların en hayırlısı insanlara en çok faydalı olandır” buyurmuştur.

Din iyi niyete de mükafat vadeder. Bir hadiste şöyle buyrulur:

“İyilik yapmak isteyip de yapamayana bir sevap yazılır. Yaparsa 10 ile 700 misli sevap yazılır.

Kim bir kötülük yapmak ister de yapmazsa bir sevap yazılır, yaparsa bir kötülük yazılır Allah dilerse onu da afeder. Helak olacak adam helak olmaya layık olan adamdır.” (Rumuz:122/10)

Her bir Müslüman iyilik yapmak ve kötülüğe karşı çıkmakla yükümlüdür. Bu görev ona aynı zamanda Allah’ın emridir.

İyilik nasıl yapılmalıdır?

Bir işin, bir davranışın iyilik olabilmesi için bazı özellikler taşıması lazımdır.

-İyilik, öncelikle faydalı olmalıdır.

-İyilik, Allah rızasına yönelik olmalıdır. Dünyevi bir karşılık gözetilmemelidir.

-İbn-i Sina: “İyiliğin şartı beştir” der:

1-Tez olmalı

2-Gizli olmalı

3-Sürekli olmalı

4-Yerini bulmalı

5-Gözde büyütülmemeli”

-İyilikte riya gösteriş olmamalı. Kur’an da: “Bir iyiliği açıklar yahud gizlerseniz veya bir kötülüğü açıklamayıp gizlerseniz, af ederseniz şüphesiz Allah da ziyadesiyle af edici ve kadir dir” buyrulur. (Nisa:149)

-İyilik başa kakılmamalıdır. Kur’an’da:

“Yaptığın  iyiliği çok görme, başa kakma!” (Muddessir:6)

“Ey iman edenler! Allah’a ve ahirete inanmadığı halde malını gösteriş için harcayan kimse gibi başa kakmak ve incitmek suretiyle yaptığınız hayırlarınızı boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu düz kayaya benzer ki sağanak bir yağmur üzerinde ki toprağı alıp götürmüştür. Bunlar kazandıklarından hiçbir şeye sahip olamazlar. Allah kafirleri doğru yola iletmez” (Bakara:264) buyrulmuştur.

-Yapılan iyiliğin ardından bir beklenti olmaz. Bana dua et denmez bir menfaat umulmaz karşılık ve teşekkür de beklenmez. (İnsan:9)

-İyilik kalıcı olmalıdır. Kur’an’da:

“Servet ve oğullar dünya hayatının süsüdür. Ölümsüz olan iyi işler ise Rabbinin nezdinde hem sevapça daha hayırlı hem de ümit bağlamaya daha layıktır” (Kehf:46)

“Allah doğru yola gidenlerin hidayetini arttırır. Sürekli kalan iyi işler, Rabbinin nezdinde hem mükafat bakımından daha hayırlı, hem de akıbetçe daha iyidir.” (Meryem:76) buyrulur.

İyiliğe sebep olmak iyiliktir:

İyiliğe hayra aracılık yapan hayra sebep olanın mükafatı büyüktür. İnsan bazen kendisi bizzat iyilik yapamaya bilir. Ama o iyiliğin işlenmesine, yayılmasına sebep olursa iyiliği yapmış gibi sevap alır.

Peygamber (as) şöyle buyurmuştur:

“Hayra vasıta olan kimseye o hayrı yapanın ecri kadar ecir verilir.” (Tirmizi, ilim:14)

Bir hadislerinde de: “Bir iyiliğe sebep olan bizzat onu işlemiş gibidir” (R. Salihın:173)

Cenab-ı Allah da Kur’an’da şöyle buyurmuştur: “Kim iyi bir işe aracılık ederse, onunda o işten bir nasibi olur. Kim kötü bir işe aracılık ederse onunda ondan bir payı olur. Allah her şeyin karşılığını vericidir.” (Nisa.85)

Demek ki, iyiliğe sebep olan gibi kötülüğe sebep olanda yaptığının karşılığını mutlaka görecektir.

Bir şeyi başlatan o şeye hayat vermiş ve çığır açmış olur. o şeyin sevabından da günahından da ona pay vardır.

Kur’an’da şöyle buyrulur:

“Kim iyi bir ise aracılık ederse, onun da o işten bir nasibi olur. Kim kötü bir işe aracılık ederse, onun da ondan bir nasibi olur. Allah her şeyin karşılığını vericidir.” (Nisa:85)

Bu konuda Allah Resulü (sav9 şöyle buyurur:

-“İyi bir çığır açan kimseye o çığırın sevabı verileceği gibi, o yolda gidenlerin sevabı da verilir. Onların sevabından bir şey eksilmez. Kötü çığır açan kimseye açtığı çığırın günahı yüklenir. Kendinden sonra o yolda güdenlerin günahı da yüklenir ve onların günahından da bir şey eksilmez” (R. Salihın:170)

-“Başkalarını, doğruluğa çağırana, kendisine uyanların sevabı kadar sevap verilir. Sapıklığa çağıran kimseye de, ona uyanların günahı kadar günah verilir. (R. Salihın:173)

-“Bir iyiliğe vesile olan, onu bizzat işlemiş gibidir.” (Tirmizi, İlim:14)

-“Kim bir adam öldürürse, onun günahı kadar Adem’in ilk oğluna ayrılır. Çünkü o, adam öldürme çığırını başlatmıştır.” (R. Salihın:171) (Bak: Madia 27-32)

İyiliğin mükafatı:

Hiçbir iyilik karşılıksız kalmaz peygamber (as): “Allah yolunda ayağı tozlananlara cehennem afesi haram kılınmıştır” buyurmuştur. (büyük Hadis Külliyatı:5/6091)

Hiçbir iyilik Allah yanında gizli ve karşılıksız kalmaz. Allah kötülüğünde iyiliğinde mükafatını mutlaka verir.

İyilik yapanlarının mükafatının cennet olduğunu Kur’an’da şöyle ifade edilmiştir:

“Rableri katında onlara cennet vardır. Ve yapmakta oldukları güzel işler sebebiyle Allah onların dostudur.” (En’am.127)

“Kim Allah’ın huzuruna bir iyilikle gelirse ona getirdiğinin on katı vardır…” (En’am:160)

“İyiler muhakkak cennete kötüler de cehenneme giderler” (İnfitar:13-14)

Melekler iyiler için dua ederler Kur’an’da:

“Melekler müminlerin bağışlanmasını isterler. Onları cehennem azabından koru!” derler. (Mü’min:7) “Onları her türlü kötülüklerden koru!” derler. (Mü’Min:9)

Allah iyilik yapmayı emreder:

Yeryüzünde kötülük kalmayıp iyilik hakim oluncaya kadar her Müslümanın görevi iyilik yapmak, iyiliğe teşvik etmektir. Bu samimi iman sahiplerinin işidir. Bu görevi yerine mazeretsiz getirmeyen Allah’a isyan etmiş olur.

İyiliği yaymak kötülüğün önüne geçmek iyi ortamlar hazırlamak, iyi nesiller yetiştirmek her Müslümanın üzerine  bir borçtur.

Bizden öncekiler Allah’ın adını yer yüzüne yaymak, iyiliği hakim kılmak için rahat yataklarında yatmamışlardır.

Daha öncekiler iyiliği emretmedikleri, iyiliği işlemedikleri, kötülüğe karşı çıkmayıp kötülük işledikleri için helak oldular. Bu hal bizim de başımıza gelmeden her iman sahibi görevini yapmalıdır. Allah Kur’an’da:

“Bir yerin halkı ıslah edici olduğu halde Rabbin haksızlıkla onları helak etmez.” (Hud:17) buyrulmuştur.

Peygamber (as) da şöyle buyurmuştur:

-“Bir bölgede kötülük, meydana çıktığında kötülük men edilmezse, Allah onlara azabını indirir. İyilere de mi? Denince: evet fakat sonra o iyiler Allah’ın rahmetine mağfiretine kavuşur. (Ramuz:54/2)

-“Bir de iyilik hakim kılınmaz, kötülüğe karşı olunmazsa, Allah onlara şerlileri musallat eder. İyi kimseler dua eder ama duaları kabul olmaz.” (Ramuz:502/11)

Peygamberimizin ifadesiyle iyilik ehil olana da olmayana da yapılması lazımdır. Eğer ehil olana isabet ederse yerini bulmuş olur. İsabet etmezse, iyilik ehli sen olursun. İyilik kötülüğü giderir onu yok eder.

Kur’an’da:

“İyilikler kötülükleri giderir.” (Hud:114) buyrulmuştur.

Peygamber (as) da sadakanın belayı önleyeceğini ifade ile “Sadaka ile belayı önle!” buyurmuştur.

Sebe Suresi 39. Ayette de “Siz hayra ne harcarsanız Allah onun yerine başkasını verir” buyrularak iyiliğin hiçbir zaman karşılıksız kalmayacağı bildirilmiştir.

Cenab-ı Allah’ın bir emri de iyilikte yardımlaşmaktır. Zalime de mazluma da yardım edilecektir. Zalim zulmetmekten men edilecektir. Kötülük yapan, kötü halden kurtarılacaktır.

Allah Kur’an’da şöyle emreder:

“…. İyilik ve Allah’ın yasaklarından sakınma konusunda yardımlaşın günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın Allah’tan korkun çünkü Allah’ın cezası çetindir” (Marda:2)

Bir ayette de:

“Kafir olanlar birbirinin yardımcılarıdır. Eğersiz birbirinize yardım etmezseniz yer yüzünde bir fitne ve büyük bir fesat olur” buyrulur. (Enfal:78)

Sonuç olarak, iyilik ne şekilde hangi şartlarda olursa olsun ayakta tutulacaktır değilse, bela ve musibetler ceza olarak görülecektir.

İnsanların iyiliği unutmaları birbirine özendirmemeleri, kötülükten de sakınıp başkalarına sakındırmamaları kıyamet alameti olduğu bildirilmiştir.

Allah’ın bir emri de, kötülüğü mendir:

Buna göre her Müslüman kötülükten uzak kalacak ve etrafını da kötülükten uzaklaştıracaktır. Yani kötülüğe asla rıza göstermeyecektir.

Bir gün peygamberimiz ashabına:

“Öyle bir zaman gelecek ki, Müslümanın kalbi tuzun su da eridiği gibi eriyecek” diyor.

Ashabı:

-Niçin Ya Resulullah? Diye soruyor.

Cevap.

-Kötülüğü görüp de onu değiştirmeye güç yetiremediği için” buyuruyor. Müslüman kötülüğü yok edemeyince bu şekilde üzülecektir. Çünkü Allah Kur’an’da:

“Sizden hayra çağıran; İyiliği emredip kötülüğü men eden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir” (Al-i İmran.104)

“siz insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder kötülüğü men edersiniz…” (Al-i İmran:110)

“Onlar ahiret gününe inanırlar. İyiliği emreder kötülükten men ederler. Hayırlı işlere koşuşurlar. İşte bunlar iyi insanlardandır” (Al-i İmran:1149

Başka ayetlerde de, iyiliği emretmeyen kötülükten men etmeyenler kınanmışlardır.

Müslümanın sorumluluklarından biri de iyiliği emretmek kötülükten men etmektir. Müslüman başı boş bırakılmamıştır. (Kıyame:3)

Tek başına kurtuluş yoktur. Her Müslüman imanı ölçüsünde gücü nispetinde sorumludur.

Küfürle kötülükle mücadele Müslüman için son nefese kadardır. Bana ne yok, bir ben mi yok. Her kötülükte bir insanın sorumluluğu vardır.

Sorumluluktan kaçmanın cezası vardır. Peygamber (as) bir hadislerinde.

“Allah’a yemin ederim ki, ya iyiliği emreder, kötülükten sakındırırsınız ya da Allah size azap gönderir. Siz Azaptan kurtulmak için dua edersiniz de duanız kabul olmaz.” (Tirmizi, Fiten:9)

Kötülük men edilmezse Allah’ın azabı toptan olur. Bir hadiste:

“Bir yerde kötülük yayıldığında onların aralarında salihler bulunsa da Allah o yer halkına azabını indirir. İnsanlara gelen azap iyilere de isabet eder. Lakin daha sonra onlar Allah’ın rahmetine ve onun mağfiretine kavuşurlar” buyurmuştur. (Rumuz:54/2)

Hz. Ebu Bekir (ra): “Cihadı terk eden toplumu Allah zelil eder” demiştir.

Müslümanlar olarak tepki gösterenlerin azlığı, herhangi bir korku, bizi uyuşukluğa ve pısırıklığa sevk etmemelidir. Kötülüğe karşı çıkmak için hiçbir şey mazeret sayılamaz.

Allah Resulü, İslam’ın en zayıf dönemin de bir Hristiyan’ın hakkını gasp eden Ebu Cehil’in kapısını Hıristiyan’ın hakkını almak için yumruklamıştır.

Davandan vazgeç diye baskıların yapıldığı zaman da: “Vallahi güneşi sağ elime ayı sol elime verseler bu davamdan vazgeçmem” diyerek hiçbir taviz vermemiştir.

İyiliği emretmek kötülükten men etmek belirli insanların görevi değil, bütün Müslümanların görevidir. Bazı Müslümanlar ben ne yapabilirim diyerek, bazıları da emekliyim, yaşlıyım diyerek üzerlerine farz olan bu görevi terk ediyor.

“Gemisini kurtaran kaptan” diye bir söz var, insanın kendini kurtarması yetmez. İnsan başkalarından da sorumludur.

Bu sorumluluğu yerine getirirken zor kullanarak, kaba kırıcı davranarak, kırarak yığarak değil, yumuşaklıkla, tatlı dille “yap iyiliği at denize, balık bilmezse halik bilir” düşüncesiyle yerine getirmeliyiz. Hüner cehenneme adam göndermek cehennemliklerin sayısını arttırmak değil, cennete adam kazanmaktır. Ne diyor Allah Resulü:

“Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz” buyurmuştur.

İyiliği emretmenin, kötülükten men etmede metot budur.

DUYARLI OLMAK

Duyarlı olmak, ruhu ölmeyenlerin inancı, idealleri yozlaşmamış ve insanlığını kaybetmemiş olanların işidir.

Uyuşmamış, uyuşturulmamış kimseler duyarlı olur.

Ahlaki, insani değerlerini kaybetmeyenler duyarlı ve tepkili olur.

Vatan, bayrak sevgisini ve milli benliğini kaybetmeyenler duyarlı olur, saldırılara karşı tepkili davranır.

Aslında her canlının kendine yönelik hareketlere karşı tepki gösterme özelliği vardır; kendini savunur. Zor durum da kaldığı zaman Allah ona nasıl bir yetenek verdiyse, onu kullanır, savunma yapar, kendi varlığını devam ettirir, neslinin devamını sağlar.

Kendini savunamayan yok olur, gider. Fertlerin ailelerin ve toplumun devamı duyarlılığına ve yapacağı savunmaya bağlıdır.

Herkes çalışır çabalar, fakat güdülen davanın haklılığı önemlidir. Yapıcı ve olumlu kimseler meydana çıkmazsa, batıl ve yabancı ideoloji sahipleri meydana çıkar, onlar gündem de kalır, haklı görünür. Kendisi vurur, kendisi bağırır.

Bunlar bazı olayları bahane ederek bozgunculuk yaparlar kırarlar, dökerler, devlete kafa tutarlar, yabancı ideolojinin emellerine hizmet ederler.

Kur’an’da bozgunculardan şöyle söz edilmektedir:

“Gerçek şu ki, kafir olanları azab ile korkutsan da korkutmasan da onlar için birdir. İman etmezler.”

“Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerine de perde çekilmiştir. Onlar için büyük azap vardır” (Bakara.6-7)

“Onların kalplerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalığını çoğaltmıştır. Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de onlar için elim bir azap vardır.”

“Onlara yer yüzünde fesat çıkarmayın dendiği zaman “Biz ancak ıslah edicileriz” derler.

“Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Lakin anlamazlar.” (Bakara:10-12)

İnsanlar arasında fitne ve fesat çıkaran bozguncular hastalıklı insanlardır. İşleri güçleri huzursuzluk çıkarmak, yalan söylemek ve karışıklık çıkarmaktır. İnsanları birbirine düşürmeye, fitne ateşini tutuşturmaya çalışırlar. Din düşmanı, ahlak düşmanı kimselerdir. Zaman zaman inanmadıkları halde inanmış gibi görünerek insanları aldatmaya çalışırlar.

Tarih boyunca peygamberler böyle bozguncu kimselerle mücadele etmiştir. Kıyamete kadar da iman küfür kavgası olarak devam edecektir. Netice de fitnecilere, bozgunculara karşı duyarlı olan ve tepki gösterenler mükafatlandırılacak, bozguncular ise Allah’ın vadettiği şiddetli azap ile karşılaşacaklardır.

Uyanık olmak ve karşı koymak inancımızın gereğidir:

Önemli olan bu mücadele de kimin kimin yanında olduğudur. Kimin kimin değirmenine su taşıdığıdır. Kimin yaptığı kimin işine yaradığıdır.

İnsan sebep olduğu şeyi bizzat yapmış gibi karşılık alacaktır.

Allah Resulü: “Kim kimi severse onunla beraber haşrolunacaktır” buyurmuştur. Öyle ise kim ahirette kiminle beraber olmak istiyorsa onun yanında yer almalıdır.

Müslümanım diyenler beraber olmalı, bölük bölük olmamalıdır. Çünkü saldırı İslamadır. Kur’an’adır, imanadır, dini değerleredir.

Her bir Müslümanın yapabileceği bir şey mutlaka vardır. Bunu yapmadığı zaman sorumlu olur. İyilerle doğrularla beraber olmayanın iddiası yalan olur.

Allah ben Müslümanlardanım diyene bakın ne emrediyor.

“Kafir, olanlar birbirlerinin yardımcılarıdır. Eğersiz birbirinizin yardımcısı olmazsanız yeryüzünde fitne ve büyük fesat olur” (Enfal:73)

Diğer ayetlerde de:

“Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın işte bunlar için büyük bir azap vardır” (Al-i İmran:105)

“Dinlerini parçalayan ve bölük bölük olanlardan olmayın. Bunlardan her fırka kendilerinde olan ile  böbürlenmektedir” (Rum:32) buyurmaktadır.

Ayni kıbleye yönelen ayni peygambere ayni kitaba inanan Müslümanlar bir beraber olursa, kimse onlara ve inandıklarına zarar veremez. Bir ve beraber hareket etmek bunun için gereklidir.

Milli manevi değerlerimiz her zaman saldırıya uğruyor. Ahlakımız, inancımız, evimiz, ailemiz, varlığımız tehdit altında içten de dıştan da saldırılıyor.

Dış düşmanların emelleri belli, ya içimizdekilere ne oluyor? Hani ağaca derdin ne? Diye sormuşlar; “balta” demiş. Ne var balta da demişler, ah sapı benden olmasa bana bir şey yapamaz ya!” demiş.

Bugünde Müslüman kendisinden evvelki Müslümanlar gibi yatağında yatmayacak kendisi için, gelecek nesiller için ve ilay-ı kelimetullah için çalışacak. Bu inancının gereğidir.

Ahiretle ilgili ilk soru son nefeste başlayacak. Kur’an’ın bildirdiğine göre kendini çaresiz görüp, kendini yazık edenlere melekler canlarını alırken: “Ne işle meşguldün?” diyecekler. (Nisa:98)

Mazeret yok. Her inanan, inancına düşman olanlara karşı olacak.

Bir kutsi hadiste şöyle buyruluyor:

“Allah kıyamet günü kulunu sorguya çekecek:

-Kötülüğü gördüğünde ona karşı çıkmana engel teşkil edecek ne vardı? Neden karşı çıkmadın? Deyince kul:

-Korktum deyince, ona Allah.

-Benden korkman gerekmez miydi?” diyecek. (İlahi Hadisler 26 Nolu Prog:33)

Müslüman her hareketinden sorumludur. Hayatının her anının, her saniyesinin hesabını verecektir. Onun için Müslümanın hayatında değmeze, neme lazıma yer yoktur. Yoksa ihmalinin cezasını görür.

Bir hadislerinde peygamber (as) şöyle buyurur:

“İnsanlar zalimi görür de zulmüne mani olmazlarsa, Allah’ın gazabı yakındır” (R. Salihın:195)

Saldırılara gereken tepki gösterilirse, kötüler, kötülük yapma cesaretini bulamazlar. Uyuşukluğa yer yok. Biz, uykusuz gözlerin yorgun bedenlerin, hak yolda ömürlerini tüketenlerin mirasına konduk. İnsan unutkan bir varlık. Zannederim duyarsızlığın sebebi bu.

Bizden öncekiler “Allah yolunda ayağı tozlananlara cehennem ateşi haramdır” (Age:1308) hadisine inanarak at koşturdular, rahat yataklarında yatmayıp zaferden zafere koştular. Yoksa nereden bulacaktık bu sahip olduklarımızı/

Bugün eğer orta da bir istenmeyen durum varsa, bundan her Müslüman sorumludur.
Mevlana, idam edilmiş birinden kendini sorumlu tutmuş; ben seni araştırsaydım seninle ilgilenseydim, sende bu duruma düşmezdin” demiştir.

Müslüman için mezarda yatacak vakit çoktur. Hani ilk vahiy gelince peygamber (as) in yorgun halini gören Hz. Hatice (ra) “Biraz dinlensen” demişti de Hz. Peygamber (as): “Dinlenecek vakit mi var ya Hatice!” demişti ya işte Müslüman için keyf çatacak vakit yoktur. “Kıl beşi kurtar başı” diyenler oluyor,  yok öyle şey. Bir hadiste: “Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır” buyrulmuştur.

Son zamanlarda ortalık toz duman, akıl almayacak şeyler oluyor. Kimliğini kaybedenler, ezeli düşmanla ayni düşünüyor onun gibi hareket ediyor. Aziz milletimiz varlık mücadelesi veriyor. Bu ortamda Müslüman yerini seçmelidir.

Doğrularla olmayanda hayır yoktur. Hz. Ebu Bekir (ra) şöyle demiştir:

“Herhangi bir yericinin yermesinden korkarak hakkı söylemekten çekinen kimsede hayır yoktur”

“İnandım” diyen gereğini yerine getirmezse sözü yalan olur. Cenab-ı Allah Kur’an’da “Kim islamın hükümlerini kabul etmezse onun ameli boşa gitmiştir. O ahirette de ziyana uğrayanlardandır” buyurmuştur. (Maida:5)

Her Müslüman hakkı ayakta tutmakla görevlidir.

Necip Fazıl, Müslümanların dirilişini ve kendine gelmesini şöyle dile getirmiştir.

“İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal:

Hamallık ki, sonunda ne rütbe var, ne de mal,

Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;

Sen kıvrıl ben gideyim, son Peygamber kılavuz.

Yol O’nun varlık onun, gerisi hep angarya:

Yüz üstü çok süründün, ayağa kalk Sakarya!”

Tepki toplumu olmalıyız:

Tepki toplumu olmayan milletlerin geleceği olmaz. Onun üzerinde düşmanın hakimiyeti görülür.

Bir toplumun varlığını ve bağımsızlığını koruması duyarlılık ister, mücadele ister. Hiçbir şey kendiliğinden gelmez. İyilik, fedakarlık göstermeden, hak etmeden elde edilmez. Karşı konulmayan kötülük de acı verir.

Bazı hayvanlar bile yırtıcıların saldırılarını zayıfları ve yavruları aralarına alarak birleşiyor. Savunarak kendilerini koruyor. Bazıları nöbet tutuyor.

Bugün Müslümanlar arasında ki dağınıklık, onları hem geri bırakmış hem de yönetilir duruma getirmiştir. Yer altı, yer üstü zenginlikleri sömürülmüştür.

Müslümanlar arasında sen-ben olmamalı biz olmalı, gurupçuluk kalkmalı, bir beraber olunmalı. Değilse söz sahibi olunmaz. Düşmanın çıkardığı fitneler beraberce defedilmelidir. Bela ve musibetler el birlik savulmalıdır. Unutulmamalıdır ki, Müslümanlar kardeştir.

Müslümanlar yapmaları gerekeni yapmazlarsa, ilahi ikaz ve uyarılara muhatap olurlar.

Peygamber (as) şöyle buyuruyor:

1-“Bir toplulukta bir takım günahlar işlenir, işlemeyenler, o günahları işleyenlerden daha güçlü ve daha çok oldukları halde engel olmazlarsa, mutlaka Allah hepsine birden ceza verir” (Ebu Davud, Melâhim, 17; İbn-i Mâce, Fiten, 20)

2-“Bir gün peygamberimize içimizde iyi insanlar varken, helâk olur muyuz?” diye sormuşlar. O da, “Evet, ahlâksızlık ve günah çoğaldığı zaman helâk olursunuz buyurmuşlardır” (Buhâri, liten, 4, müslim, fiten, 4)

Umursamazlık Müslümanın tavrı olamaz:

Müslüman duyarlı olur iyiliği emretme kötülüğü men etme, olumsuzluğa tepkili davranma ayrıca cihad etme gibi görevleri vardır.

Kötülük karşısında susmak, kötülüktür, küfre rıza küfürdür. Fitnelere karşı susmak şeytan işidir.

Küçük bir kuşun yuvasına yavrusuna zarar vermek istesen saldırıya geçer, korumak için çırpınır. Bugün çeşitli yollarla yuvalarımızı yıkıyorlar, nesillerimiz çalıyorlar. Seyrediliyor. Hatta maddi manevi destek görüyor.

Tepkisiz çocuğun elinden oyuncaklarını aldıkları gibi değerlerimiz birer birer elden çıkıyor seyrediliyor.

Tepkisiz kişinin iffetini koruyamadığı, gibi korumamız gerekenleri koruyamıyor, gereken hassasiyeti gösteremiyoruz.

Peygamber (as): “Kötülüğü görüp de üzülmeyen manen zarar görür” buyurmuştur. Suskunluğumuz manevi kayıplara sebep oluyor.

Şu korku, bu korku, mazeret çok. Adam sende, neme lazım, bana ne, bana dokunmayan yılan bir yıl yaşasın” deniyor. En kötüsü de dünyevileşme hastalığı insanları uyuşturuyor.

Allah’tan korkulmuyor, başka korkulardan çekiniliyor. Şikayetçi olacağım, hakkımı arayacağım denildi mi iş değişiyor.

Gelişmesine büyümesine sebep olduğumuz kötülüğün kahrına uğradığımızın farkına bile varamıyoruz. Başımıza gelen bela ve musibetler için neden, niçin, bun da benim payım ne gibi sorulara cevap aramıyoruz.

Kör sağır ve dilsiz Müslüman olunmaz. Duyarsızlık, olaylara suskunluk, kıyamet alametlerindendir.

Fitne ve yıkım hareketine karşı sadece şikayet ediliyor. Şikayet çare değildir. Çayır çayır kaşınmanın bite de, pireye de çare olmadığı gibi.

Mehmet Akif: şöyle haykırıyor:

“Bana ne dedikçe bozuldu çarkın

İşgale uğradı evinle barkın

Yeter yattığınız ayağa kalkın

Dermanınız mı yok, ölümüsünüz?”

Kötülüğü yayanda, onun karşısında susan da herhangi bir şekilde destek olan da o kötülükten sorumludur.

Cenab-ı Allah Kur’an’da şöyle buyuruyor: “İnsanlar arasında çirkin şeylerin yayılmasını arzulayan kimseler için dünyada da ahirette de çetin bir ceza vardır. “Allah bilir, siz bilmezsiniz” (Nisa:19)

Son zamanlarda artan kötülükler karşısında suskun kalıp karşı çıkmayanlara kınamayanlara ve önlemek için gayret göstermeyenlere de Akif şöyle sesleniyor:

“Ey dipdiri meyyit, iki el bir baş içindir.

Davransana ellerde senin başta senindir.

His yok, hareket yok, acı yok leş mi kesildin

Hayret veriyorsun bana, sen böyle değildin

Alem de ziya kalmasa halk etmelisin halk

Ey elleri böğründe yatan şakın adam kalk!”

Neden tepkisiz hale geldik?

Sistemli bir şekilde inancımızdan uzaklaştırıldık, milli duygularımız taklitçilikle batı hayranlığı ile zayıflatıldı yıkım yapan medyayı kendi elimizle besledik. Yabancı ideolojilerin uşağı siyaseti destekledik. Kendi milletimizi, milli değerlerimizi küçümsedik, adeta düşman olduk. Aile yuvalarımızı koruyamadık, idealist ve hayırlı nesiller eğitip yetiştiremedik.

Milli manevi değerlerimize yapılan saldırıları sadece seyrettik. Ahlaksızlar kadar cesur olamadık.

Yunan işgalcilere karşı silahımız yok diyenlere Ahmet Hulusi Efendi: “Taş atacak kolunuz damı yok” diyordu. Sütçü imam başörtüsüne uzanan Fransız askerlerini çekinmeden yere seriyordu. Akif karış karış Anadolu’yu dolaşıyordu. Her insanın mutlaka yapabileceği hayırlı bir iş vardır. Bu yapılmadı bu milleti moda ile filimlerle, dizilerle popla topla uyuşturdular. Bir bebek, bir köpek derdine düşürdüler. Öyle bir hastalık dolaştırdılar ki, ahireti unutturup dünyaya meylettirdiler.

Peygamber (as) şöyle buyurmuştu hani!
“Sizden kim bir kötülük görürse, onu eliyle düzeltsin. Buna gücü yetmezse, dili ile düzeltsin. Buna da imkan bulamazsa kalbi ile buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf halidir” (Hadis Asis:1/89) ya kalbi ile de buğz edemeyenin durumu ne olur acaba?

Hz. Ömer (ra) şöyle dua etmiştir.

“Zındıkların atılganlığından, Müslümanların uyuşukluğundan sana sığınırım Allah’ım”

İnanan herkes sorumludur:

Bizi parça parça edenlere karşı, inancımızda ideallerimizden azar azar, koparanlara karşı geleceğimiz olan gençleri yozlaştıranlara karşı Müslümanım diyenler ne düşünüyor ne yapıyor? Her şeyi bir tarafa bırakıp Müslümanlarla uğraşanlara yazıklar olsun! Grupçuluk taassubu ile hareket edip bölücülük yapanlara, İslam kardeşliğini unutturanlara yazıklar olsun!

İnsanlar inancının doğruluğu ölçüsünde samimidir. Sorumluluklarının ise sınırı yoktur.

Allah’ın bize en güzel örnek alarak gösterdiği Hz. Peygambere davasını bırakması için müşriklerin teklifleri ve tehditleri olmuştu. O’nun cevabı ise:

“Allah’a yemin ederim ki güneşi sağ elime ayı sol elime verseniz vallahi bu davamdan vazgeçmem” olmuştu.

Bir insanın kendisinin iyi olması, kendisini kurtarması yetmez. İyilik başkalarına yansımadan elimizin altındakiler kurtulmadan kurtuluş olmaz.

“Her koyun kendi bacağından asılır” sözü islam inancı ile bağdaşmaz. Ne olursa olsun hiçbir şey sorumluluğumuzu ortadan kaldıramaz. Ne diyor Akif:

“Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?

Kesilir, belki, fakat çekmeye gelmez boynum

Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!

Adam aldırmada geç git, diyemem aldırırım.

Çiğnerim çiğnerim hakkı tutar kaldırırım”

Gösterilecek tepki nasıl olmalıdır?

Olumsuzluklar karşısında tepki göstermenin de bir adabı edebi vardır. Usulüne uygun gösterilecek tepki olumlu netice verir. Değilse “Öfke ile kalkan zararla oturur” derler.

Tepki medeni olmalıdır. Öfke ile, kırıp yağmakla, cezasını vermek düşüncesiyle gösterilen tepki, fayda yerine zarar getirir.

Tepki de yer, zaman ve şekil çok önemlidir. Buna dikkat edilmezse tepki tepki ile karşılık bulur.

Tepki gösterirken haddi aşmamak gerekir, değilse suçlu duruma düşülür.

İftira ile, karalama, çamur atma ile tepki olmaz. Böyle tepkiden hayır çıkmaz. Tepki de iyi niyet ve yapıcılık önemlidir. Yani cehenneme adam sokmak değil mesele cennete adam kazanmak olmalıdır.

Allah, kötülüğü güzellikle savmayı emrediyor. Peygamber (as) da: “Ya hayır söyle ya da sus!” diye tavsiye ediyor.

Lanet okuyarak beddua ederek kötülüğe karşı çıkılmaz. Yapılması gereken yapılır, söylenmesi gerekenler söylenir. Allah’a havale edilip ıslahı istenir.

Şiddet, tepki metodu değildir. Düşman kazandırır. Şiddet, şiddetle karşılık bulur. Allah Musa Peygambere: “Firavuna yumuşak söylemesini emrediyor.

Allah bize neyi emrediyor:

“Sizin içinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun, işte onlar, kurtuluşa erenlerdir.” (Al-i İmran.104)

Tepki hiçbir zaman saldırı hareketi değildir, savunma şekli olarak algılanmalıdır.

Tepki de dikkat edilecek bir husus da, kötülük kötülükle savulmaz.

Bir mahalle de kötü kadınlar türer. O mahalleye bazı kimseler dadanır. Bir kardeşimiz telefonu ile resim çekiyormuş gibi yapar. Kısa zaman sonra çekinen, kimliğinin ortaya çıkmasından korkanlar gelmez olur. Kadınlar da oradan taşınır gider.

Bir ilçede müstehcen bir gazete çıkar. İlçe halkı alınmaması için halkı uyarır, bir hafta sonra gazete çıkmaz olur.

Mahallemizde bir dükkan açıldı. Alkol satışı yapmaya başladı. İçki satmanın vebalini ona anlattım olmadı. Müşteri kaybedersin dedim olmadı, eş dost tanıdıklarıma oradan alışveriş etmenin vebalini anlattım, kendini bilenler uğramayınca dükkanı kapatmak zorunda kaldı.

Tepki gösterirken fitneye sebep olmamaya dikkat edilmelidir.

Dikkat edilecek en önemli şey, tepkinin hayra vesile olmasını sağlamaktır.

Görev, tahribat yapan çarkı geri döndürmektir.

Kur’an’da: “… Eğer Allah’ın insanlardan bir kısmını diğerleri ile savması olmasaydı elbette yeryüzü alt üst olurdu” (Bakara:251) buyruluyor.

Görev tamamen terk edilirse ilahi uyarı ve ikazlar umumi olur.

Nelere tepki gösterilmelidir?

Kötü olarak ne varsa hepsine karşı olmak inancımızın gereğidir.

Peygamber (as):

“iyiyi kötü, kötüyü iyi olarak gördüğünüz de haliniz nice olur?” buyurmuştur. (B.H. Külliyatı:7908)

İslam’a Müslümana yönelik her türlü saldırıdan her Müslüman sorumludur.

Bir hadiste şöyle buyrulmuştur:

“Bir Müslümanın alçaltıldığını gören, gücü yettiği halde onu müdafaa etmezse, Allah onu kıyamet günü bütün yaratıkların huzurda alçaltır” (Age:7909)

Ahlaksızlığı, müstehcenliği teşvik eden. Milli manevi değerlerimizi, aile yuvalarımızı, yavrularımızı, yozlaştıran yayın-basın organlarını almamakla, seyretmemekle tepki gösteren bunların şerrinden korunmuş olur.

Vatanımıza bayrağımıza milli varlığımıza birliğimize beraberliğimize göz diken iç ve dış düşmanlara karşı olmak her vatandaşın milli görevidir.

Zaman zaman çıkarılan fitne hareketlerine ve fitnecilere karşı uyanık olmak geleceğimiz açısından şarttır.

Müslümanları Kur’an’dan, İslam’dan koparmak için hadis ve sünnet düşmanlarına karşı tepkimizi sünnete dört elle sarılarak göstermek, her Müslümanın görevidir.

Örf, adet ve geleneklerimize sahip çıkarak gelecek nesillere aktarmak milletini sevenlerin görevidir.

Müstehcen giysi, alkol ve alkol katkılı madde, kumarı teşvik eden aletler gibi kötülüğü akla getiren, kötülüğe sevk eden ne varsa, inanan vebalini bilenlerin alım satımından uzak durması, başta rızkın helal olmasını sağlayacaktır.

Kısacası, insanımızın duygularını sömürüp aldatanlara, ahlaksız, riyakarlara, zalimlere ve onlara alkış tutanlara, vatanına milletine hainlik edenlere tepki göstermek dürüst ve namuslu kimselerin görevidir.


Bu yazıyı 22 kişi okudu.

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.